Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Şehri Anlamak Herşeyi Anlamaktır

Yazan : Av.M.Lamih Çelik [Yazarla İletişim]

ŞEHRİ ANLAMAK HERŞEYİ ANLAMAKTIR


M.Lamih ÇELİK


Şehri anlatan birkaç söz;

“Bir şehrin yerlisi olmak gidilecek yeri olmaktır.”
Dostoyevski

“Kaybolamadığım kent benim değildir.”
Ahmet İnam

“Kitaplar,kadınlara;kadınlar şehirlere benzer.Paris,Londra veya Madrid… Herhangi bir dişi kadar muhteşem,herhangi bir dişi kadar alelade.İnsan şehriyle biner trene;şehri,yani zaafları,alışkanlıkları, zilletleriyle.Her kitapta kendimizi okuruz.Kendimizle yatarız her kadında.Kitaplar,kadınlar,şehirler, metruk kervansaraylar gibi boş.Onları dolduran senin kafan,senin gönlün.”
Cemil Meriç
“Sanat ve ahlak yaşıyorsa şehir yaşıyor demektir.”

“Şehir vardır,başkadır.Sazı-sözü başka,sesi başkadır.Şehir vardır,türküleri-hoyratları yakıcı sıcağa eş.
Dağıtmıştır,eşini dostunu çelik tırnaklı metropollere.Hasret doludur türküleri.Türkü o şehrin kafa kağıdıdır.O şehir yüreğimin şehridir,iflah olmaz sevdasıdır.O şehir Urfa’dır.”(Abdurrahman Karakaş)

“Şehirde ruhlar birbirini çeker iter.Belki de böyle oluşur şehirler kim bilir.Orada bir şey,bilmediğiniz bir şey tutar sizi.Bazen bir fırın tutar sizi,bazen bir bardak çay.Bazen ev sahibi tutar sizi bazende aynı ev sahibi dar eder şehri.Her şehir bir insan,her insan bir şehirdir.” “Türkülerdedir şehirlerin öyküsü”.(Mustafa Şahin)

“Kentlerinde bellekleri vardır elbet.Bir kenti yok etmek isteyenlerin önce bu belleği yok etmeleri gerekir.”(Hilmi Yavuz)

*****

1924 tarihli Köy Kanunu,nüfusu 2.000’e kadar olan yerleri “köy”;2.000 ile 20.000 arasını “kasaba”;20.000’den fazla olan yerleri ise “şehir” olarak nitelendirmektedir.Oysa Devlet Planlama Teşkilatı ,5.000’nin üzerinde olan yerleri “şehir” olarak nitelendirirken,Devlet İstatistik Enstitüsü ise 10.000’e kadar olan yerleri “Köy”,bunun üzerinde bir nüfusa sahip yerleri “şehir” olarak nitelendirmektedir.” Şehri tanımlama çabaları geçmişte de olmuştur.Bunlardan El-Maverdi,şehir,idari ve cezai kuralları yürüten bir idarecinin,kazai hükümleri yerine getiren bir hakimin bulunduğu yerdir.İma-ı Muhammed ise devletin şehir dediği yer şehirdir.Hatta devlet bir köye bile yetkili bir memur gönderirse orası şehir olur görüşündedir.Hanefi ekolünün diğer ismi imam Ebu Yusuf ise,her türlü sanat ehlinin çalıştığı,temel ihtiyaçların karşılandığı ve adaleti ayakta tutan bir otoritenin bulunduğu yer şehirdir.
Geçmişte şehirler ya bir dini mekana yada bir kaleye yakınlığına göre kurulurdu.Ayrıca insanlar şehirleri kurarken “deniz kıyılarını,akarsu kenarlarını,iki ırmağın birleşme noktasını ve doğal iletişim yollarının kavşağını mesken tutarlardı.” Nitekim Mezopotamya havzasında ortaya çıkan kentler,Fırat ve Dicle nehirlerinin bereketli kollarında büyümüşlerdir.Charles H.Cooley şehirlerin bu şekilde kurulmalarını temel neden olarak ulaşım nedenine dayandırmaktadır.
Belki Avrupa’nın Roma’sı böyle kurulmuştur ya İslam şehri Kufe… Kufe şehrinin kuruluşu Belazuri’nin rivayetine göre”Vali,bir adama kıble cihetine doğru bir ok fırlatmasını emretti ve şehrin mevkisini belirledi.” Aynı olay Taberi’nin Tarihu’l-umem ve’l-müluk adlı eserinde şöyle nakledilir:”Mahir bir ok atıcı iyice yerleştirdikten sonra,sağ tarafa doğru okunu fırlattı,şehrin kurulmasına karar vermiş Vali,inşaata okun düşmüş olduğu noktadan başlanılmasını emretti.Nihayet okçu dosdoğru bir önüne,birde arkasına doğru aynı şekilde ok attı.İşte o zaman,şehrin okların düşmüş olduğu mevkilere kurulması kararlaştırıldı.”Her müslümanın namazda dünyanın merkezinde yer alan Kâbe’ye yönelmesi gibi ilk İslam şehirleri de kıbleye doğru gelişim gösterecek şekilde kurulurdu.
Osmanlıdan önce Anadolu şehirleri güvenlik nedeniyle kalelerin ve surların içindeki dar alana sıkışmıştı. Osmanlı döneminde ise güvenlik sorunu olmadığından şehirler dağ teklerine yapılmaya başlanmıştı.”Suya düşen taşın etrafına yaydığı halkalar gibi büyür Osmanlı şehri…. Taş camidir,birinci halka çarşı,sonraki halkalar ise mahalleler..” Camiden itibaren çarşılar işlevlerine göre sıralanırlardı.Kitapçı ve ıtriyatçılar ilk önce gelir,bunları halıcılar,ipek dokumacıları ve diğer meslekler takip ederdi.Sonuncu olarak da deri tabaklayıcıları ve debbağlar yer alırdı.Buradaki amaç her meslek grubunu belirli bir yerde toplayarak aracı zincirini kısaltmaktır.Şehirlerin gelişmesi çarşı istikametinde olmuştur.

Osmanlı şehrinde mahalleler yaşayanların milliyetine göre birbirinden ayrılırdı.Şehrin kalbinin attığı yer olan Cami,her şeyden önce göğün altında yada bir kubbenin altında müminlerin toplanması için hazırlanmış boş bir mekanı sergiler.Dahili,ama gökyüzüne açık bir mekan olan ilk cami avlusu İslamdaki gerçek mekan anlayışına iyi bir örnek teşkil etmektedir.Bu avlu,geleneksel şehirdeki en geniş ve açık alanı oluşturmaktadır.Cami,ibadet yeri olduğu kadar,insanların buluşma ve iletişim kurma yeridir de.Zamanla cami avlusu,resmi açıklamaların yapıldığı yer,yani iktidarın simgesi,eğitim yeri,hastane ve sığınak olarak da kendisini gösterecektir.Osmanlıda bütün şehir,şehrin en büyük camisinin etrafında şekillenir.Bunun en belirgin örneği Edirne’dir,bütün şehir ellerini Selimiye camisinin etrafında kenetlemişlerdir.
İslam şehir anlayışının çekirdeğini daima cami ile çarşı arasındaki ilişki şekillendirir;bu ilişki,eski bir Arap-İslam geleneğine dayanmaktadır.Çünkü Mekke çok eskiden beri hem hac yeri hem de ticari merkezdi.Caminin hemen etrafından başlayan çarşılarda camiye vakıf edilen dükkanlar İslam şehrinde din ile ticaretin karşılıklı olarak birbirlerinden yararlandıklarının birer göstergesidir.Çoğu yerlerde şehrin pazarı Cuma günü kurulur.Cuma namazı esnasında ticaret dursa da namazdan sonra rızıklarını aramak için insanlar yer yüzüne dağılırlar.
Osmanlı şehri tek merkezlidir.Dini,siyasi ve ticari merkez üst üstedir.Mabet-çarşı-ev şeklinde formüle edilebilir.Osmanlı şehrinde dini,ticari ve siyasi merkezlerin birlikteliği toplum zihniyetinin bir parçasıdır.Çünkü İslam’da varolan tevhid inancı Osmanlı insanına dolaysıyla da şehirlerine yansımıştır.Batı şehirlerinin ise siyasal gelişmelerinin bir neticesi olarak dini,ticari ve siyasi açıdan üç mekanlı şehirler olduğunu söyleyebiliriz.Orta çağ Avrupa şehirlerindeki merkez ayrılığı laikleşme tarihiyle paraleldir.Din ile devlet işlerinin ayrılığı nedeniyle kiliseler (dini merkez),lonca binası (siyasi merkez) ile pazarlar(ticari merkez) ayrı olmuştur.
Osmanlı şehirleri geliştikçe avlulu müstakil evler yapmışlar çünkü toplum ve toplumu oluşturan birey,her alanda ön plandadır.Birey bedenen ve ruhen sağlıklı olmalı ki,toplumda sağlıklı olsun.Avrupalılar ise her şeyi ekonomi açısından düşündüklerinden evi sadece barınak olarak düşündüklerinden apartmanlar yaparak bireyi başlarından savmışlar.Yazarın dediği gibi “Frengistan şehirlerinde ruh yok.Varsa da bizim olmayan bir ruh” ”Üst üste binmeyen yarı yarıya eşit bir çizgide sıralanan,sırt sırta vermiş evleri,geniş avluları,avlusunda incir ağaçları,dut ağaçları,asmaları,yediveren gülleri,nakış nakış işlenmiş kuş takalarıyla tam bir İslam şehri olma özelliğini koruyan Urfa mimarisinin dayanışma ve eşitliği şehrin yapısında taşıması,modern zamanların insanına vereceği çok şey vardır.”
Günümüzde dünya nüfusu giderek kentlerde yoğunlaşıyor.2025 yılına gelindiğinde, dünyada yaşayan insanların üçte ikisinin kent sakinlerinden oluşacağı hesaplanıyor.Artık kentleşme,geri döndürülemez bir olgu olarak kabul edilmek zorunda.Kentten kaçış yok,Kentler birbirini yiyerek kanserli bir hücre gibi giderek büyüyor.Kültür ve medeniyetin beşiği ve taşıyıcısı olması gereken kentler,suç,şiddet ve çevre kirliliği gibi çeşitli olumsuzlukların ortaya çıktığı ve yayıldığı alanlar haline geldi ne yazık ki…Giderek kentimiz bize,biz kentimize benzemeye başladık.
Ülkemizde kentleşme sürecinde “arabesk” dönemi yaşandı ve halende yaşamaya devam ediyor.”Şehirleri münferit,Belediye sınırları içinde biten bir varlık olarak değil,geniş bir bölgenin bir uzvu olan,onunla beraber yaşayan yerleşme sahaları olarak görmek,şehir planlamasının baş prensibi olarak kabul edilmedikçe sıhhatli bin planlamaya giden yola girilemez.Planlama,şehrin bölgeye,bölgenin şehre mütekabil tesirlerini nazar-ı itibara almalıdır.” Bu gün içinde yaşadığımız şehirleri paylaşmıyoruz,onlara karşı sevgisiz yaklaşıyoruz.Şehirle şehirde yaşayan insan arasındaki hissi ve manevi bir bağ hemen hemen kalmadı.Gelecek nesillere gururla bırakabileceğimiz çok az eserimiz var,beklide hiç yok.Kentlerimizin kimliği olmadığı gibi,geleneksel kimliğini de koruyamadık.Yeni bir kent tasarımına ve etiğine ihtiyacımız var.

Geleneksel Osmanlı kenti, mahalle esasına dayanıyordu. Mahalle şehrin damarları gibiydi. Mahalleli, mahallenin yönetiminden,emniyetinden,sokakların bakımından, temizliğinden, çocukların gözetiminden sorumludur.”Mahallenin merkezinde mescit veya cami bulunurdu. Bunlar mahallenin toplardamarıdır.Mahalleyi kentin merkezine bağlayan yol camiye ulaşır.Evler,bu yola kendi özel yollarından varırlardı.Büyük toplanma yerleri,çarşılar ve Pazar meydanlarıdır.Pazarlar da genellikle,Cuma namazı kılınan camilerin yanında kurulurdu.Sokaklarda ağaç yoktur.Çünkü her evin bahçesinde ağaç veya biraz yeşillik vardır.Bu yüzden içinden pek de yeşil görünmeyen Osmanlı kenti,uzaktan bakıldığı zaman yem yeşil görünür.” Temel hizmetler, mahalle ölçeğinde örgütlenmişti. Nüfus hareketleri, güvenlik, sosyal dayanışma ve yardımlaşma hep mahallenin işiydi. Mahalle, mektebi, medresesi, mescidi, meydanı, çeşmesi, kahvehanesi, pazarı ve hatta hamamı ile sosyal bir bütündü.Şehirlerimizin kimliğini,mahalleden başlayarak yeniden kurabilir miyiz acaba?
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Şehri Anlamak Herşeyi Anlamaktır" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av.M.Lamih Çelik'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
16-01-2017 - 13:13
(217 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 1 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 1 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
445
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 17 saat 28 dakika 44 saniye önce.
* Ortalama Günde 2,05 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 9797, Kelime Sayısı : 1336, Boyut : 9,57 Kb.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1952
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,06225991 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.