|
1)GENEL HÜKÜMLER 2)ÖZEL HÜKÜMLER
(ilk 181 madde)
Borçlar Hukuku: Özel borç ilişkilerini gözlemleyen hukuk dalıdır. Borç ilişkilerini düzenleyen alandır.
Borç ilişkisi 2 veya daha çok kişi arasında kurulan ve bu 2 kişiden birine(alacaklıya), diğerinden(borçludan) belli bir edimi isteme yetkisi verirken diğerine de borcu ifa etme edimi verir.
Borç ilişkisi: Alacaklıßàborçlu
Muhtelif kaynaklardan doğan borç ilişkisinin en sık rastlananı sözleşmedir. Sözleşme, 2 tarafın karşılıklı, birbirine uygun irade beyanı ile yaptıkları hukuki işlemlerdir.
Borç ilişkisi ve sözleşme aynı anlama gelmez. Borç ilişkisi daha kapsamlı bir ifadedir. Sözleşme sona erdikten sonra da bir takım yükümlülükler ile borç ilişkisi devam edebilir.
Diğer bir borç ilişkisi kaynağı ise haksız fiillerdir. Haksız fiilde zarara uğrayan tarafın tazminat talep edebilme imkanı söz konusudur ve haksız fiil sonucu borç ilişkisi doğar. Haksız fiil sorumluluğu kusura dayanır. Bazen de kişi sorumlu olmadığı fakat zarara sebep olduğu durumdan da sorumludur.
Borç ilişkisi, kanundan, sebepsiz zenginleşmeden, sözleşmeden, haksız fiilden ve sebep sorumluluğu gibi sebeplerden doğar.
Borçlar Hukukunun Görevleri:
1) Hukuki işlemler ve sözleşmeler yoluyla ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerin kişiler arasındaki dolaşımını sağlamak
2) 3. kişilerin haksız müdahalelerine karşı diğerlerini korumak.
Borçlar Hukukunun Kaynakları:
1) Yazılı kaynaklar: borçlar kanunu, medeni kanun, U.A. sözleşmeler ve genel işlem şartları
2) Yazılı olmayan Kaynaklar: tamamlayıcı niteliktedir. Örf ve adetler, teamüller
Borçlar Hukukuna Hakim Olan İlkeler
1) İrade Özerkliği
a) Sözleşme özgürlüğü: tarafların özel borç ilişkilerini hukuk düzeninin sınırları içerisinde serbestçe belirlemelerini sağlar. Anayasamız 4 temel özgürlük üzerine kuruludur.
-kişi hürriyeti
-mülkiyet hürriyeti
-vasiyet hürriyeti
-sözleşme hürriyeti
b)Sözleşme serbestisi, Koşulları
aa)sözleşme özgürlüğü ile sözleşme yapmak
bb) sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğü
cc) sözleşmeyi istenilen şekilde sonlandırma
dd) sözleşmeyi istediğin şekilde yapabilmek (kanunla sınırlı)
ee) sözleşmenin içeriğini dilediğin şekilde düzenlemek
Sınırları: sözleşme, hukuka, ahlaka, emredici kurallara, şahsiyet haklarına aykırı olamaz. Nedeni ise, bunların kanunla teminat altına alınmış olmasıdır. Ayrıca sözleşmenin içeriğinin imkansız olmaması da gerekir.
c) Eşitlik İlkesi: taraflar eşittir. Taraflardan hiçbiri daha üstün değildir. sözleşme hürriyetiyle, taraflar diledikleri şekilde sözleşme yapabilirler ve tarafları eşitlik ilkesi korur. Eşitlik ilkesi zamanla bozulmuş ve emredici kanunlarla düzenlenerek tarafların aksini kararlaştıramayacağı sözleşmeler yapmaları yasaklanarak tarafların eşitliği sağlanmıştır.
2)Nisbilik İlkesi: kural olarak borç, borç ilişkisinin tarafları arasında hüküm doğurur. 3. kişiler bir borç ilişkisi ile bağlanamaz.
3)Dürüstlük İlkesi: MK.2 dengeleyici, tanımlayıcı, sınırlayıcı, vb. faktördür. Yan yükümlülüklerde dürüstlük kuralı önemlidir.
4)Kusurlu Sorumluluk İlkesi: sorumluluğun kurucu unsurudur. Temel sorumluluk kusur sorumluluğudur.
-akitte sorumluluk, akdi kusur
-akit dışı sorumluluk, haksız fiilde kusurdur.
Haksız fiil sorumluluğu: BK41, akit dışı sorumluluk halidir.
a)bir fiil olmalı
b)bu fiil kusurlu bir fiil olmalı
c)kasten veya ihmalen gerçekleşen bir fiil olmalı
d) fiil neticesinde zarar meydana gelmeli
e)fiil ile netice arasında illiyet bağı olmalı
f)hukuka aykırı bir fiil olmalı
Kusur: kasten veya ihmalle zararlı sonucu doğuracak hukuka aykırı fiili gerçekleştirmektir.
5)İvazlılık ilkesi: Kural olarak sözleşmeler, karşılıklı borç doğururlar bazı sözleşmeler ise herhangi bir karşılık borcu doğurmaz. Bağışlama, vekalet eksik 2 tarafa borç yükler. Vekalet sözleşmesinin kurucu unsuru ücret değildir.
6)borçlunun ikametgahında ifa ilkesi: BK73
7) 3. kişilerin aleyhine borç ilişkisi kurulamaması ilkesi
BORÇLAR HUKUKUNDAKİ TEMEL KAVRAMLAR
Borç Kavramı
Borç İlişkisi Kavramı
Hukuki İşlem Kavramı
Sözleşme Kavramı
Dar Anlamda Borç İlişkisi: Para borçlarını ifade eder.
Borç kavramı: Alacaklının borçludan istemeye yetkili olduğu, borçlunun da yerine getirmek zorunda olduğu bir tek alacak veya borcu ifade eden hukuki ilişkidir.
Borç İlişkisi: bir organizmadır. Borç ilişkisinin en temel kaynağı sözleşmedir. Borç ilişkisi, sözleşme öncesi, işleyiş sırası, sona ermesi ve sona erme sırasındaki yapılan bir kavram olarak ortaya çıkar. Sözleşme öncesi, ilişkiden de borç ilişkisi doğabilir. Borç ilişkisi, alacaklı ve borçlu arasında bir veya birden çok alacak hakkını, bir takım yenilik doğuran hakları, bir takım fer-i hakları, bir takım düzenleme haklarını, bir takım yan yükümlülüklerini, borcun zaman aşımından doğan borçları, külfetleri, yararlanma haklarını içine alan bir kavramdır. Borç ilişkisinin tek bir alacak hakkı meydana getirmesi istisnadır bu da haksız fiilden doğan tazminatta vardır.
Hak: Hukuki ilişkinin unsurudur ve sahibi lehine imtiyazlı bir durum yaratırken diğer kişiler için de yükümlülük meydana getirir. İmtiyaz, diğer kişilere yüklenen davranış yükümlülüğüdür.
Borç-Borç İlişkisinin Farkları
1) Doğum Anı Yönünden, aynı anda veya farklı zamanlarda doğabilirler. Ani edim durumunda alım satımda. Ekmek aldın. Kira sözleşmesinde; sözleşme kuruldu, ödeme tarihileri tarihte ve faiz de söz konusu.
2) Kapsam Yönünden, Borç ilişkisi nadiren tek bir alacak ve edimden oluşur. Genelde bir çok alacak ve edim vardır. Borç ilişki, mahiyeti yönünden borçtan daha kapsamlıdır.
3) Devir Yönünden, sadece alacak devredilebilir. Alacağın temliki. Borcun ilişkisi, borç gibi sona ermez. Ortadan kaldırma ile veya ?İKALE? anlaşması ile sona erer. Taraflardan birinin ölmesi, iflası akıl gücünü kaybetmesi halinde de sona erer. Bütün borçların ifası ile sona erer.
4) Sona erme yönünden, borç biter ancak borç ilişkisi daha sonra biter.
BORÇ İLİŞKİSİNİN İHTİVA ETTİĞİ YÜKÜMLÜLÜKLERİLK YÜKÜMLER
ASLİ YÜKÜMLER
YAN YÜKÜMLER
ASLİ EDİM YÜK.
YAN EDİM YÜK
TALİ YÜKÜMLER
Davranış yük
SßàA
Satım sözleşmesi, satılan malın mülkini devir borcu ve semeni ödeme borcu asli edim yükümlülüğüdür.
Ö/ kişi çamaşır makinesi almak için mağazaya gider ve anlaşma yapılır. Sözleşmeye göre, çamaşır makinesi montajı satıcıya ait. Ancak montajcı evin hanımına cinsel tacizde bulundu.
Sözleşmenin tipini belirleyen asli edim yükümlülüğü; çamaşır makinesinin devrinin yapılması ve semen ödenmesidir.
Yan edim yükümlülüğü ise, eve teslim ve montaj ayrı yükümlülüklerdir. Buna montaj kaydıyla satım denilir. Sözleşmenin niteliğini değiştirir. Temel asli edime tabi ve talidirler. Bağımsız olarak dava edilebilirler. BK185, teslim. BK186 Nakil, kanundan doğan yan edim yükümlülükleridir.
İfa menfaati: satıcının nakil ve montajda bulunmasıdır.
Bütünlük menfaati: kadına tacizde bulunması, fayans kırması, vb sözleşmeye yabancı unsurlardır. Bütünlük menfaati; mal ve şahıs varlıklarının korunmasına yöneliktir. Montajın tam ve gereği gibi yapılması, mal ve şahıs değerlerine herhangi bir zarar verilmemesi bütünlük menfaatini koruyucu şekilde davranmalıdır işçi.
Aydınlatma Yükümlülüğü; makinenin kullanılmasının öğretilmesidir.
Asli Edim Yükümlülüğü, sözleşmeye netliğini verir. Sözleşmenin tipini belirler. kural olarak edim yükümlülüğü olan sözleşme, sözleşme olmaz.
Satım sözleşmesi kanunda düzenlenmiş bir sözleşme değildir. Bir sözleşmenin kanunda düzenlenmesi için sadece kanunda isminin geçmesi yetmez. Asli edim yükümlülüğünün borçlu tarafından ihlal edilmesi halleri
1)temerrüt
2)kusurlu ifa imkansızlığı
3)kusurlu ifa etme
Yan Edim yükümlülüğü, eve teslim, montaj, aydınlatma yükümlülüğü(bilgi verme), bütünlük menfaatini koruma. Yan edim yükümlülükleri sözleşmeye niteliğini kazandırmaz. Bunlar özü itibariyle asli edime bağlı, tabi ve tali(ikincil) yükümlülüklerdir. Tarafların yapmak istedikleri sözleşme tipinde yer verdikleri yükümlülükleridir. Yani, asli edim yükümü varsa, yan edim yükümünden bahsedilebilir.
-EVE TESLİM; İster eve teslim olsun, ister başkasın evine gönderilsin satım sözleşmesinin mahiyeti değişmez. Kural olarak alıcıya aittir. Alıcı teslim yükünü satıcıya yükleyebilir. Bu durumda sözleşmeni niteliği değişmez. Bunlar mesafe satımıdır. Malın gönderilmesi veya götürülmesi esastır.
-MONTAJ; kural olarak montajın kimin tarafından yapılması gerektiği asli edim yükümlülüğü değildir. Montaj kaydı bazen sözleşmenin niteliğini değiştirebilir. Bazı durumlarda sözleşmenin tipini belirleyebilir. Ancak kural olarak bir asli edim yükümü değildir.
-ESER TESLİM, eser teslim sözleşmesinde durum farklıdır. Kat kaloriferi bağlatılırken, kombi satın alınır. Bu sözleşme için yetersizdir. Sözleşmenin amacına uygun olması için kombinin montajı da gerekir. Ayrıca satıcının danışmanlık yükümlülüğü de vardır. Eve göre kombi seçilmesi gerekir. Plan ve proje yapılır ve bu onaylatılıp kombi bağlanır. Kombi satımında 3 tane asli edim yükümü vardır. Montaj, mahiyeti itibariyle yan edim yükümüdür. Asli edim yükümü sözleşmenin tipini belirler. Sözleşmenin içeriğine bakılarak asli edim yükümü belirlenir.
Yan edim yükümlülüğü sözleşmeye niteliğini vermez. Tarafların sözleşme serbestisi içerisinde yapmak istedikleri akit içerisinde yer verdikleri bir takım yükümlülüklerdir. Bunlar özü itibariyle asli edime tabi ve tali niteliktedir. Bunlar kanundan doğabilir; BK185-186 teslim ve nakil masrafları. Eğer taraflar sözleşmede bunu düzenlememişse, kanundan doğan yükümlülük vardır. Taraflar, nakli eğer kanunun öngördüğü gibi yapmamışsa, bu durumda sözleşmeden doğan sorumluluk vardır. Kanundan, sözleşmeden bazen de dürüstlük kuralından doğar. Yan edim yükümlülüğü, asli edimden bağımsız ifa davasının konusunu teşkil eder.
Yan Edim Yükümlülüğünün Özellikleri:
1) İfaya yardımcı niteliktedir.
2) Kaynağı MK2, dürüstlük kuralıdır.
3) Asli edim yükümlülüğünden bağımsız dava konusu edilir.(tazminat)
4) Bir kısmı mahiyeti nedeniyle bütünlük menfaatlerinin korunmasına yardımcı yükümlülüklerdir.
Montaj sırasında işçi ev halkını taciz etti; isteyerek ya da istemeyerek fayansa zarar verdi. Satım sözleşmesi tam ve gereği gibi ifa edilmesini sağlayan yükümlülüklerden sonra kırılma, taciz vb. ifa menfaatine doğrudan doğruya hizmet etmez ancak bağlantısı vardır. Burada ifa menfaati dışında mal ve şahıs değerlerinin korunmasına ilişkin alıcının bütünlük menfaati vardır. Satıcı bunu da sağlamak zorundadır. Satıcı veya yardımcıları(ifa yardımcıları) fayans kırarak bütünlük menfaatini bozarsa böylece yükümlülüklerin yani sorumlulukların kapsamı genişler.
Yan yükümlülük ihlalinde, mahiyeti itibariyle asli edim yükümlülüklerine bağımlı nitelik taşırlar ancak ifa davasına konu teşkil etmezler. Müstakil bir varlığa sahip değildirler. Sadece ihlali durumunda tazminat söz konusu olur. Bunlar tali edim yükümleri olur. ifası talep edilemez. İş işten geçmiş ve ihlaliyle geriye dönülemez. Aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmemiş ve zararlı sonuç doğmuştur. Zarardan sonra aydınlatılması zararı artadan kaldırmaz. Bu yükümlülüğün asıl kaynağı dürüstlük kuralıdır. Bunlar ifaya yardımcı yükümlülüklerdir.
Tali yükümler, asli edim yükümünün borçlu tarafından ihlal edilmesi halinde, ifa edilmeyen borçla ilgili kusurlu ifa, ifanın imkansızlığı ve temerrüt durumlarında ödenmesi gereken tazminatı belirler.
Borç İlişkisinin İçerdiği Haklar
1)Asli Haklar(birincil):
a) Alacak Hakkı: Bir yararlanma hakkıdır. Özel nitelikli bir haktır ve mahiyeti itibariyle alacak hakkıdır. Alacak hakkı, alacaklıya borçludan, borçlanmış olduğu edimi talep etme yetkisi verir. Alacak hakkının muhatabı sadece borçludur. Nisbilik ilkesi söz konudur. Alacak hakkı mahiyeti itibariyle şahsi haktır ancak özü itibariyle şahsi hak değildir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak değildir. Kişi alacağından vazgeçebilir. Alacak hakları sınırlı sayı ve tipe bağlı değildir ve geçicidir. Alacak hakkının nisbiliğinden anlaşılması gereken, sadece karşı tarafa karşı ileri sürülebilir ve alacak hakkı sadece borçlu tarafından ihlal edilebilir.
*****Bazı alacak hakları ister sözleşmeden kaynaklansın ister kanundan, 3. kişilere karşı ileri sürülebilir.(kuvvetlendirilmiş şahsi hak-eşyaya bağlı borç) yani nisbi karakteri bazı durumlarda aşılabilir. Eğer bu aşılma, bir sözleşmeden dolayı meydana geliyorsa buna kuvvetlendirilmiş nisbi hak denir. Bu sözleşmeler sınırlı sayı ilkesine bağlıdır. ÖRNEK: kat karşılığı inşaat, kira, taşınmaz satım vaadi. Eşyaya bağlı borçta ise, bir şey üzerindeki mülkiyet veya sınırlı ayni hak ya da zilyetlik ilişkisi nedeniyle bir kişiyi, bir şey yapmaya, bir harekete veya bir tasarrufa, kısaca olumlu bir edimde bulunmaya yükümlü kılan borçtur. Doğrudan doğruya kanundan doğan borçlar vardır, bedel karşılığı geçit hakkı. Kuvvetlendirilmiş nisbi haklar ve eşyaya bağlı borçlarda alacak hakkı dediğimiz kavram nisbi karakterini kaybetmiş ancak mutlak hak olmamıştır.
b) Ayni Haklar: mülkiyet hakkı
c) Kişilik Hakları: Haysiyet, resim vb üzerindeki haklar mahiyeti itibariyle mutlak haktır.
2)Feri Haklar: Alacak hakkının amacına hizmet eder ancak alacak hakkına göre özel nitelikte haklarıdr. Borç ilişkisinin içerdiği feri haklar(yan haklar), alacak hakkının amacına hizmet eden fakat bu haktan ayrı özel nitelikli haklardır. Feri haklar, alacak hakkının bir parçası değildir. Feri hakların bir kısmı alacak hakkını genişletir, bir kısmı da alacak hakkını garanti eder. Alacak hakkını genişleten feri haklar bilhassa faiz, gecikme tazminatı ve kümülatif cezai şarttır. Bu hakları doğuran şartlar gerçekleştiği taktirde alacaklı asli hak olan alacak hakkından başka bu hakları talep yetkisine de sahip olacağı için, bu haklar alacak hakkını genişletmektedir. Alacak hakkını garanti eden haklar ise kefalet, rehin ve hapis hakları gibi teminat haklarıdır. Bunlar alacaklının alacak hakkını garanti altına almaktadır.
3)Tali(düzenleme) Haklar: Mahiyeti itibariyle yararlanma, alacak hakkının karşıtıdır. Borç ilişkisinin içerdiği tali(ikincil) haklar, yararlanma haklarının karşıtını teşkil eden düzenleme haklarıdır. Tali haklar yararlanma haklarını etkileyen, onları kuran, değiştiren, devreden veya ortadan kaldıran haklardır. Bunların en önemlisi inşai haklardır. İnşai haklar, bir hukuki yetkiye dayanarak bir kimsenin varması gerekli tek taraflı irade beyanıyla yeni bir hukuki durum yaratmasına imkan veren haklardır(yenilik doğuran haklar). Dönme bir inşai haktır. Tali haklar, yenilik doğuran haklar, defi hakları ve yönetim haklarından ibarettir. ÖRNEK: kesin vadeli bir satım sözleşmesi yapılır, taraflardan biri edimini ifa etmez. Bu durumda 3 seçimlik hak söz konusu, aynen ifa, gecikme tazminatı, ifadan vazgeçip müspet zararın tazmini ya da sözleşmeden dönüp menfi zararın tazmini. ÖRNEK: taraf sözleşmeden döndü, dönme tek taraflı karşı tarafa varması gerekli bir inşai haktır. Buradaki inşai hak söz konusu alacak hakkını sona erdirir. Dönme, geçmişe etkili olarak sözleşmeyi sona erdirir ve mahiyeti itibariyle yararlanma hakkının karşısında yer alan bir düzenleme hakkıdır.
a) Yenilik Doğuran Haklar: Hak sahibinin tek taraflı irade beyanıyla varması gerekli irade beyanıyla yeni bir hukuki durum meydana getirmesine imkan veren, bir başkasının hukuki durumunu onun katılmasına ihtiyaç duymadan değiştiren haklardır. Yani hakkın kullanılmasıyla muhatabın bunu kabul edip etmemesi önemli değildir. Bu hak, tek taraflı irade beyanıyla, yenilik doğuran davalarda kullanılır. Tek taraflı varılması gereken bir irade beyanıdır. Karşı tarafın hakimiyet alanına ulaştığı anda hüküm ve sonuç doğurur. Bunlar kural olarak şekle bağlı değildir. Ancak inşai dava söz konusu olduğunda, bu davanın mahkemeye yöneltilmesi gerekir ama inşai hakkın mahiyetinde dava yoluyla ileri sürülmesine gerek yoktur. Yenilik doğuran hakların usulüne uygun kullanılıp kullanılmadığı ispatla mümkündür. Tespit davası açılır.
KANUNDAN
BAZEN ŞAHSA BAĞLI OLUP OLAMAMASINA GÖRE (BAĞIMLI-BAĞIMSIZ)
HEM KANUNDAN HEM SÖZLEŞMEDEN
SÖZLEŞMEDEN
3. KİŞİLERİN HUKUKİ ALANINA YAPTIĞI ETKİLERE GÖRE
Bazen de inşai haklar kendisine karşı kullanılan kişinin hukuk alanına etki eder. Bunlara saf(öz) inşai hak denir. İnşai haklarda en çok kullanılan ayrım
-kurucu yenilik doğuran: muhatabın kabul beyanı(sözleşmenin kurulması aşamasında)
-değiştirici yenilik doğuran: muaccel borç durumunda borçlunun mütemerrüt olması
-bozucu yenilik doğuran:irade sakatlığıyla sözleşmenin iptali
YENİLİK DOĞURAN HAKLARIN ÖZELLİKLERİ
Bir defa kullanılmakla sona erer.
Hak düşürücü süreye tabidir.
Kullanıldıktan sonra dönmek mümkün değildir.
Şarta bağlanamaz.
Dürüstlük kurallarına uygun kullanılmalıdır.
Devredilebilen haklardır.
b)Defi(karşı) Hakları: Defi hakları da düzenleme haklarındandır. Borçluya tanınan
savunma hakkıdır. Hakkı etkisiz kılar veya sonucu kısmen veya tamamen sınırlandırır. Bir başkası tarafından ileri sürülen bir hakkı, belirli oranda etkisiz kılma veya sonuçlarını tamamen ya da kısmen sınırlama, engelleme veya ortadan kaldırma imkanı veren haklardır. ÖRNEK: Sözleşmeden doğan bir alacak zamanaşımına uğrar. Mahiyeti itibariyle tali haklardandır ayrıca, defi dediğimiz için bunlara karşı haklar da denir. Borçluya tanınmış olan savunma hakkıdır. Defi hakkı, kaçınma hakları içerisinde en önemlisidir. Zamanaşımında BK141 sürekli olarak engelleme söz konusuyken, ödemezlik definde BK81 ise geçici durum söz konusudur. Defi hakkının söz konusu olabilmesi için, defi hakkı sahibine karşı kullanılabilecek bir hak olmalı. Bazı defi hakları kesin, sürekli defilerdir. İleri sürülmeleriyle karşı hakkı tamamen engellerler.
-Geciktirici Defi: hakkın kullanılmasını belirli süre engeller. Ödemezlik defi bu gruptadır.
Davacı tarafın yazdığı ve tebliğ edilen evrak, dilekçe tebliğinden sonra sadece esasa cevap süresi içinde defi hakkı kullanılır. Mahkemeleşme durumu yok ise, edimi ifa etmemekle defi hakkı kullanılır.
Bir hakkın doğumunu, meydana gelmesini veya devamını inkar eden bir vakıanın ileri sürülmesi olduğu halde, defi ileri sürülen hakka karşı, bu hakkı engelleyen veya sınırlayan karşı bir hakkın kullanılmasıdır. Bir hakkın varlığını veya devamını engelleyen, ortadan kaldıran, onu tehlikeye düşüren olayların ileri sürülmesi itirazdır. İtiraz karşı tarafın hakkının bulunmadığını kanıtlayan bir olaydır. İtirazlar, hakkın doğumuna da engel olabilir örneğin, şekil şartına uygun yapılmayan sözleşmeye itiraz edilmesi halinde.
1)Defi hakkın ileri sürülmesidir(dar anlamda defidir çünkü geniş anlamda defi itirazı da kapsar), itiraz olaydır. Defi bir hak olduğu için bundan vazgeçilebilir. İtiraz ise olay olduğu için borçlu tarafından vazgeçilmesi mümkün değildir.
2)itiraz hakim tarafından re’sen dikkate alınır mesela şekle aykırı bir sözleşme yapılmışsa, defi sadece borçlu tarafından ileri sürülebilir.
3)Defi hak sahibi tarafından ileri sürülebilirken, itiraz menfaati olan herkes tarafından ileri sürülebilir.
4) İtiraz hakkın doğmadığını veya sona erdiğini ifade eder ancak defi ise hakkı sona erdirmez, sadece kullanılmasını, ileri sürülmesini geçici veya sürekli olarak engeller.
Talep Hakkı: Bir kimsenin, bir hak sahibinin, bir kişiden belirli bir davranışta bulunmasını, bir şeyi yapmasını ya da yapmamasını isteme hakkıdır. Talep hakkı özü itibariyle, geniş anlamıyla alacak hakkını da kapsar. Talep hakkı dar anlamda da kullanılır. Bu doğrudan doğruya 3. kişinin davranışına yöneliktir. Bunlar özellikle mutlak haklarda karşımıza çıkar. Geniş anlamda talep hakkı alacak hakkını kapsar.
ALACAK HAKKI VE TALEP HAKKI ARASINDAKİ FARKLAR
1)Talep hakkı 3. kişilere karşı ileri sürülebilecek hakları da kapsar. Talep hakkı, alacak hakkından geniştir. Alacak nisbidir ancak sözleşmenin nisbiliğinin aşıldığı durumlar istisnadır.
2)Doğuş anları bakımından farklı olabilirler. Alacağın süreye bağlı olup olmaması durumunda a)süreye bağlı, aynı anda doğmaz. Borçlunun edimi alacaklıya borçlandığı an, alacak hakkı doğar. Talep hakkı, muacceliyet anında doğar. Vadeye bağlanmamışsa borç, aynı anda doğar.
3)Kapsam bakımından, talep hakkı alacak hakkından doğan en önemli yetkidir. Alacaklı yararınadır. Talep hakkı dışında alacak hakkı bir takım yetkileri de barındırır. Bu bakımdan alacak hakkı talep hakkından daha kapsamlıdır. Örnek: Talep edildi, borç ödenmedi. Alacak hakkı, icra yolu marifetiyle borçludan tahsil edilir. Alacak hakkı bünyesinde tazminatı da barındırır.
Alacaklının Talep Haricinde Sahip Olduğu Yetkiler
1) İcra yoluyla takip yetkisi: ilamlı-ilamsız icra
2) Tazminat isteme
3) Yenilik doğuran haklar:sözleşmeden dönme, seçimlik borç, takas, vb.
4) Defi hakları: ödemezlik defi, zamanaşımı defi
5) Tasarruf yetkisi: alacak hakkı üzerinde tasarruf edilebilir. Devredilebilir, ifa için yeni süre tanınabilir
6) Feri haklar: faiz, cezai şart, rehin, hapis hakkı, vb. alacağı garantiye almak için kullanılır.
Edimini ifa etmeyen borçlunun müeyyidesi sorumluluktur. Borç, akit dışı bir ilişkiden de, akdi ilişkiden de doğabilir. Bir haksız fiil ilişkisinde; haksız fiilden bir borç doğar(tazminat).
Akdi sorumlulukta, borca aykırılık vardır
Akit dışı sorumlulukta, hukuka aykırılık vardır.
Edimini ifa etmeyen borçlunun malvarlığına alacaklının devlet organları vasıtasıyla el koyması sorumluluktur. Kişinin kendi imkanlarıyla bir başka kimsenin malvarlığına el koyması istisnadır dolayısıyla, sorumluluk denilince;
1)borçlunun edimin ifası için karşı malvarlığıyla sorumlu olması
2)tazmin yükümlülüğünü yani, sorumluluk tazmin yükümlülüğünü oluşturur ve tazmin yükümlülüğü tazminatı, tazminat da zararın karşılığını oluşturur.
Sorumluluğun ayrımı ise;
-İle sorumluluk, malvarlığı ile
-Den sorumluluk, haksız fiilden sorumluluk
Haksız fiilden, malvarlığıyla sorumlu olmak.
SORUMLULUĞA HAKİM İLKELER
Ferdi Sorumluluk ilkesi: borcun ifa edilmemesinden, borçlu sorumludur. Sadece borçlu muhataptır.
Ayni sorumluluk ilkesi: borçlu, borcunu ifa etmezse onun malvarlığına başvurulur. Malvarlığıyla sorumluluk sınırlandırılmış bir malvarlığı sorumluluğu değildir. bütün malvarlığıyla sorumlulukta, sorumluluk kıymet itibariyle ve aynen gerçekleşir. İstisnai durumlarda aynen sorumluluk söz konusudur. Özellikle paraya çevrilmesi olanaklı olmayan durumlarda böyle bir sorumluluk vardır.
Şahıs Varlığıyla Sorumluluk: günümüzde bu sorumluluk düşünülemez. Borcu için kişi çalıştırılamaz, hapsedilemez.
Malvarlığıyla Sorumluluk:
a) sınırlı malvarlığı sorumluluğu:
aa) konu itibariyle sınırlı malvarlığı sorumluluğu: devletin kanuni mirasçı olması ve sadece mirasın aktif kısmını alması
bb)miktar itibariyle sınırlı malvarlığı sorumluluğu: borçlu bütün malvarlığıyla sorumludur ancak sadece borcu miktarında.
b) sınırsız malvarlığı sorumluluğu: borçlunun bütün malvarlığına el konulması durumudur.
Hukuk düzeninin bazı alacaklar bakımından borçlusuna dava ve cebri icra youlyla zorlama hakkı vermediği borçlar eksik borçlardır. Hukuk düzeni, borcun ifasını kişinin iradesine bırakmıştır yani bir nevi ahlaki yükümlülüktür. Eksik borcun müeyyidesi hukuk düzeninde yoktur. Talep edilebilir ancak dava edilemez. Eksik borç olmasına rağmen yapılan ödeme, sebepsiz zenginleşme değildir. çünkü borç varlığını korumakta ancak sadece dava ve takip edilememektedir.
1)Doğuştan Eksik Borç: hakim tarafından resen dikkate alınır. Alacaklıya dava hakkı vermez.
a)kumar ve bahis borçları
b)evlenme tellallığından doğan borçlar
c)sözleşmeden doğan borçlar
d)malikin, iyi niyetli zilyede olan borcu, zilyet lehine defa hakkı vardır
e)ahlaki ödevlerden doğan borçlar
2)Sonradan Eksik Borç:
a) zamanaşımına uğrayan borç
b) konkordato dışında kalan
3)geçici eksik borç: anne ve babasıyla yaşayan ergin altsoyun emek ve kazancını aileye özgülemesi durumunda bunlardan dolayı uygun bir bedel isteyebilir.
Tarafların sübjektif telakkilerine dayanan objektif bir nitelendirmeyle, iş hayatındaki telakkilere dayanmadığı için haksız sonuçlar doğurabilen bir ayrımdır.
Parça Borcu: Borcun konusunun taraflarca ferden somut olarak belirtildiği borçlardır. Ö/Şu yarış atı. Yani, edimin konusu bireysel nitelikleriyle ve özellikleriyle sözleşmede belirlenir.
Çeşit Borcu: Borcun konusu belirli bir borca ilişkin, belirli bir çeşite ilişkin belirtilerek bir takım ayır edici özelliklerle(sayı, tartı gibi) tayin edilebilir. 100 ton buğday gibi. Yani genel nitelikleriyle belirlenmiş olan edimin konusu çeşit borcu olur.
Sınırlı Çeşit Borcu: Eğer borçlu, borcunu münhasıran(özellikle, yalnızca) belirli bir stoktan veya sadece kendi ürettiği mallarla edimini ifa edecekse, sınırlı çeşit borcu vardır. Genelde şarap üretiminde önem taşır. Belirli bir yılın, belirli ayında alınacak hasat.
Seçimlik Borç: Birden çok edimi içine alan, borçlunun bunlardan birini seçerek yerine getirmekle yükümlü olduğu borç türüdür.
1) Satılan eşyayı teslim yükümlülüğü parça satımında(eğer hasara uğramışsa) söz konusu olmaz. Çeşit borcundaysa, çeşit yok olmaz ilkesi gereği o çeşitten dünya üzerinde var olduğu sürece borçlunun borcu devam eder.
2) Parça satımında hasar sözleşmenin kurulması ile birlikte alıcıya geçer. BK183/1 Bu ilke son derece haksız sonuçlar doğurmaktadır. Bu sebeple 183/2’de bunu bertaraf etmek için hazırlanmıştır. 183/2’ye göre, satılan mal yalnız çeşidiyle belirlenmişse, ayırt edilmiş ve başka yere gönderilecekse bu maksatla elden çıkarılmış olması gerekir. Yani çeşit borcunda, çeşidin ayırt edildiği an hasar intikal eder.
3) Çeşit satımında ayıplı ifa olursa, ari misliyle değiştirme talep ve imkanı vardır. BK’nın alıcıya verdiği bazı haklar vardır bunlar
-Ayıpta ari misliyle değiştirmeyi talep etmek
-S indirilmesini talep etmek
-Sözleşmeden dönerek alacağını ve zararı talep etmek hakkı vardır. Parça borcunda ise, dünya üzerinde tek olduğu için, bunlar imkansızdır.
Edim Hasarı: Borcun konusu, borçlunun kusuru olmaksızın yerine getirilemiyorsa, borçlunun borcunun durumu…
1) Parça borcu söz konusu olduğunda, borçlu borcundan kurtulur BK117. Borçlunun kusursuz imkansızlığına gönderme yapılır. Parça satımında edim hasarı alıcıya aittir.
2) Çeşit borcunda ise, yeryüzünde o çeşitten bulunduğu sürece borçlu borcunu ifa etmek zorundadır. Çeşit borcunda, edim hasarı satıcıya aittir.
3) Sınırlı Çeşit borcunda, borç yine düşer. Edim hasarı alıcıya geçer. Stokta o maldan kalmaması gereklidir.
Karşı Edim Hasarı: İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdedir ve karşı edim hasarının alacaklıya ait olması gerekir. Yani parça borcu ya da sınırlı çeşit borcunda olduğu gibi, hasar kusursuz olarak ortaya çıkmalıdır. O halde karşı edim hasarı da, yani hasar alacaklıya ait olur.
Borçlu ifanın imkansızlığı sebebiyle borcundan kurtulduktan sonra yani edim hasarı alacaklıya geçtikten sonra, alacaklı da kendi borcunun yerine getirilmesini isterse, BK117/2’ye göre, karşılıklı sözleşmelerde bu şekilde borcundan kurtulan borçlu, sebepsiz zenginleşme kurallarına göre daha önceden aldığını geri vermek zorundadır ve kendisine henüz yapılmayan ödemeleri talep edemez. İstisnası ise BK183tür.Hususi haller veya anlaşmalar bir istisna koymadıkça, satılan şeyin yarar ve tehlikesi akdin inikadı anından itibaren alıcıya geçer. Satılan mal yalnız çeşidiyle belirlenmişse, ayırt edilmiş ve başka yere gönderilecekse bu maksatla elden çıkarılmış olması gerekir.
MİSLİ EŞYA-MİSLİ OLMAYAN EŞYA
Misli Eşya: Sayı, ölçü ve tartıya göre belli edilmesi adet olan ve iş-alışveriş hayatında hakim olan objektif telakkilere(kişilere göre değil) göre belirli bir parçanın özel nitelikleri rol oynadığında; onun aynı nitelikte başka parçalarla değiştirilebilmesi mümkün görülen menkul eşyaya misli eşya denir. Ö/ Tarım ürünleri, seri üretilen endüstriyel mallar, para, vb.
Misli olmayan eşya: İş hayatına hakim olan telakkiler bir eşyayı kişisel nitelikleri dolayısıyla diğerlerinden ayrı ve farklı görüyorsa, onun yerine ayrı nitelikte başka eşyaların getirilmesi mümkün değilse, gayri misli eşyadır.
Gayri Misli-Misli////////////Parça-Çeşit Borcu Ayrımı
Çeşit-parça borcunda sübjektif telakkilere dayanılırken, misli-gayri mislide iş hayatındaki telakkilere yani objektif düşüncelere dayanılır.
Misli eşya denilince genelde akla gelen çeşit borcudur. Yani misli eşya çeşit borcuyla aynı şey değildir ama birbirlerine çok benzerler. Gayri misli eşyada ise parça borcu söz konusu olur. Bununla birlikte taraf iradeleri ile misli olmayan eşya çeşit borcunun konusu haline getirilebilir. ÖRNEK: Osman Hamdi’nin 2 tablosu, somut olarak ferden belli değildir. Dolayısıyla aslında gayri misli bir mal ama çeşit borcu haline getirilebiliyor. Aslında gayri misli bir malı çeşit borcu haline dönüştürüyor. Parça borcu da misli olamayan eşyaya dönüştürülebilir. Ancak, misli olmayan eşyada parça borcunun konusu teşkil edilebilir. Şu bağın bu dönemki mahsulü.
Birden fazla edimin, borcun konusunu teşkil ettiği durumlarda borçlu bunlardan yalnızca birini yerine getirmek zorunda ise seçimlik borçtan bahsedilir. BK71, aksi kararlaştırılmamışsa, seçim hakkı borçluya aittir. Seçimlik borcun mevcudiyeti için seçim imkanının çeşitli edimlere ilişkin olmalıdır. Seçimlik borçlar, şarta bağlı borçlardan farklıdır. Şarta bağlı borçlarla, seçimlik borçların en önemli farkı, şarta bağlı borçta; borcun mevcudiyeti gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceği şüpheli olan bir olaya bağlanmıştır ve şartın gerçekleşmesi şüphelidir.
Seçimlik borçta, borç mevcuttur, şarta bağlı borçta şartın gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı borç olurken, seçimlik borçta borç zaten vardır ancak edimin ifasının neyle yapılacağına dair borçlunun bir seçim hakkı vardır. Burada borcun konusunu teşkil eden çeşitli edimlerden hangisiyle ifa edileceği borçlu tarafından(aksi sözleşmede belirtilmemişse) belirlenir. Borçlu seçimlik borcunu ifa ederken tek taraflı ve karşıya varması gerekli irade beyanını açıklamasıyla kullanır. Yenilik doğuran bir haktır ve beyandır. Bu beyan ve hak zımnen de kullanılabilir. Seçim hakkını kullanan borçlu, bu hakkı kullandıktan sonra artık borcun konusunu teşkil eden şey borç olurken, diğeri seçim anından sonra borcun konusu olmaktan çıkar.
SEÇİMLİK BORÇ-ÇEŞİT BORCU
Çeşit borcunda, borçlu borcunu ifa ederken aynı türden, ferdi özellikleriyle belirtilmemiş bir mal olarak ifa ettiği için seçim hakkı vardır. X kitabı borç ise, nereden alınacağı sorun değildir. Herhangi bir X kitabı olabilir.
Seçimlik borçta ise, borcun konusu olabilecek edimler aynı çeşide dahil olmak zorunda değildir. Yani seçimlik borcun konusu olarak biri parça biri çeşit, vb borcu olabilir. Bununla birlikte aynı çeşide dahil olan şeyler borcun konusunu teşkil ediyorsa seçimlik hakları sınırlı çeşit borcunun ayrımı gerekebilir.
BK70, borçlanılan şeyin sadece çeşidi ile belli edilmiş olması halinde, hukuki sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça seçme hakkı borçluya aittir. Borçlu borçlanılan edimi ifa ederken, aşağı nitelikte(vasıfta) bir şey veremez. BK71’de ise, seçimlik borç vardır. Buna göre, borçta sonunda yalnız biri veya diğeri borç konusu olacak iki edim bulunduğu taktirde, hukuki ilişkiden başka türlü anlaşılmadıkça, seçme hakkı borçluya aittir.
ÖRNEK/ A, B ile sözleşme yapıyor. 3 otel ve pansiyon işleten B, A’ya otelin veya pansiyonun bir odası ayıracağını taahhüt ediyor. A, bir kral dairesi veya özel bir oda için söylemiyor. Sadece bir oda istediğini söylüyor. Bu durumda B için bu seçimlik borç mu yoksa sınırlı çeşit borcu mudur?
CEVAP/ taraflarca ortak nitelikte, eş değerde sadece o otelin bir odası olarak nazara alınan bir durum ise sınırlı çeşit borcu vardır. Mutavassıt(vasıta olan) vasıfta olmadığı müddetçe herhangi birini borçlu seçebilir. Buna karşılık her bir oda kendisini diğerlerinden ayıran ona ferdiyet ve özelliğini kazandıran nitelikleriyle dikkate alınmamışsa(güneye bakan köşedeki oda) o zaman seçimlik borç söz konusudur. Herhangi bir oda olsun denilmişse, ortalama vasıftan aşağı olmamak kaydıyla herhangi bir oda ayarlanmalıdır.
ÖRNEK/ B, A’ya tanınmış ressamlardan C’nin 1890-1900 yılları arasında yaptığı tablolardan birini vermeyi taahhüt ediyor.
CEVAP/ Ressamın 1890-1990 yılları arasındaki tablolarıyla ilgili ferdi özellikleri dikkate alınmıştır. Eğer bu devrede meydana gelen her tablo kendisini diğerlerinden ayıran özellikleriyle bağımsız olarak değerlendirilme imkanına sahipse bu taktirde seçimlik borç vardır.
Bu Ayrımların Pratik Sonucu: Eğer seçimlik bir borç ise seçim hakkına sahip borçlu bu seçimi yaparken, alacaklının menfaatlerini dikkate almak zorunda değildir. eş değerde odalarda veya tablolardan vasat seviyenin altında kalan birisini seçme hakkına sahiptir. Seçimlik borçlarda kanun koyucu çeşit borcunda olduğu gibi mutavassıt(vasıta olan) vasıftan bahsetmemektedir. Böyle bir nitelendirme dürüstlük kuralına uygun sınırlandırılarak yapılmalıdır.
Eğer bor sınırlı bir çeşit borcu olarak nitelendiriliyorsa bu taktirde BK70/2, orta nitelikten aşağıda bir mal teslim etmemek gerekir. Çeşit borcunda ise alacaklının menfaatlerinin gözetilmesi gerekir.
HUKUKİ İŞLEMUNSURLARI
HUKUKİ SONUÇ
KURUCU UNSURLARI
ETKİNLİK UNSURLARI
Bir veya birden fazla kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içerisinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukuki sonuçlar doğurmaya yönelmiş irade açıklamalarından oluşan hukuki olgudur. Hukuki işlem kural olarak bir hukuki sonuca yönelik irade açıklamasıdır. Bazen hukuki işlemin oluşabilmesi için irade açıklamasına eklenmesi gereken bir takım unsurlar da söz konusu olabilir. hukuki işlem hukuki sonuca yönelik yapılır.
Bir hukuki işlemin kurulması, meydana gelmesi için kurucu unsurdur. Kurucu unsurun en önemlisi irade açıklamasıdır. Dönme, fesih gibi işlemlerde hukuki işlemin kurulabilmesi için irade açıklamasında bulunmak yeterlidir. Yani iradeye eklenecek başka bir unsura gerek yoktur. Ancak bazı durumlarda irade açıklamasına bazı unsurların eklenmesi gerekebilir. Sözleşmenin kurulması için bir tarafın irade beyanının yetmemesi gibi. Biri icapta bulunur diğeri de kabul beyanında. Evlenme sözleşmesinin yetkili memur önünde yapılması gibi.
Hukuki işlemin etkinlik unsurları ise, hukuki işlemin kurucu unsurlarındandır. Hukuki işlemin kurulmasından sonra beklenen hüküm ve neticenin doğması için gerekli unsurlardır. Hukuki işlem, bu unsurlar olmadan hukuki işlem kurulsa bile sonuç doğurmaz. İcazet bir etkinlik unsurudur. Buradaki kurucu unsur iradedir. Müeyyidelerde ise, butlan, iptal, vb. Taliki şart(eğer sözleşmenin hükümleri, şartın gerçekleşmesine bağlıysa) gerçekleştiği zaman işlem sonuç doğurur. Buradaki etkinlik unsuru taliki şarttır.
HUKUKİ OLAYLARBİLİNÇLİ İNSAN İRADESİNE DAYANMAYAN HUKUKİ OLAYLAR: HUKUK DÜZENİNİN KENDİSİNE HUKUKİ SONUÇ BAĞLAMADIĞI ANCAK İNSAN İRADESİNE DAYANMAYAN OLAYLARDIR. DOĞUM ÖLÜM
BİLİNÇLİ İNSAN İRADESİNE DAYANAN HUKUKİ OLAYLAR
HUKUKA UYGUN FİİLLER
İRADE AÇIKLAMALARI
TASAVVUR AÇIKLAMALARI
DUYGU AÇIKLAMALARI
HUKUKİ İŞLEMLER
HUKUKİ MUAMELE BENZERİ FİİLLER
MADDİ FİİLLER
HUKUKA AYKIRI FİİLLER
HAKSIZ FİİLL
BORCA AYKIRI FİİL
Hukuki işlem- hukuki sonuç arasında yakın ilişki vardır. Hukuki sonuca yönelik irade olmalıdır. İradeyi hukuki sonuca bağlayan, kanundur. Ahlaka aykırı bir sözleşme yapılırsa, irade olsa dahi geçersizdir. İstenilen sonuç, hukukun uygun gördüğü sonuç olmalıdır. İrade, hukukun uygun gördüğü sonuca bağlı olmalıdır.
Hukuki işlemi yapan kişi, bu işlemin sonucunu kesin olarak bilmesi veya ayrıntıları hakkında tam olarak bilgi sahibi olması mümkün değildir. Önemli olan tarafların irade beyanlarını belirtmeleriyle, hukuki yükümlülük ve sonuçlar doğacağını bilmeleri ve istemeleri gerekir.
Hukuki işlem aslında soyut bir kavramdır. Kişiler soyut olarak hukuki işlem yapmazlar, satım yaparlar ya da bir ölüme bağlı işlem yapmazlar, vasiyetname düzenlerler.
hukuki işlemin ayıt edici vasıfları vardır. Adı koyulan işlem hukuki işlemdir. Satım, alım, devir, vs. kişiler bu kavramları somutlaştırırlar.
Hukuki işlemin, hukuki olaylar içerisindeki yeri ise, hukuki işlem hukuki olaylar içerisinde yer alır. Hukuki olaylar kendi içerisinde 2’ye ayrılır.
1)Bilinçli insan iradesine dayanmayan hukuki olaylar: hukuki sonuç bağlanır ama insan iradesine dayanmaz. Ö/doğum ölüm, irade dışındadır. Kanun koyucu hukuki sonuç bağlamıştır bu hallere. Ö/borcun ifasını engelleyen sonraki kusursuzluk hallerinde. Depremde yıkılan bina. Hukuk sisteminin kendisine hukuki sonuç bağladığı ama özünde iradeye dayanmayan işlemlerdir.
2)bilinçli bir insan iradesine dayanan hukuki fiiller vardır. Geniş anlamlı hukuki fiiller de denir.
BİLİNÇLİ İNSAN İRADESİNE DAYANAN HUKUKİ OLAYLAR
1)Hukuka Aykırı Fiiller:
aa)Haksız Fiil mahiyetinde olabilir. Başkasının iradesiyle gerçekleşen bir fiildir. Kasten veya ihmalen gerçekleşir. Bir insan iradesine dayanan ve iradenin oluşumun bir sakatlık olabilir bu olsa bile hukuki fiilin gerçekleşmesini engellemez. Zarar veren, zararı tazminle yükümlüdür. Tazminat, hukuk düzenin bağladığı sonuçtur.
bb)Borca Aykırı Fiil: Sözleşme yapılmış ve ayıplı mal teslim edilmiş, borca aykırı davranılmış.
2)Hukuka Uygun Fiiller: en önemlisi irade açıklamasıdır. İrade açıklaması dışında tasavvur açıklamaları ve duygu açıklamaları da vardır. Hukuki işlem mahiyeti değildir ama hukuk düzeni sonuç bağlar. İşlemin gerçekleşmesiyle meydana gelen sonuç kişinin istediğinden farklı olabilir.
1)İrade Açıklaması: bir hukuki sonuca yönelir.
a)Hukuki İşlemler: bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içerisinde gerektiğinde bir takım unsurları da yanına katarak, hukuki sonuçlar doğurmaya yönelik hukuki olaylardır(olgulardır.)irade açıklamaları bir hukuki sonuca yönelir. Hukuki işlemlere ilişkin kurallar hukuki işlem benzeri fiillerin aksine maddi fiillere kıyasen dahi kural olarak uygulanmazlar.
b)Hukuki İşlem Benzeri Fiiller: irade doğrudan bir sonuca yöneliktir ancak, hukuk düzeni bu irade açıklamasına bağladığı sonuç istenen hukuki sonuç değildir. İradeyi açığa vuran kimse, o hukuki sonucu bilmesine ve istemesine gerek yoktur. Ö/temerrüt ihtarı.bk101. Muaccel olan borçla, borçlu mütemerrüt olur. Temerrüde düşürülen borcu ifa etmez ve başka bir hukuki işlem meydana gelir. İfanın gerçekleşmesi için gerekli olan asgari şartı gerçekleştirir, ifaya yardımcıdır sadece. İrade illaki hukuki sonuç doğurmak için yapılmayabilir. Yani hukuki sonucu bilmiş ve istemiş olması gerekmez. Doğurduğu sonuçlar itibarıyla farklıdır. Burada istenilen değil kanun koyucunun öngördüğü sonuç gerçekleşir.
c)Maddi Fiiller: irade dış alemde bir değişikliğe yönelmekte ancak hukuki sonuç irade açığa vurulmasıyla değil, irade açığa vurmasıyla birlikte dış alemde meydana gelen fiili değişikliğe bağlanmıştır. Ö/ A, Bye ait bir mermeri (B mermeri bulmuş) alıp heykel yapıyor. A’nin emeğinin değeri(heykel), o mermerin değerinden fazla ise, mülkiyet kural olarak A’ya aittir. A ile B arasında bir hukuki ilişki olmamalı. Hukuki sonuç doğması için, A’nın mermeri işlerken bu sonuçlara yönelmiş bir irade açıklaması gerekli değildir. Hukuki sonuç, A’nın meydana gelen fiilin sonucuna yönelmiştir. İrade açıklaması olsun olmasın, kanun koyucu bu maddi fiile hukuki sonuç bağlamıştır. Ö/yazar roman yazar ve fikri hak kazanır, define bulmak, vb. Maddi fiil yoluyla hukuki sonuç doğması için bu fiili işleyenin fiil ehliyetine sahip olması gerekmez. Hukuki işlem ve hukuki işlem benzeri fiilde bu aranır.
2)Tasavvur Açıklamaları: belirli bir konuya ilişkin görüş, kanaat ya da bilgi açığa vurulur. Kanunumuzda pek çok yerde ihbarlarlar vardır. Alacağın temlikindeki gibi. Bk165. borçlunun rızası aranmaksızın alacaklı alacağını devredebilir. Borçlu eski alacaklıya borcu ödese de borcundan kurtulur buradaki ihbar borçluya bilgilendirme amaçlı yapılır. Bk198. A ve B satım sözleşmesi yapar. Sözleşmede B, A’ya vadeli olarak 200 ytl karşılığında buzdolabı satar.
3) Duygu Açıklamaları: Burada bir irade değil, bir duygunun açıklanması söz konusudur. Dolayısıyla irade açıklaması hukuki bir sonuca yönelmediği için hukuki muamele değildir. Bir kimsenin hislerini açığa vurmasına kanun koyucu genelde bir açıklama bağlamasa da istisnası vardır. Af müessesi, Medeni Kanun161, zina, boşanma sebeplerinde zinayı düzenleyen bu kanun af eden tarafın dava hakkı yoktur der.
1) Tek Taraflı Hukuki İşlemler: Bir tarafın irade beyanı söz konusudur. Bu beyan hukuki sonucun doğması için yeterlidir. Vakıf kurma, vasiyetname, her türlü bozma beyanı…
2) İki veya Çok Taraflı İşlemler: Bir hukuki işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise; bu tip hukuki işlemlere iki veya çok taraflı hukuki işlemler denir. Sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılır.
a)Sözleşme: Hukuki bir sonuç doğurmaya yönelik olarak, tarafların karşılıklı birbirine uygun irade beyanlarıyla hukuki bir sonuç doğurmaya yönelik bir işlemdir. Sözleşme bir borç kaynağıdır. Ayni sözleşme kavramıyla bir ayni hakkı kuran, değiştiren, devrini sağlayan sözleşme anlaşılır. Sözleşmenin de türleri vardır.
a) İvazlı Sözleşme: Tarafların bir karşı alacak elde etmek veya iktisap sebebiyle yaptığı sözleşmelerdir.
b) İvazsız Sözleşmeler: Belli bir ivaz karşılığında yapılmayan sözleşmelerdir. Ücretsiz vekalet, faizsiz ödünç, bağışlama
c) Bir tarafa Borç Yükleyen Sözleşmeler: Sözleşme taraflarından birinin karşı tarafın yerine getireceği edimi ifa yükümlülüğü söz konusu değildir. taraflardan biri borç altına girer.
d) İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmeler: Tarafların her biri hem alacaklı hem de borçludur.
aa) Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler: Her iki tarafta mübadele ilişkisi içerisinde en az birer asli edim yükümü borçlanırken edimler arasında bir bağ vardır.
bb)Eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler: Tarafların edimler arasında asli edim noktasında bir mübadele ilişkisi söz konusu değildir. edimler asli edim düzeyinde olmadığı için birbirinin karşılığını teşkil etmezler.
3) Sürelerine Göre Sözleşmeler:
a)Ani edimli sözleşmeler: Edim bir anda yerine getirilir. Satım sözleşmesi.
b)Sürekli edimli sözleşmeler: sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerdir. Özellikle iş görme borcu doğuran sözleşmelerdir, istisnaları vardır mesela eser sözleşmesi, burada ayni edimli bir sözleşme vardır. Bir iş görme borcu doğuran sözleşme olmasına karşın borçlu edim sonucunu borçlanmıştır. Sürekli edimli sözleşmeler süreklilik arz eden belirli ya da belirli olmayan zaman süreci içerisinde yerine getirilen sözleşmelerdir. Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerin bir takım özellikleri vardır.
aa) Güven esasının ön plana çıktığı sözleşmelerdir
bb) Haklı sebeplerde olağan üstü fesih imkanı verilir.
cc) Edimin değişen kurallara uygulanması olanağı vardır
dd)Sözleşmeler dönme ve iptal yoluyla değil geriye etkili olarak fesih edilebilir.
4) Kanunen düzenlenmiş olup olmamalarına göre sözleşmeler:
a) İsimli sözleşmeler: Kanunen düzenlenmiş olan sözleşmelerdir. Sözleşmenin tarafları,türleri,tarafların borçları özellikle tarafların asli edim yükümlülükleri kanunda tanımlanmıştır.
b) İsimsiz sözleşmeler: Kanunda düzenlenmemişlerdir. İrade özerkliği ve onun bir uzantısı olan sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ortaya çıkar kanunla düzenlenmedikleri için tarafların hak ve yükümlülükleri,asli edim yükümlülükleri,sözleşmenin içeriğinden çıkartılır bu sözleşmeler çeşitli klasik ayrımlara tabi tutulur.
aa) Kendine özgü yapısı olan sözleşmelerdir. Kanunda düzenlenmiş sözleşmeye ilişkin herhangi bi bir unsur içermezler.
bb) Karma nitelikli sözleşmelerdir. Kanunda düzenlenmiş sözleşmeye ilişkin unsurların kanun koyucunun öngörmediği şekilde bir araya getirildiği sözleşmelerdir.
cc) Birleşik nitelikli sözleşmelerdir. Kanunda düzenlenmiş ya da düzenlenmemiş sözleşmeler bir bütün olarak mahiyetine halel gerekmeksizin birbirinin olmazsa olmazı şeklinde bir araya getirilerek oluşan sözleşmelerdir.
5) Hukuki sonuçlarına göre sözleşmeler
a) Borç sözleşmeleri: Taraflar arasında borç ilişkisi kurarak borç doğuran sözleşmelerdir.
b) Tasarruf sözleşmesi: Bir hakkı veya hukuki ilişkiyi başka bir işlem ya da eyleme gerek kalmaksızın kuran, devreden, değiştiren, kısıtlayan ya da erteleyen, ortadan kaldıran sözleşmelere tasarruf sözleşmesi denir. Tasarruf sözleşmesinin geçerliliği taahhüt muamelesinin geçerliliğine bağlı olup olmamasına göre ikiye ayrılır
aa) İlli sözleşmeler:
bb) İlli olamayan(mücerret) sözleşmeler: Bir tasarruf sözleşmesinin geçerliliği taahhüt muamelesine bağlıysa illi değilse illi olmayan(mücerret) sözleşmedir.Bir muamele illi ise taahhüt muamelesindeki sakatlık, tasarruf muamelesinde sakatlık doğurduğu için mülkiyet karşı tarafa geçemeyeceğinden illi bir muamele ile kişi istihkak talebiyle alacağı elde edebilme hakkına sahip olur.
c) Statü sözleşmeleri: Bir sosyal ilişki, durum kuran, değiştiren ya da ortadan kaldıran sözleşmelerdir.
6) Rızai-ayni-real sözleşme ayrımı: Real sözleşme esas itibariyle sözleşmenin tamamlanması ve hüküm ifade edebilmesi için tarafların irade beyanları dışında maddi bir olayın gerçekleşmesinin zorunlu olduğu sözleşmelerdir. Taşınma sözleşmesi
a) Real sözleşmeler: Real sözleşmeler gerçekleşmesi gereken olgu bakımından sözleşmenin niteliği bakımından bir taahhüt borçlandırıcı sözleşme olabileceği gibi bir tasarruf sözleşmesi mahiyeti de taşıyabilir. Real sözleşme hem borçlandırıcı sözleşme hem ayni sözleşme şeklinde olabilir.
b) Rızai sözleşmeler: Tarafların karşılıklı birbirine uygun irade beyanları yeterlidir. Ör: satım sözleşmesi.
c) Ayni sözleşmeler: Bir hakkı veya hukuki ilişkiyi bir eyleme ihtiyaç duymaksızın kuran devreden ve değiştiren sözleşmedir. Ayni sözleşmelerin mutlaka tasarruf işlemi olması gerekir. Real sözleşmede böyle bir zorunluluk yoktur.
6) Asli edimin muhtevasına göre yapılan ayrım:
a) Sözleşmenin temlik borcu doğuran bir sözleşme olup olmadığı
b) Sözleşmenin kullandırma borcu doğuran bir sözleşme olup olmadığı
c) Sözleşmenin işgörme borcu doğuran bir sözleşme olup olmadığı
d) Sözleşmenin muhafaza borcu doğuran bir sözleşme olup olmadığı
e) Sözleşmenin teminat borcu doğuran bir sözleşme olup olmadığı
İleride ayni türden sözleşme kurmaya niyetli olan kişilerin sözleşmenin kuruluşu esnasında ayrıca kararlaştırılmasına gerek kalmaksızın belirli şartları kısmen ya da tamamen sözleşmede yer alması konusunda yapılan ilk sözleşmede mutabık kaldıkları sözleşmelere denir. Özellikleri ise;
1)Çerçeve sözleşme ile ileride yapılacak sözleşmeye temel teşkil edilir. Burada tarafların edim yükümlerinin belirli ya da belirlenebilir olması söz konusu değildir. Çerçeve sözleşmelerde edim yükümü bulunması zorunlu değildir.
2) İleride akdedilecek sözleşmenin tarafları arasında yapılması şart değildir. Çerçeve sözleşme farklı biriyle yapılacak olursa üçüncü şahıs yararına bir sözleşme kapsamında düşünülebilir. Yük getiren sözleşmelerin üçüncü şahıs yararına bir sözleşme olarak değerlendirildiği durumlarda çerçeve sözleşme ancak bireysel sözleşmelerin muhtevasına dahil olur.
3) İleride sözleşme yapma yükümlülüğü doğurmazlar. Çerçeve sözleşmede saptanan koşullar, ancak münferit sözleşme akdedildiği taktirde hayat bulur. Çerçeve sözleşme, münferit sözleşme yapılmasıyla sona ermez.
4) Çerçeve sözleşmeler sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerdir. Çerçeve sözleşmenin geçersizliği durumunda ileriye etkili sonuç doğurur. Bu tip sözleşmelerde fesih yapılır. Sınırlı süre söz konusuysa, sözleşme kendiliğinden sona erer.
GENEL İŞLEM ŞARTI İHTİVA EDEN SÖZLEŞMELER
Gelecekte belirsiz sayıda kişilerle belirsiz sayıda sözleşmelere temel olmak amacıyla müteşebbisin tek başına ya da diğer müteşebbislerle birlikte bir sözleşmenin şartlarını oluşturmak üzere sözleşmenin kurulmasından önce hazırladığı ve genel işlem şartlarını kullanan tarafından sözleşmeye dahil edilmek amacıyla karşı tarafa sunulan genel ve soyut nitelikli kurallardan oluşan sözleşme metinleridir. Sonuç olarak
1) Sözleşmenin şartlarını oluştururlar
2) Birden fazla sözleşme içerisinde kullanılmak üzere düzenlenir. Kredi kartı
3) Sözleşmenin kurulmasından önce düzenlenir.
4) Genel işlem şartını kullanan tarafından onu sözleşmeye dahil etmek amacıyla diğer akde sunulur.
5) Sözleşmenin nasıl kaleme alındığı çok önemli değildir.
6) Bu sözleşmeler genel ve soyut niteliklidir.
Bir sözleşmenin genel olması; sözleşmenin belirli bir sözleşme tarafı dikkate alınmadan hazırlanmış olmasını ifade eder. Aynı zamanda soyut niteliktedir. Hazırlanış ve düzenleme aşamalarında belirsiz sayıda olaylar dikkate alınır. Yani belirli bir olay ve durum için sözleşme hazırlanmaz.
Bu sözleşme metinleri, sözleşme özgürlüğünün doğal bir sonucudur. Eşitlik ve sözleşme özgürlüğü temel esastır. Burada, sözleşmenin bir tarafı, sözleşme metnini daha önceden hazırlar ve diğer taraf da akdi kabul eder. Bu şekilde tarafların eşitliğinin bozulmaması için, 3 aşamalı bir denetim yapılmaktadır.
1) Yürürlük denetimi
2) Yorum denetimi
3) İçerik denetimi
İRADE AÇIKLAMASI-İRADE BEYANI
Bir kimsenin bir hakkı veya hukuki ilişkiyi kurma, değiştirme ya da ortadan kaldırma iradesini dış dünyaya bildirmesine veya bunu doğrudan doğruya yerine getirerek yürürlüğe koymasına irade açıklaması denir. İkiye ayrılır.
1)Beyan
2)Beyan Faaliyeti
Uygulamada daha çok irade beyanı suretiyle irade açıklanır. İrade beyanı, irade ve beyan unsurlarında oluşur. İrade beyanından bahsedebilmek için, bir yerde bir iradenin olması lazım ve bunun beyan edilmesi lazımdır. İrade beyanı beden hareketleriyle ve sözlü şekilde açıklanabilir. İrade sübjektif, beyan ise objektif unsurdur. Çünkü dış dünyaya irademizi yansıtırız.
1) Fiil iradesi: Dış bir davranışın yapılmasına yönelik irade fiiline denir. Beyan sahibinin beyan fiilinin bilinçli bir iradeye dayanmasını ifade eder. Beyan sahibi bilerek ve isteyerek yapmalıdır.
2) İşlem ya da muamele iradesi: Son derece belirleyici bir iradedir. Sonuç iradesi de denir. Beyanda bulunanın belirli bir hukuki sonuç doğurma iradesine muamele iradesi denir. Beyan sahibi kendi iç dünyasından çıkıp, dış dünyaya açılma imkanı bulur.
3) Beyan iradesi: Beyan sahibinin hukuk işlem yapma iradesini muhataba beyan etmeyi isteme kararıdır. Meydana gelmesini istediği işlem hukuki işlemin kurulması değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması; muhataba bildirme iradesine sahip olmasına beyan iradesi denir.
ÖRNEK: A, galerideki X marka otomobili satın almaya karar verdi.
a) Satın alma, muamele iradesidir.
b) Satın almak yerine, kiralamak amacında ısrar ederse, hukuki sonuç iradesi
c) Satın alma iradesini galericiye bildirdi, beyan iradesi
d) Bilerek ve isteyerek yapması yani beyan bilinci içinde yapması, fiil iradesi.
İRADE BEYANLARININ YORUMU VE YORUM TEORİLERİ
İrade beyanlarının yorumu konusunda kanunu gelişim süreci içerisinde bazı teoriler ileri sürülmüştür. Bir sözleşme kurulur. 2 taraf vardır. Biri beyanda bulunan, diğeri de muhataptır. İrade beyanı, 2 unsurdan oluşur. İrade ve beyandan. İrade beyanını yorumlayan teoriler kendi içerisinde bazen beyanda bulunanı bazense muhatabı esas almış bazense irade esas alınmış bazense beyanı esas almışlar, bazıları da her iki tarafı dikkate almışlar. Dikkate alırken, bazı teoriler sadece ve sadece 3. kişiyi muhatap yerine koymuşlar ya da 3. kişi yerine dürüst ve makul kişiyi dikkate almışlar, bazıları ise bunların hepsini dikkate alarak yani somut olayın koşullarını da dikkate almışlardır.
İrade beyanının yorumu ile sözleşmenin yorumu aynı şey değildir. Yeni güven teorisi, irade beyanlarının yorumunda doğrudan doğruya uygulanır ama sözleşmenin yorumunda dolaylıdır. Dolayısıyla bu iki kavram birbirinden farklıdır. Bu çerçevede, yorum teorilerinden ilki
1)irade teorisi: beyanda bulunan, beyan sahibinin gerçek iradesini esas alır. Beyan, beyan sahibi tarafından istenildiği zaman ve ölçüde dikkate alınır. Ölüme bağlı tasarruflarda kullanılır. Belirli hukuki işlemler bakımından, irade beyanında bulunun kişinin gerçek iradesi bu teoriyle saptanır. Çok eski bir teoridir. Ölüme bağlı tasarruflar haricinde, günümüz hukukunda kabul edilebilir bir teori değildir. Bu teoride irade esas alınır, irade hukuki muamelenin asli kavramıdır ve sübjektiftir. Yani irade beyanında bulunanın, sübjektif iradesinin irade beyanlarının yorumunda dikkate alınması gerektiğini savunan bir teoridir. Uzun süre hukuk literatürüne hakim olmuş bir ilkedir. Pandektistlerden Savinyi tarafından ileri sürülmüştür. Bu teoriye göre, yorumun görevi, beyan sahibin kullandığı söz ve kelimelere anlam vermektir. Kullanılan söz ve kelimelerin anlamını tespitten ibarettir ve bunları esas alır. Bu teori bu haliyle sadece beyanda bulunan(sahibi)ın iradesini dikkate aldığı ve hem beyanı yani (Ö/Isparta halısı almak isteyen şahıs aslında Hereke halısı almak ister. Gerçek irade araştırılır, eğer beyan iradeye uymuyorsa, bunu dikkate almayacaksın. Muhatabın bununla ilgili değerlendirmesi; ister objektif yani normal makul orta zekalı bütün olayın koşullarını dikkate alan dürüst makul muhatap olsun ister dürüst ve makul muhatap değil de yerine tamamen objektif dürüst makul 3. kişi beyanda bulunanın iradesini şu ya da bu şekilde yorumlardı diyebilme imkanı yoktur. Bu teori sübjektif olarak araştırır, ölüme bağlı tasarruflarda bu yapılır, örneğin vasiyetnamede.
-borçlar hukuku bu teoriyi kabul etmez.
-gerçek iradeyi esas alır.
-sübjektiftir.
-tek taraflıdır bir teoridir.
-irade beyanında bulunanın iradesini, sübjektif iradesini, beyanda bulunurken kullandığı kelimelerin ifadelerin anlamını araştırmaya muaf tek yanlı bir teori olduğu için günümüzde kabul görmez.
2)Beyan Teorisi: burada beyanda bulunan kişinin iradesini değil beyanını esas alır. Beyan teorisi de kendi içinde 2ye ayrılır. Burada bunlardan birincisi
a) Sübjektif beyan teorisi: muhatabın kendi anlayışına göre beyana verdiği fiili sübjektif anlam esas alınır. Burada beyan sahibinin gerçek iradesi yani irade kısmı, beyana uymasa bile irade ile beyan arasında bir uyumsuzluk olsa bile burada önem taşıyan beyanın lâfzî anlamıdır. Muhatap beyan sahibinin beyanına hangi anlamı veriyorsa ki bu anlam, beyan ve irade ile uyuşmayabilir. Beyanın lâfzî anlamı neyse bu esas alınır. Bu teori de zaman içinde çok eleştirilmiş ve yerine objektif beyan teorisi geliştirilmiştir.
b) Objektif beyan teorisi: Muhatap bir tarafa bırakılır ve onun yerine objektif 3. bir kişi konulur. Sözleşme kuruluyor, sözleşme tarafları irade beyanlarını yanlış anlar ve yanlış anlayan kişi yerine 3. kişi konulur ve o kişinin anladığı şey ne ise anladığı anlam esas alınır ve irade beyanları ona göre yorumlanır. Olaya yabancı, olayın koşullarını bilmeyen somut olayı tanımayan bir kimseyi bu teori adil ve objektif olunması için 3. kişiyi muhatap yerine koyarak, 3. kişinin beyana vereceği anlama bakılır. 3. kişi objektif ölçüler içinde beyanı yorumlar.
Bu teoriler ciddi eleştiriler aldığı için modern hukuk güven teorisi adı verilen ve zaman içerisinde kendi içinde de gelişmeler gösteren bir teoriye yerini bırakmışlardır.
3)Güven Teorisi: Tarafların birbirine zıt menfaatleri arasında adil bir denge kurulması için yorum tarzını bulabilmek için beyan ve irade teorilerinde tek taraflı yorumlama yapıldığı için adil bir çözüm bulunması amacıyla güven teorisi ortaya atılmıştır. Taraflar arasındaki menfaat dengesinin kurulmasında yetersiz kalındığı için bu teori geliştirilmiştir. Güven teorisi, özünde güveni esas alır fakat Borçlar Kanununda güven teorisinin esas alınacağını gösteren bir kural yoktur ama özel hukukumuzda dürüstlük kuralı vardır. Herkes haklarını kullanırken, borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlüdür. Dürüstlük kuralı hakların talep edilmesi, borçların ifa edilmesinde temel kuraldır. Dürüstlük kuralı hukuki güven ve istikrarı ve hakkaniyeti esas alır. İrade beyanlarının yorumunda da öncelikle esas alınır. Dürüstlük kuralı esas alındığında, tarafların birbirine zıt menfaatleri arasında adil bir denge kurulması imkanı ortaya çıkar. Güven teorisi gelişim süreci itibariyle 3 temel teoriden oluşmuştur.
a) Klasik Güven Teorisi: Süje olarak muhatabı esas almıştır. İrade beyanları yorumlanırken, somut olaydaki muhatabın yerine, kişisel yeteneklerine, anlayışına vb. değerlerine göre hareket edilmemiştir. Dürüst, makul, orta zekalı bir muhatabı; makul dürüst bir muhatabın bildiği ve bilebileceği bütün şartlar dikkate alınarak muhatabın ona vereceği anlam, beyanda bulunanın irade beyanının vereceği anlam olarak esas alınır. Gerçek muhatap esas alınmaz. Makul ve dürüst 3. kişi esas alınır. Somut olaydaki koşullar dikkate alınmamıştır. Muhatabın somut olay bakımından durumu göz ardı edildiği için, yerini Yeni güven teorisine bırakmıştır
b) Yeni Güven Teorisi: Dürüst ve makul 3. kişi yerine, dürüst ve makul muhatap esas alınmıştır. Dürüst makul muhatap, beyan sahibin beyanını fiilen doğru anlamışsa, burada normatif iradeye göre değil gerçek iradeye göre yorumlanır. BK18.
ÖRNEK: Taraflar bir satım akdinde dolar üzerinde anlaşmışlar ve beyan sahibi satım sırasında dolar yerine Euro olarak beyan ediyor. Birinin gerçek iradesi diğer tarafın buna verdiği anlama uygun ama taraflar birbirini doğru anlamışlarsa tabii iradeye göre yorumlanır. İşin özü adamın dili sürçmüş, anlaşma da dolar üzerinden yapılmış adam yine dolar veriyor ama Euro diyor. Hukuki amaçta uyuşma olmuşsa ve fiilen taraflar birbirlerini doğru anlamışlarsa artık yeni güven teorisine ihtiyaç yoktur. Ancak, taraflar fiilen bu gerçek ve sübjektif anlamda hem fikir değillerse, objektif anlam esas alınır ve ona göre makul ve dürüst bir beyan sahibinin beyanına hangi anlam verilecekse o anlam esas teşkil eder. Subjektif bir muhatapla, objektif muhatap birleştirilir. Bu teori somut olay adaletini esas alır. Tarafların birbirlerini doğru anlamadıkları zaman bu teori kullanılır.
Yeni güven teorisi, hem muhatabın hem de beyan sahibinin beyanını dikkate alır. Muhatabın, beyanı makul ve dürüst bir şekilde anlayacağına, muhatabın da beyan sahibinin beyanını makul ve dürüst bir beyan sahibi olarak ifade edeceğine ve muhatabın da beyan sahibinin makul ve dürüst bir muhatap olarak anlayacağına duyulan güveni kurmayı amaçlar. Her iki tarafı da korumayı amaçlar. Tarafları eşit bir şekilde koruyarak bir istikrar sağlamayı amaçlar.
İrade beyanlarının yorumlarında bu haliyle bu teori doğrudan doğruya kullanılır. Sözleşmelerin yorumunda da dolaylı olarak etki eder. Teori, beyanın ve davranışın gerçek ve sübjektif anlamını araştırır.
c)Meram Anlatma Teorisi:
aa)Fiili Meram Anlatma Teorisi: Tarafların birbirlerini fiilen doğru anlayıp anlamadıklarına bakılır. Gerçek irade esas alınır.
bb) Farazi Meram Anlatma Teorisi: Taraflar birbirlerini doğru anlamamışlarsa, neye göre yorum yapılacak kısmıdır.
Beyan taraflarının birinin gerçek fiili iradesine diğerinin ise farazi iradesine yönelik kurulur. Yani birinin gerçek durumu, diğerinin de o gerçek duruma anlam vermesi gerekin farazi duruma göre yorum yapılır. Yani uyuşma sağlanır.
Kazandırma doğrudan doğruya veya dolaylı yollardan gerçekleşebilir. Ö 3. şahıs yararına sözleşme. Dolaylı yoldan gerçekleşen kazandırmada başkasının borcunu ödersin.
Kazandırmanın Çeşitleri:
Taahhüt muamelesi
Tasarruf muamelesi
Maddi fiiller yoluyla
Ö/ Birine taşınmaz satılır. Tapu işlemleri yapılır. Bu ayni aşamadır tasarruf muamelesidir. Tasarruf yoluyla kazandırma gerçekleşir. Borçlar hukuku açısından satım sözleşmesi yaparak, maddi fiiller yaparak(mermeri işledi mülkiyetine geçti)
Kazandırma: Her kazandırma bir sebebe bağlıdır. Sebepten kast, tarafların hukuki muameleyle doğrudan doğruya ulaşmak istediği amaç sebeptir. Sebep ve saik aynı değildir. özel hukukumuzda saik kavramı 4 temel yerde kullanılır.
1) eğer saik hukuki işlemin şartı haline getirilmişse: özellikle şarta bağlı muamelelerde BK149. biriyle yapılan kira sözleşmesi, o kişinin Ankara’ya taşınmasına bağlıdır.
2) Hile ve ikrah hallerinde (irade sakatlığı) saik önem taşımaktadır.
3) Temel hatası, akdin lüzumlu vasıflarında hata da denir.BK24.
4) Miras hukukunda, ölüme bağlı tasarruflarda saik önem taşır.
Saik her zaman sebebi karşılamaz. Sebep denilen şey, hukuk işlemin niteliğini belirler. hukuki muameleye uygulanacak kuralları tespit ederken sebep kavramından yararlanılır. Taraflar istedikleri gibi düzenleyebilirler yani sebep konusunda herhangi bir sınırlama kural olarak yoktur. Sözleşme özgürlüğü ilkesi buna imkan verir. Sınırı ise BK14-20. maddeleri bunlara göre, kanunun emredici hükümlerine, kişilik haklarına, ahlaka adaba, kamu düzeninine aykırı ve konusu imkansız olamaz. Sebebin hukuki muamele yaparken, çeşitli sebeplere dayanabilir.
1)alacak sebebi
2) ifa sebebi
3) bağışlama
4) rücu sebebi
5) teminat sebebi vb. olabilir.
Biriyle satım sözleşmesi yapılır. Satılan mülkiyeti devir borcu altına girilir. Burada amaç, ifa sebebidir. Alacak sebebi de çeşitli alt sebeplere dayanabilir.
Her hukuki işlemde bir sebep veya sebepleri vardır. Önemli olan sebebin olması ve gerçekleşmesidir.
Kazandırıcı muamele aktifi arttırır, pasifi azaltır. Kazandırmada sebep kavramı hukuki işleme katılan kimseler arasında, özellikle kazanan yönünden bir haklılık oluşturur.
Kazandırıcı Muamele: borçlandırıcı muamele ve tasarruf muamelesi olarak ikiye ayrılır. 2 katlı bina gibidir. Bu 2 katın altında ise temeli oluşturan sebep vardır. Tasarruf muamelesi
Borçlandırıcı muamele
Hukuki işlemin sebebi
Kural olarak sebep gösterilir ama bazı sözleşmelerde gösterilmemiştir. Buna mücerret borç vaadi veya ikrahı denir. Satım sözleşmesine dayalı, bağışlama sözleşmesine dayalı, vb her hukuki işlemin bir sebebi vardır. Sebep gösterilmemişse, borç vaadi veya ikrahı denir. A’ya 1000 lira vereceğim diyor. Borçlandırıcı muameledir ama sebep göstermiyor. Sebebi gösterirse, aldığı mala karşılık 1000 lira ödeyeceğim derse; sebep göstermiş olur ve mücerret borç ikrarı yoktur.
Kazandırıcı muameleler arasında ilişki illidir. Hüküm ve sonuç doğurması, tarafların irade beyanlarının sebep yönünden birbirine uyumlu olmasını gerekli kılan geçerliliği hukuki sebebin varlık ve geçerliliğine bağlı olan kazandırıcı muameleler illi muameleler yani sebebe bağlı muameleler denir. Geçerliliği hukuki sebebin varlık ve geçerliliğine bağlı olan kazandırmalar illi kazandırmalardır.
Sebebe bağlı muamelelerde(İlli), sebep; hukuki işlemin tamamlayıcı bir parçasını oluşturur. Sebep eğer geçersiz ise yani sebep yoksa, hukuki işlemin geçersizliği sonucuna varılır.
İlli değil de mücerret kabul edilirse, hukuki muamelenin sebebiyle, hukuki muameleyi birbirinden ayırıp birbirinden bağımsız hale getirirsek, dolayısıyla geçerliliği hukuki sebebin varlık ve geçerliliğine bağlı kılmazsak, bu tür hukuki muamelelere de mücerret hukuki muameleler denir. Bir hukuki muamelenin illi mi, mücerret mi olduğu konusu bu hukuki muamelelere uygulanacak kurallar, müeyyideler açısından önem taşımaktadır. Yani müeyyideleri farklıdır. Borçlandırıcı muamelenin geçerliliği kendisinin sebebini teşkil ederse, illi borçlandırıcı muamele denir. Bir hukuki muamelenin illi olması ile mücerret olması arasında müeyyide farkı vardır. Borçlandırıcı işlemde sakatlık, tasarruf muamelesini geçersiz kılıyorsa, illi tasarruf muameleleri denir.
Türk hukukunda, hukuki muameleler illidir. Taşınırlara yönelik işlemlerde mücerret akdeden görüşler vardır. Taşınmaz satımları için hiçbir istisna yoktur. BK da açıkça düzenlenmiştir. Taşınmaz satımları illidir. İllilik mücerretlik bahsi, iki aşamalı bir ilişkiyi gerekli kılar. İki aşamanın bir arada gerçekleşmesi de önem taşımaz. Bunun geçerliliği borçlandırıcı muamelenin varlık ve geçerliliğine bağlı olup olmamasına göre durum değişir.
Bağlı ise; borçlandırıcı muameledeki herhangi bir sakatlık tasarruf muamelesini etkiler. Ö/ Satıcı alıcıya bir mal satar. Bu satım sözleşmesi borçlandırıcı muameledir. Bu borçlandırıcı muamele menkule ilişkinse, ayni akit ve teslim muamelesi gerçekleşir ve tasarruf muamelesi gerçekleşmiş olur. Taşınmaz mal için, tapuda devir ve tescil işlemi yapılır. Bu işlemin eğer birinci katı herhangi bir şekilde sakat hale gelirse,(borçlandırıcı muamele) ikinci kat(tasarruf muamelesi) Alman hukukuna göre sağlamlığını devam ettirir yani mülkiyet karşı tarafa geçer. Borçlandırıcı işlemin sakatlığından dolayı sebepsiz zenginleşme davası açma imkanı sağlar. Hukuki muamele mücerret ise, müeyyidesi sebepsiz zenginleşmedir. Eğer bu iki aşama birbirinin olmazsa olmazı, birbirinin bir parçası olarak ise yani tasarruf muamelesinin geçerliliğini borçlandırıcı muamelenin varlık ve geçerliliğine bağlı kılarsak o zaman birinci kattaki sakatlık 2. katı da doğrudan doğruya etkileyecektir ve sonuç olarak; bu bine çöker, mülkiyet alıcıya geçmez. Herhangi bir şekilde devir teslim veya tapu teslim sicilinde işlem yapılmış ise bu sefer istihkak hakkında bulunma hakkı vardır. Taşınmaz için ise tapu sicilinin düzeltilmesi davası açılacaktır. Müeyyideleri farklıdır.
Mücerret kabul edersek sebep olmadığı için, sebepsiz zenginleşme.
İlli kabul edersek, ayni istihkak talebi(istihkak ve tapu sicilinin düzeltilmesi davası, Mülkiyet iddiasında bulunulur) vardır.
Müeyyideler arasında ciddi bir fark vardır. Yargıtay illilik görüşünü benimsemiştir. Dolayısıyla hakim görüş illilik prensibidir. Hukuki güven ve istikrar ilkesinin yerini illilik prensibinde özellikle iyi niyetin korunması prensibi sayesinde illilik prensibinin meydana getireceği olumsuz koşullar yumuşatılabilir. Kazandırıcı muamelenin illiği özellikle burada 2 işlem arasında somut olarak belirtmek gerekirse, tasarruf muamelesinin varlık ve geçerliliği kendi sebebini teşkil eden borçlandırıcı muamelenin varlık ve geçerliliğine bağlı ise; bu işlem illidir. Aksi taktirde mücerrettir. Kıymetli evrak hukukunda işlemler mücerrettir. İllilik, mücerretlik ilkesi özel hukukta çok önemlidir. İllilik ilkesine bağlı olarak, başvurulacak müesseselerde farklılık gösterir.
Edim ile kazandırma arasında yakın bir münasebet vardır. Ama edim ve kazandırma kavramları aynı değildirler. Edim deyince borç ilişkisi öncelikle akla gelir. Borç ilişkisine dayanarak alacaklının borçludan talebe yetkili olduğu, borçlun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu bir davranışı anlıyoruz. Bu davranış bir tek edimi teşkil ediyorsa, buna borç denir. Dolayısıyla edim ile bir kimse, diğer bir kimseye harcamada, sarfiyatta bulunur. Ancak edim her zaman borcun konusunu teşkil etmez. Edim, borçtan bağımsız bir kavramdır. Her alacak bir edimin ifasına yöneliktir. Ancak her edim mutlaka borçlanılmış değildir. bir kimse borcu olmadığı halde, bir edimi yerine getirebilir. Örneğin kendini borçlu zannederek edimi yerine getiren kimse. Alacak mutlaka edimin ifasına yöneliktir. Her edim borçlanılmış demek değildir. Bir şeyi kendini borçlu zannederek bir takım edim davranışlarında bulunabilir. Edim alacak hakkının konusunu oluşturan en temel haktır. Edim maddi manevi nitelikte yarar sağlayabilir. Konser vermek manevi edimdir.
Edimle kazandırma çoğu zaman birbirine benzer ve aralarında sıkı bir ilişki vardır ancak kazandırmadan farklıdır. O halde edimin alacaklı yararına bir durum olması sebebiyle kazandırma ile yakın ilişki içerisindedirler. Kazandırma bir kimsenin başka kimseye mameleki bir değer sağlamasıdır. Kazandırmada önemli olan, aktifin artması ya da pasifin azalmasıdır. Edim eğer alacaklıya mameleki değil, malvarlığı sağlıyorsa kazandırma olur. Ancak edimin kazandırmadan daha geniştir. Kazandırmada mameleki mal varlığı olmalıdır. Temel fark, kazandırma sadece mameleki bir değer taşırken, edim bunun yanında manevi bir değer de taşıyabilir. Bu açıdan edim, kazandırmadan kapsam olarak daha geniştir. Ancak, kazandırmanın edimden daha geniş olduğu haller de vardır. Özellikle müstakbel alacaklar bakımından, yani müstakbel bir edimin vaat edilmesi bir kazandırmadır. Müstakbel alacak gerçekleştiği zaman edim gerçekleşir ve o zaman edim niteliği verilebilir. Bu anlamda kazandırma edimi kapsamaktadır.
Kazandırma edim yoluyla da maddi fiiller yoluyla da olabilir. edim, gerçekleşme tarzı itibariyle farklılık gösterebilir. Edim genelde kazandırma ile yakın ve ittifak halinde olan bir kavramdır. Birine bir mal varlığı değeri kazandırmada aynı zamanda bu bir edim niteliğindedir. Manevi nitelikte bir edim meydana getiriliyorsa, bu kazandırma değildir.
Edimin unsurları:
hukuken korunan,
konusu imkansız olmayan,
hukuka aykırı olmayan,
ahlaka adaba, kişilik haklarına aykırı olmayan,
belirli ya da belirlenebilir nitelikte olması
Edim belirli olabilir, yani her türlü özellik ve nitelikleriyle belirtilmiş olabilir ya da belirlenebilir olabilir, yani ifa zamanında en azından objektif olarak belirlenebilir olabilir (piyasa raici). Edimin belli ya da en azından ifa anında belirlenebilir nitelikte olması gerekir. Çeşit borcu ise,BK70’e göre, dürüstlük kuralın |