Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale İşçi-İşveren İlişkisi İle İlgili Değişik Seçme Yargıtay Kararları

Yazan : S.Cenani Yalkın [Yazarla İletişim]
İşçi-İşveren İlişkileri Uzmanı

YARGITAY KARARLARINDAN ÖRNEKLER

09. HD.

E: 2000/19790 - K: 2001/03151
22.02.2001
Bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu kanundan veya hizmet akdinden doğan yüklemlerinden asıl işveren de birlikte sorumludur.
E: 2004/01373 - K: 2004/12579
26.05.2004
Dava, yıllık ücretli izin alacağının tahsili talebine ilişkindir. İşçinin Çalışmakta olduğu işyerinde zorlayıcı nedenler yüzünden işin aralıksız bir Haftadan çok tatil edilmesi sonucu çalışılmadan geçirilen sürenin on beş günü (işçinin yeniden işe başlaması şartıyla) çalışılmış gibi sayılır. Somut olayda Da işçi ücretli yıllık izne çıkarılmıştır. İzne çıkış nedeni ve süresi Araştırılarak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
E: 2004/10658 - K: 2004/27191
09.12.2004
Asıl işveren - alt işveren ilişkisinin söz konusu olması halinde alt işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili bu kanundan veya hizmet aktinden doğan yüklemlerinden asıl işveren de birlikte sorumludur.
E: 2004/11757 - K: 2004/28052
16.12.2004
Davacının ibraz ettiği belgelerden davacının sigortalı gösterildiği iki şirketin de Aralık 2002 tarihinde kurulduğu, amaç ve konularının aynı olduğu, taşeron sözleşmelerinin de yine benzer olduğu anlaşılmaktadır. Bu deliller 4857 sayılı İş Kanunun 2. maddesinin 6 ve 7. fıkraları hükümlerine göre herhangi bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmadan davanın, davacının davalı işçisi olmadığı gerekçesi, eksik araştırma ve soruşturma ile husumetten reddedilmesi hatalıdır.
E: 2006/03815 - K: 2006/25312
28.09.2006
Davacı tarafından imzalanan 08.03.2003 tarihli ibranamede sadece kıdem tazminatının miktarı gösterilmiş; hafta tatili, yıllık izin gibi haklar ise miktar gösterilmeksizin tek tek sayılmıştır. Buna göre, kıdem tazminatı yönünden anılan ibranamenin makbuz niteliğinde kabulü yerinde ise de, yıllık izin ve hafta tatili alacakları yönünden makbuz olarak kabulü hatalıdır. Söz konusu isteklerin mevcut ibraname ile reddi gerekir.
Son kez düzenlenen makbuz niteliğindeki belgede, daha önce verildiği anlaşılan kıdem tazminatı ödeme belgesindeki miktarı da içerdiğine dair bir kayıt mevcut değildir. Bu sebeple varsayımla sonuca gidilemez. Mahkemece davacıya bu konuda yemin deliline dayanıp dayanmadığı hatırlatılmalı veya re'sen yemin teklifi yoluna gidilip gidilmeyeceği düşünülmeli, sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.

E: 2006/04452 - K: 2006/25787
04.10.2006
Davacının çalıştığı süre içerisinde her gün fazla mesai yapması hayatın olağan akışına aykırıdır. İzin, rapor vs. mazeretler sebebi ile bazı günlerde fazla mesai yapmadığı kabul edilerek takdiri bir indirim yapılması düşünülmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/04647 - K: 2006/30096
14.11.2006
Davacı tanıkları işten çıkartıldığını beyan eder iken davalı tanıkları davacıya ayda 2 günlük aletlerin temizliğinde çalışmasının istenildiği, davacının bunu kabul etmediği ve yerine yeni işçi alındığı, bunun üzerine istifa ettiğini belirtmişlerdir. Gerçektende dosya içerisindeki istifa dilekçesine bir itirazda edilmemiştir. Dinlenen tanıklar ve dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde davacının iş şartlarında ağırlaştırma nedeniyle haklı nedene dayanarak istifa dilekçesi verdiği sonucuna varılması gerekir. Bu durumda davacı kıdem tazminatına hak kazanır ise de ihbar tazminatı isteyemez.
E: 2006/05812 - K: 2006/35300
28.12.2006
Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre Belpaş gibi belediyelerce sermayelerinin yarısından fazlasına katılmak suretiyle kurulan şirketler, özel hukuk hükümlerine göre oluşturulan ve dolayısıyla 1475 Sayılı Kanunun 14/7 maddesinde öngörülen kamu kuruluşu olarak nitelendirilmesi olanağı bulunmayan özel hukuk tüzel kişileridir. Bu durum karşısında davacının borçlandığı askerlik hizmetinin kıdem tazminatında hesaba esas süreye dahi edilmesi mümkün olmadığı gibi TİS’den de yaralandırılması olanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/06028 - K: 2007/05398
27.02.2007
Yıllık izin ücreti iş sözleşmesi devam ederken istenilemeyeceğinden eda davasına konu olamaz. Davalı sendikanın üyesi işverenler Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve ISU Genel Müdürlüğü ile çevre belediyeler arasında imzalanmış olan devir protokolleri incelendiğinde çevre belediyelerde belli işlerde çalışan işçiler tüm hak ve borçlan ile hizmet binaları araç ve demirbaşları ile birlikte belediye hizmetleri olan sağlık, itfaiye, ulaşım, mezarlık, su ve kanalizasyon işlerinin de devredildiği görülmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki 01.01.2006 - 31.12.2007 yürürlük süreli Toplu İş Sözleşmesi'nin 27 ve 33/A maddelerinin 4857 sayılı İş Kanununun 6/2. fıkrası ve devir protokollerindeki özel hükümlerle birlikte yorumlanmalıdır. Anılan hükümler, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İSU Genel Müdürlüğüne çevre ilçe ve belde belediyelerinden devir protokolleri ile gelen işçilerin kıdemlerinin hesabında geldikleri Belediyelerdeki işe giriş tarihlerinin esas alınması gerektiği şeklinde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.
E: 2006/07284 - K: 2006/28967
02.11.2006
Bilirkişi tarafından davacının her hafta tatili çalıştığı kabul edilerek takdiri indirim mahkemeye ait olmak üzere hesap yapılmasına ve davacının bu bilirkişi raporuna itirazı olmamasına rağmen anılan alacaktan hasta, raporlu ve izinli olunan süreler nazara alınarak makul bir indirim yapılmaması isabetsizdir
Davacıya hizmet akdinin feshinden sonra kıdem, ihbar tazminatı olarak gönderilen paranın öncelikle anılan tazminatlar yerine ücret alacağından mahsup edilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

E: 2006/08366 - K: 2006/31404
29.11.2006
Bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi davacının iki dönem işyerinde çalıştığı, birinci dönem çalışması karşılığı davacıya işten ayrılma belgesinde belirtilen alacakların ödendiği, keza dosyadaki bordroların da ihbar tazminatı dahil bu ödemelerin yapıldığı görülmektedir.
Bu olgular karşısında davacının birinci dönem çalışma süresinin sona erdiği tüm alacakları ödenerek tasfiye edildiği anlaşılmaktadır. Bu süreye ait dava konusu alacakların reddi gerekirken ikinci dönem hizmet süresine dahil edilip sonuca gidilmesi hatalıdır. Böyle olunca davacının ikinci hizmet dönemi çalışmasına ait alacakların tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

E: 2006/09739 - K: 2006/30251
16.11.2006
Mahkemece davacı işçinin belirli süreli iş sözleşmesi kapsamında çalıştığından bahisle ihbar tazminatı isteğinin reddine karar verilmiştir. Davacının işyerinde devamlılık arz eden bir işte çalışması ve belirli süreli iş sözleşmesinin yapılmasını gerektiren objektif nedenlerin bulunmaması sebebiyle taraflar arasındaki sözleşmelerin belirli süreli olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Böyle olunca davacının ihbar tazminatı isteği yönünden bilirkişi hesap raporu bir değerlendirmeye tabi tutularak bir karar verilmelidir. Yazılı şekilde isteğin reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/09741 - K: 2006/30253
16.11.2006
Dairemizin istikrar kazanmış içtihatlarına göre, imzalı bu bordro davacıyı bağlar. Bu nedenle imzalı bu bordrodaki ücret üzerinden hesaplama yapılmak üzere bilirkişiden ek rapor alınmalı ve oluşacak sonuç doğrultusunda bakiye süre alacağı belirlenmelidir. Yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/09804 - K: 2006/30158
15.11.2006
Davacı, işyerinden ayrıldıktan sonra SSK'ya yaşlılık aylığı bağlanması için başvurmuş, ancak daha önce tasfiye edilen Emekli Sandığına bağlı çalışmaları ile ilgili sürelerin ihyasından sonra yaşlılık aylığına hak kazanacağının anlaşılması üzerine ilgili süreyi ihya etmiş, bunu takiben 12.05.2004 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu'na yaşlılık aylığı bağlanması için başvurmuş ve kendisine 01.06.2004 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Açıklandığı gibi, davacı işyerinden ayrıldığı 31.07.2003 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanma koşullarına sahip değildir. Böyle olunca yaşlılık aylığı bağlanması için davacının hizmet akdini feshettiğinin kabulü dosya içeriğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemektedir.
E: 2006/09861 - K: 2006/30167
15.11.2006
Davacının davalı işyerinde çalışması iki dönemi kapsamaktadır. İlk çalışma dönemi sonunda davacıya düzenlenen bordrolarla ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiş ve bu süreye ait çalışma tasfiye edilmiştir. İlk dönem çalışmasının daha sonraki çalışma süresiyle birleştirilerek son ücret üzerinden hesaplama yapılarak ihbar ve kıdem tazminatlarına karar verilmesi hatalıdır. Davacının ikinci dönem çalışmasının 23.07.2002 tarihinde devamsızlık nedeniyle haklı olarak işveren tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. İkinci dönem çalışmasıyla ilgili ihbar ve kıdem tazminatı talep edilmesi mümkün olmadığından ve esasen ikinci dönem çalışması kıdem tazminatına hak kazanacak sürede olmadığından, ihbar ve kıdem tazminatlarının reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/09890 - K: 2006/30806
22.11.2006
Davacı TİS sona ermeden 30.01.1996 tarihinde TİS'e taraf işçi sendikasından istifa etmiş ve istifa gerçekleşmiştir. Başka bir anlatımla TİS'in sona erdiği 30.06.1996 tarihinde davacı taraf işçi sendikasının üyesi olmadığı gibi, TİS'den de yararlanmamaktadır. Bu nedenle TİS'in davacı yönünden hizmet akdi olarak devam ettiğinin kabul edilmesi mümkün değildir.
E: 2006/09953 - K: 2006/30186
15.11.2006
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının haftalık 45 saati aşar şeklinde ara dinlenme yapmaksızın çalıştığı kabul edilmiştir. Bir işçinin uzun mesai saatleri süresi içinde yemek ve diğer ihtiyaçları için ara dinlenme yapmadan çalışması hayatın olağan akışına uygun değildir. Bu nedenle günlük çalışma saatlerinden ara dinlenme süresi için bir indirim yapılmalı ve bulunan günlük çalışma süresine haftalık çalışma süresi belirlenmeli, 45 saati aşan kısım fazla mesai olarak kabul edilmelidir.
E: 2006/09984 - K: 2006/30565
20.11.2006
Dosya içerisinde davacının imzasına havi ücret bordroları mevcuttur. Ancak davacı bordrolardaki imzanın kendine ait olmadığını iddia etmiştir. Mahkemece imzaların davacıya ait olup olmadığı hakkında inceleme yapılmalı, imzaların davacının eli mahsulü olduğu tespit edildiği takdirde fazla çalışma ücreti tahakkuku olan ayların dışlanarak yapılacak hesaba göre hüküm kurulmalıdır.
E: 2006/10122 - K: 2006/30910
23.11.2006
Davacının hizmet akdini fesih tarihi ise 20.06.2002’dir. Bu durumda mahkumiyet kararının kesinleşmesi beklenerek, kesinleşmesi durumunda ise 1475 sayılı İş Yasanın 17/II-d maddesi gereğince işverence haklı feshin daha önce oluştuğu hususları tartışılmadan, akdi davacının haklı nedenle feshettiği kabul edilerek kıdem tazminatı alacağının kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
İzin ücretinin ise tazminata esas ücrete dahil edilemeyeceği açık olmasına rağmen; hükme esas alınan 09.02.2004 günlü bilirkişi raporunda ücretin net 870 YTL olarak belirlenmesi hatalıdır. Ücret hizmet akdinin 6/i maddesine göre altı aylık endeksler İstanbul Ticaret Odasından celp edilerek enflasyon oranı belirlendikten sonra, dosyadaki imzalı ücret bordrolarına eklenerek tespit edilmelidir. Ücret bu şekilde tespit edildikten sonra ücret zam farkı alacağı ile hükmedilen yıllık ücretli izin alacağı da bu tespite göre belirlenmelidir.

E: 2006/10128 - K: 2006/30915
23.11.2006
Davacının tüm hizmet süresinde her gün 11 saat çalıştığı her hafta tatili ve dini bayramların ilk iki günü hariç tüm genel tatillerde çalıştığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Hastalık, izin gibi nedenlerle çalışılamayacak günler olduğu düşünülerek fazla mesai, hafta ve genel tatil alacaklarından makul bir indirim yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Davacı 28.03.2003 günlü iş müfettişi raporu tanzimi sırasında tanık olarak verdiği ifadesinde haftalık izinlerini topluca kullandığını ifade etmiştir. Davacının bu yazılı ve imzalı beyanının da değerlendirilmemesi isabetsizdir.

E: 2006/10131 - K: 2006/30918
23.11.2006
Davacı usulüne uygun olarak ilk kısmi davadaki isteklerinden sadece fazla mesai talebi yönünden harcını yatırarak davasını ıslah ettiği halde yıllık ücretli izin ve genel tatil alacaklarında talep aşılarak hüküm kurulması HUMK’un 74. maddesine aykırıdır.
07.10.2005 günlü ikinci bilirkişi raporunda yıllık izin alacağı yönünden ilk raporda izin sürelerinde hata yapıldığı mükerrer değerlendirmeye neden olunduğu ve davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunmadığı belirtilmiştir. Öte yandan aynı raporda fazla mesai süresinin haftalık dört saat olduğu da belirlenmiştir.

Mahkeme kararında anılan rapordan hiç söz edilmemiştir. Söz konusu bu rapor tartışılmadan ve, itibar etmeme gerekçeleri açıklanmadan 24.06.2005 günlü ilk bilirkişi raporunun hükme esas alınması hatalıdır.

E: 2006/10146 - K: 2006/30926
23.11.2006
Davalı işverenin 26.01.2006 günlü tanık listesinde bildirdiği davalı tanığı yemekhane görevlisi Suzan Akgün; genel müdürlük yapan bir bayanın izin verdiğinin söylenmesi nedeniyle yemekhaneden artan yemek ve ekmeklerin uzunca bir süredir davacı ve bir çalışan tarafından götürüldüğünü, alınıp götürülmediği takdirde yemeklerin dökülmesi gerektiğini ifadesinde açıkça beyan etmiştir. Bu durum karşısında davacının eylemi 4857 sayılı iş yasasının 25/II-e maddesine girmediğine göre davalı işverenin güvenini kötüye kullanmak ya da hırsızlık söz konusu değildir. Davacının kıdem ihbar tazminatı isteklerinin hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.
E: 2006/10498 - K: 2006/31009
27.11.2006
Dosya içerisinde 16.09.2004 tarihli davacı vekili tarafından emeklilik tarihinden sonra düzenlenmiş bir ibraname mevcuttur. Söz konusu ibraname ile davacı dava konusu yaptığı isteklerden ikramiye ve kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarını işverenden aldığını belirterek işvereni ibra etmiştir. Ancak dava konusu yapılan ilave tediye, ücret farkı, bayram, giyim, taşıt yardımı ve kıdem tazminatı farkı alacakları ise söz konusu ibraname kapsamında değildir. Bu istekler yönünden yargılama yapılarak toplanacak delillere göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın tamamen reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/11288 - K: 2006/30469
20.11.2006
Dosya içerisinde mübrez ibraname başlığı altında düzenlenen ve davacının imzasının ihtiva eden belge de davacının fazla mesai, hafta tatili, bayram ve genel tatil ile izin ücretlerini aldığı başkaca da alacağının bulunmadığı belirtilmiştir. Davacı bu ibranameye imza inkarında bulunmamış ayrıca bir itirazda olmamıştır. Bu durumda mahkemece bu ibranameye itibar ederek dava konusu alacakların reddine karar vermesi gerekirken yazılı şekilde hüküm altına alınması hatalıdır.
E: 2006/11414 - K: 2006/30820
22.11.2006
Kazanın ve zararın davacının savsaması yüzünden meydana geldiği şeklinde değerlendirilen bu eylem 4857 sayılı Yasanın 25 II-I maddesine uygun düştüğünden mahkemenin gerekçesi yasaya uygun düşmemektedir. Ancak, doğan zarar miktarını kesin olarak belirlenmiş değildir. Zira trafik polis tutanağında ki zarar miktarı ile oto servisinin düzenlediği zarar miktarı farklıdır. Mahkemece davacının eyleminden doğan zarar miktarını ve davacının otuz günlük ücretinin geçip geçmediği belirlenerek sonuca gidilmelidir
Davacının çalıştığı süre içerisinde her gün fazla mesai yapması hayatın olağan akışına aykırıdır. İzin, rapor vs mazeretler sebebi ile bazı günlerde fazla mesai yapmadığı kabul edilerek takdiri bir indirim yapılmalıdır

Kıdem tazminatı alacağına fesih tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanmasına karar verilmesi gerekirken, ticari mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizinin yürütülmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

E: 2006/11425 - K: 2006/31385
29.11.2006
Davacı kıdem tazminat farkı ile boşta geçen süre ücretinin tahsilini talep etmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda emsal olarak başka bir işçinin ücreti üzerinden dava konusu alacaklar hesap edilmiştir. Mahkemece davacının gerçek ücretinin tespit edilip buna göre dava konusu alacakların hesap edilip hüküm altına alınması gerekir. Emsal kabul edilen işçi ücretinin içinde fazla mesai ücreti de bulunmaktadır. Bu yönden de yapılan hesap ve mahkemece verilen karar hatalıdır.
E: 2006/11431 - K: 2006/30576
20.11.2006
Davalı apartman yöneticisinin iş müfettişi tarafından düzenlenen tutanakta davacının ödemeyi kabul etmemesi üzerine paranın apartman yöneticiliğinin hesabına yatırıldığı anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu 91. madde gereğince davalının temerrüdünün oluşmaması için mahkemece tevdi mahalli tayini yapılması ve borcun o hesaba tevdi edilmesi gerekmektedir. Dosyada bu yasal işlemlerin yerine getirildiğine dair kanıt olmadığından davalının temerrüdünden söz edilemez. Bu nedenle mahkemece hüküm altına alınan tazminat ve alacaklar hakkında faize hükmedilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/11483 - K: 2006/30849
22.11.2006
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının 9 ve 10.11.2004 tarihlerindeki işe iade için başvurularının, işe iade kararının kesinleşmesinden önce yapıldığı anlaşılmaktadır. İşe iade kararının kesinleşmesinden önce yapılan bu başvurular geçerli değildir. Öte yandan davalı tarafça kararın temyiz edilmesi üzerine süre aşımı nedeni ile temyiz talebinin reddine ilişkin Yargıtay kararı davacı tarafa 22.03.2005 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacının işverene başvurusu ise 10 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra 23.05.2005 tarihinde yapılmıştır. Bu durumda davacı işçi tarafından, kesinleşen işe iade kararının tebliğinden itibaren on gün içinde işverene başvurma şartı gerçekleşmemiş olduğundan boşta geçen süre ve işe başlatılmama tazminatı hakkı doğmamıştır.
E: 2006/11555 - K: 2006/31004
23.11.2006
Yıllık izin ücreti akdin sona ermesinde son ücrete göre hesaplanan bir alacak olup, izne çıkıldığında ödenen yıllık izin ücretinden farklı bulunmaktadır. Ücretlerin gününde ödenmemesi nedeniyle en yüksek mevduat faizi yürütülmesini öngören 4857 Sayılı Kanunun 34. maddesinin uygulanması bu uyuşmazlık yönünden mümkün bulunmamaktadır. Mahkemece akdin sona ermesinde ödenmesi gereken yıllık izin ücreti alacağına yasal faiz yürütülmesi gerekirken en yüksek mevduat faizine karar verilmesi hatalıdır.
E: 2006/11710 - K: 2006/31530
30.11.2006
Davacı işçinin çalıştığı tüm hizmet süresince fazla mesai yaptığı kabul olunarak fazla çalışma alacağına hükmedilmiştir. Bir insanın her gün fazla mesai yaptığının kabulü hayatın olağan akışına uygun düşmez. Gerçekten hastalık, mazeret, izin ve benzeri nedenlerle fazla çalışmanın yapılmadığı günlerin olması kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenlerle mahkemece, fazla çalışma alacağından makul bir takdiri indirim yapılarak anılan alacak hüküm altına alınmalıdır.
Davacı, fazla çalışma ve genel tatil alacaklarını birlikte talep etmiştir. Fazla çalışma ve genel tatil alacakları mahiyetleri itibarıyla farklı alacaklar olup yasada ayrı ayrı düzenlenmiştir. Davacıya bu kalemlerden talep ettiği miktarın ne kadarının fazla mesai ne kadarının bayram ve genel tatil alacağı olduğu hususu açıklattırılmalı ve anılan alacaklar buna göre ayrı ayrı hüküm altına alınmalıdır. Bu alacaklara tek kalem halinde birlikte karar verilmesi doğru değildir.

E: 2006/11724 - K: 2006/31396
29.11.2006
Dosyadaki ücret bordrolarında davacının imzası bulunmakla beraber fazla mesai sütunlarının boş olduğu fazla mesai tahakkuku yapılmadığı görülmektedir. Dinlenen davacı tanıkları, davacının fazla mesai yaptığını doğrulamışlar ve bu tanık beyanlarına göre fazla mesai ücreti hesaplanmıştır. Bu durumda davacının fazla mesai yaptığı kabul edilerek bilirkişi raporu bir değerlendirmeye tabi tutulup sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/11771 - K: 2006/31019
27.11.2006
Öncelikle belirtmek gerekir ki davacının hizmet süresinin sona erdiği 14.07.2003 tarihinde ki ücretinin tereddüte yer vermeyecek şekilde tespiti gerekir. Bu hususta taraflarca gösterilen deliller ve belgeler arasında çelişki olduğuna göre davacının hizmet süresi, yaptığı iş ve görev belirtilmek suretiyle ilgili meslek kuruluşundan son ücretinin belirlenmesi, kıdem tazminatına esas giydirilmiş ücretin tespiti ve bu ücrete göre kıdem tazminatının tüm hizmet süresine göre hesaplanarak tespiti gerekir.
E: 2006/12162 - K: 2006/31032
27.11.2006
1475 Sayılı İş Kanunu'nun 14/11. maddesine göre kıdem tazminatı gecikme süresi için mevduata uygulanan en yüksek faizin yürütülmesi gerekir. Fesih tarihinde fiilen uygulanan en yüksek mevduat faizi bankalardan sorularak kıdem tazminatı gecikme süresi için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı dikkate alınarak anılan alacak hesaplanarak sonuca gidilmelidir.
E: 2006/12177 - K: 2006/31360
29.11.2006
Davacı tarafından işverene gönderilen ve akdin fesih bildirimini de içeren 31.08.2004 tarihli ihtarname ile davalı taraf temerrüde düşürüldüğünden, fazla mesai ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarına temerrüd tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekmektedir. Mahkemece bu durum dikkate alınmaksızın söz konusu alacaklara dava ve ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/12190 - K: 2006/31035
27.11.2006
İşçi iş güvencesi kapsamında kalıyor ise feshin geçersizliği ve işe iade olanağından yararlandığından kötü niyet tazminatı isteminde bulunamayacaktır. Davacı 4857 sayılı iş Kanunu'nun 18, 19, 20 ve 21. maddelerinin uygulama alanı içinde kalmaktadır. Ancak davalı işverenin kaç işçi çalıştırdığı dosya kapsamından anlaşılmamaktadır. Mahkemece bu husus SSK işe giriş bildirgeleri ve işyeri kayıtları ile tespit edilmelidir. Şayet işverende iş güvencesi kapsamında kalıyor ise kötü niyet tazminat istemi reddedilmeli aksi halde şimdiki gibi karar verilmelidir.
Hükme esas alman bilirkişi raporunda, ulusal bayram genel tatil ücreti ile hafta tatili ücretleri davacının fesih tarihindeki ücreti esas alınarak hesaplanmıştır. Dava konusu bu alacakların ait olduğu devrelere göre ücretleri göz önünde tutularak hesaplanması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Hayatın olağan gelişimine göre bir insanın beş yıl gibi uzun bir süre haftada 33 saat fazla mesai yapması mümkün olmadığı gibi tanık beyanlarına göre de haftanın 7 günü 07:30 – 18:00 arası çalışması göz önüne alındığında ara dinlenmesi ile birlikte haftalık fazla mesaisinin 33 saat olması da mümkün değildir. Mahkemece fazla mesai süresinin hesaplanması yönünden bilirkişiden ek rapor alınmalı, netice de izinli, mazeretli, raporlu olduğu günler düşünülerek uygun bir takdiri indirim yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

E: 2006/12302 - K: 2006/31194
27.11.2006
Uyuşmazlık feshin haklı olup olmadığı konusunda toplanmaktadır. 23.03.2006 tarihli oturumda davalı tarafından davacı Asile yemin teklif edilmiştir. Yemin konusu ücretli izin verilip verilmediği noktasındadır. Davacı yeminde bulunmuştur. Söz konusu yemine rağmen davalı vekili ücretli izinin kısmen kullanıldığını ileri sürdüğüne göre, söz konusu savunma yeminle çelişmektedir. Ayrıca davalı tarafından ücretli izin kullandığına dair bir belgede sunulmamıştır. Mahkemece feshin haksızlığı kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatına hükmetmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/12845 - K: 2006/32131
07.12.2006
Deniz İş yasasının 14. maddesinde bildirimsiz fesih halleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bu sebepler içerisinde geminin satılması durumu yer almamaktadır. Ancak geminin Türk Bayrağından çıkacak şekilde yabancı ülke vatandaşına ya da şirketine satılması durumunda bildirimsiz fesih söz konusu olabilir. Bunun dışındaki gemi satışlarında ihbar tazminatı ödenmeyeceğine ilişkin kanunda bir hüküm mevcut değildir.
E: 2006/12851 - K: 2006/32166
07.12.2006
TİS’in 89. maddesinin ikinci fıkrasında 01.03.1989 tarihinden sonra işe giren işçiler için birinci fıkrada öngörülen arttırılmış önel sürelerinin uygulanmayacağı açıkça belirlenmiştir. TİS; hizmet akdinin yapılması, içeriğini ve sona ermesi hususlarını düzenleyen normatif hükümler içeren bir sözleşme olup, getirdiği hükümlerin önce sözel, daha sonra amaçsal yorumunu gerektirmektedir. Kıdemli işçiler için öngörülen arttırılmış önel sürelerinin 01.03.1989 tarihinden sonra işe girenler için yasal ihbar öneli verilme uygulaması eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturmaz.
E: 2006/13276 - K: 2006/32037
06.12.2006
Davacı tarafından işyerinde yılda iki maaş ikramiye verildiği iddia edilerek ikramiye alacağı isteminde bulunulmuştur. Davacı tanıkları işyerinde ikramiye ödemesinin bulunduğunu doğrulamış, işe girerken kendilerine bunun sözlü olarak taahhüt edildiğini, ancak ödeme yapılmadığını ifade etmişlerdir. Davalı tarafından dosyaya sunulan işyeri şahsi dosyasında da davacıya ikramiye adı altında bazı ödemeler yapıldığı, işverenden sadır olduğu anlaşılan avans listeleri ile açıktır. Bu durumda dosyada mevcut işveren tarafından ibraz edilen belgelerdeki ikramiye ile ilgili kayıtlar değerlendirilerek davacının ikramiye alacak isteği hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde reddi ve ikramiyenin kıdem tazminatına esas ücretin belirlenmesinde nazara alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/13502 - K: 2006/32115
06.12.2006
Davacının davalı gerçek şahıslar aleyhine dava açtığı davalılardan A.A.'nın işyeri açma ruhsatı aldığı, Ticaret sicilinde ise A… M… Ltd. Şti. olarak kayıtlı olan işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda gösterildiği üzere davacının işverene davayı tevcihte yanılmasına yol açacak kayıtlar ve fiili durum göz önüne alındığında, davanın doğru hasımı olan Limited Şirketine yöneltilerek dava dilekçesinin tebliği ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, husumet nedeniyle reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

E: 2006/13621 - K: 2006/32097
06.12.2006
Davacının oldukça uzun bir süre raporlu olduğu anlaşılmaktadır. Dairemizin istikrar kazanan görüşüne göre raporlu geçen dönemde ihbar önel süresine 6 hafta eklenmesi suretiyle bulunacak süre kıdem süresi hesabında nazara alınmalı, buna göre davacının kıdem tazminatı alacağı belirlenmeli ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
E: 2006/13631 - K: 2006/33726
21.12.2006
Altındaki imza davacıya ait olduğu belirlenen ve akdin feshi gününden sonraki bir tarih taşıyan 29.03.2002 tarihli ibranamede davacıya miktar belirtilerek ödenen ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, izin ücreti ve ücret alacakları açıklanmıştır. Bu alacaklar yönünden ibranameler makbuz niteliğindedir. Davacının hak kazandığı ihbar, kıdem tazminatı, izin ücreti ve ücret alacakları belirlenmeli, ödenen miktarlar düşülmeli, fark alacağı mevcutsa hüküm altına alınmalıdır. İbranamede miktar belirtilmeden genel tatil fazla mesai, ücret alacağının bulunmadığı kabul edilerek , işveren ibra edildiğinden genel tatil ve fazla mesai istekleri ise reddedilmelidir.
E: 2006/13676 - K: 2006/31801
04.12.2006
Dava konusu alacakların faizi başlangıç tarihleri yönünden, davalının ne zaman temerrüde düştüğü saptanmadan yazılı şekilde faiz yürütülmesi hatalıdır. Davalının temerrüde düştüğünün kabulü için, Toplu İş sözleşmesinden doğan borçların ödenmesi hususunun BK 101/2 maddesine göre kararlaştırılmış olması gerekir
Toplu İş Sözleşmesinin Geçici 4. maddesinin 1. fıkrasında, sözleşmenin birinci altı aylık döneminde oluşacak ücret ve diğer ödemelere ilişkin sözleşme farklarının dönemi içinde ödenmeyeceği, bu farkların toplu iş sözleşmesinin on üçüncü ayının sonunda ödeneceği; 2. fıkrasında ise, Geçici 1. maddeden yararlananlar ile sözleşmenin imza tarihinden sonra herhangi bir nedenle hizmet sözleşmesi sona erenlere varsa toplu İş sözleşmesi farkları on üçüncü ayın sonu beklenmeksizin hizmet akdinin sona erdiği tarih esas olarak ödenir denilmektedir. Buna göre, birinci altı aylık döneme ilişkin fark ve hakların temerrüt tarihi davacının hizmet sözleşmesinin sona erdiği tarihtir

İkinci altı aylık dönem için özel bir şart öngörülmemiş ise de, açıklandığı üzere, davalı bu borcu Toplu İş sözleşmesinin imzası ile öğrendiği ve o tarihte muaccel hale geldiği için, temerrüt tarihi 06.08.2003’dür. Bu nedenle, bu tarihten önce doğan ikinci altı aylık hak ve alacaklar için temerrüd tarihi olarak 06.08.2003; bu tarihten sonra doğan hak ve alacaklar için ise, Toplu İş Sözleşmesi hükümleri nazara alınmalıdır.

E: 2006/13733 - K: 2006/33022
14.12.2006
Davacı parça başı ücretle çalıştığını belirtmektedir. Davacı ile davacı tanıklarının bir telefon bağlama ücreti olarak bildirdikleri miktar farklıdır. Bilirkişi raporunda aylık ücretin nasıl belirlendiği yazılı olmadığından ücretin 1475 Sayılı Yasanın 14/11 maddesindeki esaslara uygun olup olmadığı denetlenememektedir. Bilirkişi raporu açık ve denetlemeye elverişli olmalıdır.
Parça başı ücretle çalışması durumunda fazla mesai ücretinin sadece % 50 zamlı kısmının, genel tatil ücretinin ise sadece bir kat fazlasının hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir. Yazılı şekilde fazla mesai yapıldığında ve genel tatilde çalışıldığında zamsız olarak parça başı ücret karşılığı ödenen kısmının da hesaba dahil edilmesi hatalıdır.

E: 2006/13839 - K: 2006/32776
13.12.2006
Uyuşmazlık ücretli izin noktasında toplanmaktadır. Davacı işçinin işe başladığı tarihten 24.10.1996 tarihine kadar mevsimlik işçi olarak çalıştığı tartışmasızdır. Ancak 24.10.1997 - 01.10.1999; 27.02.2002 - 24.02.2003; tarihleri arası çalışmasında bir devamlılık arz ettiği görülmektedir. Şu durumda söz konusu çalışma dönemi 4857 sayılı yasanın 53. maddesi kapsamında düşünülmelidir. Mahkemece yapılacak iş sözü edilen tarihler arası ücretli izin hakkını kabul etmektir. Hatalı olarak davanın tüm süre için kabulü bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/13951 - K: 2006/32795
13.12.2006
Müşteriye karşı “işimi senden mi öğreneceğim, gel yerime otur da işimi sen yap o zaman” cümlesini sarf ettiği durumla ilgili şefin müdahale edip usulüne uygun davacıyı ikazına rağmen tartışmayı sürdürdüğü, daha sonra müdahale üzerine münakaşayı kestiği, davacının bu davranışı nedeniyle iş sözleşmesini 4857 Sayılı İş Kanunun 25/11 maddesinin e ve h bentleri gereğince feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacının bu eylemi feshi gerektirici bir ağırlıkta olmayıp, haklı fesih nedeni değil geçerli fesih nedenidir. Kaldı ki fesih sonucu eylemin niteliğine göre oransızlık teşkil etmektedir. Öte yandan çok önce çekilen ihtar, son eylemle birlikte değerlendirilerek haklı fesih nedeni sayılamaz.
E: 2006/13968 - K: 2006/32989
14.12.2006
4857 sayılı İş Kanunun 17. maddesi gereğince kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için iş akdinin işveren tarafından feshedilmesi gerekir. Tüm dosya kapsamından, iş akdinin SSK primlerinin eksik yatırılması, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle davacı işçi tarafından feshedildiği anlaşıldığından, kötü niyet tazminatının reddine karar vermek gerekirken, mahkemece yazılı şekilde kötü niyet tazminatına hükmedilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/14009 - K: 2006/32253
11.12.2006
Mahkemece dinlenen davalı tanıkları işyeri ikinci müdürünün davacıya hitaben “sen hırsızsın ödemeyene şerefsiz derler” şeklinde hakaret içeren beyanlarda bulunduğunu açık bir şekilde ifade etmişlerdir. Bu olaydan sonra da davacı işe gelmemiştir. Bu durumda davacının 05.11.2001'de vizite kağıdı alarak ilgili hastaneye gitmemiş olmasının önemi yoktur. Zira davacı hakaret olayı nedeniyle hizmet akdini haklı nedenle feshetmiştir. Bu sebeple davalı karşı davacının kıdem tazminatı isteğinin kabulü ile davacının ve karşı davalının ihbar tazminatı isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/14021 - K: 2006/32256
11.12.2006
Davacının hizmet akdi davalılardan B… Taşımacılık Ltd. Şirketi tarafından feshedildiğine göre ihbar tazminatından da son işveren olarak bu şirket ve asıl işveren olarakta Tedaş'ın sorumlu olması gerekirken davalı L… İnşaat Ltd. Şirketinde sorumlu tutulması yerinde değildir.
E: 2006/16729 - K: 2007/01416
31.01.2007
Öncelikle dosyada bulunan ibranamede davacının imzası bulunmamaktadır. Sadece düzenleyen ve onaylayanın imzası vardır. Dosyada bulunan imzasız ibranameye ekli ihbar tazminatı bordrosunda davacının imzası vardır. İşveren de cevap dilekçesinde açıkça ihbar tazminatının ödendiğini, kıdem tazminatının ödenmediğini kabul etmiştir. Böyle olunca savunma ile çelişen ve davacı imzası da bulunmayan ibranameye değer verilerek davanın reddi hatalıdır.
E: 2006/18192 - K: 2006/23591
02.10.2006
Mahkemece tanık anlatımları ve emsal kararlar göz önünde bulundurularak davacının iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği sonucuna varılmıştır. Ancak, davacının iş sözleşmesi emsal dosyalardaki fesih tarihlerinden yaklaşık beş ay sonra feshedilmiştir. Ayrıca davalı işveren bu defa ihale ile üstlendikleri işe ait sözleşmenin sona erdiğini, yeni ihaleyi de kazanamadıkları için iş sözleşmesini feshettiğini ileri sürmektedir. Bu durumda, Yargıtay’ca daha önce onanmış olan kararların emsal olarak kabul edilmesi olanağı bulunmadığından söz konusu dava bakımından feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığı ve bu bağlamda sendikal neden iddiasının gerçekliği ayrıca araştırılmalıdır.
Davalı tarafın sunduğu ihale sözleşmelerinde işi yaptıran şirkete ait her türlü gübre ve hammaddenin beş adet loder vasıtasıyla yüklenip nakledileceği, bunun da beş adet operatör çalıştırmayı gerektirdiği öngörülmektedir. Son dönem ihaleyi kazanan dava dışı şirketin tarafı olduğu sözleşmede de aynı hüküm bulunmaktadır. Buna göre, ihalenin kaybedilmesi ile loder sayısına paralel sayıda operatörün işten çıkarılması akla uygun görülebilir. Ne var ki, yetki tespit yazısında davalı işverenin 84 işçi çalıştırdığının belirtilmesi, yine daha önce çıkarılan işçiler ile birlikte son olarak toplu biçimde iş sözleşmeleri feshedilen işçilerin sayılan, davalı şirketin aynı işyerinde veya diğer işyerlerinde işten çıkartılanlardan başka işçileri de istihdam ettiği izlenimini uyandırmaktadır. Bu durumda, davalı şirketin başka bir işyeri olup olmadığı, aynı şirketin başka işlerini üstlenip üstlenmediği yetki tespit dosyası da celb edilerek araştırılmalıdır. Davalı şirketin fesihten sonra aynı işyerinde işçi çalıştırmaya devam etmesi veya fesih tarihi itibariyle başka işyerlerinin olduğu sonucuna varıldığı takdirde işten çıkarılan işçiler bakımından feshin son çare olması ilkesinin dikkate alınmaması nedeniyle fesihte geçerli neden bulunmadığı sonucuna varılmalıdır.

E: 2006/19120 - K: 2006/26775
10.10.2006
Buna göre asıl işveren hakkında işe iadeye dair karar verilmemesi isabetli ise de, işe başlatmama tazminatı ile 4 aya kadar boşta geçen süre ücretinden davalı alt işverenle birlikte sorumlu olduğu yönünde hüküm tesis edilmemiş olması hatalı olmuştur.
E: 2006/20021 - K: 2006/29320
06.11.2006
Feshe dayanak gösterilen yönetmeliğin davacının çalışmaya başlamasından çok sonra 28.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Yönetmeliğin söz konusu hükmü davacı yönünden çalışma koşullarının esaslı tarzda değiştirilmesi anlamına gelmektedir. İş sözleşmesi devam ederken yürürlüğe giren ve işçi aleyhine sonuç doğuracak olan yönetmeliğin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesi uyarınca işçiye tebliğ edilmesi gerekir. İşçi tarafından kabul edilmeyen yönetmelik hükmünün o işçi yönünden bağlayıcılığından söz edilemez.
Öte yandan, iş sözleşmesinin feshi işyeri gereklerine; kadro daraltılması ve gençleştirilmesi nedenine dayandırılmıştır. Kadro daraltılması yolunda işyerinde norm kadro çalışmasının yapılıp yapılmadığı, işyerinde çalışanların gençleştirilmesini gerektiren teknolojik bir değişikliğin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Tüm bu koşulların gerçekleştirilmesi halinde yönetmelikte belirtilen yaş sınırı nedeni ile iş sözleşmesinin feshine ilişkin anılan yönetmelik hükmünün davacı ile aynı durumda olan tüm çalışanlar bakımından objektif ve genel olarak uygulanıp uygulanmadığı da belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalıdır.

E: 2006/20156 - K: 2006/24107
19.09.2006
Dairemizce cezai şarttan indirim yapılmamış olması yönünden karar bozulmuş Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda bu defa 24.825,28 YTL olarak cezai şartın kabulüne karar verilmiştir. Davacı işçinin işyerinde çalıştığı sırada almakta olduğu son ücreti brüt aylık ücreti 577.641.767 TL'dir. Belirtilen ücret miktarına karşılık taraflar arasında kararlaştırılan cezai şart tutarı fahiş durumdadır. Mahkemece bu konuda yapılan indirim yeterli olmamıştır. Çok daha yüksek bir oranda indirime gidilerek anılan istekle ilgili bir karar verilmelidir. Hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
E: 2006/22029 - K: 2006/30614
20.11.2006
4857 Sayılı Yasanın 21. maddesinin birinci fıkrasında işe başlatmama tazminatının alt ve üst sınırları gösterilmiş olup; bu sınırlar arasında işçinin kıdemi, fesih sebebi gibi hususlar nazara alınarak bir belirleme yapılmalıdır. Ancak, davacı sözü edilen düzenlemede belirtilen sınırlar arasında bir miktar belirterek talepte bulunmuş ise talep edilen miktardan fazlasına hükmedilmemelidir. Başka bir anlatımla, davacı işe başlatmama tazminatını 4 aylık ücret tutarı olarak istemek suretiyle kendisini bağlamıştır.
E: 2006/22036 - K: 2006/30615
20.11.2006
Davacının bir gün de olsa işe başlatılmış olması halinde dava işe iade talebi yönünden konusuz kalır. Davalı işveren, 28.12.2005 tarihli oturumda tanık dinletmeyeceklerini açıklamış ise de, sonraki duruşmalarda davacının 02.02.2006 tarihinde işe başlatıldığına yönelik savunmada bulunmuş ve bu iddiasını kanıtlamak üzere tanık dinletmek istemiştir. Mahkemece davacının muvafakat etmediği gerekçesi ile davalının tanık dinletme isteği reddedilmiştir. Ancak, davalı vekili tarafından tanık dinletilmeyeceğinin belirtildiği tarihten sonra davacının işe başladığı ileri sürülmüştür. Yargılama sırasında ortaya çıkan ve talep konusu ile doğrudan ilgili olan bu olgunun araştırılması gerekir. Bu nedenle davacının işe başlatılıp başlatılmadığının taraflardan delilleri istenerek ve varsa tanıkları dinlenmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması hatalıdır.
E: 2006/22067 - K: 2006/30622
20.11.2006
Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalı işveren 4857 sayılı İş Kanununun 25/11 bendi hükümlerini gerekçe göstererek bir fesih yoluna gittiğine göre, işçinin savunmasının alınmamış olması sonuca etkili değildir. Bununla birlikte davalı işveren davacının işi yavaşlatma eylemine girdiğini yöntemince kanıtlayamamıştır. Davalı işverence dosyaya ibraz edilen tespit dosyası ve jandarma tutanakları fesihten bir ay sonrasına aittir. İşçinin çalıştığı sırada tutulan tutanaklar işçiye imzalatılmamış ve bu yönde işçiye uyarı verilmemiştir. Bu nedenle feshin geçerli nedene dayanmadığı yönünde mahkeme kararı isabetlidir
Dosya içeriğine göre, davacı ile birlikte bir çok işçi 2005 yılı Ağustos ayında sendikaya üye olmuştur. Bir kısım işçiler 2005 yılı Ekim ayı içinde sendika üyeliğinden çekilmişlerdir. İşyerinde fesih tarihinde çalışanlardan kaç işçinin sendikaya üye olduğu, kaçının üyelikten çekildiği, kaç işçinin iş sözleşmesinin feshedildiği ve işten çıkarılanların tamamının sendika üyesi olup olmadığı, işyerinde çalışması devam eden sendika üyesi işçiler olup olmadığı gibi hususlar dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Feshin sendikal nedene dayanıp dayanmadığı hususunun net bir şekilde açıklığa kavuşturulması için belirtilen yönlerden gerekli araştırmaya gidilmeli ve toplanacak deliller dosya içeriği ile yeniden bir değerlendirmeye tabi tutularak bir karar verilmelidir.

E: 2006/22069 - K: 2006/30624
20.11.2006
Dosya içeriğine göre davacının iş sözleşmesinin feshedildiği 12.09.2005 tarihinden sonra 20.10.2005 - 28.10.2005 tarihleri arasında dava dışı G… Nak. İnş. Oto Yedek Tic. Ltd. Şti.'ye ait işyerinde, 21.11.2005 - 25.12.2005 tarihleri arasında ise M… İnşaat Nak. Taah. Madencilik Sanayi Tic. Ltd. Şti.'ye ait işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının iş sözleşmesinin feshedildiğinden haberdar olmadığı yönündeki beyanına itibar edilemez. Kaldı ki, davalı işverence feshin davacıya 15.09.2005 tarihinde tebliğ edilmek istendiği, davacının tebellüğden imtina ettiğine dair tutanak imzalandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Davanın açıldığı 16.01.2006 tarihi itibariyle bir aylık dava açma süresi geçmiş olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalıdır.
E: 2006/22120 - K: 2006/30720
20.11.2006
Davacı işçinin gerçekte işyerine 23.03.2005 tarihinde girdiği buna göre 6 aylık kıdem şartının oluştuğu davacı tarafından ileri sürülmüş, bu konuda tanık deliline dayanılmış ve tanık listesi verilmiştir. Davalı işveren de tanıklarını bildirmiştir. Mahkemece tanık dinlenmesinin sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle yargılamaya son verilmiştir. Karar bu yönüyle hatalı olmuştur. Tanıklar dinlenmek suretiyle gerçek durumun tespiti gerekir.
Öte yandan işyerinde 27 işçi çalıştığı husus da davanın red gerekçeleri arasında gösterilmiştir. Davalı işverene karşı aynı tarihlerde 3 ayrı işe iade davasının daha açıldığı davacı tarafça ileri sürülmüştür. Bu konu üzerinde durulmalı ve davalıya karşı başkaca işe iade davaları açılmışsa sonuçlan araştırılarak ya da beklenmek suretiyle işyerinde fesih tarihinde çalışan işçi sayısı ile ilgili sorunun çözümüne gidilmelidir.

E: 2006/22123 - K: 2006/30722
20.11.2006
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı işçi davalı şirketin Gaziantep Devlet Hastanesinden davalı şirketin ihale ile almış olduğu iş kapsamında güvenlik görevlisi olarak çalışmıştır. Davacı ile işveren arasında 01.01.2005 tarihinde 1 yıllık belirli süreli iş sözleşmesi yapılmıştır. Davacının konumu ve ifa edilen işin niteliği dikkate alındığında taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektiren objektif neden mevcut değilse de, adı geçen hastaneden alınan işin süresi dosya içeriğinden belirlenebilmiş değildir. Gerçekten ihale yoluyla iş alan davalı şirketin davacı işçi ile bu ihale süresince sözleşme yapıp yapmadığı belirlenmeli buna göre belirli süreli sözleşme olup olmadığı değerlendirilmelidir.
E: 2006/22125 - K: 2006/30724
21.11.2006
Feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade davalarında vekalet ücreti, feshin geçersizliği ile ilgilidir. Feshin geçersizliğinin sonuçlarına göre kabul veya retten söz edilemez ve red vekalet ücretine karar verilmesi gerekmez. Davalı lehine olarak red vekalet ücretine dair verilen karar hatalı olup hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
E: 2006/22752 - K: 2006/31085
27.11.2006
Ancak, işletmesel karar sonucunda, tedbir olarak düşünülen feshin zorunlu hale gelmiş olması gerekir. Başka bir anlatımla işverenin fesih konusunda keyfi kararları yargı denetimine tabidir. Ayrıca işveren işletmeden kaynaklanan geçerli nedenle fesih işlemi yönündeki işletmesel kararla çelişen uygulamalara girmemelidir
Öte yandan, işletmesel kararla varılmak istenen hedefe fesihten başka bir yolla ulaşmak mümkün ise fesih için geçerli bir nedenden söz edilemez. Fazla çalışmalar kaldırılarak, işçinin rızası ile esnek çalışma biçimleri getirilerek, işçiyi başka işte çalıştırarak ya da meslek içi eğitime tabi tutarak amaca ulaşma olanağı var iken feshe başvurulmaması gerekir. Kısaca, "fesih son çare olmalıdır" (ultima ratio) ilkesi gözetilmelidir

4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/2. maddesine göre feshin geçerli bir nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşveren, işletmesel kararı uygulamak için aldığı tedbirin feshi zorunlu kıldığını kanıtlamalıdır.

Dosya içeriğine göre, davalı işveren ekonomik kriz, ücretlerin ödenmemesi, işlerin azalması nedeni ile personel azaltılması kaçınılmaz olduğu gerekçesi ile davacı şoför işçinin iş sözleşmesini feshetmiş, ancak fesihten sonra 5'i şoför kadrosunda olmak üzere 32 yeni işçi almıştır. Davalı işveren, fesih nedeni olarak aldığı işletmesel karar olan “ekonomik kriz, ücretlerin ödenmemesi, işlerin azalması nedeni ile personel azaltılması gerekçesi ile işçi çıkarılması” kararı ile çelişen uygulama içine girmiştir. Yeni işçi alımı davalı işverenin kabulündedir. Ayrıca aynı nedenle iş sözleşmesi feshedilen işçinin, davalı işveren aleyhine açmış olduğu ve Dairemiz incelemesinden geçen emsal davada aynı yöndeki gerekçe ile feshin geçersizliğine karar verilmiştir.

E: 2006/22866 - K: 2006/31254
27.11.2006
Kurulun işçilerden oluşan 15 üyesi tarafından düzenlenen 30.05.2005 tarihli toplantı tutanağında işveren yetkililerinin 28.05.2005 günü işçileri toplayarak sendikaya üye olduklarını öğrendiklerini, sendikal örgütlenmeye karşı olduklarını, kesinlikle buna izin vermeyeceklerini ve sendikayı işyerine sokmamak için gerekirse işyerini kapatacaklarını, istifa etmeyen işçilerin işten çıkarılacakların söyledikleri, toplantıdan sonra 16-24 vardiyasında çalışan işçilerin evlerinin aranarak sendikadan istifa etmedikleri takdirde cezalandırılacaklarının ve aynı gün sekreter olarak çalışan Hatice Kılıç'tan da sendikadan istifa etmemesi durumunda işten çıkartılacağının söylendiği belirtilmiş ve bu durumun suç teşkil ettiğinin işverene bildirilmesine karar verilmiştir.
Davacı 14.05.2005 günü sendikaya üye olmuştur. Dosyada mevcut Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 20.05.2005 tarihli yazısında 14.05.2005 başvuru tarihi itibariyle işyerinde 46 işçi çalıştığı, bunlardan 28'inin sendika üyesi olduğu anlaşılmaktadır. Davalı işverence yetki tespitine itiraz davası açılmış olup, dava derdesttir.

Davacı yaklaşık 5 yıllık işçi olup, işe girdiği günden iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar yabancı dil yeterliliği ile ilgili bir sorun çıkmamıştır. Öte yandan, yabancı dili olmadığı için kütüphanenin tertip, düzen ve sorumluluğu ile misafir ikram hizmetlerinin teklif edildiği ileri sürülmüş ise de, bu durum çalışma koşullarında esaslı tarzda değişiklik mahiyetinde olup, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesinde belirtilen yönteme uygun bir değişiklik teklifinin yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mevcut olgulara göre, feshin geçerli nedene dayanmadığı kabul edilmelidir.

E: 2006/22889 - K: 2006/31255
27.11.2006
Dairemiz uygulamasına göre işyerinde ekonomik, teknolojik, yeniden yapılanma gibi işletme içi veya işletme dışı nedenlerle meydana gelen işgücü fazlalığından dolayı işçi çıkarılmasında emekliliğe hak kazanmış olanların seçilmesi ve bu durumdaki personelin objektif ve genel bir uygulamaya tabi tutulması geçerli neden kabul edilmektedir. Somut olay bakımından, davalı işverenin savunmasında belirttiği nedenler işyeri kayıtları üzerinde inceleme yapılmasını gerektirmektedir. Mahkemece yapılacak iş; işletme, muhasebe ve hukuk konularında uzman olan üç kişilik bilirkişi kurulu aracılığı ile işyeri kayıtları üzerinde inceleme yapılarak işyerinde işgücü fazlalığının oluşmasına neden olan ekonomik, teknolojik veya yeniden yapılanma gibi olgular bulunup bulunmadığını saptamak, işçi fazlalığı söz konusu ise emekliliğe hak kazanmanın ölçüt olarak dikkate alınıp alınmadığı, alınmış ise bunun objektif ve genel bir uygulamaya tabi tutulup tutulmadığını belirlemek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. Eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması hatalıdır.
E: 2006/22919 - K: 2006/31264
27.11.2006
4857 sayılı İş Kanunu'nun “Ücretin Gününde Ödenmemesi” başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez …” kuralı yer almakta, ikinci fıkrasında ise "Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz."denilmektedir. Buna göre işçinin iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınma hakkından söz edebilmek için, ücret ödemesinin en az yirmi gün mücbir bir neden dışında gecikmiş olması ve işçinin bu nedenle iş görme borcunu yerine getirmemiş olması gerekir. Somut olayda mahkemece de kabul edildiği gibi dava konusu işyerinde ücretlerinin geç ödenmekte olduğu sabittir. Ancak, davacının iş görme borcunu yerine getirmekten kaçındığı 26.05.2005 tarihinden önce Mayıs ayı hariç diğer ücretlerinin ödendiği, Mayıs ayına ilişkin ücretinin de 18.06.2005 tarihinde ödendiği dosyada mevcut imzalı bordrolardan anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre iş görmekten kaçınıldığı tarih itibariyle en az yirmi gün gecikmiş bir ücret alacağının varlığı davacı işçi tarafından kanıtlanmamıştır. Böyle olunca, yasaya uygun bir "iş görmekten kaçınma hakkı"nın varlığından söz edilemeyeceğinden buna dayalı yapılan feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerekir.
E: 2006/23562 - K: 2006/31320
28.11.2006
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı işçi 1986 yılında davalıya ait işyerinde çalışmaya başlamıştır. 18.01.2006 tarihinde işyeri dışında işlenen bir suç şüphesiyle göz altına alınmış, 19.01.2006 tarihinde mahkemeye sevk edilmiş ve aynı gün tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Davacı işçi serbest bırakılmasının ardından 19.01.2006 tarihinde işyerine gittiğini ve işe alınmadığını belirtmiştir. Davacı tanığı da bu durumu doğrulayan anlatımda bulunmuştur. İşverence davacıdan adliye ile ilgili belgelerin istendiği ve davacı tarafından işyerine verilmesinin ardından işe alınmadığı dosya içeriği ile sabit olmuştur. Davacı işçi uzun yıllar işyerinde çalışmıştır. Başından geçen olayın ardından işyerine gitmemiş oluşu hayatın olağan akışına uygun düşmez. Böyle olunca işverenin devamsızlık nedenine dayalı olarak feshi haklı ve geçerli bir nedene dayanmamaktadır.
E: 2006/23730 - K: 2006/31649
04.12.2006
4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca, işveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Dosya içeriğine göre, davalı işveren davacının davranışlarından kaynaklanan nedenden dolayı 08.03.2006 tarihinde savunmasını talep ederken, aynı tarihte işten ayrıldığına dair çalışma belgesi ve keza aynı tarihli iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca feshi nedeni ile işçilik alacaklarının ödendiğine dair ibraname tanzim etmiştir. Davalı işveren bu işlemlerden sonra 09.03.2006 tarihinde noter kanalı ile yazılı fesih bildiriminde bulunmuş ve davacının davranışlarından kaynaklanan nedenlerden söz etmiştir. Belirtilen bu maddi olgulara göre, davacının iş sözleşmesi 08.03.2006 tarihinde feshedilmiş olup, davacıya ibraname ve çalışma belgesi verildiği ve tebliğ edildiği tarihte, bir başka anlatımla iş sözleşmesinin feshi anında yazılı fesih bildirimi yapılmamıştır. Davalı işveren 4857 sayılı İş Kanunun 19. maddesindeki koşula uymamıştır. Fesih işleminden sonra noter kanalı ile gönderilen yazılı fesih bildirimi sonradan tanzim edildiğinden sonuca etkili değildir.
E: 2006/23768 - K: 2006/31653
04.12.2006
Davacının üyesi olduğu sendika ile davalı işveren arasında imzalanan ve yürüklükte olan toplu iş sözleşmesinin 21. maddesinde, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 31. maddesine paralel bir düzenleme ile askere giden işçinin tekrar işe alınması ile ilgili düzenlemeye yer verilmiş ve muvazzaf askerlik hizmetini yaptıktan sonra bir ay içinde işe dönmek isteyen işçinin eski işine alınacağı, alınmadığı takdirde yaptırım olarak tazminat yanında, çalıştığı sürelerin kıdem tazminatının ödeneceği belirtilmiştir.
E: 2006/23819 - K: 2006/31666
04.12.2006
4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/2. maddesine göre feshin geçerli bir nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşveren, işletmesel karanı uygulamak için aldığı tedbirin feshi zorunlu kıldığını kanıtlamalıdır
Dosya içeriğine ve Dairemizden de kesinleşerek geçen aynı nedenle iş sözleşmesi feshedilen ve dava açan işçilerin emsal karalarına göre, davalı işverenin Teknik Servis Bölümünü kapatıp, bu bölümdeki hizmeti alt işverene verdiği, bu bölümde 14 işçiden 6 işçinin iş sözleşmesini feshettiği, yeni departmanlar oluşturduğu ve bu bölümlere işçi aktarıldığı, davalı işverenin feshin son çare olması ilkesine uymadığı, çıkardığı işçileri başka bölümde değerlendirme olanağı olup olmadığını araştırmadığı, ayrıca çıkarılanların seçiminde objektif davranmadığı anlaşılmaktadır. Davalı işveren iş sözleşmesinin geçerli nedene dayandığını kanıtlamış değildir. Mahkemece ispat yükü işverende olmasına rağmen, davacı işçinin iş sözleşmesinin fesih nedeni dışında kötü niyetle feshedildiğini kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.

E: 2006/23868 - K: 2006/31952
04.12.2006
Dosya içeriğine göre, davacı gibi bir çok işçi davalı şirketin işçisi iken işçilik hizmeti teminine yönelik sözleşme yapılan taşeron işçisi olarak kayıtlarda gösterildikleri, işçilerin hangi taşeron işçisi olduklarını dahi bilmedikleri, davalı ile alt işveren gibi gösterilen firma arasındaki sözleşmenin muvazaaya dayandığı, ayrıca formen olarak çalışan davacının düz işçi olarak başka bir işe verildiği, davacının bu değişikliği kabul etmemesi üzerine iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşıldığından mahkemece alt işverenlik ilişkisinde muvazaa bulunduğu ve feshin geçerli nedene dayanmadığı yönünde varılan sonuç isabetlidir.
Öte yandan, mahkemenin gerekçeli kararında G… Porselen A.Ş. fabrikasındaki taşeronlaşma ve sendikal örgütlenmeden söz edilmiştir. Anılan şirket ile davalı şirketin aynı şirket mi yoksa farklı şirketler mi oldukları, farklı şirketler ise iki şirket arasında ne tür bir ilişki olduğu ortaya konulmamıştır. Öncelikle anılan şirketler arasındaki ilişki açıklığa kavuşturulmalı, sendikal örgütlenmenin hangi şirkette başladığı ve davacının işten çıkarılması ile nasıl bir irtibat bulunduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Ayrıca, Dairemiz uygulamasına göre feshin sendikal nedene dayanıp dayanmadığının belirlenmesi bakımından, feshe yakın tarihlerde işyerinde kaç işçinin çalıştığı sendikalı ve sendikasız üye sayısı işten çıkarılanların ne kadarının sendikalı, kaç tanesinin sendikasız olduğu, sendika üyeliklerinden istifalar olup olmadığı, sendikadan istifa edenlerin işyerinde çalışıp çalışmadığı üyelikten istifaların ve sendika üyesi işçilerin iş sözleşmelerinin feshinin yetki başvurusunu etkileyip etkilemediği etraflıca belirlenmesi gerekir. Salt yetersiz tanık anlatımları ile hizmet akdinin sendikal nedenlerle feshedildiği kabul edilerek sonuca gidilmesi de doğru değildir.

E: 2006/24253 - K: 2006/32004
05.12.2006
4857 sayılı İş Kanununun 18. maddesinde fesih için geçerli nedenin bulunmadığı haller arasında, hastalık ve kaza nedeniyle işçinin 25. (1) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süreleri içinde işe geçici olarak devamsızlık durumu da sayılmıştır. Buna göre ihbar önelini altı hafta eklemesiyle bulunan süreyi aşmayan istirahat süresi içinde, salt bu sebebe dayanan fesih, geçerli nedene dayanmamaktadır. Davacı işçinin işyerindeki kıdemi dikkate alındığında ihbar önelini altı hafta aşan istirahat raporu bulunmamaktadır. Böyle olunca davacı işçinin işe iadesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde isteğin reddi hatalı olmuştur.
E: 2006/24963 - K: 2006/32630
11.12.2006
Birleşme nedeni ile iş gücü fazlalığının doğup doğmadığının belirlenmesi, daha sonra iş sözleşmesi feshedilen işçilerin seçiminde dikkate alman kriterin objektif ve genel olarak uygulanıp uygulanmadığının tespitidir. İşgücü fazlalığı durumunda iş sözleşmesi feshedilen işçinin seçiminde işverence bir kriter dikkate alınmış ise, ölçütün hukuken korunabilir olması, objektif ve genel olarak uygulanması yeterlidir. Bu durumda, işverence başka kriterlerin dikkate alınmadığı gerekçesi ile feshin geçersizliğine karar verilmesi doğru olmaz.
E: 2006/24976 - K: 2006/32631
11.12.2006
Dosya içeriğine göre işyerinde davacının görevli olduğu müdür yardımcısı kadrosunun yeni iş organizasyonu kapsamında şeflik olarak değiştirildiği anlaşılmaktadır, iş organizasyonu değişikliği kural olarak fesih için geçerli nedendir. Ancak, feshin son çare olarak düşünülmesi gerekir. Somut olayda, davacının yaptığı müdür yardımcılığı kadrosu kaldırılmış, yerine şeflik kadrosu oluşturulmuştur. İş Kanununun 22. maddesi çerçevesinde davacıya sözü edilen unvan ya da başka bir birimde aynı veya daha alt bir unvan ile çalışıp çalışmayacağı teklif edilmeli, sonucuna göre feshe başvurulmalıdır. Davalı işveren, şeflik unvanın daha alt bir görev olduğu gerekçesi ile davacıya bu unvan ile çalışmasının teklif edilmediğini açıklamıştır. Ayrıca davacıya başka bir birimci, çalışmasının teklif edildiğini de kanıtlayamamıştır. Mevcut olgulara göre teshin geçerli nedene dayanmadığının kabulü gerekir.
E: 2006/25024 - K: 2006/32633
11.12.2006
4857 sayılı İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerinde belirtilen iş güvencesi hükümlerinin amacı, işverenin iş sözleşmesini meşru ve makul görülebilecek bir neden olmaksızın keyfi olarak sona erdirmesinin engellenmesi, dolayısıyla iş ilişkilerinde sürekliliğin sağlanmasıdır. Sözü edilen düzenlemeler, işverene emredici kurallarla bir takım yükümlülükler getirmekle birlikte, işçinin de yasanın bu korumasından yararlanması için dürüstlük kurallarına uygun davranması gerekir. Başka bir anlatımla iş ilişkisinde sürekliliğin sağlanması noktasında işçi de iyi niyet kurallarına uygun olarak kendisinden beklenen davranışları ortaya koymalıdır. Bu nedenle, işe iade davasında hedef, işe başlatılma olmalıdır. Somut olayda, davalı işveren fesihten sonra davacıyı işe başlaması için çağrıda bulunmasına rağmen davacı işçi, haklı bir neden olmadan işverenin bu davetine icabet etmemiştir. Davacının işe davete icabet etmemesi, iş ilişkisinin devamı ile ilgili talebinde samimi olmadığını, nihai hedefinin boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatını almak olduğunu göstermektedir. Ne var ki bu amaca yönelik talebin iş güvencesi hükümlerince korunması mümkün değildir. Davacı bu davranışı ile işverence yapılan feshi geçerli hale getirmiştir.
E: 2006/25167 - K: 2006/32359
11.12.2006
İşveren, ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüklerini, ve Türkiye İş Kurumuna bildirmelidir. Yapılan bildirimde işçi çıkarmanın sebeplerinin açıklanması gerekir. İşveren toplu işçi çıkarılmasına, ilişkin hükümleri 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. 19. 20 ve 21’inci madde hükümlerinin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz
4857 sayılı iş kanununun 19. maddesi uyarınca işveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Aynı Kanunu'nun 20/2. maddesine göre feshin geçerli bir nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşveren, işletmesel kararı uygulamak için aldığı tedbirin feshi zorunlu kıldığın kanıtlamalıdır.

Dosya içeriğine göre, davalı işveren gerek işçiye yaptığı fesih bildiriminde ve gerekse toplu işçi çıkarma bildiriminde, iş sözleşmesini “ekonomik, işyeri, işletme ve işin gereklerinden kaynaklanan sebeplerle” feshettiğini bildirmiştir. Davalı işyerinde, yaklaşık 690'ı sendikalı, kalanı sendikasız olan 800 civarında işçi arasında her bölümde belirli oranda olmak üzere toplan 74’ü sendikalı, l’i sendikasız olmak üzere 75 işçinin topluca çıkarılması kararlaştırılmıştır. Bu işçilerin seçiminde hangi objektif kriterlerin dikkate alındığı, neden tamamına yakınının sendika üyeleri arasında seçildiği açıklanmış değildir.

Ekonomik nedenin geçici olup olmadığı, ekonomik nedeninin feshi zorunlu kılıp kılmadığı, irdelenmemiştir. Bu rapor, davacı tarafça sunulan ve davalı işverenin yatırımlarını, büyümesini gösteren ve basında yer alan gazete haberleri ile çelişmektedir. Ayrıca davacı taraf davacının çalıştığı bölüme yeni işçi aldığı iddiasında bulunmuştur. Bu iddianın araştırılması için işverenin fesihten önce ve fesihten sonraki son bir yıl içindeki SSK kayıtları getirtilerek yeni işçi alıp almadığı da araştırılmalıdır.

E: 2006/25610 - K: 2006/32373
11.12.2006
Dosya içeriğine göre davacının davalı işyerinde Yangın Hareket Merkezi Bölümünde Telsiz Operatörü olarak ve her yıl genellikle yangın sezonlarında çalıştırıldığı, her yıl iş sözleşmesinin belirli dönem askıya alındığı, davacının üyesi olduğu sendika ile davalı işveren arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesinde mevsimlik çalışma kabul edildiği ve bu konuda düzenlemeler yapıldığı, davalı işveren tarafından da davacının iş sözleşmesinin en son 27.12.2004 tarihinde askıya alındığı anlaşılmaktadır. Uygulama ve sözleşme konusu edilen mevsimlik çalışma ve askıya alma nedeni ile, 27.12.2004 tarihinde askıya alma işlemi için feshin geçersizliğinin istenmesi olanağı yoktur. Zira bu tarihte bir fesih işleminden söz edilemez. Mevsimlik işte askıya alma işlemi fesih niteliğinde değildir.
E: 2006/25640 - K: 2006/32379
11.12.2006
4857 Sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebileceği düzenlenmiştir. Söz konusu geçerli nedenler İş Kanunu'nun 25. maddesinde belirtilen derhal fesih için öngörülen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işçinin ve işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen hallerdir. İşçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebepler ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde fesih için geçerli sebep olabilirler. İş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli sebeplere dayandığı kabul edilmelidir.
Somut bu maddi ve hukuki olgulara göre, davacı ile amiri konumundaki işçi arasında, amirin odasında ve kapalı odada gerçekleşen kavganın ne şekilde meydana geldiği, davacı ile diğer işçinin bu kavgadaki somut davranış ve sözlerinin ne olduğu, bu davranışlarının işyerinde ne şekilde olumsuzluklara yol açtığı, kavgayı başlatanın kim olduğu konularında olaya tanık olduğunu belirten ve işverene ihbar eden işveren çalışanı Memiş dinlenmeli, diğer delillerle birlikte değerlendirilmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

E: 2006/25666 - K: 2006/32643
11.12.2006
Dosya içeriğine göre davacı ve bir kısım arkadaşının noter aracılığı ile işverene gönderdikleri ihtarnamede aylık ücretlerinin zamanında ödenmediğini, ücretlerinin sözleşmeye uygun olarak ödenmesini aksi halde yasal yollara başvuracaklarını belirttikleri anlaşılmaktadır. Davalı işveren sözü edilen ihtarnamenin davacı ve arkadaşları tarafından rakip bir firmaya fakslanmak suretiyle ticari itibarlarının zedelendiğini bu nedenle iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini ileri sürmüştür. Mahkemece savunmaya değer verilerek davacının işe iade isteği reddedilmiştir. Söz konusu ihtarname içeriği itibari ile davalı işverenin ticari itibarini zedeleyici nitelikle olmadığı gibi ihtarnamenin rakip firmaya davacı tarafından fakslandığı da kesin olarak kanıtlanmış değildir. Mevcut olgulara göre feshin geçerli nedene dayanmadığı anlaşılmaktadır.
E: 2006/25699 - K: 2006/32649
11.12.2006
Mevcut olgulara göre davacı istifa dilekçesi verdikten sonra tarafların anlaşması ile ara vermeden çalışmasına devam etmiş, daha sonra 02.07.2005 tarihinde iş sözleşmesi davalı işverence feshedilmiştir. Bu nedenle, feshin davacının istifası ile son bulduğunu kabul etme olanağı bulunmamaktadır. Davalı işverence iş sözleşmesi geçerli nedenle feshedilmiş olup, davacının işe iade isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddedilmesi hatalıdır.
E: 2006/26214 - K: 2006/33181
18.12.2006
Davalı işveren bildirim tarihinde 55 yaşım dolduran işçiye, bu maddeyi hatırlatmış ve kendisinin verilen süre zarfında emeklilik istememesi halinde önel süresi sonunda iş sözleşmesinin sona ereceğini belirtmiştir. Bu bildirim iş sözleşmesinin feshinin bildirimi niteliğindedir. Nitekim bu husus davalı işverenin de kabulündedir. Fesih bildirimi yapıldığında iş sözleşmesinin sonlanması gerekmez. Nitekim 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesinde, işçinin fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesine dava açarak feshin geçersizliğini talep edebileceği düzenlenmiştir. Bu süre fesih tarihinden değil, fesih bildirim tarihinden başlamaktadır. O nedenle dava açıldığında iş sözleşmesinin sona ermemiş olmasının önemi yoktur. Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
E: 2006/26319 - K: 2006/31341
29.11.2006
Davacının, mevsimlik işçi olup olmadığı, izin ücreti alacağı isteği ile ilgili olarak önem arz etmektedir. Bilirkişi davacının her yıl 11 ayı aşan çalışmaları olduğunu, bu nedenle işin mevsimlik sayılamayacağını kabul ederek izin ücreti hesaplamış, mahkemece bu rapora değer verilerek hüküm kurulmuştur. Ancak bilirkişinin tespiti dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Uzun yıllar davalıya ait işyerinde çalışan işçinin bazı yıllar kısa sürelerle mevsimlik, işçi olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. İşyeri bir tuz işletmesidir. İşin özelliği gereği bir kısım işçilerin mevsimlik çalıştığı bilinen bir gerçektir. Her dava kendi şartları içerisinde değerlendirilmelidir. Farklı dosyalardaki tespitler bu dosya için geçerli değildir. Mahkemece davacının mevsimlik çalıştığı dönemler kesin olarak belirlenmeli bu sürelere ilişkin izin ücreti isteği reddedilmelidir. Davacının mevsimlik çalışmadığı dönemler mevcutsa bu süreler saptanmalı, mevsimlik olmayan dönemle ilgili izin ücreti hesaplanarak sonuca gidilmeli.
E: 2006/26360 - K: 2006/33190
18.12.2006
Ortak girişim bir davalı olan iki şirketten oluşmaktadır. Her iki şirket arasında adi ortaklık hükümleri geçerlidir. Her şirket tüzel kişiliğini korumaktadır. Ortak girişimin tek başına tüzel kişiliği yoktur. Somut olayda davalı işveren ilk başta tek başına ihale ile alman işi yüklenirken, daha sonra adi ortaklık hükümleri çerçevesinde diğer bir şirket ile birlikte yerine getirmektedir. Her iki işveren hizmeti vermek için çalışan işçilerini ve bu hizmete kullandıkları araçları birleştirmişlerdir. Bu birleştirme ve ortak girişim, davalı işverenin işveren sıfatını ortadan kaldırmaz. Bir başka anlatımla, davalı işverenin işverenlik sıfatı, yeni ihale döneminde de devam etmektedir. Dolayısı ile davacının davalı işveren ile olan iş sözleşmesi ilişkisi de sürmektedir. İş sözleşmesinin feshedildiği ve davalının işverenlik sıfatının devam ettiği tarihe göre, dava bir aylık hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Davanın yazılı şekilde reddi hatalıdır.
E: 2006/26468 - K: 2006/30084
14.11.2006
Davacı emeklilik nedeniyle işyerinden ayrıldığını yazılı olarak işverene bildirmiş ve 01.09.2004 tarihinde işyerinden ayrılmış makul bir süre içinde de Sosyal Sigortalar Kurumuna yaşlılık aylığı bağlanması için talepte bulunarak yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Davalının bilahare 27.10.2004 tarihinde hizmet akdini haklı nedenle feshettiğini bildirmesi ise sonuca etkili değildir. Zira daha önce davacı tarafından emeklilik sebebiyle sona erdirilen hizmet akdinin daha sonra işverence feshedildiğinin kabulü mümkün değildir
Öte yandan işverenin feshe neden olarak gösterdiği fiiller davacının emeklilik sebebiyle ayrılma isteğini içeren dilekçenin işverene verilmesinden sonra gerçekleşen fiillerdir.

E: 2006/26514 - K: 2006/33393
18.12.2006
Somut olayda prim sistemine göre bir çalışma söz konusu ise de, anılan sistemin de satışa bağlı olduğu açıktır. Salt satış oranına bağlı olarak belirlenen ve dış etkenleri dikkate almayan verimlilik değerlendirmesinin objektif bir değerlendirme olması mümkün değildir. Davacı işçi, ikametgahından çok uzaktaki bölgelerden sorumlu tutulduğunu, sorumluluk alanındaki mevcut bölgelerine Adapazarı ilinin de eklendiğini, yine Kocaeli'ndeki üniversitenin bölgesinden taşındığını, tanıtımını yaptığı bir kısım ilaçların uzman hekim tarafından yazılması şartının getirilmiş olması gibi dış etkenlerin performansını etkilediğini ileri sürmüştür. Mahkemece mütalaasına başvurulan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi ziyaret yükümlülüğünü eksiksiz yerine getiren davacının performans düşüklüğüne gerekçe gösterdiği ve performans değerlendirme sisteminde dikkate alınmayan dış etkenlerin performansın düşmesinde ciddi rol oynayabilecek nitelikte olduğu, ancak bu konuda hiçbir açıklama ve delil sunmayan davalının ispat yükünün gereğini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Böyle olunca, feshin geçerli nedene dayanmadığı kabul edilmelidir.
E: 2006/26675 - K: 2006/33403
18.12.2006
4857 sayılı İş Kanunu'nun 18 ve devamı maddelerinde belirtilen iş güvencesi hükümlerinin amacı, işverenin iş sözleşmesini meşru ve makul görülebilecek bir neden olmaksızın keyfi olarak sone erdirmesinin engellenmesi, dolayısıyla iş ilişkilerinde sürekliliğin sağlanmasıdır. Sözü edilen düzenlemeler, işverene emredici kurallarla bir takım yükümlülükler getirmekle birlikte, işçinin de yasanın bu korumasından yararlanması için dürüstlük kurallarına uygun davranması gerekir. Başka bir anlatımla iş ilişkisinde sürekliliğin sağlanması noktasında işçi de iyi niyet kurallarına uygun olarak kendisinden beklenen davranışları ortaya koymalıdır. Bu nedenle, işe iade davasında hedef, işe başlatılma olmalıdır. Somut olayda, davalı işveren fesihten sonra davacıyı işe başlaması için çağrıda bulunmasına rağmen davacı işçi, boşta geçen süre ücreti ile ilgili bir açıklamada bulunulmadığı gerekçesi ile işverenin bu davetine icabet etmemiştir. İşverence işe davet ihtarnamesinde boşta geçen süre ücreti ile ilgili bir açıklamada bulunmamış olması işçinin işe başlamaması için haklı bir neden olamaz. Zira, yargılama devam ederken işçinin işe başlatılması halinde Dairemiz uygulamasına göre çalıştırılmadığı en çok dört aylık ücret alacağı hüküm altına alınabilmektedir. Davacının işe davete icabet etmemesi, iş ilişkisinin devamı ile ilgili talebinde samimi olmadığını, nihai hedefinin boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatını almak olduğunu göstermektedir. Ne var ki, bu amaca yönelik talebin iş güvencesi hükümlerince korunması mümkün değildir. Davacı bu davranışı ile işverence yapılan feshi geçerli hale getirmiştir. Bu nedenle, mahkemece davanın reddine karar verilmiş olması isabetlidir.
Ancak, dava açılmasına işveren sebebiyet vermiş olduğundan yargılama gideri ve vekalet ücretinden davalı işveren yerine davacının sorumluluğuna karar verilmesi hatalıdır.

E: 2006/27127 - K: 2006/30089
14.11.2006
İşçinin yıllık ve haftalık izin kullandığı yine bayram ve genel tatillerde çalışmasının olmadığı dönemler için fazla çalışma ücreti hesabı doğru değildir. Fazla çalışma ücreti, işçinin fiilen çalıştığı günler itibarıyla hesaplanmalı, her gün aynı şekilde fazla çalışma yapılması hayatın olağan akışına uygun düşmediğinden indirime gidilmelidir.
Kıdem tazminatı için taleple bağlı kalınarak reeskont faizine hükmedilmiştir. 1475 sayılı yasanın 14. maddesinde kıdem tazminatı için bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizin uygulanacağı kuralı mevcuttur. Bu durumda istekle bağlılık kuralına uygun biçimde reeskont faizini geçmemek üzere bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizini yürütülmesi gerekirdi.

E: 2006/27232 - K: 2006/30964
23.11.2006
Davalının Sosyal Sigortalar Kurumuna Bildirdiği çalışma süresine göre, davacının iş sözleşmesiyle çalıştığı belli olan bu dönem için yıllık izinlerini kullandırıp ücretlerini ödediği izin defteri ile ispatlayamadığından, anılan dönem için yıllık ücretli izin alacağına ilişkin talebin kabulü gerekirken mahkemece yazılı gerekçelerle reddi hatalıdır.
E: 2006/27396 - K: 2006/34577
25.12.2006
Davacının iş sözleşmesinin "işyerinde yeniden, siparişlerin azlığı ve genel ekonomik nedenler" gerekçe gösterilerek feshedildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır, işyerinin kapatılması olgusu fesih nedeni yapılmadığı gibi, fesih tarihinde işyeri faal durumdadır. Fesihten yaklaşık 4 ay sonra işyerinin kapanmış olması feshi geçerli hale getirmez. Zira, fesih bildiriminin yapıldığı tarihteki koşullara göre feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığı belirlenmelidir. Davalı işveren fesih bildiriminde ekonomik nedenlere dayanmasına rağmen feshin geçekleştiği 2005 yılı Mart ayı itibari ile yeni işçi aldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Buna göre fesih tarihi itibari ile geçerli bir fesihten söz edilemez. Davacının işe iadesine karar verilmesi gerekirken işyerinin fesihten sonra kapanmış olduğundan söz edilerek davanın konusuz kaldığı ve bu nedenle karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması hatalıdır. Belirtmek gerekir ki, fesihten sonra işyerinin kapanmış olması işe iadeye ilişkin hükmün infazı ile ilgili bir hukuki sorundur. Bu husus, ileride açılacak boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı ile ilgili davada tartışılmalıdır.
E: 2006/28869 - K: 2006/32756
12.12.2006
Davacı işçi fazla çalışma, bayram ve resmi tatil ücretleri ile hafta tatili ücretleri yönünden isteklerde bulunmuştur. Mahkemece davacının eşi ve işyerinde çalışması olmayan diğer bir davacı tanığının beyanlarına göre anılan isteklerin kabulüne karar verilmiştir. Anılan tanıkların işyerindeki çalışma saatlerini bilmeleri mümkün değildir. Bu itibarla somut olayda davacının fazla çalışma yaptığı yine hafta tatilleriyle bayram ve genel tatillerde çalıştığı kanıtlanabilmiş değildir. Anılan istekler yönünden itirazın iptali isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne dair hüküm kurulması hatalı olmuştur.
E: 2006/28890 - K: 2006/28763
31.10.2006
Öncelikle, iş bu davanın 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 5/5. maddesi gereğince “Basın, yayın ve iletişim hizmetleri” hizmet kolunda Örgütlü sendikaların hukuki durumunu etkileyeceğinden, bu hizmet kolundaki sendikaların davaya dahil edilerek, taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamaya devam edilmesi gerekir.
Diğer taraftan mahkemece davacı tarafından iddialar ile ilgili olarak somut bilgi ve belge sunulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; hizmet kolu istatistiğine itiraz davalarının niteliği itibarıyla kamu düzeniyle ilgili olduğundan, mahkemece iddialara ilişkin delillerin kendiliğinden toplanıp Önceki istatistik ile kesinleşen üye sayısının ve üye yüzdesinin baz alınmak suretiyle Bakanlık kayıtları ve bu kayıtların dayanakları olan T… T… A.Ş., T…, P… ve Başbakanlık … Genel Müdürlükleri tarafından hazırlanan birleştirme tutanakları üzerinde gerekir ise bilirkişi marifetiyle inceleme yapılarak bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir değerlendirmeye tabi tutularak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

E: 2006/29467 - K: 2006/30663
21.11.2006
İbranamede kıdem, ihbar tazminatlarıyla izin ve fazla çalışma ücretleri yönünden miktar yer almaktadır. Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulamasına göre miktar içeren ibraname makbuz hükmündedir. Başka bir anlatımla ibranamede yazılı olan miktar bakımından borcun sona erdiği kabul edilmelidir.
Davacı işçi 1996 yılında ibraname ile ihbar ve kıdem tazminatlarıyla bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin ardından 1997 yılından 19.08.2002 tarihine kadar davalıya ait işyerinde çalışmıştır. 1996 yılında düzenlenmiş olan ibranamenin daha sonraki çalışmaları kapsadığından söz edilemez.

E: 2006/30008 - K: 2007/01222
29.01.2007
Öte yandan, davacı işverenin başka işyerlerinin de bulunduğunu ileri sürmüş, dinlenen davacı tanıkları iddiayı doğrulamışlardır. Davacının başka işyerlerinin bulunması halinde salt dava konusu işyerindeki işin bitimi fesih için geçerli neden olmaz. Zira fesih son çare olmalıdır. Davacının varsa diğer işyerlerinde değerlendirilme olanağının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Mahkemece belirtilen yönden araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
E: 2006/30340 - K: 2006/31894
04.12.2006
Dosya içeriğine göre davalı belediyece park ve yeşil alanların bakım ve onarım işleri ile makine ikmal bakım ve onarım işleri ve temizlik işlerinin ihale ile alt işverenlere yaptırıldığı anlaşılmaktadır. İhale tarihi itibariyle belirtilen hizmetlerin dışarıdan satın alma yolu ile temin edilmesi 5393 sayılı yasanın 67. maddesi uyarınca mümkündür. Bu nedenle davalı belediyece belirtilen işlerin taşerona devredilemeyeceği yönünde mahkemece varılan sonuç doğru değildir. Alt işverenlik uygulaması nedeni ile ortaya çıkan işgücü fazlalığı kural olarak fesih için geçerli neden teşkil eder. Ancak, feshin son çare olarak göz önünde bulundurulması gerekir. Davalı işveren belediye olup, davacının diğer ünitelerde değerlendirilebilmesinin mümkün olup olmadığı ve yeni işçi alınıp alınmadığı araştırılarak feshin son çare olması ilkesine uyulup uyulmadığı belirlenmelidir.
E: 2006/30579 - K: 2006/30470
20.11.2006
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 07.07.1965 gün ve 5/5 sayılı karan uyarınca eda davası açılabilecek hallerde kural olarak tespit davası açılamaz. Somut uyuşmazlıkta davacı tasarruf ve teşvik kesintilerini eda davası ile isteyebilir. Buna göre tespit isteğinin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
E: 2006/31538 - K: 2006/31235
27.11.2006
Fesih nedeni yapılan davacının eyleminin sabit olduğu mahkemece de kabul edilmesine rağmen, işyerinde genel bir denetimsizliğin olduğu, verilen zararın az olduğu, şoförlerin zaman zaman trafik cezalarının işverence karşılanmamasından dolayı ceplerinden ödemek zorunda kalmaları nedeni ile bu yola başvurdukları, bunun adeta işyerinde uygulama haline geldiği, fesih yerine zararın ödettirilmesi gibi eylem ile orantılı bir ceza verilmesi gerektiği ve aynı eylemden dolayı tazminatları ödenmek sureti ile işten çıkarılan işçilerin bulunmasından dolayı eşit işlem borcuna uyulmadığı gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının eylemi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II-e maddesinde belirtilen doğruluk ve bağlılığa uymayan davranış kapsamına girmektedir. Mahkeme gerekçesinde belirtilen hususların olması davacının söz konusu eylemini haklı kılmaz.
E: 2006/31873 - K: 2007/13120
26.04.2007
Çıraklar hakkında İş Kanunu hükümleri uygulanmaz. Davacı, hizmet süresinin tamamında çırak olarak çalışmış ise, taraflar arasında hizmet akdi bulunmadığından görevsizlik kararı verilmelidir.
E: 2006/32431 - K: 2006/33405
18.12.2006
Davalılar arasında yapılan sözleşmede, sözleşmenin konusu “… adresindeki fabrikasında üretim konusu olan kumaş boyama, terbiye, tekstil işleri ve bununla ilgili diğer işlerde çalıştırılmak üzere işçi teminidir." şeklinde belirtilmiş, sözleşme bedeli ise işçi sayısı ve ücretine göre kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin bu hükmüne göre davalılar arasında sözleşmenin hizmet alımı değil, işçi temini amacı ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Temin edilen işçilerin asli işlerde çalıştırıldığı da yine dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mevcut olgulara göre, davalılar arasında 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesi anlamında asıl işveren - alt işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Davacının başlangıçtan itibaren davalı A… A.Ş.’nin işçisi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle, taşeron olarak gösterilen davalı şirket hakkındaki dava husumet yönünden reddedilmeli, diğer davalı hakkında açılan dava ise esastan kabul edilmelidir.
E: 2007/00670 - K: 2007/08607
27.03.2007
Davacı işçi, daha sonra yürürlüğe giren 4857 sayılı Yasa ile getirilen iş güvencesi kapsamında kaldığından, toplu iş sözleşmesinde öngörülen cezai şart niteliğindeki tazminatın reddi gerekir.
E: 2007/03613 - K: 2007/04552
19.02.2007
Somut uyuşmazlıkta, toplu işçi çıkarma kuralına başvuran davalı işveren, öncelikle gönüllü olanları çıkaracağını belirtmiş olup, davacı bu işlemi kabul ederek emekliliğe hak kazanması nedeni ile ihbar tazminatı da ödenerek iş sözleşmesinin feshedilmesini kabul etmiştir. Toplu işçi çıkarmada gönüllü işçilerin iradesine Öncelik verilmesi ve işçi tarafından bu icabın kabul edilmesi halinde, karşılıklı olarak iş sözleşmesinin anlaşma yolu ile bozulması söz konusu olduğundan, bu işlemde artık işverenin toplu işçi çıkarmaya konu ettiği fesih nedenlerinin geçerli olup olmadığı araştırılmamalıdır. Bir başka anlatımla ihale sözleşmesinin bulunduğu durumda, feshin son çare veya işçinin seçiminin objektif ölçütlere uygun olup olmadığı ayrıca yargı denetimine tabi tutul amam alı, işçinin iradesini sakatlayan bir durum olmadığı sürece işe iade konusu yapılamamalıdır. Davacının iradesinin sakatlayan bir durum söz konusu olmadığı gibi, bu konuda somut bir kanıtta sunulamamıştır, ihbar tazminatının ödenmesi sonuca etkili değildir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalı bulunmuştur
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"İşçi-İşveren İlişkisi İle İlgili Değişik Seçme Yargıtay Kararları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı S.Cenani Yalkın'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
22-01-2008 - 03:44
(4167 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 3 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 3 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
23936
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 gün 21 saat 19 dakika 12 saniye önce.
* Ortalama Günde 5,74 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 95765, Kelime Sayısı : 10179, Boyut : 93,52 Kb.
* 8 kez yazdırıldı.
* 1 kez arkadaşa gönderildi.
* 12 kez indirildi.
* 12 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 739
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,12487102 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.