Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Dünyadaki Ve Ülkemizdeki Nüfus Artış Hızındaki (Demografik Yapı) Gelişmeler

Yazan : Kudret Ulusoy [Yazarla İletişim]
Araştırmacı -Yazar

Makale Özeti
Dünyadaki ve ülkemizdeki nüfus artış hızı ile bunları etkileyen nedenleri içeren bir önceki makaleye ek makale

DÜNYANIN VE ÜLKEMİZİN NÜFUS ARTIŞ HIZINDAKİ GELİŞMELER

Kudret ULUSOY
Ülke Kaynaklarını İzleme ve Koruma Derneği
(UKİK) Başkanı

(Yazarın Dünyanın Nüfus Yapısındaki Gelişmeler Ve Ülkemizin Durumu isimli makalesi için tıklayınız.)

Bundan ikibin yıl önce, Hz. İsa’nın doğduğu tarih olarak kabul edilen milat yılında dünya nüfusu 300 milyon iken, milattan sonra 1500 yılında dünya nüfusu tam iki katına çıkarak 600 milyona yükselir. Öte yandan dünya nüfusundaki artışın kilometre taşı olarak, Endüstri Devrimi’ni temsilen 1750 yılı kabul edilir. Endüstri devriminden kaynaklanan refahla beraber ölüm oranının düşmesiyle birlikte, bu yıldan itibaren 1900 yılına kadar dünya nüfusu hızla artarak 1.7 milyara ulaşır. Diğer bir araştırmaya göre dünya nüfusu; 1802 yılında 1 milyar iken, 1927 yılına kadar yaklaşık 125 yılda 1 milyar artışla 2 milyar’a, 1927 yılından 1961 yılına kadar yaklaşık 34 yılda 1 milyar artışla 3 milyar’a, 1961 yılından 1971 yılına kadar yaklaşık 10 yılda 1 milyar artışla 4 milyar’a, 1971 yılından 1987 yılına kadar yaklaşık 16 yılda 1 milyar artışla 5 milyar’a, 1987 yılından 1999 yılına kadar yaklaşık 12 yılda 1 milyar artışla 6 milyar’a, ve 1999 yılından 2006 yılına kadar yaklaşık 7 yılda 1.2 milyar artışla 7,2 milyar’a ulaşır. Görüleceği üzere dünya nüfusu 125 yılda yani 1802-1927 yılları arasında sadece 1 milyar artmışken, 1961-1971 yılları arasındaki 10 yıllık bir sürede 1 milyar ve son 7 yılda da yani 1999-2006 arasında 1.2 milyar artarak; özellikle 1960-2006 arasında adeta nüfus patlaması yaşanarak dünya nüfusu neredeyse ikiye katlanır. Son 70 yıl itibariyle de 3’e katlanarak 1800’den 2000’e kadar yani 200 yılda 6’ya katlanır. Birleşmiş Milletler Nüfus Formuna göre dünya nüfusunun insanlık tarihindeki en fazla artışı 20. yüzyılın son 70 yılında gerçekleşmiştir. Dünyadaki aşırı nüfus artışının önüne geçilmesi için gerek Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü, gerekse bazı ülkeler çeşitli önlemler alarak ailelerin çocuk sayıları ortalaması hedefini 2.1 olarak koymuşlar ve eğer bu hedefte başarı sağlanırsa dünya nüfusu 2300 yılında 10 milyarda kalacaktır. Bu verilere göre 2100 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun halen %25’ini oluşturan gelişmiş ülkelerin nüfusu da %13’e düşecektir. 18’inci yüzyılın ünlü düşünürü Thomas Malthus, gelecekte nüfus artışının kontrolden çıkacağını ve yiyecek bulunamadığı için açlıklar yaşanacağını öngörmüştü. Malthus’un bu öngörüyü yaptığı 1798 yılında küresel nüfus 1 milyar civarındaydı. Bugünse 7.2 milyar olan dünya nüfusunun sadece küçük bir kısmı bolluk ve refah içinde yaşarken, büyük bir bölümü ancak karnını doyurmakta ya da açlık ve sefaletle boğuşmaktadır. Dolayısıyla Malthus’un öngörüsü 200 yıl sonra gerçekleşir. Ayrıca çocuk ölümleri, AIDS ve tarım alanlarının tahribi ile birçok gelişmekte olan ülke insanlarının yaşamı zorlaşmaktadır. Yine, dünyada milyarlarca insan günde 1 dolardan daha az kazanmakta, buna karşılık hızla üremeye de devam etmektedir. 1995-2000 yılları arasında küresel nüfus artışı yılda 78 milyon olarak gerçekleşerek dünyaya her yıl yeni bir Türkiye eklenmektedir. Dünya nüfus saati saniyede 4.1 kişinin doğduğunu ve 1.8 kişinin öldüğünü varsaymakta ve önceki istatistikler dikkate alınarak hazırlanan söz konusu hesaplamalarda tahmini ve hata marjinine de yer verilmektedir. Bununla birlikte, uluslararası nüfus uzmanları küresel nüfus artışının son 10 yılda önceki on yıllara göre hafif bir düşüş gösterdiğini ileri sürmektedirler. Buna göre, dünya nüfusunun en hızlı arttığı 1965-1970 aralığında yüzde 2.1 olan artış, son yıllarda yüzde 1.1’e düşmüştür. Bu düşüş dünya ülkelerinin genelinde olmamış, daha çok Çin ve Hindistan’ın nüfus artışlarını kontrol altında almak için başlattıkları kampanyalardan kaynaklanmıştır. Buna ek olarak, gelişmekte olan ülkelerde doğum kontrolü yaygınlaşmış ve artan bilinçle aileler eskisine oranla daha az çocuk yapmaya başlamışlardır. Bugün bazı ülkelerde ailelerin ikiden az çocuğu bulunmakta ve böylece nüfusların artış eğrileri görece bir düşüş göstermektedir. Örnek olarak, Japonya, eski Sovyet cumhuriyetleri ve Avrupa ülkelerinin nüfusu yaşlanmaktadır. Bugün hala en hızlı üreyen ülkeler aynı zamanda en fakir Afrika, Ortadoğu ve Hindistan gibi Güney Asya ülkelerdir. Öte yandan Avrupa 50 yıl önce dünya nüfusunun %25’ini oluştururken, bu gün bu oranın yarasına %12.5’e düşmüştür. 2050 yılına kadar da Avrupa hariç diğer kıtalarda nüfus artışı devam edecektir. 2050 yılına kadar Hindistan’ın nüfusu Çin’i geride bırakarak 1 milyar 628 milyon nüfusla dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktır. Çin 1.8 seviyesindeki doğum oranının gelecekte de korursa nüfusunu 400 milyon azaltabileceği gibi 2300 yılında bu günkü nüfusunun yarısı bir nüfusta kalacaktır. Türkiye 2025 yılında 88 milyon 900 bin, 2050 yılında 97 milyon 500 bin nüfusla AB’nin Almanya’dan sonra en kalabalık ikinci ülkesi olacaktır. Yine Rusya’dan sonra Avrupa’nın en kalabalık ikinci ülkesi olacaktır. Avrupa’da en fazla nüfus düşüşü ise Bulgaristan’da olacaktır. 2050’de Amerika’nın nüfusu 420 milyon olarak tahmin edilmektedir. Birçok sanayileşmiş ülkede, doğum ve nüfus artışı, diğerlerine göre daha düşük kaldığından; Japonya, İtalya, Rusya Federasyonu, Almanya, Fransa ve İspanya gibi ülkeler, dünyanın en yaşlı ülkeleri olacaktır. Özellikle Japonya’da 2004’de doğurganlık çağındaki kadın başına düşen çocuk sayısı rekor seviyede düşerek 1.29’a düşmüş ve böyle devam ederse dünyanın en yaşlı nüfusu Japonya’da olacaktır. Zira Japonya’da doğurganlık oranı 1970’li yılların ortalarından itibaren düşmeye başlamış ve 2005’in ilk yarısına gelindiğinde ölümler doğumları 31,034 adet geçmiştir.
Müslüman ülkelerden Nijerya, Yemen, Pakistan gibi bir çok İslam ülkesinde nüfus artışı çok büyük boyutlara ulaşmakla beraber, bu artış söz konusu ülkelerin Müslüman olmalarından değil, az gelişmişliklerinden kaynaklanmaktadır. Zira; İran ve Tunus’da ve son yıllarda ülkemizde ailelerin çocuk sayısı ortalama ikidir. Tüm dünya çapında Müslüman ülkelerde, dünyaya paralel olarak nüfus artış hızında düşme görülmektedir. Öte yandan, Hırıstiyan, Hindu, Museviler arasındaki doğum oranlarını düşüren faktörlerin aynısı Müslümanlar içinde geçerlidir. Günümüzde dünya nüfusunun %75’i gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde, %25’i de gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Dünyadaki doğumların %85’i ve anne ölümlerinin %99’u ile bebek ve çocuk ölümlerinin %95’i az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşmektedir. Az gelişmiş ülkelerdeki ölüm oranlarının bu kadar yüksek olmasının nedeni bu ülkelerde tıbbi yardımın yetersiz olması ve yoksulluktur. Diğer taraftan halen günümüzde üreme çağındaki kadınların sadece %45’i korunma yöntemi uygulamakta, bu oran Ortadoğu ve Asya ülkelerinde %69, Afrika’da ise sadece %9.11 düzeyindedir. Korunma yöntemi uygulayan kadınların %15’i doğum kontrol hapı kullanmaktadır. Bunların yarısından fazlası da sadece ABD, Brezilya, Fransa ve Almanya’da bulunmaktadır. Aile planlaması yöntemi kullanıp kullanmamanın birinci nedeni; imkansızlıklar veya yöntemler konusunda bilgi sahibi olunmaması, ikinci nedeni ise ihmaldir. 2005 yılında her gün doğan 365 bin bebeğin %57’si Asya’da, yüzde %26’sı Afrika’da, %9’u Güney Amerika’da, %5’i Avrupa’da ve %3’ü Kuzey Amerika’da doğmuştur. Bu arada AB nüfusunun 2004 yılında binde 5 oranında arttığı, doğan çocukların üçte birinin de evlilik dışı ilişkilerden dünyaya geldiği belirtilmektedir. Az gelişmiş ülkelerde doğurganlığın hızla düşmesi sayesinde dünya nüfusu artık korkulduğu kadar artmamaktadır. Bununla birlikte göç, ölüm ve doğumlardaki küçük değişikliklerin kontrol altına alınamaması halinde dünya nüfus artışı yeniden hızlanma tehlikesi taşımaktadır. Dünya nüfusunun tahmin çalışmalarında 3 senaryo üzerinde durulmaktadır. Bunlar yüksek nüfus artışı, ortalama nüfus artışı ve en düşük nüfus artışı modellerine dayanmaktadır. Buna göre; en yüksek dünya nüfusu senaryosuna göre, 300 yıl sonra dünya nüfusu 36 milyar olacak. En düşük sayı modeline göre ise, eğer doğum oranları düşerse 2 milyar civarında olacak. Ortalama artış senaryosuna göre ise, küçük oranlarda düzenli bir artış olacak ve her ailenin 2’den az çocuğu var sayılarak, 2300 yılında, dünya nüfusu 10 milyardan az olacaktır. Nüfus artış hızıyla ilgili diğer bir gelişmede; dünya nüfusundaki kentleşmelerdir. İnsanlar kentleştikçe doğum oranı düşmekte, toprakla bağı kesilen ailenin kol gücüne ihtiyacı azaldığından çocuk sayısı da azalmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Nüfus ve Kalkınma Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, 1950 yılında dünya nüfusunun sadece %30’u şehirlerde yaşamakta iken, 7.2 milyar civarında olan dünya nüfusunun 3,2 milyarının yani %45’e yakınının şehirlerde yaşadığı, 2030 yılında ise şehirlerde yaşayan nüfus oranının %61’e çıkacağı öngörülmektedir. Dünyadaki büyük şehir sayısının arttığına da dikkat çekilen raporda, 1950’de nüfusu 10 milyonun üzerinde olan sadece iki şehir varken(Tokyo ve New York-Newark), 1975’te dörde (Tokyo, New York-Newark, Şangay ve Meksiko City) çıktığı, bu gün ise 20’ye yükseldiği işaret edilmiştir. Dünyanın en kalabalık nüfusa sahip ilk beş şehrinden Tokyo’nun nüfusunun 35,3 milyon, Meksiko City’nin 19,2 milyon, New York-Newark’ın 18,5 milyon, Bombay’ın 18,3 milyon ve Sao Paulo’nun ise yine 18,3 milyon olduğuna dikkat çekilen raporda, ilk 20’de yer alan diğer 15 büyük şehrin ise Delhi, Kalküta, Buenos Aires, Cakarta, Şangay, Daka, Los Angeles, Karaçi, Rio de Janeiro, Osaka-Kobe, Kahire, Lagos, Pekin, Manila ve Moskova olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan, Dünya Bankası verileri baz alınarak hazırlanan raporda, 2004-2020 döneminde yıllık ortalama nüfus artış hızının İrlanda hariç, AB ülkelerinin bazılarında negatif, bazılarında sıfır ya da çok düşük olacağı belirtilmiştir. Buna karşılık aynı dönemde Türkiye’deki nüfus artış hızı yıllık 1.2 oranla, 1.1 olan dünya ortalamasının üzerine çıkacaktır. Bu oranla Türkiye, Hindistan ve İrlanda ile nüfus artış hızının en yüksek olduğu üç ülkeden biri haline gelecek olup, AB’nin Orta ve Doğu Avrupalı üyelerinde nüfus azalacak, Slovakya, Almanya ve İtalya’da nüfus artışı “sıfır” olacak, diğer AB ülkelerinde ise çok düşük artışlar görülecektir.
2004-2020 yılları arasında bazı ülkelerdeki ortalama nüfus artış hızı şöyle olacaktır.
Hindistan (1.3), Türkiye (1.2), İrlanda (1.2), Meksika (1.1), Brezilya (1.1), Avustralya (0.9), ABD (0.9), Kanada (0.8), Çin (0.6), Norveç (0.5), Hollanda (0.3), Fransa (0.3),
İsveç (0.3), İngiltere (0.3), Güney Kore (0.2), İspanya (0.2),
Danimarka (0.2), Portekiz (0.2), Finlandiya (0.2), Yunanistan (0.1), Avusturya (0.1), Belçika (0.1), Almanya (0), İtalya (0),
Slovakya (0), Japonya (-0.1), Polonya (-0.1), Hırvatistan (-0.1),
Çek Cum. (-0.2), Slovenya (-0.3), Macaristan (-0.3), Litvanya (-0.4),
Romanya (-0.4), Estonya (-0.4), Rusya (-0.5), Letonya (-0.5),
Bulgaristan (-0.8),
dünya ortalaması(1.1).
AB üyeleri arasında en fazla nüfus artışı Kıbrıs Rum kesimi (binde 25), İrlanda (binde 20) ve İspanya'da (binde 16) olmuş, Baltık ülkeleriyle Macaristan, Almanya ve Polonya'da nüfus binde 5 ila binde 3 azalma göstermiştir. AB verilerine göre, Türkiye'nin 2004 başında 70 milyon 694 bin olan nüfusu 2005 başında 71 milyon 611 bin oldu. Eurostat verilerine göre, 2005 yılı başında AB üyesi ülkelerin nüfusu şöyle gelişmiştir.
Belçika: 10 milyon 445 bin, Çek Cumhuriyeti: 10 milyon 220 bin,
Danimarka: 5 milyon 411 bin, Almanya: 82 milyon 500 bin,
Estonya: 1 milyon 347 bin, Yunanistan: 11 milyon 73 bin,
İspanya: 43 milyon 38 bin, Fransa: 60 milyon 561 bin,
İrlanda: 4 milyon 109 bin, İtalya: 58 milyon 462 bin,
Kıbrıs Rum kesimi: 749 bin, Letonya: 2 milyon 306 bin,
Litvanya: 3 milyon 425 bin, Lüksemburg: 455 bin,
Macaristan: 10 milyon 97 bin, Malta: 402 bin,
Hollanda: 16 milyon 305 bin, Avusturya: 8 milyon 206 bin,
Polonya: 38 milyon 173 bin, Portekiz: 10 milyon 529 bin,
Slovenya: 1 milyon 997 bin, Slovakya: 5 milyon 384 bin,
Finlandiya: 5 milyon 236 bin, İsveç: 9 milyon 11 bin,
İngiltere: 60 milyon 34 bin. Aday ülkelerin nüfuslarıysa
Bulgaristan: 7 milyon 761 bin, Hırvatistan: 4 milyon 443 bin,
Romanya: 21 milyon 658 bin, Türkiye: 71 milyon 611 bin
Eurostat tarafından ABD nüfusunun 294,4 milyon, Japonya nüfusunun 127,4 milyon, Rusya nüfusunun 143,5 milyon, Çin nüfusunun 1 milyar 302,6 milyon, Hindistan nüfusununsa 1 milyar 72,2 milyon olduğunu bildirilmiştir. Japonya’da doğan bir kız çocuğu; 85 yaşına kadar yaşamayı, yeterli düzeyde besin almayı, gerekli aşılamayı ve iyi bir eğitim görmeyi bekleyebiliyor. Bu kız çocuğu, sağlığı için her yıl ortalama 550 $ -eğer gerekli olursa daha fazla tutarda – para harcayacak. Bu kız çocuğu, eğer Sierra Leone’de dünyaya gelmiş olsaydı, yaşam beklentisi sadece 36 yıl olacaktı; hastalıklara karşı bağışık kazandırılmamış olacak, yetersiz beslenecek ve eğer çocukluk çağından sağ olarak çıkabilirse, bir genç kızken evlenecek ve altı çocuk doğuracaktı. Doğum yapmak onun için yüksek bir risk anlamına gelecekti. Çocuklarından biri ya da daha fazlası bebekken ölecekti. Yılda sadece 3 $ tutarında sağlık harcaması yapabilecekti. Son yarım yüzyıllık dönem boyunca yaşam beklentisi küresel olarak yaklaşık 20 yıl artmıştır. 1950-1955’te 46,5 yıl olan yaşam beklentisi, 2002’de 65,2 yıl olmuş, ancak toplamdaki bu artış, en yoksul ülkelerde yaşam beklentisindeki korkunç gerilemeyi gizlemektedir. Sahra altı Afrika’sının kimi bölgelerinde yetişkin ölüm oranı şu anda 30 yıl önce olduğundan daha yüksek olmakla birlikte, Botsvana, Lesoto, Svaziland ve Zimbabve’de erkeklerin ve kadınların yaşam beklentisi son 20 yıl boyunca gerilemiş ve bugün Zimbabve’de bir erkek 38 yaşına kadar yaşamayı ummaktadır. Yaşam beklentisinde gerileme görülen tek yer sadece Afrika olmayıp, Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği’nde bir erkek sadece 58 yaşına kadar yaşamayı ummaktadır.
Ülkemizde, yıllık nüfus artış hızı 1940-1945 döneminde binde 10.6 ile en düşük seviyede iken; 1955-1960 döneminde binde 28.5 ile en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Nüfusumuzun yıllık artış hızı 1960-1985 döneminde önemli bir değişim göstermemiş ancak 1985 yılından sonra hızla azalma sürecine girmiştir. Yıllık nüfus artış hızı, 1980-1985 döneminde binde 24.9, 1985-1990 döneminde binde 21.7 iken 1990-2000 döneminde binde 18.3'e düşmüştür. 1945 yılından sonra ilk kez 1990-2000 döneminde binde 20'nin altına düşmüştür. Türkiye nüfusu, bugün için Avrupa Birliğini oluşturan 15 üye ülkenin Almanya dışında kalan 14'ünden sayıca fazladır. Bu fazlalık, genç bağımlı nüfusta daha belirgindir.


Diğer taraftan üye ülkeler ve Türkiye'de son yıllarda gözlenen nüfus artış hızı, bebek ölüm hızı, 5 yaş altı ölüm hızı, kaba ölüm hızı ve maternal mortalite hızı gibi bazı hızlar incelendiğinde ülkemizde sadece kaba ölüm hızının üye ülkelerden düşük olduğu ortaya çıkmaktadır (Tablo II).


1965 yılında kabul edilen doğurganlığı azaltıcı nüfus politikasına rağmen halen ülkemizdeki nüfus artış hızı AB'ni oluşturan ülkelerin çok üzerindedir. Bu artış hızının genç bağımlı nüfusun fazlalığı nedeniyle uzunca bir süre daha devam etmesi kaçınılmazdır. Ancak üye ülkelerle ülkemiz arasında sağlık düzeyi ölçütleri açısından en büyük farklılık ölüm hızlarında yaşanmaktadır. Yeni doğan ölüm hızımız binde 45 ile bu ölçüt açısından en kötü durumda ki üye pozisyonunda bulunan Portekiz'den 5 kat daha kötü durumdadır. 1-4 yaş grubu çocuk ölüm hızımız binde 60 ile bu ölçüt açısından yine en kötü durumda ki üye olan Portekiz'den yaklaşık 5.5 kat fazladır. Bu ölüm hızlarını etkileyebilecek nedenler arasında yer alan bağışıklanma oranlarına bakacak olursak Portekiz'de daha 1987 yılında % 81'lik bir orana ulaşıldığını, ülkemizde ise 1997 yılında ancak % 76'ya ulaşıldığı görülmektedir. Bağışıklanma oranlarındaki bu farklılık yaşanan yüksek bebek ve 5 yaş altı çocuk ölüm hızlarının bir nedeni olarak görülebilir. Bebek ölümlerini doğumdaki anne yaşına göre incelediğimizde ise en sık bebek ölümlerinin doğumda yaşı 40 - 49 arasında olan annelerde görülmesi doğum sırasındaki anne yaşının ülkemizdeki yüksek bebek ölüm hızının bir diğer nedeni olarak ortaya çıkmaktadır. Maternal mortalite açısından ülkemize ait sağlıklı veriler bulunmamakla birlikte D.S.Ö. kayıtlarında yüz binde 180 olarak yer almaktadır. Bu ölçüt açısından üye ülkeler arasında en yüksek hıza sahip Almanya'dan yaklaşık 9 kat daha kötü durumdayız. Bu hızın Luksemburg'ta sıfır olması dikkat çekici bir durumdur. Maternal mortalite hızının ülkemizde bu derece yüksekliği, ilk başta temel sağlık hizmetlerinin ve bunun bir parçası olan ana - çocuk sağlığı hizmetlerinin yaygınlığı ve yeterliliği konusunda düşünceye neden olmaktadır. Doğum öncesi dönemde bakım hizmetleri ile doğumların sağlık kuruluşunda gerçekleşmesinin maternal mortalite hızı üzerine direk etkisi bulunmaktadır.1998 nüfus ve sağlık araştırması verilerine göre doğum öncesi bakım hizmeti almayan annelerin oranının %32, sağlık kuruluşunda gerçekleşen doğumların oranının %73 olmasına rağmen sağlık kuruluşunda gerçekleşmeyen doğumların oranının bazı bölgelerimizde % 56'lara kadar çıkması, % 19 oranında doğumun sağlık personeli dışındaki kişiler tarafından yaptırılması gözlenen yüksek maternal mortalite hızının nedenleri arasında gösterilebilir. Kaba ölüm hızımız ise AB ülkelerine göre çok düşüktür ve bunun başlıca nedeni ülkemizin AB ülkelerine göre genç nüfus yapısına sahip olmasıdır. Ülkeler arasında ölüm hızlarına göre istatistiksel yargılama yaparken kaba ölüm hızı yerine yaş faktörünün farklılık üzerindeki etkisini ortadan kaldıran standart nüfus kullanımı esastır. Ancak standardizasyon için gerekli yaş gruplarına ulaşılamaması nedeniyle bu çalışmada kaba ölüm hızları ile yargılama yoluna gidilmiştir, ayrıca dünya nüfusu standart nüfus olarak kabul edilse de aradaki farkın büyüklüğü dolayısıyla var olan durumun değişmeyeceği aşikardır.
Bugün dünyada yaşayan her 10 kişiden biri yaşlı, yani 65 yaş üzerindedir ve son otuz yılda yaşlı nüfusu %63 oranında artış göstermiştir. 1980 yılında dünyamızda, 65 yaş üstü nüfus 260 milyon civarındayken, yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı %5,8 idi. 2000 yılında ise yaşlı nüfus 400 milyona ulaşırken, yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı %6,4 olmuştur. Benzer artış Türkiye’de de gözlenmekte ve önümüzdeki 30 yılda yaşlı nüfus oranının 2-3 kat artacağı öngörülmektedir. Nüfusumuzun değişen yaş özellikleri göz önünde bulundurularak, geleceğe yönelik sağlık hedeflerimizin ve ihtiyaçlarımızın belirlenmesinde yaşlı sağlığına gereken önem verilmelidir. Yaşlılık dönemi, tıpkı çocukluk dönemi gibi kendine has özellikleri olan bir dönemdir. Yaşlılıkta görülen başlıca sağlık sorunları kronik ve dejeneratif hastalıklardır. Dünyada en fazla yaşlı nüfus yaşlı nüfus olan Japonya’da 65 yaş ve üstündekilerin oranı yüzde 21'i bulmuş ve böylece Japonya, İtalya'yı geçmiştir. Japonya ayrıca dünyadaki en düşük çocuk nüfusu (15 yaş altındaki nüfus) oranına sahiptir. Japonya’da yaklaşık 24 milyon yaşlı bulunmaktadır. Bunların dört milyondan fazlası yalnız yaşmakta, pek çok Japon, kendilerine eş bulmakta zorlanmaktadır. Yine 20'li yaşlarının sonuna gelmiş her beş kadından üçü bekar ve 30'lu yaşların başında bu oran üçte bire düşmektedir. Çin’de ölümlerin yüzde 10’nundan daha azı beş yaşın altındaki çocuklarda görülmekte, bu ülke düşük ölüm oranına sahip gelişmekte olan bir ülke olarak sınıflandırılmaktadır. Afrika’da ölümlerin yüzde 40’ı bu yaş dönemi içinde gerçekleşmekte, ancak bu göreli iyi konum, Çin’in sağlık sisteminin tahrip edilmesi, kapitalizmin dizginsiz bir biçimde yeniden uygulamaya konulması ve tırmanan AİDS salgını ile tehdit edilmektedir. Dünya ölçeğinde her yıl 10 milyon çocuğun boş yere öldüğü tahmin edilmektedir. Bu önlenebilir çocuk ölümlerinin çoğu gelişmekte olan ülkelerde – yarısı Afrika’da – meydana gelmekte olup; çocuk ölümü oranının en yüksek olduğu 20 ülkenin 19’u Afrika’da yer almakta – tek istisna ülke Afganistan’dır. Çocuk ölümlerinde küresel eğilim düşüş yönündeyken, 14’ü Afrika’da yer alan 16 ülkede, çocuk ölüm oranları 1990’dan daha yüksek düzeydedir. Sekizi Afrika’da yer alan dokuz ülkede ise çocuk ölümleri 20 yıl öncesine göre daha yüksek bir oranda seyretmektedir. Nüfus artış hızını etkileyen en önemli etkenlerden biriside son yıllarda artış gösteren intiharlardır. Ayrıca intiharlar önemli sağlık sorunlarından birisidir. Tüm dünyada günde ortalama 1000 kişi intihar ederek yaşamına son vermektedir.Tüm dünyada 42 saniyede bir kişi yaşamına son vermek için intihar girişiminde bulunmakta, 17 dakikada bir de bir kişi intihar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. İntihar sıklığı yaş gruplarına göre ve cinsiyete göre değişiklik göstermektedir. Özellikle gençlerde önemli bir sorundur. ABD’de yapılan araştırmada 15-24 yaş grubunda ölüm nedenleri arasında üçüncü sırayı intiharlar almaktadır. İntihar nedenleri çok çeşitlidir. Bazı durumlar intihar riskini artırmaktadır. Bunlar arasında: Psikiyatrik hastalıklar; Sosyal nedenler; Psikolojik nedenler; Biyolojik yatkınlık; Genetik yatkınlık; Fiziksel hastalıklar sayılabilir. İntihar nedenleri genç ve yaşlılarda genelde daha farklıdır. Yapılan araştırmalarda 30 yaş altındaki intihar vakalarında en sık intihar nedeninin anti sosyal kişilik bozukluğu ve alkol-madde bağımlılığı olduğunu 30 yaş ve üzerindeki kişilerde ise depresyon gibi duygulanım bozukluklarının en sık neden olduğunu göstermektedir. İntihara yol açan önemli yaşam olayları ise 30 yaş altında boşanma, reddedilme, işten çıkarılma-işsizlik ve yasal sorunlar; 30 yaş üzerinde ise fiziksel hastalıklar olarak belirlenmiştir. İntihar eden kişilerin %30-64 ünde depresyon tespit edilmiştir. İntihar sonucu ölenlerin %90 ında depresyon tespit edilmiştir. Depresyon hastalarının ise %15 i intihar girişimi sonucu yaşamını kaybetmektedir. Yapılan bir araştırmada intihar sonucu yaşamını kaybeden vakaların %63’ünün erkek, %37’sinin ise kadın olduğu tespit edilmiştir. Depresyon sonucu intihar eden ve ölen vakalar arasında depresyon ilaç tedavisi görenlerin oranı %3 dür. Yani bu hastaların çoğu doktora başvurmamakta ve tedavi görmemektedir. İntihara yol açan diğer psikiyatrik sorunlar şunlardır; Şizofreni; intihar vakalarının %10’unda şizofreni görülmektedir. Amerika son 30 yılda intihar oranlarının görece stabil seyrettiği ülkelerden olmasına rağmen yılda ortalama 30 000 kişi intihardan hayatını kaybetmektedir. Bu sayı10 yılda 300 000 kişi demek olduğundan sayının büyüklüğü Amerika’yı önlemler almaya itmiştir. Ülkemizdeki intihar oranları 1974-1998 arasında çok fazla değişmemiş genelde yüzbinde 1.5 ile 3 arasında kalmıştır. Son 10 yılda erkeklerdeki intihar oranları artma eğilimi göstermiş yüzbinde 2.5’in üzerinde değerler görülmüştür. Dinlere göre Milyon Nüfusta İntihar; Protestan toplumlar 190, Protestan ve Katoliklerin karışık olduğu toplumlar 96 , Katolik toplumlar 58, Durkheim buna neden olarak Protestanlığın Katolikliğe göre daha özgür ve hoşgörülü olmasını gösterir. Ülkemizde; 2004 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı ile Psikiyatrik Kriz Uygulama ve Araştırma Merkezi öğretim üyelerinin öncülüğünde “İntiharı Önleme Derneği” kurulmuştur. Dünya intihar istatistiklerinde Türkiye 66. sırada yer almaktadır. Türkiye’de intihar istatistikleri 1967’den beri tutulmakta ve bu istatistikler Türkiye’de intiharın son yıllarda ciddi bir yükseliş grafiğini gösterdiğini ortaya koymaktadır. Yine Emniyet Müdürlüğü’nün İstanbul verilerine göre 2002 yılında İstanbul’da 321 kişi canına kıymış. 2003 yılında bu sayı 346’ya çıkmış. 2004’ün ilk 10 ayında 327 kişi intihar etmiş, dolayısıyla ayda ortalama 32 kişi hayatını kaybetmiştir. Yapılan araştırmalara göre, tüm dünyada günde ortalama bin kişi intihar ederek hayatına son vermekte, ayrıca 42 saniyede 1 kişi hayatına son vermek için intihar girişiminde bulunurken, 17 dakikada bir de 1 kişi intihar nedeniyle ölmektedir. İntihar sıklığı yaş gruplarına ve cinsiyete göre değişiklik göstermektedir. ABD'de yapılan bir araştırmada, 15-24 yaş grubunda yer alanların ölüm nedenleri arasında 3. sırayı intihar almakta, yaş arttıkça intihar oranları da artmaktadır. Erkeklerde en sık 45 yaşlarında, kadınlarda ise 55 yaşlarında intihar görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nun verilerine göre 2000 yılında tüm dünyada yaklaşık bir milyon kişinin intihar sonucu yaşamlarına son vermekte; böylece her 40 saniyede 1 kişi intihar ederek ölürken, her 3 saniyede 1 kişi de intihar girişimde bulunmaktadır. Yine Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, son 45 yılda, tüm dünyada intihar oranları yüzde 60 artmıştır. İntihar, günümüzde tüm ülkelerdeki ölümlerin ilk 10 nedeni arasında sayılırken; Amerika Birleşik Devletleri'nde 8. sırada yer almaktadır. 15-24 yaş arası ölümlerin beşinci önemli nedeni intiharlardır. Ölüm nedeni olarak intihar, gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde benzerlik göstermektedir. Geleneksel olarak en yüksek oranlar, hala yetişkin erkeklerde görülmekteyse de 15-34 yaş arası gençlerde artış gösteren intihar oranları sorunun ciddiyet boyutuna dikkat çekmektedir. Türkiye'de intiharların bazı yıllar azalsa özellikle 2000 yılı intiharların diğer yıllara göre en düşük olduğu yıldır. Buna karşılık 2001 yılında intiharlar bir önceki yıla göre yüzde 43,4 artmıştır. 1997-2005 yılları arasında intiharların çoğunluğu yüzde 69,3'ü kırsal kesimde, intihara teşebbüslerin ise çoğunluğu yüzde 59,1 kentte görülmektedir. 2003-2005 yılları arasında intiharların mesleklere göre dağılımı ise; ev hanımları, işsizler ve serbest meslek grubu' olarak sıralanmaktadır. En az intihar görülen meslekler ise diğer seçeneği ile emekli ve turizmcilerdir. Öte yandan dünya üzerinde bağımsız olan ve bayrakları uluslararası arenada tanınan devlet sayısı 222'dir ve bu devletlerin bayraklarını, dünya bayrakları şeklinde çağırabiliriz. 222 adet bağımsız devletin bayrakları incelendiğinde ve biçimsel bakımdan basitçe kategorilere ayrıldığında şu sonuçlara ulaşabiliriz: Bugün dünyada kaç ülke var sorusuna tek bir cevap vermek mümkün değildir. Dünyanın en büyük ve en geniş teşkilatı olan Birleşmiş Milletler’e göre, günümüzde B.M’ye üye ülke sayısı 171'e ulaşmıştır. Andorra, Tayvan, Kribati, Kuzey ve Güney Kore, Liechtenstein, Monako, Nauru, San Marino, İsviçre, Tongo, Tuvalu ve Vatikan dışındaki dünya'daki bütün ülkeler Birleşmiş Milletler'in üyesidir. Buna göre dünyada bulunan ülke sayısı 184’dür. Dünya’daki ülke sayısı ülkelere göre de farklı sayılar içermektedir. Dünya ülke sayısı A.B.D ve Fransa’ya göre 190, Rusya’ya göre 172, İsviçre’ye göre 194’dür. Telefon şirketlerinde 182 uluslar arası kod bulunmaktadır. Dünya PTT ağına üye ülke sayısı 185’dir. A.B.D’nin, dünyada 190 ülkenin var olduğunu söylemesine rağmen, Coca-Cola’nın satış listelerindeki ülke sayısı 195’i buluyor. Bunun farklılık, A.B.D’nin kendine düşman gördüğü ülkeleri (Küba, Libya, Irak gibi) ülke olarak kabul etmemesinden kaynaklanmaktadır. Öte yandan A.B.D’nin haber alma teşkilatı olan CIA’nın 2006 Dünya yıllığında geçen ülke sayısı 268’i bulmaktadır. Peki bunların hangisi doğrudur? Dünya ülkelerinin sayısı ister 171, ister 268 olsun, önemli değildir. Çünkü bu ülkeleri çoğunun dünya siyaset arenasında adı bile geçmemektedir. Bugün dünya üzerinde, bağımsız ülkelerin sayıları 194’ü bulur. Ancak bunların içinde devlet olabilmiş ülke sayısı oldukça azdır. .

(Yazarın Dünyanın Nüfus Yapısındaki Gelişmeler Ve Ülkemizin Durumu isimli makalesi için tıklayınız.)
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Dünyadaki Ve Ülkemizdeki Nüfus Artış Hızındaki (Demografik Yapı) Gelişmeler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Kudret Ulusoy'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
16-01-2007 - 06:16
(2753 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 9 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 8 okuyucu (89%) makaleyi yararlı bulurken, 1 okuyucu (11%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
91055
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 14 saat 56 dakika 6 saniye önce.
* Ortalama Günde 33,06 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 27347, Kelime Sayısı : 3688, Boyut : 26,71 Kb.
* 22 kez yazdırıldı.
* 4 kez arkadaşa gönderildi.
* 35 kez indirildi.
* 6 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 461
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,09301710 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.