Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Başkanlık Sistemi Çözüm Olabilir Mi?

Yazan : Tamer Soysal [Yazarla İletişim]
Cumhuriyet Savcısı

Makale Özeti
1997'de yazılmış makale, o zamanın Türkiyesi ile aradan 9 yıl geçmesine rağmen bugünün Türkiyesi arasında çok da fazla fark olmadığını, gündemin suni konularla belirlendiğini ortaya koyarken, Başkanlık Sistemi'nin teknik işleyişi hakkında da bilgi veriyor.
Yazarın Notu
Makale 1997'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi bünyesinde çıkarılan Öğrenci Toplulukları Dergilerinden birisi için kaleme alınmıştır.

BAŞKANLIK SİSTEMİ ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?

YAZININ YAZIM TARİHİ: 23 EKİM 1997

tamer.soysal@adalet.gov.tr

Tamer SOYSAL
Cumhuriyet Savcısı
(Makalenin yazıldığı tarihte Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi)


Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlık sistemini yeniden gündeme getirmesi küllenmeye yüz tutmuş tartışmanın yeniden alevlenmesine neden oldu. Başkanlık sistemine geçilsin mi tartışmaları arasında birbirinden çok farklı görüşlerin ortaya konulması belirsizlikleri daha da artırdı. Çözüm üreten kişiler ise başkanlık sistemini bilmiyor, muğlak ifadeler kullanıyorlardı. Gerçekten çok ünlü bir gazeteci başkanlık sisteminden yanayım dedikten sonra başkan parlamentoyu fesih edebilir, diyebiliyor veya yine bir başkası partinin etkisizin kaybolacağını söylüyebiliyor. Yani tartışan aktörler neyi istediklerini tam olarak bilmiyorlar ya da ifade edemiyorlar.

I. GİRİŞ
Demokratik sistemler yasama ve yürütme arasındaki ilişkiye göre 4’e ayrılır.

- Meclis Hükümeti Sistemi ( Kollejyal Sistem )
- Parlamenter Sistem
- Yarı Başkanlık Sistemi
- Başkanlık Sistemi

Yargının bağımsızlığı, demokratik sistemlerin zaten olmazsa olmaz şartı olduğu için bu ayrımda sadece yasama ve yürütme arasındaki ilişkiler dikkate alınır. Başkanlık sistemi yasama ve yürütme arasındaki katı ayrılık ve monokratiklik ile diğer sistemlerden ayrılır.





II. BAŞKANLIK SİSTEMİ
1- Ortaya Çıkışı ve Genel Özellikleri
Amerikan Devrimi olarakta bilinen bağımsızlık savaşı ile 13 Amerikan Kolonisi Amerika Birleşik Devletleri adı altında bağımsız bir ülke oldu. Bağımsızlık savaşı 1775’de başladı, 1783’de sona erdi.
Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında 1781’de yürürlüğe giren Konfederasyon Sözleşmesi eyaletler arasında oldukça gevşek bir birliği öngörüyordu. Ulusal Meclis halktan doğrudan vergi almaya yetkili değildi. Yaptırım gücüne sahip bir merkezi yönetim yoktu. Çok geçmeden eyaletlerden oluşan bu birliğin yeterince güçlü olmadığı anlaşıldı. Konfedarasyon sözleşmesinden hoşnut olmayan George Washington, Alexander Hamilton ve öteki önderler, 1787’de Philadelphia’da yeniden bir kongre toplayarak yeni bir anayasa hazırladılar. Bu anayasa ile Federal bir hükümet birimi benimsendi. Eyalet yönetimleri merkezi hükümeti denetleyebiliyordu. Merkezi yönetimde bütün ulusu ilgilendiren konularda daha geniş yetkilere kavuşmuş oldu.
Hükümet yeni anayasaya uygun olarak 1789’da New York’ta kuruldu ve George Washington ilk ABD başkanı oldu.
Parlamenter sistem gibi tarihsel gelişimin ürünü olmayıp, Konfederasyon maddelerini gözden geçirmek amacıyla 1787 Mayısında Philadelphia’da toplanan kurultayca hazırlanan ABD anayasasıyla getirilen başkanlık sisteminin Dünya’da en somut örneği de ABD’dedir.
Başkanlık sisteminin vazgeçilmez özelliği monokratiklik yani tek adamlığıdır. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri hem organ, hem de işlev yönünden birbirinden bağımsız olmakla birlikte aralarında denetim ve dengeye dayalı bir ilişki vardır. Ama denetim mekanizmasının zayıflığı uygulamada üstünlüğün yürütme kuvvetinde, yani başkanda olmasına yol açmıştır.
Şimdi yürütme ve yasamayı daha yakından inceleyelim.

2- Yürütme
Yürütme organı Başkan ve Sekreterleridir. Başkanın halk tarafından seçilmesi sistemin olmazsa olmaz koşuludur. Ne var ki Amerika’da 2 dereceli seçim uygulandığı için halk önce ‘Electoral Vote (Seçmen Oyu)’ sahibi olan ikinci seçmenleri seçer. İkinci seçmenlerin hangi partiye oy verecekleri ise bellidir. Yani dolaylı bir seçim vardır. Seçimlerde başkanla birlikte bir de Başkan Yardımcısı seçilir.
Yürütme yetkisini tek başına temsil eden başkan seçim yolu ile geldiğinden geniş yetkilerinin kaynağını ve geçerliliğini doğrudan halktan alır. Başkan bu yetkilerini kullanırken parlementer sistemlerde olduğu gibi sorumsuzdur. Yasamaya karşı siyasal sorumluluğu yoktur. Kural olarak seçilmiş olduğu süre içinde aldığı kararlardan dolayı düşürülemez ve görevden alınamaz. Yargı yoluyla görevden alınma ancak kökeni İngiliz olan ‘Impeachment Kurumu’ ile mümkündür. Bir federal görevli (askerler hariç) ve de Başkan Temsilciler Meclisi’nin istemi ve Senato’nun 2/3 çoğunlukla kabulü ile görevden alınabilir. Bu ise ancak başkanın vatana ihanet, irtikap, rüşvet, kamu malına zarar vermek gibi suçlar işlemesi halinde uygulama alanı bulur. Ancak ‘Impeachment Kurumu’ hiçbir zaman başkanları görevden alamamıştır. Amerikan tarihinde iki kez buna yaklaşılmış ancak gerçekleştirilememiştir. Birincisinde; 1868’de Andrew Johnson için ilk aşama olan temsilciler meclisinin istemi gerçekleşmiş ancak senato da kabul edilmemiştir. İkincisinde; 1974’de ‘Watergate Skandalı’ üzerine başkan Richard Nixon bu kurum yoluyla görevden alınacağını anlayarak istifa etmiştir. Nixon görev süresi dolmadan istifa eden tek ABD başkanıdır.
Başkan yürütme yetkilerin senatonun onayı ile atadığı sekreterleri yani bakanları aracılığıyla kullanır. Ancak senatonun onayı, parlamenter sistemdeki güvenoyu niteliğini taşımadığı gibi, sekreterler de parlamenter sistemdeki bakanlarla aynı düzeyde değildir. Senatonun başkan ve sekreterleri onaması ise biçimseldir ve artık anayasa teamülü olmuştur. Öte yandan sekreterlerin kendi başına davranma ve karar verme yetkileri yoktur. Her biri başkana bağlı, onun politikasını ve iradesini uygulayan, onun emirlerini yerine getiren birer görevli durumundadır. Amerika’da (1861-1865) yılları arasında başkanlık yapan Abraham Lincoln bu konuda kendisine muhalefet eden yedi sekreterine “Yedi hayır bir evet, evetler galip“ sözü sekreterlerin başkan karşısındaki durumunu göstermesi açısından ilginçtir. Sekreterler yalnızca Başkana karşı sorumludur. Kongreye karşı siyasal sorumlulukları yoktur. Sekreterlerin bu konumu başkanlık sistemini parlamenter sistemden ayıran en önemli özelliktir.
Başkanın görev süresi ‘4’ yıldır. Bir kişi en fazla 2 dönem için başkan seçilebilir.

3- Yasama
Başkanlık Sisteminde yasama işlevlerini Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan ‘Kongre’ yerine getirir. Amerika’da Temsilciler Meclisi 435 üyeden oluşur. Senato ise her eyaletten 2 kişi olmak üzere 100 üyeden oluşur. Senato üyeleri 6 yıl için; temsilciler meclisi üyeleri ise 2 yıl için seçilir. Böylece bir çoğunluk hakimiyeti olması önlenir ve yürütme ile olan ilişkileri sağlıklı ve dengeli bir hale getirilmeye çalışılır.
Yürütme işlevini yerine getiren başkanın tam bağımsız olması gibi; yasama işlevini yerine getiren Kongre’de Başkan’a karşı bağımsız ve sorumsuzdur. Başkan kongreyi feshedemez. Yasa önerme hakkı kongre üyelerinindir. Başkan ve sekreterler yasa öneremez. Kongre istediği zaman toplanır, toplantıları istediği kadar uzatıp kısaltabilir. Başkan yalnız olağanüstü durumlarda kongreyi toplantıya çağırabilir. Başkan ve sekreterler kongrenin toplantılarına katılamazlar.
4- Yasama ve Yürütmenin karşılıklı etkileşimleri
a. Yürütmenin Yasamayı etkilemesi
1- Başkan’ın Kongre’ye karşı kullanabileceği en önemli yetki, yasaları veto yetkisidir. Kongrenin kabul ettiği metinlerin yasallaşması Başkan’ın onaylaması koşuluna bağlıdır. Başkan’ın kongrenin kabul ettiği metni 10 gün içinde geri göndermesi durumunda (veto); aynı metin ancak 2/3 çoğunlukla kabul edilirse Başkan’ın imzasına gerek kalmadan yasalaşabilir.
2- Başkan Kongre’ye çeşitli konular hakkında raporlar verir. Ayrıca gerekli gördükçe herhangi bir konuda Kongre’nin dikkatini çekmek için mesajlar gönderir. Başkan böylece Kongre’yi etkileyerek istediği yasaların çıkartılmasına çalışır. Bu da Başkan ve Kongre arasındaki görüş ve davranış birliğini sağlar.



b. Yasamanın Yürütmeyi Etkilemesi
1- Kongre’nin Başkan üzerindeki en önemli yetkisi yukarıda açıklanan ‘Impeachment Kurumu’dur.
2- Olağan yetkiler içinde Kongre’nin en önemli yetkisi, Başkan’ın yürütme etkinliklerine yön veren ‘Bütçe’ dir. Hazine Sekreteri her yıl Kongre’ye mali gereksinmelerle ilgili rapor verir. Ama bu bütçe önerisi niteliğinde değildir. Devletin gelir ve gider bütçesini yapmak, vergi koymak bütünü ile Kongre’ye aittir.
3- Başkan’ın Yüksek Mahkeme, mülki ve askeri makamlara yaptığı atamalar ancak Senato tarafından onaylandıktan sonra geçerlilik kazanır. Ancak uygulamada Senato’nun müdahale etmemesi ve Başkan’ın istediği kişileri ataması bir anayasa teamülü olmuştur.
4- Dış Politikayı saptamak ve yürütmek Başkan’ın yetkisi altında olmakla birlikte imzaladığı Uluslararası Antlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için Senato’nun 2/3 çoğunlukla onayı gerekir. Bu gerçekleşmesi güç koşul Kongre’ye Başkan’ı denetleme olanağı verse de Başkan Senato’nun onayına sunmadan ‘ Uygulama Antlaşmaları’ (executive agreement) yapma yetkisiyle denetimden kurtulabilir.

III. TARTIŞMALARIN BAŞLAMA SEBEPLERİ

Türkiye’de Başkanlık Sistemi tartışmaları yeni değil. Ülkenin başkanlık sistemine geçmesi gereğini ortaya koyanlardan birisi de 8. Cumhurbaşkanı Merhum Turgut Özal. İlginçtir, o günlerde Turgut Özal’ın bu önerisine muhalefet eden, şiddetle karşı çıkan en önemli isim, bugün Başkanlık Sistemi tartışmalarını yeniden başlatan isim olan Süleyman Demirel..
Ben bugün başkanlık sistemi tartışmalarının tekrar başlamasını 3 ana sebebe ve bir yan sebebe bağlıyorum.
1- Psikolojik Etken:
Türkiye Çok Partili Siyasal Hayata geçtiğinden bu yana maalesef istikrarlı hükümetlere kavuşamamış ve de devamlı bunun sıkıntısını çekmiş. 1980 sonrası dönemde ise istikrarlı gözüken ( –ki o zamanın koşullarının gözardı edilmemesi gerekir) bir Anap iktidarı var. Ardından 1991 sonrası süreçte ise istikrarsızlık iyice belirginleşti. Süleyman Demirel 24 Aralık 1995’den beri 3.hükümeti onayladığını söylerken, sistemde tıkanmanın had safhaya vardığını ifade etmek istiyordu.
İşte böylesi bir ortamda insanlar sistemin işlemediğini ve tıkandığını söyleyerek kendilerince çözüm üretmeye başlıyorlar. Çözüm olarak önerilebilecek sistemler ise zaten sınırlı. Türkiye Meclis Hükümeti Sistemini uygulamış, bir geçiş dönemi sistemi olan bu sistemi tekrar uygulamak anlamsız. Geriye Başkanlık Sistemi ile Yarı Başkanlık Sistemi kalıyor. Kısacası insanlarımız araştırmalar yaparak, mukayeseler yaparak, koşulları değerlendirerek ve şuurlu bir şekilde değil de durumdan vazife çıkartarak görüş belirtiyorlar.

2- Siyasal Etken:
Yukarıda Başkanlık Sistemi tartışmalarının bugün başlatıcısı Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Turgut Özal Cumhurbaşkanı iken bu tartışmaları başlattığında karşı çıktığını ifade ettik. Hatta o zaman Süleyman Demirel , merhum Özal’ı diktatörlükle suçlamıştı.
Türkiye’de siyasilerimizin maalesef yerleşmiş bir anlayışları yok. Sık sık gerçekleşen parti değişmeleri bunun olmasına zaten pek izin vermiyor. Bugün siyasiler hizmet arzusundan çok kişisel ikbal içerisindeler.
Bugün başkanlık sistemini hem savunanlar hem de yerenler siyasi pozisyonları gereği beyanlarda bulunuyorlar. Ciddi manada bu ülkeye karşı hangi şekilde daha iyi hizmet ederiz kaygısı taşımıyorlar.
3- Medyatik Etken:
Türkiye’de medyanın gücünü bugün artık kimse inkar etmiyor. Gerek yazılı gerekse görsel basın kendisine malzeme arıyor. Olay salt malzeme aramakla da kalmıyor. Basının tarafsızlığı konusunda da emin olduğumuz söylenemez.
Kısaca medyanın tartışmalara fazlaca yer vererek suni gündemler oluşturması da tartışmaların artarak ve derinleşerek devam etmesinde çok önemli bir etken.
4- Muhik sebepler:
Tartışmaların çıkmasını ve tartışmalara katılanların sebebini sadece kurgusal nedenlere bağlamak da haksızlık olacaktır. Bu ülkede gerçekten sistemin daha iyiye, daha güzele ulaşmasını, sıkıntıların hafiflemesini ve sona ermesini, sistemin daha istikrarlı işlemesini isteyen ve sürekli araştıran insanlar var. Türk Devletler Tarihi tecrübesine baktığımız zaman , monokratiklik zaten bize yabancı değil ve yıllar yılı büyük ve güçlü devletleri kurmuş ve başarıyla tek adamlığı işletmiş bir tarihe sahibiz. Ayrıca bugün bizde uygulanan parlamenter sistemde bize özgü yanları olan ve Devlet Başkanını yani Cumhurbaşkanını üstün yetkilerle donatmış ve adeta bir Yarı Başkanlık Sistemi uygulanıyor. Dolayısıyla bu kadar yoğun yönetim krizleri içerisinde samimi olarak başkanlık sisteminin bizde de uygulanabileceğini düşünen ve tartışan insanların da hakkını yememek gerekiyor. Ancak kanaatimce bu haklı sebepler ana sebep olmaktan ziyade bir yan sebep görünümündedir.

IV. BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE’DE UYGULANABİLİR Mİ?
Liberal Parti Genel Başkanı Besim Tibuk konu ile ilgili yaptığı açıklamada şöyle demiş: “ Bu sistemi eleştirenler Amerika’ya baksınlar. Orada sorunsuz işleyen sistem bizde niye sorun yaratsın. “
Kanımca Amerika’nın kendine özgü 3 özelliği bunda etkili:
1- ABD federal bir cumhuriyet. Eyaletler var ve bu eyaletler içişlerinde bağımsız. Mevcut eyalet sistemiyle başkan bütün gücü elinde bulundursa dahi, o eyaletlerin iç yasalarına karışma imkanı bulamadığı için başkanın diktatörlüğe gitme, ülkenin her tarafında merkezi bir yönetimle istediği yasaları yapma, istediği yürütmeyi uygulama imkanı yok.
2- Parlamenter hükümet sistemleri partileri disiplinli olmaya, zorlayarak ‘ Sorumlu Parti Hükümetleri’ne yol açar. Başkanlık sistemi ise partileri disiplinli olmaya zorlayamaz. Dolayısıyla ‘Yönetmeyen Parti Modelleri’ ortaya çıkar. Başkanlar, partilerüstü bir kimlik taşıdığı imajını verirler. Zaten başkan, siyasi programını ‘Değişken Çoğunluklar’ olarak adlandırılan her iki partiden sağladığı sayısal destekle yürütür.
Başkanın politikasını rahat uygulayabilmesinin bir nedeni de partilerarası ideolojik mesafenin darlığı ve ideolojik bölünmenin sınırlı olmasında aramak gerekir.
Kısacası Amerikan parti yapısı da parlamenter sistemlerinden ve bilhassa bizdeki parti yapısından farklı.

3- Amerika’nın kendi gelenekleri de başkanlık sisteminin Amerika’da 200 yıldan bu yana başarı ile uygulanmasında çok önemli bir etken.
Amerikada köklü bir ‘ Üst İstişare’ geleneği var. Başkan bazı önemli kararları almadan önce eski başkanlara konuşur, ünlü siyaset adamları ve uzmanlarıyla görüş alışverişinde bulunur. Ayrıca bir ‘ Kamuoyu Tasvibi’ oluşturmaya çalışır. Çünkü iyi bir kamuoyu baskısı vardır. Kısaca Amerika’daki yerleşmiş demokrasi anlayışı da sistemin sorun çıkarmadan işlemesinde çok önemli bir etken.
Görüldüğü gibi Başkanlık Sistemi tartışmaları yapılırken bu sistemin uygulandığı veya uygulanabildiği yerin siyasi, örfi ve devlet yapısı da gözardı edilmemelidir. Başkanlık Sistemini bu özellikleri gözardı ederek uygulamaya çalışan Güney Amerika ülkeleri ve Filipinler ise başkanlık sisteminin diktatörlüğe dönüşmesine engel olamamışlar, yolsuzlukların önünü alamamışlardır.
Peki, biz kendi ülkemize bakarsak nasıl bir yapı görürüz. Türkiye’de öyle bir takım aksaklıklar ve yanlışlar var ki bunlar bir sistem sorunu olmaktan öte sorunlar. Siz bu sorunları halledemediğiniz sürece hangi sistemi getirirseniz getirin, netice alamazsınız. Kısaca bizdeki önemli bazı bozukluklar şunlar:
a) Türkiye’de çok katı bir merkeziyetçilik sözkonusu (ABD’nin aksine) Yerel yönetimler adeta merkezin bir uzantısı. En ufağından en büyüğüne kadar bütün herşeyde bir Ankara hegemonyası var. Bu aşırı merkeziyetçilik aşırı kırtasiyeciliğe, verimsizliğe ve hantallığa yol açıyor. Apayrı bir konu olarak ele alınması gereken bu sorun Türkiye’nin önünde yıllardır aşması gereken bir problem olarak duruyor.
b) Türkiye’de seçilmişler, atanmışlar karşısında eziliyor. Türkiye adeta bir bürokratik oligarşi tarafından yönetiliyor. Bugünün Türkiyesinde aktüel politikaya karışmaması gereken kişiler, gruplar adeta birer güç odağı haline gelmişlerdir. Özetle biz hala demokrasinin asgari unsurlarını gerçekleştirememişiz.
c) Türkiye’de siyasal partilerde “Parti içi Demokrasi’ ya hiç yok ya da çok kısmi olarak var. Katı bir hiyerarşik yapılanma sözkonusu ve gerek parti yönetiminden gerekse ülke yönetiminde esas alınan yetenek, liyakat ve ehillik değil; genel başkana sadakat. Bu hiyerarşik yapı içerisinde parti genel başkanları da değişmiyor. Siyasi tarihimize baktığımızda mevcut siyasi parti genel başkanlarının seçimler yolu ile değiştirilebildiği sadece iki örnek var. Onlarda kendine özgü hal ve şartlarda olmuş. Birincisinde; 1972’de yaşlanan İsmet İnönü’nün yerine Bülent Ecevit CHP genel başkanı seçilmiş. İkincisinde ise Turgut Özal’ın desteklediği Mesut Yılmaz Anap Genel Başkanı seçildi. Demek ki siyasal partilerde değişim mekanizması işlemiyor.
4- Sivil Toplum Örgütleri demokrasinin vazgeçilmez ve çok önemli bir unsuru. Türkiye’de maalesef sivil toplum örgütleride yeterince gelişememiş ve devletle olan ilişkilerinde tutarlı bir zemine oturtulmamış. Oysa sivil toplum örgütlerin etkin olması ve etkili bir kamuoyu denetimini harekete geçirmesi sistemin sağlıklı işlemesi için çok önemli.

V. ÇÖZÜM ÖNERİLERİ VE SONUÇ
Şüphesiz sorunlar bunlarla sınırlı değil. Daha, sağlıklı incelemeler yaparak, ülke şartlarına uygun, realitelere uygun, sivil iktidarın hazırladığı bir anayasamız dahi yok. Özde şunu belirtmekte fayda var; Türkiye’nin şu an yaşadığı sorunların esas nedeni sistem değil, idari ve siyasi yapılanmadan gelen sorunlar. Türkiye’de bu görünümde ve bu idari ve siyasi yapılanmada başkanlık sistemi elbisesinin giydirilmesi çok ciddi sorunlar yaratır. Türkiye’nin öncelikli olarak idari ve siyasi yapılanmada, ekonomik ve hukuk alanında çağdaş demokratik ülkelerin normlarına ulaşması gerekir. Ayrıca demokratik kültür ve olgunluğumuz da yeterli bir düzeyde değil.
Türkiye’nin bu sorunlara çözüm olmada atması gereken adımların en önemlisi yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve özerkliğe kavuşturulmasıdır. Hatta bugün bahsi geçen başkanlık sisteminin uygulanmasına öncelikli olarak yerel yönetimlerden başlanabilir. Yani vali ve belediye başkanlığı yerine halk tarafından seçilen ve ilde yürütme yetkisine sahip bir başkan olabilir. Yine yasama, güvenlik, yargılama vb. merkezi yönetim tarafından sıkı bir şekilde sağlanır ve üniter devlet yapısının zedelenmemesi dikkatle gözetilir. Böylece yerel yönetimler merkezin vesayetinden kurtulup daha rahat, verimli ve rasyonel çalışabilir. Bu ise idari ve siyasi yapının düzeltilmesinde çok önemli bir adım teşkil edebilir. Zaten yerel yönetimlerin güçlü ve özerk olması başkanlık sisteminin olmazsa olmaz koşuludur.
Bugün anayasamızın 67/4’de ifade edilen seçim sistemlerinin temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini sağlayacak şekilde düzenlenmesi gereği herkesin sağlamaya çalıştığı ortak bir düşünce. Her ne kadar bu iki ilke çelişir gözüküyor ise de demokratik bir sistemde bunu sağlamaya çalışmaktan başka çare yok. Bunun yolu ve yöntemi konusunda bütün parti liderleri seçim sisteminin değişmesi gereğini hep ifade etmelerine rağmen bir türlü gerekli değişiklikler gerçekleştirilemiyor. Temsilde adaletin yolu nisbi temsil sistemi ancak yönetimde istikrar bilhassa bizim için çok önemli. Partileri lider sultasından kurtarmanın yolu dar bölge sistemi olabilir. Ayrıca partiye değil adaya oy vermenin yolu ise tercihli liste usulü olabilir. Ancak dar bölge sistemi özü çoğunluğa dayanır ve liste usulü ile uyuşmaz. Yönetimde istikrarı sağlamak için iki turlu seçim sistemi getirilerek aşırı bölünmüş parti sistemi önlenebilir. Tercihen dar bölge ve iki turlu çoğunluk sistemi veya geniş bölge olsa dahi (bugün geniş bölge sistemi uygulanıyor, her il bir seçim bölgesi olarak düzenlenmiştir) tercihli liste usulü getirilebilir. Kısaca bugün uygulanan barajlı nisbi temsil sistemi sistemdeki aksaklıklar doğrultusunda yeniden düzenlenebilir. Bunun için de başkanlık sistemine gerek yok.
Başkanlık sistemi Türkiye’de kesinlikle uygulanamaz demek iddialı olur. Ancak şu rahatlıkla söylenebilir ki başkanlık sisteminin bugün Türkiye’de uygulanması ciddi sorunlara yol açabilir. Bizim aşmamız gereken en önemli sorunlar olan demokrasinin asgari unsurlarını sağlarsak elbette bu sistem de bizim için uygulanabilecek bir alternatif sistem olabilir. Ayrıca başkanlık sistemine şiddetle karşı çıkanlar, 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanına hiç de küçümsenmeyecek yetkiler verdiğini ve bu yetkilerin parlamenter sistemlerdeki ortalama yolu aştığını dikkate almaları gerekir.
Sorunlar ve çözüm önerileri tabi ki bunlarla sınırlı değil. Unutulmamalıdır ki sistemleri uygulayan insanlardır. Sistemleri uygulayan insan özü nasıl ise içtimai, iktisadi ve siyasi meselelerde aynı çizgide seyredecektir. İnsanı değiştirmeyi amaçlamayan herhangi bir gayret hiçbirşeyi değiştiremez.
Eğer ortada bir başarısızlık var ise bunu sistemde değil sistemi uygulayabilip uygulayamadığımıza bakarak çözmeye çalışmalıyız. Bunu çözmek ise halkın sorunları ile uygulanan politikaların tutarlılığı ile mümkün olacaktır.
Sistem önce insanın içinde olacak. Bütünlüğe, tutarlılığa insan önce kendi içinde ulaşacak. Bu olmadan hiçbir sistemi savunmak, yaşamak ve yaşatmak mümkün değildir. Toplumsal hayatta ani değişimler yoktur. Ani değişimler ferdi hayatlarda vardır ve bu da bugün bizim en çok ihtiyacımız olan şey...
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Başkanlık Sistemi Çözüm Olabilir Mi?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Tamer Soysal'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
» Makale Bilgileri
Tarih
27-02-2006 - 19:56
(3168 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 13 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 12 okuyucu (92%) makaleyi yararlı bulurken, 1 okuyucu (8%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
12265
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 9 saat 35 dakika 58 saniye önce.
* Ortalama Günde 3,87 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 20827, Kelime Sayısı : 2612, Boyut : 20,34 Kb.
* 12 kez yazdırıldı.
* 2 kez arkadaşa gönderildi.
* 19 kez indirildi.
* 20 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 235
Yorumlar : 2
kişisel olarak yakından tanımıyorum! fakat meslekı hayatınızda cıddı ve kararlı göruyorum sızı! umarım bundan sonrakı hayatınızda da aynı kararlılıkla dewam edersınız. tum ıyı dıleklerım sızler gıbı m... (...)
İçinde önemli bilgiler barındıran anlamlı,yararlı bir makale olduğunu düşünüyorum.TAMER SOYSAL konunun hakkını fazlasıyla vermiştir.Fakat kişiler hakkındaki görüşlerini biraz daha minimuma indirmelidi... (...)
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,07142210 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.