Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Taşınmaz Rehni Kapsamında Alacaklısını Zarara Sokmak Kastıyla Mevcudunu Eksiltme Suçu

Yazan : Ali Mert Karakılçık [Yazarla İletişim]
AVUKAT

2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 331.maddesinde Alacaklısını Zarara Sokmak Kasdiyle Mevcudunu Eksiltme suçu düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası kapsamında haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlunun; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltmesi halinde, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Maddenin dördündü fıkrasında ise taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde, eklentinin zilyedinin iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrası kapsamında alacaklı tarafından eklentilerin taşınmaz dışına çıkarıldığının ileri sürülebilmesi için, eklentinin tapu siciline şerh verilmiş olması gerekir. Aksi takdirde suçun unsurlarının oluştuğundan söz edilemez. Yargıtay uygulaması ve doktrinde de aynı görüş mevcuttur;

“…Eklentilerin taşınmaz dışına çıkarıldığının ileri sürülebilmesi için, eklentinin tapu siciline şerh verilmiş olması gerekir.” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN , s.20, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017)

“…Eklentinin en önemli özelliği rehinin kapsamı dışına çıkartılabilmesidir. Kuşkusuz bunun üçüncü şahıslara karşı ileri sürülebilmesi için tapu siciline bu hususta şerh verilmelidir.” (Karşıyaka Hakimi Emine Halman ÇETİN, s.562, İcra-İflas Suçları ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Adalet Yayınevi, ANKARA, 2012).

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 02.05.2013 Tarih ve 2012/13011; 7048 Sayılı Kararında; “…teslim edilmediğinin anlaşılması halinde haczedilen menkullerin rehin kapsamında bulunup bulunmadığı bilirkişiler marifetiyle tespit edilip, rehin kapsamında ise kim tarafından taşınmaz dışına çıkarıldığı araştırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,… yasaya aykırı, şikayetçi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün istem gibi BOZULMASINA” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN , s.36, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017).

Yine madde metninin dördüncü fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için alacaklının bu eylemden dolayı zarar görmesi gerekir. Ayrıca sanık hakkındaki icra takibinin de kesinleşmiş olması zorunludur.

“…Borçlunun İcra ve İflas Kanunun 331.maddesindeki düzenlemeye göre suç olarak kabul edilen eylemlerinden dolayı cezalandırılabilmesi için alacaklının bundan dolayı zarar görmesi gerekir.” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, syf.21, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017).

“…İcra iflas kanunundaki düzenlemelerde ise; icra iflas suçlarında, … bazı hallerde yeterli haczin yapılması … halinde, dava veya bütün sonuçları ile ceza infaz aşamasında dahi düşmektedir.” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, syf.31, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017).

“…Sanık hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması zorunludur.” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, syf.26, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017).

Maddenin dördüncü fıkrasında düzenlenen suçun manevi unsurunu ise özel kast oluşturmaktadır. Borçlunun malvarlığını azaltması veya taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin taşınmaz dışına çıkarılması eylemlerinin suç oluşturabilmesi için failin genel kastı yeterli değildir. Failin, genel kastın yanında, alacaklıya zarar verme özel kastı ile hareket etmesi gerekir. Doktrinde de benzer görüş mevcuttur;

“…Borçlunun malvarlığını azaltması veya taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin taşınmaz dışına çıkarılması, eylemlerinin suç oluşturabilmesi için failin genel kastı yeterli değildir. Failin, genel kastın yanında, alacaklıya zarar verme özel kast ile hareket etmesi gerekir. …Borçlunun özel kastının ispatı oldukça zordur.” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, syf.21, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017).

“…Tüm bu ve buna benzer durumlarda sanığın cezalandırılabilmesi için, sanığın alacaklısına zarar verme kastıyla hareket etmesi eklentiyi bu amaçla taşınmaz dışına çıkarması gerekir.” (Karşıyaka Hakimi Emine Halman ÇETİN, s.562, İcra-İflas Suçları ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Adalet Yayınevi, ANKARA, 2012).

Yargıtay uygulaması ve doktrinde ifade edildiği üzere ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan "in dubio pro reo" yani "kuşkudan sanık yararlanır" kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır. Bu yönüyle gerçeğe aykırı, kesin bir kanaat vermekten uzak, soyut şikayetçi beyanına dayanılarak hüküm tesis edilemez. Yargıtay bazı kararlarında İİK.m.331’de düzenlenen suç tipi kapsamında da aynı ilkeyi gözetmiştir;

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 02.05.2013 Tarih ve 2012/13011; 7048 Sayılı Kararında; “…teslim edilmediğinin anlaşılması halinde haczedilen menkullerin rehin kapsamında bulunup bulunmadığı bilirkişiler marifetiyle tespit edilip, rehin kapsamında ise kim tarafından taşınmaz dışına çıkarıldığı araştırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,… yasaya aykırı, şikayetçi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün istem gibi BOZULMASINA” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, s.36, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017)

Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 06.12.2010 Tarih ve 2010/5490 E. ve 2010/7190 K. Sayılı Kararında: ÖZÜ: Sanığın yetkilisi olduğu şirkete ait birçok aracın her biri üzerine ayrı ayrı çok sayıda haciz konulmuş olup, bunlardan sadece bir tanesi hakkında parçaların söküldüğünün iddia edilmesi ve diğer taraftan bu şekilde yapılan haciz sırasında aracın terkedilmiş bir halde ve kapıları açık olarak bulunmuş olması ve ANILAN PARÇALARIN SANIK TARAFINDAN SÖKÜLDÜĞÜNE YÖNELİK DELİL ELDE EDİLEMEMESİ KARŞISINDA SANIĞIN BERAATİ YERİNE CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLMESİ HATALI OLMUŞTUR.

Alacaklısını zarara uğratmak kastiyle mevcudunu eksiltmek suçundan sanık Hilmi’nin İİK'nın 331, TCK'nın 52.maddeleri gereğince 6 ay hapis ve 1.800.00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: 1- Şikayet dilekçesinde, alacaklısını zarara uğratmak kastiyle alacaklı banka lehine rehinli bulunan 01...839 plaka sayılı aracının hacizden önce ön lastiklerini, motorunu, şanzımanını, arka kasasını, şaft milini ve motor beynini sökerek değerini düşürdüğü iddia edilmiş ise de; sanığın yetkilisi olduğu şirkete ait bir çok aracın her biri üzerine ayrı ayrı çok sayıda haciz konulmuş olup, bunlardan sadece bir tanesi hakkında parçaların söküldüğünün iddia edilmesi ve diğer taraftan bu şekilde yapılan haciz sırasında aracın terkedilmiş bir halde ve kapıları açık olarak bulunmuş olması ve anılan parçaların sanık tarafından söküldüğüne yönelik delil elde edilememesi karşısında sanığın beraati yerine cezalandırılmasına karar verilmesi, 2- Kabule göre; Hapis cezası asgari hadden tayin edildiği halde, aynı gerekçeyle adli para cezasının asgari hadden ayrılmak suretiyle belirlenerek ceza tayininde çelişkiye düşülmesi, İsabetsiz olduğundan temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle hükmün kısmen istem gibi BOZULMASINA, 06.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.” (Karşıyaka Hakimi Emine Halman ÇETİN, s.583, İcra-İflas Suçları ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Adalet Yayınevi, ANKARA, 2012).
Yargıtay 19.Ceza Dairesinin 27.04.2016 tarih ve 2015/3910; 16458 sayılı kararında; “…ipotek kapsamında olan taşınır malların taşınmaz dışına nasıl ve kim tarafından çıkarıldığı borçlu şirketin defter ve belgelere muhasebe kayıtları incelenmek suretiyle araştırılıp, sanıklardan sorularak ve ipotekli taşınmazda kiracı olduğu belirlenen … Ltd.Şti. temsilcilerinin tanık olarak dinlenip bahse konu menkullerin rehin alacaklısına zarar vermek kastıyla taşınmaz dışına çıkarılıp çıkarılmadığının belirlenmesinden sonra sanıkların hukuki durumlarının tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, kanuna aykırı görüldüğünden hükümlerin bozulmasına,” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, syf.33, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017).

Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 09.05.2013 tarih ve 2012/10207; 7566 sayılı kararında; “…haczedilen menkullerin rehin kapsamında bulunup bulunmadığı bilirkişiler marifetiyle tespit edilip rehin kapsamında ise kim tarafından taşınmaz dışına çıkarıldığı araştırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi …yasaya aykırı, şikayetçi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün istem gibi BOZULMASINA,” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, syf.37, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017).

Maddenin dördüncü fıkrasında düzenlenen suçun zamanaşımı yönünden de değerlendirilmesi gerekir. Nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 66. Maddesinde; “(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; … e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda SEKİZ YIL, Geçmesiyle düşer. (4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun Kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır. (6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.” şeklinde düzenleme mevcuttur. Maddede yer alan ilgili hükümler gereği; ceza üst sınırı beş yıldan fazla olmayan suçlarda suçun işlendiği günden itibaren 8 yıl geçmesiyle görülmekte olan kamu davasının düşmesi gerekmektedir. İİK’nın 331. Maddesinin 4. Fıkrasında; “Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde, eklentinin zilyedi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” hükmü yer almaktadır. İİK’da düzenlenen Alacaklıyı Zarara Uğratma Kastıyla Mevcudu Eksiltme suçu için kanunun öngördüğü ceza üst sınır dört yıl olması sebebiyle bu suç tipi için dava zamanaşımı süresinin de sekiz yıl olması gerekmektedir. Doktrinde de aynı görüş mevcuttur;

“…Bu suçlar için dava zamanaşımı süresi bir yıl olarak uygulanacaktır. Buna karşın şikayet hakkı zamanında kullanılmış ve usulünce dava açılmış ise, dava zamanaşımı olarak hiç kuşku yok ki bu defa TCK 66/1-e maddesindeki süre yani SEKİZ YILLIK DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİ GEÇERLİ OLACAKTIR. (Emine Halman ÇETİN, s.564, İcra-İflas Suçları ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Adalet Yayınevi, ANKARA, 2012)

“…Maddede öngörülen hapis cezasının üst sınırı, beş yıldan fazla olmadığından dava zamanaşımı sekiz yıldır.” (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, s.29, İcra-İflas Suçları Disiplinsizlik Eylemleri ve Yargılama Usulü, 3.Baskı, Seçkin Yayınevi, ANKARA, 2017)

“…Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen kamu davasının açılmaması veya davanın sonuçlanmaması yahut hükmün kesinleşmemesi halinde cezanın genel caydırıcılık etkisini kaybetmesi, aradan geçen süreden dolayı olayın unutulmuş olması nedeniyle ceza vermekle hedeflenen yararın ortadan kalkması, aradan geçen süre dikkate alındığında, kanıtların bozulması, tanıkların olayı unutması gibi nedenlerle adli hataların olabileceği düşünceleriyle dava zamanaşımı kabul edilmiştir.” (Cumhuriyet Savcısı ALİ PARLAR, Türk Ceza Kanunu Şerhi,1. Cilt syf.851, Bilge Yayınevi, ANKARA, 2015).

“…Dava zamanaşımı, ilişkin bulunduğu suçta dava açılmasına veya açılan davanın devamına engel olan bir haldir. Suçun işlenip bittiği tarihten itibaren yasa tarafından belirlenen sürelerin geçmesi halinde davanın açılmamasını veya açıldıktan sonra da devam edilmemesini sonuçlayan duruma DAVA ZAMANAŞIMI adı verilir.” (Prof.Dr.Veli Özer ÖZBEK, s.764, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7.Baskı, ANKARA, 2016).

“…Dava zamanaşımının gerçekleşmesi ile Devletin ceza vermek hak ve yetkisi sonra erdiğinden, zamanaşımı süresi dolmuş ise, herhangi bir talep olmaksızın hazırlık soruşturması aşamasında C.savcısınca bu nedenle kovuşturmaya yer olmadığına, mahkeme aşamasında ise mahkemesince kamu davasının düşürülmesine re’sen karar verilir.” (Cumhuriyet Savcısı ALİ PARLAR, Türk Ceza Kanunu Şerhi,1. Cilt syf.851, Bilge Yayınevi, ANKARA, 2015).

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.6.2019 Tarih Ve 2015/8-960 E. - 2019/467 K. Sayılı Kararında; “…Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, Yerel Mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.”

SONUÇ OLARAK; İcra ve İflas Kanununun 331/4.maddesinde Alacaklısını Zarara Sokmak Kasdiyle Mevcudunu Eksiltme suçunun oluşabilmesi için eklentinin tapu siciline şerh verilmiş olması gerekir. Aksi takdirde suçun unsurlarının oluştuğundan söz edilemez. Yine bu suçun oluşabilmesi için alacaklının bu eylemden dolayı zarar görmesi gerekir. Ayrıca sanık hakkındaki icra takibinin de kesinleşmiş olması zorunludur. Suçun manevi unsurunu ise özel kast oluşturmaktadır. Borçlunun malvarlığını azaltması veya taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin taşınmaz dışına çıkarılması eylemlerinin suç oluşturabilmesi için failin genel kastı yeterli değildir. Failin, genel kastın yanında, alacaklıya zarar verme özel kastı ile hareket etmesi gerekir. Yine madde metninin dördüncü fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için alacaklının bu eylemden dolayı zarar görmesi gerekir. Ayrıca sanık hakkındaki icra takibinin de kesinleşmiş olması zorunludur. Yargıtay bazı kararlarında İİK.m.331’de düzenlenen suç tipi kapsamında da şüpheden sanık yararlanır ilkesini gözetmiştir. Son olarak maddenin dördüncü fıkrasında düzenlenen suçun zamanaşımı yönünden de değerlendirilmesi gerekir.

AV.ALİ MERT KARAKILÇIK
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Taşınmaz Rehni Kapsamında Alacaklısını Zarara Sokmak Kastıyla Mevcudunu Eksiltme Suçu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ali Mert Karakılçık'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
12-05-2021 - 10:30
(31 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
154
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 2 saat 35 dakika 30 saniye önce.
* Ortalama Günde 4,81 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 16067, Kelime Sayısı : 1977, Boyut : 15,69 Kb.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 2163
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,03356194 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.