Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale İdari Vesayet

Yazan : Özge Yücel [Yazarla İletişim]
Ankara Hukuk öğrencisi

İDARE HUKUKU ÖDEVİ: İDARÎ (YÖNETSEL) VESAYET

İdarî Vesayetin Tanımı

İdarî vesayetin tanımı Anayasamızda yapılmamıştır; tanım İdare hukukunda önemli yeri olan öğreti ile geliştirilmiştir. Anayasamızın 127.maddesinin 5.fıkrasında idarî vesayetten bahseden hüküm öngörülmüştür: Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir. Bu anayasal hükümde idarî vesayetin ne olduğu değil amacı ve kanuni niteliği vurgulanmıştır. Ayrıca hizmet yerinden yönetim kuruluşları üzerindeki vesayet Anayasada açıkça öngörülmemiştir, denetim yetkisinin kullanılacağı kanunlardan anlaşılmaktadır. İdare hukukunun temel ilkelerinden olan “İdarenin Bütünlüğü” ilkesinin uygulanabilmesi için iki kuruma ihtiyaç vardır: hiyerarşi ve idarî vesayet. Unutulmamalıdır ki idarenin bütünlüğü ve özellikle idarî vesayet üniter(tekçi) devletlerde söz konusudur.

Sıddık Sami Onar’ın tanımına göre idarî vesayet merkezin, ademi merkeziyet idarelerinin icrai kararlarını, idarî fiil ve hareketlerini murakabe etmek ve bu kararları bozabilmek salahiyetidir.[1] Georges Vedel ise şöyle tanımlamaktadır: Devlet yetkililerinin yersel yönetim ve kamu hizmeti yönetimi tüzelkişilerinin organlarının işlemleri üzerinde, kanuna saygıyı temin etmek, kamu yararı dışında ve yetki kötüye kullanılarak yapılması mümkün işlemlerden kaçınmak ve yersel ve teknik çıkarları korumak için yaptıkları deneyimdir.[2] Metin Günday’ın tanımına göre devletin bütünlüğünü ve kamu hizmetlerinin tüm ülke düzeyinde uyumlu bir biçimde yürütülmesini sağlamak için, devlet tüzelkişiliğinin ve bu tüzelkişiliği temsil eden merkezi idarenin yerinden yönetim kuruluşları üzerinde sahip olduğu bu denetim yetkisine idarî vesayet denir.[3] Sabri Coşkun idarî vesayeti konu yaptığı kitabında yönetsel vesayeti şöyle tanımlamaktadır: Kamu düzenini, yurt bütünlüğünü sağlamak için kamu yararı amacıyla kanunların verdiği yetkiye dayanarak merkezi yönetim örgütünün yersel yönetim ve kamu hizmeti yönetimi tüzel kişilerinin organları, işlemleri ve parasal kaynakları üzerindeki denetimdir.[4] Tanımlardan anlaşıldığı gibi idarî vesayet üniter devleti korumak ve kamu hizmetlerinin tüm ülkede en iyi şekilde, dengeli biçimde yerine getirilmesi için merkezi yönetim organlarının yerel yönetimler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının organları ve işlemleri üzerindeki _kanunların verdiği yetki dahilinde_ denetim yetkisidir.

İdarî Vesayetin Bazı Kurumlardan Farkları


1.Medeni Vesayetten Farkı: Medeni vesayette vesayet altına alınan kişinin menfaatleri gözetilmektedir; ancak idarî vesayette vesayet altına alınan tüzelkişinin menfaatleri korunmamakta aksine yetkinin kötüye kullanılması önlenmektedir. Ayrıca medeni vasi vesayet altına alınan kişinin adına hukuki işlemleri yaparken idarî vesayet makamı vesayet altındaki tüzelkişinin adına işlem yapmamaktadır. Vesayet makamı ile vesayet altındaki kişinin yaptığı işlemler birbirinden farklıdır. Tamamlanmış bir işlemin yürürlüğe girmesini sağlar ya da yürürlükte bulunan işlemin hukuk düzeninden çıkarılmasını sağlar.

2.Hiyerarşiden Farkı: Hiyerarşi aynı kamu tüzelkişiliği içindeki farklı makamlar arasındaki ilişkiyi ifade ederken idarî vesayet farklı kamu tüzelkişilikleri arasındaki ilişkidir. Hiyerarşide ast-üst vardır ve emir suç niteliğinde olmadığı sürece yerine getirilir. Ancak idarî vesayette denetlenen kamu tüzelkişiliği kapsamı değişmekle beraber özerkliğe sahiptir. Yerinden yönetim kuruluşları için özerklik kural, denetim istisnadır, bu istisnai durumlar da kanunda öngörülmüştür. Ayrıca Fransız yazarlar daha farklı düşünse de Danıştay’ın yatkın olduğu görüşe göre “uyuşmazlık durumunda vesayet yönetimi kendi işleminden, vesayet denetimine uyruk kamu tüzelkişisi de kendi işleminden sorumludur. Vesayet yönetimi kararına karşı açılan davada davalı durumunda vesayet yönetimi, vesayete uyruk kamu tüzelkişisi kararı için ise davalı durumunda bu kamu tüzelkişisi bulunur.”[5]

3.Yetki Genişliğinden Farkı: Anayasamızın 126.maddesinin 2.fıkrasına göre “İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.” Merkezden yönetimin sakıncalarını ortadan kaldırmak ve özellikle bu yönetim biçiminin yol açtığı kırtasiyeciliği bertaraf ederek hizmetlerin taşrada yürütülmesini sağlamak amacı ile yetki genişliği ilkesinin uygulaması yoluna gidilmiştir.[6] Yönetsel vesayet sisteminde vesayet yönetimi ve vesayete uyruk kamu tüzelkişisi olmak üzere iki tüzelkişi vardır. Kamu tüzelkişisinde işlemi yapmaya yetkili olanlar vesayet yönetiminin memuru durumunda değildir ve kararlarını vesayet yönetimi adına değil ilgili tüzelkişi adına alırlar. Yetki genişliğinde ise ilişki bir hiyerarşi ilişkisidir. Yetki genişliğine sahip görevlinin kullandığı yetkiler merkez yönetim örgütüne aittir ve bu yönetimin adına alınır. İlişkiler tek tüzelkişi içinde sürer. Yetki genişliğine sahip görevli merkez yönetiminin memuru durumundadır.[7]

İdarî Vesayetin Nitelikleri


1. Türkiye’nin kabul etmiş olduğu idarî rejimin sonucu olarak idarî vesayet idarî bir denetimdir. Adli makamların mahalli idarelerin kararları üzerinde böyle bir denetim yapmaya yetkileri yoktur.
2. Bu denetim esas itibariyle devletin genel menfaatleri bakımından konulmuştur. Ademi merkeziyet idaresinin devletin birliğini, genel menfaatini, kamu hizmetlerinin ahenk ve dengesini ihlal edecek karar ve fiillerini önlemek için konulmuştur. Fakat bu denetim mahalli halkın himayesi, bu halkın mahalli idarelerin keyfi muamele ve hareketlerinden korunması için de kullanılacağı kabul edilmiştir.
3. İdarî vesayet kanuna dayanır ve kanunla sınırlıdır. Yani merkez bu yetkisini kanunda açıklıkla belirtilen yerlerde ve kanunun tayin ettiği derece ve genişlikte kullanır.
4. İdarî vesayet kanuna merkezdeki bir organ veya makama ya da merkeze bağlı bir memura tanınmış ve merkeze ait bir yetki olduğu için hiyerarşisi tabaka ve dereceleri içinde kullanılması gerekmez; doğrudan doğruya bu yetkiye sahip makam veya şahıs tarafından kullanılır. [8]

İdarî Vesayet Denetiminin Şekilleri


Fransız yazar Patricia Lemoyne de Forges’a göre vesayet denetimi başlıca üç şekil altında uygulanır:
1.Önceden onay yetkisi işlem kesin şeklini almadan vesayet yönetimi yetkilisinin izni alınır ve böylece bu yönetimin katılması ile işlem tamamlanmış olur.

2.Yerine geçme yetkisi vesayet yönetiminin vesayete uyruk tüzelkişi işlemi yerine kendi işlemini koyma ve vesayete uyruk tüzelkişi yerine karar verme olanağıdır.

3.İptal yetkisi ki vesayet yönetiminin denetlediği kamu tüzelkişisi kararını ortadan kaldırmasıdır.

Yukarıda sayılan uygulama şekilleri vesayet denetiminin tüm çeşitlerini ortaya koymaktan uzak olup ancak Fransa’daki uygulamayı ana çizgileriyle açıklayıcı niteliktedir ve işlemlerin denetimine ilişkindir. Bu üç şekle günümüzün en etkin uygulama şekillerinden biri olan sübvansiyon yöntemi şekilleri ile ajanlar üzerindeki denetim yöntemi şekillerini eklemeden çerçeveyi tamamlamak olanak dışıdır. Ayrıca her devlet kendi hukuksal ve yönetsel yapısına uygun düşen bir veya birkaç şekli veya hepsini uygulayabilir. Türkiye’de ve Fransa’da ise yönetsel vesayet çeşitlerinin hepsinin çeşitli alanlarda uygulandığı görülmektedir. [9]
Sıddık Sami Onar’a göre idarî vesayetin kullanılma şekilleri şöyledir:
1. Onaya bağlı olan kararlar: İdarî vesayetteki onay yetkisinin özellikleri şunlardır:
A_İdarî vesayeti haiz olan merkez, kararı onay veya fesih veyahut icrasını geciktirir fakat bu kararı (kural olarak) düzeltemez.
B_Merkezin onayı ademi merkeziyet idaresine bir zorunluluk yüklemiş olmaz; ademi merkeziyet idaresi bu onaya rağmen kararını uygulamayacağı gibi konuyu da değiştirebilir. Ancak konunun değişmesi halinde ortaya yeni bir tasarruf ortaya çıkmış olacağından bunun da ayrıca onaylanması gerekir.
C_Ademi merkeziyet idaresinin bir tasarrufunun onaya bağlı olması kararın icrai mahiyetini kaldırmaz.
D_Onaydan dolayı merkez idaresine, idarî vesayet makamına yükümlülük getirmez onaylanan karar onay kararından ayrı ve bağımsız bir tasarruf olduğu için bundan doğacak mesuliyet de kararı almış olan ademi merkeziyet idaresine yüklenir.[10] Ancak bu konuda Danıştay’ın yatkın olduğu görüşe göre uyuşmazlık durumunda vesayet yönetimi kendi işleminden, vesayet denetimine uyruk kamu tüzelkişisi de kendi işleminden sorumludur. Vesayet yönetimi kararına karşı açılan davada davalı durumunda vesayet yönetimi, vesayete uyruk kamu tüzelkişisi kararı için ise davalı durumunda bu kamu tüzelkişisi bulunur.
2. Onaya bağlı olmayan kararlar: Kanunda açıklık olmayan hallerde ademi merkeziyet idareleri kararlarını bu kategoriye dahil etmek gerekir. Onay, asıl değil istisnadır. Bunlar da dörde ayrılır:
A_Sebep gösterilmeksizin resen iptali mümkün kararlar: Bu gibi hallerin kanunda açıklıkla gösterilmiş ve vesayet makamına açıklıkla böyle bir yetkinin tanınmış olması gerekir.
B_Belirli bir sebebe dayanarak resen iptali mümkün kararlar
C_Belirli sebeplere dayanarak yargı veya idare heyetlerince iptali mümkün kararlar: Bu tip kararları idarî vesayet makamı doğrudan doğruya, resen iptal edemez; kanuni yetkiye sahip bir heyetten talep edebilir.
D_Genel sebeplere dayanarak iptal ettirilmesi mümkün olan kararlar: İptal davasının şartlarının mevcut olması ve dava açılacak süre içinde ve usûl dahilinde iptalin istenilmesi gerekmektedir.
Sıddık Sami Onar’a göre idarî fiil ve işlemleri ve personeli üzerinde icra edilecek denetim ile ademi merkeziyet idarelerinin hukuki tasarrufları üzerinde icra edilecek denetim usul, şekil ve içerik yönünden farklıdır. Fiil ve ameliye ile personel üzerinde idarî vesayetin kullanılması teftiş yani maddi denetimle olur.


Kamu Tüzelkişisinin Organları Üzerinde Vesayet Yetkisi


Vesayet yönetimi, vesayet denetimine uyruk kamu tüzelkişisinin organları üzerindeki en enerjik vesayet denetimini bazı yöneticilerin ve memurların atama yetkisini elinde bulundurmakla yapar. Ayrıca vesayet yönetiminin yönetici ve ajanlar üzerinde disiplin kovuşturması yapma yetkisi, kamu tüzelkişisinin karar organlarını oluşturan kurullarda temsilci bulundurma yetkisi, kurul toplantılarını erteleme, değiştirme ve süresini uzatma yetkisi ve organların görevine son verme yetkisi bulunmaktadır. Yönetici atanması yöntemi genellikle kamu kurumu tüzelkişileri için uygulanan bir tekniktir. Genellikle merkezi yönetim yetkilerinin oldukça geniş ve katı olduğu Fransa ve Türkiye’de uygulanan bir yöntem olarak görülür. Gerek Fransız ve gerekse Türk sisteminde yersel yönetim birimlerinin en önemlilerinden olan il yönetiminin başkanı bilindiği gibi aynı zamanda merkez yönetiminin ilde en yetkili yöneticisi ve hükümetin temsilcisi olan validir. Seçimle değil atama ile görev başına getirilir.[11]
Anayasanın 127/1 maddesine göre yerel yönetimlerin karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulur. 135/1 maddeye göre ise kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir. Merkezi idareye yerel yönetimlerin karar organlarının ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının seçimi ve oluşturulmasında yetki tanınmadığı gibi organlık sıfatını kazanmalarında ve kaybetmelerinde de merkezi idareye herhangi bir yetki tanınmamıştır.[12] Anayasanın 127/4 maddesine göre “Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlı sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri konusundaki denetim yargı yoluyla olur.”135.maddenin 6. fıkrasına göre ise “Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının görevine, kanunun belirlediği merciin veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenisi seçilir.”
Merkezi idarenin yerel yönetim ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organları üzerinde Anayasanın tanıdığı tek yetki geçici olarak belli durumlarda görevden uzaklaştırmaktır. Anayasanın 127.maddesinin 4.fıkrası ve 135.maddesinin 7.fıkrası bunu öngörmektedir: “Ancak görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini İçişleri Bakanı geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.”, “Ancak milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarını faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmi dört saat içerisinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde bu idarî karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.”
Yerel yönetimler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının dışında iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları organları üzerinde atama yetkisi vardır. Sosyal kamu kurumları, bilimsel, teknik ve kültürel kamu kurumları üzerinde de vesayet yetkisi çeşitli biçimlerde belirmektedir.

Kamu Tüzelkişisinin İşlemleri Üzerinde Vesayet Yetkisi


Merkez yönetiminin işlemler üzerindeki denetim yetkisinin hukuka uygunluk mu yerindelik amacıyla mı öngörüldüğünü çözümleyecek olursa Anayasadaki ifadeden yerindelik denetimi olduğunu çıkarabiliriz. Türk ve Fransız hukukunda yargı içtihadı ve öğretiden yerindelik denetimi yaptığı görüşünün hakim olduğunu söyleyebiliriz.[13] İşlemler üzerinde vesayet denetimi şekil, sebep, yetki, konu ve maksat unsurlarını içerir. İşlemlerin yapılmasından önce idarî vesayet yetkisi, vesayet makamlarının birtakım düzenlemelerle yerinden yönetim kuruluşlarının işlemlerini yapmalarında onlara yardımcı olmak biçiminde ortaya çıkar. Ancak bu düzenlemelerin emredici nitelikte olmamaları, yerinden yönetim kuruluşlarını belli yönde işlem yapmaya zorlamamaları ve salt bu düzenlemelere uymadığı için işlemlerin iptali veya onanmaması yöntemine başvurulmaması gerekir.[14] İşlemler üzerinde denetim için uygulanan başlıca yöntemler şunlardır:

1-İşlemleri idarî yargıcın denetimine göndermek: Bu yöntemin en yaygın uygulama alanını İngiltere vesayet sisteminde buluyoruz. Burada vesayet yönetiminin, özellikle yersel yönetim işlemleri üzerinde doğrudan yasallık ve yerindelik denetimi yapma ve bu işlemi iptal etme yetkisi yoktur.

2-İşlemin vesayet yönetimince iptali: Bu yöntem genel olarak ya ilgili üçüncü kişinin vesayet denetimine uyruk tüzelkişisi kararına karşı başvurması üzerine vesayet yönetimince itirazın incelenmesi veya vesayet yönetiminin herhangi bir sebeple doğrudan incelenmesi suretiyle de uygulanır. Fransız ve Türk sistemlerinde yaygın olarak uygulanan bir yöntemdir.

3-Vesayet denetimine uyruk kamu tüzelkişisi işlemini onaylama yöntemi: Vesayet yönetimi bu yolla işlemleri kam yararına uygunluk, yerindelik ve yasallık bakımından denetler.

a-Onay için vesayet yönetiminin belirli bir süre ile sınırlı olduğu işlemler: Yasalarla tanınan belli bir süre içinde denetim ve onay yapılmazsa kamu tüzelkişisi işlemi kesinlik kazanır ve uygulamaya konabilir. Onay kararı ve kamu tüzelkişisi kararı birbirinden ayrıdır.

b-Onaylanmadan yürürlüğe konulamayan işlemler: Bu işlemler bakımından onaylanmadığı sürece ortada kesin bir işlemden söz etmek olanağı yoktur. Burada Coşkun’a göre iki işlem değil iki iradenin birlikte oluşturduğu tek işlem (birleşme tasarruf) vardır ancak benim de katıldığım Onar’ın görüşüne göre ortada iki işlem vardır, kamu tüzelkişisinin işlemi tamdır.

4-Kamu tüzelkişisinin yerine geçecek karar alma: Kamu yararının gerektirdiği ve kamu tüzelkişisinin politik nedenlerle savsaklama olasılığı bulunan bazı konularda sınırlı olarak vesayet yönetimine kamu tüzelkişisi yerine karar alma yetkisi tanınmıştır. Vedel’e göre bu yetki Fransız sisteminde iki halde ve çok sınırlı olarak kullanılır: Vesayet denetimine uyruk kamu tüzelkişisinin bağlı yetkisi bulunması halinde ve yasanın açıkça emrettiği bir alanda kamu tüzelkişisi kamu hizmetinin görülmesi için belirli sürede kendiliğinden harekete geçmeyi reddederse vesayet yönetimi kamu tüzelkişisi yerine karar alma yetkisini kullanabilir. [15]

Genel olarak vesayet makamı yerinden yönetim kuruluşunun işlemini ya onama veya onamama(iptal) ya da uygulanmasını erteleme yetkisine sahiptir. İstisnaî olarak işlemi değiştirme yetkisine sahiptir. Örneğin İl Özel İdaresi Kanununun 84.maddesine göre il genel meclisi kanunun daimi saydığı bazı masrafları il bütçesine koymamış veya eksik koymuş ise vesayet makamı bunları kendiliğinden bütçeye koyar ve bu masrafların karşılığını teşkil edecek gelirleri de öteki fasıllardan temin eder. [16]

Malî Olarak İdarî Vesayet


Hizmetlerin benzer nitelikler içinde sunulma çabası, bazı hizmetlerin dışsallıklara neden olması ve bazı sosyal nedenlerle, merkezi yönetim; yardım, bağış ve benzeri uygulamalarla yerel yönetim kuruluşlarına müdahale gereğini duyabilmektedir. Gerek planlama ve gerekse uygulama aşamalarında ve uygulamadan sonra, merkezi yönetim, yerel yönetim kuruluşları üzerinde kontrol ve denetim hakkını kullanmak yoluna gidebilmektedir. Ancak bu denetim hiyerarşik değil idari ve mali özerkliği koruyan biçimde olmaktadır. Yerel yönetim kuruluşlarının finansal ihtiyaçlarının karşılanması bakımından bazı vergileri uygulama olanağının veya hasılatlarının yerel yönetim kuruluşlarına bırakılması ya da vergi koyma yetkisinin verilmesi, merkezi yönetim gelirlerinden söz konusu kuruluşlara pay verilmesi, merkezi yönetim yardımları, mülk ve teşebbüs gelirleri, bağışlar gibi kaynaklardan yararlanılmaktadır. Merkezi yönetim, yerel yönetime belirli sınırlar içinde kalmak kaydıyla, serbesti tanıyarak vergi uygulama yetkisi verebilir. Vergi uygulamasının genellikle temel unsur ve sınırları yasalarla belirlenmiştir. Yerel yönetim kuruluşlarına, yüklendikleri işlevler için gerekli finansmanı sağlamak ya da katkıda bulunmak amacıyla, merkezi yönetim tarafından yardım yapılabilmektedir. Yardım yapılmasında başlıca üç ölçüt göz önünde bulundurulabilir. Bunlar; ihtiyaçların dağılımı, kaynakların dağılımı ve mali dengesizliklerin giderilmesi olarak belirtilebilir.
Yerel yönetim kuruluşlarının bütçeleri ülkemizde merkezi idarenin onayıyla yürürlüğe girmektedir. İl özel idarelerinin bütçesi il daimi encümeninde, il genel meclisinde görüşülüp kabul edildikten sonra İçişleri Bakanlığı’nca yasada belirlenmiş belirli bir sürede onaylanarak yürürlüğe girmektedir. Belediye bütçeleri önerilerin belediye encümeni ve belediye meclisinde görüşüldükten sonra mahallin en büyük mülki amirince onaylandıktan sonra İçişleri Bakanlığı’na gönderilmektedir. Köy bütçeleri ise muhtar başkanlığında ihtiyar heyeti tarafından hazırlanmakta ve görüşülmekte, daha sonra da onaylanmak üzere ilçe ya da ildeki mülki amire gönderilmektedir. Onaydan sonra bütçe yürürlüğe girmektedir.[17]

Üniversite ve İdarî Vesayet


Üniversiteler, bütün ülkelerde belli bir tarihsel evrim sonrasında Devlet örgütünün dışında tutulmuş ve işlevleri gereği kendilerine özgü bir yönetim biçimine sahip kılınmışlardır. Bu yönetim, ülkeden ülkeye bazı farklılıklar göstermekle birlikte, her yerde bir “akademik özyönetim” niteliğini taşımaktadır. Bu akademik özyönetim ilkesinin ideal uygulama aracı da kuşkusuz özerkliktir. Özerklik, kamu hukuku alanında, bir kuruluşun kendi iç yaşamını (faaliyet ve organlarını) hukuk kuralları koymak suretiyle bağımsızca düzenleyebilme yetkisidir. Bu tanım üniversiteye uygulanırsa şu sonuca varılır: “Üniversite özerkliği, üniversite organlarının, bilimsel faaliyetleri genel (yönetmelikler) ya da birel hukuk işlemleriyle serbestçe düzenleme yetkisidir.” [18]
Günümüzde Türkiye’de üniversitelerin özerk olduğunu söylemek çok zor. Bir hizmet yerinden yönetim kuruluşu olan üniversitelerde özerkliğin esas, vesayetin oldukça istisnai olması beklenir. Bizdeki anayasal hükümler şöyle: Anayasamızın 130.maddesinde “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur. Kanunda gösterilen usûl ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilir. Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir. Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez. Üniversiteler ve bunlara bağlı birimler, Devletin gözetimi ve denetimi altında olup güvenlik hizmetleri Devletçe sağlanır. Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre rektörler Cumhurbaşkanınca, dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır. Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Üniversitelerin hazırladığı bütçeler, Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığına sunulur ve genel ve katma bütçelerin bağlı olduğu esaslara uygun olarak işleme tâbi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir. Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları il işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde gözetim ve denetim hakkını kullanma usûlleri, öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerin ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlarla ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, malî işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacağı koşullar, üniversiteler arası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içine çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı malî kaynakların kullanılması kanunla düzenlenir. Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, malî ve idarî konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tâbidir.” Anayasal hükümlerden anlaşılacağı üzere bilimsel özerklik belirtilirken üniversitelerin idarî ve malî olarak Devletin gözetim ve denetimi altında bulunacağı öngörülmektedir. Yani Anayasamız özerkliği bilimsel, idarî ve malî olarak üçe ayırmış bulunmaktadır. Ancak bilimsel ve idari özerklik mali özerklik olmadan mümkün değildir. Bu nedenle özerklik ve vesayet Anayasada iyi düzenlenmemiştir. Türkiye’deki üniversitelere sadece bilimsel özerklik tanındığı görülmektedir. Denetim ve gözetim görevini ise Devlet adına Yükseköğretim Kurulu yerine getirmektedir. Yükseköğretim Kurulunu ise Anayasamızın 131.maddesi düzenlemektedir: “Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur. Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler ve Bakanlar Kurulunca seçilen ve sayıları, nitelikleri, seçilme usulleri kanunla belirlenen adaylar arasından rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış profesörlere öncelik vermek sureti ile Cumhurbaşkanınca doğrudan doğruya seçilen üyelerden kurulur. Kurulun teşkilatı, görev, yetki, sorumluluğu ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.” İşlevlerinden görüldüğü gibi bir bağımsız idarî otorite olan YÖK üniversitelerin özerkliğini sınırlamaktadır. Bu konuda söylenecek son söz şudur: “üniversite özerkliği, bilim özgürlüğünün kurumsal garantisini oluşturur yani kendi başına amaç değil, fakat bilimsel gerçeklerin araştırılıp bulunması, öğretilmesi ve öğrenilmesi demek olan bilim özgürlüğünün vazgeçilemez ve parçalanamaz, bütünlüğü bozulamaz bir hukuki aracıdır.”[19] Bu nedenle üniversitelerle ilgili hukuki düzenlemeler siyaset malzemesi olmamalıdır.


Neoliberal Politikalar ve İdari Vesayet


Merkezi devlet ve bu arada sosyal devleti yani aydınlanma çağının, modernizmin getirdiklerinin yadsındığını, buna karşılık liberalizmin daha acımasız ancak uyuşturucu araçlar kullanarak hukuka, siyasete ve tüm toplumsal ilişkilere egemen olmak istediğini görüyoruz. İdari vesayeti ortadan kaldırmaya yönelik girişimler ülkemizde de etkili olmuş ve birtakım kanunlar yoluyla vatandaş müşteri haline, iller eyalet haline, sosyal devlet postmodern feodalite haline getirilmeye çalışılmaktadır. Buna yönelik hukuki düzenlemelerin bir kısmı Anayasaya aykırı olması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilirken bir kısmı siyasi tasarruflar olarak görülüp yürürlüğe girmektedir. İdarenin denetimi dışında tutulan ve özelleştirme politikaları nedeniyle gereksinim duyulan bağımsız idari otoriteler de siyasi tasarrufların önemli bir parçasıdır. Aslında biz bağımsız idari otoritelere o kadar yabancı değiliz. Osmanlı Devletinin yıkılma döneminde kurulan Duyunu Umumiye idaresi de benzer bir yapıya sahip bulunuyordu. “Duyunu Umumiye modeli, karar mekanizması yapısıyla, günümüzde uygulanan ‘üst kurul’ ya da öbür adıyla ‘bağımsız idari otorite’ tipi yönetim modellerinin öncülü sayılabilir. Kurul üyeleri ücretlerinin kaynağı kendilerinin yönettikleri vergi gelirleriydi. Topladıkları vergiden personel ve idare masraflarını düşerek iş görüyor; böylece mali özerklik güvence altına alınmış oluyordu. Günümüzde üst kurullar da gelirlerini kendi etkinliklerinden kesilen bir yüzde ile karşılamakta, mali kaynak açısından genel bütçeden bu yolla özerk kılınmaktadır. Yapı ve işleyiş, Osmanlı siyasetinin her türlü müdahalesinden uzakta, ‘idari ve mali özerklik’ ilkesi temelinde kurulmuştu. Duyunu Umumiye örneği, kamu kurumlarının örgütlenmesinde özerklik sorununun, ancak genel siyasal bağlam içinde anlamlandırılabileceğini göstermektedir. Hiçbir kurum bağsız-bağlantısız olamaz. Özerklik ilkesinin tam bir tanımı, bağlantının nereden koparılacağını göstermenin yanı sıra yeni ilişkilendirmenin nereye ve ne tür bağlantılarla yapılacağını göstermeyi gerektirir. Ulusal siyaset ve idareden özerkleştirilen enerji, bankacılık, telekomünikasyon, rekabet gibi alanların özerk üst kurullarını açıklamak için de benzer bir bakış açısı geliştirmek gerekir.”[20]
Neoliberal politikaların ürünü olan diğer bir hukuki düzenleme de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Kamu Yönetimi Temel Kanunudur. Bu kanun ve ardından gelen idareyi düzenleyen birçok kanun idari vesayeti ortadan kaldırmayı, vatandaşı müşteri haline getirme düşüncesiyle çıkarılmıştır.
Yapılan düzenlemelerle devletin yani merkezi idarenin görevi denetleyici ve kurumlar arasında uyum sağlayıcı duruma düşürülmüştür. Madde 6/e'de "Gerekli durumlarda yetki genişliği ilkesi çerçevesinde taşrada ve yurtdışında örgütlenerek yerine getirmek" merkezi idarenin genel yetkileri arasında belirtilmiştir. Merkezi üniter devletlerin en önemli özelliği olan örgütlenme ve merkeze bağlılık "gerekli durumlar"a indirgenerek kaldırılmaktadır. Merkezi idare birimleri mahalli idarenin sorumluluk alanlarına giren görev ve hizmetler için mahalli düzeyde teşkilat kuramaz, doğrudan ihale ve harcama yapamaz. bu durum ancak federalizmde görülür, merkezi üniter devletlerde mahalli idare ülkenin her yanında örgütlenebilir. Mahalli idarenin yetkileri zayıflatılamaz diyerek federalizmin önünü açan kapının kapatılması önlenmek istenmiştir. Anayasamızın 123/1 maddesinde belirtilen "idarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır" hükmüne ve 127/5'te belirtilen "Merkezi idare mahalli idareler üzerinde mahalli hizmetlerin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir" hükmüne aykırı düşmektedir. 123'teki merkezden yönetim ilkesi ihlal edilirken 127'deki idari vesayet yetkisi ortadan kaldırılmaktadır, bu durumda o kanunu çıkarmak için öncelikle anayasanın bu maddesini kaldırmaya ihtiyaç duyacaklardır. Kanunun 22/a maddesine göre "Taşra teşkilatı, görev ve hizmetin niteliğine, sosyal ve ekonomik şartlara ve nüfus durumuna göre farklı yapıda kurulabilir" Üniter devlette hizmet veren kurumların farklı yerlerde farklı yapıda kurulması imkansızdır, bu durum ABD gibi federal sistemlerde görülür. Kanunun 22/c maddesine göre "Bölge düzeyinde teşkilatlanan bakanlıklar illerde teşkilatlanamaz, il düzeyinde teşkilatlanan bakanlıklar bölgede teşkilatlanamaz" Böylece merkezi idarenin güçlenmesi önlenmekte, yerel idarenin zayıflaması önlenmektedir.
Kanunun 11.maddesine göre kamu hizmetlerini merkezi idare ve mahalli idareler üniversitelere, kamu kuruluşlarına, hizmet birliklerine, özel sektöre ve alanında uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerine gördürülebilir. Böylece sosyal devlet ilkesi ortadan kaldırılmaktadır.
2. ve 5.maddede yer alan sosyal hukuk devleti kavramı delinmektedir çünkü özel sektöre kamu hizmetlerini devri o hizmetlerden ancak parası olanların yararlanacağı anlamına gelir. Halbuki sosyal devlet halkının ihtiyaçlarını temin etmekle yükümlüdür. Ayrıca bu kurumlara devir kayırma, kadrolaşma ve keyfileşme sonuçlarına yol açacak, kamu hizmeti kamu hizmeti olmaktan çıkacaktır, özel hizmet olacaktır. Devlet denetleyici ve uyum sağlayıcı olmaktan başka bir işleve sahip olmayacaktır. Bakanlıklardan Bayındırlık ve İskan, Sağlık, Ulaştırma, Tarım ve Köy işleri, Sanayi ve Ticaret, Enerji ve Tabi Kaynaklar, Kültür ve Turizm, Çevre ve Orman Bakanlıkları taşra teşkilatı kuramayacaktır yani bununla ilgili faaliyetler belediyelere ve il özel idarelerine terk edilmektedir. Özellikle Sağlık Bakanlığı'nın işlevinin devletin görevleri arasından alınması 5. maddede yer alan sosyal hukuk devletiyle bağdaşmayacak şekilde temel hak ve hürriyetleri sınırlandıran siyasi, ekonomik, sosyal engelleri kaldırmaya çalışmalıdır ifadesine kesinlikle aykırı düşmektedir. Ayrıca sosyal devletin gereği olan sosyal ve ekonomik haklardan tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması, sağlık, çevre ve konut hakkı, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması hakkından yoksun kalınacaktır. Çünkü bunlarla ilgili bakanlıklar artık taşra teşkilatı kuramayacağına göre bunlar artık devletin görevi olmayacaktır. Bu düzenleme ile her ilde farklı uygulamalar olacak, iller birbirinden kopacak ve bütünlük bozulacaktır.

Aralık 2003’te İnönü Üniversitesi’nde kamu yönetimi uzmanlarının katıldığı Kamu Yönetimi 1. Kurultayı’nda bu kanun konuşulmuş ve bir sonuç bildirgesi hazırlanmıştır. Bildirge şöyle:
1. ...Kurultay, gelişmiş ülkelerin hükûmetlerinin, uluslararası mali kurumların ve dünyadaki dev çokuluslu şirketlerin ve bunların gelişmekte olan ülkelerde işbirliği yaptıkları bazı hükûmetlerin ve yerel şirketlerin geliştirdikleri bu tek yönlü ve dayatmacı projenin ülkemiz ve dünya adına kabul edilemeyeceği ve tümüyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
........
3. Taslak, üniter devletin yönetimsel bakımdan temelini oluşturan “idarenin bütünlüğü ilkesi”ni uygulanmaz kılmaktadır. ...Küreselleşmenin oluşturduğu dış baskılar ve bölgesel çatışmalarla kuşatılmış olan Türkiye’de üniter devlet yapısının korunması, egemenlik haklarının ödünsüz kullanılması ve ulusal birliğin devamı bu düzenleme ile olanaksızlaşacaktır.
4. Varlığını serbest piyasa ilkelerine dayandırmış, tüm toplumu bu piyasa sisteminin gereklerine göre yönetme amacına odaklamış bir devlet yapısı, Türkiye’nin gerçeklerine ve gereksinimlerine uygun bir düzenleme değildir.
5. ...Toplumsal kesimler, bölgeler, kentler, köyler, kentlerin içinde semtler ve cinsler arasındaki eşitsizlikleri gidermek, böylece yoksulluk sorununu tarihe gömmek, ancak sosyal devlet ilkesinin ve kamu hizmetleri alanının güçlendirilmesiyle başarılabilir.
6. ...Eğitim, ulusal düzeyde, ülkedeki bütün yurttaşlara fırsat ve olanak eşitliği sunacak bir biçimde, merkezi yönetimin genel sorumluluğu altında yürütülmelidir.
7. Kamu yönetimi Temel Kanun Tasarısı Taslağı ve bunu tamamlayan diğer tasarılar, yasama sürecinden hemen geri çekilmelidir. Kamu yönetimini ilgilendiren her türlü yasal düzenleme çalışmaları, üniversiteler ve bilim insanlarının katkılarından yararlanarak yapılmalı ve daha sonra da kamuoyunun tartışmasına sunulmalıdır. Hükûmet bu tartışmaların demokratik ve özgür bir ortamda yapılması için gerekli her türlü önlemi almalı, ayrıca, söz konusu kamu yönetimi sisteminin değiştirilmesine yönelik önceden yapılmış tüm uluslararası anlaşmaları da iptal etmelidir.
8. Türkiye’nin kamu yönetiminde, köklü ve kapsamlı bir reform yapılması amaçlanıyorsa, bu reform, ülkenin bağımsızlığı ve ulusal birliğinin sağlamlaştırılmasına; sosyal devletin güçlendirilmesine; kamu düzeninin kamusal ilkelere dayalı etkin bir yapı olarak yeniden ele alınmasına ve kamu yönetiminin halkın gereksinmelerine göre düzenlenmesi amaçlarına odaklanmalıdır.
.......
10. Aşağıda adları yazılı olan ve kurultaya fiilen katılan katılımcılar, bu bildirgenin kamuoyuna duyurulmasına oybirliğiyle karar vermişlerdir.
Prof. Dr. Halil ÇİVİ;(İnönü Üniversitesi); Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER(Ankara Üniversitesi); Prof. Dr. Cevat GERAY(Ankara Üniversitesi); Prof. Dr. İzzettin ÖNDER(İstanbul Üniversitesi); Prof. Dr. Türkel MİNİBAŞ(İstanbul Üniversitesi); Prof. Dr. Mahmut ADEM(Ankara Üniversitesi); Prof. Dr. S. Kemal KARTAL(İnönü Üniversitesi); Prof. Dr. K. Bülent BİROL(İnönü Üniversitesi); Prof. Dr. Mualla BİLGİN AKSU(İnönü Üniversitesi); Doç. Dr. Tarık ŞENGÜL(ODTÜ); Doç. Dr. Mihriban ŞENGÜL(İnönü Üniversitesi); Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin DOĞAN(İnönü Üniversitesi); Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ERKUL(İnönü Üniversitesi); Yrd. Doç. Dr. Yusuf KARAKILÇIK(İnönü Üniversitesi); Ziya ÇOKER(Emekli Vali, Yazar); Nuray KESKİN(Ankara Üniversitesi); Av. Özdemir ÖZOK(Türkiye Barolar Birliği Başkanı); Musa ÇAM(DİSK Genel Sekreteri); A. Betül UYAR(TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi); Gaye YILMAZ(DİSK Uluslararası İlişkiler Uzmanı)

Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Belediye Yasası, İl Özel İdaresi Yasası ve Büyükşehir Belediyesi Kanunu da neoliberal politikaların sonucudur. Neoliberal politikaların yol açtığı “siyasal ve yönetsel çözülüş, temel olarak şu özellikler üzerine inşa edilmektedir:
1- Üniter yapılanma yerine yerelci-federal yapı
2- Sosyal devlet yapısı yerine düzenleyici-denetleyici bir yapı
3- Yerli-yabancı ayrımı olmadan şirketlere açık yönetişimci karar yapısı
4- Kamu personeli sistemi ile kamu hukukunun ortadan kaldırıldığı özel hukuka dayalı bir bürokratik yapı.”[21]
Bu tespitler bize idarî vesayetin artık tarihe gömülmek istendiğini ortaya koymaktadır. Ancak bu zihniyet bir yandan özerkliği yaygınlaştırmaya çalışırken üniversite öğrencileri üzerinde bir düşünsel baskı yaratma çabası içindedir.

SONUÇ

İdarî vesayet, yukarıda açıkladığımız gibi üniter devleti korumak ve kamu hizmetlerinin tüm ülkede en iyi şekilde, dengeli biçimde yerine getirilmesi için merkezi yönetim organlarının yerel yönetimler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının organları ve işlemleri üzerindeki _kanunların verdiği yetki dahilinde_ denetim yetkisidir. İdare hukukunun temel ilkelerinden olan “İdarenin Bütünlüğü” ilkesinin uygulanabilmesi için iki kuruma ihtiyaç vardır: hiyerarşi ve idarî vesayet. Unutulmamalıdır ki idarenin bütünlüğü ve özellikle idarî vesayet üniter(tekçi) devletlerde söz konusudur.
İdarî vesayeti ortadan kaldırmaya yönelik girişimler karşısında söylenecek söz siyasî tercihlerin değişmiş olduğudur. Çünkü federal bir devlet, vahşi kapitalist bir ülke isteniyorsa idarî vesayeti kaldırmak iyi bir başlangıçtır. Ancak bu yapılacaksa Anayasadan sosyal devlete ilişkin hükümler, 127.maddeden de idarî vesayet kavramı ve bunu destekleyen hükümler çıkarılmalıdır. Eğer modern çağın getirdikleri korunmak isteniyor, vatandaşlar üstün bir refah seviyesinde yaşatılmak isteniyorsa idarî vesayet ve buna ilişkin hükümler korunmalıdır. Elbette her sistemin yanlışları da olacaktır. Önemli olan sistem tercihini yapmak ve seçtiğiniz sistemi daha iyi, daha adil hale getirmeye çalışmaktır. Bazı tıkanıklıklarda sistemi değiştirmeye yönelik fikirler çok akıllıca değildir. Bir sistem önce iyi işletilmeye çalışılır; o sistem o ülkenin koşullarına uymuyorsa koşullara uygun çözümler aranır.
İdarî vesayete yönelik düşüncelerim üniversiteler konusunda farklıdır. Bilim yapılan yuvaların olabildiğince özgür bir ortam olması dileğimizdir. Ancak bu konuda da yapılması gerekenin tersi yönde işler yapılmaktadır. Üniversiteleri denetleme, seçilen akademik yöneticileri değiştirebilme yetkileriyle donatılan bir bağımsız idarî otorite olan YÖK uzun süre varlığını koruyacak görünmektedir.
Yerel yönetimler tabiî ki mahalli ihtiyaçlara cevap verebilecek yetkilere sahip olmalıdır ancak bu yetkinin kapsamına eğitim, sağlık, ulusal güvenlik, adalet işleri gibi stratejik kurum ve faaliyetler girmemelidir. İdarenin bütünlüğünü korumaya çalışmak dünyanın pek çok ülkesinde de görülen bir durumdur. Bu nedenle Türk devletinin de bütünlüğünü korumaya yönelik hukukî düzenlemeler yapması beklenmelidir.
Son olarak şunu söylemeliyim: Kurumları iyi işleyen gerçek hukuk devletlerinde idarî vesayet devletin güçlenmesini sağlarken sahte hukuk devletlerinde bürokrasi hantallığından öteye geçmemektedir.


















KAYNAKÇA

1. Sıddık Sami ONAR – İdare Hukukunun Umumî Esasları İstanbul 1966 Cilt 2


2. Sabri COŞKUN – İdarenin İdarî Denetiminde İdarî Vesayet Ankara 1976


3. Metin GÜNDAY – İdare Hukuku Ankara 2004


4. İl Han ÖZAY – Günışığında Yönetim İstanbul 1996


5. Abdurrahman AKDOĞAN – Kamu Maliyesi Ankara 2003


6. Ülkü AZRAK – Devlet ve Üniversite İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi S.3
Yıl 9 1988

7. Birgül AYMAN GÜLER, Gelir Yönetimi İçin Özerk Bir Model Kamu
Yönetimi Dünyası Dergisi Yıl 5 S. 19 Temmuz-Eylül 2004

8. Birgül AYMAN GÜLER – İkinci Dalga: Siyasal ve Yönetsel Liberalizasyon
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Ankara 2003


9. Kamu Yönetimi 1. Ulusal Kurultayı İnönü Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi
Bölümü Anakonu: KYTK Tasarısının Ulusal ve Uluslararası Boyutları 18-19
Aralık 2003 Malatya 2004

10. Gerekli Mevzuat: T.C. Anayasası, Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Belediye
Yasası, Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasası, İl Özel İdaresi Yasası,
Büyükşehir Belediyesi Yasası













[1] Sıddık Sami ONAR, İdare Hukukunun Umumi Esasları, İstanbul, 1966, Cilt 2, s.622

[2] Sabri COŞKUN, İdarenin İdarî Denetiminde İdarî Vesayet, Ankara, 1976, s.15, bkz. Droit Administratif, Georges VEDEL, Paris, 1973, s.642

[3] Metin GÜNDAY, İdare Hukuku, Ankara, 2004, s.74

[4] Sabri COŞKUN, a.g.e., 1976, s.16

[5] Sabri COŞKUN, a.g.e., 1976, s.18

[6] Metin GÜNDAY, ag.e., 2004, s.60

[7] Sabri COŞKUN, a.g.e., 1976, s.20

[8] Sıddık Sami ONAR, a.g.e.,1966, s.624-625

[9] Sabri COŞKUN a.g.e., 1976, s.21-22

[10] Sıddık Sami ONAR, a.g.e., 1966, s.626-631

[11] Sabri COŞKUN, a.g.e., 1976, s.24

[12] Metin GÜNDAY a.g.e., 2004, s.77

[13] Bkz. İl Han ÖZAY, Günışığında Yönetim, İstanbul, 1996, s.160

[14] Metin GÜNDAY, a.g.e., 2004, s.78

[15] Bkz. Sabri COŞKUN, a.g.e., 1976, s.27-32

[16] Metin GÜNDAY, a.g.e., 2004, s.80

[17] Abdurrahman AKDOĞAN, Kamu Maliyesi, Ankara, 2003, s.371-382

[18] Ülkü AZRAK, Devlet ve Üniversite, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, S.3, Yıl 9, 1988, s.24

[19] Ülkü AZRAK, a.g.m., s.25

[20] Birgül AYMAN GÜLER, Gelir Yönetimi İçin Özerk Bir Model, Kamu Yönetimi Dünyası Dergisi, Yıl 5, S.19, Temmuz-Eylül 2004, s.4-5

[21] Birgül AYMAN GÜLER, İkinci Dalga: Siyasal ve Yönetsel Liberalizasyon Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Ankara, 2003, s.8
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"İdari Vesayet" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Özge Yücel'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
» Makale Bilgileri
Tarih
18-02-2007 - 06:05
(2752 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 19 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 17 okuyucu (89%) makaleyi yararlı bulurken, 2 okuyucu (11%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
51563
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 4 saat 44 dakika 56 saniye önce.
* Ortalama Günde 18,74 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 53281, Kelime Sayısı : 5202, Boyut : 52,03 Kb.
* 13 kez yazdırıldı.
* 2 kez arkadaşa gönderildi.
* 20 kez indirildi.
* 3 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 507
Yorumlar : 3
Özge Hanım Ödev konusu yazınız okudum gerçekten çok aydınlatıcı olmuş. Bende Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim.Öğrenci arkadaşlarım için faydalı olacağına inanıyorum. Başarıların... (...)
Ankara Hukuk Fakültesinden, gurur duyduğum çok değerli öğrencim Özge Yücel'i yürekten tebrik ediyorum. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu(...)
Sayın Özge Hocam, Makalenizi okudum ancak biraz daha araştırma yapmam gerektiğini biliyorum. Bu konuyla ilgilenmek için biraz erken olabilir; ancak eğlenerek okuyorum ellerinize sağlık. Eğer varsa y... (...)
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,53388906 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.