Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Anayasa Yargısında Yürürlüğün Durdurulması

Yazan : Ahmet Kılınç [Yazarla İletişim]
KIRIKKALE UNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ

Yazarın Notu
Makale Temmuz 2003 tarihlidir.

GİRİŞ

Anayasa’nın işlevinin, ülkenin en üstün Hukuk kuralı ve referans normu olarak, Hukuk birliğini ve Hukukun egemenliğini sağlamak; yasa koyucunun tasarruf alanını ve hareket yönünü belirleyerek sınırlamak olduğu bilinmektedir.

Yasaların Anayasa’ya uygunluğunu yasama düzeni, Parlamento dışında bir denetim mekanizmasıyla kurulacaktır. Ülkemizde bu denetim 2949 sayılı Yasayla kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir.

Anayasa Mahkemesinin kararları “red” veya “iptal” olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, dava konusu normu ortadan kaldırdığı için bu karar herkes için hüküm ve sonuç doğurur. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu “red” kararı ise; dava konusu normun yürürlükte kalmasının devamına sebebiyet verecektir.

Kanunların yürürlüğünün durdurulması ile ilgili olarak hukukumuzda ne Anayasada ne de Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanununda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sebepten ötürü Anayasa Yargısında, özellikle iptal davaları dolayısıyla, geçici bir tedbir niteliğinde olarak, Anayasa aykırılığı iddia edilen kanunun yürürlüğünün durdurulmasına karar verip veremeyeceği tartışmalıdır.

Çalışmamızda Anayasa Yargısında “yürürlüğün durdurulması” müessesi üzerinde durulmuştur. Anayasa Mahkemesinin bu konuda vermiş olduğu kararlara (bu bağlamada içtihat değişikliğine) değinildikten sonra; öğretinin bu konuya bakış açısını belirtmeye çalıştık. Ayrıca meselenin çözülebilmesi için doktrinde ileri sürülen görüşlere de değindik.

Çalışmamızın son kısmında ise Anayasa Mahkemesinin içtihatlarıyla hukukumuzu giren “yürürlüğü durdurma” kurumunun uygulanması için gerekli şartlar, süresi ve bu müessesenin niteliğini incelemeye çalıştık.

I) ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI VE KAVRAM OLARAK “YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA”

Anayasa Yargısında yürürlüğün durdurulması konusunda bir giriş teşkil edebilmesi açısından, Türk Anayasa Mahkemesinin yaptığı denetimler sonucu vermiş olduğu kararlara kısaca değinmenin yararlı olacağı kanaatindeyiz.

Anayasa Mahkemesi kararları “red” veya “iptal” olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, dava konusu normu1 ortadan kaldırdığı için bu karar herkes için hüküm ve sonuç doğurur. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu red kararı ise; dava konusu normun yürürlükte kalması devamına sebebiyet verecektir2.

Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir (Anayasa md. 153/II), bu kararlara karşı herhangi bir kanun yoluna veya itiraza başvurulmaz. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz (Anayasa md. 153/I). Ayrıca Anayasa Mahkemesi bir Kanun veya Kanun Hükmünde Kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez (Anayasa md. 153/II).

Kanun, Kanun Hükmünde Kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü yada bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde, Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten başlayarak bir yılı geçemez (Anayasa md. 153/III). İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal kararının ortaya çıkardığı boşluğu dolduracak kanun tasarısı ve teklifini öncelikle görüşüp karar bağlar (Anayasa md. 153/IV).




Anayasa Mahkemesinin iptal kararları geriye yürümez (Anayasa md. 153/IV); yani iptal kararları, iptal kararının gerekçeli olarak Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra hüküm ifade eder3.

Anayasa Yargısında “yürürlüğü durdurma” müessesesi çeşitli şekillerde tanımlanmıştır:

“Anayasa yargısında yürürlüğü durdurma, yetkili bir yargı organınca Anayasaya uygunluk denetimi yapılmakta olan bir kuralın henüz esas yönünden incelenmesi yapılmadan yada esas yönden incelemesi yapılarak Anayasa aykırı bulunduktan sonra kararın yazılıp iptal hükmü yürürlüğe girinceye değin yürürlüğün askıya alınmasıdır”4.

Literatürde mevcut bir başka tanım ise şu şekildedir:

“ Anayasa Yargısında yürütmenin durdurulması (tabi olduğu sistemce yürütülmesinin durdurulabileceği kabul edilmiş olan) yasama tasarruflarının uygulanmasının Anayasa Mahkemesince, ayrıca bir Anayasa Mahkemesi olmadığı durumlarda ise Anayasa yargılaması yapan genel mahkemelerce, dava sonuna kadar durdurulmasıdır”5.


II) TERMİNOLOJİ MESELESİ

Kurumu ifade edebilmek için bazı yazarlar6 “yürütmenin durdurulması” ; bazı yazarlar7 ise, “kanunların uygulanmasının durdurulması veya ertelenmesi” terimini kullanmışlardır.

Doktrinde baskın görüş8 “yürürlüğün durdurulması” terimini kullandığı ve Anayasa Mahkemesinin içtihatlarından bu terim hüsnü kabul gördüğü için, çalışmamızda tercihimizi bu yönde kullandık.

Anayasa yargısında dava konusu olan yürütme işlemi değil, yasama işlemidir. İstemin kabul edilmesi halinde, durdurulan yasama işleminin yürürlüğüdür9.

III) POZİTİF HUKUK BAKIMINDAN YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI

Yürürlükteki mevzuat açısından Anayasa Mahkemesinin kanunların yürürlüğünü durdurma yetkisinin olup olmadığını belirleyecek iki belge vardır: 1982 Anayasası ve 2929 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun.

A) Anayasadaki Durum
Oldukça ayrıntılı bir şekilde, Anayasa yargısını düzenleyen Anayasamızda kanunların yürürlüğün durdurulabileceğine ilişkin olumlu yada olumsuz açık bir hüküm yoktur10.

Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasanın 69, 85, 148 ve 158/II maddelerinde ne yasaların yürürlüğünü durdurabilme yetkisinden ne de bu yetkinin yasaklandığından bahsedilmiştir11.

B) 2949 Sayılı Kanundaki12 Durum
Anayasada olduğu gibi, 2949 sayılı Kanunda da yürürlüğü durdurma yetkisinin tanındığından yada yasaklandığından söz eden bir hüküm yoktur13. Zaten adı geçen yasa, konuyla ilgili Anayasa hükümlerin tekrar etmekle yetinmiştir.
C)Anayasa Yargısında Yürürlüğün Durdurulması Kurumunda Bir Boşluk Var mı?14

Yasada bulunması gereken bir düzenleme, yasada yer almıyorsa “yasa boşluğundan” söz edilir. Yasanın bir konuyu düzenlememiş olması onu hukuksal düzenleme dışı serbest bir alan olarak muhafaza etmiş bulunmasından ileri gelebilir. Bu durumda yasa boşluğundan söz edilmez. Yasa boşluğu, yasanın yapısına ve güttüğü amaca göre, bütünlemeye ihtiyacı olduğu saptandığında gerçekleşir. Bu nedenle yasa boşluğu olduğunu söylemek için önce yorum yoluyla bu sonuca varmak gerekir. Denilebilir ki; yasa boşluğu yorumun bittiği yerden başlar. Ne var ki; yorum ile yasa boşluğunun sınırı çok esnek olup tartışmalara açıktır15 .

Yasa boşluğu yasa koyucu tarafından bilinçli olarak istenmiş olabilir. Bu olasılıkta yasa içi boşluktan söz edilir. Yasa koyucu bilerek kuralı en kalın çizgileriyle tanımlamış ve böylece somut içreğinin belirlenmesini hakime bırakmışsa yasa içi boşluk var demektir. Yasa boşluğu, yasa dışı da olabilir. Yasa dışı boşluk yasa koyucunun istemiş olduğu yasa koyucunun öngörmediği boşluklardır. Bu boşluklar, yasanın kapsamı dışında kaldıkları için, yasa dışı boşluklar olarak adlandırılmaktadırlar16.

Medeni Kanunun birinci maddesi yasa boşluklarının hakim tarafından kendisi yasa koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idi ise buna göre doldurulmasını öngörmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında boşlukların nasıl doldurulacağına doğrudan doğruya düzenleyen bir kural yoktur17.

Anayasa Yargısında “yürürlüğü durdurma” ile ilgili boşluğun olmadığını savunanlar18 olduğu gibi; böyle bir boşluğun varlığını savunlar da mevcuttur19.

Anayasa yargısında “yürürlüğü durdurma” ile ilgili boşluğun olup olmaması meselesi; eğer boşluk varsa bu boşluğun Anayasa Mahkemesince doldurulup doldurulmaması açısından önem taşımaktadır. İlerde20 bu konu ayrıntılı bir şekilde tartışılacağı için burada sadece konuya değinmekle yetiniyoruz.



VI) ANAYASA MAHKEMESİNİN TUTUMU

Anayasa Mahkemesinin yürürlüğün durdurulması kararı verip veremeyeceği hususundaki tutumunu 21.10.1993 tarihini esas alarak incelemek gerekmektedir. Zira anılan tarihten önce Anayasa Mahkemesi yürürlüğün durdurulması kararı vermeyeceği karara bağlamışken; daha sonra içtihat değiştirerek yürürlüğün durdurulmasına karar verebileceğini belirtmiştir.

A) Anayasa Mahkemesinin 21.10.1993’teb önceki tutumu

İçtihat değişikliği yapacağı vakte kadar; Anayasa Mahkemesinin önüne “yürütmenin durdurulması” istemi üç defa reddetmiştir21.

Mahkeme ilk kararlarında, özetle, Anayasa uygunluk denetimi yapılan bir kanunun denetim sonuçlanıncaya kadar, yürürlüğün Yüksek Mahkemece durdurulması çok ağır ve önemli sonuçlar doğuran bir durumdur. Bu nedenle, Yüksek Mahkemenin böyle bir karar verebilmesi ancak Anayasa ile bu yetkinin açıkça tanınmış olması ile mümkündür; kaldı ki, kuruluş yasası da bu konuda yetkiyi vermemiştir ve mahkeme iptal hükmünün yürürlüğe gireceği günü ayrıca kararlaştırabilir gerekçesiyle yürürlüğün durdurulması istemini reddetmiştir22.




Yürütmenin durdurulması yetkisi vermeyen bir yasanın Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile açılan dava münasebetiyle, Anayasa Mahkemesi 1964 yılında verdiği kararda yürütmenin durdurulmasının ihtiyati tedbir niteliğinde ayrık bir usul işlemi olduğunu ve bu yetkinin mutlak olarak yargı erki kavramı içinde bulunduğunu ileri sürülemeyeceğini belirtmiştir23.

Mahkeme ilk olarak üç kişinin ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair 17.3.1972 gün ve 1576 sayılı Kanunun iptali için açılan davada, söz konusu kanunun uygulanmasının durdurulması istemini;

“…Anayasaya uygunluk denetimi yapılan bir kanunun yürürlüğünün durdurulması gibi ağır sonuçları olabilecek bir yetkinin Anayasa Mahkemesine ancak Anayasa ile verilmesi gerekir. Soruna bir yargılama usulü konusu gibi bakılırsa o zamanda yetkinin mahkemenin kuruluşunu ve yargılama usullerini düzenleyen 44 sayılı Kanunda yer alması sonucuna varılacaktır. Anayasa Mahkemesi ne Anayasa ile ne de 44 sayılı Kanunla böyle bir yetkinin tanınmamış olduğu ortadır. Anayasa Mahkemesinin uygunluk denetimi yaptığı kanunun nasıl bir özelliği olursa olsun, kendisini, yorum ve kıyaslamaya giderek, yasaca verilmemiş böyle bir yetki ile donatılmasına imkan yoktur.”24

diyerek reddetmiştir.

1977 yılında yürütmenin durdurulması istemiyle yapılan ikinci başvuruyu da, mahkeme hemen hemen aynı gerekçelerle reddetmiştir25.

Anayasa Mahkemesinin yürürlüğün durdurulması istemini reddettiği üçüncü kararında ise yukarıdaki gerekçelere ilaveten;

“ Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz hükmü Anayasa Mahkemesinin yürütmenin durdurulmasına karar verme yetkisinin bulunduğunu kabule -hiç değilse- iptal kararının verildiği tarih ile, bu kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarih arasındaki evre için engeldir. Çünkü, böyle bir halde iptal kararı dolaylı da olsa açıklanmış olacaktır.”26

Yürürlüğü durdurma kararının reddedildiği bu üç karar oy çokluğu ile alınmıştır. Karşı oy kullanan üyeler ise; “ Yasaklayıcı herhangi bir hüküm olmaması nedeniyle” Anayasa Mahkemesinin genel ve objektif kural koyan yasaları değil, fakat yerine getirilmeleri halinde artık geriye dönüşü olmayan bir kişisel sonuç doğurabilecek yasaların yürürlüğünü durdurma yetkisinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir27.

B) Anayasa Mahkemesinin 21.10.1993’ten Sonraki Tutumu

Anayasa Mahkemesi 21.10.1993 tarihi itibariyle verdiği karar ile dava konusu yasanın yürürlüğünü durdurmaya yetkisi olmadığı yönündeki görüşünü tümden değiştirmiştir28.

Pozitif hukuk alanında herhangi bir değişiklik meydana gelmemiş olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin daha önceki üç kararın tam tersi sonuca götüren etken, yürürlüğü durdurma kurumunun niteliği ve işlevine ilişkin yeni bir yaklaşımı esas almasıdır. Bu yeni yaklaşımda yürürlüğü durdurma artık “istisnai bir usul hükmü” yada “yargı yoluna başvurma konusundaki hakla dolaylı bir ilişkisi bulunan bir tali hak” olarak nitelendirmemekte, aksine “yargı yetkisinin özünde var olan” yargı yetkisinin etkinliğini sağlayan ve bu yetkinin eksiksiz kullanımı kapsamında yer alan bir araç olarak değerlendirilmektedir29.

Anayasa Mahkemesine göre30:

1) Yürürlüğün durdurulması, yargı yetkisinin eksiksiz kullanılması kapsamında yer alır ve son kararı vermeye yetkili organ, davanın bir başka cüzü içinde karar vermeye yetkilidir.

2) Anayasa Mahkemesi yasamanın “üstün gücüne” karşı “yargılama kapsamında gerekli önlemleri alma yetkisini” kullanarak Anayasa Yargısının “ Anayasal Denge Aracı” olma işlevini yerine getirmiş olur.

3) Yürürlüğün durdurulması yetkisinin kullanılması için Anayasada ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda herhangi bir kural olmadığından Kanun boşluğu vardır.

Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 138 ve Medeni Kanun’un birinci maddelerine göre bu boşluğu içtihat yoluyla doldurma yetkisine sahiptir.
4) Anayasanın 153 üncü maddesi31 yürürlüğün durdurulması kararının verilmesi engel değildir.

5) Anayasanın, “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” kavramını açıklayan 152 inci maddesinde kendiliğinden işleyen bir tür yürürlüğün durdurulması kurumu getirilmiştir. İlke derece mahkemelerinde kimi zaman tek yargıca tanınan bir yetkinin Anayasa Mahkemesine tanınmaması düşünülemez.

Anayasa Mahkemesinin yürürlüğü durdurulması istemini reddettiği kararlarında gerekçe belirtilmemiştir32.


V) DOKTRİNDE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER

A) Genel Olarak
Yürürlüğün durdurulması müessesesine, gereklilik açısından yaklaşarak, Anayasa yargısında yürürlüğün durdurulması önleminin gerekliliği hususunda öğretide bir fikir birliğinin olduğu söylenebilir33.



Fakat, pozitif hukuk açısından Anayasa Mahkemesinin yürürlüğü durdurma yetkisine sahip olup olmadığı hususunda öğretide üç ana görüş mevcuttur.

İlk görüşe göre; Anayasa Mahkemesi yorum yoluyla yürürlüğün durdurulmasına karar vermez34.

İkinci gruptaki hukukçulara göre; kural olarak Anayasa Mahkemesinin yürürlüğü durdurma yetkisi olmasa bile, bir defa uygulanmakla hükümleri sona eren ve telafisi imkansız zararlar doğuran kanunların yürürlüğünün Anayasa Mahkemesince durdurulabilmesi gerekir35.

Üçüncü gruptaki bilim adamlarına göre Anayasa Mahkemesi gerektiğinde yürürlüğün durdurulması kararı vermelidir36.



B) “Anayasa Mahkemesi Yorum Yoluyla Yürürlüğün Durdurulmasına Karar Veremez” Görüşü37 ve Gerekçeleri

1- Anayasanın 6 ıncı maddesi gereğince hiçbir kimse veya organ kaynağı Anayasadan olmayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

Kanunların, Kanun Hükmünde Kararnamelerin ve özellikle yasama organının çalışmasını düzenleyen Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün yürürlüğünün durdurulması çok ağır sonuçlar doğuracak bir tasarruftur. Bu tasarrufun mutlaka Anayasaya dayanan bir kaynağı olması gerekir


Fakat ne Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasamızın 148 inci maddesi ne de Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği hakkındaki Anayasanın 149 uncu maddesinde böyle bir yetkiden söz edilmemiştir38. Ayrıca 2949 sayılı yasada da Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki verilmemiştir.



2- Anayasanın 152 nci maddesinin yürürlüğünün durdurulmasına engel teşkil etmediği hakkındaki görüş tutarlı değildir.

152 nci maddesi çok açıktır:

İtirazen Anayasaya aykırılık iddiası hakkında Anayasa Mahkemesi karar verinceye kadar mahkeme, “davayı geri bırakır”. Anayasa Mahkemesi, kararını, 5 ay içinde vermezse, mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Demek ki; Anayasa koyucu, mahkemeye Anayasaya aykırılığı iddia olunan kanunu beş ay kadar süreyle uygulamama yetkisi tanımıştır. Anayasa koyucu isteseydi iptal davalarında da Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki tanırdı39.

Sayın Mümtaz SOYSAL ve arkadaşlarının, yürürlüğü durdurma istemine ilişkin gerekçeleri arasında “yargı hiyerarşisi içinde bir alt mahkemeye verilen yetkinin üst mahkemeye tanınmamış olmasının düşünülemeyeceği” görüşü tutarlı değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesini “üst mahkeme” olarak nitelendirmek mümkün değildir.zira Anayasa Mahkemesi “yüksek” değil “yüce” bir mahkemedir. Bir mahkemeye veya bir yargıca açık bir hüküm ile tanınan yetkinin, herhangi bir hüküm olmadığı halde diğer mahkemelere tanınmış olabileceğini kabule imkan yoktur40.


Ayrıca 152 nci maddede Anayasa’ya aykırılık iddiasının çözümlenmesi düzenlenmektedir; yani bir mesele-i müstehire (ön mesele) söz konusudur. Bu yönden mahkemece Anayasanın ifadesi ile “davanın geri bırakılması” kendiliğinden doğan yürütmenin veya yürürlüğün durdurulması değil, bekletici sorunun 5 ay ile sınırlı olarak çözümüne kadar “ YARGILAMININ DURDURULMASI” dır41.


3- Anayasanın 153 üncü maddesindeki “iptal kararlarının geriye yürümemesi”42, “iptal kararları gerekçe yazılmadan açıklanmaması”43 gerektiğinde “iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihin ayrıca kararlaştırılması” ilkeleri Anayasa Mahkemesinin yürürlüğü durdurma kararı almasına engeldir.

Anayasaya aykırı bulunan kanunun iptal anında değil, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı anda yürürlükten kalkması, hatta Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı aşmamak üzere ayrıca kararlaştırabilmesi, Anayasa koyucunun kamu düzeni düşüncesi ile Anayasaya aykırılığı saptanmış bir kanunun bile bir süre yürürlükte kalabilmesine imkan vermiş olduğunu göstermektedir. Hal böyle olunca Anayasa koyucunun, Anayasaya aykırılığı henüz hükme bağlanmamış bir kanunun yürürlüğünün durdurulması yetkisini, Anayasa Mahkemesine vermek istemediği44 sonucuna varmak mümkündür.


4-Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 138 nci maddesi ile Medeni Kanunun birinci maddesine dayanarak içtihat yoluyla, varolduğu ileri sürülen kural boşluğunun doldurabilir mi?, yada hukuk yaratabilir mi?

Öncelikle Anayasa ve Kanunda boşluk yoktur. Kanunlarda boşluk olduğundan söz edebilmek için kurum düzenlenmeli ve fakat eksik düzenlenmeli. Anayasa veya kanun, kanunların yürürlüğünün durdurulması kurumundan hiç söz etmemiştir. Bu cümleden olmakla, boşluk yoktur45.

Ayrıca Anayasa Mahkemesi Anayasada bulunmayan yürürlüğün durdurulması yetkisinin hukuk yaratma yoluyla kendisine tanıyamaz. Anayasanın 138/I maddesi ve Medeni Kanunun birinci maddesi, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ile ilgilidir46.

Anayasanın 36 ncı maddesi aynen şöyledir:

“ Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”

Bu madde ile anlatılmak istenen şudur: Mahkeme veya hakim tarafların önüne getirdiği bir ihtilafın çözümüne dair davaya, ihtilafı çözecek kanun hükmü veya hukuk kuralı yok diye bakmamazlık edemez, geri çeviremez, ihtilafı geri bırakamaz. İşte bu şekilde kural boşluğu bulunan hallerde Anayasanın 138/I fıkrası ile Medeni Kanunun birinci maddesi hakimi hukuk yaratma yetkisi tanımıştır. Çünkü hakimin taraflar arasında analaşmazlığı hukuk yaratarak çözmekten başka imkanı yoktur47.


C) “ Anayasa Mahkemesi Gerektiğinde Yürürlüğün Durdurulması Kararı Vermelidir” Görüşü ve Gerekçeleri

Yılmaz ALİEFENDİOĞLU bu görüşü şu şekilde açıklamaktadır: “ Anayasa Mahkemesi yürürlüğün durdurulması yetkisini Anayasa yargı denetiminin ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmeli ve gerektiğinde bu yönde karar vermelidir. Bu görüş sahipleri, Anayasaya göre kanunlar Anayasaya aykırı olamazlar, Anayasa Mahkemesinin esas görevi yargı denetimi yoluyla Anayasaya uygunluğu sağlamaktadır. Anayasaya aykırı yasaların yürürlüğünü geçici bir süre için durdurmaya da yetkili olduğu kabul edilmelidir. Bu yetki Anayasaya uygunluk denetiminin kapsamı içindedir. Anayasal denetim, gerektiğinde yürürlüğün durdurulması kararının verilmesini de gerektirir ve denetimin etkinliğinin sağlanabilmesi kimi durumlarda bu yetkinin kullanılmasını kaçınılmaz kılar.”48
Bu görüş taraflarına göre; yürürlüğü durdurma kararı Anayasada ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun açıkça öngörülmüş olmasa da yorum yoluyla Anayasadan çıkarılabilir. Çünkü yargı denetiminin özünde var olup dayanağını Anayasadan almaktadır. Anayasanın 138 inci maddesinde “ Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” kuralı yer almaktadır. Bu maddede sözü geçen “vicdani kanaat” kavramı ile yargıcın önüne gelen uyuşmazlığın çözüme ve hukukun geçerli kılınması için vicdani kanısına göre kullanılmasını gerekli gördüğü tüm araçları kullanması, alması gereken önlemlerin hepsini alması amaçlanmıştır49.


Bu görüşü savunan bilim adamları, ayrıca, yasalarda açık hüküm bulunmayan durumlarda yargıcın hukuk yaratabileceğini, yargıcın sadece Anayasa ve yasalara göre değil, aynı zamanda hukuka uygun olarak vicdani kanısına göre karar verebileceğini, buradaki hukuk deyiminin, yargıcın yasa boşluğunu doldurmak üzere genel ilkeler çerçevesinde yaratacağı kuralları içereceğini savunmaktadırlar50.


Bunlara göre, yürürlüğün durdurulması, Anayasal Yargıyı tamamlayan ve değişik yargı alanlarında uygulanan yürütmenin durdurulması, ihtiyati tedbir, el koyma gibi “koruyucu önlem”dir. Kaldı ki; itiraz yoluyla başvurularda yerel mahkemedeki davanın görülmesi, Anayasa Mahkemesinin kararına kadar durdurularak, fiili olarak bu yönde uygulama yapılmaktadır. Böylece yürürlüğü “durdurma” Anayasa Yargısına yabancı bir kurum değildir. Anayasada yasaklayıcı bir kural bulunmadığına göre, Anayasa Mahkemesi yasaların yürürlüğün durdurulması yetkisine içtihat ile sahip olabilir. Nitekim, ABD’nde Federal Yüksek Mahkeme yasalarının Anayasaya uygunluğunu denetleme yetkisini ve koruma önlemlerine içtihatlarıyla kazanmıştır51.




D) “Bir defa uygulanmakla hükümleri sona eren ve telafisi imkansız zararlar doğuran kanunların yürürlüğü Anayasa Mahkemesince durdurulabilir” Görüşü ve Gerekçeleri

Bu görüş sahipleri konuya yasalar arasında ayırım yaparak yaklaşmaktadırlar. Bunlara göre, maddi yasalarda yürürlüğün durdurulması kararı verilemez. Yürürlüğün durdurulması kararı, ancak ölüm cezasının yerine getirilmesi gibi uygulanmakla hükmünü yerine getiren yasalar için verilebilir.

Ergun ÖZBUDUN müesseseyi şu şekilde açıklamıştır : “ Bizce, gerek değişik 1962 gerek 1982 Anayasalarında, Anayasaya aykırı bulunan kanunun, iptal anında değil, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı anda yürürlükten kalkması; hatta Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı aşmamak üzere ayrıca kararlaştırılabilmesi, Anayasa koyucunun, kamu düzeni düşüncesiyle Anayasaya aykırılığı saptanmış bir kanunun bile bir süre daha yürürlükte kalabilmesi imkan vermiş olduğunu göstermektedir. Bu durumda Anayasa koyucunun, Anayasaya aykırılığı henüz hükme bağlanmamış bir kanunun yürürlüğünün durdurulması yetkisini Anayasa Mahkemesine vermek istememiş olduğu sonucuna varılabilir. Ancak, eğer ölüm cezasına ilişkin kanunlarda olduğu gibi, kanunların uygulanması telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabiliyor ve Anayasaya uygunluk denetiminin anlamını tamamen ortadan kaldırıyorsa, Anayasa Mahkemesinin bu istisnai durumlarda yürütmenin durdurulması kararı verebilmesi gerekir. Çünkü aksi yorum bu tür kanunları pratikte Anayasaya uygunluk denetiminin kapsamı dışına çıkarmak anlamına gelir ki; Anayasa koyucunun amacının bu olduğunu gösteren hiçbir belirti yoktur. Dolayısıyla, anılan durumlarda yürütmeyi durdurma yetkisinin varlığı, ‘yargı denetimi kavramının içerek ve kapsamının içerik ve kapsamının yorum yoluyla’ kabul edilebilir.”52






VI) YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA KARARINA ALTERNATİFLER

Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla fiilen uygulanmaya başlayan “yürürlüğü durdurma” müessesesinin, pozitif hukukta herhangi bir hüküm olmaması sebebiyle mevcudiyeti öğretide yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı gibi şiddetli tartışmalara neden olmuştur.

Mevzuatta herhangi bir hüküm olmaması sebebiyle, müessesenin yerini alabilecek çeşitli öneriler ileri sürülmüştür.


A) Tazminat Ödenmesi

Anayasaya aykırı yasama tasarruflardan zarar görenlere tazminat ödenmesi düşünülebilir. Ancak tazminat, sakıncaların giderilmesinde her zaman yeterli olmayacaktır. Örneğin ölüm cezasına ilişkin yasanın iptali için dava açılması durumunda dava sürerken infaz yapılabilir. Yasa sonradan iptal edilirse tazminat ödemenin insan hayatını geri getirmeyeceği açıktır53.


B) Bazı Süreleri Kısaltarak Esas Hakkında Suratlı Karar Verme Usulü

Bazı hukukçular, Anayasa Yargısının çabuklaştırılması halinde davanın yürütmeyi durdurmayacağı ilkesinin yarı yarıya hükümsüz duruma geleceği kanısındadırlar54.

PERTEV, bu durumu şu şekilde örneklendirmiştir : Anayasa Mahkemesinin 6 Nisan 1973 tarihli E. 1972/13, K.1972/18’da

“ a. Bu kanun üç kişinin ölüm cezasının yerine getirilmesi hakkında;

b. Kanun 25 Mart 1972 Cumartesi günü Resmi Gazetede yayımlanmıştır;

c. Aynı gün iptal davası açılmıştır;

d. O tarihte yürürlükte bulunan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince gündemin dağıtılmasından itibaren 10 gün geçmesi gerekirken, gündemin dağıtıldığı gün ve davanın açılmasından iki gün sonra 27 Mart 1972 Pazartesi günü ilk inceleme toplantısı yapılmış ve yürürlüğün durdurulması istem reddedilerek, 6 Nisan 1972 günü esas hakkında karar vermek üzere toplanılmasına karar verilmiştir;

e. Eldeki davanın özelliği sebebiyle gündem düzenlemesi için, üç gün sonra, 31 Mart 1972 Cuma tekrar toplanmış Anayasa Mahkemesinin süreleri kısaltabileceğine ve 6 Nisan 1972 Perşembe günü esas hakkında karar vermek üzere toplanılmasına tekrar karar vermiştir;

f. 6 Nisan 1972 Perşembe günü toplanılarak Kanun iptal edilmiştir;

g. İşin özelliği sebebiyle kararın tümü ayrıca yayımlanmak üzere iptale ilişkin gerekçeli bölümün Anayasanın değişik 52 nci maddesi uyarınca Resmi Gazetede hemen yayımlanmasına karar verilmiştir;

h. Kararın iptale ilişkin gerekçeli bölümünü ertesi gün 7 Nisan 1972 günü Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında55 yayımlanarak yürürlüğe girmesi sağlanmış, tamamı ise üç bucuk ay sonra 24 Temmuz 1972 tarihinde yayımlanmıştır.

Görüldüğü gibi uygulamanın durdurulması kararı verilmemiş ama kanun yayınlandığı tarihten 11 gün sonra iptal olunmuş ve 12 gün sonra iptal kararı yürürlüğe girmiştir.”56

Anayasa Yargısı ne kadar hızlandırılırsa hızlandırılsın, ortaya çıkacak bütün meselelere çözüm olamayacaktır. Çünkü en hızlı yargılama bile mutlaka belli bir zaman sürecek ve bu zaman içersinde hukuka aykırı norm veya işlem uygulababilecektir.

C) İptal Kararının Geriye Yürümesi

Davanın yürütmeyi durdurmayacağı ilkesinin sakıncalarını gidermeye yönelik bir çare olarak iptal kararlarının geriye yürütülmesi önerilmiştir57. Bu suretle iptal edilen işlem ve ona dayanan sonuçlar hiç mevcut olmamış gibi kabul edilebilir. Ancak hukuki güvenliği sağlamak için iptal kararlarının geriye yürümemesi gerekmektedir; zira iptal kararlarının geriye yürümesi durumunda iptal edilen norma güven duyarak işlem yapmış kişilerin hakları zedelenmiş olacaktır.


D) Yasama Organının Bir Tasarrufla Araya Girmesi

Anayasaya aykırı norm Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinde yasa koyucunun bir yasama tasarrufuyla hukuka aykırılığı saptanmış durumu düzeltmesi yolu da,açılan iptal davasının yürürlüğü durdurmayacağı ilkesinin sakıncalarını giderme çarelerinden biri olarak gösterilmiştir58.

Ancak bu yolun pratik bir yol olmadığı aşikardır. Her iptal edilen norm veya işleminin hukuka aykırılığını gidermek için yasa koyucuyu devreye sokmak, uzun yasama prosedürünü işletmek zahmetli bir yoldur.











VII) ANAYASA MAHKEMESİ İÇTİHATLARINA GÖRE KANUNLARIN YÜRÜRLÜĞÜNÜ DURDURMANIN ŞARTLARI, SÜRESİ VE NİTELİĞİ

A) Şartları

Anayasa Mahkemesinin kanunların yürürlüğünü durdurma kararı verirken kullandığı formül şöyledir :

“…Dava konusu 3974 sayılı yasanın yukarıda belirtilen kurallardan anlaşılacağı üzere, yasaya ilişkin olası bir iptal kararının verilmesi ve bu kararın yürürlüğe girmesine kadar yasanın uygulanması durumunda,….. giderilmesi güç yada olanaksız durum ve zararlar doğabilecek, verilebilecek bir iptal kararı belki de sonuçsuz kalacaktır.”59

Ayrıca,

“…3987 sayılı yasa hakkında bir iptal kararı verilmesi durumunda bu kararın yürürlüğe girmesine kadar sonradan giderilmesi güç yada olanaksız durum ve zararlar doğabileceği ve verilecek bir iptal kararının sonuçsuz kalabileceği kanısına varılmıştır.

Bu nedenle, 3987 sayılı yasanın yürürlüğünün durdurulmasına dair istemin reddine karar verilmesi gerekmiştir.”60

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, yürürlüğün durdurulması kurumunun üç şartı olduğu söylenebilir. Bunlar :

“1- İş Anayasa Mahkemesi önüne defi yoluyla değil, iptal davası yoluyla gelmelidir.
2- Kanunun yürürlüğünün durdurulması sonucunda ortaya çıkacak boşluk kamu düzeni için bir tehdit olmamalı veya kamu yararına aykırı bir sonuç doğurmamalıdır.
3- Olası bir iptal kararının verilmesi ve bu kararın yürürlüğe girmesine kadar Kanunun uygulanması halinde giderilmesi güç yada olanaksız durum ve zararlar doğması ve verilebilecek bir iptal kararının sonuçsuz kalması ihtimali olmalıdır.”61

B) Yürürlüğün Durdurulmasında Süre
Anayasa Mahkemesi, yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararlarında belirli bir süreyle sınırlama getirmemiştir. Anaysa Mahkemesi 21.10.1993 günlü kararında, ‘… kararnamenin iptaline yönelik işlem karara bağlanıp karar yürürlüğe girinceye kadar… “yürürlüğün durdurulmasına” karar verilmiştir.’62

Anayasa Mahkemesi verdiği bu ilk yürürlüğün durdurulması kararından sonra uygulamasını değiştirmiştir. Buna göre, 3974 sayılı kanunun iptali için açılan iptal davasında, 11.4.1994 günü yürürlüğün durdurulmasına ve yasanın iptali isteminin reddi durumunda, karar güne kadar; iptali isteminin kabulü durumunda ise iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı güne kadar yürürlüğün durulması kararının geçerli olmasına karar verilmiştir ve bu karar 15.Nisan.1994 gününde yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi bundan sonraki kararlarında da bu uygulamayı devam ettirmiştir63.

Burada mühim olan bir diğer nokta ise; Kanun, Kanun Hükmünde Kararname, TBMM İçtüzüğü yada bunların hükümleri, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı hususudur. Anayasaya (md.153) ve 2949 sayılı yasaya (md.54) göre Anayasa Mahkemesi hemen yayımlanır. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin verdiği “ yürürlüğü durdurma” kararı, ancak Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer ve bağlayıcı olur64.

C) Yürürlüğün Durdurulması Kararlarının Niteliği

Anayasaya göre, Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Resmi Gazetede yayımlandığında, hükme bağladığı olay için Anayasa Mahkemesi dahil herkesi bağlar. Anayasa Mahkemesinin yasanın yürürlüğünün durdurulması yada durdurulma isteminin reddi yönünde verdiği kararların kesin hüküm niteliğinde olup olmadığı tartışmalıdır.



ALİEFENDİOĞLU, bu kararın kesin hüküm olmadığı hususunu şu şekilde yazmıştır:

“ Kanımızca, bu tür kararlar kesin hüküm teşkil etmez, aynı davada, gerektiğinde, gerekçesi belirtilerek birkaç kez yürürlüğün durdurulması isteminde bulunabilirler. Nitekim, Alman Federal Anayasa Mahkemesi, durumun değişmesine bağlı olarak kararın değiştirebilmekte yada ilk kararını tamamen kaldırabilmektedir.”65


VIII) SONUÇ

Anayasa Mahkemesinin yürürlüğü durdurma kararı vermesinde mecburiyet olduğu hususunda öğretide fikir birliği olduğunu yukarıda66 belirtmiştik.

Doktrinde, aynen idari yargı için yürütmenin durdurulması hakkında Anayasaya konulan hükme benzer yürürlüğün durdurulması hakkında bir hükmün Anayasanın, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen maddesine konulması fikri ileri sürülmektedir67.

Belirtildiği gibi, Anayasa Mahkemesine bu yetki Anayasa ile verilmelidir; yasa ile değil. Zira 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun birinci maddesi durumu açıklamaktadır. Bu madde şöyle demektedir:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile verilen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere Ankara’da Anayasa Mahkemesi kurulmuştur.”68

Bu madde Anayasa Mahkemesinin Anayasada öngörülmeyen bir yetkiyi kullanmayacağını ve görevi ifa edemeyeceği vurgulanmaktadır. Anayasa Mahkemesine kanunla yetki ve görev ifa edemeyeceğini vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesine kanunla yetki ve görev vermek Anayasanın üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz. Anayasa organları yetkilerini Anayasadan alırlar. Anayasa Mahkemesinin yetkileri, Anayasanın bu organa tanıdığı yetkileridir. Anayasa Mahkemesine kanunla yeni yetkiler tanıyacak olursak, diğer organ veya mercilere Anayasanın tanıdığı yetkileri kanunla sınırlamış oluruz ki; bu durum Anayasanın üstünlüğü ilkesine aykırıdır69.

ODYAKMAZ bu konuda şöyle yazmıştır: “ …, Anayasa Mahkemesine Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin yürürlüğün durdurulması yetkisi tanınmalıdır. Anayasa Mahkemesi TBMM İçtüzüğünün yürürlüğü durduramamalıdır. Çünkü İçtüzük olmadan Meclis çalışamaz ve dolayısıyla Yasama organı görev yapamaz hale gelir.”70





EK.I

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN 23.10.1993 TARİHLİ KARARI71
*
Resmi Gazete Tarih / Sayı: 23.10.1993 / 21737
*
Esas Sayısı : 1993/33
Karar Sayısı : 1993/40-1
Karar Günü : 21.10.1993
*
*
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME’NİN YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNDE BULUNAN : Ankara Milletvekili Mümtaz SOYSAL ve 92 milletvekili.
*
İSTEMİN KONUSU :
14.9.1993 günlü, 21698 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 20.8.1993 günlü ve 509 sayılı “Türk Telekominikasyon Anonim Şirketi Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin tümünün, Anayasa’nın 5., 10., 47. ve 167. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar KHK’nin yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
*
İSTEMİN GEREKÇESİ :
İstemin gerekçesinde aynen;
“Anayasa ve Anayasa Mahkemesi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da öngörülmemiş olmakla birlikte yargı hiyerarşisi içinde bir alt mahkemeye verilen yetkinin üst mahkemeye tanınmamış olması düşünülemeyeceğine göre, her türlü yargı organınca “tedbir, önleme, yürütmeyi durdurma” biçimlerinde ifade edilen yetkinin mahkemenizce de kullanılabileceğinden hareketle ve bu açıdan boşluk durumlarında yargıca tanınan “hukuk yaratma yetkisi”ne dayanılarak, iptal davası sonuçlanana kadar, telafisi mümkün olmayan durumları önleme amacıyla Yüce Mahkemenizce “yürütmeyi durdurma kararı” verilmelidir.” denilmektedir.
*
SONUÇ :
İsteme ilişkin rapor, dava dilekçesi ve ekleri, iptali istenilen yasa kurallarıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereğini görüşülüp düşünüldü;
*
20.8.1993 günlü ve 509 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin iptaline yönelik istem karara bağlanıp karar yürürlüğe girinceye kadar uygulamadan doğacak giderilmesi güç ve olanaksız durumları önlemek için Kanun Hükmündeki Kararname”nin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU’nun “İsteme ve davanın bugün karara bağlanması durumuna göre bu işte yürürlüğün durdurulması kararı verilmesine gerek bulunmadığı”, Oğuz AKDOĞANLI, Haşim KILIÇ ile Mustafa BUMİN’in “Anayasa Mahkemesi yasa ve kanun hükmünde kararnamelerin yürürlüğünü durdurmaya yetkili olmadığından ve ayrıca bu işte koşullar oluşmadığından istemin reddi gerektiği” yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
21.10.1993 gününde karar verildi.
*
*
*
*
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
*
*
*
*
*
*
Üye
Mustafa GÖNÜL
Üye
Oğuz AKDOĞANLI
Üye
İhsan PEKEL
*
*
*
*
*
*
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
*
*
*
*
*
*
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BU
























EK.II

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN 15.4.1994TARİHLİ KARARI72
*
RESMİ GAZETE TARİH / SAYISI: 15.4.1994 / 21906
*
*
*
Esas Sayısı: 1994/43
Karar Sayısı: 1994/42-1
Karar Günü: 11.4.1994
*
*
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNDE BULUNAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi Mümtaz Soysal, Nami Çağan ve seksensekiz milletvekili
*
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN KONUSU : 1.3.1994 günlü, 21864 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3974 sayılı "1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu, 3182 sayılı Bankalar Kanunu, 2983 sayılı Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında Kanun, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 7.11.1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanun, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ve 1177 sayılı Tütün Tekeli Kanununun Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Kamu İktisadî Teşebbüslerinin özelleştirilmesi Hakkında Kanuna Ek Maddeler Eklenmesine ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun"un, uygulanmasının devamı halinde telafisi mümkün olmayan durumlar yaratacağından yürürlüğünün durdurulması istemidir.
*
I- YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ :
3974 sayılı Yasa'nın iptali istemini içeren 18.3.1994 günlü dava dilekçesinin Yasa'nın yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin bölümünde aynen şöyle denilmektedir:
"Anayasanın 153/5. ve 153/1. madde hükümleri; ne yazık ki, idare tarafından Yüce Mahkemenin iptal kararı Resmî Gazete'de yayımlanana kadar, Anayasa'ya aykırı uygulamaların devamı için bir mazeret olarak kullanılmakta ve bu durum, Anayasa'ya aykırı uygulamalar için, Anayasal gerekçe oluşturmaktadır.
*
İptali istenen yasa hakkında Yüce Mahkeme kararı Resmî Gazete'de yayımlanana kadar geçecek sürede de; idare, aynı yolu izleyerek imtiyaz sözleşmeleri ile elektrik üretim, iletim ve dağıtım tesislerinden bir bölümünün işletme hakkını devredebilecek ve böylece, yasa iptal edilse bile kimi tesislere özel kişilere geçmiş olacaktır.
*
Daha önce kimi devlet arazilerinin yabancılara satışı, milletvekillerine süper emeklilik hakkı verilmesi vb. konularda olduğu gibi; Anayasa'ya aykırı uygulamalar, Anayasa'nın 153. madde gereği yasallaştırılabilmekte ve bu, kamu adına telafisi mümkün olmayan zararlara yol açmaktadır.
*
Bunu gözönüne alan Anayasa Mahkemesi, 509 sayılı KHK'nin iptali davasında, 1993/33 esas, 1993/40-1 karar sayılı ve 21.10.1993 tarihli kararı ile, "Yürürlüğün Durdurulması" kararı vermiştir. İptali istenen yasa için de, aynı durum söz konusudur. Bu nedenle, "Yürürlüğün Durdurulması" kararı da istenmektedir."
*
II- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Yekta Güngör ÖZDEN, Güven DİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN, Sacit ADALI ve Ali HÜNER'in katılmalarıyla 11.4.1994 günü yapılan 3974 sayılı Yasa'nın yürürlüğünü durdurma istemini inceleme toplantısında isteme ilişkin rapor, dava dilekçesi ve ekleri, iptali ve yürürlüğü durdurulması istenilen Yasa kurallarıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
*
A- Anayasa Mahkemesi'nin Yürürlüğü Durdurma Kararı Verip Veremeyeceği Sorunu :
*
1. Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararında vurgulandığı gibi, adaletli bir hukuk düzeni kuran, bunu sürdürmeyi zorunluluk sayan ve tüm etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uygun davranan bir devlet demektir.
*
Anayasa'nın 125. maddesinin gerekçesinde, yönetimde hukuka uygunluğu sağlamanın en etkin yolunun yargısal denetim olduğu belirtilmiştir. Devletin tüm işlemlerinde hukuka uygunluğunun sağlanması, eksiksiz bir yargı denetimine bağlı tutulmasını gerekli kılar.
*
Yargı yetkisinin etkinliği, "karar verme" aracının da özgürce ve eksiksiz kullanılmasını gerektirir ki, "yürütmeyi durdurma" önlemi bu "eksiksiz kullanma" kapsamında yer alır.
*
"Dava" kavramı içinde yürütmenin durdurulması da vardır. Mahkemenin yürütmeyi durdurma yetkisi davayı görüp karara bağlama ödevi ve yetkisi içinde bir aşamadır. Yürütmenin durdurulması kararı, yargı bütünlüğü ilkesinin bir ön uygulamasıdır. Bu karar, sonuç karardan ayrı ama o davayla ilgili bir bölümdür. Son kararı vermeye yetkili organın, davanın bir başka bölümü için karar veremeyeceğinin kabulü "yargı yetkisinin eksiksiz kullanılması"yla bağdaşmaz.
*
Öte yandan, hukuk devleti ilkesi hukukun, dolayısıyla Anayasa'nın üstünlüğü temeline dayanır. Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı Anayasa'ya uygunluk denetimini, o da Anayasa yargısını gerektirmiş ve bunu sağlamak üzere Anayasa Mahkemesi kurularak kararlarına bağlayıcı nitelik kazandırılmıştır.
*
Yürütmenin durdurulması, yargılama evrelerinde yargının denetim etkinliğini artırıcı bir araç olarak yargı yetkisinin bütünlüğü içinde yer alır.
*
Anayasa'nın üstünlüğü, yasama yetkisinin Anayasa kurallarıyla sınırlandırılmasını gerektirmiştir. Anayasa yargısı, yasamanın "üstün gücüne" karşı "anayasal denge aracı" olarak getirilmiştir. Bu denge işlevinin etkin biçimde yerine getirilmesi, "yargılama kapsamı içinde gerekli önlemleri alma" yetkisinin kullanılmasına bağlıdır. Tersi durumda Anayasa Mahkemesi, anlamsız bir denetim yapma durumuna düşer ki, bu da denetimin "özü"nde kısıntı anlamına gelir. Oysa, bu uygulamayı durdurma, yargısal denetimin etkinliğinin özünde var olan bir araçtır.
*
Anayasa yargısının görevi anayasal denetim süreci içinde yasama işlemlerinin Anayasa'ya uygunluğunu etkin biçimde kollamaktır. Bunun da yolu yürürlüğün durdurulması kararı verebilmesinden geçer. Bu yönden "yürürlüğün durdurulması" yargısal işlev ve yargı yetkisinin bütünü içinde yer alır; yargı yetkisini kullanma araçlarından birini oluşturur.
*
Yürürlüğü durdurma kararının "kamu yararını" ve "kamu düzenini" kollayıp gözeten niteliği de, Anayasa Mahkemesi'nin yargılamalarında gerektiğinde bu önleme başvurmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi iptal kararı verip bu yayımlanıncaya kadar, kurallar Anayasa'ya aykırı niteliğiyle yürürlüğünü ve kamu yararı açısından olumsuz etkisini sürdürür. Bu durumda, kamu yararını kollamak ve ileride giderilmesi güç ve olanaksız durumların ortaya çıkmasını önlemek için yürürlüğü durdurma yetkisinin kullanılması gerekir.
*
Ayrıca belirtmek gerekir ki, 1961 ve 1982 Anayasaları ile getirilen sistem, anayasal dengeye verilen önem ve bu önemin gereği olarak yargı denetimine, özellikle anayasa yargısına tanınan işlev gözönüne alındığında, ana düşünce ve temel yaklaşım, yürürlüğün durdurulması aracının uygulanmasını duraksama ile karşılayan ya da reddeden değil, tersine olumlu bakan, benimseyen bir anlayışa sahiptir.
*
2. İster özel hukuk, ister kamu hukuku uyuşmazlıklarında olsun, yasalarda açıkça bulunmasa bile "önlem (tedbir)" yetkisinin varsayılması bir zorunluluktur. Gerçekten her iki hukuk alanında da, yargılamanın amacına ulaşabilmesi için farklı adlar altında çeşitli koruma önlemleri getirilmiştir. "İhtiyatî tedbir" (HUMY/m.101 vd.), "İhtiyatî haciz" (İİY/m.257 vd.), "yürütmeyi durdurma" (İYUY/m.27) bu önlemlere örnek gösterilebilir.
*
Anayasa yargısı yönünden de bunun kabulü kaçınılmazdır. Çünkü alınacak önlem, kişi çıkarının yanında kamu yararının, kamu düzeninin hatta hukuk düzeninin koruyucusu olacaktır. Genelde yargılama uzun bir süreci gerektirir. Bu süreç, giderilmesi olanaksız zararlara ya da durumlara neden olabilir. Giderilmesi olanaksız bu zarar ya da durumların önlenmesi için yargıcın "zamanı durdurma" anlamında "uygulamayı durdurma" yetkisini kullanması yargı işlevinin doğası gereğidir. Üstelik Anayasa'ya uygunluk denetiminin hukuk devletini, hukukun ve Anayasa'nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını koruyup kollama amacı, Anayasa'ya aykırı kuralların olabildiğince çabuk ortadan kaldırılmasını da gerektirir. Bu gerek, Anayasa Mahkemesi'ni, amacı gerçekleştirecek önlemleri almakla yükümlü kılar.
*
Temelde, Anayasa Mahkemesi'ne başvurmakla sağlanmak istenen sonuç, Anayasa'ya aykırı olan yasaların biran önce uygulanmasına son verilmesidir. Bu da ancak yürürlüğün durdurulması ile gerçekleşir. Tersi durumda, yasanın Anayasa'ya aykırılığına karşın yapılacak pek çok işlem hukuk âleminde varlığını sürdürecektir.
*
Anayasa yargısı yönünden, yürürlüğün durdurulması kararı, özellikle uygulanmakla hükmünü yerine getiren yasalar için bir tür "koruma önlemi (tedbiri)" olarak düşünülmelidir. Örneğin, ölüm cezalarının yerine getirilmesi ya da devletleştirme gibi konuları düzenleyen yasalar iptal edilseler bile, uygulandıkları süre içinde doğurdukları sonuçları sonradan giderme olanağı yoktur.
*
3. İptal ve yürürlüğün durdurulması kararları, yasama işlemini hukuksal sonuç doğuramaz duruma getirir. Bu yönüyle durdurma kararı iptal hükmüyle eşdeğerde kabûl edilebilir. Ancak, iptal hükmünün, kuralı ortadan kaldırıcı etkisi gözönüne alınırsa iptalin daha ağır bir yetki olduğu sonucuna kolaylıkla varılır.
*
Bir yasanın Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmesi gibi çok geniş bir yetkiyi Anayasa Mahkemesi'ne tanıyan Anayasa ve Yasakoyucunun, daha hafif sonuçlar doğuracak olan uygulamayı durdurma yetkisini öncelikle tanımış olduğunun kabulü gerekir. Çoğun içinde tersine bir hüküm ve neden olmadıkça, az her zaman vardır.
*
4. Yürürlüğün durdurulması yetkisinin kullanılabilmesi için kuşkusuz ideal olan bunun Anayasa ya da yasalarda açıkça düzenlenmiş olmasıdır.
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Yasa'da da bu konuda herhangi bir kural bulunmamaktadır. Bu durumda Anayasa Mahkemesi'nin uygulamayı durdurma yetkisi konusunda yazılı kurallarda bir boşluk olduğu açıktır.
Yasalarda açık hükümler bulunmaması durumlarında yargıcın hukuk yaratabileceği, çağdaş hukuk sistemlerinde benimsenen bir görüştür.
Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrasında, bu görüşe uygun biçimde, yargıçların, Anayasa'ya yasaya ve hukuka uygun olarak "vicdanî kanaatlerine göre" hüküm verecekleri belirtilmiştir.
Genel nitelikte bir yasa olan Medeni Yasa'nın 1. maddesinde hakkında bir hüküm bulunmayan meselelerde hâkim, örf ve âdeta göre örf ve âdet dahi yoksa kendisi kanun koyucu olsa idi bu meseleye nasıl bir kural koyacak idi ise ona göre hükmeder ilkesi yer almıştır.
Bu kuralın ceza hukuku dışında kamu hukukunun öbür alanlarda da geçerli olduğu görüşünü Anayasa'nın 138. maddesi de desteklemektedir. Anayasa'nın bu maddesine göre, yargıç, yalnız, Anayasa ve yasalara göre değil, "hukuka" da uygun olarak vicdani kanısına göre hüküm verecektir. Buradaki "hukuk", yargıcın genel ilkeler çerçevesinde yasal boşluğu doldurmak üzere oluşturacağı hükmü de içerir.
Anayasa'nın 149. maddesinin üçüncü fıkrasında yargılama usûllerinin yasayla düzenlenmesi öngörülmüştür. 2949 sayılı Yasa yargılama usûllerini düzenlemiş, ancak bu konuya yer vermemiştir. Esasen bir yasanın usûlün tüm ayrıntılarını düzenlemesi beklenemez. Bu nedenle uygulamada ortaya çıkacak boşlukların içtihatla doldurulması için yargıca yetki verilmiştir. Nitekim Medeni Yasa'nın 1. maddesi hükmünün usul hukukunda da uygulanacağı kabul edilmektedir. Öteki yargı organları gibi Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla, (içtihat yoluyla) boşlukları doldurabilmesi gerekir. Anayasa'nın 152. maddesindeki itiraz yoluna ilişkin kural, böyle bir kurum oluşturulması ve bu yola başvurulması için elverişlidir.
Yöntem kurallarının güvence oluşturduğu, söze çok katı bağlı kalınması gerektiği, yasada kural yoksa içtihatla bu yola gidilemeyeceği ileri sürülebilir. Ne var ki, Anayasa yargısındaki özellik bu yolu açık bırakmıştır. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 44 sayılı önceki Yasa'nın gerekçesinde:
"...tasarıda usul hükümlerine oldukça geniş bir yer ayrılmıştır. Bununla beraber... konacak usul hükümlerinin ihtiyaca uygunluk derecesini şimdiden kestirmenin güç olacağı, kurulacak Anayasa Mahkemesi'nin, vasfı itibariyle karşılaşacağı usul meselelerini umumî esaslar dairesinde içtihat yoluyla kolaylıkla çözebileceği düşünülerek bu sahada da kapsayıcı bi düzenlemeden kaçınılmıştır". Ve yine aynı Yasa hakkındaki Karma Komisyon raporunda, "Anayasamız, Anayasa Mahkemesince uygulanacak usul bakımından münferit bazı esaslar koymakla yetinmiş ve öbür esasları kanuna bırakmıştır. Bu nedenle tasarı metninde usul hükümlerine oldukça geniş bir yer verme itiyacı duyulmuş ve hüküm sevk olunmayan hususların da içtihata terk edilmesi uygun görülmüştür". denilerek, usule ilişkin boşlukların Anayasa Mahkemesi'nce doldurulması kabûl edilmiştir.
*
Gerçi 2949 sayılı Yasa'nın gerekçesinde ve komisyon raporlarında böyle bir açıklama bulunmamaktadır ama, 44 sayılı Yasa'nın gerekçesine yansıyan ve yönteme ilişkin boşlukları doldurma yönünden Anayasa Mahkemesi'nin özel konumunu belirten görüşün bugün de geçerli olduğu söylenebilir.
*
Bu gerekçe de göstermektedir ki, Anayasa'nın üstünlüğünü sağlamak için başvurulmasında zorunluluk gördüğü bütün usul kurallarını uygulaması Anayasa Mahkemesi'nin görevinin doğal sonucudur. Anayasa'nın üstünlüğü ve korumasının sağlanabilmesi için bu gereklidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, ister maddî hukuk ister usul hukuku alanına girdiği kabûl edilsin, Anayasa Mahkemesi'nin içtihat yoluyla yürürlüğü durdurma kararı vermesi olanaklıdır ve anayasal denetim yetkisi kapsamı içindedir.
*
5. Anayasa Mahkemesi yazılı kurallarda düzenleme bulunmasa bile, Anayasa'yı yorumlama işlevini anayasal yargı denetiminin isterlerine uygun olarak kullanıp uygulamayı durdurma kararı vermek yükümlülüğündedir. Çünkü, tersi durumda, kişileri olduğu kadar kamu düzenini de "Anayasa koruması"ndan yoksun bırakmış olur. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararını verirken, bu yetkinin, kendisine tanınıp tanınmadığını değil, yetkiyi yasaklayan bir kuralın bulunup bulunmadığını araştırmalıdır.
Gerçekten, Anayasakoyucu, yargı yetkisiyle ilgili genel ilkeyi koyduktan sonra tanımak istemediği yetkileri tek tek sayarak belirlemiştir. Örneğin, 125. maddede yönetimin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu ilkesini getirmiş, 105., 125. ve 159. maddelerde bu genel ilkenin ayrıklarını bir bir saymıştır. Anayasa yargısı yönünden de durum aynıdır. 148. maddede yasalar, KHK'ler ve TBMM İçtüzüğü biçim ve öz yönünden anayasa yargısı kapsamına alınmış, bu madde ile 150. ve 151. maddelerde de ayrıklıklar sıralanmıştır. Görüldüğü gibi Anayasa, anayasa yargısı yönünden sınırlayıcı kuralları getirmiş, ancak, uygulamanın durdurulması kararı verilemeyeceğini içeren bir düzenlemeye yer vermemiştir.
*
6. Anayasa'nın 153. maddesindeki "iptal kararları geriye yürümez", "iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz" ve "iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarih ayrıca kararlaştırılabilir" biçimindeki kurallar, Anayasa Mahkemesi'nin yürürlüğü durdurma kararı almasına engel değildir.
Geriye yürümezlik kuralının, yalnız söze bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar verebileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters düşer.
Oysa, amaçsal yorum yapılırsa bu kuralın yürürlüğünü durdurma kararı verilmesine engel olmadığı görülür. Gerçekten, iptal kararlarının geriye yürümemesi kuralının kazanılmış hakların korunması amacıyla getirildiği açıktır. Anayasa Mahkemesi'nin vereceği yürürlüğü durdurma kararı, karar tarihinden önceki işlemleri etkilemeyeceğine göre kazanılmış hakların çiğnenmesi söz konusu olmayacaktır. Daha açık anlatımla, iptal kararı kazanılmış hakları ne kadar etkiliyorsa yürürlüğü durdurma kararı da o kadar etkiliyecektir.
Esasen iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı, yürürlüğü durdurma yetkisinin önemini daha da artırmaktadır. Çünkü, bu kural yüzünden Anayasa Mahkemesi kararları etkinliğini yitirmektedir. Yasa kuralı, gerekçeli iptal kararının yayımlanmasına kadar Anayasa'ya aykırılığına karşın yürürlükte kalmakta, kimi zaman bu sürede yasaya dayalı işlemler yoğunlaşarak artmaktadır. Bu durum, iptalden beklenen sonucun elde edilmesini engellemektedir. Kararların etkinliğini sağlamak için kimi önlemler gerekmektedir ki, yürürlüğün durdurulması bu önlemlerden biridir. Geçmiş uygulamalar bu yetkinin Anayasa Mahkemesi'nce kullanılması gerektiğini çarpıcı biçimde ortaya koymuştur.
İptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağı kuralı da yürürlüğün durdurulmasına engel oluşturamaz. Çünkü, yürürlüğün durdurulması kararı verildiğinde ortada henüz iptal kararı yoktur ki açıklanması söz konusu edilebilsin.
Ayrıca, Anayasa, yalnızca "iptal kararının" açıklanmasını yasaklamıştır. Bu kural red kararlarının açıklanmasına ve sonuç bildirmeye engel değildir. Böyle olunca açıklanmayan kararın iptal kararı olduğu anlaşılacağından "iptal kararları" da bu yolla açıklanmış olacaktır.
*
7. Anayasa'nın 152. maddesinde, kendiliğinden işleyen bir tür yürürlüğün durdurulması kurumu getirilmiştir. Gerçekten, anılan maddeye göre itiraz yoluna başvuran mahkeme, davayı Anayasa Mahkemesi kararına kadar geri bırakmaktadır ki, bu, bir tür yürürlüğün durdurulmasıdır. Görülmekte olan dava öznel bir hak ile sınırlı olsa da ilk derece mahkemelerinin kimi zaman tek yargıcına tanınan bir yetkinin Anayasa Mahkemesi'ne tanınmaması düşünülemez.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın, yasaların, hukukun ve yargı işlevinin özünü gözardı edip, kendini yalnız yazılı kuralların sözüyle bağlı sayamaz. Kuşkusuz, kural dışılık savunulamaz. Ancak, kuralların yorumu ile soruna, amaca en uygun çözümün bulunması gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi kimi kararlarında hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerde benimsenen ilkelerinin bir "ölçü norm" özelliği taşıdığını vurgulamıştır.
*
Anayasa yargısı, yasama organını anayasal sınırlar içerisinde tutarak, demokrasinin sağlıklı işleyişini sağlayacak bir denetim türü olarak öngörülmüştür. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve bunlara dayanan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı, Mahkemenin yürürlüğü durdurma yetkisiyle donatılmasını zorunlu kılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, uygunluk denetimleri sırasında insan yaşamının, Devlet'in ve Ulus'un yüksek çıkarlarının söz konusu olduğu durumlarda kararlarıyla gerekli önlemi alma yükümlülüğündedir. Tersi durumda, kişiler, toplum ve kamu düzeni, Anayasa korumasından yoksun bırakılmış olur. Çünkü, toplumsal yaşamın giderek karmaşıklaşması ve ilgililerin artan olası hukuk dışı davranışları yargının yükünü artırabilir, bu da, karar sürecini uzatabilir. Bu durumun doğuracağı olumsuz sonuçların giderilmesi ise, geçici önlem alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Aslında bu zorunluluk, kararların etkinliği yönünden de geçerlidir. Gerçekten bir yandan iptal kararlarının gerekçeleri yazılmadan açıklanamaması ve geriye yürümemesi, öbür yandan da Anayasa Mahkemesi'ne uygulamayı durdurma yetkisinin bulunmadığını savunmak, önemli konularda kararların kimi zaman sonuçsuz kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca, yasama organının, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın, aynı konuyu, benzer içerikte yeniden yasalaştırması sıklıkla rastlanılan bir olgudur. Yabancıya taşınmaz mal satışı, imar affı, milletvekillerinin emekli aylığı ve KHK çıkarma yetkisinde durum böyle olmuştur. Bütün bunlar, uygulamayı durdurma önleminin önemini göstermektedir.
Ulusal egemenlik kapsamındaki yargılama yetkisini ulus adına kullanan bağımsız mahkemelerin dâvaları çözümlerken durumuna göre zorunlu gördükleri önlemleri alabilmeleri, hem kurumsal yapılarının hem de "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" ile "İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi"nin vurguladığı hukukun genel ilkelerinin ve adaletli yargılanmayı da içeren hak arama özgürlüğünün doğal sonucudur. Bu olgular, Anayasa'nın ilgili maddeleriyle kurumlaştırılan hukuksal yöntemlerde dayanağını bulmaktadır.
Sonuç olarak, yukarıda açıklanan gerekçelerle, Anayasa'nın özüne ve amacına uygun olarak, hukukun üstünlüğünü, kararlarının etkinliğini korumak zorunda olan Anayasa Mahkemesi'nin bir yasa, kanun hükmünde kararname ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün yürürlüğünü durdurma kararı verebileceği kanısına varılmıştır.
*
Nitekim Anayasa Mahkemesi bu gerekçelerle 20.8.1993 günlü ve 509 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğünün durdurulmasına, 21.10.1993 gününde karar vermiştir.
Haşim KILIÇ ve Mustafa BUMİN bu düşüncelere katılmamışlardır.
*
B- Dava Konusu 3974 Sayılı Yasa'nın Yürürlüğünü Durdurma Kararı Verilmesine Gerek Bulunup Bulunmadığı Sorunu :
3974 sayılı Yasa'nın ilk dört maddesinde Türkiye Elektrik Kurumu (TEK)'nun özelleştirilmesine EK 5. maddesinde ise yapılacak sözleşmelerin "Özel hukuk hükümlerine bağlı" olacağı ve "imtiyaz" sayılmayacağına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.
Yasa'nın EK 1. maddesine göre, TEK'in özelleştirilmesine, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'nın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu'nca; müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimlerinin özelleştirilmesine ise, yine Bakanlığın önerisi üzerine Yüksek Planlama Kurulu'nca karar verilecektir. Özelleştirilmesine karar verilenlerin, özelleştirme işlemi tamamlanıncaya kadar 233 sayılı KHK'ye göre Bakanlıkla ilgileri sürecektir. Bunların hisse ve varlıklarının satılmasına ilişkin işlemler 3291 sayılı Genel Özelleştirme Yasası hükümlerine göre Kamu Ortaklığı İdaresi'nce yapılacaktır.
*
EK 2. maddede özelleştirilmesine karar verilen teşekkül, müessese, kuruluş, iştirak, bağlı ortaklık, işletme ve işletme birimlerinin yasalardaki koşullar aranmaksızın anonim ortaklığa dönüşmüş sayılacakları; ancak, sermayelerindeki kamu payı yüzde ellinin altına düşünceye kadar etkinlikleri, yönetimleri ve denetimleri Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'nca yürütüleceği; EK 4. madde ise TEK'in özelleştirilmesinde 3291 sayılı Yasa'nın bu Yasa'ya aykırı olmayan hükümlerini uygulamayacağı öngörülmektedir.
Yasa'nın EK 5. maddesinde de, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ile enerji alanında faaliyet gösteren İktisadî Devlet Teşekkülleri'nin bu Yasa'ya veya diğer yasalara dayanarak üçüncü kişilerle yapacakları sözleşmelerin özel hukuk hükümlerine bağlı oldukları ve imtiyaz sayılmayacakları kurala bağlanmıştır. Bu düzenleme anılan sözleşmeleri, idarî yargının yargısal denetimi kapsamı dışına çıkarmaktadır.
Dava konusu 3974 sayılı Yasa'nın yukarıda belirtilen kurallarından anlaşılacağı üzere, Yasa'ya ilişkin olası bir iptal kararının verilmesi ve bu kararın yürürlüğe girmesine kadar Yasa'nın uygulanması durumunda Türkiye Elektrik Kurumu'nun mevcut veya yeniden yapılanma sonucu oluşacak teşebbüsleri, müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimlerinin tamamı özelleştirilebilecek başka bir anlatımla bunların mal varlıkları ya da parasal değeri olan kamu kaynakları yerli-yabancı gerçek kişilere veya özel hukuk tüzelkişilerine devredilmiş; satış ve işletme haklarının devrine ilişkin sözleşmelerde idarî yargının denetimi dışında kalmış olacaktır. Böylece, daha sonra "giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve zararlar" doğabilecek; verilebilecek bir iptal kararı belki de sonuçsuz kalacaktır.
Bu nedenlerle istem doğrultusunda 3974 sayılı Yasa'nın yürürlüğünün durdurulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, İhsan PEKEL, Mustafa BUMİN ve Sacit ADALI bu düşüncelere katılmamışlardır.
*
III- SONUÇ :
22.2.1994 günlü, 3974 sayılı "1211 Sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu, 3182 Sayılı Bankalar Kanunu, 2983 Sayılı Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında Kanun, 2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu, 7.11.1985 Tarihli ve 3238 Sayılı Kanun, 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ve 1177 Sayılı Tütün Tekeli Kanununun Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Kamu İktisadî Teşebbüslerinin Özelleştirilmesi Hakkında Kanuna Ek Maddeler Eklenmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun"un uygulanmasından doğacak ve sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi bakımından;
*
A. Yasa'nın iptali isteminin reddi durumunda karar gününe kadar,
*
B. İptal isteminin kabulü durumunda ise, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı güne kadar,
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASINA, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, İhsan PEKEL, Mustafa BUMİN ile Sacit ADALI'nın "Bu davada yürürlüğün durdurulması kararı verilmesine gerek bulunmadığı" yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
11.4.1994 gününde karar verildi.
*
*
*
*
Başkan
Yekta Güngör ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
*
*
*
*
*
*
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
*
*
*
*
*
*
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
*
*
*
*
*
*
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
*
*
*
*
*
*
*
KARŞIOY YAZISI
*
*
Esas Sayısı: 1994/43
Karar Sayısı: 1994/42-1
*
*
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır (m.6). Kuvvetler ayrımına bağlı olarak Anayasanın öngördüğü esas, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anyasaya ve yasalara uygun olarak kullanılması ve yerine getirilmesidir (m.8). Anayasa ve yasalar, böylece, yürütme yetkisinin ve görevinin kullanılmasının kaynağını ve dayanağını oluştururlar. Bu yetki, sürekli ve kesintisiz kullanılmalıdır. Ancak, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü gereği, yasalar Anayasaya aykırı olamazlar (m.11). Anayasanın öngördüğü esas, Anayasaya aykırı yasaların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi durumunda yürütme yetkisi ve sürekliliğinin o yasa yönünden kesintiye uğramasıdır. Temel esas bu olmakla beraber, yasaların Anayasaya aykırı olamayacakları, Anayasa Mahkemesinin esas görevinin Anayasaya uygunluğu sağlamak olduğu dikkate alındığında, Anayasaya aykırı yasaları iptal etmeye yetkili bu mahkemenin, Anayasaya aykırılığı açıkça görülen ya da telafisi güç zararların ortaya çıkabileceği durumlarda yasaların yürürlüğünü geçici bir süre için durdurmaya da yetkili olduğu kabul edilmelidir. Bu yetki Anayasaya uygunluk denetiminin kapsamı içindedir. Anayasa Mahkemesi, kuşkusuz, kararlarıyla bu yolu açarak Anayasal yargıya etkinlik, hukuk devletinde hukuksal aykırılığa karşı hukuksal önlem alınması yönündeki işleve işlerlik kazandırmıştır (ABD, Marbury-Madison kararı 1803).
*
Ancak yukarıda açıklanan Anayasal ilkeler esas alındığında bu yetkinin açıklanan koşullara bağlı olarak kullanılması gerekir. Özellikle bu yetkinin, esas incelemesi yapılmamış, Anayasaya aykırılığı açıkça anlaşılamayan konularda kullanılması, yürütme yetkisinin o yasa yönünden kesintiye uğramasına neden olacağı gözden uzak tutulamaz.
Olayda, 3974 sayılı Yasanın iptali istemiyle açılan davanın, ilk incelemesinde, Anayasaya aykırılığın açıkça anlaşılabilmesi olanağı bulunmadığı gibi, telafisi güç zararların bir kaç ayın içinde meydana gelebileceği de, düşünülemez. Çünkü yasa, TEK'in özelleştirilmesini doğrudan düzenlendirmekten çok, yetkilendirme yasasıdır. Devir işlemlerinin hemen yapılabilmesi olanaklı değildir.
*
Bu davada, dosyanın esas yönden öncelikle ve ivedilikle ele alınması kaydıyla, yürürlüğün durdurulmasına gerek bulunmadığı oyu ile verilen kararın bu yönüne karşıyım.
*
*
*
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
*
KARŞIOY YAZISI
*
*
Esas Sayısı: 1994/43
Karar Sayısı: 1994/42-1
*
*
İnceleme konusu Yasa'nın gerekçesinde belirtildiği üzere; son derecede stratejik önemi haiz olan elektrik enerjisi sektöründe, Dünyadaki gelişmelere ve ülkemiz gerçekleri ile ihtiyaçlarına göre yapılması gereken özelleştirmenin, genel özelleştirme modeli ile yürütülmesinden doğabilecek sakıncaları bertaraf etmek amacıyla sektöre has bir özelleştirme modeli öngörülmüştür.
MODEL:
*
1- Enerji sektörünün büyüklüğünü ve stratejik önemini ön plana çıkararak özelleştirmeyi anlık bir olay değil, bir süreç olarak ele almıştır. Sektör bütünlüğünün korunmasına ve dolayısıyla makro hedeflere ulaşılmasına imkân tanımıştır.
*
2- Kademeli ve çok seçenekli, temel değişim rizikosunu ortadan kaldıran bir yöntem öngörmüştür.
*
3- Enerji sektörünün ülkemiz altyapı mozayiği içerisindeki yerine ve gelişme ihtiyacına cevap verecek şekilde sektörün kendi kaynağını yaratan bir yapı kazanmasını mümkün kılmıştır.
Plan ve Bütçe Komisyonu raporunda ise, Türkiye'nin elektrik ihtiyacının karşılanabilmesi için her yıl 2 bin megavatlık ek elektrik üretimine ihtiyaç bulunduğu, bunun karşılanabilmesi için yılda takriben 30 trilyon liralık kaynak gerektiği, ayrıca özellikle büyük şehirler başta olmak üzere tüm ülkede elektrik dağıtım şebekelerinin çok eskidiği, üretilen elektriğin % 15'inin bu nedenlerle dağıtımı sırasında kaybolduğu, TEK'in özelleştirilmesinden gelecek paranın bu yatırımlarda kullanılacağı açıklanmıştır.
*
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki görüşmeler sırasında:
"TEK'in tamamını özelleştirdiğiniz zaman ... tekel tehlikeleri ortaya çıkar. Yani, bugün üretim tesisleriyle, dağıtım tesislerinin tamamını bugünkü yapısıyla tek bir kuruluş gibi TEK'i özelleştirirseniz işte o zaman ortaya bir tekel tehlikesi çıkar. İşte bu Kanunun amacı TEK'in tamamını, bütününü satmak değil. Üretim birimlerini gerektiğinde tek tek devretmek; devreye gerektiğinde birbirine rakip olabilecek birçok firmayı sokmak, dolayısıyla tekelleşmeyi ortadan kaldırmaktır." demiştir.
*
3974 sayılı Yasa'dan önce yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan 3096 ve 3291 sayılı Yasalar da TEK'in kimi birimlerinin özelleştirilmesine olanak vermektedir.
*
3974 sayılı Yasa ile TEK'in özelleştirilmesinin her safhasında Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'nın yer alması ve bu yoldan gelecek gelirlerin de bu sektör yatırımlarında kullanılması sağlanmıştır.
*
3154 sayılı Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkındaki Yasa'ya göre, TEK'in tamamı özelleşecek birimlerinde de Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı'nın enerji sektörünün stratejik önemine uygun biçimde millî menfaatleri korumak için tedbir alma, kontrol, denetim ve yaptırım yetkisi vardır. Yapılacak sözleşmelerde bunun gözönünde bulundurulması da zorunludur.
*
1993 yılında Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kurulan Enerji İşleri Genel Müdürlüğü; Enerji Kaynaklarının üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin millî menfaatlere ve modern teknolojiye uygun şekilde kurulmaları için gerekli tedbirleri almak ve aldırmakla, tüketicilere yapılan her türlü enerji satışında fiyatları tespit etmekle görevlendirilmiştir.
*
Özelleştirmede, uygulanacak bölünme veya parçalanmanın aynı zamanda tekelleşmeyi önleyici bir nitelik arz edeceği, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı'nın Meclis konuşmasında açıklandığı gibi; Bakanlar Kurulu'nca, Yüksek Planlama Kurulu'nca, Kamu Ortaklığı, DPT ve özelleştirme ile ilgili diğer kuruluşlarca, özelleştirmenin her safhasında bu temel ilkenin ve millî menfaatlerin gözönünde bulundurulması gayet doğaldır.
Durum bu iken, kısa zamanda TEK'in tamamının özelleştirilerek, giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve zararlar doğabileceğini ileri sürmenin bir dayanağı yoktur.
Bu nedenlerle 3974 sayılı Yasa ile ilgili davada yürürlüğün durdurulması kararına katılmıyorum.
İhsan PEKEL
Üye
*
*
KARŞIOY GEREKÇESİ
*
*
Esas Sayısı: 1994/43
Karar Sayısı: 1994/42-1
*
*
A) ANAYASA MAHKEMESİ'NCE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI KARARI VERİLİP VERİLEMEYECEĞİ SORUNU :
Anayasa'nın Başlangıç Kısmında, kuvvetler ayırımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu belirtilmiş, 6. maddenin ikinci fıkrasında da, hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı öngörülmüştür.
*
Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri, çalışma ve yargılama usulü, dava açma yöntemleri ve dava süresi ile Anayasa Mahkemesi kararlarının içeriği, yürürlüğe girmesi ve bağlayıcılığı Anayasa'nın 148 ilâ 153. maddelerinde gösterilmiş, kuruluş ve yargılama usulleri de 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'da düzenlenmiştir.
*
Gerek Anayasa'da ve gerekse 2949 sayılı Yasa'da, açılan bir dava nedeniyle dava konusu olan "yasa hükmünün yürürlüğünün durdurulması" konusunda Anayasa Mahkemesi'ne verilmiş herhangi bir yetki yoktur. Aksine, 1961 Anayasası'nın yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar geçen zaman süreci içinde Anayasa Mahkemesi kararlarının yürürlüğe girmesi konusundaki Anayasal düzenlemeler yasanın yürürlüğünün durdurulması konusunda karar vermeye olanak tanımamaktadır. Şöyle ki:
*
1961 Anayasası'nın Anayasa Mahkemesi kararlarının yürürlüğünü düzenleyen 152. maddesinde, (1488 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yaklaşık olarak dokuzbuçuk yıl) mahkemenin verdiği kararların, aksine bir hüküm yoksa alındığı gün yürürlüğe gireceği öngörülmüş iken, 1971 yılında anılan yasa ile yapılan değişiklikten sonra gerekçeli kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte, iptaline karar verilen yasa hükmünün yürürlükten kalkacağı yolunda düzenleme getirilmiştir. 1982 Anayasası'nın 153. maddesinde de 1971 yılındaki hüküm aynen muhafaza edilmiştir.
*
1982 Anayasası'nın 153. maddesine göre, iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Kanun, Kanun Hükmünde Kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkmakta, gereken hallerde iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarih ayrıca kararlaştırılabilmektedir. Ayrıca aynı maddede iptal kararlarının geriye yürümeyeceği öngörülmüştür.
*
Ne Anayasa'da, ne de 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'da, denetlenen bir yasa, yasa hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü için esas incelemeden önce veya esas inceleme aşamasında "yürürlüğün durdurulması" yolunda karar verilmesine olanak sağlayan bir hüküm yoktur. Aksine 1982 Anayasası, Anayasa Yargısı'nı "sınırlı model" olarak öngörülmüş olup, Anayasa'da değişiklik yapılmadan yorum yolu ile olmayan bir müessesenin getirilmesi Anayasa'ya aykırı düşer.
Burada tartışılması gereken husus, Anayasa Yargısı'nda böyle bir müesseseye gereksinim olup olmadığı değil, mevcut Anayasal düzenlemeler karşısında içtihatla yeni bir denetim yolunun getirilip getirilemeyeceğidir.
*
İdarî Yargı alanında açılan bir iptal davası nedeniyle "yürütmenin durdurulması"nın istenebilmesi veya Adlî Yargı'da "tedbir" müessesesinin varlığı, kıyas yoluyla Anayasa Yargısı'nda da "Yasa'nın yürürlüğünün durdurulması" yolunda karar vermeye olanak vermez. Zira, Anayasa'nın 125. ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Yasası'nın 27. maddesi İdarî Yargı'da yürütmenin durdurulması yolunda karar verebilmeye olanak tanıyan hükümlerdir. Adlî Yargı'da da "tedbir" kurumunun yasal dayanağı olduğu gibi, (HUMY-md.101 vd, İİY-md.257 vd) yargılama usulünün özelliği (uyuşmazlığın esastan karara bağlanabilmesi için tarafların cevap ve cevaba cevabının alınması ve kimi ara usulî işlemlerin yapılması zorunluluğu) esastan önce ön karar niteliğinde bu tür bir kararın verilmesini gerekli ve hatta kimi durumlarda zorunlu kılmıştır.
*
Anayasa Yargısı'nda davanın esasının görüşülebilmesi için adlî ve idarî yargıdaki uyuşmazlıklar gibi, bir takım usulî işlemlerin yapılması gerekmediği, başka bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, davanın eksiksiz açıldığı ilk günden itibaren en kısa zamanda esas hakkında kararını verebilecek durumda olduğundan, ayrıca "yürürlüğün durdurulması" müessesesine gereksinim duyulmadığı söylenebilir. Öte yandan, uyuşmazlığın esasının incelenmesi ve verilen kararın yazılmasının kimi zamanlar da çok uzamasının böyle bir müesseseye ihtiyaç duyurduğu yolundaki görüş tarzı kaynağını Anayasa'dan veya Yasa'dan almamaktadır.
*
Denetim sonuçlanıncaya kadar bir yasanın yürürlüğünün Anayasa Mahkemesi'nce durdurulması çok ağır ve önemli sonuçlar doğurur. Bu nedenle böyle kararlar verilebilmesi için Anayasa ile bu yetkinin Yüce Mahkeme'ye tanınmış olması gerekir. Böyle yetkiyi tanıyan bir hüküm Anayasa'da yer almadığı gibi, 2949 sayılı Yasa'da dahi bulunmamaktadır.
*
Anayasa Yargısı'nın özünde bu tür karar verebilme yetkisinin var olduğu, açıkça engel hüküm bulunmadığına göre, Medenî Yasa'nın 1. maddesinde öngörülen hakim "... kendisi kanun koyucu olsa idi bu meseleye nasıl bir kaide koyacak idi ise ona göre hükmeder" kuralına göre, bu müessesenin içtihat yolu ile kabul edilip geliştirileceği yolundaki görüş yanlıştır.
*
İsabetli değildir çünkü bu alanda düzenleme eksiği ya da boşluğu yoktur. Aksine, Anayasa'da yer alan Anayasal denetime ilişkin tüm hükümler ve kabul edilen model böyle bir içtihat geliştirmeye olanak vermez. Ayrıca sadece "yürürlüğün durdurulması" müessesesinin varlığının içtihat yoluyla kabulü de Anayasal denetimde sorunları halletmez. İçinden çıkılması olanaksız yeni sorunlar yaratır. Örneğin "yürürlüğün durdurulması" istemi hangi evrede yapılabilecektir, ne kadar süre için yürürlük durdurulabilecektir? Yürürlüğün durdurulmasına karar verildiği durumlarda yürürlüğü durdurulan yasa ile yürürlükten kaldırılan yasa hükümleri yeniden ve kendiliğinden yeniden yürürlüğe girebilecek midir? Bunlar ve sayılanlara benzer pekçok sorunun içtihatla çözümlenebileceğini söylemek olanaklı değildir. Bütün bu sorunlar ancak konuya ilişkin Anayasal ve yasal düzenlemeyle açıklığa kavuşturulabilir.
*
Anayasa Mahkemesi'nce verilen kararların geriye yürümesi ancak 1982 Anayasası'nın 152. maddesinde belirtilen başvuru halinde kabul edilmiştir. Söz konusu madde uyarınca gönderilen dosyalarda aykırılığı ileri sürülen Yasa hükümleri ilgililerin öznel haklarını etkileyeceği için, Anayasa Mahkemesi kararı gelinceye kadar davayı geri bırakma ve dayanılan Yasa hükmünü uygulamama ödevi vardır. İptal davalarında somut ve öznel nitelik taşıyan yasalar bakımından bu tür bir olanak tanınmış bulunması Anayasa koyucunun, Anayasa Mahkemesi'ne, "yasanın yürürlüğünün durdurulması" konusunda da yetki tanıdığını göstermez.
*
Nihayet, ikisi 1961 Anayasası ve biride 1982 Anayasası zamanında olmak üzere istem şimdiye kadar üç kez Anayasa Mahkemesi'nin huzuruna getirilmiş ve hepsinde de, Anayasa ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Yasası'nda, kanunların yürürlüğünün durdurulması konusunda tanınmış bir yetki olmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir. (6.4.1972 gün ve E.1972/13; K.1972/18, 24.5.1977 gün ve E.1977/60; K.1977/81, 1.8.1985 gün ve Muhabere E.1985/659; K.1985/4 sayılı kararlar. İlk ikisi oyçokluğu, sonuncusu ise oybirliğiyle alınmıştır.) Yukarıda anılan kararların verildiği günden bugüne kadar Anayasa'da ve ne de başka bir yasada konuyu düzenleyen herhangi bir değişiklik yapılmadığına göre eski içtihadın değiştirilmesini gerekli kılan neden bulunmamaktadır. Bu gerekçelerle Anayasa Mahkemesi'nce "yürürlüğün durdurulması" kararı verilebileceği yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
*
B) BU DAVADA YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASINA KARAR VERİLİP VERİLEMİYECEĞİ SORUNU
Yürürlüğün durdurulması konusunda Anayasa veya Yasalarda herhangi bir düzenleme olmamakla ve bu müessese içtihatla getirilmiş bulunmakla beraber, bir davada yürürlüğün durdurulmasına karar verilebilmesi için kimi koşulların var olması ve hatta bu koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekeceğinde kuşku yoktur.
*
İdarî Yargıda açılacak davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için gerek Anayasa'nın 125. maddesinin beşinci ve gerek 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Yasası'nın 27. maddesinin (2) nolu bendine göre, "idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi ..." gerekli görülmüştür. O kadar ki, Anayasa'nın 125. maddesi ile 2577 sayılı Yasa'nın 27. maddesi bu konuda kelimesi kelimesine aynı ifadeye yer vermiştir.
*
Anayasa yargısının özellikleri ve yargılama yöntemi bakımından benzerlikleri göz önünde tutulduğunda "yürürlüğün durdurulması" kararının idari yargıdaki "yürütmenin durdurulması" kararının benzeri olduğu anlaşılmaktadır. O halde bir yasanın yürürlüğünün durdurulmasına karar verilebilmesi için dava konusu Yasa'nın Anayasa'nın kimi maddelerine aykırı olduğunun saptanması ve Yasa'nın yürürlükte kalması halinde ileride giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması gerekir. Bu iki koşuldan birisinin varlığı yeterli olmayıp, her ikisi de birlikte gerçekleşmeli ve bu koşulların varlığı da kararda açıklanmalıdır. Yasakoyucunun idari işlemlerde yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için aradığı titizliğin, genel objektif düzenleyici tasarruflardan olan ve toplumun tümünü ilgilendiren konularda düzenleme getiren yasalar için aramayacağını söylemek olanaklı değildir.
*
Çok sınırlı durumlarda verilmesi gereken bir kararın, üstelik konuya ilişkin Anayasal ve yasal düzenleme bulunmamasına karşın Anayasa Mahkemesi'nin önüne getirilen her davada koşullarının varlığı konusunda gerekli açıklama getirilmeden verilmesi yanlıştır.
*
Yürürlüğün durdurulmasına ilişkin çoğunluk görüşünde 3974 sayılı Yasa'nın hangi hükümlerinin Anayasa'ya ne bakımdan aykırı olduğu irdelenmeden sadece iptale konu olan yasa maddeleri belirtilerek davada, Yasa'nın yürürlüğünün durdurulması halinde, ileride giderilmesi güç zararlar doğacağı ifade edilmekle yetinilmiştir. Karar bu gerekçesi ile yetersizdir.
*
Kaldı ki, 3974 sayılı Yasa'dan önce yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan 3096 ve 3291 sayılı Yasalar da TEK'in kimi birimlerinin özelleştirilmesine olanak vermektedir. Sadece 3974 sayılı Yasa'nın Ek 5. maddesindeki üçüncü kişilerle yapılacak sözleşmelerin "imtiyaz sözleşmeleri" teşkil etmeyeceğine ilişkin hüküm yenilik ve ayrıcalık getirmektedir. Başka bir anlatımla idare 3974 sayılı Yasa olmasa bile özelleştirme yapabilmekte, ancak sözleşmeleri imtiyaz sözleşmesi niteliğinde olması nedeniyle Danıştay'ın incelemesinden geçirme zorunluluğunda kalmaktadır.
*
Davanın bu evresinde, dava konusu Yasa'nın Anayasa'ya aykırı olduğunu ve ileride iptalle sonuçlanacağını gösteren açıklık görülmediği ve Yasa'nın uygulanması halinde ileride giderilmesi olanaksız zararlarda bulunmadığı görüşüyle yürürlüğün durdurulmasına karar verilebilmesi için gerekli koşulların oluştuğu yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Karara bu yönden de karşıyım.
*
Mustafa BUMİN
Üye
*
KARŞIOY GEREKÇESİ
*
*
Esas Sayısı: 1994/43
Karar Sayısı: 1994/42-1
*
*
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI SORUNU :
Anayasa Mahkemesi kanun, kanun hükmünde kararname ve TBMM İçtüzüğü aleyhine açılan iptal davalarında yürürlüğü durdurma (Uygulamayı durdurma) kararı veremez. Gerekçesi şunlardır.
*
1- Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri AY'nın 148. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Bu belirtilenler dışında Mahkemeye herhangi bir görev verilmesi ancak Anayasa ile mümkündür. Anayasa'da belirtilmemişse yasalarla bile yeni bir görev verilemez. AYM'nin görev ve yetkilerini önemseyerek Anayasa'da tek tek sayan Anayasa koyucu "Yürürlüğü Durdurma" gibi çok önemli ve ağır sonuçlar doğuracak görevi Mahkeme'ye vermemiştir. Zira, 125. maddede İdarenin her türlü eylemi yargı denetimine bağladıktan sonra idarî işlemin uygulanmasından ötürü telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve hukuka açıkça aykırılık şartlarının oluşması durumunda yürütmenin durdurulması kararının verilebileceği belirtilmiştir. Görülüyor ki, yürütmeyi durdurma kararı sadece idare ile idarenin eyleminden zarar görenleri etkilemesine rağmen bunu açıkça belirtme ihtiyacı duyan Anayasa koyucunun tüm ülkeyi ilgilendiren bir yasa ya da KHK'nin uygulanmaması konusunda yürütmeyi durdurma kararı verilebileceğini belirtmemesi bir boşluk veya eksiklik olarak düşünülemez. Anayasa koyucu bilerek ve isteyerek böyle bir uygulamayı arzu etmemiştir. İsteseydi, Anayasa'nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği gibi itiraz davalarında Anayasa Mahkemesi'nin kararı gelinceye kadar itiraz eden Mahkemenin kararını geri bırakması biçiminde bir nevi yürütmeyi durdurmaya benzer bir düzenlemeyi açıkça yapardı. Çok sınırlı tarafı olan bir itiraz davasında bu yetkiyi veren Anayasa koyucunun daha büyüğünde de (iptal davasında) evleviyetle verebileceğini düşünmek mümkün değildir. Tam aksine çoğu için düzenleme yapmamakla iptal davalarında yürürlüğü durdurma kararından doğacak sonuçları kamu düzeni ve yararı için uygun görmemiştir.
*
2- Yasa ve KHK'lerin Anayasa'ya uygunluğu konusunda Mahkememize sınırlı bir denetim yetkisi verilmiştir. Buna yürürlüğü durdurma kararı verebilme yetkisini monte ederek Mahkeme kararlarının etkinliğini sağlamaya çalışmak kaynağı Anayasa'da belli olmayan bir yetkiyi kullanmak olur. Anayasa'nın 6. maddesine açıkça aykırı olarak bir devlet yetkisinin kullanılmasıyla kararlarımıza etkinlik sağlamak mümkün değildir. Kararların etkinliği konusunda 153. madde de gerekli düzenlemeler vardır. Denetim sonunda Anayasa'ya aykırılık tesbit edilmişse iptal kararının hemen yayınlanma zorunluluğu vardır. 153. maddenin son fıkrası Mahkememize bu zorunluluğu "hemen" yerine getirme görevini emretmektedir.
*
3- Davanın açıldığı tarih ile AYM'nin karar verme hatta yayınlanma tarihleri arasındaki sürede yasanın uygulanacağı ve telafisi imkansız neticeler doğacağı endişesiyle, yasanın uygulanmasının askıya alınması sonucu doğacak etki ile iptal kararı verilmesi sonucu doğacak etki arasında hiçbir fark yoktur. Askıda kaldığı süre içinde aynen iptal kararında olduğu gibi hiçbir makam yasa varmışçasına tasarrufta bulunamaz. Böylesine ağır bir neticenin doğmasına AYM içtihatla yol açamaz. Henüz Anayasa'ya aykırılığı tesbit edilmemiş bir yasa durdurulamaz. Çoğunluk görüşünde Anayasa'ya aykırı olma ihtimali çok güçlü olan bir yasa ya da KHK hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebileceği öngörülüyor. Eğer mahkeme Anayasa'ya aykırılık ihtimalini güçlü görebiliyorsa yapılacak iş durdurma değil iptal kararı vermektir. Verilen kararın ise "hemen" yayınlanması zorunluluğu olduğuna göre çoğunluk görüşünde beliren endişelerde ortadan kalkmış olacaktır. Zira yürütmeyi durdurmayı gerektirmeyecek bir sürede davanın esastan karara bağlanarak hemen yayınlatılması durdurma ile sağlanacak korumayı da gerçekleştirmiş olacaktır.
*
4- AYM'si kararlarının kesinliği ve yürürlüğe girmesi ancak Resmî Gazete'de yayınlanması ile mümkündür. 1961 Anayasasında kararın verildiği tarih yürürlük tarihi olarak baz alınmasına rağmen 1971 değişikliğinde ve 1982 Anayasasında yayınlanma tarihi benimsenmiştir. Başka bir anlatımla Anayasa koyucu iptal kararının etkisini iptal tarihinde bile istememiş bunu kararın yayınlanması tarihine bırakmıştır. Halbuki çoğunluk görüşü gereğince, davanın açılması evresinde bile yürürlüğü durdurma kararı verilmesi mahkeme kararının yürürlük tarihini, karar verme tarihinden de geriye doğru çekerek kararın etki alanını genişletmek suretiyle 1961 Anayasasından daha ileri bir neticenin doğmasına sebebiyet verir. Başka bir anlatımla iptal kararının geçerliliği yürütmenin durdurulması tarihine kadar geri çekilmiş olur. Böylece doğurduğu sonuçlar açısından yürürlüğü durdurma ile iptal kararları bir bütünlük oluşturur.
*
5- Çoğunluk görüşünde yürürlüğü durdurma kararı verilirken gözönünde tutulacak bazı kriterler ortaya konmuştur. Yasa'nın uygulanması halinde sonradan telafisi imkansız sonuçlar doğması, Anayasa'ya aykırı olma ihtimali güçlü veya güçlü olmasa da sadece aykırılık ihtimali bulunması, yürürlüğün durdurulması halinde kamu düzenini tehdit edici hukukî bir boşluk doğmaması hallerinde "yasanın yürürlüğünün durdurulması" kararı verilebilecektir. Anayasa'nın 125. maddesinde İdarî davalarda yürütmeyi durdurabilmek için "telafisi güç veya imkansız zararların doğması" ile "hukuka açıkça aykırılık" şartlarının birlikte gerçekleşmesi öngörülmüştür. 1982 Anayasası'ndan önce, idarî davalarda kamuoyunu rahatsız eden keyfi uygulamalar Anayasa koyucuyu belirtilen iki şartın birlikte gerçekleşmesi gibi bir düzenleme yapmaya zorlamıştır.
*
Çoğunluk görüşü gereğince yürürlüğü durdurma kararı verilirken belirtilen kriterlerin birlikte mi yoksa tek tek mi gözönünde tutulacağı belli değildir. Sınırları belli olmayan böyle bir yetkinin kullanılması ise keyfi uygulama ihtimalini her zaman bünyesinde taşır.
*
6- Yürütmeyi Durdurma yönteminin koşulları, süresinin ne kadar olacağı, ilgililerce uygulanmaması durumunda ne yapılacağı konularında ya Anayasa'da ya da vereceği yetkiye dayanarak çıkarılacak yasalarda açık düzenlemeler yapılması gerekirdi. Aksi halde böyle bir kararın ilgililerce uygulanmaması Mahkeme kararlarının etkinliğinin ve saygınlığının daha da kaybolmasına yol açacaktır.
Belirtilen bu gerekçelerle Mahkemenin, yürürlüğün durdurulması kararı verebileceği konusundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
*
*
Haşim KILIÇ
Üye
*
*
*
*
EK GEREKÇE
Esas Sayısı: 1994/43
Karar Sayısı: 1994/42-1
*
Yasaların yürürlüğünün durdurulması kararı, Anayasa Mahkemesi'nin verebileceği iptal kararı yürürlüğe girinceye kadar Yasa'nın uygulanması sonucu ileride giderilmesi güç ve olanaksız durumları önlemek amacıyla verilmektedir. Durdurma kararı iki ana koşula bağlıdır.
Bunlar;
a- Dava konusu Yasa'nın uygulanması sonucu ileride "giderilmesi güç ya da olanaksız" durum ve zararların doğması,
*
b- Yasa maddelerinden birinin veya tamamının Anayasa'ya aykırılığının ağırlık taşıması (aykırılık ihtimalinin güçlü olması) ölçüt olarak kabul edilmelidir.
*
Yürürlüğün durdurulması kararını bu iki ölçütün varlığı zorunlu kılmaktadır. Bunlardan birisine dayanarak durdurma kararı vermek mümkün değildir. Durdurma kararına ileride giderilmesi güç ya da olanaksız durumların doğacağını tek başına gerekçe göstermek sonuçları çok ağır olan böyle bir tedbir için yetersiz olur. Sadece bu ölçütü gerekçe göstererek yürürlüğün durdurulması kararını vermek bu yolun çok kolaylıkla kullanılması sonucunu doğurur. Halbuki Anayasa'nın 125. maddesinde idari yargıda yürütmenin durdurulması;
*
- İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması
*
- İşlemin hukuka açıkça aykırı olma şartlarının birlikte gerçekleşmesi kuralına bağlanmıştır.
*
İdari yargı kararlarının etki alanı çok sınırlı olmasına rağmen, Anayasakoyucu yürütmenin durdurulmasını ağır koşullara bağlamışken, Anayasa Mahkemesi'nin etkisi tüm ülkeyi ilgilendiren kararlarında (hem de içtihad yoluyla) tek koşula dayalı "yürürlüğü durdurma" yolunu açması hukuka uygun düşmez. Kararda çoğunlukta kalanlar "yürürlüğün durdurulması" kararı verilmesi gerektiği sonucuna varırken dava konusu Yasa'nın Anayasa'ya aykırılık ihtimalini güçlü görmesine rağmen bu koşulun karar gerekçesine yansımaması bir eksikliktir. Karar, bu gerekçeyle tek koşula dayalı verilmiş bir yürürlüğün durdurulması kararı niteliğindedir.
*
Yürürlüğün durdurulması kararını verirken yukarıda belirttiğim iki koşulun da dava konusu Yasa'da gerçekleştiğini gördüğümden kendi görüşümün dayanağı olarak belirtmekteyim.
*
Haşim KILIÇ
Üye
*
*
*
DİPNOTLAR
1 Anayasa denetiminin konusu; Kanun, Kanun Hükmünde Kararname, TBMM içtüzüğü ve TBMM kararlarıdır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bk. ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: Anayasa Yargısı, Yetkin yayınları, Ankara, 1997, syf. 118-144
2 TEZİÇ,Erdoğan: Anayasa Hukuku, Ekim, 2001, Beta Yayınları, syf. 207
3 iptal kararlarının özelliklerinin , yürürlüğün durdurulması meselesine etkisi ilerde ayrıntılı bir şekilde anlatılacağı için burada sadece belirtilmekle yetinilmiştir.
4 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: Anayasa Yargısı, syf.179
5 ÖMEROĞLU,Ömer: Türk Anayasa Yargısında Yürütmenin Durdurulması, yayımlanmamış master tezi, Ankara, 1992, syf.31
6 ÖMEROĞLU,Ömer: a.g.t., syf.29 vd.
7 BİLGEN,Pertev: Kanunların Uygulanmasının Anayasa Mahkemesi tarafından Durdurulması(Anayasa Mahkemesinin 33 üncü Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen sempozyumda sunulan bildiriler), Ankara, 1995, syf.171
8 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996, syf.343 ; ODYAKMAZ,Zehra: Yürürlüğü Durdurma (Anayasa Mahkemesinin 33 üncü Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen sempozyumda sunulan bildiriler), Ankara, 1995, syf.143 ; GÜRAN,Sait: Anayasa Mahkemesinin işlevi ve bu bağlamda yürürlüğün durdurulması (Anayasa Mahkemesinin 33 üncü Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen sempozyumda sunulan bildiriler), Ankara, 1995, syf.193
9 Aynı yöndeki görüşler için bk. ODYAKMAZ,Zehra : a.g.m., syf.145 ; KILINÇ,Bahadır: Anayasa ve İdare Hukukunda yürütmenin durdurulması, Adil yayınevi, Ankara, 1998, syf.121; ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, syf.362.
10 ÖMEROĞLU,Ömer: a.g.t. syf.80; KILINÇ,Bahadır:a.g.e. syf.122; ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: Anayasa Yargısı, syf.179; TEZİÇ,Erdoğan: a.g.e. syf.213
11 ODYAKMAZ,Zehra: a.g.m. syf.152; KILINÇ,Bahadır:a.g.e. syf.122; TEZİÇ,Erdoğan: a.g.e. syf.213
12 10.11.1983 gün ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun için bk. RG.tarihi: 13 Kasım 1983- RG. Sayısı:18220
13 ÖMEROĞLU,Ömer: a.g.t. syf.82
14 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki boşlukların Anayasa Mahkemesi tarafından doldurulması konusu hakkında ayrıntılı bilgi için bk KANETİ,Selim: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki boşlukların Anayasa Mahkemesi Tarafından Doldurulması (Anayasa Mahkemesinin 32nci Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen sempozyumda sunulan bildiriler), Ankara, 1995, syf.77
15 KANETİ,Selim: a.g.m. syf.77,78
16 KANETİ,Selim: a.g.m. syf.78
17 KANETİ,Selim: a.g.m. syf.78
18 KILINÇ,Bahadır: a.g.e. syf.122; BİLGEN,Pertev: a.g.m. syf.178
19 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz:a.g.e.syf.345 (Çalışmamızda bu ve bundan sonraki Yılmaz ALİEFENDİOĞLU’na yaptığımız atıflar “Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi”, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996 eseridir)
20 bk. syf. 11 ve 13
21 KILINÇ,Bahadır: a.g.e. syf.118
22 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: a.g.e. syf. 345
23 ODYAKMAZ,Zehra: a.g.m. syf.145
24 AYM.’nin 6.4.1972 gün ve E.1972/13,K.1972/18 sayılı kararı için bk. AMKD. Sayı:10,1972, syf. 237-317
25 AYM.’nin 24.5.1977 gün ve E.1977/60,K.1977/81 sayılı kararı; KILINÇ,Bahadır: a.g.e., syf.118
26 AYM.’nin 1.8.1985 gün ve E.1985/659,K.1985/4 sayılı kararı; KILINÇ,Bahadır:a.g.e. syf.118
27 Karşı oy gerekçeleri için bk. AMKD.,sayı:10, 1972, syf.281 vd.; KILINÇ,Bahadır: a.g.e., syf.119
28 AYM.’nin 21 Ekim 1993 gün ve E.1993/33, K.1993/40-2 sayılı kararı; bu karar için bk. EK I.,syf.22
29 KILINÇ,Bahadır:a.g.e., syf.120
30 Anayasa Mahkemesinin tavır değişikliği konusunda bk.ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m., syf.147 vd.
31 T.C.Anayasasının 153 üncü maddesi Anayasa Mahkemesinin kararlarını düzenlemektedir.
32 ODYAKMAZ,Zehra: a.g.m., syf.148
33 KILINÇ,Bahadır:a.g.e.,syf.125; ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz:a.g.e.,syf.368; GÖREN,Zafer: Türk ve Alman Anayasa Hukukunda Anayasa Yargısının sınırları ve yürürlüğü durdurma kararları (Anayasa Mahkemesinin 33 üncü Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlenen Sempozyumda Sunulan Bildiriler),Ankara, 1995, syf.234; ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m., syf.159; ÖMEROĞLU,Ömer:a.g.t.,syf.57; BİLGEN,Pertev: a.g.m., syf.177
34 KUZU,Burhan:1982 Anayasasının Temel Nitelikleri ve Getirdiği Yenilikler, İstanbul, 1990, syf.207-211; ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m., syf.152; BİLGEN,Pertev:a.g.m.,syf.177
35 ÖZBUDUN,Ergun: Türk Anayasa Hukuku, Ankara, 2000, syf 422
36 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz:a.g.e.,syf.347; TEZİÇ,Erdoğan: a.g.e.,syf.214-215; GÖREN,Zafer: a.g.m.,syf.240; ÖMEROĞLU,Ömer: a.g.t.,syf.81
37 bu konuda ayrıntılı bilgi için bk.ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m.,syf.153 vd.
38 ODYAKMAZ,Zehra: a.g.m.,syf.153
39 ODYAKMAZ,Zehra: a.g.m., syf.154
40 ODYAKMAZ,Zehra: a.g.m., syf.155
41 ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m.,syf.155
42 Ayrıntılı bilgi için bk.ÖMEROĞLU,Ömer:a.g.t., syf.34; ÖZBUDUN,Ergun:a.g.e., syf.411
43 Ayrıntılı bilgi için bk.ÖMEROĞLU,Ömer:a.g.t., syf.48
44 ÖZBUDUN,Ergun: a.g.e., syf.420
45 BİLGEN,Pertev:a.g.m., syf.178
46 ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m., syf.158
47 ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m., syf.158
48 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz:a.g.e., syf.347
49 GÖREN,Zafer: a.g.m., syf.234-235
50 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: a.g.e., syf.347
51 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: a.g.e., syf.348; TEZİÇ,Erdoğan: a.g.e., syf.214-215
52 ÖZBUDUN,Ergun: a.g.e., syf.422
53 ÖMEROĞLU,Ömer: a.g.t., syf.54
54 BİLGEN,Pertev: a.g.m., syf.175-176
55 AYM.’nin E.1972/13, K.1972/18, tarih: 6 Nisan 1972 için bk. RG.Tarihi: 24 Temmuz 1972, Sayı:14152, Mükerrer
56 BİLGEN,Pertev: a.g.m., syf. 174-175
57 KIRATLI,Metin: Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi, Ankara, 1966, syf.178
58 ÖMEROĞLU,Ömer: a.g.t., syf. 56 daki 77 nolu dipnot
59 AYM.’nin 11.4.1994 gün ve E.1994/43, K.1994/42-1 sayılı kararı; bu karar için bk. EK II, syf. 24
60 AYM.’nin 15.6.1994 gün ve E.1994/49, K.1994/45-1 sayılı kararı; KILINÇ,Bahadır: a.g.e., syf.132
61 BİLGEN,Pertev: a.g.m., syf.185; Karşılaştırma yapmak için bk. KILINÇ,Bahadır: a.g.e., syf 131-132

62 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: a.g.e., syf.364
63 KILINÇ,Bahadır: a.g.e., syf.134
64ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: a.g.e., syf.364

65 ALİEFENDİOĞLU,Yılmaz: a.g.e., syf.365
66 bk. syf.8 dipnot:33
67 ODYAKMAZ,Zehra:a.g.m., syf.160; ÖMEROĞLU,Ömer:a.g.t., syf.83
68 ÖZDE,Yekta Güngör-YAĞCI,İsmet: T.C. Anayasası (Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla birlikte), Ankara, 1987, syf.151
69 ÖMEROĞLU,Ömer:a.g.t., syf.82
70 ODYAKMAZ,Zehra: a.g.m., syf.160
71 http://www.anayasa.gov.tr/KARARLAR/IPTALITIRAZ/YD/YDK93401.htm
72 http://www.anayasa.gov.tr/KARARLAR/IPTALITIRAZ/YD/YDK94421.htm
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Anayasa Yargısında Yürürlüğün Durdurulması" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ahmet Kılınç'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
19-04-2004 - 01:05
(7250 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 23 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 13 okuyucu (57%) makaleyi yararlı bulurken, 10 okuyucu (43%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
22279
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 2 gün 1 saat 45 dakika 35 saniye önce.
* Ortalama Günde 3,07 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 92807, Kelime Sayısı : 11014, Boyut : 90,63 Kb.
* 120 kez yazdırıldı.
* 1 kez arkadaşa gönderildi.
* 63 kez indirildi.
* 4 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 98
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,08415604 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.