Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Türkiyede Çocuk Hakları İhlalleri

Yazan : Mehmet Akif Ulusoy [Yazarla İletişim]
Avukat

Makale Özeti
TÜRKİYEDEKİ ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİNE KARŞI MEVCUT CEZAİ YAPTIRIMLAR VE BU KONUDA KONUŞULAN (KİMYASAL HADIM, MEVCUT HAPİS CEZALARININ ARTIRILMASI) İHTİMALLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Av. Mehmet Akif ULUSOY

TÜRKİYEDEKİ ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİNE KARŞI MEVCUT CEZAİ YAPTIRIMLAR VE BU KONUDA KONUŞULAN (KİMYASAL HADIM, MEVCUT HAPİS CEZALARININ ARTIRILMASI) İHTİMALLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
I-Giriş
Cinsel suçların artması ve toplumsal infiale neden olması nedeniyle bu suçlara uygulanan cezalar ciddi oranda yükseldiği halde cinsel istismar suçlarına beklenilen düşüş sağlanamamıştır. Bu konuda sonuç alınamamasının birçok nedeni bulunmakla birlikte ceza kanunun ilerleyen süreçlerde değişim göstermesi olmuştur.
Cinsel dokunulmazlık kavramı 2005 yılında Türk Ceza Kanununa girmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda bu tür suçlar kısmen bulunmakta beraber “Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhine Cürümler” (Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Suçlar) arasında yer almakta idi. Bu düzenlemelerin toplumsal yönü ağır basan bir hukuki değer çerçevesinde yer almaları suç mağdurlarının bireysel olarak kanunda ve toplum nazarında yeterince korunamamaları sonucuna yol açmakta idi.
Bu çerçevede en dikkat çekici örneklerden biri kaçırma, ırza geçme, ırza tasaddi, evlenme vaadiyle kızlık bozma, 15 yaşını bitirmemiş çocukların cebren ırzına geçme, bu çocukların ırz ve namusuna tasaddi, reşit olmayan kişiyle ilişkide bulunma suçlarında fail ile mağdurun evlenmesinin bir cezasızlık nedeni olarak düzenlenmiş olmasıdır. Mağdurların kendilerine tecavüz eden kişiyle ya da birden çok kişi tarafından birlikte gerçekleştirilen tecavüzde şeriklerden herhangi biriyle evlenmeleri halinde kamu davası, hüküm verildiyse hükmün infazı fail/failler için erteleniyordu. Eski Medeni Kanun’da kız çocukları için evlenme yaşının 15 olduğu ve hakim kararıyla 14’e düşebildiği düşünülürse bu hükmün kapsamı daha iyi anlaşılacaktır.1
II-TCK’da Yer Alan Düzenlemeler
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu çocukların salt cinsel istismar açısından değil, yani sadece bedensel dokunulmazlığının ihlali açısında değil cinsel dokunulmazlığı aleyhine karşı meydana gelebilecek bütün fiiller açısından koruma sağlamayı amaçladığı söylenebilir. Genelde Türk Ceza Kanunundaki “akran sarkıntılığı” nın şikayete tabi şekilde düzenlenmiş olması nedeniyle genellikle toplumsal öfkeye neden olan tecavüz vakaları bakımından gündeme gelmesi nedeniyle cinsel istismarı düzenleyen hüküm dikkati çekmektedir. Esasında Kanun’da esasında üç suç tipinin düzenlenmiş olduğu doktrinde kabul görmekte ise de TCK 102. Madde bağlamında da çocukların cinsel istismarı ile bağlantısı mevcuttur. Bu nedenle Türk Ceza Kanununun “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenen;
1-Türk Ceza Kanunu madde 102*“Cinsel saldırı”
2- Türk Ceza Kanunu madde 103* “Çocukların cinsel istismarı”
3- Türk Ceza Kanunu madde 104*“Reşit olmayanla cinsel ilişki”
4- Türk Ceza Kanunu madde 105*“Cinsel taciz”
103’üncü maddede düzenlenen “Çocukların cinsel istismarı” çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel içerikli tüm fiziksel veya sözsel (işaret vb. de dahildir.) fiiller düzenlenmektedir. Organ ya da bir cisimle gerçekleştirilen tecavüz fiilleri Kanunda ağır fiil olarak nitelendirilmektedir. Bu durum cinsel istismarın nitelikli haline karşılık gelmektedir.
Cinsel istismar anılan madde de iki kısma ayrılarak nitelendirilmektedir. Maddenin birinci fıkrasının birinci bendinde On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, ikinci bendinde ise; diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar olduğu ifade edilmiştir. Bu çerçevede Kanun’a göre cinsel istismar çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre; 15 yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleşen bu tür fiiller koşulsuz cezalandırılırken diğer çocuklara karşı bu davranışlar cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirildikleri takdirde istismar olarak değerlendiriliyor.2
Suçun;
a)Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır.
Ayrıca cinsel istismarın, On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da bu nitelendirme dışında kalan çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır. Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmakta, suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunmaktadır.
Kanunda ayrıca çocuğu hiçbir fiziki temas içermeyen cinsel davranışlara karşı koruyan “cinsel taciz” suçu mevcut (TCK, m. 105). Temas bulunmaması cinsel taciz suçunun cinsel istismar suçundan temel farkıdır. Bu çerçevede cinsel amaçlı olarak mağduru hedef alan el kol hareketleri, söz atma gibi fiiller cinsel tacizdir. Cinsel taciz suçuna ilişkin olarak da Kanun’da suçun belirli imkânlardan ya da akrabalık, koruma ve güven ilişkisinden yararlanılarak işlendiği bazı durumlara cezayı artıran nitelikli hal olarak yer verilmiştir.3
15-18 yaş aralığında bulunan kişilerin iradesini de göz önünde bulunduran kanun koyucu “reşit olmayanla cinsel ilişki” suçunu düzenlemiştir.*Bu düzenleme kapsamında 15-18 yaş aralığında bulunan çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleşen cinsel ilişki ise daha sonra mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyette bulunması üzerine cezalandırılmaktadır.
Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından veya evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunmaktadır.
TCK’da yer alan bu düzenlemeler dışında 2014 yılında İnfaz Kanunu’nun 108. maddesine bir ekleme yapılarak cinsel istismar ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun ikinci ve üçüncü fıkralarının koşullu salıverilme şartları ağırlaştırılmıştır. Bu nevi suçlardan mahkum olanlar cezanın 3/4’ünü infaz kurumunda geçirmektedirler.
III-SUÇ İSTATİSTİKLERİNİN İNCELENMESİ
Adalet Bakanlığının Çocukların Cinsel İstismarı Suç ve Karar Sayısı bakımından 2012-2019 yılları arası adli istatistikleri şu şekildedir;

2012-2019 yılları arasında çocukların cinsel istismarı suçundan açılan davalardaki suç sayıları incelendiğinde; 2014 yılına kadar artış gösteren suç sayısının 2015 ve 2016 yıllarında azalış gösterdiği, 2017 yılında tekrar artışa geçtiği, 2019 yılına gelindiğinde ise suç sayısının 22689 olduğu görülmektedir.2012-2019 yılları arasında çocukların cinsel istismarı suçunun 5237 sayılı TCK uyarınca açılan davalardaki suçlar içindeki oranı ortalama %0,7'dir.



4
ÖNEMLİ NOT: 2012-2019 yılları arasında cinsel taciz suçunun (yetişkinlere karşı işlenen) 5237 sayılı TCK uyarınca açılan davalardaki suçlar içindeki oranı ortalama %0,5 iken, çocukların cinsel istismarı suçunun 5237 sayılı TCK uyarınca açılan davalardaki suçlar içindeki oranı ortama %0,7'dir. Görüleceği üzere çocukların cinsel istismarına yönelik açılan davalardaki suçlar içindeki oranı cinsel taciz suçunun (tabiri caizse yetişkinlerin uğradığı cinsel taciz suçunun) %0,2’si oranında daha fazla olduğu görülmektedir.

IV-PEDOFİLİ (Sübyancılık)
Pedofili, Yunanca Pedos (çocuk) sözcüğünden gelmektedir. Bu kişiler cinsel açıdan tatmin olabilmek için ergenliğe girmemiş çocuklarla fiziksel ve genellikle de cinsel temas kurarlar. Pedofili genellikle yetişkin erkeklerde görülmektedir. Pedofili tanısı konulabilmesi için en az altı aylık bir süre içerisinde kişinin, ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklara (genelde 13 yaş ya da altında olanlara) karşı tekrarlayıcı, şiddetli, cinsel istek ya da uyarılmaları olması gerekir. Aynı zamanda kişinin bu cinsel dürtülere göre davranması, kişinin en az 16 yaşında olması ve cinsel etkinlikte bulunduğu çocuklardan en az 5 yaş daha büyük olması gerekmektedir.*Pedofili, Yunanca Pedos (çocuk) sözcüğünden gelmektedir. Bu kişiler cinsel açıdan tatmin olabilmek için ergenliğe girmemiş çocuklarla fiziksel ve genellikle de cinsel temas kurarlar. Pedofili genellikle yetişkin erkeklerde görülmektedir. Pedofili tanısı konulabilmesi için en az altı aylık bir süre içerisinde kişinin, ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklara (genelde 13 yaş ya da altında olanlara) karşı tekrarlayıcı, şiddetli, cinsel istek ya da uyarılmaları olması gerekir.5
Pedofilinin Sebepleri Nelerdir?
Pedofilinin sebepleri hem biyolojik hem de çevresel faktörlere bağlanabilir. Çevresel faktörler pedofilinin oluşmasında daha etkin rol oynamaktadır. Pek çok vakaya baktığımızda pedofilililerin çocukluklarında istismara uğramış olmaları muhtemeldir. Çocukluklarında cinsel istismara karşı koyamadıkları için yetişkinliklerinde mağdur rolünden çıkmak isterler. Çocuklara cinsel saldırılarda bulunarak aynı travmayı tekrar tekrar yaşayıp, bu sefer usta olma amacı taşırlar. Yapılan araştırmalarda pedofil bireylerin beyinlerinde yapısal anormallikler de bulunmaktadır. Bu yapısal anormalliklerin çoğunlukla beyin gelişimi sırasında ortaya çıkan yani kendi çocukluklarında yaşadıkları travmalardan ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu anormallikler daha dürtüsel davranmalarına yol açmaktadır.6
Pedofili Tedavi edilir mi?
Pedofilinin tam bir tedavisi yoktur. Pedofili ile ilişkili cinsel dürtüler hiçbir zaman kaybolmayabilir. Pedofilinin tedavisinde psikoanalitik ve davranışçı terapi teknikleri kullanılmaktadır. Orgazmik tekrar koşullanma ile pedofilinin cinsel ilgisinin kendisine uygun olan objelere (yetişkin kadınlara) yöneltilmesi ve dürtülerin istenildiği biçimde şekillenmesine çalışılır. Ayrıca istismar eden kişinin çocukluktaki travmalarını konuşarak, tartışarak çocuklara karşı zararlı davranışlara girmeye teşvik eden durumları belirlemeye ve bu davranışları değiştirmeye teşvik etmeye çalışılır. Günümüzde kullanılan bazı ilaçlar ise dürtülerini azaltıp cinsel uyaranlara karşı sinirsel yanıt vermeyi azaltır. Bu ilaçlar da pedofili tedavisinde kullanılmaktadır. Yine de belirtmek gerekir ki pedofilinin tedavisi oldukça zordur.7

V-KİMYASAL HADIM (Kastrasyon)
Kastrasyon, özellikle erkek cinsel suçluların erkeklik hormonu üreten testislerinin cerrahi müdahale ile alınması ya da ilaçla bu hormonun üretilmesinin azaltılması olarak tanımlanır. Kastrasyon, kimyasal ya da cerrahi nitelikte olabilir. Cerrahi kastrasyon, erkek pedofillerin testislerinin alınarak yeniden suç işlemelerini önlemek için uygulanan yöntemdir. Bu tedavide bireyin üreme organları alınarak erkeklik hormonu en az seviyeye indirilir. Kimyasal kastrasyon tedavisinde ise erkek pedofillere antiandrojen ilaçlar verilerek, erkeklik hormonu azaltılmaya çalışılır. Pedofili sapkınlarına uygulanan yukarıda arz edilen “tedavi yöntemleri” ile sonuç alınamadığından kimyasal veya cerrahi hadım uygulamasının elzem olduğu bir gerçektir. Söz konusu kimyasal ilaçlar ile veya cerrahi müdahaleler ile pedofili olan kişilerdeki cinsel dürtünün sonlandırılması dışında halihazırda bir çözüm yolu bulunmamaktadır.
Bu nedenle 2014 yılında yapılan düzenleme ile cinsel istismar ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun ikinci ve üçüncü fıkralarından yer alan suçları işleyenlerin cezalarının infazı ve koşullu salıverilme sonrasında söz konusu olan denetimli serbestlik süresi içinde tabi olacakları bazı tedavi ve yükümlülükler belirlenmiştir. Bu tedavi ve yükümlülükler; tıbbi tedaviye tabi tutulmak, tedavi amaçlı programlara katılmak, suç mağdurunun oturduğu veya çalıştığı yerleşim bölgesinde ikamet etmekten yasaklanmak, mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan yasaklanmak, çocuklarla bir arada bulunmayı gerektiren bir ortamda çalışmaktan yasaklanmak ve çocuklar hakkında bakım ve gözetim yükümlülüğünü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanmak idi.
Bu maddeye dayanılarak Kanun’da yer verilen yükümlülük ve tedavileri düzenleyen ve Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik” 26 Temmuz 2016 tarihinde*Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun’da yer verilen “tıbbi tedaviye tabi tutulmak” kavramı Yönetmeliğin 7. maddesinde “ayakta veya yatarak, ilaçla veya ilaçsız olarak veyahut her iki usulle cinsel dürtünün azaltılmasına ya da denetimine yönelik tedaviler ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntem” olarak açıklanmaktadır. Böylece literatürde “kastrasyon” olarak isimlendirilen kimyasal hadım uygulaması hukuk sistemimize girmiştir. Ancak Türkiye Psikiyatri Derneği, Yönetmeliğin bazı hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da iptal davası açmış ve açılan davada Danıştay 10. Dairesi tarafından anılan düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına akabinde 17/09/2020 tarihli gerekçeli kararı ile bahsi geçen 7. maddenin birinci fıkrasında yer alan "ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir." ibaresinin iptaline karar vermiştir.
Kararın gerekçesinde Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan tıbbi zorunluluklar ve Kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı yönündeki güvenceye yer verilmiştir. Düzenlemeyi hükme aykırı bulan Danıştay kastrasyonu kişilerin vücut bütünlüğünü ilgilendiren ve ileride telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğurabilecek türde uygulamalar içeren bir düzenleme olarak nitelemiştir. Düzenlemenin çıkış noktasını teşkil eden “tedavi” kavramının Kanun’da belirtilmesi ve Kanunun öngördüğü sınırlar içinde Yönetmelik hükümlerine aktarılması gerektiğine ve şu haliyle Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmedilmiştir.
Danıştay’ın iptal kararı, esasında yasama organına, düzenlemenin çıkış noktasını teşkil eden “tedavi” kavramının Türk Ceza Kanununda belirtilmesini ve Kanunun öngördüğü sınırlar içinde Yönetmelik hükümlerine bu uygulamanın eklenerek söz konusu kastrasyon (kimyasal hadım) işleminin uygulanmasının hukuka aykırı olmayacağını ve bu şekilde uygulanabilirliğinin mümkün olduğunu ifade etmiştir.
VI-SONUÇ
Cezaların büyük çoğunluğunda olduğu gibi cezai müeyyidelerin bu nevi genel ahlak ilkelerini, suçun işleniş biçimi ve faili gibi sebeplerle hayvandan aşağı şekilde işleyenlerin cezalandırılmasını sağlayan mer’i ceza kanunu bağlamında toplumsal bir sorunu topyekün ortadan kaldırma işlevi bulunmamaktadır. Dolayısıyla yukarıda ifade edildiği üzere hayvandan aşağı8, doğal yapıları gereği birçok hayvan türünün bile yapmadığı fiilleri işleyenler hakkında uygulanacak müeyyidenin getirilmesi toplumsal algının değişimine aracılık edecek olsa bile bu ancak uzun yıllar alan istikrarlı bir uygulamanın sonucunda olabileceği açıktır. Zira mevcut düzenlemeler bağlamında adli makamlar bir suçun işlenmesinden sonra devreye girmekte, hükmün infazı ile birlikte fonksiyonu kalmamaktadır. Bu nevi somut ve faili kendi kendisiyle ve toplumla baş başa bırakan uygulamalardan vazgeçilerek fiilin işlenmesinden önce ve fiil işlendikten sonra faili suç işlemekten alıkoyacak başka korkuların ve suçun önlenmesinde diğer disiplinlerin devreye girmesi zorunludur.
Bu kapsamda kimyasal veya cerrahi hadım uygulamasının kaçınılmaz bir uygulama olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle söz konusu yaptırımların bir an evvel uygulamaya koyulması toplumda infiale neden olan bu suçların engellenmesinde önemli bir adım olacaktır.
Esasında önemli olan bu tür dürtüleri olanların suç işlemelerinden önce tespit edilerek rehabilite/kastrasytona tabi tutulmalarının sağlanmasıdır. Zira suçun işlenmesinden sonra belli bir süre ile hürriyeti bağlayıcı ceza alınması geçici bir tedbirdir. Bu cezanın sonlanması durumunda aynı fiillerin tekrar tekrar işlendiği görülmektedir. Bu durumunda da her bir mağdurun ve bu bağlamda ailesinin ve toplumun üzerinde oluşan infial nedeniyle büyük bir yıkımın gerçekleştiği göz ardı edilmemelidir.

1 Fatma SÜMER https://www.setav.org/5-soru-turk-ceza-kanunu-cocuklari-cinsel-istismara-karsi-koruyor-mu/
2 Fatma SÜMER https://www.setav.org/5-soru-turk-ceza-kanunu-cocuklari-cinsel-istismara-karsi-koruyor-mu/
3 Fatma SÜMER https://www.setav.org/5-soru-turk-ceza-kanunu-cocuklari-cinsel-istismara-karsi-koruyor-mu/
4 https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/1062020170359HizmeteOzel-2019-bask%C4%B1-%C4%B0SA.pdf (sayfa 94-95-96)
5 https://www.hurriyet.com.tr/gundem/pedofili-subyancilik-hastaligi-nedir-sebepleri-nelerdir-40577309
6 https://www.hurriyet.com.tr/gundem/pedofili-subyancilik-hastaligi-nedir-sebepleri-nelerdir-40577309
7 https://www.hurriyet.com.tr/gundem/pedofili-subyancilik-hastaligi-nedir-sebepleri-nelerdir-40577309
8 Araf Suresi 179 : Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir
---------------

------------------------------------------------------------

---------------

------------------------------------------------------------
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Türkiyede Çocuk Hakları İhlalleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Mehmet Akif Ulusoy'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
27-07-2021 - 08:35
(51 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 2 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 2 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
741
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 2 saat 16 dakika 46 saniye önce.
* Ortalama Günde 14,53 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 18179, Kelime Sayısı : 2296, Boyut : 17,75 Kb.
* 2 kez yazdırıldı.
* 2 kez indirildi.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 2171
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,03347707 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.