Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Müteselsil ( Zincirleme ) Suç

Yazan : Ömer T. Onat [Yazarla İletişim]

Makale Özeti
5237 sayılı yeni TCK'da müteselsil suç, mülga ceza kanunuyla karşılaştırılması ve müteselsil suç kurumunun tarihi seyri hakkında çalışmadır.
Yazarın Notu
İçindekiler, kaynakça ve kısaltmalar çalışmanın sonundadır.

G İ R İ Ş


Bu mütevazı çalışmada Türk Ceza Hukukunun genel kısmına dâhil olan ‘ müteselsil suç ‘ konusu kısa olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Ortaya esas olarak eski kanunla yeni kanun arasındaki belirgin farklılıklardan yola çıkılarak kurgulanmış bir çalışma çıktı. Yargıtay’ın yeni kanuna göre hüküm kurduğu kararların çokça yer alması arzu edilirdi, fakat takdir edilmelidir ki, ülkemizde bir ceza davası ortalama 1,5 yıl ( bu süreye bir de soruşturma safhası eklenmelidir ) sürmektedir. Yeni ceza kanunumuzun Haziran 2005 ‘te yürürlüğe girdiği düşünülürse, bu satırların yazıldığı tarihte müteselsil suçla alâkalı henüz eli yüzü düzgün bir kararın neden mevcut olmadığı rahatlıkla anlaşılır. 5237 sayılı kanunun failin aleyhine olması da bu durumun bir sebebini teşkil etmektedir.

Kullanılan kaynaklardan yapılan alıntılarda terim birliğini sağlamak için kimi zaman bazı kelimeleri aynı manaya gelen başka kelimelerle değiştirme cihetine gidilmiştir, fakat ilke olarak Yargıtay kararlarının orijinalliği korunmuştur.

Ceza kanununun getirdiği yeni sistemin iyice anlaşılması için sık sık tekrarlara müracaat edilmiş ve genellikle karşılaştırmaya dayalı bir üslup kullanılmıştır.

İlk olarak müteselsil suçun tanımı ve hukuki niteliği irdelenmiş ardından şartlarına değinilmiştir. Sonra kısaca, eskiden var olmayıp yeni kanunla getirilen bazı özel durumlar izah edilmiştir, müteselsil suç ile karıştırılması muhtemel bazı suçların müteselsil suçla mukayesesi yapılmıştır.

Müteselsil suçun 1926’dan itibaren zamanımıza kadar gelen süreçte uğradığı değişiklik ve tarihi seyrinin konunun anlaşılması bakımından faydalı olacağı düşünülmüştür. Müteselsil suçun hüküm ve sonuçları ise, konu ile alâkalı son teorik başlıktır.

Yargıtay’ın son yıllarda vermiş olduğu bazı kararlardan seçme alıntılar yapılmış ve temyiz mahkemesinin konuyla alakalı görüş, düşünce ve içtihadını göstermek amaçlanmıştır.

Son olarak ‘genel değerlendirme, kanaat ve sonuç’ başlığı altında müteselsil suç hakkında edinilen bilgilerden çıkarılan neticeler ve bazı temennilerin yer aldığı bölümle çalışma noktalanmıştır. 23. 4. 2007, Dersaadet




______________________________________________









A-) KAVRAM:

‘Müteselsil’ , ‘zincir gibi birbirine bağlı olan, arası kesilmeksizin birbirini takip eden’ manasına gelmektedir.1 Bu sebeple 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu da ‘müteselsil’ kelimesi yerine ‘zincirleme’ ifadesini benimsemiştir.
1926 tarihli 765 sayılı mülga ceza kanununun kaynağını oluşturan 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu yapılmadan önce doktrine hâkim olan anlayışa uygun olarak müteselsil suç, söz konusu kanunda açıkça hükme bağlanmış, oradan da bizim mevzuatımıza geçmiştir.2
Netice, prensip itibariyle belirli bir kanunî tarifte belirtilen dış âlemdeki değişiklikten ibaret bulunduğu için, tarife uygun her netice ayrı bir suç teşkil eder ve fail kaç netice meydana getirmişse o kadar suç işlemiş sayılarak, her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalara maruz kalır. Ancak, bazı hallerde değişik neticelerden dolayı faile çeşitli cezalar verilmez de, bir tek cezanın hükmedilmesi ile yetinilir. İşte birden fazla neticenin meydana gelmesine rağmen, faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri, müteselsil suçtur.
Müteselsil suç, Orta Zamanların pratik hukukçuları tarafından, sırf cezaların şiddetini azaltmak ve üçüncü bir hırsızlık suçunu işleyen kimsenin ölüm cezasına mahkûm olacağı hakkındaki kanun hükmünün uygulanmamasını sağlamak maksadıyla ileri sürülmüş ve ondan sonra doktrin ve mevzuata geçmiş 3 olan bir müessesedir.

B-) HUKUKİ NİTELİĞİ:

Kanun koyucu, müteselsil suç hakkında vazettiği hükümle suçların birleşmesinin bir çeşidini oluşturan müteselsil suçlarda, her ihlâlin bağımsız suç olması kuralına bir istisna koymuştur. Yani burada ihlâllerin tümü tek suç olarak kabul edilmiştir. Kanunumuzun bu hükmü gereğince, çalıştığı mağazanın kasasındaki paranın tamamını almayı düşünen ve eylemini bir defada icra etmeyip haftalara bölen müstahdemin, kendi motorlu aracına ihtiyacı oldukça benzin dolduran benzin istasyonu işçisinin, bir yıl süre ile patronunun purolarından hergün birer tane alan uşağın bu eylemleri tek suç sayılacaktır.4
Müteselsil suçun hukuki niteliği incelendiği zaman ortaya çıkan tartışma, müteselsil suç durumunda tek bir suçun mu, yoksa teselsülü oluşturan eylem kadar suçun mu oluştuğu noktasında toplanmaktadır. Bir görüşe göre, müteselsil suç halinde birleşme tamamıyla farazi bir nitelik taşımaktadır. Şöyle ki; müteselsil suçu

1 Artuk- Gökçen- Yenidünya, Ceza hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2002, s. 860.
2 Toroslu Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, 8. Baskı, Ankara, 2005, s. 314.
3 Müteselsil suç müessesesini kabul etmeyen kanunlar da vardır. Bu arada Fransa ve Belçika kanunlarında bu müessese yoktur. Buna karşılık eski ve yeni İtalyan, Fin, Yunan Ceza Kanunları’nda hüküm bulunmayan ülkelerde de, doktrin alanında müteselsil suç müessesesi kabul edilmiştir. (Dönmezer- Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Genel Kısım, Cilt 1, 14. Bası, s. 392.)
4 İçel Kayıhan, Suç Teorisi, 2. Bası, 2000, s. 434.
1




meydana getiren fiillerden her biri, esasta, bağımsız suç olma niteliğini korumakta, ancak kanunda gösterilen belirli hususlar bakımından, meselâ davaya bakmaya yetkili olan merciin tespit edilmesi gibi haller yönünden tek suç sayılmakta, fakat bu hallerin dışında ve özellikle af kanununun uygulanması bakımından her fiil tek başına nazara alınabilmektedir. Müteselsil suç, cezaların içtimaına ait kuralları belirtmek amacı ile kabul edilen kanunî bir faraziyedir. Diğer bir görüşe göre, müteselsil suç gerçek anlamda tek suçtur, zira müteselsil suçları bir araya getiren suç işleme kararındaki birliğin, farazi ve gerçeğe aykırı bir şey olduğunu iddia etmeye imkân yoktur; ortada birden fazla suçun bulunduğu inkâr edilemezse de, bu müteaddit suçlar hukukî bir birlik meydana getirir.5 Bu konuda 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı yeni TCK arasında da kanun metni bakımından bir farklılık göze çarpmaktadır:
765 sayılı kanunun 3. 6. 1941- 4055 sayılı kanunla değişik 80. maddesinde, ‘Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vâki olsa bile bir suç sayılır denilirken, 5237 sayılı yeni TCK’ nın 43. maddesinde ‘Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilirdenilmiştir.
Görüldüğü gibi, eski kanun yukarıda kısaca açıklanan görüşlerden ikincisine yani müteselsil suçun tek bir suç olduğuna ilişkin teoriyi benimsemiş, buna karşılık yeni kanun ‘bir suç sayılır’ değil de ‘bir cezaya hükmedilir’ diyerek birinci görüş doğrultusunda maddeleşmiş, teselsülü oluşturan ve kanunî tipi ihlâl eden her eylem ve sonucu bağımsız bir suç olarak ele almıştır. Buna göre; müteselsil suç, ancak kanunun gösterdiği haller bakımından bir bütünlük gösterir ve bu hallerde failin ister lehine ister aleyhine olsun, kanunda yazılı hükümler uygulanır; meselâ verilecek ceza artırılır. Ancak aslında faili kanunun çok ağır uygulamalarından korumak amacı ile kabul edilmiş bir müesseseyi, kanunun göstermediği hallerde de, failin aleyhine kullanmak doğru olmadığı gibi, teknik-hukuk bakımından başka bir sonuca varmak da kanuna aykırı olur. Müteselsil suçu meydana getiren fiiller, ancak kanunda gösterilen hususlar bakımından (yetki, zamanaşımı, vb.) tek suç görüntüsü taşır; bunların dışında kalan meselelerde her suç bağımsızdır, yani müteselsil suç, bu meseleler bakımından bölünebilir, parçalanabilir.6

C-) MÜTESELSİL SUÇUN ŞARTLARI:

1- Objektif Şartlar
a) Her biri tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu birden çok eylemin (suçun) bulunması şartı

Kanunumuz ‘aynı suçun birden fazla işlenmesi’ diyerek, müteselsil suçta ihlâller sayısınca suçun ve eylemin bulunduğunu belirtmek istemiştir. Gerçekten kanunun aynı hükmünün tek eylemle birden çok ihlâli mümkün olmadığı içindir ki, müteselsil suçlarda eylem çokluğu zorunludur.7
Teselsül ilişkisi bakımından suç teşkil eden birden çok eylemin varlığı gerekli olunca, bunun doğal sonucu eylemlerden her birinin ayrı ayrı bütün suç unsurlarına sahip bulunmasıdır. Yani her eylemin tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu olması

5 Dönmezer- Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Genel Kısım, Cilt 1, 14. Bası, s. 393.
6 Aynı eser, s. 394.
7 Karş. TCK madde 43/ 2.


2




şarttır.8 Kanun çeşitli ihlâllerden söz ettiğine göre, başlı başına bir suç teşkil etmeyen ve aynı suçu meydana getiren hareketler birden fazla olsa da, müteselsil suçun bulunduğu ileri sürülemez. Meselâ fail mağduru birkaç bıçak darbesi ile öldürse, her darbe başlı başına bir suç meydana getirmeyip, bir tek suçun icra hareketlerinden ibaret bulunduğu için, ortada esasen birden fazla suç yoktur; bu durum tek suç meydana getirdiğinden, müteselsil suç gerçekleşmez; sonucunda faile yalnız bir ceza verilmekle yetinilir ve bu ceza 43. madde gereğince artırılmaz. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir kararında: ‘Aynı kast altında mağdurun iki ayrı eşyasını ızrar etmek tek bir muhtelit suç olduğundan, bunu müteselsil suç addiyle cezanın şiddetlendirilmesi yolsuzdur.’ 9 hükmünü kurmuştur.10
İşlendikleri sırada suç teşkil etmeyen eylemler, teselsül ilişkisinde nazara alınmazlar. Aynı şekilde, kusurluluğun bulunmaması veya bir hukuka uygunluk sebebinin söz konusu olması sebebiyle suç teşkil etmeyen eylemler de teselsül ilişkisinin kapsamına sokulmazlar. Meselâ, ilk müessir eylemi11 haklı savunma hâlinde işleyen failin sonraki eylemleri arasında teselsül ilişkisi mevcutsa, diğer şartlar gerçekleşmiş olsa dahi, haklı savunma hâlinde işlenen eylemin diğer eylemlerle birlikte müteselsil suç teşkil ettiği söylenemeyeceği gibi, işlediği suçlardan birinde esaslı yanılgıya12şen failin kusurlu olmayan bu eylemini de müteselsil suça dâhil etmeye imkân yoktur.13
Birden çok suçların icraî veya ihmalî olması da kabildir. Meselâ kendisine infaz edilmek üzere birden fazla ihzar müzekkeresi verilen zabıta memuru, aynı suç işleme kararının etkisi altında olarak, bunların hiçbirisini infaz etmez ise, müteselsil suç hükümleri tatbik edilir.
Müteselsil suçun bir suçların birleşmesi hâli olması, yani gerçekte suç çokluğunun kapsamına girmesi, kanunun gösterdiği durumlar dışında, teselsül ilişkisi içindeki eylemlerin ( gerçekte suçların ) bağımsız niteliklerine göre işlem yapılması zorunluluğunu sonuçlar. Durum böyle olunca, suçlardan bazıları kovuşturma şartlarına bağlı bulundukları takdirde, mahkemece bu şartların sözü geçen suçlar bakımından ayrı ayrı incelenmesi ve ancak kovuşturma şartları gerçekleşen suçların teselsül ilişkisinde dikkate alınmaları gerekir. Buna karşılık, kovuşturma şartına bağlı olduğu halde, sözü geçen şartın henüz gerçekleşmediği bir suç, müteselsil suç yönünden göz önünde tutulmaz.14
Müteselsil suç ilişkisine giren her bir eylemin, suçun bütün unsurlarını taşıması gerekir. Zira işlendiği zaman suç oluşturmayan eylemler, müteselsil suç ilişkisinde dikkate alınmazlar. Meselâ ilk eyleminde başkasının sanarak kendi koyununu çalan çoban, ikinci eyleminde başkasının koyununu çalarsa müteselsil suçtan söz edilemez. İlk eylem suç oluşturmamaktadır. Yine, haciz yapmak için gittiği eve, sonradan rıza dışında özel amaçla giren icra memurunun eylemine müteselsil suç hükümleri uygulanmaz. Zira haciz işlemi hukuka uygundur.15


8 İçel, aynı eser, s. 436.
9 YCGK, 5. 10. 1953, E.136
10 Dönmezer- Erman, aynı eser, s. 395.
11 Karş. 5237 sayılı TCK, madde 43/ 3
12 Bkz. YTCK. madde 30/ 1,4.
13 İçel, aynı eser, s.437.
14 Hükümden önce şartın gerçekleşmesi durumunda, bu çeşit suçların da müteselsil suç içine sokulacakları hususunda şüphe edilemez.(İçel, s.438)
15 Ercan İsmail, Ceza Hukuku, Genel Hükümler Özel Hükümler, 3. Bası, İkinci Sayfa Dizisi, s. 344.


3





Bundan başka, sözü geçen suçlardan her biri, başlı başına cezalandırılabilir olmalıdır. Şayet bu suçların arasında zamanaşımı, af veya şikâyetten vazgeçme gibi ceza ilişkisini ortadan kaldıran bir neden varsa bu suçlar dahi müteselsil suç bakımından dikkate alınmazlar. Fail hakkında önceki suçlardan dolayı dava açılmışsa ya da iddianame düzenlenmişse hukuksal kesinti oluşur ve bu nedenle davanın açıldığı veya iddianamenin düzenlendiği tarihten sonra işlenen suçlar hakkında müteselsil suç nedeniyle mahkûmiyet hükmü kurulamaz.16
Taksirli suçlarda teselsül hükümleri cereyan etmez; gerçekten taksirli suçlarda kast yoktur; kast olmayınca bir suç işleme kararından söz etmeye de imkân bulunmaz ve sonucunda müteselsil suçun sübjektif şartı ( aynı-bir suç işleme kararı ) gerçekleşmez.
Birden fazla ihlâllerden bazısı tamamlanmış olabileceği halde birinin veya birkaçının teşebbüs derecesinde kalması mümkündür ve bu durum müteselsil suçun varlığını zedelemez.

b) Birden fazla eylemin ‘aynı kanun hükmünü’ ihlâl etmesi şartı ( ya da birden fazla işlenen suçun aynı suç olması )

5237 sayılı yeni TCK. kabul edilmeden önce aynı kanun hükmünden ne anlaşılması gerektiği hakkında tartışmalar yaşanmaktaydı. Tartışmaların merkezini aynı madde başlığı altında tarif edilen bir suçun basit ve ağırlaştırılmış şeklinin aynı suç mu, yoksa farklı suç mu olduğunun tespiti oluşturmaktaydı. Doktrin ve uygulama uzun fikir savaşlarından sonra, müteselsil suçun ceza kanunundaki varlık amacını da göz önüne alarak basit ve mevsuf halleri aynı kanun hükmü kalıbına sokmuştur. Sonuç olarak; basit hırsızlık suçundan sonra, diğer şartların da varlığı hâlinde, mevsuf-nitelikli hırsızlık suçunu işleyen fail hakkında teselsül hükümlerinin tatbik edilmesi gerektiği şeklindeki uygulama benimsenmişti.
Bu konuda 5237 sayılı YTCK tüm tereddütleri bertaraf edecek bir cümleyi hüküm hâline getirmiştir. Mezkûr kanunun 43. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aynen şöyledir: ‘Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır.’ Bu bakımdan basit hırsızlık (TCK. m. 141) ile mevsuf hırsızlık ( TCK. m. 142 ), basit zimmetle ( TCK. m. 247/ 1 ) nitelikli zimmet ( TCK. m. 247/ 2 ) suçları arasında müteselsil suça ait hükümlerin tatbiki mümkünken17; bir gün dolandırıcılık, öteki gün hırsızlık bir başka gün ise sahtekârlık yapan kimsenin


16 Ercan İsmail, aynı eser, s. 345.
‘Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ve özel dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere iddianamenin düzenlenmesi, mahkûmiyet hükmü, şikâyetten vazgeçme üzerine verilen düşme kararı, Af Yasası hukuki kesinti oluşturmaktadır. Mütemadi suçlarda hukuki kesintiden sonra fiile devam edilmesi, müteselsil suçlarda ise fiilin tekrarlanması, yeni ve müstakil bir suçu oluşturmaktadır. Yargıtay’ın duraksamasız ve kararlılık gösteren içtihatları da bu doğrultudadır.
İncelenen dosyada; 30. 9. 1992 tarihli iddianame ile hukuki kesinti oluştuktan sonra 8. 10. 1992 günü ikinci kez işlenen hırsızlık fiili, ayrı bir suç teşkil etmektedir. Bu nedenle olayda yerel mahkemenin de tartıştığı ve kabul ettiği gibi TCY’nin 80. maddesinin uygulanması olanaksızdır. Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.’ Yargıtay Ceza Genel Kurulu 12. 3. 1996, E:1996/ 6- 24, K:1996/ 34. ( Meydan-Yapal, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, 1. Baskı, 2004, İstanbul, s. 563. )
17 Müteselsil suç hükümleri tatbik edilirken her zaman TCK’nın 43/ 3. maddesinin göz önünde bulundurulması gerektiği unutulmamalıdır. Teselsüle konu olabilecek çok önemli birtakım suçlar ( kasten öldürme, yaralama, işkence, yağma ) gerçek içtima hükümlerine tâbi olacaktır.


4







fiillerine müteselsil suç hükümleri uygulanmaz.18

c) Aynı suçun ‘bir kişiye karşı’ işlenmesi şartı

Müteselsil suçun tatbiki üzerinde önemli değişiklikler husule getirebilecek bir hüküm yeni ceza kanunuyla mevzuatımıza girmiştir. Buna göre müteselsil suça ilişkin hükümlerden faili yararlandırmanın bir şartı şudur ki; suçlar bir kişiye yani aynı kişiye karşı işlenmelidir. Bu bakımdan, artık, ilk gün (A)’ya ait kalemi sonraki gün de (B)’nin kalemini çalan hırsız, aynı suç işleme kararıyla ( müteselsil suçun sübjektif şartı ) hareket etse bile müteselsil suç hükümlerinden yararlanamayacak, işlediği iki hırsızlık suçu, gerçek içtima kurallarına göre toplanacak ve ona göre hüküm giyecektir. Yine bir otoparkta bulunan otomobillerdeki radyo teyplerinin çalınması durumunda, her bir kişiye ait otomobildeki hırsızlık eylemi, bağımsız bir suç olma özelliğini korur ve olayda cezaların içtimaı hükümleri uygulanır. Zira mağdur sayısı birden fazladır. Buna karşılık bir sürüden aynı anda farklı kişilere ait koyunların veya bir emanetçiden birden fazla kişiye ait malların çalınması durumunda tek bir suç oluşur. Hırsızlık suçunda mülkiyet değil zilyetlik korunmaktadır.19
Eski TCK’da suçun mağdurunun farklı kişiler olması, müteselsil suç hükümlerinin uygulanmasını engellemiyordu.20 Yeni TCK ile ancak suçların mağdurunun aynı kişi olması durumunda, müteselsil suç hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Ancak 2005 yılında 5377 sayılı kanunla21 yapılan değişiklikle, ‘mağduru belli olmayan suçlarda ‘ buna bir istisna getirilmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte, bir suçun mağduru belli bir kişi olmasa bile, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda müteselsil suç hükümleri uygulanacaktır. Başka bir ifadeyle, mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda, müteselsil suç için aranan ‘aynı kişiye karşı işlenme şartı’ artık aranmayacaktır. Böylece topluma ve devlete karşı suçlar açısından müteselsil suç hükümlerinin tatbik edilme imkânı getirilmiştir. Meselâ çevrenin kasten kirletilmesi, imar kirliliğine neden olma, parada sahtecilik, kıymetli damgada sahtecilik, mühürde sahtecilik ve rüşvet suçlarında belli bir kişi suçun mağduru değildir. Yine komşu bakkalın kasasından para çalan fail, komşusunun bakkalı başkasına devrettiğinden haberdar olmadan ikinci gün tekrar kasadan para alma kastıyla bakkala girip tipik eylemi gerçekleştirse, farklı kişilere karşı işlenmiş iki ayrı hırsızlık suçu olmasına rağmen, failin, bakkal dükkânını devir olayından haberi olmaması ‘mağduru belli olmayan suç’ kalıbına oturur ve fail müteselsil suç hükümlerinden yararlanır. Zira onun kastı komşusunun parasını çalmaktır yoksa devralan yeni şahsa karşı bir kastı mevcut değildir.

d) İşlenen birden fazla suçun m. 43/ 3’ te sayılan suçlardan birisi olmaması şartı

TCK m. 43/ 3’ e göre ‘Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.’ Bu suçlar ister aynı ister farklı kişilere karşı işlenmiş olsun müteselsil suç kuralları uygulanmaz.


18 Artuk- Gökçen- Yenidünya, aynı eser, s. 861.
19 Ercan, İsmail, aynı eser, s. 348.
20 Bkz. 1926 tarihli 765 sayılı ETCK m. 80.
21 29. 6. 2005, 5377 sayılı kanun, madde 6.


5






Buna göre, mülga ceza kanunu döneminde yaşanan kimi tartışmaların sona ermesi amaçlandığı gibi, bazı toplumda infial uyandıran suçları işleyenler korumadan faydalandırılmamak istenmiştir. Meselâ artık yeni kanun döneminde bir kişiye birer gün arayla aynı suç işleme kararıyla tokat atan ya da herhangi bir şekilde yaralayan kimse müteselsil suçtan faydalanamaz. Bir bombayla birden fazla kişinin ölümüne ya da yaralanmasına sebep olan failin cezasını madde 43’e göre tayin etmeye imkân yoktur. Gerçek içtima kuralları tatbik edilmelidir.22

2- Sübjektif Şart ( Aynı suç işleme kararı )

Şüphe yoktur ki, taksirli suçlarda teselsül geçerli olmayacağına göre, müteselsil suçu meydana getiren suçlardan her biri kasıtlı bir suçtur ve bu suçlar bağımsız niteliklerini, kanunun birleştirmeyi emreden hükümlerinin dışında koruduklarına göre, her suç ayrı kast ile işlenmektedir. Demek oluyor ki, müteselsil suçta kastlar zorunlu olarak ayrıdır. Aynı ve tek olan şey, bu bağımsız kastları birleştiren ve bu sebeple kasttan başka bir anlam ifade etmek zorunda bulunan ‘suç işleme kararı’ dır.
Müteselsil suçun en önemli şartı, birden fazla fiillerin aynı ( bir ) suç işleme kararına bağlanmasından ibarettir. Suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünü birkaç defa ihlâl etmek hususunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyet anlaşılır. Fail, önceden böyle bir plân veya niyeti tespit etmiş, bunu bir defada gerçekleştirecek yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plâna göre hareket etmiş olduğu içindir ki, birden fazla olan kısımlar, tek bir müteselsil suç meydana getirirler.23
Failin hareketleri arasında bulunması gereken sübjektif bağlantı şartının gerçekleşmesi bakımından, çıkacak her fırsattan yararlanmak hususunda genel ve soyut bir karar yeterli sayılamaz. Meselâ hırsızlık ve dolandırıcılıkta geçimin sağlanmasına ilişkin karar müteselsil suçun sübjektif şartını gerçekleştirmeyeceği gibi, hırsızlık yapmak amacıyla bir şehre gelen ve bir hafta süreyle bu şehirde hırsızlık yapmayı düşünen failin işlediği hırsızlık suçlarının da aynı suç işleme kararına bağlı oldukları söylenemez. Aynı şekilde, suçların işlenme yerleri, zamanları ve işleniş şekilleri belirsiz olarak çok sayıda bisiklet çalınması hususundaki genel karar müteselsil suçun sübjektif şartı yönünden yetersizdir. Buna karşılık, belirli bir işyerinden veya bisiklet parkından uygun şartlardan faydalanarak mümkün olduğu kadar çok sayıda bisiklet çalınmasına karar verilmesi hâlinde ‘aynı suç işleme kararı’ nın gerçekleştiği kabul edilebilir.
Baştan itibaren tüm neticeye yöneltilmiş bir suç işleme kararının müteselsil suçların gerçekleşmesi yönünden gerekli olmaması, failin bütün fiilleri önceden ayrıntılı bir şekilde öngörmesi zorunluluğunu da ortadan kaldırır. Meselâ belirli bir tarihte işlenmesi öngörülen suçun bazı nedenlerle ertelenmesi, sübjektif şartın gerçekleşmesine engel değildir. Bunun gibi, sonradan işlenecek suçların fail tarafından belirli şartların gerçekleşmesine bağlı tutulması da mümkündür. Meselâ



22 Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, işkence suçlarına ek olarak kanunun ilk hâlinde ‘cinsel saldırı’ ile ‘çocukların cinsel istismarı’ suçları da bulunmaktaydı. Ancak bu iki suç, Yargıtay, hâkim ve savcılarda tereddütlere neden olunca 29. 6. 2005 gün ve 5377 sayılı kanunun 6. maddesi ile fıkra metninden çıkarılmıştır. ( Ayrıca bkz. madde gerekçesi )
23 Dönmezer- Erman, aynı eser, s. 398.

6




failin ikinci hırsızlığı, ilk hırsızlıktan elde edeceği çıkarın maksadını karşılamaması şartına bağlı tutulması veya hırsızlık malını kârlı bir şekilde satabildiği takdirde, diğer hırsızlık suçlarını işlemeye karar vermesi hallerinde sübjektif şart gerçekleşmiş sayılmalıdır.24

***Aynı suç işleme kararının tespiti:

Müteselsil suçun sübjektif şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesindeki güçlükler sebebiyle, bu konudaki gözleme özel bir itina gösterilmelidir. Bu işleme girişilirken gündelik hayat tecrübelerinden genel bir yol gösterici olarak faydalanılması mümkündür. Meselâ aynı gecede olsa dahi, fail tarafından üç ayrı evin soyulmasında25 , ‘aynı suç işleme kararı’ nın bulunmadığı kural olarak kabul edilebilir.
‘Aynı suç işleme kararı’ nın bulunup bulunmadığının tayininde gündelik hayat tecrübelerine dayanan hâkim, suçların işleniş şekillerindeki benzerlik, suçların işlenme zamanları ve yerleri arasındaki ilişki, suçların işlenmesine hükümden sonra devam edilip edilmediği gibi yardımcı kriterlerden de faydalanabilir. Subjektif şartın belirlenmesi yönünden hâkimin sahip bulunduğu takdir yetkisinin Yargıtay denetiminin dışında olduğu çoğu yazar tarafından ifade edilmekte ise de, temyiz mahkemesi, yerel mahkeme hâkiminin bu konudaki takdir yetkisini de denetlemektedir.26


24 İçel, aynı eser, s. 447.
25 Bu üç evin YTCK’ nın açık hükmü gereği aynı şahsa ait olduğu düşünülmelidir.
26 ‘..... Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun konuya ilişkin 2.3.1987 gün ve 341/ 84 sayılı, 20. 3. 1995 gün ve 48/ 68 sayılı kararlarında, öğretideki görüşlere yer verildikten sonra ‘aynı suç işleme kararından’ yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiştir.
Aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenecektir.
Yine yargısal kararlarda, suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağı genel bir kabul görmekte ise 2- 3 ay gibi uzun sayılabilecek ve makul kabul edilemeyecek bir zaman aralığının bulunması halinde, suç işleme kararında birlik bulunamayacağı kabul edilmiş, öğretide de, aradan geçen uzun sürenin aynı suç işlemek kararının değil ortaya çıkan fırsatlardan yararlanma şeklinde yorumlanması gerektiğine, iki ihlal arasında çok uzun bir zaman aralığı bulunmasının suç kararında birlik olmadığına karine teşkil edebileceğine değinilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde, sanık aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle, aynı mağdura farklı yerlerde iki kez ırza tasaddi suçunu işlemiştir. Ailelerin sanığı, çocuklarının yanlarında görmek istememeleri, suç işleme kararındaki birliği değil, sanığın suç işlemeyi itiyat haline getirmiş bir kişi olduğunu, sanık ve mağdurun komşu ve her an birbirini gören kişiler olmasına karşın, ilk eylemle ikinci eylem arasında geçen ve makul sayılamayacak 7–8 aylık uzunca bir süre sanığın aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suçu işlediğini göstermektedir.
Bu itibarla somut olayda, sanığın aynı suç işleme kararıyla eylemleri gerçekleştirmediğini kabul eden yerel mahkeme uygulaması isabetli olup, direnme kararının onanmasına karar verilmelidir.’( YCGK, 8. 7. 2003, E: 2003/ 5- 189, K: 2003/ 207 )


7




D-) YTCK’ nın 43/ 2. maddesi ve farklı hak sahiplerine karşı işlenen suçlarda müteselsil suç:

ETCK. döneminde mağdurların çokluğunun teselsüle vücut verip vermeyeceği konusu tartışılmış, hatta bazı nevi suçların başka başka kişilere karşı işlenmesi durumunda teselsülü kabul edip, diğer bazı suçların farklı kişilere karşı işlenmesi hâlinde müteselsil suçun tatbikini reddeden görüşler ileri sürülmüş, daha da önemlisi bu konuda Yargıtay kararları ve içtihatlar oluşmuştur. Bu görüşte olan yazarlara göre hayat, vücut bütünlüğü, şeref, sır, kişisel özgürlük ve konut dokunulmazlığı gibi kişilik haklarına karşı işlenen suçlarda müteselsil suç ancak mağdurun aynı kişi olması hâlinde mümkündür. Bu sebepledir ki, mağdurları başka olan cinsel saldırı veya cinsel taciz suçlarında, birden çok kimsenin öldürülmesinde veya mağdurları farklı bulunan müessir fiillerde, çeşitli kimselere karşı işlenen hakaret ve sövme suçlarında müteselsil suçtan söz edilemez. Toplumsal hukukî değerleri ihlâl eden bazı suçlarda da aynı şekilde hareket etmek gerekir. Meselâ rüşvet verme suçunda başka başka memurlara rüşvet verilmişse müteselsil suç hükümleri uygulanamaz. Buna karşılık malvarlığı haklarına tecavüzü ifade eden suçlar faklı kimseler aleyhine işlenmiş olsalar dahi müteselsil suç bulunabilir.27, 28, 29



‘Sanıklar olay günü saat 20.30 sıralarında müşteki M.P.’ ye ait ahıra, kapıdaki kilidi kırmak suretiyle girerek 8 adet güvercini çaldıktan sonra, bu güvercinleri sanık M.M. ‘nin evine bırakmışlar ve çaldıkları bu güvercinlerle yetinmeyerek bu kez ayrı bir sokakta bulunan müşteki A.T.’ye ait ahırın kapı kilidini kırmak suretiyle 9 adet daha güvercin çalmışlardır. Sanıklar ikinci hırsızlık eylemini başka bir mağdura ait, değişik bir yerden, ayrı ve yeni bir kararla gerçekleştirmişlerdir. Olayın akışına ve dosya içeriğine göre, eylemler arasında sübjektif bir bağlantı, dolayısıyla aynı suç işleme kararı bulunmamaktadır. Özellikle M.G.’nin savunmasında, ilk hırsızlık olayından sonra çaldıkları güvercinleri, sanık M.M.’nin evine bıraktıktan sonra başka güvercin aramaya çıktıklarını belirtmesi karşısında, sanıkların yeni bir karar alarak hareket ettikleri, çaldıkları 8 adet güvercin ile yetinmedikleri, önceden yapılmış bir plan ve mağdurların ahırlarından hırsızlık yapılacağına ilişkin genel bir niyet, bir suç işleme kararının mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece bu savunma yanlış değerlendirilerek, sanıkların eylemlerini gerçekleştirmek için önceden plan yaptıklarının kabul edilmesi isabetsizdir. Bu nedenle yerinde olmayan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. ( YCGK, 23. 2. 1999, E: 1999/ 6–15, K: 1999/ 27 )
Bu konuda bir kararda çoğunluk görüşüne katılmayan 4. Ceza Dairesi Başkanı Sami Selçuk: ‘T.Ceza Yasası’nın 80. Maddesinde öngörülen ve suçların içtimaını düzenleyen kesintili (müteselsil) suç; ‘her suça ayrı ceza uygulanır’ ilkesinin bir ayrığıdır. O yüzden kesintili suçta, ceza uygulaması ve süre aşımı hükümleri dışında ve bu ilke doğrultusunda her suç bağımsızlıklarını korur. Tek ceza ve süre aşımı açısından getirilen ayrık durumun nedeni de, ayrı kasıtlarla ve fakat bu kasıtları kapsayıcı ve kavrayıcı nitelikteki ‘aynı suç işleme kararı’ yla suçların işlenmesidir. Bu ise eylemlerin/suçların niteliklerine, işleniş biçimlerine, benzerliklerine göre çözülecek bir fiili sorundur. Bunu çözme yetkisi Yargıtay’ın değil duruşma yapan organındır. Yargıtay, duruşma yapan yargı organının yerine geçerek hüküm kuramaz. İnceleme konusu olayda, iddianame düzenlenmesinden sonra yeni suçun işlenmiş olması, yeni bir karar olduğuna ilişkin sadece güçlü bir karinedir. Ancak, bu tersi kanıtlanamaz bir karine değildir. Bu konuda kesin kural getirilemez. Yargıtay’ın eski görüşleri bu açıdan gözden geçirilmeli ve sorunun tartışılması duruşmayı gerçekleştiren mahkemece mutlaka yapılmalıdır. Bu gerekçeyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (YCGK, 12. 3. 1996, E.1996/ 6– 24, K. 1996/ 34; Kararlar için bkz. Meydan- Yapal, aynı eser, s. 561 vd. )
27 İçel, aynı eser, s. 452.
28 ‘F., aynı anda ve tek bir cümle ile iki astsubaya birden hakarette bulunmuş ( tur ). Bu gibi hallerde muhtelif suçlar şahsa sıkı surette bağlı olan ve kolektif şekilde ortaya çıkmalarına imkân bulunmayan hakları ihlal etmekteyse, kaç şahsın hakkı ihlal edilmişse o kadar suç vardır ve binnetice mağdurların çokluğu, bu nevi suçlarda müteselsil suçun mevcudiyetini imkânsız kılar. Hakaret ve sövme suçlarının cezalandırılmasında güdülen amaç insan şeref ve


8




5237 sayılı yeni TCK yürürlüğe girdiğinden, artık bu tartışmalar büyük oranda önemini kaybetmiştir. Bir kere müteselsil suçu tanımlayan ve özelliklerini ve şartlarını belirten birinci fıkrada, suçların bir kişiye yani aynı kişiye karşı işlenmesinden söz edilmektedir. Şu halde mağdurlar birden çok ise yani birden çok kişi dolandırıcılık suçunun mağduru ise, birden çok kişi hırsızlık suçuna muhatap olduysa müteselsil suç hükümleri uygulanmaz. Gerçek içtima kuralları uygulanır. Bu konuda şahıslara karşı işlenen suçlar- malvarlığına karşı işlenen suçlar şeklinde bir ayrım yapmaya imkân ve gerek yoktur. Mağdur iki veya daha fazla ise müteselsil suç yoktur.
Yukarıda bahsi geçen başka başka memurlara rüşvet verme suçunda ise özel bir durum vardır. TCK m.43/ 1’e 2005 yılında eklenen bir cümle şöyledir: ‘Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.’ Böylece müteselsil suç için aranan ‘suçların bir kişiye karşı işlenmesi’ şartı bir nebze olsun yumuşatılmıştır. Rüşvet suçunun mağdurunun kesin ve bir kişi olarak tespiti mümkün değildir. Devlete ait maddi menfaatlerin yanı sıra, kamu görevlisine duyulması gereken itimat bu suçta korunan hukukî menfaattir. Esasen bu cümlenin maddeye eklenmesindeki amaç da, yeni kanunla uygulanması daraltılan müesseseye biraz açılım getirilmek istenmesidir. Hülasa, başka başka memurlara rüşvet verilmişse müteselsil suç hükümlerinin uygulanmaması için hiçbir sebep yoktur. Yeter ki diğer şartlar tamam olsun.
Suçların aynı kişiye karşı işlenmesi şartına yeni düzenlemeyle getirilen bir istisna da 43. maddenin ikinci fıkrasıdır. Sözü geçen maddeye göre: ‘Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır.’ Bu fıkranın uygulanmasına örnek olarak bir sözle birden çok kişiye hakaret edilmesi gösterilmektedir.30 Suçun mağdurunun birden çok olmasına rağmen, müteselsil suçun tatbik edileceği yegâne hal bu fıkradır. Bazı yazarlar tek bir fiille birden çok kişiye karşı aynı suçun işlenmesini mümkün görmemekte, buradaki ‘tek fiille’ ibaresini ‘tek bir davranışla’ şeklinde anlamak gerektiğini ifade etmektedirler.31
Kanunun ifadesi uygulamada tereddüt uyandırabilecek gibiyse de, maddenin son fıkrası32 bu tereddütleri büyük oranda giderecektir. Meselâ bir patlayıcıyla üç kişiyi yaralayan faile üç ayrı yaralamadan ceza verilecek, 43/ son fıkra gereğince teselsül hükümleri uygulanmayacaktır.

E-) Müteselsil suçun bazı benzer suçlarla mukayesesi:

1-Müteselsil Suç- Bileşik Suç33: Bileşik suç TCK’nın 42. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre işlenen suçlardan biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı sebebi ise bileşik suç söz konusu olur ve faile tek ceza verilir. Bu halde tüketen, tüketilen suç ilişkisi vardır. Bileşik suçta gerçek mânâda bir tek suç vardır. Misâl


haysiyetinin korunması olduğundan; isterse bir yerde, bir zamanda harcanan tek bir sözlü hakaret ve sövme yapılmış olsun; burada kaç kişinin şeref ve haysiyeti zedelenmiş ise o kadar sayıda suç işlenmiş sayılır.’ ( Askerî Yargıtay, 5. Daire, 20. 6. 1990, 337/ 333, Artuk- Gökçen- Yenidünya, aynı eser, s. 870 vd. )
29 Ayrıca Karş., TCK madde 43/2.
30 Bkz. Madde gerekçesi
31 Toroslu, aynı eser, s. 315.
32 ‘Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.’
33 Bkz. TCK madde 148. ( yağma suçu )


9



olarak yağma suçu, hırsızlık ve cebir- tehdit suçlarının birleşmesinden ibarettir. Yağma suçunu işleyen faile hırsızlıkla cebir- tehditten ceza verilmez. Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanmış olan yağma suçundan ceza verilir. Esasen burada özel normun önceliği söz konusudur.
Buna karşılık müteselsil suçta, her suç bağımsızlığını korumaktadır. Bileşik suçun kendisini oluşturan suçlara bölünmesi mümkün değildir. Bu itibarla, bileşik suç, sonucun gerçekleştiği yer ve zamanda tamamlanmış sayılır. Müteselsil suç ise, teselsüle dâhil son suçun gerçekleştiği anda tamamlanmış sayılır.

2-Müteselsil Suç- Mütemadi Suç34: Mütemadi suç hareketin oluşturduğu sonucun derhal sona ermeyip, bir süre devam ettiği suçtur. Mütemadi suçta normun ihlâli kesintisiz olduğu halde, müteselsil suçta, ihlâller arasında bir zaman kesintisinin bulunduğu görülmektedir.
Mütemadi suçta aynı ve tek sonuç devamlılık göstermesine karşılık, müteselsil suçta gerçekleşen sonuç birden çoktur. Mütemadi suçta, hareketlerin birleşmesine rağmen tek ihlâl söz konusu olduğundan gerçekleşen suç da tektir. Oysa müteselsil suçta birden çok ihlâl, dolayısıyla birden çok suç söz konusudur.

3- Müteselsil Suç- Fikri İçtima35: Fikrî içtimadan söz edilebilmesi için bir tek fiilin birden çok suçu oluşturması gerekir. Ayrıca fikrî içtimada kanunun değişik hükümleri ihlâl edilirken, müteselsil suçta ihlâl edilen kanun hükmü aynıdır.36

F-) Müteselsil suçun hukuk ve mevzuatımızdaki tarihi seyrine bir bakış:

765 sayılı, 13. 3. 1926 tarihli TCK’nın ‘suç ve cezaların içtimaı’ başlıklı 7. babının 80. maddesi şöyleydi:
‘Bir kasdı cürmünün efali icraiyesinden olarak, kanunun bir maddesinin defatle ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vâki olmuş olsa bile bir cürüm sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.’
Bu maddede ilk dikkati çeken nokta, suçların cürüm ve kabahat şeklinde ikiye ayrılmasına istinaden, kabahatlerin müteselsil suça konu teşkil edememesiydi.
Daha sonra 3. 6. 1941 tarihinde 4055 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten sonra madde şu hâle gelmiştir:
‘Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün birkaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vâki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.’
Bir defa 4055 sayılı kanunla madde sadeleştirilmiş, daha anlaşılır hâle getirilmiştir. ‘Cürüm’ kelimesi yerine ‘suç’ ifadesi benimsenerek, müteselsil suç hakkındaki hükmün kabahatlere de uygulanabilmesi mümkün hâle getirilmiştir.37


34 Bkz. TCK. M. 109 ( kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu )
35 Bkz. TCK. Madde 44.
36 Malkoç İsmail, Açıklamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Ankara, 2002, s. 752 vd.
37 Buna rağmen 5326 sayılı 30. 3. 2005 tarihli Kabahatler Kanunu Madde 15/ 2’de ‘Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi hâlinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idari para cezası verilir.’ denilmiştir. Bu durum, uygulamanın 1926 tarihli ceza kanununun ilk hâline döneceği şeklinde anlaşılabilirse de ceza kanununun genel hükümlerinin ceza hükmü ihtiva eden tüm kanunlara şâmil olduğu yönündeki kural aksini benimsememize yardımcı olmaktadır.

10



Ayrıca maddede geçen ‘bir suç sayılır’ ifadesine de dikkati çekmek gerekir. Müteselsil suç hâlinde bir tek suçun mu yoksa birden fazla suçun mu mevcut olduğu tartışmasına mülga ceza kanununun bakış açısını yansıtması bakımından kayda değerdir.
Uzun yıllar yeni ceza kanunu tasarısı üzerindeki çalışmalar sonucu 5237 sayılı TCK kabul edilmiş ve müteselsil ( zincirleme ) suç 43. maddede yerini almıştır:

Madde 43. Zincirleme Suç
1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. (Ek cümle, 29. 6. 2005, 5377/ 6. madde ) Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.
2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence38ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.39, 40

Evvela yeni düzenlemenin mülga ceza kanunundan esaslı bir şekilde ayrıldığı nokta, işlenen suçların aynı kişiye karşı olması diğer bir ifadeyle mağdurun aynı olmasıdır.41 Böylece birden fazla mağdurun olduğu durumlarda bir suç işleme kararı tespit edilse bile gerçek içtima tatbik edilecektir.
Daha sonra eski kanunun ‘bir suç sayılır’ ifadesi terkedilmiş, ‘bir cezaya hükmedilir’ ifadesi benimsenerek, teselsülü oluşturan suçların bağımsız birer suç oldukları açıkça vurgulanmak istenmiştir.
Cezada yapılacak artırım oranı da eski kanun ve tasarıya göre artırılmış, ‘ altıda birden yarıya kadar ‘ olan ibare ‘ dörtte birden yarısına kadar ‘ şeklinde metne işlenmiştir.
Mülga kanunun uygulanmasında tereddüde yol açan bir nokta açıklığa

38 ‘cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı’ ibaresi 29. 6. 2005 gün ve 5377 sayılı kanunun 6. maddesi ile fıkra metninden çıkarılmıştır. Bu değişikliğin gerekçesi, başta Yargıtay olmak üzere hâkim ve savcılarda oluşan tereddütleri gidermek olarak belirtilmiştir.
39 Bu fıkrada sayılan suçların haberini çok önceleri Yargıtay bir içtihadı birleştirme kararında vermiş gibi görünüyor: ‘ Eşhas aleyhindeki işlenen suçlar ile mülkiyet aleyhinde işlenen suçları bu hadisede birbirinden ayırarak mütalaa etmek lazım geldiğinde ve eşhas aleyhindeki suçlarda yani eşhasın hayatına, namusuna karşı ika olunan suçlarda duçarı tecavüz olanların taaddüdü müteselsil suçu teşkil edemeyeceğinde müttefik kalınmıştır. Çünkü müteaddit eşhas aleyhinde cürüm işleyen bir kimsenin hareketinde bir kasdı cürmünün vücudu iddia edilemez. Bilfarz, münazaa esnasında müteaddit kimseleri döven bir şahsın iradesinde tebeddül vardır. Kaç kişiyi dövmüş veya yaralamış ise, her şahsa karşı iradesi tebeddül etmiş demektir. Zira saik bir olsa da bu saik, müteaddit kasdı cürmiler tevlit edebilir. Binaenaleyh gayesi, maksadı, müteaddit eşhasa karşı suç işlemekten ibaret olan bir şahıs, o gayesine müteaddit kasıt ve kararlarıyla varmıştır. Hülasa, saikin birliği herhalde kastın birliğini icap ettirmez. ‘ ( karar için, Artuk-Gökçen-Yenidünya, aynı eser, s. 863. ) denilerek şahıslar aleyhine işlenen suçlarda (hâli hazırda öldürme, yaralama, işkence, yağma gibi... ) teselsülün mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Haziran, 1929, 26/ 10 sayılı İBK.
40 Buna karşılık bir başka kararda Yargıtayşöyle hüküm kurmuştur: ‘Mağdurenin hazırlıkta sanıkla birden fazla ilişkiye girdiklerini belirtmesi ve sanığın da aşamalarda mağdure ile birden ziyade rızaen cinsel ilişkide bulunduğu yönünde değişmeyen ikrarı karşısında hakkında TCK’nın 80. maddesinin uygulanması gerekir.’ ( Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 23.12.2002, E: 2002/ 2988, K: 2002/ 8650; Meydan- Yapal, aynı eser, s. 571 )
41 İstisnası TCK madde 43/ 2.

11




kavuşturulmuş, müteselsil suçun tatbikinde ‘ bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri ‘ aynı suç sayılmıştır. Bundan böyle basit hırsızlık ile nitelikli hırsızlık arasında teselsülün cereyan etmeyeceği yönündeki görüşlerin hükmü kalmamıştır.
Suçların ‘ aynı kişiye karşı işlenmesi ‘ şartının doğurabileceği tereddütleri gidermek ve failin lehine olan bir durumu düzenlemek amacı ile ‘ mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda ‘ da müteselsil suç hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir.
Daha önce de vurgulandığı gibi teselsülü oluşturan suçların aynı kişiye karşı işlenmesi şartının bir istisnası olan ‘ tek bir fiille birden fazla kişiye karşı aynı suçun işlenmesi ‘ hükmü kanunlaşmıştır.
Mülga kanun döneminde doktrin ve Yargıtay’ı kanunu aşan bazı yorumlar yapmaya sevk eden kanun boşluğu üçüncü fıkra ile doldurulmak istenmiştir. Birden fazla kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarının işlenmesi hâlinde teselsüle mahâl yoktur. Gerçek içtima kuralları tatbik edilecektir.

G-) Müteselsil Suçun Hüküm ve Sonuçları:

Cezanın Tayini: Müteselsil suçun varlığı kabul edildiğinde, işlenmiş olan birden çok suç tek suç sayılacak, ancak faile verilecek ceza dörtte birden dörtte üçüne kadar artırılarak hükmedilecektir.42 Artırmada esas alınacak ceza somut cezadır.
Bir suçun temel şekli ile nitelikli şekillerinin müteselsil suç olarak işlenmesi durumunda, üzerinde artırma yapılması gereken ceza, suçun nitelikli şekline göre belirlenen ceza olmalıdır. Suçlardan bir kısmının tamamlanmış olmalarına karşılık, diğer bir kısmı teşebbüs derecesinde kalmışlarsa, ceza, tamamlanmış suça göre tayin edilir. Bu konuda düşünülebilecek diğer bir olasılık da, suçun basit şeklinin tamamlanması, ağırlaşmış şeklinin ise teşebbüs derecesinde kalmasıdır. Bu gibi durumlarda, hâkim tarafından tayin edilecek suçun tamamlanmış basit şeklinin cezası ile teşebbüs derecesinde kalmış ağırlaşmış şeklinin cezasını karşılaştırmak ve bu somut cezalardan hangisi daha fazla ise, artırmayı onun üzerinde yapmak gerekir.43
Cezanın tayini bakımından belirtilmesi gereken son bir nokta da, artırma sonucu elde edilecek cezanın, gerçek birleşme kurallarının uygulanmasıyla ortaya çıkacak cezadan az olması zorunluluğudur. Müteselsil suçta, gerçek birleşme kurallarının uygulanmamasının ve bir suçun cezası ile yetinilmesi, bu zorunluluğun gerekçesini teşkil eder; gerçekten, müteselsil suç failinin işlediği suçlar arasında bulunan ‘ aynı suç işleme kararı ‘ şeklindeki ilişkiyi göz önünde tutan kanun koyucunun, failin yararına bir durum yaratmak amacını güttüğü açıktır.44

Zamanaşımının başlangıcı:Müteselsil suçta, dava zamanaşımı ‘ son suçun işlendiği günden ‘ itibaren işlemeye başlar.45 Bu nedenle, zamanaşımı, müteselsil suç kapsamına giren suçlardan herhangi birisinin bitiminde değil, müteselsil suçun bittiği günden itibaren başlayacaktır. Son suçun tamamlanmış veya teşebbüs derecesinde kalmış bir suç olması, bu bakımdan önemli değildir.


42 Artuk- Gökcen- Yenidünya, aynı eser, s. 871.
43 İçel, aynı eser, s. 454.
44 Aynı eser, s. 455.
45 Bkz. TCK madde 66/ 6


12




Yetkili Mahkeme: Müteselsil suçlarda yetkili mahkeme, ‘ son suçun işlendiği yer ‘ mahkemesidir. ( CMK madde 12/ 2 ) Meselâ İstanbul’da ikamet eden (A), Ankara’da ikamet eden (B)’nin iflâs etmesini sağlamak amacıyla, birer hafta arayla (B)’nin İstanbul, İzmir ve Antalya’da bulunan mağazalarında yangın çıkarmıştır. (B), İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak (A)’nın cezalandırılmasını istemiş; (A), Eskişehir’de yakalanmıştır. Bu durumda yetkili mahkeme, son suçun işlendiği yer olan Antalya mahkemeleridir.46

Müteselsil suç yalnızca kanunda sayılan bu üç durumda tek suç sayılmaktadır. Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda her suç bağımsızlığını korumaktadır.
Müteselsil suç, son suçun işlendiği günde işlenmiş sayılır ve o anda yürürlükte olan kanun uygulanır.
Kanuni bir düzenlemeyle bir eylemin nitelendirilmesinde ( suç niteliğinde ) değişiklik yapılması, müteselsil suçun oluşmasına engel değildir. Meselâ güveni kötüye kullanma olarak kabul edilen bir suçun, sonradan yapılan değişiklikle zimmet suçuna dönüştürülmesi, müteselsil suç hükümlerinin uygulanmasına engel değildir.
Failin yaşı küçük ise ceza açısından müteselsil suç oluşturan son eylemin gerçekleştiği andaki yaşı dikkate alınır.47

H-) Konuyla Alâkalı Bazı Yargıtay Kararlarından Seçmeler:

*‘Maddenin uygulanabilmesi için fiillerin, aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekir. ‘Aynı suç işleme kararından ‘ amaç, yasanın aynı hükmünün birçok kez ihlâl edilmesi hususunda önceden kurulan bir plân, genel bir niyettir. Fail suçu işlemeden önce bir plan yapmalı veya niyet ettiği fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölerek değişik zamanlarda gerçekleştirmeyi uygun görmelidir. Öngörülen plan çerçevesinde hareket etmeli ve failin eylemleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmalı, aynı suç işleme kararının varlığı olaysal olarak saptanmalıdır.’ ( YCGK, 5. 3. 2002, E: 2002/ 11–28, K: 2002/ 179 )48

**‘Müteselsil suçlarda suç, teselsülün sona erdiği anda işlenmiş sayılır. Katma Değer Vergisi indiriminden yararlanmak için aynı hesap dönemi içinde ve farklı tarihlerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura kullanan sanığın hesap dönemi- takvim yılı esas alınarak teselsül eden iki ayrı sahte fatura kullanma suçunu işlediğinin kabulü gerekir.’ ( aynı karar )

***‘ Sanıkların resmi evrakta sahtekârlık suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda uyuşmazlık, zincirleme suç oluşup oluşmadığı noktasındadır. Zincirleme( müteselsil ) suç için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Birincisi, birden fazla suçun ( neticenin ) bulunması, diğeri, bu suçların yasanın aynı hükmünü ihlal etmesi, sonuncusu ise, birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlanmasıdır. Sanıklar birden fazla geçici hakediş raporunu sahte olarak düzenleyip kullanarak yapılmamış işlerin paralarını devletten tahsil etmişlerdir. Ortağı bulunduğu firmanın yapmadığı ya da eksik bıraktığı imalatların paralarının tahsilinde kullanılan geçici hakediş raporlarının sahte olduğunu bilen sanığın yalnızca imzaladığı tek belgeden sorumlu tutulmasına olanak yoktur. Söz konusu sanık hakkında teselsül hükümleri uygulanmalıdır.’ ( YCGK, 1. 4. 2003, E: 2003/ 6- 12, K: 2003/ 76 )49

46 Örnek için Bkz. Ercan, aynı eser, s. 352.
47 Ercan, aynı eser, s. 350.
48 Meydan- Yapal, aynı eser, s. 553.
49 Aynı eser, s. 515.


13





****‘Sanık P.’nin, diğer sanıkların yaşlılık veya ölüm aylığı almalarını sağlamak için 1989- 1993 yılları arasında birçok resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği sabittir. Ancak, bu sanığın, tanıdığı veya yakını olan diğer sanıklar lehine gerçekleştirdiği sahtecilik eylemleri arasında yukarıda açıklanan şekilde sübjektif bir bağlantı bulunmamakta, sanık her defasında bir planın parçası olarak değil, aksine yenilenen kastla bu eylemleri gerçekleştirmektedir. Kaldı ki, eylemlerin dört yıl gibi uzun bir süre içerisine yayıldığı da açıktır. Olayın akışına ve dosya içeriğine göre sanık tarafından önceden yapılmış bir plan ve kendi aralarında bir bağlantı bulunmayan her bir diğer sanık için sahtecilik yapılması konusunda oluşmuş genel bir niyet, dolayısıyla bir suç işleme kararından söz etmek olanaksızdır.’ ( YCGK, 12. 11. 2002, E: 2002/ 6–209, K: 2002/ 379 )50

*****‘İhtilasın, zimmetten bağımsız suç olmayıp zimmetin nitelikli bir hali olduğu ve sanığın fiillerinin kanunun aynı hükmünün ihlali mahiyetinde bulunduğu gözetilip tek suç kabul edilerek ihtilas suçundan hüküm kurulup TCK’nın 80. maddesi ile artırılması gerektiğinin düşünülmemesi bozmayı gerektirmiştir. ‘ ( Yarg. 5. CD. 4. 5. 1993, 1674/ 1941)51

******‘Somut olay, öğreti ve yargısal kararlardaki yukarıda değinilen görüşler doğrultusunda ele alınıp değerlendirildiğinde, öğrenci olmayan sanık, dinlenme sırasında, birçok öğrencinin öğrenim gördüğü sınıfa girmiş, ayrı sıralardaki üç ayrı kişiye ait olduğunu bilmesi gereken çantaların içinden rsızlık yapmıştır. Çaldığı para ve eşyanın değişik mağdurlara ait olduğunu bildiği anlaşılmakta ve her mağdura yönelik eyleminin, bulduğu fırsattan yararlanarak ayrı ve yeni bir kararla gerçekleştirmektedir. Olayın akışına ve dosya içeriğine göre, eylemler arasında sübjektif bir bağlantı, dolayısıyla aynı suç işleme kararı bulunmamaktadır. Önceden yapılmış bir plan ve mağdurların çantalarından hırsızlık yapılacağına dair genel bir niyet, bir suç işleme kararı mevcut değildir.’ ( YCGK, 13. 10. 1998, 11/ 205– 304 )52

******* ‘Aynı nevi suçun basit şekli ile şiddet sebebi teşkil eden suçlar müteselsil suça dâhil olabilir. Bu halde ağır cezayı gerektiren suçtan ceza tayin edildikten sonra, teselsülden ötürü cezanın artırılması gerekir. ( YCGK, 20. 3. 1973, 6/ 388– 265 )53

******** ‘Tarlasını genişletmek için 15 gün arayla birbirine bitişik iki açma yapan sanığın eyleminin aynı kasttan kaynaklanan ve kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlali şeklinde gerçekleşen tek suçu oluşturduğu ve bu nedenle Orman Yasasının 93/2 ve TCK 80 maddelerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, olayda iki suçun mevcudiyeti kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır. (Yarg. 3. CD. 25. 2. 1992, 188/ 3215 )54

*********‘Sanığın Almanya’da bırakıp geldiği eşi Fatma’nın adresini Türkiye’de imiş gibi gösterip, açtığı boşanma davasının gıyapta yürütülüp, kesinleşmesini sağladığı anlaşılmaktadır. Tebligat Kanunu’nun 55. maddesi, bu yasanın düzenlendiği hususlara aykırılık eylemlerinin yaptırımıdır. Sanıkların anlaşarak yanlış adres göstermeleri, tanık bulmaları, tebligat almaları ve diğer tüm çabaları mahkemeyi yanıltarak sahte ilam almak amacına matuf bulunduğuna ve bu amaca ulaştıklarına göre; olayda sahtecilik suçu oluşmuştur. Ancak sanıklar bu eylemleriyle, bir suç




50 Aynı eser, s. 530.
51 Malkoç, aynı eser, s. 768.
52 Aynı eser, s. 764.
53 Aynı eser, s. 757.
54 İçel Kayıhan- Yenisey Feridun, Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Kanunları, 4. Bası, İstanbul, 1994, s. 441.


14




işleme kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünü birden çok ihlal etmemişlerdir. Sahte oluşturulan ilam tektir. Tek olan bu sahtecilik eyleminden dolayı TCK’nın 80. maddesi ile artırma yapılarak sanıklara fazla ceza tayini yasaya aykırıdır. ( YCGK, 28. 5. 1990, 6– 128/ 151 )55


I-) Genel Değerlendirme, Kanaât ve Sonuç:

Türk Ceza Hukukunda kural olarak her suça ayrı ceza verilir. Kanunda yazılı tipik eylemi gerçekleştiren fail bir cezaya mâruz kalır. Tipik eylemi gerçekleştirmeyen fail cezalandırılmaz. Ancak bazı yazarların ‘suçun özel görünüş biçimleri’ başlığı altında incelediği kimi durumlarda genel prensiplerden ayrılınmış, bazı özel hükümler sevk edilmiştir. İnsan öldürmeye teşebbüs eden bir kimseyi, TCK madde 35 olmasaydı, cezalandırmaya imkan olmazdı. Bunun gibi aynı kişiyi iki defa soyan hırsıza mutlaka iki defa hırsızlık suçunun cezası verilmesi gerekirdi. Ancak kanun koyucu ölçüsüz ceza miktarlarının ortaya çıkmaması ve bir suç işleme kararının varlığı sebebiyle fail lehine hükümler koymuştur.
Kanunun ikinci fıkrasında yer alan ‘bir fiille’ ibaresi doktrinde farklı anlamlar çıkarılmasına sebep olmuştur. Bir defa ‘fiil’ den ne anlaşılması gerektiği kanunun başında tanımlanmalıydı. Zira daha kanunun birçok yerinde ‘fiil’ kelimesi geçmektedir. ‘Eylem’ esasen ‘fiil’ kelimesinin öztürkçe karşılığı olarak kullanılmaktadır. Ancak buna rağmen bir müellifin ‘fiil’den anladığını diğer yazar reddetmektedir.
Hakaret ve sövme suçları neticesi harekete bitişik suçlardır. Hakaret yahut sövme sayılan sözün söylenmesi (56) ile suç oluşmaktadır. Buna göre karşısındaki üç kişiye ‘ hepiniz şerefsiz, aşağılık adamlarsınız! ‘ diyen kişi, ilke olarak üç tane sövme (57) suçu işlemiş olur. Fail, bu üç suçu tek bir sözle işlemiştir. Yani kanun, tek bir sözü, ‘bir fiil’ saymış ve gerçek içtimayı bu konuda reddetmiştir. Bu reddin esas gerekçesini, birden fazla suçun tek bir hareketle işlenmesi oluşturmaktadır. Faile üç ayrı hakaret suçundan ceza verilmesi ceza hukukunun amacına ve hakkaniyete aykırı görülmüştür. Ceza Kanunu madde 43/ 2’nin felsefesinin böyle olmasına rağmen, ‘bir fiille birden fazla defa aynı hüküm ihlâl edilemez’ şeklindeki anlayışı benimsemek faydasız ve gereksizdir.
Eski kanun döneminde altıda birden yarıya kadar olan artırım oranı ‘dörtte birden dörtte üçe’ yükseltilmiş ve suçların kural olarak aynı kişiye karşı işlenmesi şartı getirilerek terazi failin aleyhine olarak değiştirilmiştir. Yeni kanun daha da ileri giderek bazı önemli suçların (58) teselsüle konu olamayacağını kuralını koymuştur.
Genel olarak bakıldığında, yeni ceza kanununun daha isabetli ve tereddütleri giderici nitelikte olduğu âşikardır. Müteselsil suçu iyi bilen bir şahsın daha fazla suç işlemek ancak daha az ceza almak maksadıyla kamu düzenine karşı gelmek istemesi imkânsız değildir. Müteselsil suç kurumu, genel olarak hukuku, özel olarak da ceza hukukunu iyi bilen meselâ dolandırıcıyı zımnî olarak teşvik etmemelidir. Daha çok suç işleyen faili korumaya hiçbir hüküm müsaade etmemelidir. Daha ileri giderek



55 Aynı eser, s. 440.
56 Kimi yazarlara göre hakaretamiz sözün karşı tarafça algılanması ile.
57 Yeni TCK’ya göre hakaret; Bkz. madde 125/ 1, 2.
58 Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, yağma.


15



denilebilir ki, müteselsil suç kurumunun ceza hukukuna katkısı tartışılmalıdır; somut olayda hâkim zaten cezayı tayin yetkisine sahiptir.
Ayrıca işaret edilmelidir ki, ‘bir suç işleme kararı’ gibi muğlâk bir ifadenin yeni kanunda da muhafaza edilmesi belki de madde 43’ün tek menfi yönünü oluşturmuştur. Bir sonraki kanun değişikliğinde bu ifadenin yerine daha anlaşılır, net ve tereddüt yaratmayacak olan ‘bir amacı gerçekleştirmek’ ifadesinin eklenmesi gerektiğini şahsi kanaâtim olarak belirtmeliyim.




İ Ç İ N D E K İ L E R

Giriş

A-) Kavram

B-) Hukuki Niteliği

C-) Müteselsil Suçun Şartları

1-) Objektif Şartlar

a) Her biri tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu birden çok eylemin ( suçun ) bulunması şartı

b) Birden fazla eylemin ‘aynı kanun hükmünü ihlâl etmesi şartı ( ya da birden fazla işlenen suçun aynı suç olması )

c) Aynı suçun bir kişiye karşı işlenmesi şartı

d) İşlenen birden fazla suçun m. 43/3’ te sayılan suçlardan birisi olmaması şartı

2-) Sübjektif Şart ( Aynı suç işleme kararı )

D-) YTCK’ nın 43/2. maddesi ve farklı hak sahiplerine karşı işlenen suçlarda müteselsil suç

E-) Müteselsil suçun bazı benzer suçlarla mukayesesi

1- Müteselsil Suç- Bileşik Suç

2- Müteselsil Suç- Mütemadi Suç

3- Müteselsil Suç- Fikri İçtima

F-) Müteselsil suçun hukuk ve mevzuatımızdaki tarihi seyrine bir bakış

G-) Müteselsil Suçun Hüküm ve Sonuçları

H-) Konuyla Alâkalı Bazı Yargıtay Kararlarından Seçmeler

I-) Genel Değerlendirme, Kanaât ve Sonuç

İçindekiler

Kaynakça

Kısaltmalar




K A Y N A K Ç A

ARTUK Mehmet Emin- GÖKCEN Ahmet- YENİDÜNYA A. Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Birinci Kitap, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2002.

DÖNMEZER Sulhi- ERMAN Sahir, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Genel Kısım, Cilt 1, 13. Tıpkı Bası, Beta Yayınları.

ERCAN İsmail, Ceza Hukuku, Genel Hükümler- Özel Hükümler, 3. Bası, İkinci Sayfa Yayınları

İÇEL Kayıhan, Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Bası, Eylül, Beta Yayınları, 2000.

İÇEL Kayıhan- YENİSEY Feridun, Karşılaştırmalı ve Uygulamalı Ceza Kanunları, 4. Bası, İstanbul, Ocak, 1994.

MALKOÇ İsmail, Açıklamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Yetkin Yayınları, Ankara, 2002.

MEYDAN Nihat- YAPAL Fadime, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, 1. Baskı, Ethemler Yayıncılık, İstanbul, Ocak, 2004.

TOROSLU Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınları, 8. Bası, Ekim, Ankara, 2005.




K I S A L T M A L A R

Bkz. : Bakınız

CD. : Ceza Dairesi

CMK. : Ceza Muhakemesi Kanunu

E. : Esas

ETCK. : Eski Türk Ceza Kanunu

İBK. : İçtihadı Birleştirme Kararı

K. : Karar

Karş. : Karşılaştırınız

m.: Madde

s. : Sayfa

TCK. :Türk Ceza Kanunu

Yarg. : Yargıtay

YCGK. : Yargıtay Ceza Genel Kurulu

YTCK. : Yeni Türk Ceza Kanunu

vb. : ve benzeri

-S O N-
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Müteselsil ( Zincirleme ) Suç" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ömer T. Onat'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
23-04-2007 - 02:07
(2684 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 3 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 3 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
20205
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 3 saat 14 dakika 49 saniye önce.
* Ortalama Günde 7,53 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 92002, Kelime Sayısı : 9604, Boyut : 89,85 Kb.
* 3 kez yazdırıldı.
* 13 kez indirildi.
* 4 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 575
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,69218898 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.