Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Ticari İşletme Ders Notları

Yazan : A.Tan [Yazarla İletişim]
hukuk öğrencisi

Yazarın Notu
Selçuk Üniv. 2005-2006

TİCARET HUKUKUNUN İÇERİĞİ


Ticaret Hukuku, ticari karakter taşıyan her türlü olaya uygulanan hukuk dalıdır. Ticaret Kanunu, ticari hükümler içerir. Medeni Kanun, Borçlar Kanunu vb kanunların ticari nitelikteki hükümleri Ticaret Kanununu da ilgilendirir. ÖRN: Kira sözleşmesini bir ticari şirket yapıyorsa, bu ticaret hukuku kapsamına girer.




TİCARET HUKUKUNUN KONUSU


1. Subjektif Sistem (Tacir)

Bu sistem ticari işlemin süjesi olarak ‘tacir’den hareket eder. Buna göre ticaret hukuku, bir tacirler hukukudur. Ticaret, tacirler için ayrıcalıklı bir sınıf yaratmıştır. 1673 ve 1681 tarihli Fransız Deniz Ticareti Emirnameleri ile 1897 tarihli Alman Ticaret Kanunu bu sisteme göre oluşturulmuştur. Ticaret hukukunun bir ayrıcalık hukuku olamayacağı söylenerek bu sistem eleştirilmiştir. Ticaret hukuku yalnızca tacirlere değil, tüm ticari işlemlere uygulanmalıdır. Fransız ihtilali sonrası bu sistem yerini objektif sisteme bırakmıştır.


2. Objektif Sistem (Ticari İş)

Objektif sistem, ticari işe uygun olan sistemdir. Ticaret hukukunun konu ve kapsamını objeden hareketle tanımlamaya çalışır. 1807 tarihli Fransız Ticaret Kanunu bu sisteme uygundur.


3. İşletme Sistemi (Ticari İşletme Sistemi = Modern Sistem)

20. yüzyılın başlarında benimsenen işletme sistemi taraftarlarına göre ticaret hukukunun konu ve kapsamını belirlemede ‘tacir’ de ‘ticari işlem’ de belirleyici olamaz. Belirleyici olan ‘ticari işletme’ kavramıdır. 1942 tarihli İtalya Medeni Kanunu


4. Karma Sistem (Birden Fazla Sistem)

Ticaret hukukunun sınırlarını çizerken tek bir kavramdan yola çıkmanın yeterli olmayacağı düşüncesiyle karma sistem oluşturulmuştur. Buna göre sayılan sistemlerin hiçbiri tek başına ticaret hukuku kavramını belirleyemez. Tacir, ticari işlem ve ticari işletme kavramları birlikte değerlendirilmelidir. 1926 tarihli ticaret kanunumuz ve yeni ticaret kanunu taslağı bu sistemden hareket etmektedir.


NOT : 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1 Ocak 1957 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, ticari işletme kavramı ağırlıklı karma sistemi benimsemiştir. Ticaret kanunumuz sırasıyla şu konuları açıklamıştır:

Ticari İşletme Ticarethane, fabrika veya ticari biçimde işletilen diğer kurumlardır. Ticari işletme kavramı, ticaret hukukunun en önemli kavramıdır.

Ticari İş Ticaret Kanunu’nda düzenlenen konularda bir ticarethane, fabrika veya ticari biçimde işletilen diğer kurumları ilgilendiren bütün fiil ve işlerdir. Kısacası, bir ticari işletmenin yaptığı iştir.

Tacir Bir ticari işletmeyi işleten kişidir.

Ticaret Ünvanı Tacirlerin, ticari işlerinde kullandıkları addır. Buna ‘firma adı’ da denir.

Ticari Defter Tacirler tarafından tutulan defterlerdir. Her tacir, ticari işletmesinin ekonomik durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her iş yılı içerisinde elde edilen sonuçlarını soptamak amacıyla, işletmesinin nitelik ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri tutmak zorundadır.




TİCARET HUKUKUNUN TARİHÇESİ

1. Eski Çağ

· M.Ö. 2000 yıllarındaki Hammurabi kanunlarında faiz, komisyon, şirketlere dair kurallara rastlanmakdır.

· Fenikeliler döneminde deniz ticareti

· Roma Hukuku (ius gentium içerisinde). Roma vatandaşları pek ticaretle ilgilenmediklerinden, ticaret daha çok yabancılar tarafından yapılmıştır.


2. Orta Çoğ

· Roma’nın dağılmasıyla birçok şehir devletçiği kurulmuş ve bunlar arasında ticaret yapılmıştır.

· Haçlı seferleri

· Amerika ve Hindistan’ın keşfi

· Bankacılık

· Yahudiler ve Lombardlar

· Kilise hukukunun yetersizliği

· Kanunlaştırma hareketleri (1673 Fransız Kara Ticareti Kanunu ve 1681 Fransız Deniz Ticareti Emirnameleri)


3. Yakınçağ ve Kanunlaştırma Hareketleri

· Ticari etkinin İngiltere, Fransa ve İspanya’ya geçmesi

· Pusulanın keşfi

· Örfün yerini mektup hukukunun alması (lonca nizamnameleri, şehir kanunu ve devlet kanunu)

· 1807 tarihli Fransız Ticaret Kanunu

· Alman kodifikasyon hareketleri

a. 1794 Prusya Kanunu

b. 1861 ve 1867 tarihli Ticaret Kanunları

4. Modern Çağ

· 20. yy bir ticaret asrıdır

· Milletler arası ticaretin artması

· Yeknesaklaştırma Hareketleri

· II. Dünya Savaşı sonrası ticareti belirleyici gelişmeler (AT, GATT, NAFTA, WTO, WIPO, vs)

· 1980’li yıllarda GAT şekil değiştirerek Dünya Ticaret Örgütü olmuştur. Bu anlaşmayı imzalayan devletler, buradaki hükümleri kendi iç kanunlarına aktarmışlardır. Dünya Ticaret Örgütü Antlaşması’nın bir eki de Trips Hükümleri’dir. Bunlara göre; herkes, gittiği ülkede de aynı ticaret hukukunun kendisine uygulanmasını isteme hakkına sahiptir. Trips hükümlerinde fikri mülkiyet hakkı da vardır. Bu kanun, Paris Antlaşması’na taraf olan 160 devletin vatandaşlarına uygulanacaktır. Bu antlaşmadaki bir hükme göre, bir tacir, gittiği ülkeden kendisine uluslar arası hükümlerin uygulanmasını talep edebilir. Yani, bu antlaşma iç hukukun önüne geçmektedir.





Ticaret Hukukunun Türkiye’deki Tarihçesi


· 986 yıl boyunca İslam Hukuku uygulanmıştır. Muamelat kısmında:

o Şirketler Hukuku, Kitab-üş Şirket altında

o Diğer konular mormal işlemler hukukuna tabi

· Meşru örf ve adetler ve ululemrin tasarrufları söz konusu

· Loncalar ve Ahilik teşkilatı dozenleyici nitelikte

· 18. yy Cemaat Mahkemeleri (Her iki tarafın da gayrimüslim olduğu durumlarda), Şeriye Mahkemeleri (taraflardan en az birinin müslüman olması durumunda)

· 19. yy bazı ticari ihtilaflara özel mahkemelerin bakması

· 1840 sonrası Meclis-i Ticaret kuruldu

· 1850 Kanunname-i Ticaret kabul edildi

· 1876’da Mecelle kabul edildi ve Kanunname-i Ticaret’e bazı tamamlayıcı hükümler getirildi

· 1926 tarihli Türk Ticaret Kanunu ve 1929 tarihli Deniz Ticaret Kanunu

· 1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu

· Yeni gelişmelerle birlikte Türk Ticaret Kanunu Taslağı




TİCARET KANUNU’NDA TANIMLANAN BAZI KAVRAMLAR


Ticari İşletme : TTK m.11’e göre; “ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler ticari işletme sayılır.”


Ticarethane : TTK m.12/I’de ayrıntılı olarak sayılmıştır.


Fabrika : TTK m.12/II: “Hammadde veya diğer malların makine yahut sair teknikr vasıtalarla işlenerek yeni veya değerli mahsuller vücuda getirilmesidir.”


Ticari Şekilde İşletilen Diğer Müesseseler : Bunlar aslında ticari işletme değildirler. Ancak, bazı özel şartları yerine getirdikleri takdirde ticari işletme sayılmaktadırlar. Bu şartlar: Bu ticari işletmenin hacim ve kapasitesi öyle bir seviyede ki, bu işletmenin ticari defter tutması gerekiyor ise bunlar ticari işletme sayılıyorlar.

TTK m.13: “Aşağıdaki işleri görmek üzere açılan bir müessesenin işlerinin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyetini verdiği takdirde bu müessese de ticari işletme sayılır:

Bir toprak sahibinin veya çiftçinin, mahsullerini olduğu gibi veya zirai sanatı dolayısıyla bir tezgahta şeklini değiştirerek satması,
Esnaf veya güzel sanatlar erbabından birinin gerek bizzat gerek işçi çalıştırarak veya makine kullanarak eserler vücuda getirmesi ve bu eserleri satması.
Bu hüküm, işlerinin mahiyetine göre, 12. madde gereğince ticarethane veya fabrika olarak vasıflandırılamayan diğer müesseseler hakkında da tatbik olunur.”

m. 13/son hükmü, m. 12 için de uygulanır.


Esnaf : m.17’de tanımlanmıştır: “ister gezici olsunlar, ister bir dükkünda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.”


TTK m. 163 ve 86/10313 sayılı KHK tacir/esnaf ayrımını anlatır. Ayrıca söz konusu KHK, VUK m.177’deki defter tutma esasları hakkında kanuna da atıf yapmaktadır.

Esnaf, tacirin zıddıdır. Tacir olmayan kişi esnaftır. Esnaf, ister gezici olsun, ister bir dükkân veya sokağın muayyen bir yerinde çalışsın, iktisadi sermayesi, nakdi faaliyetinden çok bedeni sermayesine dayanan kişidir. ÖRN: Simitçi, salepçi vs… Bunların elde ettiği kazanç ancak geçimini sağlamaya yetecek kadardır. Tacirse, iktisadi faaliyeti daha çok paraya dayanan ve kazandığı para ihtiyaç duyduğundan fazla olan kimsedir.


TİCARİ İŞLEMİN TEMEL NİTELİKLERİ

1. İktisadi faaliyet

2. Devamlılık

3. Bağımsızlık

4. Kapasite


1. İktisadi Faaliyet

İktisadi faaliyet, gelir sağlamanın hedef edinilmiş olmasıdır. Önemli olan gelir elde etme niyetinin olmasıdır. Faaliyetin sonunda gelir elde edilip edilmediğine bakılmaz. Elde edilen gelirin sarf yeri de önemli değildir. Yine aynı şekilde, faaliyetin kaç kişiyle yürütüldüğü, sermaye/bedeni çalışmaya dayanması, devamlı/kesintili olması da önemsizdir. Hamallık, tüccarlık, sanayicilik vb iktisadi faaliyettir.


2. Devamlılık

Devamlılıktan kasıt ebedilik değildir. Bu nedenle işin mahiyetinden kaynaklanan kesintiler önemli değildir. ÖRN: Plaj işletmeleri, sezonluk oteller, çırçır fabrikaları. Devamlılık, devamlılık kast ve niyetini ifade eder. Teşkilatlanma, devamlılığın gereğidir.


3. Bağımsızlık

işletmenin hem iç hem de dış ilişkilerinde bağımsız karar alabilmesi ve bağımsız işlem yapabilme yeteneğidir. Bu açıdan şubeler, depolar, otomobil servisleri içerisindeki tamir atölyeleri bağımsız değildir. Bunlar dış ilişkilerinde bağımsız olmalarına rağmen, iç ilişkilerinde merkeze bağlıdırlar.


4. Kapasite

Kapasite, ticaret hukukunun en çok tartışılan konularından birisidir. Bu konuda 1986’da bir kararname çıkarılmıştır. Bu kararname, kapasiteyi ikiye ayırarak incelemiştir:


a) Kapasitesi Kanunen Yeterli Kabul Edilenler

i. VUK m. 177 uyarınca birinci sınıf tacir sayılanlar

ii. Bilanço esasına göre defter tutanlar (ticari şirketler)

b) Kapasite Araştırmasına Tabi Olanlar (bunlar için de iki şart aranır

i. Gelir seviyesi

(gelir seviyesine ilişkin rakam her zaman değişir. Bunun en güzel rakamına VUK m. 177’den bakılır.)

ii. İktisadi faaliyetin niteliği

(faaliyetin nakdi sermayenin bedeni çalışmaya hakim olduğu bir yapı arzetmesi. Bedeni çalışmanın içine kişinin kendisine özgü olan bilek ve beyin gücü girer.)


Tüm bu bilgiler ışığında ticari işletmenin tanımını yapacak olursak; iktisadi faaliyetini devamlı ve bağımsız şekilde nakdi sermaye ağırlıklı olarak icra eden ve yıllık gayrısafi gelir olarak 86/10313 sayılı KHK’da belirtilen geliri elde eden işletmedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, önemli olan kâr değil, gayrısafi milli hasıla olarak belirtilen geliri elde edebilmektir.

Tasarıdaki tanım ise; yine 11. madde ile yapılmıştır: Ticari işletme, esnaf faaliyeti için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, devamlı ve bağımsız şekilde icra edilen faaliyetlerin yürütüldüğü işletmedir.


Örn : Bir eczaneyi ele alırsak; eczanede iktisadi faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık şartları vardır. Kapasite seviyesi ise araştırılmalıdır. Gelir seviyesini aşmışsa ve nakdi sermaye, bedeni çalışmaya da hakimse, bu bir ticari işletmedir. Yani normal eczane ticari işletmedir. İlaçları kendisi üretip satan bir eczane ise, bedeni çalışma ağırlıklı olduğu için ticari işletme değildir.

Örn : Doktorun muayenehanesinde iktisadi faaliyet, devamlılık, bağımsızlık şartları vardır. Kapasite şartı için ise gelir var ama bedeni çalışma hakim olduğu için doktor muayenehanesi bir ticari işletme değildir. Gelişmiş bir muayenehanedeyse, mesela, MR makinesinin bulunmaması durumunda doktor gelir elde edemeyecek durumdaysa, gelir gelmesinde MR mutlaka gerekliyse burada nakdi sermaye hakimdir ve artık burada muayenehane bir ticari işletme olacaktır.


Örn : Bir doktor, ikinci bir doktoru yanında ücret karşılığı çalıştırıyor. Burada da yine iktisadi faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık şartları gerçekleşmiştir. Ayrıca kapasite şartı için gereken gelir de vardır. Burada da nakdi sermaye hakimdir. Çünkü bedeni çalışmada kişinin kendisine ait bilek ve beyin gücüne bakılırdı. Doktor, diğer doktoru ücret karşılığı çalıştırdığı için nakdi sermaye hakimdir, yani burası da bir ticari işletmedir.


Sonuç olarak; bir yerin ticari işletme olup olmadığının belirlenebilmesi için o yerin, somut olayın özelliklerine bakılarak değerlendirme yapılır.


Örn : Bir faytonla taşımacılık yapılması durumunda, ortada bir ticari işletme var mıdır? Burada iktisadi faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık şartları gerçekleşmiştir. Kapasite şartındaki gelir seviyesi şartı da gerçekleşmiştir. Paranın nasıl kazanıldığına bakılacaktır. Burada gelir elde edebilmek için bir at ve bir de fayton gereklidir. Bunlar için de belli bir miktar nakdi sermaye ödemek gerekir. Ancak bu az bir miktardadır ve fayton taşımacılığında bedeni sermaye ön plandadır. Ama mesela, faytoncu, bu işten para kazandığını görüyor ve birkaç tane at ve fayton alarak işe devam ediyor. Bu durumda artık nakdi sermaye çoğalmıştır ve bu nedenle de bir ticari işletmenin varlığından söz edebiliriz.


Örn : Diş hekiminin bürosu bir ticari işletme midir? Burada da yine iktisadi faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık şartları gerçekleşmiştir. Kapasite şartının gelir seviyesi şartı da gerçekleşmiştir. Burada nakdi sermayeyi iki şekilde düşünmek gerekir: Çok modern aletlerle çalışıyorsa ticari işletmedir. Eğer sadece diş tedavisi yapılabilecek kadar alet var ise ticari işletme değildir.




TİCARİ İŞLETMENİN MALVARLIĞI


1. Maddi Malvarlığı

a. Tesisat

i. Menkul İşletme Tesisatı (örn; fabrikalardaki makineler)

ii. Gayrımenkul işletme tesisatı (örn; fabrika binası)

b. Döner Malvarlığı

2. Gayrımaddi Malvarlığı

a. Kiracılık Hakkı

b. Fikri Mülkiyet Hakları

c. Peştemaliye (Good Will) (müspet müşteri intibahı)


Tesisat : Bir ticari işletmenin yürütülmesine özgülenmiş olan her şeydir.

Döner Malvarlığı: Bir işletmede işletme faaliyetinin yürütülmesi için alınan ve satılan mallardır. Örn; bir değirmen için buğday alınır, un haline getirilip satılır. Marketteki raflardaki mallar döner sermaye, raflar ise menkul işletme tesisatıdır.

Kiracılık Hakkı: Eğer kiracılık sıfatıyla bir işletmecilik yapılıyorsa, bu kiracılık hakkı da gayrimaddi malvarlığıdır.

Fikri Mülkiyet Hakları: Marka, patent, tasarım, telif vb’dir.

Tüm bunlar, bir işletmeye değer kazandıran şeylerdir.


Örn : Coca Cola şirketini satın almaya niyetlenen bir kimse önce değerlendirme yapar.

Tesisat => makine, bina vb.

Döner Malvarlığı => ne kadar kola üretilip satılıyor

Kiracılık Hakkı

Fikri Mülkiyet Hakkı => kolanın üzerindeki coca cola etiketini çıkarıp aynı tatla başka bir isimle satmaya çalışılsa, yine o miktarda satış yapılamaz. Yani, sadece coca cola ismini bir kefeye, tesisat, döner sermaye bir kefeye konsa, isim daha ağır basar. Yani, ismi daha değerlidir.

Sonuç olarak; bir ticari işletme sadece somut değerlerle ölçülmez. Marka, patent gibi soyut değerler de çok önemlidir.


Örn : www.amazon.com, ABD’nin en büyük e-alışveriş sitesidir. Sadece isminin 40 milyon dolar ettiği tahmin edilmektedir.




TİCARİ İŞLETMEDE MERKEZ VE ŞUBE


Ticari işletme, tek bir birim olarak doğar, zamanla gelişince farklı yerlerde de kurulabilir. Bunlar ise şubelerdir. Bunlar da merkez ile aynı işi yaparlar. Örn; Ziraat Bankası, Migros…


Unsurları

1. Merkeze Bağlılık

2. Dış İlişkide Bağımsızlık

3. Mekân Ayrılığı

4. Ayrı Muhasebe


Ticaret ilerledikçe merkezle ticari işletmenin yürütülmesi zorlaşmaya başlayınca merkeze bağlı şubeler kurulmuştur. Merkeze bağlılık unsuruna göre; şubeler müstakil ticari işletme değildirler. Çünkü şubede ticari işletmenin bağımsızlık şartı yoktur. Bağımsızlık dış ilişki açısından geçerlidir. İç ilişkide ise bağımsızlık yoktur, tam tersine, merkeze bağlılık söz konusudur. Mekânlar ayrı olmalı, merkez işletmesi ve şube işletmeleri ayrı ayrı yerlerde faaliyet göstermelidir. Bazen aynı bina içerisinde olabilirler. Örn; bankalar. Aynı binada üst katta genel müdürlük, alt katta da şube vardır. Yani mekân ayrılığından kastedilen, ayrı alanlarda faaliyet gösteriyor olmalarıdır. Merkez işletmesi ile her şubenin muhasebeleri ayrı ayrı tutulmalıdır. Şubeler bulundukları yer ticaret odasına aidat ödemek zorundadırlar. Bundan kasıt, merkezin muhasebesinin merkezde, şubenin muhasebesinin şubede tutulması değil, şube için ayrı bir muhasebe defteri tutulması zorunluluğudur. Şubenin muhasebesi merkezde tutulsa bile, ayrı bir muhasebe defteri kullanılmalıdır. Örn; Konya Migros, ‘ben şube değilim, benim muhasebem merkezde tutuluyor’ diyemez. Çünkü, muhasebesi merkezde tutuluyor olsa da ayrı bir defter kullanılmaktadır.

Ticaret sicili açısından, merkeze ilişkin bütün ticaret sicil kayıtları şubenin bulunduğu yer ticaret siciline de kaydedilir. Ticaret ünvanı açısından ise, şubeler, merkezin ticaret ünvanını şube olarak kullandıklarını belirtmek ve bu şekilde kurulmak zorundadır. Örn; Ziraat Bankası Konya Şubesi gibi.

Odalara kayıt açısından da şubeler, bulundukları yerin ticaret odasına kaydolmak ve buraya para ödemek zorundadırlar.



TİCARİ İŞLETMENİN DEVRİ


Devir sözleşmesi herhangi bir şekle tabi değildir. yazılı, sözlü, açık, gizli olabilir. Eğer devredilecek unsurlar arasında devri şekle tabi olanlar varsa, bu takdirde bu şekil şartı yerine getirilmelidir. Örn; gayrimenkullerin devri için resmi senet ve tescil gerekir. Devir yapılırken, aktif ve pasifler birlikte devredilir. Devredilen unsurlar, ticari işletmenin en az bir işletme yeteneğini gerçekleştirecek yetenekte olmalıdır. İşletmenin birden fazla işletme yeteneği varsa, sadece birini devredebilir.


Devrin Hüküm ve Sonuçları

Devirle birlikte tüm tesisat devralana geçer. Ancak bunun aksi kararlaştırılabilir. İyi niyetli devralan, işletme içerisindeki üçüncü kişilere ait malların mülkiyetini de kazanır. Yine, peştemaliye de devirle birlikte geçer. Kiracılık hakkı geçebilir. Kira sözleşmesinde bu hakkın devredilebileceğine dair bir yetki verilmişse, kiracılık devredilebilir. Aktif ve pasifler devralana geçer. Alacaklıların rızası aranmaz. Bunun sebebi, alacaklıların korunması düşüncesidir.


Devirde Sorumluluk Şeması (BK m. 179)

Muaccel borçlar için devrin ihbar veya ilanı tarihi itibariyle 2 yıl içinde hem devreden hem de devralan müteselsilen sorumludur. 2 yıl sonunda devredenin sorumluluğu biter, sadece devralana başvurulabilir. Müeccel borçlar içinse bu iki yıllık süre, muaccel olmalarından itibaren işlemeye başlar. Bu süre içerisinde hem devreden hem de devralan müteselsilen sorumludur. 2 yıllık sürenin bitiminde yine sadece devralan sorumlu olur. Devralanın sorumluluğu, zamanaşımı süresi boyunca devam eder.


Muaccel borçlar için Henüz muaccel olmuş

süre başlangıcı borçlar için süre başlangıcı

2 yıl


Devir Devrin ihbar Devredenin sorumluluk

veya ilanı 2 yıl süresinin sonu



(BK m. 179)




TİCARİ İŞLETMENİN REHNİ


Ticari işletmenin rehni konusu, 1971 tarih ve 1447 sayılı Ticari İşletmenin Rehni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Böyle bir müesseseye ihtiyaç duyulmasının nedeni, Medeni Kanun’da menkul rehninin temsil şartlı rehin olarak düzenlenmiş olmasıdır. Ticari işletmeninse hem menkul hem de gayrımenkul malvarlığı vardır. Ticari işletme sahibi, çeşitli sebeplerle finansmana ihtiyaç duyar. Bu finansmanı veren kurum, finansmana karşılık olarak ticari işletmeden mutlaka teminat ister. Günümüzde kefillik pek görülmez. Bunun yerine taşınmaz veya taşınır mallar rehin olarak gösterilir. Medeni Kanun’da düzenlenen teslim şartlı rehin, ticaret hayatında çok makul görülmez. Bu konuda ticaret alanında başka bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğundan, bu düzenleme de 1447 sayılı kanun ile yapılmıştır.

1447 sayılı kanunun birinci maddesi ve devamında bu rehnin nasıl yapılacağı, konusu, tarafların durumu, rehnin ne şekilde sona ereceği düzenlenmiştir.

Tarafları

· Rehin Veren : Rehin veren, ticari işletme sahibi gerçek veya tüzel kişi olmalıdır. Ayrıca, esnaf işletmesi sahibinin de bu kanun hükümlerinden yararlanabileceği 1447 sayılı kanun m.1’de belirtilmiştir.

· Rehin Alan : Kredi müesseseleri (banka ve finans kurumları), kredili satış yapan kuruluşlar, kooperatifler. Bu üç grup kurumun dışında hiç kimse ticari işletmenin rehni sözleşmesinde rehin alan taraf olamaz. Bu konuda emredici bir düzenleme vardır.


Konu ve Kapsamı (m.3)

Ticari işletme rehnine şunlar konu olabilir:

· Ticaret ünvanı ve işletme adı

· Menkul işletme tesisatı

· Sınai haklar (patentler, endüstriyel tasarımlar vb.)

Bunlar üzerinde ticari işletmenin rehni tesis edilebilir. Bunlar arasında gayrimenkuller yoktur. Çünkü gayrimenkuller zaten MK’da düzenlenmektedir.


1477 sayılı kanun m. 3/II’ye göre; taraflar, ticaret ünvanı, işletme adı ve menkul işletme tesisatı dışında kalan unsurlardan bir veya birkaçını rehnin dışında bırakabilirler. Bu hükümden anlıyoruz ki, bir ticari işletme rehninde bulunması zorunlu unsurlar ve bir de bulunması zorunlu olmayan unsurlar vardır. Bu maddeye göre ticaret ünvanı, işletme adı ve menkul işletme tesisatı mutlaka rehnin içinde bulunmalıdır. Sınai haklar ise, rehin dışında bırakılabilir. Rehin dışında bırakma işlemi tamamen tarafların iradelerine bağlıdır. Rehin sözleşmesinde bunların rehin dışında bırakıldıklarına dair bir hüküm yoksa, bunlar da rehin sözleşmesine konu olmuş demektir.


Rehin Hakkının Doğumu

1. Rehin Sözleşmesi : 1447 sayılı kanun m. 4’te düzenlenmiştir. Rehin sözleşmesi, re’sen noterce düzenlenir. İşletme sahibi tarafından yaptırılır. Sözleşmeyi düzenleyen noter, ticari işletmenin bulunduğu yerdeki noter olmalıdır. Bu, kanunun emredici bir hükmüdür. ÖRN: Ticari işletme Konya’daysa, rehin sözleşmesi de Konya’daki bir noter tarafından düzenlenmek zorundadır. Sözleşmede rehne dair unsurların tam listesi, ayırt edilebilmelerini mümkün kılacak özellikleriyle birlikte yer alır. ÖRN: Bir adet bilgisayar denilmemeli, tüm özellikleri yazılmalıdır. Aksi takdirde sorun doğabilmektedir.



NOT :Bir sözleşme noter tarafından iki şekilde düzenlenebilir: Re’sen düzenlenir veya tarafların yapmış olduğu sözleşme noterce tasdik edilir.



2. Tescil : Rehin hakkı tescille doğar. Tescil işlemi, sözleşmenin yapılmasından itibaren 10 gün içinde yapılmalıdır. 10 günlük sürenin niteliği tartışmalıdır. Zamanaşımı süresi mi, hak düşürücü süre mi olduğu konusunda kesinlik yoktur. Tescil, üçüncü kişilerin iyi niyetini korumak açısından derhal yapılmalıdır. Bu yüzden de, gerekli olmadıkça 10 gün beklenmemelidir. Dolayısıyla bu 10 günlük süre, düzenleyici bir süredir. 1447 sayılı kanunun 8. maddesine göre, aynı işletme üzerinde birden fazla rehin tesis edilebilir. Alacaklıların hakları, rehnin tescil sırasına göre tayin edilir.



Tarafların Durumu

1. Rehin Verenin Durumu : (m. 10) Rehin veren, mutad faaliyetlerini sürdürebilir. ÖRN: makineler, nakliye araçları, taşıma servisleri, ticari işletmenin adı ve ünvanının bulunduğu tabelanın kullanılması mutad işlerdendir. Yani, işletme, rehinden önceki günlük faaliyetlerine yine aynı şekilde devam edebilir. Mutad faaliyetlerle ilgili herhangi bir sınırlama yoktur. Sınırlama, mutad faaliyetlerin dışındaki işlemlerde söz konusudur. Mesela; izin alınmadıkça işletme ve rehinli mallar devredilemez, işletme ayni hakla sınırlanamaz, yeri değiştirilemez, takas edilemez. İşletme sahibi, işletmeyi korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Ticari işletmenin rehninde, rehin hakkı tesis edilmesine rağmen, mal, rehin alana teslim edilmez. Bunun sebebi, işletmenin faaliyetlerine serbestçe devam edebilmesini sağlamaktır.


2. Rehin Alanın Durumu : (m. 9) Rehin alan, mutlak hak sahibidir. Kural olarak bu hakkını iyiniyet–kötüniyet ayrımı yapmaksızın herkese karşı ileri sürebilir. İşletmenin başındaki kişi emin sıfatıyla zilyettir. Malların başkasına ait olduğunu bilmeyen, bilmesi de gerekmeyen rehin alanın iyiniyeti korunur. Rehin alan, rehinli mala ilişkin varsa tazminat ve sigorta alacağı üzerinde de hak sahibidir. Rehin alan, üçüncü kişinin fiilini men ve dava edebilir (m. 13)


3. Üçüncü Kişilerin Durumu : (m. 9) Kural olarak, rehin alan, rehin konusu hak üzerinde mutlak yetkiye sahiptir. Bu hakkını herkese karşı ileri sürebilir. Ticari işletmeyi devralana karşı da ileri sürebilir. Hiç kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Ancak m. 9/II, bu kurala bir istisna getirmiştir. Buna göre; rehinden haberdar olmaksızın ticari işletmenin sicil bölgesi dışındaki münferit unsurları üzerinde mülkiyet veya diğer ayni bir hakkı iktisabeden hüsnüniyet sahibi üçüncü şahsın hakları mahfuzdur. Ticari işletme sahibinin bu iktisap dolayısıyla bir talep hakkı varsa bu talep hakkı üzerinde alacaklının rehin hakkı devam eder.

Örn :

Afyon



konya



Ticari İşletme Konya sicil Herhangi bir unsur

bölgesi sınırları


*** Bu işletmeyi rehin aldık. İşletmenin makinelerinden biri arızalandı ve Afyon’a tamir için gönderildi. Afyon’daki tamirci, makineyi üçüncü bir kişiye sattı. Acaba bu durumda üçüncü kişi, makineyi rehinle birlikte mi kazanır, yoksa rehinsiz mi kazanır?

*** Konya sicil bölgesi sınırları içinde iyiniyet korunmaz. Çünkü bu ticaret sicil bölgesi içindeki herkes, ticaret sicilini inceleyebilir. Malı kim iktisap ederse, rehinle birlikte iktisap eder (m. 9’I). Eğer, herhangi bir unsur, sicil bölgesi sınırları dışındaysa bu kez iyiniyet araştırılacaktır. Zira, bu örnekte üçüncü kişi, Konya’daki ticaret sicilini bilmek zorunda değildir. Üçüncü kişi, bu malın rehinli olup-olmadığını bilmiyorsa, yani iyiniyetliyse, rehinsiz olarak malı iktisap eder. Bu durumda rehin verenin tazminat sorumluluğu doğar. Üçüncü kişi, malın rehinli olduğunu biliyorsa, malı rehinli olarak iktisap eder.


Bu husus, özetle 3 kısımda incelenebilir:

· İşletmenin kayıtlı bulunduğu yer sicil bölgesinde bulunan unsurlar bakımından; üçüncü kişilerin iyiniyeti korunmaz. Üçüncü kişi, malı rehinli olarak iktisap eder.

· İşletmenin kayıtlı bulunduğu yer sicil bölgesi dışında bulunan unsurlar bakımından; üçüncü kişilerin iyiniyeti korunur. Üçüncü kişi, malları rehinsiz olarak edinmiş olur.

· Merkezi sicili bulunan mallar (marka, patent, otomobil gibi) bakımından; üçüncü kişinin iyiniyeti korunmaz. Üçüncü kişiler, malları rehinli olarak edinmiş sayılır. Merkezi sicili bulunan mallar hakkında tüm Türkiye tek bir sicil bölgesi olarak kabul edilir. Yani, herkes ticaret sicilini bilmek zorundadır.


Rehnin Paraya Çevrilmesi (m.14)

Rehnin paraya çevrilebilmesi için İİK’nın menkul rehninin paraya çevrilmesi hakkındaki hükümleri uygulanır. Borç, satışla karşılanır. Rehin alan, ‘mallar kalsın, benim olsun, borç kapansın’ diyemez. Yani, malın takasıyla borcun ödenmesi söz konusu değildir. Mutlaka mallar satılarak paraya çevrilmelidir.


Rehnin Sona Ermesi (m.18)

Rehin iki şekilde sona erer:

· İşletmenin sicilden terkini : Böyle bir durumda sicil memuru durumu alacaklıya derhal bildirir. Bu anda alacağın tamamı muaccel olur. Eğer 2 ay içinde rehnin paraya çevrilmesi yoluna başvurulmaz ise rehin düşer.

· Borcun ödenmesi : Alacaklının talebi üzerine veya hükmen terkin yapılır.




TİCARİ İŞ

‘Ticari İş’in Kriterleri

· Ticaret Kanunu’nda Düzenlenen İşler

· Bir Ticari İşletmeyi İlgilendiren İşler

· Ticari İş Karinesi

o Gerçek kişi tacir bu karineyi çürütebilir

§ İşlem anında aksi beyan ile karine çürür

§ İşlemin ticari sayılmasına halin icabı müsait değilse karine çürür

o Tüzel kişi tacirin adi alanı yoktur

· Bir Taraf İçin Ticari İş Niteliğinde Olan Sözleşmeler Diğeri İçin de Ticari İştir(TTKm.21/II)


İlk kritere göre; bir iş Ticaret Kanunu’nda düzenlenmişse, bu iş bir ticari iştir. Bunun bir

ticari işletmeyi ilgilendiriyor olması veya tarafların tacir olması gerekmez. Ticaret Kanunu içinde ticari işletme, şirketler, kıymetli evrak, deniz ticareti, taşıma ve sigorta hususları düzenlenmiştir.

İkinci kriter; bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlerin ticari olmasıdır. Burada, yapılan işin taraflarından birisinin veya işin konusunun bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılır.

Üçüncü kriter; ticari iş karinesidir. TK m. 21’e göre tacirin yaptığı iş, ticari iştir. Tüzel kişi tacirin yaptığı her iş ticari iştir. Gerçek kişi tacir için bunun aksi olabilir. Eğer gerçek kişi tacir, işlem anında yapılan işi, ticari iş olarak yapmadığını söylüyorsa veya işin icabı ticari iş sayılamayacak nitelikteyse yapılan iş, ticari iş değildir.


Örn : Tüzel kişi tacirin müşterisine yemek ısmarlaması durumunda bu bir ticari iştir. Zira, parayı şirket ödemektedir.


Örn : Bir halı tüccarı beyaz eşya dükkanına giderek bir buzdolabı alır. Kurala göre, gerçek kişi tacirin yaptığı işler esas itibariyle ticari işletme içindir. Ancak, gerçek kişi tacir (halı tüccarı), satım sırasında buzdolabını evine aldığını söylerse, ticari iş karinesini çürütmüş olur ve artık bu iş, ticari değil bir adi iştir.

Dördüncü kriter; TK m. 21/’II’de düzenlenen, bir taraf için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin diğer taraf için de ticari iş niteliğinde sayılmasıdır. Buna yayma kriteri denir. Taraflardan birisi için ticari iş niteliğinde olan sözleşme, kanunda aksine bir hüküm yoksa, diğeri için de ticari iş sayılır. Yani ilk üç kriterin bulunması yapılan işin ticari iş olup olmamasını belirlemeye yöneliktir. Kriterlerden birinin gerçekleşmiş olması, yapılan işlemi ticari iş niteliğine sokar. Sonuncu kriter ise sözleşmenin karşı tarafını ilgilendirir ve karşı taraf için de ticari iş niteliğinde olup-olmamasını belirlemeye yöneliktir.


Örn : Tüccarın evine buzdolabı alması örneğinde: Bir alım-satım yapılmıştır. Satış sözleşmesi Ticaret Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Bu, BK’da düzenlenmektedir, dolayısıyla birinci kriter yoktur. Tüccar bunu kendi işletmesi için almamıştır (ikinci kriter yok). Buzdolabını evi için aldığını satış anında belirtmiştir (üçüncü kriter yok). Dolayısıyla, tüccar açısından bu bir ticari iş değildir. Ancak, bu iş, buzdolabını satan mağaza açısından bir ticari iştir. Mağaza bir ticari işletmedir ve ticari işletmesini ilgilendiren bir iş yapmıştır (ikinci kriter). Dördüncü kritere göre, bir taraf için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler diğer taraf için de ticari iştir. Bu nedenle buzdolabının satın alınması, halı tüccarı için de bir ticari iştir.


Örn : Bakkaldan bir kola, bir ekmek satın almamız bir ticari iş midir? Sırasıyla bakalım: Bu, Ticaret Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren iş midir? Hayır, zira bakkal bir ticari işletme değildir. Olayımızda ticari iş karinesi geçerli midir? Geçerli değildir, çünkü, işlemin ticari sayılmasına halin icabı müsait değildir. Öyleyse burada bir ticari iş yoktur. Aynı alışverişi bir marketten yapmamız durumunda ise yanıtımız farklı olacaktır. Zira, bu, bir ticari işletmeyi ilgilendiren iştir. Bizim açımızdan ticari iş olup-olmadığını belirlemek için de son kritere bakarız. Yaptığımız alışveriş market için ticari iş niteliğinde olduğundan ve arada bir sözleşme kurulduğundan (satım sözleşmesi), bu, bizim açımızdan da bir ticari iştir.


Bir taraf için ticari iş, diğer taraf içinse ticari iş olmayan bir durumda, dava açıldığı takdirde, sorumlu (tazminatı ödeyecek) olan taraf açısından iş, bir ticari işse, ticari iş olmanın sonuçları; sorumlu olan açısından adi bir işse, adi iş olmanın sonuçları uygulanır.


Örn : Bir öğrenci bilet alarak şehirler arası bir yolculuğa çıkıyor. Otobüs, o esnada yolda olan bir yayaya çarpıyor ve kontrolünü kaybederek başka bir araca vuruyor. Öğrenci yaralanıyor. Ticari iş olup-olmaması açısından kişiler arasındaki ilişkiler nasıldır?

*Otobüs firması ile öğrenci arasında: Firma ile öğrenci arasında bir taşıma sözleşmesi vardır. Taşıma sözleşmesi TK’da düzenlenmiştir. Bu nedenle birinci kriter gerçekleşmiştir. Otobüsün kaza yapması, bir ticari işletmeyi ilgilendiren iştir. Firma, bir ticari işletmedir. Burada da ikinci kriter gerçekleşmiştir. Öğrenci açısından da ticari iş sayacağız, zira firma ile aralarında bir sözleşme var olduğundan m. 21/II uygulama alanı bulacaktır.

*Otobüs firması ile yaya arasında: Yine aynı nedenle firma açısından ticari iştir. Yaya açısından ise ticari iş değil. Zira, yaya ile otobüs firması arasında bir sözleşme mevcut değildir.

*Otobüs firması ile diğer araç arasında: Yine aynı sebeplerden dolayı firma açısından bir ticari iş, ancak diğer araç açısından ticari iş değildir. Aralarında yine bir sözleşme bulunmamaktadır.


Örn : Çimento fabrikasının bacasından çıkan zehirli gaz yüzünden çevredeki bütün elma bahçeleri telef olmuş, bahçe sahipleri de duruma sinirlenip fabrikayı basmış ve fabrikaya zarar vermiştir. Her iki taraf da birbirine dava açmıştır. Acaba burada ticari iş var mıdır?

-- Öncelikle, hiçbir kriter gerçekleşmediğinden bahçe sahipleri açısından ticari iş değil, bir adi iş söz konusudur. Fabrika açısından birinci kriter gerçekleşmemiştir. Zira zehirli gazların çevreye zarar vermesi bir haksız fiil teşkil etmektedir. Haksız fiil, BK’da düzenlenmiştir, ticaret kanununda düzenlenen işlerden değildir. Ancak ikinci kriter gerçekleşmiştir. Fabrika bir ticari işletmedir ve bunun sonucu olarak da yaptığı işler ticari iştir. Üçüncü kriter de gerçekleşmiştir. Zira fabrikanın tüzel kişiliği vardır ve tüzel kişinin yaptığı tüm işler ticari iştir. Yayma kriterini kullanamayacağız, zira, aralarında bir sözleşme bulunmamaktadır. Sonuç olarak, bu olay, fabrika açısından bir ticari iş, bahçe sahipleri açısından ise adi iştir.



Ticari İş Olmanın Sonuçları


· Teselsül Karinesi (TTK m. 7) Ticari işlerde teselsül karinesi geçerlidir. Asıl olan müteselsil sorumluluktur. Adi sorumluluğun geçerli olması isteniyorsa, bunu ayrıca kararlaştırmak gerekir. Adi işler içinse tam tersi geçerlidir.

· Faiz

o Şart edilmemiş bile olsa faiz yürütülür

o Faiz oranını taraflar serbestçe belirleyebilirler. Ancak BK m. 19 ve 20 burada da gözetilmelidir.

o Bileşik faiz yürütülebilir

o Faiz ana parayı geçebilir

o Faizin işlemeye başlayacağı tarihi taraflar belirleyebilir. Aksi takdirde vadeden, belli bir vade yoksa, ihtar gününden başlar

· Zamanaşımı


NOT : Adi sorumluluk halinde tüm borçlular kendi paylarına düşen oranda sorumludurlar. Alacaklının her bir borçludan isteyebileceği miktar, o borçlunun payına düşen miktar kadardır. Alacaklı, borçlulardan alacağını talep etmeden kefile gidemez. Müteselsil (zincirleme) sorumluluk halinde ise; alacaklı, herhangi bir borçluya istediği miktar oranında gidebileceği gibi, borçluya gitmeden müteselsil kefilden dahi alacağını talep edebilir.


Faiz, değişik açılardan tasnife tutulabilir:

* Kanuni Faiz : Kanunda belirlenmiş olan faizdir.

* İradi Faiz : Tarafların serbest iradeleriyle belirledikleri faiz.

* Kapital Faizi: Anapara faizi.

* Temerrüt Faizi: Direnim, gecikme faizi.


Örn :

1 yıl vade vade sonrası

kapital faizi temerrüt faizi

A

100 lira verdi

%25 faiz


Paranın verildiği tarihten vade bitimine kadar işleyen faiz kapital faiz, vadeden itibaren borç ödeninceye kadar işleyen faiz de temerrüt faizi denir.


* Basit Faiz

* Bileşik (Mürekkep) Faiz

Bileşik faizin diğer adı, faize faiz yürütülmesidir. Bileşik faiz kural olarak yasaktır. Ancak, caiz olduğu yerler de vardır. 3 aydan aşağı olmamak üzere, cari hesap sözleşmesinde ve borçlu bakımından ticari iş niteliğini haiz ödünç sözleşmesinde faize faiz yürütülebilir. ÖRN: 100 lira, 1 yıl vade, %25 faizle 125 lira ödenir. Bu, basit faizdir. Bileşik faiz durumunda ise, 3 aylık hesap dönemleri vardır. Her üç ayda bir faiz hesaplanarak ana paraya ekleniyor. Sonraki devrede de bu miktar üzerinden faiz uygulanıyor. Bu da bileşik faizdir.


NOT : 3093 sayılı kanuni faiz miktarına ilişkin kanuna göre, taraflar faizi belirlememişlerse, faiz bu kanuna göre belirlenecektir.

Zamanaşımı, ticari işlerle ilgili olarak kanunlarla konulan hükümler emredicidir. Sözleşme ile değiştirilemezler.



TİCARİ HÜKÜM


Ticari hükümler ikiye ayrılır:

1. Mutlak Ticari Hükümler (ticaret kanununda düzenlenen hükümler)

2. Nispi Ticari Hükümler (hangi kanunda düzenleniyor olursa olsun, bir ticari işletmeyi ilgilendiren hükümler. Mesela, kiralamayla ilgili hükümler BK’da yer alır. Eğer kiralanan yer bir ticari işletme ise bu durum, ticaret hukukunu ilgilendirir.)


Ticari Hükümlerin Uygulanma Sırası

1. Emredici Hükümler (mesela BK m. 19 ve 20)

2. Sözleşme Hükümleri

3. Yedek Ticari Hükümler

4. Ticari Örf ve Adetler

5. Ticari Teamül

6. Genel Hükümler


Sözleşme, adeta tarafların anayasasıdır. Yedek ticari hükümler, tamamlayıcı veya yorumlayıcı-

dır. Mesela, ‘ticari işlerde karalaştırılmamış dahi olsa faiz yürütülebilir’ hükmü tamamlayıcı yedek ticari hükümlerdendir.


Örn : İki taraf arasında bir alım-satım yapılmış ve tamamlanmış. Alıcı borcunu ödediğini, satıcı ödenmediğini ileri sürüyor. Bu olay hakimin önüne geldiğinde hakim bu olayı ticari hükümlere göre çözecektir. Söz konusu olayla ilgili emredici ticari bir hüküm yoktur. Ticari sözleşmeler çoğunlukla sözlü yapılır. Yazılı yapılmış olsa bile, sözleşmede paranın ödenip ödenmediğine dair bir bilginin olmadığını varsayalım. Bu durumda örf ve adete bakılacaktır. Eğer, örf ve adete göre, faturayı veren, imzayı yukarıya atmışsı bedel ödenmemiştir, taksitlidir. Aşağı atılmışsı, bedel peşin olarak ödenmiştir. Bu kural çerçevesinde örneğimize bakarsak, hakim, uyuşmazlığı bu örf ve adet ışığında çözümleyecektir.


NOT : Örf ve adetin iki unsuru vardır: Maddi unsur ve manevi unsur. Maddi unsur, uzun süreden beri uygulanagelmesi; manevi unsur, örf ve adete uymanın zorunlu olmasıdır. Bu iki unsur ibr araya gelince arkasında devlet gücü olur. Bölgesel örf ve adet, genel örf ve adete tercih edilebilir.


Örn : Konya’da bir dönüm tarla 2500 metrekare, Adana’da 1000 metrekare kabul edilmektedir. Konyalı, Adanalı’dan 10 dönüm tarla alıyor. Konyalı 2500 metrekareden aldığını, Adanalı da 1000 metrekareden sattığını düşünüyor. Satış tamamlanıyor ve durumu anlayan Konyalı dava açıyor. Bu olayda emredici hüküm, sözleşme hükme ve yedek ticari hüküm yoktur. Ticari örf ve adete göre tarlanın olduğu yerde geçerli olan 1000 metrekare uygulanacaktır. Yani hakim, bu uyuşmazlığı da bölgesel ticari örf ve adete göre çözümleyecektir.


NOT : Mahkemeler, baktıkları olayla ilgili ticari örf ve adetin olup olmadığını bulundukları yer ticaret odalarına sorarlar.


Teamülde manevi unsur mevcut olmadığından devlet buna destek vermez. Ticari teamülün uygulanabilmesi için, kanunda açık bir hüküm olmalıdır. Bu konuda TTK m. 2/I’de emredici bir düzenleme bulunmaktadır. Buna göre; ‘kanunda aksine bir hüküm yoksa, teamül, ticari örf ve adet olarak kabul edildiği tespit edilmedikçe hükme esas olamaz. Şu kadar ki, irade beyanlarının tefsirinde teamüllerin dahi nazara alınması esası mahfuzdur.’




TİCARİ YARGI


Bugünkü Ticari Yargı Şeması



Kontrol Mahkemesi


(Yargıtay 21. HD)




Hüküm Mahkemeleri




Genel Mahkemeler




Özel Mahkemeler


(Kadastro, İş, Aile vs)



Sulh Hukuk Mahkemesi



Asliye Mahkemeleri



Asliye Hukuk Mahkemeleri




Asliye Ticaret Mahkemeleri









Yeni Mevzuata Göre Ticari Yargı


Bölge Adliye Mahkemesi




İlk Derece Mahkemeleri




Genel Mahkemeler




Özel Mahkemeler


(Kadastro, İş, Aile vs)



Sulh Hukuk Mahkemesi



Asliye Mahkemeleri



Asliye Hukuk Mahkemeleri




Asliye Ticaret Mahkemeleri





YARGITAY





Ticari Davalar

Ticari davalar, TK m.4’de düzenlenmiştir. Madde, 21. maddeye atıf yapmakta ve hangi davaların ticari dava sayılacağını tek tek saymaktadır. Buna göre:

· Rehin karşılığı ödünç (ikraz)

· İşletmenin devri veya diğerleriyle birleşmesi, rekabet yasağı, neşir mukavelesi (yayın sözleşmesi), itibar mektubu ve itibar emri, komisyon, ticari mümessiller ve diğer ticari vekiller, havale, vedia hükümleri

· Alameti farika, ihtira beratı, ve telif hakları

· Ticarete mahsus yerler

· Bankalar ve ödünç para verme işlerine dair mevzuattan doğan hukuk davaları




TK’da sayılan davalar






TİCARİ DAVALAR



Mutlak Ticari Davalar


Nisbi Ticari Davalar


TK’da sayılan davalar



Her iki taraf için ticari olan davalar



Bir ticari işletmeyle ilgili olan davalar




Ticaret Kanunu


Bankalar ve Ödünç Para Verme İşleri Kanunu


Marka & Patent Mevzuatı


Medeni Kanun


Borçlar Kanunu


İflas Davaları


Esnaf ve Sanatkarlar K.


Finansal Kiralama


Kooperatifler Kanunu


Ticari İşletme Rehni



Yeni düzenlemeye göre; marka & patent mevzuatından doğan uyuşmazlığa Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nde bakılacaktır. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren davalar; havale, vedia, teliften doğan davalardır.


Her iki taraf için ticari sayılan hususlardan doğan davalara örnek; bir öğrenci beyaz eşya mağazasından buzdolabı aldı. Faizle ilgili sorun var. Bu davaya hangi mahkemede bakılacaktır?

Burada iki hususa bakılır;

· Olayın her iki tarafı da tacir mi?

· Olay her iki taraf için de ticari işletmeyi ilgilendiriyor mu?

Bu şartlar gerçekleşmişse davaya Asliye Ticaret Mahkemesi’nde, gerçekleşmemişse, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bakılır. Örneğimizde bu şartlar gerçekleşmemiş olduğundan söz konusu uyuşmazlığa Asliye Hukuk Mahkemesi bakacaktır.

Kanun koyucu TK m.4/I’de, m.21’e atıfta bulunmuştur. K.21’deki ticari iş kriteri ile m.4’teki ticari iş kriteri birbirinden farklıdır. M.21’e göre ticari işte yayma kriteri vardır. Yani, bir taraf için ticari ise ve aralarında da bir sözleşme varsa, iş, diğer taraf için de ticaridir. M.4’e göre olaya Ticaret Mahkemesi’nde bakılabilmesi için her iki tarafın da ticari işletme olması gereklidir.

Asliye Mahkemeleri arasındaki ilişki, bir işbölümü ilişkisidir. Dolayısıyla, Ticaret Mahkemesi’nde açılması gereken bir dava Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılmışsa -veya tam tersi durumda- bu bir iptidai itiraz olarak ileri sürülür.

Özel mahkemelerle Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki ise görev ilişkisidir. Dolayısıyla özel mahkemede açılması gereken bir dava Ticaret Mahkemesi’nde, veya tam tersi durumda, bu, bir iptidai itiraz olarak ileri sürülemez. Hakim bu durumu davanın her aşamasında re’sen göz önüne almalı, görevsizlik kararı vererek dosyayı ilgili mahkemeye yollamalıdır.


Ticari Davalarda Usul Kuralları

Ticari davaların usul kuralları HUMK’daki gibidir. Bunun bazı istisnaları vardır: Şirketler hukuk ile ilgili davalarda basit yargılama usulü kullanılır. Ticari defterlerin tarafların lehine ve aleyhine delil olmaları hakkında özel kanunlarda çeşitli düzenlemeler vardır.




TACİR


Tacir, Türk Ticaret Kanunu’nda 3 ana başlıkta ve m. 14-25 arasında düzenlenmiştir:

1. Gerçek kişiler açısından tacir (m. 14-17)

2. Tüzel kişiler açısından tacir (m. 18)

3. Donatma iştiraki açısından tacir (m. 19)

Tacir olmanın sonuçları ise m. 20-25’te düzenlenmiştir.


Gerçek Kişi Tacir

m. 14: “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimse tacirdir.”


Unsurları:

1. Bir ticari işletmenin varlığı

2. Ticari işletmenin fiilen işletilmesi

veya ticari işletmenin kurulup açıldığının sirküler, gazete, radyo vs ile duyurulmuş olması

veya ticari işletmenin sicile tescil ve ilan edilmesi

Bu iki husus m. 14/II’de düzenlenmiştir. İşletme fiilen işletilmeye başlamamış olmasa da, kanunda sayılan bu iki durumda fiilen işletme unsuru yerine gelmiş sayılır. Buna ikame unsuru denir.

3. İşletme faaliyetinin (kısmen dahi olsa) kendi adına olması


Bu üç unsur gerçekleştiğinde kişi, tacir sıfatını kendiliğinden kazanır. Ayrıca başka bir işlem yapılmasına gerek yoktur. Yani, yapılan tescil işlemi ihbari, izhari niteliktedir.


m. 15: “Küçük ve mahcurlara ait ticari işletmeyi bunların adına işleten veli ve vasi tacir sayılmaz. Tacir sıfatı, temsil edilene aittir.”


Özel Durumlar

1. Küçük ve kısıtlının durumu (m. 15)

2. Ticaret yasağına tabi olan kişiler (m. 16)

3. Ticaret iznine tabi olan kişiler (m. 16)

Bir ticaret yasağına ya da ticaret yapabilmesi için izne ihtiyacı olan kişilerin tacir

sayılabilmesi için üç unsurun gerçekleşmesi yeterlidir. Unsurlar gerçekleşmişse, bu kişiler de tacirdir. Ancak, m. 16/II’de de belirtildiği gibi, yaptıkları işlerden dolayı hukuki, cezai sorumlulukları saklıdır.


Tüzel Kişi Tacir

m. 18’de düzenlenmiştir. Buna göre: “ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için bir ticari işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.” Maddeye göre:

1. Ticaret Şirketleri (m. 136’da sayılmaktadır. Kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatiflir(?)

2. Dernekler

(sadece gayesine varmak için ticari işletme işleten dernekler. m. 18/II hükmüne göre kamu

yararına çalışan dernekler tacir sıfatını haiz değildirler. Örn: Kızılay, bir maden suyu işletmesini işlettiği halde tacir değildir. Tacir sıfatı, işletmenin sahibine aittir.

3. KİT’ler.

Bunlar da, kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere kurulmuş olma şartlarını taşımak kaydıyla tacir sayılırlar.

Örn: TCDD, Karatay Belediyesi Halk Ekmek Fabrikası vb. KİT’ler tacir sayılsa da devlet tacir değildir.


Kural: Tacir sıfatı tüzel kişiliğin kazanılmasıyla başlar, kaybıyla sona erer.


Donatma İştiraki

En kısa tanımıyla donatma iştiraki, adi şirketin deniz ticaretindeki şeklidir. M. 951’de düzenlenmiştir. M.19’da “tacirlere dair hükümler, donatma iştiraki hakkında da tatbik olunur.” demektedir. Donatma iştirakinin kendisi tacir değildir (adi şirkette olduğu gibi). Tacir sıfatı müşterek donatanlara (ortaklar) aittir. Donatma iştirakinin adi şirketten farkı ise; adi şirkete hiçbir şekilde tacirlere iliştin hükümler uygulanamazken, donatma iştirakinde m. 19 hükmü sebebiyle tacire ilişkin hükümler uygulanır. Donatma iştiraki, tacir olmayan ama tacir olmanın sonuçlarına tabi olan bir yapıdır.


Tacir Gibi Sorumlu Olanlar

Bunlar sorumluluk hükümlerine tabi olup, tacirlerin yararlandığı hak ve imkanlardan yararlanamayan kişilerdir. Kimlerin tacir sayılacağı ve kimlerin tacir gibi sorumlu olacağını kanun metninden çıkarmaktayız. Türk Ticaret Kanunu’nda iki yerde tacir gibi sorumlu olunacağından bahsetmektedir. Bunlar: m. 14/III’ün son cümlesinde ve m. 15’in son cümlesinde “….tacir gibi mesul olur.” denilmektedir.


m. 14/III : Burada bir ticari işletme yoktur. Madde metninde “ticari işletme açmış gibi” denilmektedir. Ayrıca ”hukuken var olmayan” diye de bir ibare geçmektedir. Bunların anlamı, hukuken var olmayan bir işletme adına işlemlerde bulunan kişinin tacir gibi sorumlu tutulacağı, ancak, tacirin yararlandığı hak ve menfaatlerden faydalanamayacağıdır. Bu kişilerin sorumlu tutulmasının sebebiyse, iyiniyetli üçüncü kişileri korumaktır.


m. 15 : Bir ticari işletmeyi küçük veya kısıtlı adına işleten veli veya vasi, cezai hükümler bakımından tacir gibi sorumlu olur.


Tacir Olmanın Sonuçları

Tacir olmanın sonuçları m.20-25’te düzenlenmiştir. İki gruba ayrılır:

Birinci Grup Sonuçları : Kişinin sadece kendi sıfatına ilişkin olan sonuçlardır.

İkinci Grup Sonuçları : Her iki tarafın da tacir olduğu durumlara ilişkin sonuçlar.


Birinci Grup Sonuçları Şunlardır;

1. İflasa Tabi Olma : Bizim sistemimize göre kural olarak sadece tacirler iflasa tabidir (m.20/I). Esas olarak, tacirler dışında kalanlar iflasa tabi değildir. bunun istisnası ise: Hukuken var olmayan bir işletme adına faaliyette bulunan kimse; donatma iştiraki; kolektif şirket ortakları; banka yönetim kurulu üyeleri tacir olmamalarına rağmen iflasa tabidirler.


2. Ticaret Ünvanı Seçme ve Kullanma : Her tacirin kanuna uygun olarak seçtiği ve yine kanuna uygun olarak kullandığı bir ticaret ünvanı vardır.


3. Her tacir, ticaret siciline kaydolmak zorundadır.

4. Tacir, ticari defterleri tutmak zorundadır.

5. Tacir, bulunduğu yerdeki ticaret odasına kaydolmak, aidat ödemek ve odalar tarafından getirilmiş mesleki kural ve yükümlülüklere uymak zorundadır.

6. Tacirin basiretli iş adamı gibi hareket etme zorunluluğu vardır (m.20/II). Basiret, ticaret hukukunun en önemli kavramlarından birisidir. Tacir, basiretli bir işadamı gibi davranmazsa, bunun sonuçlarına katlanır. Basiret, sağduyulu, tedbirli, ileriyi gören bir insanın, bu ileri görüş doğrultusunda hareket etmesidir. Bir kişi bu şekilde davranırsa, basiretli davranmıştır. Tacirin, ticari işletmesine ait olmayan özel hayatında basiretli bir işadamı gibi davranması zorunluluğu yoktur. Basiretli davranma zorunluluğu, yalnızca ticari hayatıyla ilgilidir. Getirilen ölçü, sübjektif değildir. Sübjektif özen, kişinin kendi işlerinde gösterdiği özendir. Tacire objektif özen ölçütü uygulanır.


Örn : Bir tacir, Büyükşehir belediyesinin yaptığı kömür ihalesine giriyor. Belli fiyat ve belli bir miktar ton ile ihaleyi kazanıyor. Sonra bu tacir bir araştırma yapıyor ve belediyenin istediği miktarda kömürü, o kadar süre içinde ve o fiyatla karşılayabilmesinin mümkün olmadığını görüyor. Tacir, belediyeye, kömürü belirlenen tarihte ve belirlenen fiyattan teslim edemeyeceğini söylüyor. Tacir, burada basiretli davranmamıştır. Zira, biraz araştırma yapsaydı, dikkatli özenli davransaydı, o fiyattan ve o kadar kısa süre içerisinde kömürü temin edemeyeceğini bilirdi. Bu nedenle, tacir, basiretsiz davranmış olduğundan, yaptığı davranışın sonuçlarına katlanmalıdır. Mesela, sözleşmede bir cezai şart kararlaştırılmışsa, bunu ödemek zorundadır.


Örn : Bir kimse banka defterini kaybetti. Defteri bulan bir başkası da bankaya giderek hesaptaki paranın tümünü çekti. Burada banka ticari bir işletmedir ve tacirdir. Yani, bankanın basiretli davranma yükümlülüğü vardır. Olayımızda, hesap defterini veren ve para çekmek isteyen kişinin kimliğini kontrol etmeli, imzasını almalı ve karşılaştırmalıdır. Bunu yapmadığından, banka, basiretli davranmamıştır diyebiliriz.


Örn : Bir tacir 2001 krizinin hemen öncesinde bir dükkan kiralıyor ve kiranın dolar üzerinden ödeneceği hususunda anlaşıyorlar. Akabinde kriz patlak veriyor ve doların ani yükselmesiyle, tacir, kirayı ödeyemeyecek duruma geliyor. Bir uyarlama davası açıyor, Yargıtay’a gidiyor ve sonunda Yargıtay davayı şu gerekçeyle reddediyor: “Türkiye’de 1940 yılından beri enflasyon vardır. Ekonominin geçirdiği krizler nedeniyle pek çok ekonomik paket açılmıştır. Dolardaki bu artış da yine bir ekonomik paketin sonucudur. Kaldı ki, kriz, 2000 yılının sonlarında kendini belli etmeye başlamıştır. Tüm bu nedenlerle tacir, basiretsiz davranmıştır. Tacir, ekonomik krizin doğacağını önceden görebilirdi.”


Benzer bir durumda, bir şahıs bir dükkan kiralıyor ve kiranın da dolar cinsinden ödeneceği kararlaştırılıyor ve sonrasında ekonomik kriz başlıyor. Yargıtay burada kiracıyı haklı buluyor. Zira şahıs, bir tacir değildir ve bu nedenle de basiretli davranma yükümlülüğü altında değildir.



Örn : Bir tacir birisine 100.000 YTL değerinde eşya satıp, karşılık olarak çek alıyor ve çek karşılıksız çıkıyor. Bankaya dava açıyor. Yargıtay’a göre: Banka, çek karnesi verirken müşterisini iyi incelemeli, Merkez Bankası’nın tuttuğu kara listeye bakmalıdır. Bu listede olan birine ya da şüpheli birine çek karnesi vermişse, basiretli bir işadamı gibi davranmamıştır. Yine Yargıtay’a göre: 100.000 YTL’lik çek alan tacir de bu çeki aldığı kişinin durumunu araştırmalı, incelemelidir. Bu nedenle tacir de basiretli davranma yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Yani, banka ile tacir, birlikte sorumludur.


7. Tacir, ticari örf ve adetlere tabidir : m.2/III’e göre, tacir sıfatına sahip olmayanlar hakkında ticari örf ve adet, ancak onlar tarafından bu örf ve adetin bilindiği veya bilinmesinin gerektiği takdirde uygulanabilir. Ancak ticari örf ve adetler, bilsinler veya bilmesinler, tacirlere uygulanır.


8. Tacir, ücret ve faiz isteme hakkına sahiptir : m.22 c.1 ücretle, c.2 faizle ilgilidir. Tacir, kararlaştırılmamış bile olsa, sözleşmede yazılmasa bile faiz ve ücret isteyebilir. Tacir hayır işi yapmaz, menfaati için çalışır.


9. Tacirin yaptığı işler ticari iştir (m.21).


10. m.24’e göre, tacir ile yapılan sözleşmede, belirlenen ücret fazlaysa, tacir, bunun indirilmesini isteyemez. Çünkü tacir, sözüyle bağlı kişidir. Oyunbozanlık yapamaz. Tacir, ticaretiyle ilgili bir alanda bunun indirilmesini isteyemezken, ticaret dışı işlerinde böyle bir talepte bulunabilir. Ancak, borç ticari işleriyle ilgili bulunsa bile, bu ücret veya cezai şart tacirini yıkımına neden olacaksa isteyebilir.


İkinci Grup Sonuçları Şunlardır;

1. Tacirler arası:

Temerrüde düşürme için,
Sözleşmeyi fesih için,
Sözleşmeden dönme için karşı tarafa varması gerekli ihbar veya ihtara ihtiyaç vardır. Bu ihbar veya ihtar, mutlaka noter, iadeli taahhütlü mektup veya telgraf yollarından biriyle yapılmalıdır. Bu şekiller dışında yapılan ihtar veya ihbar geçerli değildir. Yani, bu şekiller, geçerlilik şartıdır. Bu ihtimal, sadece tacirler arasında yapılan sözleşmelerde geçerlidir.

2. m.23/I’e göre, ticari işletmesi gereği bir mal satmış veya imal etmiş veya bir iş görmüş veyahut da bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmişse bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. VUK, bunun bir talebe bağlı olmadığını, faturanın mutlaka verilmesi gerektiğini düzenlemektedir.

m.23/II’ye göre ise, faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde itiraz etmezse, faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır.


Örn : Kriz döneminde işsiz bir kimse günde 10 kişiye buzdolabı satmış gibi fatura kesiyor. Bu 10 kişiden sekizi buzdolabı almadıklarını söyleyerek faturaya itiraz ediyorlar. Diğer iki kişi ise, 8 gün içinde herhangi bir itirazda bulunmuyorlar. 8 gün sonra, faturayı kesen, bu iki kişiden parayı talep ediyor.


Örn : Bir kadın tacir, bir beyaz eşya dükkanından buzdolabı alıyor, fatura düzenleniyor. Faturada buzdolabının alındığına dair bir hüküm var. Kadın bir de bakıyor ki, bunun yanında şöyle de bir hüküm var; ‘buzdolabını alan bu hanımefendi, benimle evlenmeyi kabul etmiştir’ Buzdolabını alan kadın, 8 günlük süre içinde faturaya itiraz etmiyor.

TTK m.23/II, bir karinedir. Bu karinenin uygulama şartları vardır. Bunlar:

· Taraflar arası geçerli bir sözleşme, bir borç ilişkisi bulunmalıdır. (Örn.1’de, bu nedenle geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı için faturayı düzenleyen, buzdolabını satamaz.)

· Bu karine ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi mümkün olan şeyler hakkında hüküm ifade eder. (Örn.2’deki olay da bu nedenle geçersizdir)


Söz konusu 8 günlük süre, malın satın alınmasından sonra işlemeye başlar. Bu süreye hafta

sonu ve diğer tatiller de dahildir. Bu 8 günlük süre, sadece ispat külfetinin yerini değiştiren bir süredir. Eğer 8 gün içinde faturaya itiraz edilirse, faturanın sözleşmeye uygun olduğunu faturayı gönderen ispat eder. 8 gün içinde itiraz edilmezse, ispat külfeti yer değiştirir. Bu andan itibaren, ispat külfeti, faturayı alana aittir. Faturayı alan, bu faturanın sözleşmeye uygun olmadığını ispatlar.

Türkiye’de sözleşmeler genelde sözlü yapıldığı için bu 8 günlük süre önemlidir. İtirazın 8 gün içinde yapılması gerekir. 8 gün içinde varması gerekmez.

İtiraz, istenilen şekilde yapılabilir. Ancak, ispatı kolay bir yolla yapılmalıdır. Mesela, faturayı alan 8 gün içinde itirazı telefonla ya da yüz yüze konuşmayla yaptı, faturanın düzeltilmesi için anlaşıldı. Bunun üzerine eğer 8 gün içinde fatura düzeltilmezse, bu yapılan sözlü itiraz ispat edilemez. Bu yüzden itiraz noterle, iadeli taahhütlü mektupla veya postaneden faksla yapılmalıdır.


3. TTK m.23’III’e göre, teyit mektubuna itiraz düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme, sözlü, telefonla, telgrafla veya çeşitli beyanlarla yapılmışsa, teyit (doğrulama) mektubu bu sözleşmeyi doğrulamak için taraflardan birinin diğerine gönderdiği mektuptur. Böyle bir mektubu alan kimse, 8 gün içinde itiraz etmezse, teyit mektubunun sözleşmeye uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.

TTK m.23’II’de, 8 günlük süre ile ilgili yapılan açıklamaların tümü, m.23/III için de geçerlidir. Böyle bir mektubu alan kimse, süresi içinde itiraz etmelidir. Aksi takdirde ispatı zorlaşacaktır.


4. Ticari defterlerin tarafların lehine delil olması : m.82 vd. göre, eğer her iki taraf da tacirse ve kanuna uygun defterler tutmuşlarsa, bu defterler, tarafların lehine delil olur. Tasarıyla birlikte bu hüküm kaldırılmaktadır.


5. İhtilafların ticari dava konusu olması : Bir davanın ticari dava olması için, davanın her iki tarafının da tacir olması ve her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi gerekir.


6. Bazı hükümler saklı kalmak kaydıyla, tacirler arasındaki ticari satış ve trampalarda BK’nın bu konudaki hükümleri uygulanır. Saklı tutulan hükümler 5 önemli noktada toplanabilir. Buralarda her iki taraf da tacirse, TK hükümleri, BK hükümlerinden ayrılır;

Kısmi icra (m.25/I–1)
Alacaklının temerrüdü (m.25/I-2). Alacaklının temerrüdü halinde, her iki taraf da tacirse, BK hükümleri değil, TK m.25/I-2 uygulanır.
Ayıba karşı hükümler (m.25/I-3). Ticari satışlarda ayıp varsa, ayıp süreleri ve yapılacak muameleler açısından, BK hükümleri değil, TK m.25/I-3 uygulanır. Burada süreler BK’ya göre daha kısadır.
BK m.207’deki zamanaşımı süresi., tüccarlar arasındaki ticari satışlarda 6 aydır. Bu süre azaltılabilir (m.25/I-4).
CIF, SIF, FOB ve diğer deniz aşırı hükümler tacirler arası farklı hükümlere tabidir.





TİCARİ SİCİL


TTK m.26 vd. düzenlenmiştir. Ticaret sicili, tacirle, ticari işletme ile ilgili bilgilerin kaydedildiği sicildir. Bu sicil bazen yeni bir durum doğurur, bazen mevcut durumu açıklar. Ticaret sicilini, ya Ticaret Odası ya da Sanayi ve Ticaret Odası tutar. Büyük illerde Ticaret Odası, küçük illerde Sanayi ve Ticaret Odası bulunur. Ticaret ve Sanayi Odası da Yoksa, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı o yerdeki diğer odalardan birine bu görevi verir.

Ticaret sicilini bir Ticaret Sicil Memurluğu tutar (tasarıda Ticaret Sicil Müdürlüğü denmektedir). Ticaret sicil memurluğunun başında ticaret sicil memuru vardır. Bu memuru ilgili oda atar. Tek memur yetmezse, ticaret sicil yardımcısı da atanır.


Kimler ticaret sicil memuru olabilir?

Eskiden lise mezunu olmak yeterliydi. Bugün, hukuk fakültesi mezunları ticaret sicil memuru olabilir. Bunlardan talep yoksa, iktisat, işletme fakültelerinden atama yapılır.


TTK m.27/III’e göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu memurlukları her zaman denetler. Bu konuyla ilgili bir Ticaret Sicil Tüzüğü vardır.


Sicilin Genel Özellikleri

1. Aleniyet

2. Devletin gözetim ve sorumluluğu


Aleniyetin birinci aşaması, TK m.37/II’de inceleme ve örnek alma anlamındadır. Ticaret

erbabıyla ilgili her türlü bilgi, ticaret sicilinde bulunur. Ticaret sicilin içeriğini, senet ve belgeleri herhangi bir ilgi şartı aranmaksızın herkes inceleyebilir, örnek ve tasdikname isteyebilir. Tasdikname istemek için harç ödenir. Ancak bu aleniyet ilkesine aykırı değildir. Aleniyet ilkesiyle üçüncü kişilerin iyiniyeti bertaraf olur. Kimse, sicili bilmediğini iddia edemez.


intra vires







İşletme konusu iş



ultra vires


Ehliyet dışı bir işletmeyle sözleşme yapılırsa iyiniyet iddiasında bulunulamaz. Bu yüzden bir şirketle muamele yapılırken, imza sirküleri ve ticaret sicili istenir. Tasarı ile, bir sicil bankası oluşturulması öngörülüyor. Böylece, internet yoluyla ticaret siciline ulaşılabilecek. Yani, tasarı ile merkezi sisteme geçiş vardır. Zira, şu anki sisteme göre kayıtlar şirketin bulunduğu yerde tutulmaktadır.

Ticaret siciline kayıtların bir bölümünün ilan edilmesi gerekir. Türkiye’de ticaret sicil gazetesi TOBB tarafından Ankara’da yayınlanır. Bir sicilin hukuki sonuç doğurabilmesi için mutlaka bu gazetede yayınlanması gerekir.

Devletin gözetim ve sorumluluğu ise; 1995 yılından önce bununla ilgili bir hüküm vardı. Bu, kaldırılmıştır. Karahan’a göre, eğer devlet denetim yükümlülüğünü yerine getirmemişse sorumlu olmalıdır. Tasarıda, “devletin ve ilgili odanın sorumluluğu” başlığı altında bu konuda açık hüküm vardır. Devlet, ticaret sicilinin denetiminin düzgün yapılmamasından dolayı sorumludur.


Tescilin Şartları

Tescilde;

Ya boş bir sayfaya kayıt yapılır
Ya mevcut kayda yeni kayıt eklenir (tadil)
Ya da mevcut bir kayıt silinir (terkin)
Tescil denilince bu üçü de anlaşılır.


m.29’a göre tescil, kural olarak talep üzerine yapılır. İlgili kişi, hangi hususun tescilini istiyorsa, bununla ilgili ticaret sicil memurluğuna başvurur. Ancak bazen re’sen tescil de söz konusu olabilir ki bu istisnaidir.

Yapılacak talep esas olarak bir hususun kat’i olarak tesciline yöneliktir. İstisna, mahkeme kararı gereken veya tescilinde tereddüt hasıl olan durumlarda geçici tescil yapılabilir. Geçici tescilin şartları şunlardır:

· 3 ay içinde mahkemeye müracaat etmek

· tarafların tereddüdü çözmesi


Tescil talebini kimlerin yapabileceğini m.30 düzenlemektedir. Buna göre; ilgililer, mümessiller ve hukuki haleflerce ilgili sicil memurluğuna yapılır. Bir hususun tescil talebi için birden fazla kişi yetkiliyse, kural olarak birinin müracaatı yeterlidir. Bunun istisnası ise şudur: Kollektif ve Komandit şirket kuruluşlarında tescil yapılabilmesi için ortakların hepsinin birden talep etmesi gereklidir.

Tescil talebi dilekçe ile olur. Dilekçe sahibi hüviyetini ispat etmelidir. Eğer dilekçe altındaki imza noterce tasdik edilmişse hüviyetin ispatına lüzum yoktur.

m.32’ye göre, tescil talebi için, tescile tabi hususun gerçekleştiği (örn: ticari işletmenin açılması) tarihten itibaren 15 gün içinde başvurulmalıdır. Sicil memurluğunun yetkisi dışında işlem yapanlar içinse bu süre m.32/III’e göre bir aydır.

Tescil için yetkili sicil memurluğuna başvurulur. Yetkili sicil memurluğu, ticari işletmenin bulunduğu yerdir. Şube ile ilgili bir tescil işlemi varsa, şubenin bulunduğu yer sicil memurluğuna başvurulur. Edirne Sicil Memurluğu’na işlem yaptırmak için İstanbul Ticaret Memurluğu’na başvurulamaz.


Dilekçeyi alan sicil memurluğu iki aşamalı bir inceleme yapar:

1. Şekli İnceleme Aşaması : Bu aşamada üç husus incelenir:

a. Sicil memurluğu yer itibariyle yetkili midir?

b. Dilekçe sahibi talepte bulunmaya yetkili midir?

c. Tescili talep edilen hususla ilgili gerekli belge ve evraklar mevcut mudur?

2. Maddi İnceleme Aşaması : Şekli inceleme aşaması sonucu herhangi bir eksik yoksa bu aşamaya geçilir. Burada dört husus incelenir:

a. Ortada içerik itibariyle tescil edilebilir bir husus var mıdır? (Hangi hususlar tescil edilebilir? TTK’da belirtilen hususlar tescil edilebilir)

b. Bu husus gerçeğe uygun mudur? Sicil memurları bu husus gereği, gidip böyle bir yerin açılıp-açılmadığına bakmalıdırlar.

c. Üçüncü kişilerde yanlış kanaat uyandırabilecek nitelikte unsurların olup olmadığı araştırılır.

d. Kamu düzenine aykırılık var mı? Sicil memurlarının, ciddi bir araştırma yapması gerekir.


Bu işlemleri yaparken, belgelerde bazı eksiklikler olabilir. Bu eksiklik, tamamlanabilir nitelikteyse, süre verilebilir. Verilen süre içinde eksiklik giderilmezse, talep reddedilir.


Örn : Esas sözleşme

Noterden onay

Ekler:

İkametgah ilmühaberi

Nüfus cüzdan örneği

Çeşitli izinler

Bunların hepsi, bir dosya halinde 6 nüsha olarak istendi. 5 nüsha getirilmişse, tamamlanması için süre verilir.


Ancak, eksiklikler fark edilmeden tescil yapılmışsa, artık bu tescilin geçersizliği ileri sürülemez. Ticaret sicil memurlarının ciddi bir hukuk formasyonuna sahip olması gerekir.

Sicil memuru, şekli ve maddi unsurlarda birtakım hatalar görürse, talebi reddeder. Sicil memurunun bu kararına karşı, ilgililer, TTK m.36’ya göre, red kararının tebliğinden itibaren 8 gün içinde itirazda bulunurlar. İtiraz, bir dilekçe ile, sicil memurluğunun bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesi’ne, eğer ayrı bir Asliye Ticaret Mahkemesi yoksa, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yapılır. 8 günlük süre, hak düşürücü bir süredir.

İtiraz üzerine mahkeme, evrak üzerinde inceleme yaparak, dosyayı karara bağlar. TTK m.36’II’de kimlerin itirazda bulunabileceği düzenlenmiştir. İtirazda bulunabilecek olan ilgililer şunlardır: Ticari işletme sahibi, mümessilleri ve hukuki halefleridir. Eğer bu husus üçüncü kişilerin menfaatini ihlal ediyorsa, mahkeme onları da dinler. Çağrıldığı halde mahkemeye gelmezlerse, mahkeme, evrak üzerinden inceleme yaparak karar verir.

Bazı hususların tescili, üçüncü şahısların menfaatini etkileyebilir. Sicil memurunun yaptığı muamele, itiraz edenden başka, üçüncü şahısları da ilgilendirebilir. Bu durumda üçüncü şahıslar, dolaylı ilgilidir. Bunları menfaati ihlal edilmemiştir, ancak, mahkemeye geldikleri takdirde dinlenirler. Menfaati ihlal edilen üçüncü şahıslar ise, mahkemede dinlenirler. Talepleri doğrultusunda işlem yapılmadığı takdirde, genel hükümlere göre dava açabilirler.


Örn : Fassa A.Ş. adında bir lastik fabrikası kuruluyor, sicil talebi kabul ediliyor. Lassa, buna itiraz edebilir, zira ünvanları benzerlik göstermektedir. Eğer, Lassa’nın itirazı haklı görülmezse, genel hükümlere göre dava açma hakkı vardır (TTK m.54).


Tescilin Fonksiyonları

TTK m.38/I’e göre, ticaret sicil kayıtları, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü şahıslar hakkında, kaydın gazete ile ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayınlanmamış ise, son kısmının yayınlandığı günü takip eden iş gününden itibaren hüküm ifade eder. Burada, kanun koyucu, hukuki güvenlik açısından önemli bir müessese getirmiştir. Üçüncü kişilerin iyiniyetinin hangi andan itibaren hüküm ifade etmeyeceği önemlidir. Bu gazete, herkesin iyiniyetini bertaraf eder. Yayınlandığı günü takip eden iş gününden itibaren herkese karşı hüküm ifade eder.


Örn : Şirket, Cuma günü A’yı azledip, B’yi işe alıyor. Pazartesi günü de A, şirketi bağlayacak muameleler yapıyor, mal alıyor. Satıcılar, şirkete “malları temsilcinize verdik, parayı ödeyin” derse, şirket gazete ilanını gösterir. A’nın pazartesi yaptığı işlemler, şirketi bağlamaz. Kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Bu nedenle, her tacir bu gibi kayıtları takip etmek zorundadır.


TTK m.38/II, bazı istisnai hükümleri de içerir. Buna göre; bir hususun, tescil ile derhal hüküm ifade edeceğine veya müddetlerin derhal işlemeye başlayacağına ilişkin özel hükümler saklıdır. Mesela; rehin, tescilli doğar.


Gerçekleşecek Olan Fonksiyonlar da Çeşitli Açılardan Tasnif Edilebilir:

1- İşleme Etkileri Bakımından;

İhdasi (Kurucu) Fonksiyon : Yapılan tescil, yeni bir hukuki durum meydana getiriyorsa, buradaki tescilin fonksiyonu, ihdasidir. Zira işlemi etkilemektedir. Örn; ticari işletme rehni. Tescilden önce rehin söz konusu değilken, tescille birlikte, rehin kurulmuş olur.


İhbari (Açıklayıcı) Fonksiyon : Yapılan tescil, yeni bir hukuki durum ortaya çıkarmıyor, var olan hukuki sonucu açıklıyorsa, yapılan tescil, ihbaridir. Örn; ticari işletmenin tescili. Burada, tescilden önce de ticari işletme vardır, yapılan tescil bildirici, açıklayıcı olmuştur.


2- Üçüncü Kişilere Etkileri Açısından;

Müspet Fonksiyon : Tescili gereken bir husus tescil, ilanı gereken bir husus da ilan edilmişse, artık hiç kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Buna tescilin müspet fonksiyonu denir. Kimse tescili bilmediğini ileri süremez. Burada bir varsayım vardır. Kimse aksini iddia edemez, ispatlayamaz. Örn; ticari mümessil azledilirken, bunun için tescil ve ilan gerekir, eğer bunlar yapılmışsa, üçüncü kişiler bilmediklerinden bahisle, iyiniyet iddiasında bulunamazlar.


Menfi Fonksiyon : Tescili gereken bir husus tescil, ilanı gereken bir husus da ilan edilmemişse, bu husus, kural olarak iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Üçüncü kişiler iyiniyet iddiasında bulunabilirler. Ancak bu durumdan haberdar olan üçüncü kişiler, iyiniyetli sayılamaz. Eğer tescil ve ilan yapılmamışsa, artık önemli olan, üçüncü kişilerin durumdan haberdar oldukları ispat edilmelidir. Üçüncü kişilerin durumu bilmelerine müspet vukuf denir. Örn;


Örn : Şirket, mümessilleri olan A ve B’yi azlediyor. A’nın azli için tescil ve ilan yapılmış, B’nin azli için ise tescil ve ilan yapılmayarak, bazı müşterilere faks çekilerek durum bildirilmiştir. A ve B ise, müşterilerle muameleler yapmaya devam etmiştir. Buna göre:

· A ile muamele yapan üçüncü kişiler iyiniyet iddiasında bulunamayacaklardır. Zira, A’nın azledilmesiyle ilgili olarak tescil ve ilan yapılmıştır. Şirket, A’nın yaptığı muamelerle bağlı olmayacaktır..

· B ile muamele yapan ve kendisine faks çekilmiş olan bir müşteri açısından da şirket bağlı olmayacaktır. Zira, her ne kadar tescil ve ilan yapılmamış olsa da, şirket, bu müşteriye faks çekerek kendisini bilgilendirmiştir. Burada şirket, müspet vukufu ispatlayarak yapılan muameleyle bağlı olmaktan kurtulabilecektir. Müşteri, iyiniyetli değildir, durumu bile bile işlem yapmaktadır.

· Bile muamele yapılan ve kendisine faks da çekilerek bilgi verilmemiş bir müşteri açısından ise, şirket, yapılan muameleyle bağlıdır. Zira, tescil ve ilan yapılmamış, müşteriye azil konusunda bilgi de verilmemiştir. Müşterinin müspet vukufunu ispatlayamadığından, müşterinin iyiniyeti korunur ve şirket muameleyle bağlı olur.





FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI


Birbirinden farklı, birçok fikri mülkiyet hakkı vardır. Bunlar halk arasında daha çok patent olarak bilinmekte ise de, fikri mülkiyet haklarının hepsi patent değildir.


Patent (İhtira Beratı)

Patent alınabilmesi için, bir buluş olması gereklidir. Patent alabilmek için üç şart aranır:

1. Dünya çapında yeni bir şey olması,

2. Tekniğin bilinen sınırlarının aşılmış olması,

3. Sanayiye uygulanabilir olması gereklidir.


Patentin ayrı bir mevzuatı vardır. İki çeşit patent bulunmaktadır:


İncelemeli Patent : Araştırmalar, dünyaca ünlü labaratuarlarda yapılır.

İncelemesiz Patent : Araştırmalar, daha çok, Türkiye’de bulunan labaratuarlarda yapılır. Bu, belge incelemeli patente nazaran, daha zayıftır.


İncelemeli patentin koruma süresi 20 yıl, incelemesiz patentin koruma süresi ise 7 yıldır.


Faydalı Model

İki şartı vardır: Yeni olma ve sanayiye uygulanabilir olma. Patentte mevcut olan, tekniğin bilinen sınırlarının aşılmış olması kriteri burada aranmaz.

Burada, mevcut teknik bilgilerden yararlanılarak yeni bir şey bulunur. Koruma süresi 10 yıldır. Bu sürenin sonunda, faydalı model, artık toplumun ortak malı haline gelir ve herkes tarafından üretilebilir.

Patent ve faydalı model, teknik buluşlara verilir.


Marka

Bir işletmeye ait mal ve hizmeti, diğer işletmeye ait mal ve hizmetten ayırt etmeye yarayan işaretlerdir. Örn; Lassa, Bossa vb…

Koruma süresi 10 yıldır. Onar yıllık dönemler halinde yenilenmesi mümkündür.


Endüstriyel Tasarım

Görsel olarak, bir ürünün görünümünü, modelini korumaya matuf, verilen belgedir. Örn, bir takım elbisenin, kazağın şekli, modeli.

Koruma süresi 5 yıl olup, beşer yıllık dönemler halinde ve en çok 25 yıla kadar yenilenebilir.


Ticaret Ünvanı

Bir taciri, diğer tacirlerden ayırt etmeye yarayan addır. Örn; Eyüp Sabri Tuncer, Lassa Lastik Sanayi A.Ş.


İşletme Adı

İşletmeleri birbirlerinden ayırt etmeye yarayan addır. Örn; Dağlar Mağazası.


Coğrafi İşaret

Bir bölgeye has özellikler taşıması itibariyle belirginleşen işaretlerdir. Örn; etli ekmek bir coğrafi işarettir.


Bitki Islahçı Hakları

Örn; Japonlar’ın ağaç budama sanatı olan bonsai. Çekirdeksiz domates, karpuz üretimi.


Entegre Devre Topografyaları

Elektronik aletlerin içindeki kartların üzerinde bulunan devrelerin, transistörlerin nasıl bağlanacaklarını gösteren şemalardır. Herkes ayrı bir topografya kullanmak zorundadır. Bir başkasınınkini kullanamaz.


Fikir ve Sanat Eserleri

Telif hakları, sinema eserleri, müzik eserleri üzerindeki haklar bu gruba girer.


Örn : Telefon, patent konusu bir buluştur. Cep telefonunun üretilmesi faydalı modeldir. Telefonunu üzerinde yazan ‘nokia’ ‘siemens’ birer marka, telefonun görünümü ise, endüstriyel tasarımdır. Nokia Ltd Şti, bir ticaret ünvanıdır. China, işletme adıdır. Cep telefonunun içinde de entegre devre topografyası vardır. Telefonun içindeki melodiler ise, fikir ve sanat eserleridir.





TİCARET ÜNVANI


TTK m.41 vd düzenlenmiştir. Ticaret ünvanı, işletme sahibini diğer işletme sahiplerinden ayırmaya yarar. Ticaret ünvanı, bir fikri mülkiyet hakkıdır. Her tacir, ticaret ünvanını, işletmesini açtığı tarihten itibaren 15 gün içinde ticaret siciline tescil ve ilan ettirmelidir. Ünvanın altına atacağı imzayı notere onaylatmalı ve sicil memuruna vermelidir.

Tacir, ticari işletmesine ilişkin işlemlerini unvan altında yapmalı, işletmeye ilişkin tüm belgeleri bu unvan altında imzalamalıdır. Bunlar, her tacir için getirilmiş mükellefiyetlerdir.


Ticaret Ünvanı Sistemleri

1. Serbesti Sistemi

2. Gerçeklik Sistemi

3. Karma Sistem


Serbestlik sistemine göre, herkes dilediği şekilde unvan seçip kullanabilir. Gerçeklik sistemine göre ise, ünvanın gerçeği yansıtması zorunludur. Gerçeği yansıtmayacak bir unvan kullanılamaz. Karma sisteme göreyse, unvan başlangıçta gerçeği yansıtmalıdır. Daha sonra ünvanın devamlılığı uğruna gerçeklikten feragat edilebilir.


Örn : İşletmenin sahibi Kerim Konyalı’dır. Ticaret ünvanı, gerçeklik sistemine göre ‘Kerim Konyalı’ olmak zorundadır. Kerim Konyalı, bu işletmeyi bir başkasına devrederse, unvan, devralan kişinin adını taşır, yani unvan devredilemeyecektir. Karma sisteme göre ise, Kerim Konyalı işletmesini bir başkasına devrederse, devralan kimse, isterse ‘Kerim Konyalı’ ünvanını kullanabilecektir. Bizim hukukumuzda karma sistem kabul edilmiştir.


Ticaret Ünvanının Yapısı





Çekirdek


Zorunlu Ekler

İhtiyari Ekler



Ticaret ünvanı, çekirdek ve eklerden oluşur. Çekirdek, ünvanda bulunması zorunlu olan ve kanunla belirlenmiş olan bir unsurdur. Gerçek kişilerde çekirdek, isimden oluşur. Ekler ise zorunlu ve isteğe bağlı olarak ikiye ayrılır.


Ünvanın Tescili İçin Aranan Şartlar


Yenilik olmalı
Bu yenilikten anlaşılması gereken mutlak yenilik midir yoksa nisbi bir yenilik midir? Bir kelime ünvana yerleştirilecekse, o kelime daha önce hiçbir unvanda kullanılmamış olmalıdır deniyorsa, burada kastedilen mutlak yeniliktir. Böyle bir zorunluluk aranmıyorsa nisbi yenilik ilkesi kabul ediliyor demektir.

Burada kastedilen mutlak yenilik olamaz. Zira, kanun koyucu burada haksız rekabeti önlemek istemektedir. Ayrıca mutlak yenilik ilkesi kabul edilirse, bazı kelimeler birilerinin tekelinde olabilecektir. Bu nedenle nisbi yenilik ilkesi uygulanmalıdır. Yargıtay kararlarına göre de aranması gereken, sektör bazında yenilik, yani, nisbi yeniliktir. Nisbi yenilikte, unvan, ayırt edici eklerle birlikte, başka bir sektörde de kullanılabilmektedir.


Kullanma Amacı
Kişi, kullanmayı düşünmediği bir ünvanı, sırf başkasının kullanmasını önlemek için kullanamaz. Sadece bir tane unvan kullanılabilir. Başka bir ünvanın tesciline izin verilmez.



Unvan Çeşitleri (TTK m.43 vd.)

Gerçek kişiler ve tüzel kişiler için ayrı unvan çeşitleri düzenlenmiştir.


Gerçek Kişiler

Gerçek kişilerin ünvanlarında kural, sicil bölgesi içinde korumadır. İstisnası ise, tanınmış bir unvan olması durumunda, sicil bölgesi dışında da korunabilmesidir.

Gerçek kişilerin ünvanları, adlarının aynısıdır.

Ahmet Gün

Karışıklığı önlemek için bu ünvana ekler (zorunlu / ihtiyari) takılabilir.

Ahmet Gün Tuhafiye

Ahmet Gün ve Ortakları

Ahmet Gün ve Halefleri

Partınalı Ahmet Gün

İltibası önlemeye yönelik eklere, zorunlu ekler denir. Eğer bir karışıklık durumu yoksa, yine de ek kullanılabilir. Bu durumda ihtiyari ek söz konusu olur. Mesela, bir kelime çok tanınmış bir duruma gelmişse, diğer tüm sektörlerde de kullanımı yasaklanabilir. Örn; Ülker Gıda Sektörü. Burada mutlak yenilik vardır. Diğer sektörler dahi Ülker ismini kullanamaz. Ülker Otomotiv diye bir işletme olamaz.


Tüzel Kişiler

a- Kollektif Şirket : Asgari, oraklardan birinin adı ve soyadı ile şirketi ve nevini gösteren ibareden oluşur.

Kerim Kadırga Kollektif Şirketi

Ünvana ek takılabilir.

Kerim Kadırga ve Ortakları Kollektif Şirketi

Kerim Kadırga Unlu Mamuller Kollektif Şirketi

Tüzel kişilerin ticaret ünvanları, tüm Türkiye çapında korunur.


b- Komandit Şirket : Asgari, ortaklardan birinin adı ve soyadı ile şirketi ve nevini gösteren ibareden oluşur.

Makbule Maral Adi Komandit Şirketi

Arzu Güvenç Paylı Komandit Şirketi

Bu ünvana ekler takılabilir.

Makbule Maral ve Ortakları Adi Komandit Şirketi

Kerim Kadırga Unlu Mamuller Paylı Komandit Şirketi

Şahıs şirketlerinde mutlaka bir ortağın adı ve soyadı ünvanda yer almalıdır.


c- Anonim Şirket : Ayırıcı ek, işletme konusu ve “anonim şirket” ibaresinden oluşur. Ancak, kanun, ayırıcı eki belirtmemiştir.

Lassa Lastik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (Anonim Ortaklığı)

Çukurova Holding Anonim Şirketi

Asya Katılım Bankası A.Ş. (Asya Finans A.Ş.)

Global Menkul Değerler A.Ş.

Türkiye İş Bankası A.Ş.

Anadolu Sigorta A.Ş.

Gerçek kişinin adı ünvanda yer alıyorsa, şirketi ve nevini gösteren ibare açık yazılmalıdır.

Kazım Kuru Lokantacılık Anonim Şirketi

Zekeriya Beyaz Tavukçuluk San. Ve Tic. Anonim Şirketi

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın uygulamasına göre, bir sermaye şirketinin ünvanında azami üç tane işletme konusuna yer verilebilir. Örn; Lassa Lastik, Turizm ve Petrol A.Ş. Bu husus, kanunda yazmamaktadır. Ama bakanlık üçten fazla işletme konusunu bulunduğu ünvanları tescil etmemektedir.

d- Limited Şirket : Ayırıcı ek, işletme konusu ve ‘Limited Şirket’ ibaresinden oluşur.

Onlar turizm Ltd. Şti.

Gerçek kişinin adı ünvanda yer alıyorsa, şirketi ve nevini gösteren ibare açık yazılmalıdır.

Sinem Kalkan Otomotiv San. Ve Tic. Limited Şirketi

Uygulamada işetme konusu pek kullanılmaz. Örn; Selin Gıda Sanayi A.Ş. denilmez, onun yerine Selin A.Ş. denir. Bunun hukuki ve cezai müeyyideleri vardır.


BİLGİ : Yeni TTK tasarısı gerçek kişi ünvanlarıyla tüzel kişi ünvanlarının korunması arasındaki farkları ortadan kaldırmaktadır. Tasarının yasalaşmasından sonra tüm ünvanlar Türkiye çapında korunacaktır.



e- Kooperatifler : Ayırıcı ek, işletme konusu ve ‘kooperatif’ ibarelerinden oluşur.

Sema Yapı Kooperatifi

S.S. Kervan Tüketim Koop.

Mevcut TTK’ya göre, ‘kooperatif’ denilmesi yeterlidir. Ancak tasarıya göre ‘kooperatif şirketi’ denilmesi zorunluluğu getirilmektedir.


f- Ticari İşletme İşleten Tüzel Kişi ve Dernekler : Unvan, adlarının aynıdır.

Kızılay

Makine Kimya Endüstrisi Kurumu

Galatasaray Spor Kulübü


g- Donatma İştiraki : Müşterek donatanlardan en az birinin ad ve soyadı veya deniz ticaretinde kullanılan geminin adı ile donatma iştiraki ibaresinden oluşur.

Barbaros Donatma İştiraki

Nurgül Taze Donatma İştiraki


h- Şubeler : Merkezin ticaret ünvanını, şube olduklarını belirterek kullanırlar.

T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Konya Şubesi

Merkez Mağazacılık A.Ş. Nalçacı Şubesi


BİLGİ : Ticaret ünvanı devredilirken, ticari işletme de mutlaka devredilmelidir. Unvan, tek başına devredilemez. Ancak, ticari işletmeyi devrederken, ünvanı da devretme zorunluluğu yok. Dilersek, devretmeyebiliriz.

Ticaret Ünvanına Tecavüz ve Ünvanın Korunması

Ticaret ünvanını korumak için öncelikle, tescilli olup-olmadığına bakılır. Ünvan tescilliyse, TTK’daki, ticaret ünvanını koruyan hükümlerden faydalanabiliriz. Değilse, ancak haksız rekabet hükümlerine göre çözümlenir.

Ancak, gerçek kişiler için ticaret ünvanı, tescilli olsa da sadece sicil bölgesi içerisinde TTK hükümlerinden faydalanabilir. Sicil bölgesi dışındaysa haksız rekabet hükümleri uygulanır. Ayrıca seçim hakkı da vardır, sicil bölgesi içinde de olsa –veya unvan tescilliyse- istenirse, TTK hükümleri yerine, haksız rekabet hükümlerinden faydalanılabilir. Ancak, haksız rekabet hükümlerinin uygulanabilmesi daha zordur. Zira, haksız rekabetin varlığını ispatlama zorunluluğu vardır. Bunun için de ya bir zarar olmalı, ya da bir zarar tehlikesinin mevcut olması gereklidir. Oysa ki ticaret ünvanını koruyan TTK’daki hükümlerin uygulanmasında bir ispat yükümlülüğü yoktur.

Tüzel kişilerde unvan, tescilliyse, tüm Türkiye çapında koruma sağlar. Gerçek kişi tacirler açısından iki istisnası var: Turizm acentaları ve seyahat acentaları. Bunlar gerçek kişi tacir olsa dahi, ünvanları tüm Türkiye’de koruma altındadır.

TTK’daki hükümler uygulandığında, tecavüzün durdurulmasını, sicilden silinmesin ve oluşmuşsa zararın tazmini istenebilir.




İŞLETME ADI


İşletme adı, ticari işletmeleri birbirinden ayırmaya yarayan addır. Ticaret ünvanı ile işletme adı arasında şu farklar bulunur:

Ticaret ünvanını sadece tacirler kullanabilir. Bu, aynı zamanda bir zorunluluktur. İşletme
adı ise ihtiyaridir. Kullanıp-kullanmamak serbesttir. Ancak kullanılması durumunda tescil ettirilmesi zorunludur. Ayrıca, işletme adını sadece tacirler değil, esnaflar da kullanabilir.


Ticaret ünvanı ancak ticari işletmeyle birlikte devredilebilirken, işletme adları tek başına da devredilebilir.

Ayrıca, işletme adının korunmasıyla ilgili olarak, ticaret ünvanının korunmasıyla ilgili hükümlere atıf yapıldığından, işletme adının korunmasında, ünvanın korunmasına ilişkin TTK hükümleri kıyasen uygulanacaktır.



__________________________________________________ ______II. Dönem________



MARKA


(tek derste kısaca anlattı, geçti)


Türkiye’de Marka Mevzuatının Tarihi

· 20 Temmuz 1871 tarihli Alamet-i Farika Nizamnamesi

· 12 Mart 1965 tarih ve 551 sayılı Markalar Kanunu

· 27 Haziran 1995 tarih ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında K.H.K.

Ayrıca, şu an yeni bir Markalar Kanunu taslağı vardır.


Marka : Bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini başka teşebbüsün mal veya işaretlerinden ayırt etmeyi sağlayan işarettir.

Kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, renk kombinasyonları veya bütün bu işaretlerin kombinasyonları marka olabilir. Tek bir harf veya rakam marka olamaz. Mesela, “R” bir marka olamaz. Rakam veya harf grupları ise olabilir. Mesela, “THY”. Ancak değişik bir şekil verilirse, tek bir harf de marka adı olabilir. Örneğin; Halk Bankası’nın “H” harfi. Aynı şekilde, renkler de münferiden değil, renk grupları şeklinde marka olabilir.

Bunların dışında, tartışmalı birtakım durumlar da vardır. Mesela, sesler, kokular gibi. Örneğin; Aygaz cingılı, nokia açılış melodisi gibi. Ancak ses ve kokular marka olarak henüz ülkemizde tescil edilemiyor. Bunun nedeni teknik yetersizliklerdir. Tatlar ise formüle edilemediğinden, marka olarak tescil edilemez.

İki boyutlu ve bazen de üç boyutlu şekiller de marka olarak tescil edilebilmektedir.


Marka Üç Çeşittir:

1. Ferdi Marka Mülkiyeti : Bir tek ferde veya iştirak halinde birkaç kişiye ait olan markadır.

· Ticaret Markası : Ticari bir malın üzerine konulmuş, malı, diğer ticari mallardan ayırt etmeye yarayan markadır. Eti, sony.

· Hizmet Markası : Bir hizmete ait olan ve bu hizmeti diğer hizmetlerden ayırt etmeye yarayan markadır. THY, Kontur…

2. Garanti Markası : Bir tek sahibi olan markadır. Sahibi yerel ya da milletlerarası olabilir. Garanti markası, aynı anda başka bir markayla birlikte kullanılabilir. Ancak, o markanın standartlarına uymak zorundadır. Mesela, nike eşofmandaki TSE damgası, ISO9001, ISO9002 markaları gibi.

3. Ortak Marka : Birden fazla sahibi olan markadır. Her sahip, diğerlerinden bağımsız olarak markayı kullanabilir. Ancak, bu kullanım, aralarındaki yönetmeliğe uygun olarak kullanılmak zorundadır. Bunun Türkiye’deki örneği TARİŞ’tir. Tariş Üzüm, Tariş Zeytin…


Kararname ve tüm mevzuat ferdi markalar üzerine kurulmuştur. Garanti markası ve ortak marka istisnaidir.


Markanın Fonksiyonları

· Ayırt edicilik fonksiyonu

· Kaynak gösterme fonksiyonu (mesela, ‘bu mal, Ülker tarafından üretilmiştir’ gibi)

· Kalite fonksiyonu

· Reklam ve tanıtım fonksiyonu (bilinçaltına hitap etmeye elverişli, zihinde kalabilen, telaffuzu

Kolay isimler olmalı. Bu nedenle, ürünün hitap ettiği kitle önemlidir. Mesela, çocuklara hitap eden bir markanın ismi tipitip, lolipop gibi kelimelerden oluşmalı.)


Marka Hakkı Nasıl Elde Edilir?

565 sayılı Markaların Korunması Hakkında K.H.K. hükümlerine dayanarak yapılacak tescille elde edilir. Ancak tek yol bu değildir. Haksız rekabet hükümlerine göre de markanın korunması sağlanabilir. Ancak bu yeterli bir koruma sağlamamaktadır. Markanın tescil edilerek korunmasının süresi 10 yıldır. Bu süre dolunca yeniden harç ödenerek, 10 yıl daha tescil edilebilir. Marka, mal üretildiği müddetçe tescil edilebilir. Yurt dışında, 100-150 yıllık markalar vardır.

Koruma iki türlü olur: Cezai ve hukuki. Cezai korumaya para ve hapis cezası, ticaretten men, tecavüz konusu malların ticaretten alıkonulması, malların üretildiği makinelere el konulması gibi cezalar girer. Hukuki koruma ise, maddi ve manevi tazminatla sağlanır.









Kaynak : http://www.turkpatent.gov.tr/tpe/index.jsp?sayfa=225

Markanın Reddi İçin Mutlak Nedenler (565 sayılı KHK m.7)

Enstitüde iç incelemenin bitmesinden sonra bu aşamaya geçilir. Mutlak red nedenleri kamusal nitelik taşır. Bunlar şöyle sayılabilir:


a) Ayırt edici özelliği olmayan işaretler marka olarak tescil edilemez. Herkesin kullanımına açık geometrik şekiller, özel olarak tasarlanmamış bir harf, rakam veya düz bir çizgi marka olarak tescil edilemez.


A, X, L, 7 bir marka olarak tescil edilemez. Ya da fırça üreten bir firma için, fırça şekli marka olarak tescil edilemez. Zira ayırt edici değildir. Her bir fırça üreticisi bu şekli kullanabilir.


b) Aynı türdeki veya aynı mal ve hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan işaretler marka olarak tescil edilemez.


Tescilli Marka Reddedilmesi Gereken Marka






Bunların alanları aynıysa ikinci marka reddedilmeli. Alanları farklıysa bir sorun yoktur.

















Burada, mesela, her ikisi de jean üretiyorsa, ikinci marka tescil edilemez. Ancak, ilk marka bir konserve markası, diğeri jean markasıysa, tescil edilebilir. Yani, önemli olan, alanlarının farklı olup-olmadığıdır.


c) Mal veya hizmet için cins, çeşit, vasıf, kalite, amaç, değer, miktar, çoğrafi kaynak gösteren veya diğer karakteristik özelliklerini belirten işaretler marka olarak tescil edilemez. Mesala;


Gıda alanında “doğal” kelimesi,

Boya “ “beyaz” kelimesi,

Kova için “plastik” kelimesi

Kumaş alanında “ipek” kelimesi,

Takılar için “altın” kelimesi,

Yağ “ “katı” kelimesi, tescil edilemez.

Yine burada da, sınıfları farklı ise, tescile bir mani yoktur.


d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılabilen veya bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaretler marka olarak tescil edilemez.


Para, Doktor, Sanayi, Top Merkezi, Fatura ibareleri, bu meslek grubundan olan herkes tarafından kullanılabileceğinden marka olarak tescil edilemez.


e) Malın özgün doğal yapısından ortaya çıkan şekilleri içeren işaretler marka olarak tescil edilemez.


Mesela, portakalın şekli, bir marka olamaz.


f) Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi, üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak nitelikteki işaretler, marka olarak tescil edilemez.


Türkiye’de üretilen bir mal için “Queen. Made of Germany” gibi bir ifade kullanılamaz. Ya da et ürünleri için “YMS Şeker” ifadesi de kullanılamaz.


g) Devletlere ait arma, bayrak ve diğer hükümranlık belirtileri, beynelmilel örgütlerin kısaltmaları veya ülkelerin koruma altına alınmasını istedikleri ve WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) tarafından belirlenmiş işaretler marka olarak tescil edilemez.


NASA gibi…


h) Kamuoyunu ilgilendiren tarihi, kültürel değerler bakımından halka mal olmuş işaretler.


M. K. Atatürk, Mevlana, Nasrettin Hoca, Truva Atının şekli, Sultanahmet Camii’nin biçimi…


ı) Sahibi tarafından izin verilmeyen tanınmış markalarla, aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan işaretler de marka olarak tescil edilemez. Bunların herhangi bir ülkede tescili de gerekmez.



i) Dini değer ve sembolleri içeren işaretler marka olarak tescil edilemez.


Ya da mesela Sultanahmet Camii’nin şekli, İncil, Kâbe, Vatikan, Ayet-el Kürsî de marka olarak tescil edilemez.


j) Kamu düzenine ve genel ahlâka aykırı işaret ve semboller de marka olarak tescil edilemez.


PKK bir marka olarak tescil edilemez.

İsviçre Yüksek Mahkemesi’nin bu konuda bir kararı vardır. Mahkeme, gebeliği önleyici bir hap için kullanılan “tasasız gelecek” ifadesinin tescilini reddetmiştir.



Enstitü Kararlarına İtiraz

Enstitü kararlarından zarar gören kişiler, red veya kısmi red kararlarının bildiriminden itibaren 2 ay içinde enstitüye itiraz edebilirler. İtiraz üzerine verilecek yeni karara karşı da 2 ay içinde dava hakkı vardır. Ayrıca, ilan ilişkin itirazlarda da ilan tarihinden itibaren 3 ay içinde itiraz edilebilmektedir.

Nisbi Red Nedenleri

Daha çok kişisel hukuka, maddi menfaatlere ilişkin red nedenleridir. Mutlak red nedenlerinden farklı olarak, mutlaka bir itirazın yapılmış olması gerekir. Enstitü, mutlar red nedenlerinde olduğu gibi kendiliğinden araştırma yapmaz. Bunlar şöyle sayılabilir:


a) Marka ve mal benzerliği

b) Karıştırılma ihtimali

c) Eskiye dayalı tescilsiz kullanım

d) Tanınmış markaların benzerlerinin kullanımı yoluyla haksız rekabet oluşturulması.

e) Telif hakları

gibi konularda, itiraz edildiği takdirde enstitü tarafından inceleme yapılır. Eğer nisbi red nedenleri açısından bir ihlal yaratıyorsa, marka tescil edilmez.


Markanın Kullanılması

Marka sahibi, markanın ayırt edici karakterlerini değiştirerek veya farklı unsurlarla birlikte kullanırsa veya markanın kullanımına 5 yıl süreyle ara verilirse, itiraz üzerine marka iptal edilir.

Marka devredilebilir ve miras yoluyla intikal edebilir, lisans, rehin, haciz, teminat gibi hukuki işlemlere konu olabilir. Bunlar, başvuru işlemleri için de geçerlidir.


Markanın Sona Ermesi

· Koruma süresi olan 10 yıl sona erer ve tescil yenilenmezse marka sona erer.

· Sahibinin hakkından vazgeçmesiyle de marka sona erer.

· Mahkemece markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi halinde de marka sona erer.


Uluslararası Tescil

Marka tescilinde ülkesellik prensibi geçerlidir. Yani, hangi ülkede koruma istiyorsak, markayı orada da tescil ettirmeliyiz. Uluslar arası bir tescil bürosu yoktur. Bunun tek istisnası, dünyaca tanınmış markalar olup, bunların tescile ihtiyacı yoktur.

Uluslar arası tescil 3 şekilde yapılabilir:


1. Tescili istenen markanın hangi ülkelerde koruma altına alınması isteniyorsa, tek tek ülke bazında tescili yapılır. Bu yol, çok zahmetli ve masraflıdır.

2. Madrid Protokolü’ne göre, marka, bir ülkede tescilliyse, o ülkenin patent enstitüsü, protokole üye diğer ülkede marka için başvuru yapabiliyor. Bunun için marka sahibi, kendi ülkesindeki enstitüye gerekli belgelerle ve harcını yatırarak başvurur ve bundan sonraki aşamaları enstitü takip eder.

3. Son olarak, Avrupa Topluluğu sınırları dahilinde tek bir marka da korunabilmektedir. Birliğe üye 25 ülkede marka korunmaktadır, buna Topluluk Markası (CTM) denir. Bunun için tek enstitü İspanya’dadır.







HAKSIZ REKABET HUKUKU


Rekabet, toplum, işletmeler ve fertler için önemlidir. Anayasada rekabetin faydalı olduğu ve rekabet ortamını devletin oluşturması gerektiği belirtilmiştir. Haksız rekabeti önlemek görevi de devlete aittir. Haksız rekabet TTK’da m.56 vd. düzenlenmiştir.


Rekabetin Bozulması Halleri 2 Türlüdür:

1- Bir işletmenin diğer işletmeleri rekabet dışı etme çabaları (TTK’da düzenlenmiştir). Mesela, bir otomobil firmasının, diğer bir otomobil firmasını kötülemesi durumu.

2- Halkı rekabet dışı etme çalışmaları. Bu ise, 1994 tarih ve 4077 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. Burada, birden fazla şirketin rekabet etmeme hususunda anlaşarak, piyasayı belirlemeleri durumu söz konusudur. Bu da rekabet ortamını bozucu bir durumdur.


Haksız Rekabetin Unsurları (TTK m.56)

· Yapılan hareket iyiniyet kurallarına aykırı olmalıdır.

· Bu hareket sonucu zarar veya zarar tehlikesi oluşmalıdır. Yani, bu hareket, iktisadi rekabet ortamını bozucu şekilde olmalıdır.

· Zarar ile hareket arasında illiyet bağı olmalıdır.


Örn : Bir işletme, diğer bir işletmeyi kötülemek için gazeteye ilan verdi. Kötülenen işletmenin sahibi bu ilanı okudu ve kalp krizi geçirerek öldü. Burada illiyet bağı yoktur.


TTK m.57’de hangi davranışların iyiniyet kurallarına aykırı olduğu sayılmıştır. Bu sayım

tahdidi değildir. Tasarı ile de bu haller genişletilmektedir. M.57’deki haller şunlardır:

Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek.
Bu bent, kötüleme bendidir. Buradaki kötüleme, yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere inciticidir. Bu kötüleme, haklılık payı taşıyorsa, ortada haksız rekabete ilişkin bir durum yoktur.


Başkasının ahlâkı veya mali iktidarı hakkında hakikate aykırı malumat vermek.
Mesela, “A Bankası batıyormuş, ödemelerini zor yapıyormuş” şeklinde haberlerin yayılması haksız rekabet oluşturur.


Kendi şahsi durumu, emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı malumat vermek veyahut üçüncü kişiler hakkında aynı şekilde hareket etmek suretiyle rakiplerine nazaran onları üstün duruma getirmek.
Kendi mamulleri için, sahip olunmayan özellikleri sanki varmış gibi aksettirmek. Mesela; “mamulümüzde kolesterol yoktur” denildiğinde sanki diğer mamullerde varmış gibi anlaşılabileceğinden, bu durum haksız rekabet oluşturur.


Paye, şahadetname veya mükâfat olmadığı halde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna kabiliyete malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna müsait olan yanlış unvan yahut mesleki adlar kullanmak.
Mesela, yurt dışında sahte bir yerden belge alıp, kendi ürünlerini üstün gösterme durumunda, haksız rekabet oluşur.

Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticari işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak.
Bu da iltibası düzenleyen benttir. İltibas, karışıklık meydana getirerek bir başkasının müşteri kitlesinden haksız rekabet suretiyle yararlanmaya çalışmaktır. Mesela, piyasada “tipitip” marka sakız varken “cincin” markasıyla yeni bir sakız üretmek haksız rekabete yol açabilir. Çünkü, çocuklar, iki ismi birbirine karıştırabilir.


Üçüncü kişilerin müstahdemlerine, vekillerine veya diğer yardımcılarına, onları vazifelerini ihlâle sevk etmek suretiyle kendisine veya başkasına menfaatler sağlamaya elverişli olacak surette, müstehak olmadıkları menfaatler temin veya vaad etmek.
Yardımcıların ifa bendidir. Mesela, rakip işletmenin çalışanlarını kandırmak ve satın almak.


Müstahdemleri, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri iğfal suretiyle istihdam edenin veya müvekkillerinin imalat veya ticaret sırlarını ifşa ettirmek veya ele geçirmek.
Mesela, yardımcılardan imalat veya ticaret sırlarını öğrenmek.


Hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir şekilde elde ettiği veya öğrendiği imalat veya ticaret sırlarından haksız yere faydalanmak veya onları başkalarına yaymak.
Başkasının ticaret sırlarından faydalanma ve yayma bu bentte düzenlenmiştir. İyiniyete aykırı olarak elde edilen ticaret sırlarını kullanmak haksız rekabet oluşturur.


Hüsnüniyet sahibi kimseleri iğfal edebilecek surette hakikate aykırı hüsnühal ve iktidar şahadetnameleri vermek.
İyiniyetli kimseleri kandıracak şekilde iyi hal göstermek.


Rakipler hakkında da cari olan kanun, nizamname, mukavele yahut mesleki veya mahalli adetlerle tayin edilmiş bulunan iş hayatı şartlarına riayet etmemek.
Mevzuata uymamak. Mesela, işçilerin çalışma saatlerini kanuna aykırı şekilde uzatmak.




Haksız Rekabetin Hukuki ve Cezai sonuçları


Hukuki Sonuçları (TTK m.58)

1. Tespit davası (burada istisnai olarak eda davası açılabilecekken bile tespit davası açılabilir)

2. Men davası

3. Ref davası

4. Maddi tazminat

5. Manevi tazminat


İlk üç davanın açılabilmesi için failin kusurlu olması gerekmezken, maddi ve manevi tazminat

davalarının açılabilmesi için failin kusuru şarttır. İlk üç davaya kusur gerektirmeyen haksız rekabetin önlenmesi davaları, maddi ve manevi tazminat davalarına ise, kusur gerektiren haksız rekabetin önlenmesi davaları denir.

Devam eden haksız rekabeti önlemek için men davası açılır. Haksız rekabet gerçekleşmişse ve de gerçekleşen durum eski haline çevrilmek isteniyorsa, ref davası açılır. Uygulamada ise bu iki dava birlikte açılmaktadır. Men, ref, maddi ve manevi tazminat davaları uzun sürmektedir. Bu nedenle, bu tür davalarda, henüz davanın başındayken ihtiyati tedbir istenir. Mahkeme, talebi haklı görürse, tedbire de karar verir.

Bu davalarda, davacılar; 1-haksız rekabete maruz kalan kişiler, 2-müşteriler veya 3-üyelerinin iktisadi menfaatlerini korumaya yetkili bulunan mesleki veya iktisadi birlikler olabilir. Müşterilerin bu davaları açabilmeleri için bir zarar tehlikesi yeterli olmaz, ayrıca zarar görmüş olmaları şartı da aranır. Ayrıca, üyelerinin menfaatlerini korumak için yetkili kuruluşlar sadece tespit, men ve ref davalarını açabilirler. Maddi ve manevi tazminat davalarını açamazlar.

Davalılar ise; 1-haksız rekabeti gerçekleştiren şahıs, 2-rakip dışındaki failler, 3-istihdam edenler (men, ref ve tespit davaları açılabilir TTK m.59), 4-basın (TTK m.60).

Haksız rekabet basın yayın yoluyla işlenmişse, yazı veya ilan sahibi aleyhine men, ref ve tespit davaları açılabilir. Ancak; yazı veya ilan, yazı sahibinin veya ilan verenin haberi olmadan ya da rızaları olmadan yayınlanırsa; veya çeşitli sebepler nedeniyle yazı sahibi veya ilan veren hakkında Türk mahkemelerinde dava açmak mümkün değilse, bu davalar: a)yazı işleri müdürüne, b)ilan servisi şefine, c)genel yayın yönetmenine ve d)matbaacıya karşı da açılabilir. Bu sıralamaya uyulur. Ancak, bunlardan herhangi biri kusurluysa, buna karşı da bu davalar açılabilir. Davayı açan, hükmün ilanını da talep edebilir (TTK m.61).

TTK m.62’de zamanaşımı düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, bu davalar, bu hakların doğumunun öğrenildiği günden itibaren 1 yıl ve her halde hakkın doğumundan itibaren 3 yıl geçmekle zamanaşımına uğrarlar. İstisnai olarak men davalarında zamanaşımı işlemez. Çünkü fiil devam etmektedir. Ancak dava hakkı olan taraf dava açmamış, bile bile sessiz kalmışsa, aradan belli bir zaman geçtikten sonra dava açamaz. Zira bu hak sınırsız değildir.




Rekabet Sınırlamaları Hukuku


REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN MADDE 1’E GÖRE, BU KANUNUN AMACI: “Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır.”


Kanunda Düzenlenmiş Yasaklar 3 Gruptur:

1. Kartelleşme amacını taşıyan anlaşmalar, kararlar ve uyumlu eylemler yasaktır. Bunlara uygulanacak müeyyide geçersizliktir.

2. Hakim gücün kötüye kullanılması yasaktır.

3. Hakim güç oluşturma ve bunu kötüye kullanma yasaktır. Bunlara uygulanacak müeyyide hukuka aykırılıktır.


1. Kartelleşme Amacını Taşıyan Anlaşmalar : Kartel, kavram olarak, tekelleşme demektir. Tekelleşme belirtisi taşıyan anlaşmalar, kararlar hukuka aykırı ve yasaktır. Yapılan uyumlu eylem, rekabeti tamamen ortadan kaldırma amacını taşımayabilir. Rekabeti kısmen de olsa sınırlandırabilir. Bu durumda kartelleşme amacı olmadığı söylenemez. RKHK m.4’te düzenlenmiştir. Bu haller sayılanlarla sınırlı değildir:


“a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi,

b) Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,

c) Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,

d) Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,

e) Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,

f) Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi,

Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin,rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.

Ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.”


Belli durumlarda, uyumlu eylemin varlığı anlaşıldığında, haksız rekabetin varlığı karine olarak kabul edilir. Bu durumda rekabetin bozulmadığının ispatı firmalara aittir.


2. Hakim Gücün Kötüye Kullanılması : RKHK m.6’da düzenlenmiştir. Buna göre: “Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.

Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır:


a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler,


b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması,

c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi,

d) Belirli bir piyasadaki hakimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler,

e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması.”


3. Birleşme veya Devralmalar : RKHK m.7’de düzenleme altına alınmıştır: ”Bir ya da birden fazla teşebbüsün hakim durum yaratmaya veya hakim durumlarını daha da güçlendirmeye yönelik olarak, ülkenin bütünü yahut bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün ya da kişinin diğer bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kısmını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması hukuka aykırı ve yasaktır.”

Rekabet kurulu, birleşmelerin Rekabet Kanunu’nu ihlal edip-etmeyeceğini değerlendirir. Dünya çapındaki birleşmeler de inceleme altında olur. Birleşme nedeniyle zarar görenler Rekabet Kurulu’na itiraz ederler ve bu itiraz üzerine inceleme yapılır.





TİCARİ DEFTERLER


Defter tutmak, tacir açısından hem bir zorunluluk hem de ihtiyaçtır. TTK m.66, yaptıkları işlemleri kontrol edebilmek için tacirlerin defter tutmasını zorunlu kılmıştır. M.66’da tacirlerin hangi defterleri tutacağı düzenlenmiştir. Bunun için, defteri tutacak tacirin nevine göre farklı düzenleme getirilmiştir. Buna göre:



Gerçek Kişi Tacir Tüzel Kişi Tacir Tüzel Kişiliği Olmayan Tic. İşletmeler

Yevmiye D. Yevmiye D. Yevmiye Defteri

Defteri Kebir Defteri Kebir Defteri Kebir

Envanter Defteri Envanter Defteri Envanter Defteri

İ.M.Ö.G.D. İ.M.Ö.G.D. İMÖGD (işletmesinin mahiyeti ve öneminin gerektirdiği diğer defterler)


Gerçek kişi tacirin işleri büyükse bu dört defterin hepsini tutmalıdır. Eğer ticari işlerinin kapsamı darsa, ilk üç defter yerine İşletme Defteri de tutabilir. Tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan ticari işletmeler ise işletme defteri tutamaz. Tacir, defter tutma yükümlülüğünü bir başkasına devredebilir. Ancak bir başkasına devretse dahi sorumluluk yine kendisine aittir.


Yevmiye Defteri

TTK m.70’e göre, yevmiye defteri, kayda geçirilmesi icap eden muameleleri vesikalardan çıkararak tarih sırasıyla ve maddeler halinde tertipli olarak yazmaya mahsus defterdir. Mesela; tacir mal satmış ve karşılığında semen talep etmiştir. Tüm bu işlemler tarih sırasıyla yevmiye defterine alt alta kaydedilir.

TTK m.70/IV’e göre, yevmiye defterine geçirilecek kayıtlar haklı sebep olmaksızın 10 günden fazla geciktirilemez.

Yevmiye defterinin tutulmasında açılış ve kapanış olayı denilen şekil şartı vardır. Yevmiye defteri kullanılmaya başlanmadan önce, notere götürülerek tasdik ettirilmek zorundadır (açılış onayı). Noter, defterin kaç sayfa olduğunu yazar. Defter bittikten sonra yine notere götürülür ve noter son kaydın altına “görülmüştür” kaydı düşer (kapanış onayı).


Defteri Kebir

TTK m.71/I’e göre, defteri kebir, yevmiye defterine geçirilmiş olan muameleleri buradan alarak sistemli bir şekilde hesaplara dağıtan ve tasnifli olarak bu hesaplarda toplayan defterdir. Mesela, satılan mallar tarih sırasıyla yevmiye defterine yazıldı. Bu kayıtlar yevmiye defterinde farklı nevilerdedir. Bu neviler ait olduğu hesap türüne göre defteri kebire geçirilir.

Defteri kebir de açılış onayına tabidir. Fakat kapanış onayına lüzum yoktur.


Envanter Defteri

TTK m.72/I’e göre, envanter defterine, işletmenin açılış tarihinde ve müteakiben her iş yılı sonunda çıkarılan envanterler ve bilançolar kaydolur. M.73’e göre, envanter çıkarmak; saymak, ölçmek, tartmak ve değerlendirmek suretiyle bilanço günündeki mevcut, alacak ve borçları kati bir şekilde ve müfredatlı olarak tespit etmektir. M.74’e göre, bilanço; envanterde gösterilen kıymet-lerin tasnifi ve karşılıklı olarak değerleri itibariyle tertiplenmiş hûlasasıdır.


Örn : İş yılı sonunda yapılan işlemler ölçülür, tartılır ve bu kayıtlar envanter defterine kaydedilir. Bu, envanter defterine kaydedilen hususların özeti ise bilançodur.


İşletme Defteri

TTK m.76’da düzenlenmiştir. Gerçek kişi tacir, geniş işler yapmıyorsa, ilk üç defter yerine sadece bu defteri tutabilir. Bu defterin sol tarafına masraflar, sağ tarafına ise hasılatlar yazılır.

Bir tacirin işlerinin dar veya geniş olduğu VUK m.176’ya göre belirlenir. Buna göre tacirler ikiye ayrılır: 1. Birinci sınıf tüccarlar, 2. İkinci sınıf tüccarlar.

Birinci sınıf tüccarlar bilanço esasına göre, ikinci sınıf tüccarlar ise işletme esasına göre defter tutarlar. Birinci ve ikinci sınıf tacirler, VUK m.178 ve 179’da düzenlenmiştir.


Karar Defteri

TTK m.78’de düzenlenmiştir. Karar defteri, tüzel kişiler tarafından tutulan bir defterdir. Bir şirkette genel kurul, ortaklar kurulu ve yönetim kurulu kararları, bu deftere kaydolunur. Toplantıda bulunanların ad ve soyadları, toplantı günü ve yapılan oylama durumu karar defterinde gösterilir. Karar defteri, açılış onayına tabi olup, kapanış onayına tabi değildir.


İ.M.Ö.G.D.

Her tacir, işletmesinin mahiyet ve önemini değerlendirip, hukuki düzenlemelere göre çeşitli defterler tutar. Mesela; VUK m.197’ye göre, birinci sınıf tüccarlardan devamlı olarak imalat ile uğraşanlar ayrıca bir de imalat defteri tutmak zorundadırlar. Yine, TKK m.326’ya göre, anonim şirketler pay defteri tutarlar.

Bu defterler de açılış onayına tabi olup, kapanış için bir onaya lüzum yoktur.


İhtiyari (İsteğe Bağlı Olarak Tutulabilen) Defterler

Bunlar, herhangi bir kanuni zorunluluk olmamasına rağmen, tacirin kendi isteğiyle tuttuğu defterlerdir. Tacir, değişik gayelerle bu defterleri tutabilir. Mesela; alacak defteri ve cari hesap defteri, bu tür defterlerdendir. Bunlar onaya tabi değildirler. Ancak, bu tür bir defter kullanılmak isteniyorsa, kullanmaya başlamadan önce, defterin tür ve niteliğini gösteren bir beyanname ticaret sicil memuruna verilmelidir.


Tacir, bütün bu defterleri, usulüne göre tutmak zorundadır. Defter tutulmasına dair genel ve özel şekil şartlarına uymalıdır.


Genel Şekil Şartları:

1. Açılış onayı

2. Kapanış onayı

3. Sicil memuruna beyanname verme yükümlülüğü

4. Defterlerin içeriğine ilişkin yükümlülük


Açılış Onayı : Tacir hangi defterleri tutmak zorundaysa, bu defterlerin tümü açılış onayına tabidir. Açılış onayı için yetkili mercii kural olarak noterlerdir. Ancak, VUK m.200 vd’daki hükümlerde bir istisna getirilmiştir. Buna göre, anonim ve limited şirketler, sadece kuruluş aşamasında defterlerini notere veya ticaret sicil memurluğuna onaylatabilirler. Onay işlemi ticaret sicil memurluğuna yapılmışsa, ek bir işleme gerek yoktur. Notere yapılmışsa, 7 gün içinde, defterlerin mahiyetine ilişkin bilgiler ticaret sicil memurluğuna bildirilmelidir.


Kapanış Onayı : Yevmiye defteri ve envanter defteri kapanış onayına tabidir. Tasarı ile, tüm defterlerin kapanış onayına tabi olacakları hükmü getirilmektedir.


Sicil Memuruna Beyanname Verme Yükümlülüğü : Tutulması zorunlu olan defterler ile isteğe bağlı olarak tutulan defterlerin nevi, sayfa sayısı gibi bilgiler, 2 nüsha halindeki beyannameye yazılır ve bu defterler kullanılmaya başlanmadan önce ticaret sicil memurluğuna verilir. Ticaret sicil memuru bunu onaylar ve bir nüshasını geri gönderir. Tacir, beyanname vermezse, doğabilecek ihtilaflarda bu defterleri lehine delil olarak gösteremez.


Defterlerin İçeriğine İlişkin Yükümlülük : TTK m.75’e göre, defterler, açık seçik, kolay anlaşılır, doğru, eksiksiz, Türkçe ve Türk Lirasıyla tutulmalıdır.


Özel Şekil Şartları ise, her defter için ayrı ayrı düzenlenir. Bunlara da uyulması zorunludur.


Ek Yükümlülükler

Defter ve Belgelerin Saklanması Yükümlülüğü : Bu husus, TTK m.66/II’de düzenlenmiştir. Bu fıkradaki “gibi” ifadesi önemlidir. Zira, defter ve belgeler maddede sayılanlarla sınırlı değildir. Saklama süresi 10 yıldır. Tacir, ticareti terk etse dahi, bu defter ve belgeleri 10 yıl boyunca saklamalıdır. İşletmesini devrederse, devralan; tacir ölürse, mirasçısı; mirasçısı yoksa, Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından bu defterler 10 yıl boyunca saklanmalıdır.

Kollektif ve komandit şirketler 10 yıl içinde şirket son bulursa, mahkeme, saklama görevini notere veya ortaklardan birine verir. Anonim ve limited şirketlerde ise bu görev sadece notere aittir.

TTK m.68/IV’te defterlerin 10 yıl saklanamaması durumu düzenlenmiştir. Tacirin zayi iddiası samimi ve inandırıcı olmalı, tacir, basiretli bir tacirden beklenen her türlü ihtimamı göstermiş olmalıdır. Bu durumda, tacir, mahkemeden defterin zayi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde zayi belgesi ister.


Teslim ve İbraz Yükümlülüğü : TTK m.79-80’de düzenlenmiştir. Gerekli olan durumlarda defterler incelenebilir. Bu durumlar ise sınırlıdır.

Teslimde defterlerin tamamı inceleyecek olan makama teslim edilir ve defterlerin amamı incelenir. Teslim, tacir için ağır olduğu için 3 durumla sınırlandırılmıştır:

· Şirket işi

· Miras işi

· İflas işi


İbrazda ise teslimde farklı olarak defterlerin tamamı değil, sadece uyuşmazlık ile ilgili olan kısmı incelenir. Ya defterin uyuşmazlıkla ilgili olan kısmıyla ilgili suret çıkarılır ve bu suret noter tarafından onaylanır, ya da bir bilirkişi tarafından bu bölüm incelenir.


Bu yükümlülükler yapılmazsa, tacir, çeşitli hukuki ve cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalabilir. Tacir, defter tutma işini başkasına verebilir ancak yine de hukuki sorumluluk kendisine aittir. Hukuki sorumluluklar:

1. Zorunlu defterleri hiç ya da gereği gibi kullanmayan tacir, bu defterleri kendi lehine delil olarak kullanamaz

2. Beyanname verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen tacir, bunları kendi lehine delil olarak kullanamaz

3. Ticari defterlerini onaylatmayan tacir, bu defterler zayi olursa zayi belgesi alamaz

4. Herhangi bir geçerli sebeple defterli zayi olan tacir, zayi belgesi almaz ve bir uyuşmazlık çıktığında defterleri ibraz etmesi gerekirse, ibrazdan kaçınmış sayılır.

Cezai Sorumluluklar : Tasarıda defterlerin delil olmasıyla ilgili hükümler yoktur. Yani, defterlerin ticaret hukuku açısından delil olma niteliği tasarı ile kaldırılmaktadır. Ancak, bu defterler, medeni usul açısından bir takdiri delil olabilir.


Defterlerin lehe delil olabilmesi için;

1. İhtilafın kaynağı ticari bir iş olmalı. Tarafların ikisi için de ticari iş olmalı. Ancak yayma kriteri burada kullanılamaz.

2. İhtilafın her iki tarafı da tacir olmalıdır.

3. Sadece onaya tabi defterler delil olarak kullanılabilir.

4. Tacirin tuttuğu tüm defterler birbirini teyit etmeli, birbirleriyle çelişki halinde olmamalıdır.

5. Defterler, kanundaki şekil şartlarına uygun olarak tutulmuş olmalıdır.

6. Hasım taraf defter tutma yükümlülüğünü hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş olmalıdır.

7. Tamamlayıcı yemin verilmesi zorunludur. Yeminin içeriği, lehe delil olacak kaydın doğru olduğuna ilişkin olmalıdır.


Defterlerin aleyhe delil olması için;

1. İşin, taraflardan sadece birisi için ticari iş olması yeterlidir.

2. Tarafların her ikisinin de tacir olmasına gerek yoktur. Defterleri aleyhine delil olacak kişini tacir olması yeterlidir.

3. Defterler kanuna uygun olarak ya da uygun olmayarak tutulmuş olabilir.

4. Tacirin tuttuğu defterlerin birbirini teyit etmesine gerek yoktur.

5. Tacir kendi defterlerindeki aleyhine delil teşkil eden kayıtların aksini delillerle ispatlamamış olmalıdır.

6. Kesin yeminin icrası. Kesin yemine başvurulabilmesi için kişinin başka bir delilinin olmaması gerekir.




CARİ HESAP


TTK m.87 vd. düzenlenmiştir. Cari hesap sözleşmesi, para, mal, hizmet ve diğer hususlardan doğan karşılıklı alacakların ayrı ayrı istenmeyip bunların cari hesap sözleşmesine kaydedilip, belli bir süre talep edilmesinden vazgeçmedir.


Örn : takım elbise A, B’ye kumaş; B de A’ya takım elbise

A B satıyor. Ticari ilişkiyi hızlandırmak için

Kumaş cari hesap sözleşmesi ortaya çıkıyor. Bu

Sözleşmenin süresi dolduğu zaman karşılıklı

Borç ve alacaklar hesaplanır ve borçlu olan taraf, borcunu öder.


Cari hesap sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki tarafın da tacir olması zorunlu değildir. Tacir olmayan kişiler arasında da cari hesap sözleşmesi yapılabilir. A ve B tacir olmasa bile bu iş bir ticari iştir. Ancak cari hesap sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması gerekir. Bu bir ispat değil, geçerlilik şartıdır. Sözleşmeyi her iki taraf da imzalamak zorundadır. Kanunda belirtilen şartlar oluşsa bile, arada yazılı bir sözleşme yoksa, cari hesap sözleşmesinin varlığından söz edilemez.

Bankalarla müşteriler arasındaki kredi sözleşmelerinin cari hesap sözleşmesi olup-olamayacağı hususu tartışmalıdır. Yargıtay’a göre, burada müşteri hiçbir zaman alacaklı durumuna gelmediğinden, her zaman borçlu olduğundan dolayı, kredi sözleşmeleri bir cari hesap sözleşmesi değildir. Doktrinde bir kısım yazar ise, müşterilerin de alacaklı durumuna geçebileceğini, bu yüzden bunların da cari hesap sözleşmesi sayılabileceğini savunmaktadır. Ancak, normalde, müşterilerle banka arasında cari hesap sözleşmesi yapılabilmesi için hiçbir engel yoktur. Problem, (tüketici, konut, araç kredileri gibi) normal kredi sözleşmelerindedir.


Örn : Banka, müşteriye istediği zaman kullanabileceği 50.000 YTL ayırırsa, müşteri ile banka arasında cari hesap sözleşmesi yapılmıştır. Bu sözleşmeye dayanarak müşteri, alacaklılarını bankaya yönlendirebilir. Sözleşmenin süresi dolduktan sonra borçlar ve alacaklar hesaplanır. Sözleşme sonunda banka müşterinin 45.000 YTL’sini harcamışsa, kalan 5.000 YTL’yi müşteriye öder.


Cari hesap sözleşmesinde taraflar karşılıklı olarak birbirlerinden alacakları ve borçlarını istemekten vazgeçmişlerdir.

Kredi kartı sözleşmesine, cari hesap sözleşmesi niteliği verilmemişse, dönem sonunu bekleme yükümlülüğü doğmaz. Mesela; A’nın bankaya 1.000 YTL borcu varken, yanlışlıkla 1.100 YTL ödemiş ve ertesi gün bunu fark etmişse, cari hesap sözleşmesi yoksa bunu hemen geri isteyebilir.

İki kişi aralarında cari hesap sözleşmesi yaptıklarında, hangi alacak ve borçlarını cari hesap sözleşmesi içine dahil etmek istiyorlarsa, bunları serbestçe anlaşmaya dahil edebilirler. Ancak kanun bunu 3 halle sınırlandırmıştır:

1. Takası mümkün olmaya sözleşmeler cari hesap sözleşmesine giremez. Takas için;

a. Alacakların karşılıklı olması,

b. Alacakların muaccel olması,

c. Alacakların aynı mahiyet ve nitelikte olması,

d. Alacakların geçerli ve dava edilebilir olması gerekir. Bu nitelikleri taşımayan bir alacak, cari hesap sözleşmesine konu olamaz.

2. Belirli bir yönde sarf edilmek için gönderilen alacaklar cari hesap sözleşmesine dahil edilemez.

3. Emre amade tutulmak üzere verilmiş olan alacaklar cari hesap sözleşmesine dahil edilmez.

Mesela; banka ile müşteri arasında gerçek anlamda bir cari hesap sözleşmesi vardır. Müşteri, cari hesap sözleşmesinin dışında ayrıca bir mevduat hesabı açtırıyor. Banka, mevduat hesabındaki parayı cari hesap sözleşmesi gereği mahsup edemez.


Bazı alacakların cari hesap sözleşmesine dahil edilebilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir:

· Kural, cari hesap sözleşmesi yapıldıktan sonraki tarihte doğan alacakların cari hesaba dahil edilmesidir. Ama taraflar bundan önceki alacakların da cari hesaba geçirilmesini kararlaştırabilirler. Bu, alacağın yenilendiği anlamına gelmez. Alacak, hesap devreleri sonunda yenilenir.

· Eğer, muaccel olmayan bir alacak, cari hesap sözleşmesine dahil edilmişse, bu alacak, vadesinden sonra geçerli olur. Vadeden sonra bu alacak alınmazsa, cari hesap sözleşmesinden çıkarılır.


Cari Hesap Sözleşmesinde Süre

1. Anlaşma Süresi : Cari hesap sözleşmesinin geçerli olacağı süredir. Mesela, cari hesap sözleşmesinin 3 yıl süre ile geçerli olacağı kararlaştırılabilir. Böyle bir sürenin belirlenme zorunluluğu yoktur. Süre belirlenmişse, belirsiz süreli cari hesap sözleşmesinden bahsedilir.


2. Hesap Devreleri : Anlaşma süresinin içinde yer alırlar. Amaç, zaman zaman yapılmış işlemleri gözden geçirmektir. Bu süreler, sözleşme ile serbestçe belirlenebilir. Böyle bir süre kararlaştırılmazsa, sonradan karışıklık çıkabilir. Eğer sözleşmeye bu yönde bir hüküm konulmamışsa, bununla ilgili bir teamülün olup-olmadığına bakılır. Teamül de yoksa, bu devreler, TTK m.92/II’ye göre takvim yılın sonu olarak kabul edilir.


Devrelerin sonunda, taraflar, birbirlerinden alacaklarını talep edemezler. Tespit edilen borç, bir sonraki hesap devresine ilk alacak olarak kaydedilir. Anlaşma süresi sonuna kadar bu borç talep edilemez. Yani, hesap devresinin tek amacı, hesabı gözden geçirmektir. Anlaşma süresinin sonuna kadar, taraflar birbirlerinden bakiyelerini talep edemezler.

Cari hesap sözleşmesinde, hesabı kimin tutacağı karalaştırılabilir. Kararlaştırılmamışsa, taraflardan her biri tutabilir. Hesap cetvelinin karşı tarafa gönderilmesinde herhangi bir sınır yoktur, her şekilde gönderilebilir. Ancak, şu 3 şekilde ve bir ay içinde hesap cetveline itiraz mümkündür (TTK m.92/II):

· Noter

· Taahhütlü mektup

· Telgraf

Buradaki itirazın şekli TTK m.20’den kaynaklanmamaktadır. Tasarıda, bu üç başlığa bir de güvenli elektronik imza eklenmiştir.


Örn : B, A’ya hesap cetvelini gönderdi. B, buna 1 ay içinde itiraz etmezse, bu hesap cetvelini kabul etmiş sayılır. Yani, bu bir aylık süre içinde itiraz edilmezse, ispat yükü yer değiştirir. 5 yıllık zamanaşımı süresi içinde bu miktar dava edilebilir. Zamanında itiraz etmeyen taraf, davada, bu miktarın gerçek miktar olmadığını ispat etmek zorunda kalır. Faizin veya miktarın yanlış hesaplanması gibi birtakım maddi hatalar varsa, bunlara 1 ay içinde itiraz edilmese bile her zaman bu hataların düzeltilmesi talep edilebilir. Ama bu miktara yok deniliyorsa, burada itiraz süresi geçirildikten sonra, ancak dava yoluyla ileri sürülebilir.


Alacağın Cari Hesaba Geçirilmesinin Hüküm ve Sonuçları

· Bir alacağın cari hesap sözleşmesine dahil edilmesi yenileme olmaz. Yenileme, hesap devreleri sonunda olur.

Mesela; ipotek yapıldı ve bu ipotek, cari hesap sözleşmesine dahil edildi. Yenileme, teminatı ortadan kaldırmaz. Teminat (ipotek), sözleşme sona erene kadar devam eder.

· Bir alacağın cari hesap sözleşmesine dahil edilmiş olması, bu alacağa ilişkin dava ve savunma imkânlarını ortadan kaldırmaz. Sadece alacağın bağımsız olarak talep edilmesini ortadan kaldırır.

Mesela; karşı tarafa kumaş gönderildi. Alacağı cari hesaba yazdık. 3 gün sonra bu kumaşın ayıplı olduğu fark edildi. Bunun için dava açılabilir. Ama alacak bağımsız olarak talep edilemez. Bu davada sözleşmenin feshi, sözleşmenin butlanı vb karar verilebilir. Bu durumda bu alacak sözleşmeden çıkartılır.

· Alacağın cari hesaba geçmesi, faiz konusunda da birtakım sonuçlar doğurur. Mesela, alacak, cari hesap sözleşmesine alındığı tarihten itibaren kapital faiz uygulanır. Bakiyeyi tespit ettikten sonra, bakiye üzerine faiz uygulanır. Eğer hesap devreleri 3 aydan fazlaysa, bileşik faiz de uygulanabilir. Cari hesap sözleşmesinde taraflar faiz karalaştırmasa bile, faiz istenebilir. Çünkü, bu iş bir ticari iştir.

· Alacak yanında, komisyondan doğan bir ücret varsa, alacağın cari hesaba geçmesi, bunların istenmesine engel değildir.

· Cari hesaba kaydedilen bir alacakla, kaydedilmeyen bir alacak takas edilemez.

· Cari hesaba kaydedilen bir alacağın temliki veya rehni mümkün değildir.




Örn :

A B

04.04.2006 04.06.2006 04.08.2006 04.04.2008





Hesap Devresi


C, A’nın alacaklısıdır. C, A’nın B’den olan alacağına müracaat edemez. Bakiyeye müracaat edebilir. C, bakiyeye 04.06.2006 tarihinde haciz koydu. Bu durumda bu zamana kadar olan hesaplar tespit edilir. A’nın 15 gün içinde bu haczi kaldırması gerekir. Kaldırmazsa, B, 15 gün içinde isterse, cari hesap sözleşmesini feshedebilir. Tespit sonucu A’nın B’den alacaklı olduğu anlaşılırsa ve B de cari hesap sözleşmesini feshetmezse, haciz konulan tarih olan 04.06.2006 tarihinden sonra, artık, C’nin durumunu ağırlaştırıcı birtakım kalemler kaydedilemez. Haciz anından önce doğmuş olan bir hukuki ilişkiden ileri gelen kalemler bu yasağın kapsamı dışındadır.


Cari Hesap Sözleşmesinin Sona Ermesi

Sözleşme, belirli süreli olarak yapılmışsa, bu sürenin bitimiyle sona erer. Süre bittiği halde sözleşmeye devam edilirse, sözleşme belirsiz süreli olur. Taraflardan birinin iflası ya da bir alacaklının bakiyeyi haczettirmesi sonrasında tarafça haczin kaldırılmaması üzerine diğer tarafın sözleşmeyi feshetmesi veyahut da taraflardan birinin ölümü ya da kısıtlanmasıyla cari hesap sözleşmesi sona erer.


Zamanaşımı

Zamanaşımına ilişkin davalar, 5 yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m.99).





TACİR YARDIMCILARI


Tacir yardımcıları kavramı, ticari işletmenin yayılmasıyla, genişlemesiyle ortaya çıkmış önemli bir kurumdur. İki gruba ayrılır.

1. Ticari işletmenin içinde, kendisine ait ticari bir eşletmesi olmayan, tacire kolaylık sağlayıcı faaliyette bulunanlar (bağlı tacir yardımcıları)

2. Ticari işletmenin dışında, kendine ait işletmesi olan ve tacire yardımcı olan şahıslar (bağlı olmayan tacir yardımcıları)




Bağlı Tacir Yardımcıları


Bağlı tacir yardımcıları da kendi içinde iki gruba ayrılır:

a) Temsil yetkisi olmayan bağlı tacir yardımcıları ( işçiler ve müstahdemler. Bunlar, iş hukukunun konusuna girmektedir)

b) Temsil yetkisini haiz bağlı tacir yardımcıları

i. Ticari mümessil

ii. Ticari vekil

iii. Seyyar tüccar memuru


Bunlarla ilgili olarak Ticaret Kanunu’nda konulmuş bir hüküm mevcut değildir. BK m.449 vd maddeleri bu üç grup tacir yardımcılarıyla ilgili hükümler içerir.



Ticari Mümessil


Ticari mümessil, en önemli tacir yardımcısıdır. BK m.449’a göre, ticari mümessil, “bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekâle imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir”. Ticari işletmeyi dış ilişkide temsil, iç ilişkide yönetim yetkileri vardır. Bu yetkilerini kullanabilmesi için imzaya yetkili kılınmıştır. Bir şahıs, işletmeyi yönetme ve dış ilişkilerde de temsil etme yetkileriyle donatılmışsa, ticari mümessildir.

Yetkilendirme açık veya zımni olabilir. BK’ya göre, esnaf işletmelerine de ticari mümessil atanabileceği düzenlenmiştir. Ancak, esnaf işletmelerine ticari mümessil tayin edildiği takdirde, ticari işletmeden farklı olarak, bu hususun tescili gerekir. Ticari işletmeye ticari mümessil atanması için tescil ve ilan zorunlu olmamakla birlikte, istenirse, ticari işletmeyle ilgili diğer işlemlerde olduğu gibi, bu da tescil ve ilan edilebilir. Bu durumda, yapılan tescil, açıklayıcıdır. Tescil zorunlu olmadığından, bir ticari işletmenin ticari mümessilinin olup-olmadığına bakılırken, sicil kayıtları değil, somut olayın özellikleri daha ön planda tutulur. Esnaf işletmeleri için tescil zorunlu olduğundan, yapılan tescil kurucu niteliktedir.

Kanunda, ticari mümessili, işletme sahibinin atayacağı düzenlenmiştir. Ancak bu tabir, oldukça dardır. Bunun geniş yorumlanması ve “bir ticari işletmeyi işleten kişi” olarak anlaşılması gerekmektedir. Mesela, bir gayrimümeyyizin işletmesini velisi işletiyorsa, atamayı gayrimümeyyiz değil, velisi yapacaktır. Vasi ise, bir ticari mümessil atayamaz. Zira, kanun, bazı işlemlerin kısıtlı adına yapılmasını tamamen yasaklamıştır. Kısıtlının yapamayacağı bu işlemi vasi ise elbette ki yapamayacaktır. Yine, bir ticari mümessil de açıkça yetkilendirilmediği sürece bir ticari mümessil atayamaz. Zira, ticari mümessil ancak sahip olduğu yetkileri kullanabilir. Ticari mümessil atama işlemini anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdürler ve kollektif şirketlerde de idareciler yapabilir.

Ticari mümessil atamak zorunlu değildir. Bu, yardımcı bir müessesedir. Bu nedenle ticari mümessil atanması tamamen isteğe bağlıdır. Ancak bunun bir istisnası vardır. Buna göre; merkezi yurt dışında olan bir şirketin Türkiye’de şube açması durumunda bu şube için bir ticari mümessil atanması zorunludur.


Kimler Ticari Mümessil Olarak Atanabilir?

Ticari mümessilin sahip olduğu yetkiler, şahsa bağlı bir durum oluşturduğundan, ancak tam ehliyetli gerçek kişiler ticari mümessil olarak atanabilir (Ancak bu durum tartışmalıdır. Bu, hocanın görüşüdür). Başka bir ticari işletmesi iflas etmiş olan kimse de ticari mümessil olarak atanabilir, bunun için bir engel yoktur.


Temsil Yetkisinin Kapsamı

Ticari mümessilin sahip olduğu yetkilerin kapsamı BK m.450’de sayılmıştır. Buna göre ticari mümessil; “hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı, müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunmak ve onun namına müessesenin gayesine dahil olan bilumum tasarrufları yapmak selahiyetini haizdir”. Yani, ticari işletme sahibi, hangi işleri yapabiliyorsa, ticari mümessil de hemen hemen aynı işleri yapabilmektedir. Bunu, kanundaki kambiyo taahhütlerinde bulunmak ibaresinden anlıyoruz. Zira, bir ticari işletme açısından kambiyo taahhüdünde bulunmak oldukça önemli bir iştir. Bu yetkiyle donatılan bir kimse, kalan işleri haydi haydi yapabilecektir.

Ancak, mümessilin yapacağı işler, ticari işletmenin gayesine dahil olan tasarruflardır. İşletmenin gayesi ise, kâr elde etmek ve bu kârı dağıtmaktır. Ticari mümessil, işletmenin bu gayesine dahil olmayan ve hatta işletmenin sona ermesine yol açacak rehin, devir, fesih gibi işlemleri ise yapamayacaktır. Ayrıca, ticari mümessil, açıkça yetkilendirilmedikçe, işletmeye ait olan gayrımenkulleri satamaz ve üzerlerinde ayni hak tesis edemez (BK m.450/II).


Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması

BK m.451’e göre, temsil yetkisi iki şekilde sınırlandırılabilir:

1. Sadece belli bir şube ile olmak üzere sınırlandırma yapılabilir,

2. Birlikte temsil, çift imza ihdas edilebilir.

Ancak, bu sınırlamaların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için bunların tescil ve ilan edilmesi gerekir (sicilin müspet fonksiyonu). Sınırlandırmaya ilişkin bu tescil ve ilan, hem esnaf işletmeleri hem de ticari işletmeler bakımından geçerlidir. Bu iki hususun dışında kalan sınırlandırmalar tescil ve ilan edilmez. Dolayısıyla da üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmaz. Ancak üçüncü kişiler sınırlandırma konusundan haberdar ise, iyiniyetleri ortadan kalkar.

Ticari mümessil, ticari işletme konusu olan bir işle ilgili kendisi iş alamaz (rekabet etme yasağı).


Sona Erme Halleri (m.456)

Öncelikle, bu yetki geri alındığı zaman, atama nasıl yapılmış olursa olsun, mutlaka tescil ve ilan edilmelidir. Tescil ve ilan yapılmadığı zaman, üçüncü şahısların iyiniyeti ortadan kalkmaz. Çeşitli sona erme haller vardır, bunlar:


· Azil : İşletme sahibi, ticari mümessili her zaman azledebilir. Ancak, bu hakkını kullanırken, mümessilin zarara uğramamasına dikkat edilmelidir.

· İstifa : Mümessil de her zaman istifa edebilir. Ancak, bu da, istifa ederken, işletmeyi zarara uğratmamaya dikkat etmelidir.

· Ölüm : İşletme sahibinin ölümü mümessilliği sona erdirmez. Mirasçılar, dilerse bu mümessilliği devam ettirebilir. İlişkiyi sona erdiren, mümessilin ölümüdür. Zira, mümessillik, şahsa bağlı bir durumdur.

· Ehliyetin Sınırlandırılması veya Kaybı : Burada da işletme sahibinin ehliyetinin sınırlandırılması mümessillik ilişkisini sona erdirmez. Mümessilin ehliyetinin sınırlandırılması ve kaybı durumunda ise, atama şartı olan tam ehliyet ortadan kalkacağından, mümessillik sona erer.

· İflas : Mümessilin kendisine ait başka bir işletmesi nedeniyle iflas etmesi, mümessillik ilişkisini sona erdirmez. Burada mümessillik yapılan işletmenin iflası, mümessillik ilişkisini sora erdirir.

· Devir : İşletme üçüncü bir şahsa devredildiğinde mümessillik sona erer. Zira, mümessillik bir güven ilişkisidir. İşletmeyi devralan, başka biriyle devam etmek isteyebilir.


Şirketlerde, fesih ve tasfiye aşaması ticari mümessilliği sona erdirmez. İlişki, tescil ve ilanla sona erene kadar devam eder.



Ticari Vekil


BK m.453’e göre, ticari vekil, “ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir”. Ticari vekil, mümessilden farklı olarak, esnaf işletmeleri için atanamaz, sadece ticari işletmeler için atanabilir. İkiye ayrılır:


1. Genel Yetkili : Eğer işletmedeki bütün işler için atanmışsa, genel yetkili bir ticari vekil söz konusudur.

2. Özel Yetkili : Sadece bazı işler için yetki verilmişse de özel yetkili ticari vekilden söz edilir.


Örn : Bir süpermarkette kasiyerler, reyon görevlileri, manav görevlileri ve bir de şef ya da müdür vardır. Bunların her birine belirli muameleler için yetki verilmiştir. Kasiyerler, reyon ve manav görevlileri, özel yetkili ticari vekillerdir. Marketteki şef ya da müdür ise genel yetkili ticari vekildir.


Ticari mümessil ile ticari vekil arasındaki fark yetkide kendini gösterir. Vekillerin mutad işlemler dışında yetkileri yokken, mümessiller bilumum muamelelerde bulunur. Ticari vekiller işletme sahibi adına borçlanamaz, özel olarak yetkilendirilmedikçe kambiyo taahhüdünde bulunamaz. Bazen, genel yetkili vekille, ticari mümessil arasında tereddüt uyanabilir. Bu durumda iyiniyetli şahısları korumak maksadıyla bu kişi, ticari mümessil kabul edilir.

Ticari mümessilin atanması, hiçbir şekle bağlı değildir. Zımni, sarih, yazılı, sözlü olabilir. Keza yetkinin sınırlandırılması da üçüncü şahıslar tarafından anlaşıldığı sürece her şekilde yapılabilir. Önemli olan bilinebilir olmasıdır.

Ticari vekilin yetkilerinin geri alınması da mümessile benzer. Fark, şekil açısından kendini gösterir. Üçüncü şahıslarca bilinebilir olması kaydıyla şekle bağlı değildir. Ticari vekillerin rekabet yasağı da (m.455) ticari mümessilinki gibidir.




Seyyar Tüccar Memurları (m.454)


BK m.454 hükmüne göre, seyyar tüccar memuru, “bir müessese için merkezinin haricindeki mahallerde muamele icra eden seyyar memurlar, müessese namına sattıkları malın bedelini almak ve makbuz vermek ve borçluya mehil ita etmek yetkisini haiz sayılırlar”. Bunlar, uygulamada karşımıza çıkan pazarlamacılardır. Sattıkları malın bedelini alabilir, bedel karşılığı makbuz verebilir ve ödemeyle ilgili bir vade tayin edebilirler. Bunlar, yaptıkları işlemle sınırlandırılmışlardır. İşlemi yapan başka bir pazarlamacı veya işletme sahibiyse, bununla ilgili yetkileri yoktur. Mesela, bir pazarlamacının sattığım malın bedelini, diğer bir pazarlamacı tahsil edemez.

Bunların yetkilerinin sınırlandırılması da iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez. Ancak, sınırlamayı bilenlere karşı hüküm ifade edebilir (müspet vukuf). Atanmalarında bir şekil şartı aranmaz. Ancak, bunlar açısından bir yetki belgesinin bulunması faydalıdır. Eğer bir yetki belgesi verilerek atama yapılmışsa, ilişkinin sona ermesi halinde bu belge geri alınmalıdır.

Rekabet yasağı ve yetkinin sona ermesiyle ilgili yukarıda anlatılanlar, seyyar tüccar memurları açısından da aynen geçerlidir. Ancak, farklı olarak, yetkinin sona ermesinde bir şekil aranmamaktadır.



Bağlı Olmayan Tacir Yardımcıları


Bağlı olmayan tacir yardımcıları 3 gruptur:

1. Ticaret İşleri Tellallığı (TTK m.100-115)

2. Acentelik (TTK m.116-134)

3. Komisyonculuk

a. Taşıma İşleri Komisyonculuğu

b. Gümrük Komisyonculuğu




Ticaret İşleri Tellallığı


Ticaret işleri tellallığının uygulaması pek yoktur. Yeni Ticaret Kanunu Tasarısı da bu kuruma yer vermemektedir.


Acentelik


TTK m.116’ya göre; ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli bir şekilde ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.

Acenteye uygulanacak hükümler TTK 116-134 hükümleridir. Ancak somut olayda, uygulanacak hüküm bulunamadığı takdirde, aracılık eden acente hakkında telalık hükümleri, akit yapan acente hakkında komisyonculuk hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunamadığı takdirde vekalet hükümleri uygulanacaktır (m.116/II). Ayrıca, acenteye ilişkin hükümler, bazı işletmelere de, acenteye benzemeleri dolayısıyla, uygulanır. Bunların neler olduğu TTK m.117’de üç bent halinde sayılmıştır:


1. Mukaveleleri yerli veya yabancı bir işletme hesabına ve kendi adına akdetmeye daimi olarak yetkisi bulunanlar,

2. Sigorta mukavelelerinin akdi hususunda aracılık edenler,

3. Türkiye sınırları içinde merkez veya şubesi olmayan ecnebi ticari işletmeler nam ve hesabına memleket içinde muamelelerde bulunanlar. Bu, çoğunlukla denizcilik sektöründe olmaktadır.


Acentenin Unsurları

· Bağlı bir sıfatı olmamalıdır. Yani, acentenin, temsil ettiği insandan ayrı bir işletmesi olmalıdır.

· Acente sadece bir ticari işletmenin acenteliğini yapar. Esnaf işletmelerinin acenteliği olamaz. Acentenin ayrı bir ticari işletme sıfatı vardır. Bağlı tacir yardımcılarında ise, tacir sıfatı, sadece bir kişiye aittir.

· Acenteye muayyen bir yer ve bölge tahsis edilmiş olmalıdır.

· Faaliyetin süreklilik arz etmesi ve meslek edinilmesi gerekir. Bu faaliyet, belirli bir zaman dilimine yayılmış olmalıdır.

· Acente ile acentelik veren ticari işletme arası bir sözleşme olmalıdır. Yani acentelik bir sözleşmeye dayanmalıdır. Bu sözleşme, herhangi bir şekle tabi değildir. Şu kadar ki, eğer bu acente akit yapma yetkisi ile donatılacaksa, bu yetkinin özel ve yazılı bir izinle verilmesi ve ardından tescil ve ilan edilmesi şarttır.


Acente ya akitlerin yapılmasına aracılık eder ya da bunları o işletme adına yapar. Bu bağlamda, acente, ikiye ayrılır:

a) Aracı Acente : Akitlerin yapılmasına aracılık ederler, sözleşme yapma yetkileri yoktur.

b) Akit Yapma Yetkisini Haiz Acente : Bunlar akit yapabilirler. Ancak bu yetkinin verilebilmesi için özel ve yazılı bir izin ve tescil ile ilan şarttır.


Acentenin Hakları

· İnhisar Hakkı : TTK m.118’de düzenlenmiştir. Aksi yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, müvekkil aynı zaman dilimi, aynı yer ve bölge için ve aynı ticaret dalı için birden fazla acente tayin edemez. Örn: Doğuş Otomotiv, Konya’daki Volkswagen markası için, A acentesini belirliyor. Aksi yazılı olarak kararlaştırılmadıkça, Doğuş Otomotiv, ikinci bir Volkswagen acentesini açamaz. Buna acentenin inhisar hakkı denir. Ancak aksi yazılı olarak kararlaştırılabilir. Bu durumda, acente, inhisar hakkından feragat etmiş olur.


· Masrafları Talep Hakkı : Acente, olağanüstü masraflarını müvekkilinden isteyebilir. Olağan masrafları ise kendi karşılamak zorundadır (TTK m.127). Örn: Acentenin gösterişli lüks bir bina yaptırması olağanüstü bir masraftır. Bunun bedelini müvekkilinden talep edebilir. Ancak, işçi ücretleri, elektrik vs giderleri olağan masraflardır, bunları acente kendisi karşılayacaktır.

· Ücret Hakkı : İnhisar hakkına bağlı bir haktır. Acenteyi ayakta tutan ve en önemli maddedir. O bölgedeki menfaatlenme hakkı, yalnızca acenteye aittir. TTK m.128’e göre, acente, fiilen aracılıkta bulunduğu veya akdettiği muamelelerden ve aracılıkta bulunmamakla beraber bölgesi içindeki şahıslarla müvekkili arasında doğrudan doğruya yapılan ve inhisar hakkı içine giren muamelelerden dolayı bir ücret istemek hakkını haizdir. Buna göre; acente, kendisine tayin edilmiş bölgeden menfaatlenebilir. Eğer acente, bir muamelenin yapılmasına imkân vermiş, aracılık etmiş ya da muameleyi akdetmişse, bundan dolayı ücret isteyebilir. Ayrıca, müvekkil, acentenin bölgesi içindeki şahıslarla doğrudan doğruya bir muamelede bulunmuşsa, acente, bu muameleler için de müvekkilinden ücret talep edebilir. Bu nedenle, müvekkil, acentenin bölgesi içindeki şahıslarla doğrudan doğruya bir münasebete girişmişse, bunu acenteye bildirmelidir. Örn: Konya’da oturan birinin İstanbul’a giderek bir otomobil alması durumunda, Konya’daki acentenin herhangi bir hakkı yoktur. Aynı şekilde, Kayseri acentesinin Konya’da otomobil satması durumunda da, Konya acentesinin merkeze karşı ücret hakkı doğmaz. Ancak, müvekkil, doğrudan doğruya Konya’daki şahıslara otomobil satmışsa, bu işte bu durumda Konya acentesi ücret talep edebilecektir.


· Hapis Hakkı : TTK m.132’de düzenlenmiştir. Acentenin, müvekkilinden olan alacaklarını ödetebilmesi için bu hak tanınmıştır. Acente, üzerinde tasarruf yetkisi bulunan şeyler üzerinde, alacağı ödeninceye kadar hapis hakkını kullanabilir.


Acentenin Yetkileri

· TTK m.119’a göre, acente, aracılıkta bulunduğu veya akdettiği mukavelelerle ilgili her türlü ihbar, ihtar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili namına yapmaya ve kabule yetkilidir. Sözleşmeye aracılık etmemiş veya sözleşmeyi bizzat akdetmemişse, bu yetkiye sahip değildir. Buradaki sınır, aracılıkta bulunduğu veya bizzat akdettiği sözleşmelerdir. TTK m.19/II’ye göre, bu gibi mukavelelerden çıkacak ihtilaflardan dolayı acente, müvekkili namına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Müvekkil namına dava açarsa, davaya müvekkil yerine devam eder. Hüküm, müvekkile karşı verilir. Türkiye’de merkez veya şubesi bulunmayan firmalara karşı da akdettiği sözleşmelerle ilgili olarak dava açılabilme imkânı vardır. Bu konuyla ilgili olarak, mesela, Atatürk Havalimanı’nda haczedilmiş birçok uçak vardır.


· Kabz Yetkisi : TTK m.120’ye göre, acente, bedelini bizzat ödediği malları teslim alabilir. Kendi yaptığı işlemlerle ilgili kabz yetkisi vardır. Yapmadığı işlemlerle ilgili bu yetkisinin olması için yazılı muvafakat aranır.


· Akit Yapma Yetkisi : TTK m.121’e göre, yazılı veya hususi bir muvafakat ile tescil ve ilan olmazsa, acente akit yapamaz. Buradaki tescil ve ilanın sicilin müsbet fonksiyonu ile alakası yoktur. Tescil ve ilan tamamen iç ilişkiye yöneliktir. Üçüncü kişilerin iyiniyetini bertaraf etme gibi bir özelliği yoktur.

TTK m.122’ye göre, müvekkil icazet vermediğini bildirirse, yapılan sözleşme acenteyi bağlar.


Acentenin Borçları

· İnhisar Borcu : Acente, aksi kararlaştırılmadıkça, o bölge içinde aynı ticaret dalı için birden fazla işletmenin acenteliğini yapamaz.


· Müvekkilinin İşlerini Görme ve Menfaatlerini Koruma Borcu : Eğer zarar doğarsa, acente, kusursuzluğunu ispat etmedikçe sorumlu olur.


· Haber verme borcu (TTK m.124)

· Müvekkilinin Talimatlarına Uyma Borcu : Bu talimatlar, acentenin bağımsız işletme niteliğini ortadan kaldırmayacak nitelikte olmalıdır. Mesela, müvekkil acenteye “benim mallarımı şu fiyattan sat” diyemez. ‘Tavsiye edilen satış fiyatıdır‘ ibaresi de bu nedenle uygulanmaktadır. Burada sadece TTK değil, Rekabet Kanunu hükümlerine de bakmak gerekir.


· Önleyici tedbirler alma borcu (TTK m.125)


Acentelik Sözleşmesinin Sona Ermesi

Sözleşmenin süreli olup olmadığına bakılır. Anlaşma, belli bir süreye bağlanmamışsa, her iki taraf da en az 3 ay önceden fesih ihbarında bulunarak sözleşmeyi sona erdirebilirler. Sözleşme süreliyse, doğal olarak sürenin bitmesiyle sona erer.

Her iki halde de haklı sebeplerin varlığı halinde sözleşme her zaman feshedilebilir. Örn: müvekkilin, ücret ödeme borcunu yerine getirmemesi acente açısından haklı bir sebeptir. Bunların dışında, aksi karalaştırılmış olmadıkça, müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü, kısıtlanması da acente sözleşmesini sona erdirir.




Komisyoncu


Komisyoncuyla ilgili hükümler, kanunun çeşitli yerlerine dağılmıştır. Komisyonculuk sözleşmesi, esas olarak BK m.416-424 arasında düzenlenmiştir. Taşıma işleri komisyonculuğuna ilişkin TTK m.808-818’de, gümrük komisyonculuğuna ilişkin de Gümrük Kanunu’nda hükümler vardır.

BK m.416’ya göre, komisyoncu, ücret mukabilinde kendi namına ve müvekkili hesabına kıymetli evrak ve menkul eşya alım ve satımı deruhte eden kimsedir.


Unsurları

· Komisyoncu ile müvekkil arasında sözleşme olmalı. Sözleşme açısından şekil serbestisi vardır. Sözleşmenin konusu kıymetli evrak veya menkul eşya alım-satımıdır.

· Komisyoncu kendi namına, müvekkil hesabına hareket eder.

· Komisyoncu, mutlaka ücret almalı. Ücret kararlaştırılmamışsa bir komisyon sözleşmesinden değil, şartları oluşmuşsa belki vekalet ilişkisinden bahsedilir.


Taşıma işleri komisyoncusunun da unsurları aynıdır. Farı ise, taşıma işleri komisyoncusunun eşya taşıtmayı meslek edinmiş olmasıdır. Konusu eşya taşıtmaktır. Sözleşme konusu yolcu taşıtmaksa, vekalet hükümleri uygulanır.

Gümrük işleri komisyoncusunda, sözleşme konusu, gümrük işlemlerini yapmaktır. Unsurlar yine aynıdır.

Taşıma işleri komisyoncusu ve gümrük komisyoncusu konusunda boşluk varsa, BK m.416 vd hükümleri uygulanır.





- o -
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Ticari İşletme Ders Notları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı A.Tan'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
30-11-2006 - 07:25
(4650 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 18 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 16 okuyucu (89%) makaleyi yararlı bulurken, 2 okuyucu (11%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
129052
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 14 saat 19 dakika 5 saniye önce.
* Ortalama Günde 27,75 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 143895, Kelime Sayısı : 17616, Boyut : 140,52 Kb.
* 39 kez yazdırıldı.
* 4 kez arkadaşa gönderildi.
* 90 kez indirildi.
* 11 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 417
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,06632996 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.