Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale İrtikap Suçu

Yazan : Sevilay Satı [Yazarla İletişim]
AVUKAT

Makale Özeti
İRTİKAP SUÇUNUN ESKİ VE YENİ DÜZENLEMENİN KARŞILAŞTIRILMASIYLA AYRINTILI AÇIKLANMASI
Yazarın Notu
BU SUÇLA İLGİLİ KAPSAMLI BİR ÇALIŞMADIR. İLK KEZ YAYIMLANMAKTADIR.

GİRİŞ


5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun dördüncü kısmının birinci bölümünde yer alan “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altındaki 250.maddede ifadesini bulan “İRTİKAP” suçu inceleme konumuz olacaktır. İrtikap suçu için genel bir tanım yapacak olursak; bu suçta kamu görevlisi, idare ile ilişkisi olanlardan haksız bir kısım menfaatler sağlamak için görevinin sağladığı nüfuzu, güveni kötüye kullanarak veya kişinin hatasından yararlanarak meşru olmayan biçimde bu konumundan yararlanmaktadır. İrtikap konusunda yapacağımız genel açıklamadan sonra bu suç açısından korunmak istenen hukuki yarar inceleme konumuz olacaktır. Daha sonra ise suçun maddi konusu yeni ve eski ceza kanunumuz karşılaştırılarak anlatılacak ve ardından da suçun mağduru ve failinin kimler olduğu belirlenecektir. Suçun maddi unsurunda ise iki unsur dikkatimizi çekecektir. Bunlardan ilki bu suçun icbar, ikna veya hatadan yararlanma suretiyle karşımıza çıkmasıdır. Bu haller 250.maddenin 1.,2. ve 3. fıkralarında belirtilen sıralama ile ifadesini bulmuştur. Suçun söz konusu işleniş biçimlerinden her biri birbirinden bağımsız olup, aynı suçun seçimlik hareketi niteliğinde değildir. Suçun maddi unsurunun ikincisi ise suçun kamu görevlisinin kendisine veya başkasına yarar sağlanması veya bu yolda vaatte bulunulmasıdır. 5237 sayılı TCK’umuzun kabulü ile bir çok değişiklik yapılmıştır. Bu nedenle irtikap suçunu irdelerken 765 sayılı eski TCK’mızla mukayese yapılması yerinde olacaktır. 765 sayılı eski TCK’umuzun “Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler” başlıklı bölümünün 209.uncu maddesinde memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanan memurdan bahsederken 5237 sayılı TCK memur kavramından daha geniş bir deyim olan “kamu görevlisi” ifadesini kullanılmıştır. Bu konu, ilgili bölümde kamu görevlisinin ve memurun tanımı yapılarak daha ayrıntılı incelenecektir. Suçun manevi unsuru ise ayrı bir inceleme konusu yapılacak ve bu suçun ancak kasten işlenebileceğine değinilecektir. Suçun özel görünüş biçimleri de inceleme konumuz olacaktır; böylelikle bu suça teşebbüsün mümkün olup olamayacağı, iştirak ve de içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı farklı görüşler sunularak incelenecektir. Suça tesir eden ağırlatıcı ve hafifletici sebepler 5237 sayılı TCK’da kendine yer bulamamışken 765 sayılı TCK’da bu konuyla ilgili düzenleme mevcuttu, dolayısıyla bu hükümlerin kaldırılmasının yerindeliği tartışma konusu yapılacaktır.

Yargıtay’ın bazı kararlarında “yiyicilik” olarak ifadesini bulan irtikabı incelerken bu suçu diğer suçlardan ayıran özellikleri ortaya koymak ve diğer ülkelerde bu suçun nasıl algılandığı ve ayrı bir suç olarak inceleme konusu olup olmadığı irtikap suçunu daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.
















1. GENEL AÇIKLAMA


İrtikap, sözlükte; kötü bir iş yapma, kötülük etme, günah işleme, suç işleme” anlamına gelmektedir[1]. İrtikap suçu ise; kamu görevlisinin konumundan meşru olmayan bir biçimde yararlanarak, kamu idaresiyle ilişkisi olanlardan haksız yararlar sağlanması sonucunda oluşur[2].YTCK ise bu suçu üç fıkra halinde şöyle düzenlemiştir; 250.maddenin 1. fıkrasına göre : “Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”. Bundan anlamamız gereken icbar suretiyle irtikaptır. Bu suçta kullanılan “icbar” kelimesi, cebirden türetilmiş olup; “zorlama, birini isteğine aykırı işe sevk etme, zorunda bırakılma” anlamına gelmektedir[3]. Hukuki anlamda icbar ise, bir kimsenin iradesini etkileyerek yapmak istediğinden başka bir hareketi yapmasına sebep olacak biçimde, maddi veya manevi ( şiddet veya tehdit ) zor kullanmaktır[4].

250.maddenin ikinci fıkrasına göre; “ Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”. Eski TCK’da ikna suretiyle irtikap suçu, icbar suretiyle irtikaba atıf yapılarak tanımlanmışken YTCK bu suç için ayrıca bir tanım vermiştir. İkna, sözlükte; “ 1- Kanaat ettirme, kanaat verebilme, 2- Kandırma, razı etme” manasına gelirken[5] hukuki manada hata ise madde metninde de açıkça belirtildiği gibi failin, aldatıp kandırmada dahil her türlü yeteneğini ve görevinden dolayı kendisine duyulan güveni de hileli bir şekilde kullanarak suç işlemesidir.

250. maddenin son fıkrasına göre ise; “ İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”. Hata suretiyle irtikabı diğerlerinden ayıran özellik mağdurun, failin etkisinde kalmaksızın yanılmış olmasıdır, ancak bu yanılgıdan kamu görevlisi elde ettiği şeyi iktisap ederek yararlanmıştır. İrtikabın en hafif şekli budur[6].

Madde metninin genel açıklamasından da anlaşılacağı üzere, irtikap suçu; icbar, ikna veya hatadan yararlanmak suretiyle işlenmektedir.


2. MUKAYESELİ HUKUKTA İRTİKAP SUÇU


Mukayeseli hukukta kanunların pek çoğu irtikap suçunu müstakil suç olarak kabul etmemişler, onu rüşvet ya da zimmetin bir çeşidi saymışlardır. Fransız Ceza Kanunundaki irtikap suçu 5237 sayılı ceza kanunumuzun 261. maddesinde düzenlenen “kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf” suçu anlamında düzenlenmiştir.[7] Bunun dışında kanunumuzun kabul ettiği irtikap suçuna benzer suçlar bazı yabancı kanunlarda da vardır. Mesela Portekiz kanununa göre; memur, kendisi veya başkası yararına para ya da herhangi bir hizmeti veya bir şeyi, karşı taraf borçlu olmadığı halde cebir veya tehdit ile itaya mecbur ederse fiil suçtur. Arjantin kanununda ise; memur korku yaratarak veya bir emre dayandığını beyan ederek veya kendisinin görevlendirildiğini söyleyerek veya mahkeme kararı olduğundan bahsederek veya diğer hukuki nitelikte bir izne dayandığını belirterek hakkı olmadığı halde doğrudan veya vasıta ile vergi, resim veya hediye talep eder ve bunu kendisi veya başkası yararına alırsa cezalandırılır[8]. Görüldüğü üzere mukayeseli hukukta, ya bu suç bizim kanunumuza göre ayrı bir suç tipini içermekte ya da bu suçun unsuru veya unsurları bu suç başlığı altında toplanmadan suç teşkil etmektedir. Ayrıca bu suça benzeyen suçlarda fail olarak memur gösterilmiştir, eğer bir değişiklik olmadıysa, bizim kanunumuz fail olarak kamu görevlilerini gösterdiği için hukuki anlamda daha öndedir.


3. KORUNAN HUKUKİ YARAR


İrtikap suçunun koruduğu hukuki yarar iki tanedir.Bu suçu öngören hükümlerin amacı, bir yandan kamu görevlilerinin dürüstlüğündeki ve iyi şöhret sahibi olmalarındaki Devlete ait menfaati korumak, diğer yandan da kamu görevlilerinin yetkilerini kötüye kullanarak başkalarına verecekleri zararlara engel olmaktır. Bu suç kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı işlenen bir suç olduğu için devleti koruma altında tutmamız doğru olacaktır[9]. Gerçekten kamu görevlisinin dürüst olması ve iyi şöhret sahibi olması idarenin itibarını arttırmaktadır. Görüldüğü üzere, irtikap, değişik hukuki varlık veya menfaatleri ihlal eden bir suçtur[10]. Kanımca da irtikap suçu, hem bu suçtan zarar gören kişiyi, hem de idareyle doğrudan ya da dolaylı ilişkiye giren kişilerin idareye olan güvenini sarsmamak adına idarenin de menfaatini korumaktadır.


4. SUÇUN FAİLİ VE MAĞDURU


İrtikap suçu 765 sayılı TCK’unda sadece memurlar tarafından işlenebilecek bir suç iken; 5237 sayılı TCK’ya göre bu suçun faili, memur ifadesinden daha geniş bir alanı kapsayan kamu görevlisi olabilir. Yeni TCK’nın 6/c maddesine göre; kamu görevlisi,“kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişidir”. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesine göre; mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, devlet veya diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler memur sayılır. İdare hukuku yönünden tanımı bu şekilde olan memurun 657 sayılı TCK’na göre; yaptığı iş “kamu görevi” olursa ceza hukuku anlamında memur olarak nitelendirilirler.[11] Buna göre örneğin; din hizmetleri veya genel hizmetler sınıfında görev yapanlar, Devlet Memurları Kanunu’na göre memur iken; 657 sayılı TCK’na göre, bir kamu görevi yerine getirmedikleri için memur sayılmamaktadırlar. Demek ki irtikap suçunun faili; 765 sayılı TCK’ya göre sadece kamu görevi yapan memurlar olabilirken, 5237 sayılı TCK’ya göre kamu görevlilerinin hepsi ( memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel) olabilir. Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere bu suçun faili olabilecek kişi sayısı arttırılmıştır.

Bu suç hem devleti hem bireyi koruduğu için devleti de mağdur olarak düşünebiliriz. Ancak madde metninde fiilin doğrudan doğruya yönelik olduğu kişi “bir kimse” şeklinde belirtilmiştir. Hareket doğrudan doğruya devlete yönelmemektedir. Öyleyse, icbar, ikna edilen, hatasından yararlanılan herhangi bir kimse, hareketin yönelik olduğu kişidir ve dolayısıyla da mağdurdur[12].

Devletin mağdur konumunda olmadığı konusunda doktrin hemfikirken tüzelkişilerin mağdur olup olamayacağı konusunda tartışma vardır. Bir kısım yazarlara göre; suçun mağduru ancak gerçek kişi olabilir; tüzelkişinin icbar ya da ikna edilmesi ya da hatasından yararlanılması söz konusu olamaz[13]. Diğer yazarlara göre ise; tüzel kişilerden de menfaat elde edilebileceğinden tüzel kişiler de bu suçun mağduru olabilir[14].

Kanımca tüzel kişi de suçun mağduru olabilir çünkü tüzel kişi de idareyle ilişkiye girerken işlemlerini yetkili organları vasıtasıyla sürdürmektedir. Bu organları da gerçek kişiler oluşturmaktadır, bu kişiler de icbar, ikna edilebilir, hataya düşürülebilir ve böylelikle de temsil ettikleri tüzel kişilik mağdur konumuna düşer.


5. ÖNŞART : GÖREVİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN

YA DA GÜVENİN KÖTÜYE KULLANILMASI


765 sayılı TCK bakımından suçun oluşması için failin maddi unsuru ifade eden hareketleri, “memuriyet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle” gerçekleştirilmesi gerekirdi. 5237 sayılı TCK’da ise icbar suretiyle irtikap suçunun işlenebilmesi için “görevin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması” gerekmektedir. Bu noktada eski TCK’daki ifade ile yeni TCK arasında farklılık yoktur çünkü nüfuzun kötüye kullanılması kamu görevlisinin ya subjektif olarak sıfatından ya da objektif olarak görev alanından yararlanmak suretiyle, konumunu kötüye kullanmasıdır.

Bu açıdan kendi görev alanına girmemekle birlikte, kamu görevlisi olma sıfatından yararlanarak bir kimseyi yarar sağlamaya zorlamak veya sağlanması gerektiğine inandırmak da irtikap suçunu oluşturur[15]. Ancak Yargıtay bu gibi durumlarda daha çok göreve girmeyen bir işten çıkar sağlamak (YTCK m. 255) veya dolandırıcılık suçunun (YTCK m.157) oluşacağı sonucuna varmaktadır.

Görevin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasının bir yolu, görevlinin objektif olarak kendi görev ve yetki alanına giren bir işi yaparken, bu görevin kendisine sağladığı yetkiden yararlanarak haksız yarar elde etmesidir. İrtikap suçunda, görev kavramının geniş anlaşılması gerekir.Suçun görev sırasında işlenmesi şart olmadığı gibi, kamu görevlisinin yer bakımından görevli olmasına (görevinin suçu işlediği yerde olmasına) da gerek yoktur[16].

Görevin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasının diğer bir yolu da, kamu görevlisi olma sıfat veya unvanının kullanılarak göreve girmeyen fiillerin işlenmesi anlamına gelir[17]. Ancak her halde, görevin veya sıfatın elde ediliş biçimi meşru olmalıdır. Bu noktadan hareketle; kamu görevlisi sıfat veya unvanını gasp eden kişi, bu suçu işleyemeyecektir. Bu suç yerine; kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi (YTCK m. 262) ile birlikte, yerine göre yağma (YTCK m. 198) veya dolandırıcılık suçunu (YTCK m. 157) işlemiş olur. Örneğin maliye müfettişi gibi kıyafet ve belgelerle iş yerlerine gidip ceza kesen vatandaşın durumu bu şekilde değerlendirilmelidir. Yine failin yapmak ya da yapmamak tehdidinde bulunduğu görevin kanuna uygun veya aykırı olması önemli değildir[18].

İkna suretiyle irtikap suçunun işlenebilmesi için “görevin sağladığı güvenin kötüye kullanılması” aranmaktadır. Hepimiz, vergimizi ödemek için kuruma gittiğimizde kamu görevlisi borcunuz şu kadar değil aslında bu kadarmış dediğinde biz onun konumundan dolayı ona güveniriz ve kanundan dolayı çok ödememiz gerektiğini düşünürüz; oysa kamu görevlisi hileli davranışlarla bizi ikna edip fazla olan kısmı iktisap etmiştir. 765 sayılı TCK’da memura duyulan güvenin kötüye kullanılmasından bahsedilmemiş; “memuriyet sıfatını kötüye kullanmak” tan söz edilmiştir. Kanımca, bu iki kavram birbirinin yerini tutamaz ve 5237 sayılı TCK’da ayrıca böyle bir düzenlemeye gidilmesi ikna yoluyla irtikap için yerinde olmuştur. Kamu görevlisi, sıfatını kullanmasına gerek olmaksızın sırf o kurumda bizimle muhatap olması dolayısıyla ona duyduğumuz bir inanç mevcuttur. Aslında kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmasının içine bu kavramı da sokabiliriz ama ikna suretiyle irtikap için özel olarak düzenleme yapılması daha isabetli olmuştur.


6. MADDİ UNSUR


A. İcbar, Hileli Davranışlarla İkna veya Hatadan Yararlanma

İrtikap suçunun maddi unsurunu üç açıdan incelemek gerekir. Bunlar icbar, hileli davranışlarla ikna veya kişinin hatasından yararlanmadır. Suçun, söz konusu işleniş biçimlerinden her biri, birbirinden bağımsız olup, aynı suçun seçimlik hareketi niteliğinde değildir. Nitekim, her üç fıkra bakımından öngörülen ceza oldukça farklıdır[19]. Oysa bazı yazarlara göre; hatadan istifade suretiyle irtikap, ikna suretiyle irtikabın bir işleniş şekli olarak ele alınmalıdır[20].

Kanımca, hata suretiyle irtikabı ikna suretiyle irtikapla birlikte düşünmek yanlış olur çünkü ikna suretiyle irtikapta kamu görevlisinin aktif bir davranışıyla bu suç işlenirken, hata suretiyle irtikapta ise fail, aktif bir davranışı olmaksızın kişinin içinde bulunduğu yanılgıdan yararlanmaktadır. Dolayısıyla birini diğerinin içinde düşünmemiz yanlış olur.


a. İcbar Suretiyle İrtikap


İcbar, mağdurun, gerçekten istediğinden başka biçimde davranmaya zorlamak anlamındadır. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli, doğrudan doğruya veya dolaylı her türlü zorlayıcı hareket icbar kavramı içine girer[21].

Bu zorlamanın kesin olması, yani istenen yarar sağlanmadıkça bundan kurtulmanın olanaksız bulunması gerekmez. Bu noktada icbar suretiyle irtikap yağma suçuna yaklaşır. 765 sayılı TCK bakımından her iki suçu ayırt etmedeki ölçüt, kullanılan cebrin niteliğiydi. Gerçekten, yarar sağlamak için maddi cebir (şiddet) kullanılmışsa oluşan suçun her halde yağma olduğunu söylemekteydik[22]. Manevi cebir (tehdit) açısından ise, yağma suçunda gösterilen boyuta varan ( şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceğini beyan etmesi) tehdidin varlığı durumda, yine yağma suçundan söz edilirdi. Demek ki, 765 sayılı TCK bakımından maddi cebir oluşturmayan ve yağma suçundaki manevi cebir düzeyine ulaşmayan hareketler icbar suretiyle irtikap suçunu oluştururdu.
Fakat 5237 sayılı TCK’umuzun 250. maddesinin gerekçesine baktığımızda “Ancak bu icbarın, yağma suçunun oluşumuna neden olan cebir ve tehdit boyutuna varmaması gerekir” ifadesi ile karşılaşırız. Demek ki madde gerekçesinden hareketle söyleyebiliriz ki; artık maddi cebirle de irtikap suçu işlenebilir[23]. Manevi cebirle irtikap suçu ise, yine yağma boyutuna varmamak suretiyle oluşabilir.

Öte yandan, icbar suretiyle irtikap suçu ile yağma suçu arasındaki bir fark, yağmada failin yararı bizzat kendi hareketiyle sağlaması, irtikapta ise mağdurun kamu görevlisine yarar sağlamak zorunda olduğu düşüncesiyle hareket etmesidir. Nihayet irtikap suçunun faili her halde kamu görevlisi olduğu ve bu nedenle faili bakımından özgü bir suç niteliği taşıdığı halde, yağma suçunun faili herhangi bir kimse olabilir[24].

Dikkate değer bir nokta ise, mağdurun sağladığı yararın hukuka aykırı olduğunu bilmesi fakat iradesi baskı altında tutulduğu için, bu baskıdan kurtulmak ve karşılaşabileceği daha ağır zararları bertaraf etmek düşüncesiyle hareket etmiş olması gerekir[25]. Failin zorlayıcı hareketinin mağdur üzerinde baskı yaratmaya elverişli olması yeterlidir, mağdurun korkmuş olmasına gerek yoktur. Gerçekleştirilen hareket mağdur üzerinde bu etkiyi yaratmadığı için yarar elde edilememiş ise, bu takdirde irtikap suçuna teşebbüsten söz edilir.

Nihayet suçun oluşması bakımından mağdurun meşru veya gayrimeşru zemin içinde bulunması önem taşımaz. Yani mağdurun hukuka aykırı bir davranışa girişme niyetinde olması ve buna bağlı olarak yarar sağlamaya zorlanması durumunda da, irtikap suçu oluşabilir. Önemli olan karşı tarafın iradesinin, fail tarafından başvurulan zorlayıcı hareket sonucu baskı altına alınmış olmasıdır[26].

İrtikap suçuna örnek olarak günlük hayatımızda sıkça duyduğumuz bıçak parasını verebiliriz. “Zor durumdaki hasta sahibine 'para ver ameliyatını öyle yaparım, yoksa yapmam' şeklinde baskı unsuru oluşturmak ve çaresiz durumundan istifade ederek para vermeye zorlamak bu suçu ortaya çıkarır”[27]. Burada kamu görevlisi hekim, görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmakta kendisine bir yarar sağlamakta ve bunun için de hastanın zor durumundan yararlanmaktadır[28].


b. İkna Suretiyle İrtikap

İkna suretiyle irtikaptan anlatılmak istenen, mağdurun, aslında sağlaması gerekmeyen bir yararın sağlanması gerektiğine inandırılmasıdır[29]. Fail, bireyi ikna için çıkarın görev ve işlem gereği verilmesi gerektiğini ileri sürmekte; mağdur da, görevlinin istediği çıkarın yasa ve görev gereği verilmesi gerektiğine hileli davranışlarla inandırılmaktadır. Örneğin, mahkeme kalemine ilam suretini almak için giden vatandaşa gerçeğe aykırı olarak 50 YTL ilam harcı verilmesi gerektiğini söyleyen kalem müdürünün eylemi, ikna suretiyle irtikaptır[30]. Yine Yargıtay sanığın, müştekilerden Bağ-Kur için ödenmesi gereken para olarak bir miktar para alması ve bir kısmını mal edinilmesinde ikna yoluyla irtikap olgusunu kabul etmiştir. Başka bir kararda ise gerçekte gerekli olmayan ancak ticaret siciline kayıt için gereklidir mazeretiyle alınan paranın ikna suretiyle irtikap oluşacağına karar verilmiştir[31].

İkna suretiyle irtikap suçu için; bir görüşe göre, failin aktif bir davranışı gerekirken, diğer bir görüş ise, aktif bir davranışın şart olmadığı, bu suçun ihmali bir davranışla hatta susmak suretiyle de işlenebileceğini savunur[32].

Kanımca, 765 sayılı TCK bakımından aktif bir davranışın gerekli olmadığını söyleyebilirdik ancak 5237 sayılı TCK’da hileli davranışlardan söz edilmiştir; demek ki ikna suretiyle irtikap için hileli bir davranış gerekir ve bu da bize failin aktif bir davranışının olması gerektiği sonucunu doğurur.


c. Hatadan Yararlanmak Suretiyle İrtikap

Hatadan yararlanma suretiyle irtikapta, kamu görevlisinin zorlayıcı ya da kandırıcı bir hareketi olmaksızın mağdur kendiliğinden ona yarar sağlamakta, kamu görevlisi de bu yararın sağlanmasının gerekmediğini bildiği halde bunu geri vermemektedir. Başka bir ifadeyle; burada fail, kişinin içinde bulunduğu yanılgıdan yaralanmaktadır. Kanunumuz, bu durumu irtikap suçlarının en hafifi olarak kabul etmiştir.[33].

Bazı yazarlarımıza göre; hatadan yararlanma suretiyle irtikaptan söz edebilmemiz için, mağdurun yanılmasında failin hiçbir etkisinin bulunmaması gerekir. Failin mağdurun yanılmasına herhangi bir etkisi varsa yani aktif bir davranışı mevcutsa bu durumda, ikna suretiyle irtikap suçu var demektir. Zaten kanunumuzda da icrai suçların cezaları ihmali suçlara oranla daha fazladır, hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçu ihmali şekilde işlendiği için cezası da diğer işleniş şekillerine göre daha azdır. Mesela; “memurun herhangi bir hareketi olmaksızın hataya düşen mağdurun bordroya yapıştırılmak üzere verdiği pulların fazlasını mal edinen memurun fiili hatadan istifade suretiyle gerçekleştirilen irtikap suçunu oluşturur” Diğer bir örneğe göre ise; mağdurun ödemesi gereken vergi önceki dönemden ödenmiş ve mağdur unutarak ikinci bir defa ödeme yapar ve failde parayı mağdura iade etmezse ve zilyedine geçirirse hata suretiyle irtikap suçu oluşmuş demektir[34].

Diğer görüşe göre ise; bu suçta hatanın kaynağı bizzat mağdurun kendisi veya fail olan kamu görevlisinin bir takım hileli hareketleri olabilir. Fail mağdurun hata yaptığını bilmeli veya başkasını bilerek ve isteyerek hataya sevk etmeli, hatanın varlığını bildiği halde para veya menfaati temin etmeli veya paranın üstünü veya menfaati iade etmemelidir. Nitekim Yargıtay, verdiği bir kararda memurun mağduru aldatması veya mağdurun kendisinin aldanmasının hatadan istifade yoluyla irtikap teşkil edeceğine karar vermiştir ( 5. C.D 3.2.1953 315-320 )[35].

Kanımca; birinci görüş daha tutarlıdır. Hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçunun oluşması için fail olan kamu görevlisinin aktif davranışının olmaması gerekir, fail sadece mağdurun hatasını fark edip buna ses çıkarması, mağduru uyarması gerekirken buna müdahale etmemesi durumunda bu suç oluşur.


B. Yarar Sağlanması veya Bu Yolda Vaatte Bulunulması


Açıklamış olduğumuz icbar, ikna veya düşülen hata sonucu, kamu görevlisine bir yarar “sağlanmış” veya “vaat edilmiş” olması gerekir. Faile sağlanan yarar, onun tarafından daha önce yapılmış icbar, ikna veya hatadan yararlanma hareketinin sonucu değilse, bu suç değil, yerine göre görevi kötüye kullanma suçu oluşur[36].

765 sayılı TCK’muzda bu suçun maddi konusu olarak “para veya sair menfaatler sağlanması” ndan söz ediliyordu. Buradaki para kavramından; dolaşımda olmak koşuluyla yerli veya yabancı paraları anlamaktayız[37]. Kaynak kanunda “diğer menfaatler” olarak ifadesini bulan sair menfaatler; maddi veya manevi nitelikte olan her türlü kazanımdır[38]. 5237 sayılı TCK’umuzda ise yalnızca “yarar sağlanması” kavramından söz edilmiştir. Elbette söz konusu yarar, para ve diğer menfaatleri de içine almaktadır. Bu bakımdan suçun maddi konusu 765 sayılı TCK ile aynıdır[39]; ancak kanımca böyle bir ayrıma gitmeksizin genel anlamda yarar kavramından söz edilmesi yerinde olmuştur. 765 sayılı TCK’da sağlanan menfaatin “haksız” olması aranırken, 5237 sayılı TCK buna değinmemiştir. Bu nedenle, eski TCK döneminde kendi alacağını tahsil etmek için görev veya sıfatını kötüye kullanan memur bu suçu işlemezken; yeni TCK bakımından bu durumda da irtikap suçu oluşacaktır.

Mağdurun gerek faile, gerekse üçüncü şahsa bir yarar sağlaması ya da bu yolda vaatte bulunması durumunda suç oluşur[40]. Burada yarar sağlanan ya da lehine vaatte bulunulan üçüncü şahsın bir kamu kuruluşu olup olamayacağı sorusu aklımıza gelebilir. Madde metnindeki ‘başkası’ deyimine kamu kurumları da girdiği için devlete ait alacağı tahsil etmek için zor kullanan ya da mağduru ikna eden kamu görevlisi yine irtikap suçunu işlemiş olur. Örneğin; vatandaşın işini yapmasının, ancak daireye fotokopi makinesi ‘bağışlanması’ durumunda mümkün olduğunu söyleyen kamu görevlisinin durumu gibi.

‘Vaatte bulunulması’ durumunda yararın faile ya da üçüncü kişiye sağlanacağı konusunda taahhütte bulunulmaktadır. Suçun maddi unsuru için yararın mutlaka sağlanmış olması gerekmiyor, vaatte bulunulmuş olması durumunda bile suç işlenmiş olur. Yararın vaat edilmesiyle suç tamamlanmış olacağından, sonradan bu vaadin yerine getirilmememi durumunda hatta zaten vaatte bulunan mağdurun bunu yerine getirmeme düşüncesi varsa bile vaatle birlikte suç tamamlanmış olacaktır.

‘Yarar sağlanmadan’ söz edebilmemiz için, yararın failin veya üçüncü kişinin suç konusu şey üzerinde tasarruf yetkisini ele geçirmiş olması gerekir. Ancak bunun için mülkiyetin nakli konusunda kanunda öngörülen formalitelerin yerine getirilmesine gerek yoktur. Failin o mal üzerinde tasarruf olanağının yaratılmasıyla birlikte suçun da tamamlandığı kabul edilmektedir.

Yarar konusundaki bir görüşe göre; “yararın sağlanmasından bahsedildiği için, kamu görevlisinin fiilen zilyetliğinde bulundurduğu şeyi geri vermemesi bu suçu değil, zimmet suçunu oluşturur. Örneğin failin, teminat olarak yatırılan paranın geri verilmesi gerektiğini bilmeyen vatandaşın durumunu anlayıp paraya devletin el koyduğunu söylemesi ve evine götürmesi durumunda zimmet suçundan dolayı fail cezalandırılmalıdır”[41].

Yarar konusundaki diğer görüşe göre ise; yarar kavramı içine, bir kimsenin bir şeyi kamu görevlisine vermesinden başka, fiilen elde bulundurulan şeyin de elde tutulması girer. Mesela kamu görevlisinin görevini kötüye kullanarak, kendisine prova veya bakım için verilen bir şeyi hediye ettirmesi irtikap suçunu oluşturur[42].

Bu noktada; kanımca, zimmet suçunun oluşacağını belirten görüşe katılmak yerinde olacaktır. Çünkü irtikap suçunda, kamu görevlisinin karşısındaki kişiyi icbar, ikna ederek ya da hatasından yararlanılarak mağdurdan bir yarar elde edinilmesinden ya da bir yarar vaat edilmesinden söz ettik yani hep karşı taraftan bir talep söz konusudur veya karşı tarafın o anki hatasından faydalanılmıştır.Oysa zimmet suçunda kamu görevlisine görevi dolayısıyla bırakılan şey, kamu görevlisince görevi kötüye kullanılarak iktisap ediliyor, yani mağdurdan bir talepte bulunma söz konusu değil, zaten o şey görevi dolayısıyla kamu görevlisinde bulunmaktadır. Kanun maddesine bakacak olursak zimmet suçunun cezası da daha ağırdır ;demek ki devlet idaresi bu suçta irtikap suçundan daha fazla zarar görmüştür çünkü kamu görevlisinin görevi nedeniyle elinde bulunan şeyi iktisap etmesi, karşı taraftan bir talepte bulunmaktan ya da karşı tarafın hatasından yararlanmaktan daha çok devlet idaresine duyulan güveni azaltacaktır.

Salt duygusal ve cinsel nitelikteki yararların irtikap suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışmalı olmakla birlikte; Tezcan / Erdem’e göre; bu durumda da irtikap suçu oluşacaktır[43]. Önder ise; bu görüşü destekleyerek yarar kavramını geniş düşünmemiz gerektiğini belirtmiş hatta; bu noktada sadece gurur okşayan veya övünmeye vesile olan hallerin de yarar kavramına dahil olması kaçınılmazdır[44]. Kanımca, Önder’in fikirleri tutarlıdır; yararı sadece ekonomik değer ihtiva eden kavram olarak düşünmek yanlış olacaktır; kamu görevlisine yarar sağlayan her şeyi yarar kavramı içinde düşünmeliyiz.


7. MANEVİ UNSUR

İrtikap kasten işlenebilen bir suç olup, taksirle işlenemez. Fail, görevinin sağladığı nüfuzu ya da güveni kötüye kullanarak irtikap suçunu işlemektedir; bundan dolayı genel kast yeterlidir[45]. Fail, yarar sağlama ve vaatte bulunmanın haksızlığını bilmelidir. Eğer fail iyi niyetle bunların kendisine verilmesi gerektiğine inanıyorsa kast olmadığı için irtikap suçu gerçekleşmeyecektir[46]. Örneğin resmi hizmetlerine karşılık halktan doğrudan doğruya para alabilen bir kamu görevlisinin bu usulün kalktığını bilmeyerek bu şekilde para alması durumda kast yoktur[47].

765 sayılı TCK bakımından yararın ayrıca ‘haksız’ olması arandığı için, failin elde ettiği yararın haksız olduğunu bilmemesi durumunda, yararı elde etmeye yönelik icbar niteliğindeki hareketler yerine göre bir başka suçu mesela kendiliğinden hak alma suçunu oluşturabilirse de, irtikap suçunu oluşturmazdı[48]. 5237 sayılı TCK’da yararın haksız olması aranmadığı için fail haklı olsa bile kasıtlı hareket etmiş olduğundan irtikap suçu oluşacaktır.


8. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ

A. Teşebbüs

İrtikap suçu, vaat edilmesiyle birlikte tamamlanır. Yani suçun tamamlanması için vaadin yerine getirilmesi şart değildir[49]. “Bu bakımdan icbar veya ikna suretiyle irtikapta hareket neticeden ayrılabildiği için (vaatte bulunmayı sağlamaya yönelik harekete rağmen bu yönde bir taahhüdün elde edilememesi gibi) teşebbüs mümkün görünmektedir. Buna karşılık hatadan yararlanma suretiyle irtikapta, teşebbüs düşünülebilmekle birlikte, gerçekleşme olasılığı oldukça düşüktür”[50].Oysa Erem / Toroslu irtikabın işleniş şekillerini ayırt etmeksizin bu suça teşebbüsün mümkün olduğunu söyler[51].

Kanımca sadece icbar ve ikna suretiyle irtikap suçuna teşebbüs mümkündür. Çünkü hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçunda, kanunen alınmaması gereken şey alındığında suç tamamlandığından buna teşebbüs mümkün olmayacaktır. Oysa icbar veya ikna suretiyle irtikapta icra hareketlerinin failin iradesinden bağımsız nedenlerle kesilmesi mümkündür. Mesela bir kamu görevlisinin işlenen bir suçu yetkili makama bildirmemek için karşı taraftan para istemesi anında, duruma bir başka kamu görevlisinin müdahale etmesi halinde teşebbüs söz konusu olabilecektir[52].


B. İçtima

Failin birden fazla irtikap suçunu işlemesi durumunda, bu suçların mağduru aynı kişiyse, 5237 sayılı TCK m.43’deki zincirleme suç uygulanabilir. Buna karşılık, mağdurun farklı kişiler olması durumunda mağdur sayısınca suç oluştuğu sonucuna varmak gerekecektir. Çünkü burada suçtan zarar gören birden fazla kişi vardır dolayısıyla zincirleme suçunun koşulları oluşmamıştır. Yargıtay yerinde olmayarak birden fazla kişiye karşı aynı zaman ve yerde işlenen irtikap suçunu tek suç olarak kabul etmekte ve zincirleme suç kurallarının uygulanmayacağı sonucuna varmaktaydı; oysa 5237 sayılı TCK’nın 43 / 2 maddesine göre bu durumda zincirleme suç vardır; ama bu durumlarda Yargıtay tek bir netice varmış gibi işlem yapmaktadır.


C. İştirak

Lehine yarar vaadinde bulunulan veya sağlanan üçüncü kişinin icbar, ikna veya hatadan yararlanma hareketlerinin gerçekleştirildiği aşamaya da katılması durumda o da suçu iştirak etmiş sayılır. Suç tamamlandıktan sonra üçüncü kişi yararın, kamu görevlisinin icbar, ikna veya hatadan yararlanma hareketlerinin sonucu olarak elde edildiğini öğrendiği halde bunu kabul etmiş olursa, suç eşyasının kabul edilmesi suçu işlenmiş olur. ( TCK 165 ) Kamu görevlisi, icbar veya ikna hareketlerini bu sıfatı taşımayan üçüncü bir kişi aracılığıyla gerçekleştirmişse, üçüncü kişi de iştirak iradesi ile hareket etmiş olmak koşuluyla suça iştirak etmiş olur. Ancak 5237 sayılı TCK’nın 40 / 2 gereğince, özel sıfatı taşımayan kişi ancak azmettiren ya da yardım eden olarak sorumlu tutulabilir[53].



9. NİTELİKLİ HALLER


765 sayılı TCK bakımından irtikap suçunun faili, emir ve idare yetkisine sahipse veya hakim ya da savcı ise verilecek cezalar yarı oranında arttırılarak verilirdi yani irtikap suçunun ağırlatıcı nedenleri mevcuttu[54]. Oysa 5237 sayılı TCK bakımından bu ağırlatıcı neden kabul edilmemiştir. Ancak yeni TCK bakımından 251. maddede denetim görevinin ihmali başlığı altında yeni bir suç düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasına göre; Zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Yine ikinci fıkraya göre; Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkan sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Görüldüğü üzere, 5237 sayılı TCK, irtikap suçu için ağırlatıcı sebepler öngörmediği gibi denetim görevini kasten yerine getirmeyen ya da ihmal eden kişiler için ceza hükmü öngörülmüştür.

765 sayılı TCK’nın 219. maddesine göre; yararın değeri hafif olduğu takdirde verilecek cezanın yarısı, pek hafif olduğu takdirde üçte ikisi indirilir. Zararın hafifliğini tespiti bakımından ise fiilin işlendiği tarihe göre değerlendirme yapılırdı[55]. Oysa 5237 sayılı TCK bakımından irtikap suçu için hafifletici neden ya da nedenler öngörülmemiştir. Tezcan/Erdem/ Önok’a göre; en azından suçun en hafif şekli olan hatadan yararlanma suretiyle irtikap için hafifletici sebepler kabul edilebilirdi[56].

Zimmet ve rüşvet suçları için öngörülen etkin pişmanlık hali eski TCK’da olduğu gibi yeni TCK’da da irtikap suçu için düzenlenmemiştir.

Kanımca, failin icbar veya ikna suretiyle irtikap suçunda edinilen yararın değeri hafif olsa bile hafifletici nedenlere yer verilmemesi yerindedir çünkü failin aktif bir davranışı ile bu sonuç ortaya çıkmıştır. Oysa hatadan yararlanmak suretiyle irtikapta fail sadece karşı tarafın hatasından yararlanıyor, aktif bir hareketi yok bu nedenle hafifletici nedenler öngörülebilirdi. Genel olarak irtikap suçu için hafifletici nedenler koyduğumuzda; sağlanan yararın ya da vaat edilen yararın sadece ekonomik değer taşımayacağını duygusal ya da cinsel nitelikte de olabileceğine değinmiştik. Böyle bir durumda zararın hafif ya da pek hafif olmasını neye göre değerlendireceğimiz bir tartışma konusu olurdu.























SONUÇ


İrtikap suçunu tüm yönleriyle ele almaya çalıştık. Genel olarak son kez bir tanım yapacak olursak; irtikap suçu, kamu görevlisinin konumundan meşru olmayan bir biçimde yararlanarak, kamu idaresiyle ilişkisi olanlardan haksız yararlar sağlanması sonucunda oluşur. İrtikap suçu aslında görevin kötüye kullanılmasının özel bir şeklini oluşturur. Gördüğümüz üzere, 5237 sayılı TCK, 765 sayılı TCK ‘ya paralel düzenlenmiştir; suç türlerinin ifade şekilleri genişletilmiştir. Bu durum olumlu bir değişimdir, karşımızda duran suçu bir sınıflandırmaya sokmamamıza yeni TCK daha çok yardımcı olacak ve cezanın beklenilen amacına bir adım daha yaklaşılacaktır. Yine eski madde metninde fail olarak gösterilen memur kavramının yerini yeni metinde daha kapsamlı bir ifade olan kamu görevlileri almıştır, bu da olumlu bir değişiklik olmuştur.

Doktrinde önemli bir tartışma yaratan tüzel kişinin mağdur olup olmayacağı konusu aslında madde metninden kolayca anlaşılacağı üzere, bir “kimseden” bahsedildiği için tüzel kişilik de bu suçun mağduru olabilecektir.

Hiç tartışma götürmeyecek önemli bir konu ise suçun; yararın vaat edilmesi anında tamamlanmış olmasıdır. Bu vaadin sonradan yerine getirilmemesi suçun tamamlanmasının önüne geçemeyecektir.

Yararın tasnifi konusunda da doktrinde önemli ölçüde görüş birliği sağlanamamıştır. Kanımca 5237 sayılı TCK önceki TCK’dan farklı olarak sadece yarar kavramından söz ettiği için bunu geniş anlamalıyız ve aksi görüşlere rağmen salt duygusal ve cinsel nitelikli istekleri de yarar kavramının içinde düşünmeliyiz.

İrtikap suçu ancak kasten işlenebilen bir suçtur; bu nedenle kamu görevlisi kasıtlı hareket etmediği durumda; yaptığı işi işinin gereği olarak gördüğünde bu suç oluşmayacaktır. 765 sayılı TCK’da yararın ‘haksız’ olması gerekirken 5237 sayılı TCK bakımından yararın haksız olması aranmamaktadır. Demek ki kendi hakkını zorla almak isteyen kamu görevlisi yeni TCK bakımından irtikap suçunu işlemiştir.

Bu suç için hafifletici nedenlerin ve etkin pişmanlık halinin en azından hatadan yararlanmak suretiyle irtikap için düzenlenmemesi eksik bir düzenleme oluşturmuştur.














KAYNAKÇA

  • Ayhan ÖNDER, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1994, Dördüncü Baskı, Filiz Yayınları.
  • Doğan SOYASLAN, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2002, Dördüncü Baskı, Yetkin Yayınları
  • Doğan SOYASLAN, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2005, Beşinci Baskı, Yetkin Yayınları
  • Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, İzmir 2002,Birinci Baskı, Barış Yayınları
  • Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2006, 4. Baskı, Seçkin Yayınları,
  • Ejder YILMAZ, Hukuk Sözlüğü, Ankara 1985, 3. Baskı, Seçkin Yayınları
  • Erol ÇETİN, Ceza Hukukunda ve Özel Yasalarda Memur, Memur ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılama Usulü ve Memur Suçları, Ankara 2003, İkinci Baskı, Seçkin Yayınları
  • Faruk EREM, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 1985, Üçüncü Baskı, Seçkin Yayınları
  • Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2003, Dokuzuncu Baskı, Savaş Yayınları
  • Mehmet Emin ARTUK, Ahmet GÖKCEN, Caner YENİDÜNYA, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2000, İkinci Baskı, Seçkin Yayınları
  • Adli Yargı Hakimliği, Ankara 2005, Murat İnsan Kaynakları Yayınları
  • http://tem.iem.gov.tr/tck.php ( E.T 03.11.2006 )
  • http://hukukcu.com/modules/smartsection/item.php?itemid=30&keywords=irtikap
  • http://www.sabah.com.tr/2005/02/06/gun102.html ( Adem SÖZÜER ) (E.T 03.11.2006)
  • http://www.tip.hacettepe.edu.tr/fakulte/yeni_haberler/tck_haber.htm#İRTİKAP




[1] Ejder YILMAZ, Hukuk Sözlüğü, Ankara 1985, 3. Baskı, Seçkin Yayınları, s.347

[2] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2006, 4. Baskı, Seçkin Yayınları, s.678

[3] Ejder YILMAZ, s.302

[4] Mehmet Emin ARTUK, Ahmet GÖKCEN, Caner YENİDÜNYA, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2000, İkinci Baskı, Seçkin Yayınları, s.380

[5] Ejder YILMAZ, s.322

[6] Doğan SOYASLAN, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2002, Dördüncü Baskı, Yetkin Yayınları, s.608

[7] Faruk EREM, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 1985, Üçüncü Baskı, Seçkin Yayınları, s. 357

[8] Ayhan ÖNDER, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1994, Dördüncü Baskı, Filiz Yayınları, s.137

[9] Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2003, Dokuzuncu Baskı, Savaş Yayınları, s.165,166

[10] Doğan SOYASLAN, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2005, Beşinci Baskı, Yetkin Yayınları, s.503

[11] Erol ÇETİN, Ceza Hukukunda ve Özel Yasalarda Memur, Memur ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılama Usulü ve Memur Suçları, Ankara 2003, İkinci Baskı, Seçkin Yayınları, s.838

[12] Ayhan ÖNDER, s.139

[13] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 679, aynı görüş; Doğan SOYASLAN, Beşinci Baskı, s. 504

[14] Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, s. 166, aynı görüş; Ayhan ÖNDER, s.139

[15] Ayhan ÖNDER, s.141, aynı görüş; Doğan SOYASLAN, Beşinci Baskı, s. 504

[16] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, İzmir 2002,Birinci Baskı, Barış Yayınları, s.1172

[17] Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, s. 167

[18] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 681

[19] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 681

[20] http://tem.iem.gov.tr/tck.php ( E.T 03.11.2006 )

[21] Ayhan ÖNDER, s.138

[22] “ Araştırma ekibine dahil olan ve görevli bulunan sanıklar, olay günü Bitlis’ten Tatvan istikametine yol alan otoyu durdurarak yaptıkları aramada sekiz milyon civarında değeri olan dinar bulup, bunu ve mağdurun üzerinden kol saatini ve bir miktar Türk parasını tehdit edip zorla alıp aralarında taksim etmeleri cebri irtikap değil yağmadır” (5. C.D 26.05.1982, 1285 / 1891 ) Diğer bir olayda; “ Sanıklar otobüs garajında gördükleri mağduru karakola götürmek bahanesi ile otel odasına götürüp orada üzerinde yaptıkları aramada buldukları 7500 lirayı almaları ve yine elde ettikleri banka cüzdanının muhteviyatını mağdura zorla çektirip kendilerine verilmesini temin etme eylemi, icbar suretiyle irtikap değil yağmadır.” ( 5. C.D, 28.04.1978, 1095 / 1505 ), Ayhan ÖNDER, s.138

[23] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 682

[24] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 683

[25] Adli Yargı Hakimliği, Ankara 2005, Murat İnsan Kaynakları Yayınları, s.702

[26] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, s.172

[27] http://www.sabah.com.tr/2005/02/06/gun102.html ( Adem SÖZÜER ) (E.T 03.11.2006)

[28] http://www.tip.hacettepe.edu.tr/fakulte/yeni_haberler/tck_haber.htm#İRTİKAP ( E. T 03.11.2006 )

[29] “ Sulh ceza mahkemesi zabıt katibi olan sanığın, görev yaptığı mahkemede sanık olarak yargılanan ve haklarında mahkumiyet hükmü kurulan bir kısım şikayetçileri, kolluk vasıtasıyla veya telefonla çağırarak kararın tebliği için pul parası aldığı, hükmolunan ceza tecil olunduğu halde cezanın ertelenmesinden bahsetmeyerek “kararı ya temyiz edersin, ya da cezayı ödersin” diyerek, temyiz edenlerden temyiz posta masrafını, temyiz etmeyeceğini söyleyenlerden ise para cezasını tahsil ettiği, haklarında dava devam eden bir kısım şikayetçilerinden ise keşif yapılacağını söyleyip keşif masrafı adı altında para aldığı halde keşif giderlerinin suçüstü ödeneğinden harcandığı, bazı şikayetçilerden aldığı keşif masrafına karşılık daha az miktarda tahsilat makbuzu düzenleyerek, aradaki farkı mal edindiği, bir kısım şikayetçilere para aldığını bildiren kağıt parçaları verdiği olayda özel daire ile yerel mahkeme arasında oluş ve sübutta bir uyuşmazlık bulunmamaktadır…Maddi olayda sanık, adliyeye çağırdığı şikayetçilerden ödenmesi gerekmeyen para cezaları ile posta ve keşif masrafı olarak bir miktar paranın ödenmesi icabettiğini söyleyerek haksız menfaat temin etmiştir. Bu suretle para alınması, sanığın bu paranın ödenmesi gerektiği hususunda şikayetçileri inandırmasından doğduğu cihetle olayda zincirleme biçimde ikna yoluyla yiyicilik suçu oluşmuştur. ( Yar. CGK 17.12.1996 5- 269 / 286 ) Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 684, 685

[30] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 685, 686

[31] Doğan SOYASLAN, Beşinci Baskı, s.508

[32] Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, s. 167

[33] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 686

[34] Ayhan ÖNDER, s.148, aynı görüş; Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, s. 169

[35] Doğan SOYASLAN, Beşinci Baskı, s.508

[36] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 687

[37] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, s.151

[38] Ayhan ÖNDER, s.142

[39] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 679

[40] Ayhan ÖNDER, s.143

[41] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 687,688

[42] Doğan SOYASLAN, Beşinci Baskı, s.506

[43] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM,s.168

[44] Ayhan ÖNDER, s.142

[45] Genel kast; suçun oluşması için failin bilerek ve isteyerek sonucu gerçekleştirmeye yönelik hareketi yapmasının kanunca yeterli görüldüğü hallerde genel kast ortaya çıkar. Adli Yargı Hakimliği, s.658

[46] Doğan SOYASLAN, Beşinci Baskı, s.507

[47] Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, s. 170

[48] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 688

[49] Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, s. 169

[50] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 688

[51] Faruk EREM, Nevzat TOROSLU, s. 169

[52] Doğan SOYASLAN, Beşinci Baskı, s.507

[53] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 689

[54] http://hukukcu.com/modules/smartsection/item.php?itemid=30&keywords=irtikap


[55] Ayhan ÖNDER, s.150

[56] Durmuş TEZCAN, Mustafa Ruhan ERDEM, Murat ÖNOK, s. 689 (dipnot 346)
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"İrtikap Suçu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Sevilay Satı'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
16-01-2008 - 11:47
(2473 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 17 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 16 okuyucu (94%) makaleyi yararlı bulurken, 1 okuyucu (6%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
51469
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 5 saat 38 dakika 8 saniye önce.
* Ortalama Günde 20,80 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 81417, Kelime Sayısı : 6931, Boyut : 79,51 Kb.
* 3 kez yazdırıldı.
* 6 kez indirildi.
* 8 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 735
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 1,82331300 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.