Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Gerçek Kişiler

Yazan : Mustafa Zafer Küçükkurt [Yazarla İletişim]
Hukuk ogrencisi

TURK OZEL HUKUKU CILT 2 GERCEK KISILER DERS NOTU
(GİRİŞ VE GENEL BİLGİLER)
Mustafa Zafer Kucukkurt
1.Kişiler Hukukunun Anlamı ve Yeri,Kişi ve Kişilik Kavramı,Kişiler Hukukuna Hakim Olan Genel İlkeler

Kişiler, Medeni Hukukun odağını oluşturur ve kişilerin hukuki durumlarını Kişiler Hukuku düzenler. Medeni Kanunun Birinci kitabı(m. 8-117) Kişiler hukukunu düzenlemektedir. Medeni Kanunun Birinci Kitabının Kişiler Hukuku olmasında bir takım düşünceler etkili olmuştur. Hak sahibi olmayan kişi yoktur ve kişiye ait olmayan bir hak yoktur fikri İsviçre Medeni Kanunu oluşturulurken egemen olmuştur. Bu fikri benimseyen kişilerin, kişiler hukukunu medeni kanunun birinci kitabı yapmasına şaşırmamak gerek. Kişiler hukukunun ilk kitap olmasında bu neden dışında başka nedenlerde vardır. Bunlardan bir tanesi, kişiler hukukunun diğer hukuk dallarına etkisidir. Kişiler hukuku düzenlenirken diğer hukuk dallarına da temel olacak şekilde düzenlenir. (Örn; ayırt etme gücü,ehliyet,yerleşim yeri vb.).
Kişi ve Kişilik kavramları hukuki kavramlardır. Kişi, hukuk dilinde hak sahibi varlık anlamına gelir. Medeni kanunumuz ,hak sahibi varlık olarak insanlar(gerçek kişiler) ile bir amaç etrafında birleşmiş insanların meydana getirdiği toplulukları ve bir amaca özgülenmiş mal topluluklarını(Tüzel Kişiler) kişi olarak düzenlemektedir.
Kişinin hukuk düzeni tarafından korunan çeşitli özellikleri vardır. Kişiyi kişi yapan tüm değerler kişiliği ifade eder.
Medeni kanunda, gerçek kişileri düzenleyen kısımdaki hükümler,nitelikleri itibariyle sadece gerçek kişilere özgü olmadıkça tüzel kişilere uygulanır.Tüzel kişileri düzenleyen hükümlerin gerçek kişiler hakkında uygulanması söz konusu olamaz.
Kişiler Hukukuna hakim olan temel ilkeler vardır. A)Eşitlik:Anayasanın 10.maddesinde temel bir ilke olarak kabul edilen eşitlik,Mk 8 de hak ehliyeti açısından şöyle ifade edilmiştir.(Mk8 okuyunuz). Her insanın,hak ve borçlara ehil varlık olarak kabulü bir kültür evriminin sonucudur ve bu sonuç oldukça yenidir.
b)Özgürlük:MK23’te özgürlükten vazgeçilemeyeceğini ve bu özgürlüğün sınırsız olmadığı belirtilmiştir.Hukukta ,bazı durumlarda sınırlama olması gayet olağan bir durumdan başka bir şey değildir.
c)Kişiye saygı ve kişiliğin koruması:. Kişiler,toplumda saygı görmesi gereken ve sahip olduğu değerlerin korunması gereken varlıklardır. Kişiler, hem kendi kişiliğine dışarıdan yapılan saldırılara karşı ;hemde kendi fiilleriyle kişilik haklarını zarara uğratması tehlikesine karşı korunmuştur.
Kişiler Hukukunda sadece medeni kanunu incelemek yetmez.Bunun dışında da bazı yazılı hukuk kurallarını incelememiz gerekmektedir. Bunlar,soyadı kanunu,nüfus hizmetleri kanunu vd.

(KİŞİLİĞİN BAŞLANGICI VE SONA ERMESİ)
2.1.KİŞİLİĞİN BAŞLANGICI
Kişilik,çocuğun tam ve sağ doğumuyla başlar. Tam doğum,çocuğun ana rahminden tamamen ayrılmasıdır. Sağ doğum ise,ana rahminden tamamen ayrılan çocuğun bir süreliğine de olsa anadan bağımsız yaşamasıdır. Tam ve sağ doğum gerçekleştiğinde çocuk kişilik kazanır. Sağ doğum için kesin ölçüt verilemez.Çocuğun sağ olduğunu gösteren herhangi bir hayat emaresi(kalbinin atması vb.) görüldüğünde çocuğun yaşadığı kabul edilmelidir.
Çocuğun kişiliğini kazanması için tam ve sağ doğması yeterlidir.Çocuk insana benzemese dahi insandan ürediği için kişiliğini kazanmıştır.Çocuğun sağ ya da ölü doğduğunu ispat, iddia edene aittir.
Cenin,sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetine sahiptir.Ceninin ana rahmine düşme anı kadının gebe kaldığı andır. Ceninin durumu miras hukuku açısından son derece önemlidir.Cenin,sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren mirasçı olmaya ehildir. Mirasın paylaştırılması sırasında bir cenin var ise,mirasın paylaştırılması ceninin doğum anına kadar ertelenmektedir.Cenin sağ doğarsa,sanki miras paylaştırmasında yaşıyormuş gibi miras dağıtımına katılır,yani mirasçı olur.Cenin sağ doğmaz ise mirasçılık hakkını kaybeder.
Cenin ana rahmindeyken bir kişiliğe sahip olmadığı için,ceninin haklarının kanuni temsilci aracılığıyla kullanılması söz konusu olamaz.Doğumla,velayet veya vesayet kurulabilir.Bunun bir istisnası vardır;Evlilik dışı çocuklar için açılan babalık davalarında cenine kayyım atanır ve bu kayyımın tek bir yetkisi vardır,babalık davası açmak.
Ceninin hayat hakkı olup olmadığı konusunda doktrinde çeşitli tartışmalar vardır. Ceninin hayat hakkından ziyade yaşama ümidi vardır. Hayat hakkı,kişilik ile kazanılır.Ceninde ana rahmindeyken dış müdahale sonucunda bir zarar doğarsa,cenin doğduğu takdirde bu zararın karşılanması için dava açma hakkına sahip olacaktır.Ana rahmine düşmemiş olanlarla ilgili Medeni Kanun’da genel bir hüküm yoktur.Mirasçının, borç ödemekten aciz olması sebebiyle mirastan çıkartılırsa,miras bırakan mirasçının payının %50’sini mirasçının doğacak ve doğmuş çocuklarına vermek zorundadır.
Bu konu ile ilgili çalışılması gereken kanun maddeleri ve anayasa maddeleri
Medeni Kanun 28,Medeni Kanun 6, Medeni Kanun 29/1,Medeni Kanun 582/1, Medeni Kanun 643/1,Medeni Kanun 301,Medeni Kanun 303, Anayasa 41 ve 56, Medeni Kanun 513/1 Medeni Kanun 583,Medeni Kanun 348
--
2.2.KİŞİLİĞİN SONA ERMESİ
Kişilik, ölüm ve gaiplik ile sona erer. Ölüm ile birlikte kişilik,hak ehliyeti sona erer.Kişiye bağlı haklar sona ererken, diğer haklar mirasçılara geçer. Kişinin,yeni bir hak kazanması da söz konusu olamaz. Ölümün saptanmasında iki farklı görüş kabul edilmektedir.Biyolojik ölüme göre,dolaşım, solunum ve sindirim sistemlerinin durması ile ölümün gerçekleştiği kabul edilir. Bunun dış belirtisi ise, son nefes ve son kalp atışıdır. Beyinsel ölüme göre de, beynin vücuttaki fonksiyonel koordinasyonunu yerine getiremeyecek kadar harap olması gerekir.
Ölümün ispatı,iddia edene aittir.Bu ispatı yapabilmek için kişisel durum kütükleri ve karineler kullanılır.Karineler kendi içerisinde Ölüm Karinesi ve Birlikte Ölüm Karinesi olmak üzere ikiye ayrılır.
Bazı hallerde kişinin öldüğüne dair en ufak bir kuşku duyulamamakta,fakat öldüğünden kuşku duyulmayan kişinin cesedi bulunamamaktadır.Ölümü iddia edenlerin, kişinin kesinlikle öldüğünü ispat etmeleri yeterli olacaktır.Cesedi bulunamayan kişinin kütüğüne mahallin en büyük mülki amirinin emriyle ölü kaydı düşürülür.Ölüm kaydı düşürülmesi için gereken başvuru nüfus müdürlüğüne yapılır ve bu başvuruyu ölüm kaydı düşürülecek kişinin alt soyu,üst soyu ya da kardeşlerinden birisi yapacaktır.Onların bulunmadığı durumda mirasçıları;mirasçıların bulunmadığı durumlarda ise yetkili makamlarca yapılacaktır.Ölü kaydı düşürülen kişi,olayın meydana geldiği andan itibaren ölü kabul edilir ve ölümün tüm sonuçları doğmaktadır.Örneğin,mirasın geçmesi,evliliğin kendiliğinden sona ermesi. Ölü kaydı düşürülen kişinin sağ olduğu ortaya çıkarsa,bu kişinin mahkemeye başvurarak ölü kaydının kaldırılmasını istemesi gerekir,malvarlığı mirasçılara dağıtıldıysa sebepsiz zenginleşme veya istihkak davası ile geri alabilir.Eğer ölü kaydı düşürülen kişinin eşi sonradan başka birisiyle evlendiyse ve bu evlilikten sonra ölü kaydı düşürülen kişi ortaya çıktıysa evlilik mutlak butlan ile batıl olur.Çünkü, evlilik ölüm ile sona erer,ölüm karinesiyle değil. Bu butlanı herkes dava edebilmektedir.
Birlikte ölüm karinesi,ölüm karinesine benzer;fakat aralarında fark vardır. Ölüm karinesinde,öldüğü kesindir,fakat ceset bulunamıyordur.Birlikte ölüm karinesinde ise ölüm kesindir,fakat kimin önce kimin sonra öldüğü tespit edilememektedir. Birlikte ölüm karinesi miras hukuku için çok önemlidir. Aynı anda ölenler birbirlerine mirasçı olamamaktadır.Birlikte ölüm karinesi aksi ispat edilebilir ve her türlü delil ile çürütülebilir.
Kişilik ölüm ile son bulur.Buna bağlı olarak kişilik hakkı da son bulur.Bu sebeple,ceset kişinin uzantısı değildir.Fakat,ceset hukuk düzenimizce korunur.Bunun sebebi kamu düzeni ve ölenlerin cesedin sahibine karşı besledikleri sevgi ve saygıdır.Ölenin yakınları,cesede yapılacak herhangi bir saldırıyı, kendilerine yapılmış sayarak dava edebilir.Ceset üzerinde çeşitli tasarruflar yapılabilmektedir,bu tasarrufların ahlaka,adaba ve kamu düzenine aykırı olmaması esastır.Kişi hayattayken cesedini araştırma kurumlarına bağışlayabilir,cesedinden organ alınmasına izin verebilir.Fakat,ceset üzerinden kazanç yasaktır.Ceset üzerinde kanuni zorunluluklar dışında otopsi,aile bireylerinin oy birliği ile aldığı karar sonucu yapılır.
Bazı hallerde kişinin öldüğünü kesin olarak kestiremeyiz.Ama o kişinin hayatta olduğuna dair çeşitli kuşkulara düşeriz.Bu gibi durumlar,malvarlığı hakları yönünden çok sıkıntılı bir durumdur.Bu sıkıntılı durum gaiplik kurumu ile aşılmıştır. Büyük bir ölüm tehlikesi içinde kaybolan ya da kendisinden uzun süre haber alınamayan kişilerin ölümü muhtemel ise kişilik hakim kararı ile sona erdirilir.Bir kimsenin gaipliğine karar verilebilmesi için,ya ölüm tehlikesi ile kaybolacak, ya da uzun süreden beri kendisinden haber alınamayacaktır.
Kişinin içinde bulunduğu durum,kişinin yaşadığından çok öldüğü ihtimalini gösterecek nitelikte olmalıdır.Savaş alanında kaybolan kişi büyük ölüm tehlikesi içinde kaybolmuş sayılır ve buna benzer olaylar büyük ölüm tehlikesini açıklayan olaylardır.Eğer bir kişinin kesinlikle öldüğü düşünülüyor ise ölüm karinesine başvurulmalıdır.Bir kişinin gaipliğine karar verilecek ikinci durum,ondan uzun süre haber alınamamasıdır.Her uzun süre haber alınamama gaiplik sebebi olamaz.Bu haber alamamada,kişinin yaşayıp yaşamadığından kuşku duyulmalıdır.Örneğin,hiç mektup yazma alışkanlığı olmayan bir kimseden uzun süre haber alınamaması bir gaiplik sebebi değildir;mektup yazma alışkanlığı olup uzun süre haber alınamayan bir kimsenin durumu gaiplik için yeterli bir sebeptir.Bu haber almanın sadece haber alınamayan kişiden olması gerekmez.Başka bir kişi aracılığı ile haber alınması durumunda kişiden haber alındığı için gaiplik kararı verilemez.
Gaiplik kararı almak için gaiplik kararı verilmesi istenen kişinin ikametgah adresindeki sulh hukuk mahkemesine başvurulur.Gaiplik kararı istenen kişinin Türkiye’de ikametgahı yoksa,annesinin veya babasının ikametgahındaki sulh hukuk mahkemesine, annesinin veya babasınında Türkiye’de ikametgahı yoksa,İstanbul-Ankara-İzmir şehirlerindeki sulh hukuk mahkemelerine başvurulmalıdır.Gaiplik başvurusunu ölüme bağlı hakları olan kişiler yapabilir.Hazine’de başvuru yapabilir.Fakat,hazinenin başvurusu için bazı şartlar vardır(a:Gaiplik kararı verilmesi istenen kişinin malvarlığı en az 10 yıldır mahkemece yönetilmelidir. B:ya da mahkemece yönetilen malların sahibinin 100 yaşını doldurmuş olması).Ölüm tehlikesi içinde kaybolmada kişinin ölüm tehlikesi içinde kaybolmasından itibaren 1 yıl,uzun süredir haber alınamamada ise son haber tarihinden itibaren 5 yıl geçtikten sonra başvurulabilir.
Gaiplik kararı için kendisine başvurulan mahkeme durumu ilan eder.Bu ilanın amacı,gaip hakkında bilgi edinmektir.Bu ilandan sonra ikinci bir ilanın yapılması için en az 6 ay geçmelidir.İlanın elbette sonuçları çıkacaktır ve bu sonuçlar çeşitli olabilir.Gaip bizzat çıkıp gelebilir,gaibin öldüğü tarih belli olur,gaibin yaşadığı belli olur,gaip hakkında bilgi edinilemez(ilan semeresiz kalır). Bu sonuçlardan ilk üçünde gaiplik kararı düşerken, dördüncü durum olursa gaiplik kararı verilir.
Gaiplik kararının çeşitli sonuçları vardır.Gaiplik kararı verildikten sonra,bu karar nüfus müdürlüğüne bildirilir ve nüfus müdürlüğü gaibin aile kütüğüne tescil edilir.Gaiplik kararıyla birlikte miras,mirasçılara geçer ve mirasçıların kimler olacağını belirlerken ölüm tehlikesi ya da son haber alma tarihine bakılır.Çünkü,gaiplik kararı geçmişe etkilidir.Gaiplik kararı ile evlilik sona ermez.Evliliğin sona ermesi için ya gaiplik davası ile evliliğin feshi istenir ya da gaiplik kararından sonra ayrı bir boşanma davası açılır.Eğer gaibin eşi evliliğin feshini gerçekleştirmez ve başkasıyla evlendikten sonra gaip ortaya çıkarsa ikinci evlilik mutlak butlanla sakat olur.Evliliğin feshi için gaiplik davasından ayrı bir dava açılacak ise davacının yerleşim yerindeki mahkeme yetkili olur.Gaiplik kararını üç ayrı safhada incelemenin yararlı olacağını düşünüyorum.

Kaybolma ile gaiplik kararı arasındaki devre

Bu devrede gaip ne ölüdür, ne diridir.Gaip ne mirasçıdır,ne miras bırakandır.Bu devrede gaibin kendi malvarlığı ve kendisine düşmesi gereken miras resmen mahkemece yönetilir.Mahkeme malvarlığı için kayyım atar.

Terekenin teminat karşılığı mirasçılara geçtiği devre

Gaiplik kararı geçmişe etkili olduğu için ve ölüme benzer sonuçlar doğurduğu için,gaibin terekesi bir teminat karşılığında mirasçılara geçer.Mirasçılar gaip veya üstün hak sahibi birinin ortaya çıkması halinde malları geri vereceklerine dair bir teminat göstermek zorundadırlar.Bu teminatı göstermeyen mirası alamaz. Teminatın bir süresi vardır.Büyük ölüm tehlikesi içinde kaybolma da tereke mallarının teslim tarihinden itibaren 5 yıl,uzun süreden beri haber alınamamada ise son haber tarihinden itibaren 15 yıldır.Ve her iki durumda gaip 100 yaşında bastığı ana kadardır.Gaibe mirasçısı hazine ise,hazine teminat vermez. Fakat,üstün hak sahibi veya gaip ortaya çıktığında malları geri vermekle yükümlüdür.

Mirasın kesin olarak mirasçılara geçtiği devre

Teminat süresi geçtikten sonra tereke malları şartsız bir şekilde mirasçılara ait olur.Bu süreler dolduktan sonra gaip veya üstün hak sahibi ortaya çıkarsa malları geri vermek zorunadır.
--
(HAK EHLİYETİ)
Hak ehliyeti,hak ve borçlara sahip olabilme ehliyetidir.Hak ehliyetinde iki ana prensip vardır.Genellik ve Eşitlik.Bu prensipleri Medeni Kanun getirmiştir.Hak ehliyeti geneldir,yani her insanın din,dil,ırk, renk vb. farklar gözetilmeksizin hak ehliyetine sahiptir.Her insan hak ehliyetine hiçbir ayrım yapılmaksızın eşittir.Bu eşitlik hukuk düzeninin sınırları içerisindeki eşitliktir. Her insan hak ehliyetine sahiptir.Fakat bazı durumlarda hak ehliyetine çeşitli sınırlandırmalar getirilmiştir.Bunları aşağıda açıklıyoruz.
Evlenme:Kadın ve erkek 17 yaşını doldurmadıkça evlenemez. Olağanüstü durumlarda bu yaş 16 olabilmektedir. Soybağı karışıklıklarını önlemek amacıyla boşanan kadın 300 gün sonra evlenebilir. Akıl hastalarının evlenmesi için akıl hastalıklarının evlenmeye engel olmadığını ispatlamaları gerekir. Evlat Edinme:Evli olmayan birisi evlat edinebilmesi için 30 yaşını bitirmelidir. Eşler evlatlık edinmek istediklerinde en az 5 yıllık evli olmalıdır. Haysiyetsizlik:Haysiyetsiz hayat sürenler vasi olamaz. Kamu haklarından yoksun kişiler(ceza mahkemesi mahkum etmesi şartıyla),ölüme bağlı tasarrufların yapılmasına memur ya da tanık sıfatıyla katılamaz. Soyadı:Evli kadın soyadını serbestçe seçemez,eşinin soyadını taşımak zorunda.Evlilik içinde doğan çocuk babanın soyadını taşır. Vasiyetname yapma:Vasiyetname yapmak için 15 yaş doldurulmalı ve ayırt etme gücüne sahip olunmalıdır. Sadece tam ehliyetlilerin yapabildikleri:Miras sözleşmesi yapmak, Kefil olmak,vakıf kurmak, önemli bağışlamada bulunmak Bu konu ile ilgili çalışılması gereken kanun ve Anayasa maddeleri:Anayasa 10,Medeni Kanun 8,124,305,307,306,502,503,124,449,343,413,341,132, 187,321,21,418,536,133,64
(FİİL EHLİYETİ KAVRAMI VE HAK EHLİYETİNDEN FARKI)
Kişinin kendi fiiliyle hak sahibi olabilmesi ve borç altına girebilmesine fiil ehliyeti denir.Hak ehliyeti ile fiil ehliyeti arasındaki sınırı çizmek oldukça güçtür.Fiil ehliyetine getirilen sınırlamalar genellikle hak ehliyetini de sınırlamaktadır.Her fiil ehliyetine sahip kişi hak ehliyetine sahip iken;her hak ehliyetine sahip kişi fiil ehliyetine sahip değildir.
Hak ehliyeti hak sahibi ve borç altına girme ehliyetidir.Her insan hak ehliyetine sahiptir ve hak ehliyetinde eşitlik ve genellik vardır.Fill ehliyeti ise,kişinin kendi fiili ile hak sahibi olabilmesi ve borç altına girebilmesidir.Bu ehliyete doğuştan sahip olunmaz,sonradan kazanılır,ayrıca bu ehliyete herkes sahip olamaz.Bu ehliyete sahip olabilmek için ayırt etme gücüne sahip olunmalı,reşit olunmalı ve kısıtlı olunmamalıdır.Gördüğümüz üzere herkes fiil ehliyetine sahip olamaz.Fiil ehliyetinde önemli olan,kişinin kendi fiilidir.Kişi kendi fiili ile hak sahibi olur ve borç altına girebilir ise o kişi için fiil ehliyetinden söz edilebilir.Fiil ehliyetine sahip olabilecek kişide aranan en önemli şart akla uygun hareket etmesi ve fiillerinin sonucunu idrak edebilmesidir.Hukuk,kendi fiillerinin sonucunu bilmeyen kişinin işlemlerine sonuç bağlamaz.
Bazı kişilerin fiil ehliyetine sahip olamaması onları korumak amacıyla yapılmış bir düzenlemedir.Bir kişi akla uygun hareket edemeyip,fiillerinin sonucunu idrak edemiyorsa istismara açıktır ve bu yüzden o kişi korunmalı. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişi hukuk kuralını ihlal ettiğinde ya sorumlu tutulmamalı ya da az sorumlu tutulmalıdır.Çünkü,mantıklı hareket edebilen ile mantıklı hareket edemeyene aynı sorumluluğu yüklemek doğru değildir.Fiil ehliyetinin görevi;insanın hareketlerinin,hangi şartlar altında,hukukun bunlara normal olarak bağladığı sonuçları doğuracağını saptamaktır. Kanunun belirli fiil için fiil ehliyetinin yokluğunu kabul etmesi, o kişinin yaptığı fiile normal bir sonucun bağlanmayacağı anlamına gelmektedir.Tam ehliyetsiz kişi sözleşme yapabilir, haksız fiil işleyebilir.Ama sözleşme geçerli olmadığı için ve kural olarak tam ehliyetsizin sorumluluğu olmadığı için tazminat borcu doğmaz.Fiil ehliyetsizliği,bazı durumlarda nazara alınır.Örnek;fiil ehliyeti olmayan kişinin fiil ehliyeti olduğuna başkalarını inandırması sonucu bazı yapılırsa bu işlemler geçerli olur. Haksız fiilden sorumlu tutulamıyor ise de, verdiği maddi zararları vasisi öder.Temyiz kudreti olmayan kişinin yaptığı evlilik geçersizdir.Fakat,hakim evliliği sona erdirinceye kadar geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurur.
(FİİL EHLİYETİ)
Yukarıda fiil ehliyeti kavramından biraz bahsettik ve hak ehliyetinden olan farkları açıkladık.Şimdi ise fiil ehliyetinin türlerini ve fiil ehliyetinin şartlarını göreceğiz.Bunları görmeden önce kısa da olsa fiil ehliyetini tanımlayıp,bir kişinin fiil ehliyetine sahip olması için neler gerektiğini bahsedeceğiz.
Fiil ehliyeti,kişinin kendi fiili ile hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir.Bir kişinin fiil ehliyetine sahip olabilmesi için ayırt etme gücüne sahip olmalı,reşit olmalı ve kısıtlı olmamalıdır.
5.1.FİİL EHLİYETİNİN TÜRLERİ
Fiil ehliyetinin türleri kendi içerisinde hukuki işlem ehliyeti ve hukuka aykırı fiillerden sorumlu tutulabilme olmak üzere ikiye ayrılır.Kişinin,bir hukuki işlemle,kendisini hak sahibi yapabilmesi ve borç altına sokabilmesine hukuki işlem ehliyeti denir.Fiil ehliyeti,hukuka uygun sonuç doğuracak bütün fiillerde aranmaktadır.Yapılan bir işlem sözleşme ise sözleşme ehliyeti,yapılan işlem tasarruf işlemi ise tasarruf ehliyeti,yapılan işlem bir davada usuli işlemler yapmak ise dava ehliyeti söz konusu olur.Bu saydıklarımız hukuki işlem ehliyetinin birer özel türüdür.
Tasarruf ehliyetini tasarruf yetkisi ile karıştırmamalıyız.Tasarruf ehliyeti,fiil ehliyetinin özel bir türüdür.Tasarruf ehliyeti,kişinin geçerli bir tasarruf işlemi yapabilmesi için gerekli fiil ehliyetine ilişkin şartlara sahip olmasıyken,tasarruf yetkisi, bir kişinin tasarruf işleminin konusu olan nesneye doğrudan doğruya etki yapıp yapamayacağını açıklamaktadır. Bunu bir örnekle açıklayalım(K,kendisine ait bir telefonu b’ye satıp teslim ederse,b mülkiyeti kazanır.K ,hem fiil ehliyetine sahiptir hemde telefonun maliki olduğu için tasarruf yetkisine sahiptir.Bu sebeple,radyoyu doğrudan doğruya etkileyecek işlemleri yapabilir.K haczedilmiş telefonunu b ye satsa,b mülkiyeti kazanamaz.Çünkü K’nın tasarruf yetkisi yoktur.)
Tasarruf Yetkisi İle Tasarruf Ehliyeti Arasındaki Farklar
1TASARRUF YETKİSİ
2TASARRUF EHLİYETİ
1Sınırlandırılması,ehliyeti sınırlandırılmış kişiyi korur.
2Sınırlandırılması,üçüncü kişiyi korur.
1İfa anında bulunmalıdır.
2İşlem yapıldığı anda bulunmalıdır.
1Bu yetki olmadığında izin veya onay ile işlem geçerli hale gelebilir.
2Bu yetki olmadığında işlem kesin hükümsüzdür.Yeniden yapılmalıdır.

Kural olarak,Bir tasarruf işleminin geçerli olabilmesi için tasarruf yetkisi ile tasarruf ehliyeti birlikte bulunmalıdır. Tasarruf ehliyetine sahip kimse,tasarruf yetkisine sahip olamayabilir;tasarruf yetkisine sahip olan kimse,tasarruf ehliyetine sahip olamayabilir.
Kişilerin hukuka aykırı fiillerinden sorumlu tutulabilmeleri için(kural olarak) fiil ehliyetine,minimum ayırt etme gücüne sahip olması gerekmektedir.Çünkü sorumluluk için, kural olarak kusurlu olmamak gerekir.Kusur,sadece ayırt etme gücüne sahip olanlarda vardır.

5.2.FİİL EHLİYETİNİN ŞARTLARI
Bir kişinin fiil ehliyetine sahip olabilmesi için ayırt etme gücüne sahip olması,reşit olması ve kısıtlı olmaması gerekmektedir.Fiil ehliyetinin iki olumlu bir olumsuz şartı vardır.Olumlular:Ayırt etme gücüne sahip olmak ve reşit olmak. Olumsuz:Kısıtlı olmamak.
Fiil ehliyetinin şartlarından biri olan Erginlik,belirli bir yaşa ulaşma veya kanunen o yaşa ulaşmış sayılmadır.Erginlik üç farklı şekilde kazanılır.İlk olarak yasal erginliği,sonrasında evlenme ile kazanılan erginliği ve en son ergin kılınmayı göreceğiz.
Yasal erginlik,erginliğin 18 yaşını dolduran kişinin ergin olmasıdır.Bu erginlik için herhangi bir işleme gerek yoktur.Yaş küçüklüğü sebebiyle velayet veya vesayet altında ise bunlardan kurtulunur.Evlenme ile kazanılan erginlikte kişi evlenerek erginliğini kazanır.Medeni Kanuna göre,evlenmek için 17 yaşın doldurulması gerekmektedir.Olağanüstü durumlarda bu sınır 16 yaşa çekilir.16 yaşını dolduranlar evlenme yaşına gelmemelerine rağmen evlendikleri için kanun onları ergin sayar.Erginlik evlenmenin tamamlanması ile kazanılmıştır ve evlilik butlan olsa bile erginlik kazanılmıştır.Boşanma,ölüm gibi sebepler erginliği sona erdirmez.Evlilik mutlak butlan ile batıl ise ve butlana sebep olan kişi kötüniyetli ise ,kötüniyetli erginlikten çıkarılır.Ergin kılınma,mahkeme kararı ile kazanılan erginliktir.Ergin kılınma ile erginliğin kazanılabilmesi için bazı şartlar vardır(Ergin kılınmak istenen kişi 15 yaşını tamamlamalı,küçük ergin kılınma kararını istemeli,yasal temsilci davaya katılmalı, hakim karar verirken bu karardan küçüğün çıkarının olup olmadığını tesbit etmeli ve küçüğün çıkarı olmalı). Küçüğün ne zaman ergin olacağını mahkeme ilan eder.Ergin kılınma ile ergin olan kişi tam fiil ehliyetine sahip olur.Fakat,kanun bazı işleri yapmak için belli bir yaşı öngörmüş ise,ergin kılınan o yaşa gelene kadar o işi yapamaz.Örneğin;Oy kullanmak.
Fiil ehliyetinin şartlarından biri olan ayırt etme gücü,kişinin akla uygun şekilde hareket edebilme ve fiillerinin sebep ve sonuçlarını idrak edebilme yeteneğidir Ayırt etme gücü nisbidir.Yani,her olayda ayrı ayrı tesbit edilmesi şarttır.Ayırt etme gücünün varlığı karinedir.Ayırt etme gücünün olmadığını iddia eden ispat ile yükümlüdür.Bu ispat için çok sıkı şartlar öngörülmemiştir.Bazı durumlarda ayırt etme gücü ortadan kalmaktadır. Bunlardan kısaca bahsedeceğiz.
AYIRT ETME GÜCÜNÜ ORTADAN KALDIRAN HALLER
1.YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ:Makul hareket edebilme yeteneğini etkiler.Bu sebeple önemli ölçüde ayırt etme gücünün yokluğuna sebep olmaktadır.Ayırt etme gücünün ne zaman kazanılacağı ile ilgili kesin bir hüküm yoktur.Bunun için olaya göre karar vermek gereklidir.Mesela,6 yaşındaki bir çocuk bakkaldan cips aldığında ayırt etme gücü olduğunu kabul edebilirken;12 yaşındaki başka bir çocuğun bir ev aldığında ayırt etme gücünün olmadığını kabul ederiz.
2.AKIL HASTALIĞI:Kişinin makul hareket edebilme yeteneğini etkileyen akıl hastalıkları ayırt etme gücünü hastalığın etkisine göre(geçici veya kalıcı) ortadan kaldırır.Kişinin işlem anındaki akıl hastalığı ayırt etme gücünü etkiliyorsa o kişi o anda fiil ehliyetsizdir.
3.AKIL ZAYIFLIĞI:Akli melekeleri yeteri kadar gelişmemiş veya sözkonusu melekeler sonradan zayıflamış olduğu durumlarda akıl zayıflığı söz konusudur.Akıl zayıflığının fiil ehliyetini etkilemesi için ayırt etme gücünü yok edecek nitelikte olması gerekir.
4.SARHOŞLUK:Bir kişinin makul hareket edebilmesini,düşünmesini ve kendisini dış etkenlerden koruyabilme yeteneğini sarhoşluk ortadan kaldırır.Bu sebeple kişi ayırt etme gücüne o anda sahip olmaz.Kişi bilerek sarhoş oldu ise haksız fiillerinden sorumludur.Fakat,kişi kendi kusuru ile sarhoş olmadıysa bunu ispatlamak zorundadır.
5.DİĞER SEBEPLER:Uyuşturucu madde kullanımı,hipnotizma,ateşli krizler,uyurgezerlik,sabit fikirlilik ayırt etme gücünü geçici olarak ortadan kaldırır.
Fiil ehliyetinin şartlarından biri olan,kısıtlı olmama,kişinin velayet veya vesayet altında olmamasıdır.Bir kişinin kısıtlanması için bazı sebepler vardır.Bunları aşağıda açıklayacağız.
1.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı:Bir kişi bu sebeplerden ötürü kendi işlerini göremiyorsa,kendisini koruyamıyorsa ve bakımı için sürekli yardım gerekiyorsa o kişi kısıtlanır.Bu sebeple kısıtlılık kararı verilmesi için resmi sağlık kurulu raporu şarttır.
2.Savurganlık,alkol ya da uyuşturucu alışkanlığı,kötü yaşam tarzı,kötü yönetim:Kişi akla uygun düşmeyecek şekilde tüketim yapıyorsa,bağımlılık derecesinde alkol ya da uyuşturucu bağımlısıysa,ahlaka aykırı yaşıyorsa,ekonomik varlığını yönetemiyorsa kısıtlanır.
3.Bir yıl ya da daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkumiyet 4.İlgilinin talebi:Kişi kendi isteği ile kısıtlanmasını isteyebilir.Bu isteği inceleyen mahkeme şartların oluşup oluşmadığını araştırarak hükmünü verir.
(TAM EHLİYETLİLER VE SINIRLI EHLİYETLİLER)

Fiil ehliyeti yönünden kişilerin ayırımı,fiil ehliyeti için gerekli şartlara sahiplik durumuna göre yapılmaktadır. Ayırt etme gücüne sahip,ergin ve kısıtlanmamış kişiler ehliyetliler grubundadır. Ehliyetlilerden bazılarına yasal danışman atanarak,bazı işlemlerde fiil ehliyetlerine sınırlama getirilmiştir.Kişinin fiil ehliyeti şartlarından birini bile taşımadığı durumda,ehliyetsizliği ya tamdır ya da sınırlıdır.Ayırt etme gücüne sahip değilse tam ehliyetsizdir,ayırt etme gücüne sahip olup, reşit olmayan veya kısıtlı olan kimseler sınırlı ehliyetsizlerdir.
Ergin,ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan kişilerin ehliyetli olduğunu biliyoruz.Bu kişiler, fiilleriyle hak sahibi olabilir ve borç altına girebilir ve verdikleri zararlardan kendileri sorumludurlar.
Yasal danışman atanması,fiil ehliyetine etkisi bakımından oldukça tartışmalı bir konudur.Yasal danışmanlık kişinin fiil ehliyetine sınırlama getirir, kişinin bazı işlemleri yapmasını engeller.(oğuzmanın görüşü).Yasal danışmanlık kişinin kısıtlanmayı gerektirecek durumda olmadığı ve yardıma ihtiyacı olduğu durumlarda atanmaktadır.Yasal danışmanlık, sadece yardım kurumudur.İki tür yasal danışmanlık vardır(Oy danışmanlığı,yönetim danışmanlığı).
Oy danışmanı atanan kişi sınırlı ehliyetlidir,fakat bazı işlemleri yapabilmesi için yasal danışmanın oyuna ihtiyaç vardır.Yasal danışman görüşünü açıklarken izin,icazet ya da işleme katılma gibi yöntemlerle yapabilir.Oy danışmanı yasal temsilci değildir ve bu yüzden danışmanlık altındaki kişi adına bizzat işlem yapamaz ve sadece kanunda sayılan işlemlerin yapılmasında oyunu açıklabilir. Oy danışmanının yetkisi, yorum ya da kıyasla genişletilemez.Dava açma ve sulh olma,taşınmaz ile ilgili alım,satım veya ayni hak tesisi,kıymetli evrak alımı,satımı veya rehni,olağan yönetim sınırları dışında kalan yapı işleri,ödünç verme ve alma,kambiyo taahhüdü altına girme,ana parayı alma,bağışlama,kefil olma işlemleri danışman icazeti ile yapılabilir.
Yönetim danışmanı atanan kişi,mamelekinin geliri üzerinde dilediğince tasarrufta bulunabilir.Bu bakımdan fiil ehliyeti sınırlanmamıştır.Fakat,kendisine yönetim danışmanı atanan kişi mamelekinin sermaye bölümünde tasarrufta bulunamaz ve onları yönetemez.Bu yetkiler yasal danışmana verilmiştir. Yasal danışman bu yetkiyi ister kendisi kullanır,isterse icazet vererek atandığı kişiye kullandırır. Bu bakımdan,yasal danışman ile yasal danışman atanan kişi arasındaki ilişki kısıtlı-vasi ilişkisine benzemektedir.Sözün özü, yasal danışman kişinin ekonomik hayatını korur.Kişi,sürekli bakıma muhtaç ise yasal danışman yerine vasi atanır. Medeni kanunumuzda düzenlenmemiş olan karma yasal danışmanlık bu iki danışmanlık türünün birleşimidir.



(TAM EHLİYETSİZLER)
Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişiler tam ehliyetsizdir.Tam ehliyetsizin yaptığı işlemler- kanunun belirttiği istisnalar hariç- kesin hükümsüzdür.Tam ehliyetsizler ayırt etme gücüne sahip olmadıkları için haksız fiil ile verdikleri zarardan kural olarak sorumlu değildir.
Tam ehliyetsizlerin hukuki sonuç doğuracak iradesi yoktur ve kendisine yapılan irade açıklamaları hukuki sonuç doğurmaz.Tam ehliyetsizler borçlanma ve tasarruf işlemi yapamaz.Tam ehliyetsiz tarafından yapılan işlemler kesin hükümsüzdür.Eğer tam ehliyetsiz bir işlem yaptıysa, bu işlem zamanaşımı,icazet gibi kurumlarla geçerli hale getirilemez.Eğer bu işlem yapılmak isteniyorsa tam ehliyetsizin vasisi yapar.Tam ehliyetsizin tüm işlemlerini onun adına yasal temsilcisi yapar.Ayırt etme gücünü hakim re’sen dikkate almak zorundadır.Tam ehliyetsizle işlem yapan kimse iyi niyetli olsa bile işlem geçerlilik kazanmaz.Çünkü,kanun koyucu tam ehliyetsizin korunmasını iyiniyetlinin korunmasından daha önemli kabul etmiştir.
Tam ehliyetsizden iktisap edilen şeyin üçüncü kişiye devri,sonucunda üçüncü kişinin iktisabının geçerli olup olmayacağı malın türüne göre(taşınır veya taşınmaz) karar verilmelidir.Tam ehliyetsiz kişiden taşınır devralan kişi bunu iyiniyetli üçüncü kişiye devrederse,üçüncü kişi beş yılık zamanaşımı sonucunda malın mülkiyetini kazanır.Bunun sebebi şudur:Ayırt etme gücünün yokluğu,taşınırın hak sahibinin elinden MK 989’a göre rıza dışında çıkmış sayılmasını gerektirir.Taşınmazlar içinse MK 1023 uygulanır.Tapı siciline güvenerek taşınmazı devralan üçüncü kişi mülkiyeti derhal kazanır.
Yukarıda tam ehliyetsiz ile yapılan işlemlerin kesin hükümsüz olduğunu açıkladık.Bu bir kuraldır ve bu kurala kanun tarafından istisnalar getirilmiştir.Bu istisnaları aşağıda açıklayacağız.
Mk15’e göre tam ehliyetsizler irade açıklamasıyla bir hukuki sonuç doğuramaz.Ayırt etme gücüne sahip olamayanların geçerli bir iradesi yoktur.Hukuki sonucun doğması için irade beyanına gerek olmayan hallerde MK15 tam ehliyetsizin hak sahibi olmasını engellemez.Tam ehliyetsiz kişi bir işleme,karışma,birleşme gibi yollarla bir taşınırın mülkiyetini kazanabilir.Örneğin,bir tam ehliyetsiz bir ağaçtan masa yaparsa o masanın maliki olur.Ayırt etme gücü olmayan kişiler kötüniyetli olamaz.
Mk15’in tam ehliyetsizlerin yaptığı işlemin kesin hükümsüz olacağını belirtmesi tam ehliyetsizi korumaya yöneliktir.Kesin hükümsüzlük,tam ehliyetsizin aleyhine ileri sürüldüğünde hak kötüye kullanılmış olur.Hakkın kötüye kullanılması durumunda dürüstlük kuralına aykırı davranılmıştır.Kesin hükümsüzlüğün ileri sürülmesi, tam ehliyetsize zarar vermek amacıyla kullanılıyorsa,dürüstlük kuralı bu durumu engeller ve bu işlemi tam ehliyetsizin yapmasına rağmen geçerli hale getirir.Tam ehliyetsiz kişi,ayırt etme gücünü kazandıktan sonra karşı tarafa tam ehliyetsiz olduğunu ileri sürdüğünde de hak kötüye kullanılmış olur.
MK125’e göre,ayırt etme gücü olmayanlar evlenemez.Eşlerden birisi veya ikisi kalıcı olarak ayırt etme gücüne sahip olmadan evlenirse bu evlilik butlan ile malüldür. Kanun koyucu her evlilik gibi bu evliliğinde kamu düzeninin ilgilendirdiğini düşünerek,hakim butlan kararını verene kadar söz konusu evliliği geçerli bir evlilik saymıştır ve bu evlilikte normal bir evliliğin tüm sonuçlarının doğmasına müsaade etmiştir.Eşlerden birisi evlenme merasimi sırasında geçici olarak ayırt etme gücünü kaybettiyse evlilik nisbi butlan ile sakat olur.Mutlak butlan ile sakat olan evliliği her ilgili(savcı da ilgilidir) ileri sürebilirken nisbi butlanı menfaati zarar gören eş veya yasal temsilcisi belirli sürelerde ileri sürebilir.Bu süre içinde evlilik iptali istenmediği takdirde evlilik geçerli hale gelir.
Tam ehliyetsiz tarafından yapılan ölüme bağlı tasarruflar kendiliğinden butlan olmaz.Bunlara iki istisna getirilmiştir.Birincisi,ölüme bağlı tasarruflar ancak hakim kararı ile hükümsüz hale gelir.Karar geçmişe etkili olmuştur ve mirasın açılmasından itibaren hüküm ifade etmiştir.İkincisi,hükümsüzlüğü ileri sürme hakkı bir süreye bağlanmıştır.Mirasın geçmesi için fiil ehliyeti aranmazken,reddi için aranır.
Kişilerin hukuka aykırı fiillerinden sorumlu olmaları için kusurlu olmaları gerekmektedir.Kusurdan söz edebilmek için ayırt etme gücünün bulunması zorunludur.Tam ehliyetsizler ayırt etme gücüne sahip olmadıkları için kusurlu olamaz.Bu yüzden tam ehliyetsizler hukuka aykırı fiillerinden sorumlu olamazlar ve bu bir kuraldır, istisnası da vardır.Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar hukuka aykırı fiillerinden sorumlu olamazlar,fakat üç farklı istisnai durumda sorumlu olurlar.Bunları aşağıda açıklayacağız.
Kusursuz sorumluluk hallerinde,kişinin sorumlu tutulabilmesi için ayırt etme gücü aranmaz.Sadece hukuka aykırı bir olayla zararın verilmesi sorumluluk için yeterli bir sebeptir.Buna örnek olarak bina sahibinin sorumluluğu,hayvan sahibinin sorumluluğu gibi örnekler verebiliriz.Bu hallerde kusur aranmaz , sadece zararın ortaya çıkmış olması yeterli bir sebeptir.Bu sebeple kusursuz sorumluluk hallerinde tam ehliyetsiz vermiş olduğu zarardan sorumlu tutulur.
Kusurlu sorumluluk hallerinde ayırt etme gücüne sahip olmayan kişinin hukuka aykırı fiillerinden sorumlu tutulamaması bir kuraldır.Fakat,hakkaniyet gerektirirse bu kişiler vermiş oldukları zarardan dolayı sorumlu tutulmalıdırlar.Örneğin,tam ehliyetsize bakan bakıcının tam ehliyetsiz tarafından dayak yemesi durumunda tam ehliyetsiz bu zararından sorumlu tutulmalıdır.Hakkaniyet bunu gerektirir.Malvarlıkları arasında açıkça dengesizlik söz konusudur.Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişi,ayırt etme gücüne sahip olsaydı,sorumlu tutulacak idiyse,hakkaniyet gereği sorumlu olur.Tam ehliyetsizlerin kural olarak müterafik kusuru yoktur.Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişi,borca aykırı davranışlarından sorumlu tutulamaz.Çünkü,bu hallerde kusur aranmaktadır.Ancak,BK65 kıyasla borca aykırılığa uygulanır ve hakkaniyet gerekirse tam ehliyetsiz borca mahkum edilir.Tam ehliyetsiz kişi kendisini tam ehliyetli gibi gösterip bir sözleşmede bir zarar doğurduysa bu zarardan sorumludur.
Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi,bu durumdayken vermiş olduğu zarardan sorumludur.Kişi, sorumlu olmak istemiyorsa kusursuzluğunu ispat etmek zorundadır.Yani,kendi fiili ile ayırt etme gücünü kaybetmediğini ispatlamalıdır.Uyuşturucu vs. ile ayırt etme gücünü kaybeden kişi kendi fiili ile ayırt etme gücünü kaybetmişken,suyuna hap atılan kişi kendi fiili ile ayırt etme gücünü kaybetmiştir.Burada tam ehliyetsizlerin hukuka aykırı fiillerden sorumlulukları konusundaki istisnaları tamamladık.
Sebepsiz zenginleşme ve geri verme borcunun doğabilmesi için,iradeye bağlı fiil aranmamaktadır.Burada önemli olan bir tarafın malvarlığının sebepsiz yere artmasıdır.Bu sebeple,sebepsiz zenginleşme ile ilgili hükümler tam ehliyetsize de uygulanmaktadır.
Tam ehliyetsizler kural olarak vasileri aracılığıyla temsil edilirler,kendi fiilleriyle işlem yapamazlar,bu işlemleri vasi bizzat yapmalıdır.Bazı işlemleri tam ehliyetsizde vasi de yapamaz.Bunlar,önemli bağışlamada bulunmak,vakıf kurmak ve kefalet sözleşmesi yapmaktır.Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları ayırt etme gücü olmayan kişi kullanamaz.Bu hakları kişinin vasiside kullanamaz.Hak sahibinin korunmasının gerektiği hallerde ve kişiye bağlı hakkın çok sıkı olmadığı durumlarda kişiye bağlı hakkın kullanımı tam ehliyetsize yarar sağlar(örneğin; ergin kılınma).Bazı kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kişi ile bağı çok güçlüdür ve bunlar kişiliği,duyguları ilgilendirir ve bu yüzden bu haklar vasi ile dahi kullanılamaz.(Boşanma,evlenme vd.) Tam ehliyetsiz kişi anlaşmalı boşanma davası açamaz,fakat zina,onur kırıcı davranış gibi nedenlerle tam ehliyetsizin vasisi boşanma davası açabilir.





(SINIRLI EHLİYETSİZLER)
Sınırlı ehliyetsizler,ayırt etme gücüne sahip küçük ya da kısıtlılardır.Sınırlı ehliyetsizler kural olarak ehliyetsizdir, ama ehliyetlilikleri istisnadır.Ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar, karşılıksız kazanmada,kişiye bağlı haklarda,ifa ettikleri haksız fiilden sorumlu olmada tam fiil ehliyetine sahiptirler.Bunun dışındakileri yapmak için yasal temsilcisinden icazet almaları şarttır.Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar,yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça,kendi işlemleriyle borç altına giremezler.Bu hükmün amacı sınırlı ehliyetsizi korumaktır.Sınırlı ehliyetsiz tasarruf işlemlerinde ve borçlandırıcı işlemlerde veli veya vasisinden onay almak zorundadır.Sınırlı ehliyetsiz,yasal temsilcisinin izniyle bir davada taraf olabilir.
Sınırlı ehliyetsiz vesayet altındaysa,vasi rıza verir sonrasında vesayet makamı izin verir.Velayet alında bulunan sınırlı ehliyetsizlerde rıza,velayete sahip olan veya olanlar tarafından verilir.Yasal temsilci, işleme başlanmadan önce de rıza gösterebilir,işlemden sonra da rıza gösterebilir.Birinci durumda izin,ikinci durumda icazetten söz edilir.Yasal temsilci işleme katılarak da rızasını gösterebilir.Yasal temsilci işlemi sınırlı ehliyetsizin adına bizzat yapabilir.Yasal temsilci,izin veya onay vermeden önce sınırlı ehliyetsiz tam fiil ehliyetini kazanırsa,bizzat kendisi işleme onay verir ve işlemi geçerli hale getirir.Yasal temsilci rızasını açık veya örtülü verebilir.İzin veya icazet şekle bağlı olmadan verilebilir.İzin bir veya daha fazla işlem için de verilebilir.Eğer bir işlem için izin verilmiş ise sonuçları içinde izin verilmiş sayılır.Yasal temsilci vermiş olduğu izni,işlem yapılıncaya kadar geri alma hakkına sahiptir,işlem yapıldıktan sonra geri alamaz.
Sınırlı ehliyetsiz,yasal temsilcisinden izinsiz bir işlem yaptığında bu işlem noksanlıkla malüldür.Yasal temsilci onay verirse işlem baştan itibaren geçerli olur,yasal temsilci onay vermezse işlem baştan itibaren kesin hükümsüzdür.Yasal temsilcinin izni veya onayıyla ehliyet noksanlığının giderildiğinin ispatı iddia edene aittir. Yasal temsilciden izin alınmadan yapılan işleme yasal temsilci onay vermezse işlemin baştan itibaren kesin hükümsüz olacağını öğrendik.Bu durumda her iki tarafta aldıklarını geri verme mecburiyetindedir. Bu geri verme işleminin kapsamı,birbirlerinden aldıkları şeylerin malvarlıklarında bulunup bulunmadığına göre değişir. Alınanlar aynen duruyorsa geri verme işlemi istihkak hükümlerine göre,alınan şeyler kişilerin malvarlıklarında bulunuyorsa sebepsiz zenginleşme kurallarına göre yapılır. Sınırlı ehliyetsizlik iyiniyetten daha fazla korunur. Bu durumu küçükler ve kısıtlılar olarak iki farklı şekilde incelemek gerekir.Küçüklerde sınırlı ehliyetsizlik iyiniyetten daha fazla korunur.Kısıtlılar yönünden iyiniyetin korunup korunmaması kısıtlılık kararının ilanına bağlıdır. Kısıtlama kararı ilan edilmemişse,üçüncü kişinin iyiniyeti korunur.Kısıtlama kararı ilan edildikten sonra üçüncü kişinin iyiniyeti korunmaz.Bunlar ancak ve ancak kısıtlının ayırt etme gücüne sahip olduğu durumlarda geçerlidir.
Bildiğimiz üzere sınırlı ehliyetsizler,yasal temsilcilerinin izniyle veya icazetiyle işlemlerini yaparlar.Bazı işlemleri ise yasal temsilcisinin iznine veya icazetine bağlı olmaksızın kendi fiilleriyle yapabilirler.Bu işlemler karşılıksız kazanma,kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar,temsilci olarak işlem yapmaktır.Bunları aşağıda detaylı olarak göreceğiz.
Sınırlı ehliyetsizlerin karşılıksız kazanma işleminde izin veya onaya ihtiyacı yoktur.Bu karşılıksız olsun da ne olursa olsun.Buradaki karşılıksız dediğimiz şeyi iktisadi anlamda söylemiyoruz,hukuki anlamda söylüyoruz.Yani, kişiye bir yükümlülük yüklememeyi kastediyoruz.Bağışlama bir karşılıksız kazanmadır.Bunun yanında karşılıksız olmak kaydıyla,borçtan kurtarıcı sözleşmeleri de sınırlı ehliyetsiz yapabilir. İşlemin sonradan bazı yükümlülükler getirmesi işlemin karşılıksız kazandırma işlemi olduğu gerçeğini değiştirmez.Örnek:Bir kedi bağışlanan kimsenin, kedinin masraflarını karşılamasıdır.Bağışlamaya yasal temsilci itiraz edebilir.
Sınırlı ehliyetsiz kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını tek başına kullanabilir.Kanun,kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların bazılarının kullanımı için hem sınırlı ehliyetsizin hemde yasal temsilcinin birlikte olmasını öngörmüştür.Bunlara örnek olarak evlenme, ergin kılınma vd. Sınırlı ehliyetsizler,kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını dava etmek için yasal temsilcisinin rızasını almak zorunda değildir.
Sınırlı ehliyetsizler,yasal temsilcilerinin rızasıyla yapamayacakları işlemleri,başkasının temsilcisi olarak doğrudan doğruya yapabilmektedir.Çünkü,başkasını temsil ettiğinde oluşacak borç kendisinin değil temsil edilenindir.Sınırlı ehliyetsiz ancak rızai temsilci olabilir.Sınırlı ehliyetsizin vekil olabilmesi için yasal temsilcisinin rızasına ihtiyacı vardır.
Sınırlı ehliyetsiz ,ayırt etme gücüne sahip olduğu için,yaptığı hukuka aykırı fiilerden sorumludur.Sınırlı ehliyetsiz ve yasal temsilcisi bazı işlemleri yapamaz(önemli bağışlama,vakıf kurma ve kefalet).Sınırlı ehliyetsizin ehliyeti mk 359/1,453,455’te genişletilmiştir.
(KİŞİLERİN ADI)
Ad,kişiyi diğer kişilerden ayıran ve onu belirten en önemli işarettir.Özad ve soyad kullanılması zorunlu adlardır.Özad,kişileri belirlemeye ve aynı soyadını taşıyan kişileri birbirlerinden ayırmaya yarar.Ahlaka aykırı olmamak şartıyla her türlü ad kullanılabilir.Göbek adı,ikinci addır,ancak niteliği gereği özaddır. Okurken ve yazarken önce özad sonra,soyad belirtilir.
Soyadı,aynı aileden gelen bireyleri,diğer bireylerden ayırmaya yarayan addır. Belirttiğimiz gibi ahlaka aykırı olmamak kaydıyla her türlü ad kullanılabilirken,soyadlarda bu durum söz konusu değildir. Her TÜRK özad ve soyad kullanmak zorundadır.Ayırt etme gücüne sahip ve ergin olanlar,soyadlarını serbestçe seçebilir.Rütbe,memuriyet, aşiret,yabancı ırk ve millet adları,ahlak ve adaba aykırı kelimelerle iğrençe ve gülünç kelimeler soyad olarak kullanılamaz.
Özad ve soyad kullanılması zorunlu adlardır.Bazı adları kullanmak zorunda değiliz.Bu adlar müstear ad ve lakaptır.Kişinin,belirli bir alanda,gerçek adını gizlemek amacıyla kullandığı ada müstear ad denir.
Müstear adı genellikle sanatçılar kullanır.Müstear ad hukuka,ahlaka aykırı kullanılamaz. Ayrıca,başkalarına zarar vermek amacıyla da kullanılamaz.Örnek olarak Peyami Safa verilebilir.Peyami Safa’nın müstear adı Server Bedii’dir.
Lakap,bir kimseye,belirli özellikleri ya da davranışları dolayısıyla üçüncü kişiler tarafından yakıştırılan addır.Örnek:Zangoç Engin,Haçatur Basri,Kelaynak Necmi,Baston Sedat,Bücür Fuat ,Misket Ali, Pişik Kenan, Topçu Orhan, Leylek Hamdi, Kolpa Behçet vd.
Adın çeşitli görevleri vardır.Bunlardan kısaca bahsedeceğiz.Adın en önemli görevi kişiyi belirtmektir. Ad bu görevini ayırma yoluyla,bağlama yoluyla veya nitelendirme yoluyla getirir.
Ayırma görevi bütün adlar için sözkonusudur. Aynı soyadı taşıyan kişileri özad ayırırken,başka adları taşıyan kişileri soyadı ayırmaktadır.Müstear ad ve lakap da,bu ayırma görevini yerine getirmektedir.
Ad,bağlama yoluyla da kişiyi belirtme görevini yerine getirir.Bir aileye dahil bütün bireyleri birbirine bağlayarak bu görevi yerine getirir.
Ad,nitelendirme yoluyla da kişiyi belirtme görevini yerine getirir.Bu görevi yerine getiren lakaptır. Lakap,kişiye belirli özellikleri dolayısıyla takılmaktadır.
Adın bir başka görevi de düzen sağlamaktır.Kişilerin birbirlerinden ayırt edilebilmeleri sosyal düzende bir zorunluluktan başka bir şey değildir.Bu düzeni sağlamak içinse,kişilerin ad kullanımının zorunlu hale getirilmesi ve adın değişmezliği prensibinin kabulü sağlanması gerekmektedir.Bu görevi kullanılması zorunlu adlar olan özad ve soyad sağlar.
Adın bir başka görevi de bir birlik yaratmaktır.Gerek özad,gerekse soyad birliği sağlar.Bu birlik aile içinde olabileceği gibi ulusal da olabilmektedir.



(ADIN VE SOYADIN KAZANILMASI)
10.1 ADIN KAZANILMASI
Kural olarak,ana ve baba,çocuğun özadını birlikte koymalıdır.Çocuğun velayetine sahip olan veya olanlardan başka kimse çocuğa özad koyma yetkisine sahip değildir.Eğer çocuk vesayet altındaysa, özad koyma yetkisi vasiye aittir.Çocuğun anne ve babası gaipse ya da anne ve babası ölüyse özad koyma yetkisi vasiye verilir.Özadı koyan bu özadı nüfus müdürlüğüne bildirmek zorundadır.Özadı koyan yok ise bu yükümlülük çocuğun büyük ana,büyük baba veya ergin kardeşlerine geçer.
10.2 SOYADIN KAZANILMASI
Soyad soybağı yoluyla,evlenme yoluyla ve idari yolla kazanılır.Bunları sırasıyla göreceğiz.İlk önce soy bağı yoluyla soyadın kazanılmasını göreceğiz.
Soybağı Yoluyla Adın Kazanılması
Ana babası evli olan çocuklar:Ana babası evli olan çocuk ailenin soyadını taşır.Ailenin soyadı babanın soyadıdır.Evlilik sona erdiği tarihten itibaren 300 gün içinde doğan çocuk babanın soyadını taşır.Bu babalık karinesidir.Çocuk ilk evliliğin sona erdiği tarihten itibaren 300 gün içinde doğmuş olan çocuğun anası başka birisi ile evlenirse bu çocuk annesinin ikinci kocasının soyadını taşır.
Ana babası evli olmayan çocuklar:Anası babası evli olmayan çocuk,anasının soyadını taşır.Kadının iki soyadı varsa,çocuk annesinin bekarlık soyadını taşır.Ananın küçük,kısıtlı ölmüş olduğu durumlarda ya da velayet anadan alıp babaya verildiğinde çocuk babanın soyadını taşır.
Evlat edinme yoluyla:Evlatlık küçükse,evlat edinenin soyadını alır.Evlatlık,ergin ise kendi soyadını kendisi seçebilir.Evlatlık ilişkisi sona erince,evlatlık kendi soyadına döner.Ölüm,evlatlık ilişkisini sona erdirmez.Bu sebeple evlatlık,evlat edinenin soyadını taşımaya devam eder.
Evlenme Yoluyla Adın Kazanılması
Kadın,evlenmekle kocasının soyadını alır.İsterse kadın evlenmeden önceki soyadıyla beraber kocasının soyadını kullanabilir.Evli kadının evliliği kocasının ölümüyle sona erse bile evlenmeyle elde ettiği soyadını taşımaya devam eder.Evlilik boşanma ile sona erdiğinde kadının ölen eşinin kaçıncı eşi olduğuna bakılır.Eğer ilk eşi ise, bekarlık soyadını taşır.Eğer ilk eşi değilse,hakimden bekarlık soyadının taşınmasına izin verilmesini isteyebilir. Bu kuralın istisnası vardır.Kadın eşinin soyadını kullandığında bir menfaat ediniyorsa ve eski kocasına bu zarar vermiyorsa kadın ,kendi isteği ile eski kocasının soyadını kullanabilir.Koca bu bunun kaldırılmasına başvurabilir ve kaldırtabilir.
İdari yolla Adın Kazanılması
Soyadının idari yolla kazanılması, anası ve babası belli olmayan çocuklar,zihinsel özürlü olan ve onsekiz yaşını doldurmuş kişiler için söz konusudur.Bunların soyadını nüfus müdürü koyar.

10.3.MÜSTEAR ADIN KAZANILMASI
Müstear adın kazanılması ile ilgili üç farklı görüş ortaya atılmıştır.Birinci görüşe göre,müstear adın kazanılması bir defa kullanmayla gerçekleşir.İkinci görüşe göre,müstear ad sürekli kullanılırsa ve örf ve adete göre korunmaya layık kabul edilirse kazanılır. Üçüncü görüşe göre de ,kişi o adla tanınıyorsa ve o adı kullanmakta haklı ise müstear adı kazanır.
10.4.LAKABIN KAZANILMASI
Kişi belli bir çevrede bir yakıştırma ile tanınmaya başladığı anda lakabı kazanır.Lakap,yasak adlardan ise, ya da diğer kişilerin çıkarlarını ihlal ediyorsa,bu lakap kazanılamaz.

(ADIN KORUNMASI VE ADIN DEĞİŞTİRİLMESİ)
11.1.ADIN KORUNMASI
Ad üzerindeki hak kişilik hakkına dahil bir haktır.Ada yapılan tecavüz,kişiliğe yapılan tecavüz niteliğindedir.Özad,soyad,müstear ad ve lakap da adın korunmasından yararlanır.Tüzel kişilerin adları da korunur.Adın korunması iki halde söz konusu olur(Adın kullanılmasının çekişmeli olması ve adın haksız kullanılması).
Adın Kullanılmasının Çekişmeli Olması
Bir kimsenin taşıdığı adı kullanmaya hakkı olduğuna başkaları ya da resmi makamlar itiraz eder.
Bu halde açılacak dava tespit davasıdır.Tespit davasında,adı kullanmaya hakkı olmadığı iddia edilen kişi, adı kullanmaya hakkı olduğunun yetkisini istemektedir.Bu istek hakime yapılır.
Adın Haksız Kullanılması
Bir kimse,hakkı olmadan başkasına ait bir adı kendi adı olarak ya da eşyayı belirtmek amacıyla kullanırsa adı haksız kullanmış olur.Örnek;bir kimse sevmediği komşusunun adını bir köpeğe takarsa adı haksız kullanmış olur. Ad tamamen kullanılmıyorsa haksız kullanmadan söz edilemez.
Bu halde açılacak dava kanunda sayılmıştır.Bunları aşağıda açıklayacağız.
Durdurma davası:Adın haksız kullanımına son verme amacıyla açılır.Adı kullananın kusurunun olup olmadığı önemli değildir.
Önleme davası:Söz konusu ada,hukuka aykırı saldırı yapılacağına ilişkin,inandırıcı emare bulunması halinde açılır.Bu davanın açılması için kusur aranmaz.
Maddi tazminat davası:Adı haksız kullanan kişi kusurluysa ve ortada bir zarar varsa,adı haksız kullanılan kişi maddi tazminat isteyebilir.
Manevi tazminat davası:Adın kullanılmasında bir manevi zarar doğarsa açılır.Bu davanın açılması için kusurun varlığı ve haksızlığın niteliği manevi tazminatı haklı göstermelidir.
11.2.ADIN DEĞİŞTİRİLMESİ
Kural olarak,ad sadece ve sadece haklı sebeplerin varlığı halinde değiştirilebilir.Adını değiştirmek isteyen kimse haklı sebebi ispat etmekle yükümlüdür.Bu haklı sebep kimliğe tescil ettirilmiş özad ve soyadında aranmaktadır.Kimliğe tescil ettirilmemiş özad,müstear ad veya lakabın değiştirilmesi için haklı sebep aranmaz.Adın değiştirilmesi dediğimizde adın tamamının değiştirilmesini kastetmiyoruz. Bir harfin bile değişikliği adın değişikliğidir.Kütükte yanlış yazılı adı düzelttirmek adın değiştirilmesi değildir.Adın değiştirilmesindeki haklı sebep genelde üç gruba ayrılmaktadır.
Kişisel Sebepler:Ad,gülünç,çirkin, iğrenç ya da kişiye zarar veren bir ad ise bunlar haklı sebep sayılır.
Aile İlişkilerinden doğan sebepler:Bu haklı sebep genellikle soyadı değiştirilmesinde ortaya çıkar.
Ticari faaliyete ilişkin sebepler:Bir kimsenin adı,o kimsenin ticari faaliyetini etkiliyorsa,adın değişikliği haklı sebep olabilir.
Diğer sebepler:Yabancı uyruklu olupta Türk vatandaşlığına girenler,din değiştirenlerin adlarının değişikliğini istemeleri bir haklı sebep sayılmaktadır.

Ad sadece ve sadece dava ile değiştirilebilir.Buna yetkili olan makam davacının ikametgahındaki asliye hukuk mahkemesidir.Ad değiştirme hakkı,kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu için doğrudan hak sahibinin ileri sürmesi gerekmektedir.Tam ehliyetliler bu hakkı tek başına ileri sürebilir.Ama bunun istisnası vardır.Evli olan bir kadın soyadını değiştiremez.Sınırlı ehliyetsizlerin ad değişikliği istemine yasal temsilcinin de katılması sınırlı ehliyetsizin yararınadır.Tam ehliyetsizlerde,haklı bir çıkarın bulunması halinde yasal temsilci ad değiştirme davasını açabilir.Evli olan erkek soyadını değiştirdiğinde kendiliğinden eşinin ve çocuklarının soyadı değişir.Ayrıca,bu olaydan sonra doğacak çocuklar yeni soyadı taşır.
Bu davalara savcı,nüfus müdürü veya görevlendirilen nüfus memuru ve hakim katılır. Ad değişikliğinden bir zarar görülürse,bir yıl içinde karara itiraz edilebilir.Bu itiraz davası,kararı veren mahkemeye açılmalıdır.İtiraz haklı görülürse kişi eski soyadına döner.Adın değişmesi kişisel durumları etkilemez.
(HISIMLIK)
Hısımlık,doğal ya da belirli ilişkiler sonucu,kişi ile, belirli kimseler arasında kurulan ve hukuki sonuçlar doğuran bağdır.Hısımlık,kuruluş şekline göre üçe ayrılır.Bunları aşağıda işleyeceğiz
Kan Hısımlığı:Biri diğerinden gelen veya ortak kökten gelenler arasındaki hısımlığa kan hısımlığı denir.Kan hısımlığı kendi içerisinde üstsoy-altsoy,yansoy olmak üzere ikiye ayrılır.Üstsoy-altsoy hısımlığı,biri diğerinden gelen kişiler arasındaki hısımlıktır.Kişiden yukarıya doğru çıkan,yani kişinin anası ve atası olanlar üstsoydur (baba,ana,anneanne,babaanne,dede,onların ana ve babaları vd). Yansoy hısımlığı,aynı kökten gelen kişiler arasındaki hısımlıktır(Bir kişinin kardeşi,kardeş çocukları,amcası,dayısı,teyzesi,halası vd.).Yansoy hısımlığı tam kan veya yarım kandır.Tam kan yansoy hısımlığında,ortak köklerin ikiside aynıdır(anası babası bir olan kardeşler).Yarım kan yansoy hısımlığında,ortak köklerin birisi farklıdır(anası bir babası ayrı olan kardeşler veya babası bir anası ayrı olan kardeşler).

Kan hısımlığının derecesi,hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur.Bu doğumların sayısı,kişileri birbirine bağlayan çizgilerle bulunur.Örneğin,çocuk ve ana-babası arasında birinci dereceden(bir doğum), büyük ana ve babaları ile ikinci dereceden(iki doğum),kardeşleri ile yine ikinci dereceden(iki doğum), amca,dayı,hala ve teyze ile üçüncü dereceden hısımlık bağı vardır.

Kan hısımlığına bağlanan birçok önemli sonuç vardır.
1.Üstsoy-altsoy arasında evlenme yasaktır.Üçüncü dereceye kadar yansoy hısımlar arasında da evlenme yasaktır.
2.Eş,evlatlık ve devlet dışında yasal ve saklı paylı mirasçılar sadece kan hısımlarıdır.
3.Vasi atamada kan hısımlığı tercih sebebidir.
4.Dernek üyesi,dernekle kendisi,eşi ya da üstsoy ve alt soyu arasındaki işlerde oy kullanamaz.
5.Hakim,kendi alt ve üst soyunun ve üçüncü dereceye kadar yansoy hısımlarının davasına bakamaz.
6.Anonim ortaklık yöneticilerinin alt ve üst soyları ve üçüncü derece dahil yansoy hısımları,denetçi olamaz.

Kayın Hısımlığı:Evlenmeden doğan hısımlıktır.Eşlerden birinin kan hısımları,diğerinin kan hısımıdırlar.Karı ve koca arasında kayın hısımlığı yoktur,bu sebeple eşlerin kan hısımları arasında da kayın hısımlığı yoktur.
Kayın hısımlığı evlenme ile kendiliğinden kurulur.Evlenmenin geçerli olup olmaması önemli değildir. Evliliğin sona ermesi,kayın hısımlığını ortadan kaldırmaz.Evlenmenin sona ermesinden itibaren yeni bir kayın hısımlığı kurulmaz.Kayın hısımlığı üstsoy-altsoy,yansoy olarak iki çeşittir.Bir eşin kan hısmı,diğer eşin kayın hısmı olur. Kaynı hısımlığının derecesi kan hısımlığı ile aynı şekilde hesaplanmaktadır.

Kayın hısımlığına bağlanan birçok önemli sonuç vardır.
1.Kayın hısımlığını kuran evlilik sona ermiş olsa bile,eşler birbirinin altsoy-üstsoy kan hısımları ile evlenemez.
2.Kayını hısımlığı vasi atanmada tercih sebebidir.
3.Taraflardan birinin,evlilik sona ermiş olsa bile altsoy-üstsoy ya da ikinci derece dahil,yansoy kayın hısmı olma tanıklıktan kaçınma sebebidir.
4.Davanın 3.madde sayılan kayın hısımlarıyla ilgili olması halinde,hakimin bu davaya bakması yasaktır.

Evlat edinmeden doğan hısımlık:Evlat edinen ile evlatlık arasında mahkeme kararıyla kurulan hısımlıktır. Evlat edinme sonucunda,sadece evlat edinen ile evlatlık ve onun altsoyu arasında hısımlık kurulur.

Evlat edinme sonucu kurulan hısımlığın en önemli sonuçları şunlardır:
1.Evlatlık ve altsoyu,sadece evlat edinene mirasçı olurlar.Evlat edinen evlatlığın mirasçısı olamaz.
2.Evlatlık ve altsoyunun kendi kan hısımlarına karşı olan mirasçılıkları devam eder.
3.Evlatlıkla evlat edinen ya da bunlardan biri ile diğerinin karı ya da kocası ya da altsoyu arasındaki evlenme mutlak butlanla batıldır.
4.Evlatlık ilişkisi hakimin davaya bakmasına engeldir.


(YERLEŞİM YERİ)
Kişilerin belirli bir yerden hukuki ilişkilerini yürütme zorunluluğu vardır.Bu zorunluluk kamu düzeni için gereklidir.Bir kişinin hukuki ilişkilerini yürüttüğü yer yerleşim yeridir.Yerleşim yeri,kişinin hayat faaliyetlerini asıl merkezi olan yer olarak tanımlanabilir.
Kişilerin sadece bir ikametgahı vardır.Ticari ve sınai kurumlarda birden fazla olabilir.Her insanın yerleşim yerinin olması zorunludur.Yerleşim yeri bulunmayan kişi düşünülemez.Yerleşim yeri belli olmayan ya da yabancı ülkeden Türkiye’ye gelen kişilerin ülkemizdeki bulundukları yer ikametgahlarıdır.Yerleşim yeri süreklidir.Yani,herkes ölene kadar yerleşim yerine sahip olmalıdır. Kişi yerleşim yerini değiştirebilir,fakat yerleşim yeri olmayan bir kişi düşünülemez.
Yerleşim yerlerinin türleri vardır.Bunlar ikiye ayrılır(bağımsız yerleşim yeri,bağımsız olmayan yerleşim yeri). Bunları aşağıda açıklayacağız.
Bağımsız yerleşim yeri
MK21’in belirttikleri dışında kalan kişilerin kurdukları yerleşim yeri bağımsız yerleşim yeridir. Bu kişilerin seçtiği yerlerin yerleşim yeri sayılması için iki şart vardır(sürekli olarak oturma,oturma niyeti).
Yerleşim yerinin ilk şartı,sürekli olarak oturmadır.Bu süreklilik ebediyen bir yerde oturmak anlamına gelmemektedir.Belirsiz veya uzun süreli anlamına gelir.Okul okuyan kişilerin bulundukları yeri yerleşim yeri olarak kabul etmek doğru olmaz.Eğer kişinin o şehirde oturma niyeti varsa yerleşim yeri sayılabilir.
Yerleşim yerinin ikinci şartı,oturma niyetidir.Bir kimse,oturduğu yeri hayat faaliyetlerinin merkezi haline getirmek istiyorsa oturma niyeti vardır.Oturma niyeti,hukuki fiildir.Bir kişinin oturma yerini olaya göre tespit edebilir.
Bağımsız olmayan yerleşim yeri
Kişi burada ikametgahını kendisi seçememekte;kanunun öngördüğü yeri yerleşim yeri olarak kullanmak zorunda.MK21’de belirtilen kişiler bu gruptadır.Bu kişiler velayet altındaki çocuklar ve vesayet altındaki kişilerdir.
Velayet altındaki çocukların ikametgahı,ana ve babasının ortak yerleşim yeridir.Ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa,çocuğun kendisine bırakıldığı ana ya da babanın yerleşim yeri çocuğun yerleşim yeridir.
Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri,bağlı oldukları vesayet makamıdır.Vesayet altındaki kişinin yerleşim yeri vasinin yerleşim yeri değildir.Kişinin yerleşim yeri, tabi olduğu sulh hukuk mahkemesidir. Kişi başka bir yere taşınırsa,taşındığı yerdeki sulh hukuk mahkemesi onun yerleşim yeridir.
Kısıtlanan erginin yerleşim yeri velisinin yerleşim yeridir.


(KİŞİSEL DURUM SİCİLİ)
Kişiyi bizzat ilgilendiren durumlarına kişisel durum denir(doğum,ölüm,evlenme,boşanma vd.). Devlet memurlarınca tutulan kişisel durumu ve bu durumdaki değişikliği gösteren sicile kişisel durum sicili denir.Sicildeki kayıtlar karinedir ve aksi ispatlanabilir.Kişisel durum sicilinin çeşitleri vardır.
Doğum Kütüğü:Her doğum,nüfus müdürlüğüne bildirilmelidir.Bunu yapacak olanlar veli ya da vasidir.Bunlar yok ise, çocuğun kardeşleri,dedesi veya ninesidir.Doğumu gösteren belge veya sözlü beyana dayanarak doğum kütüğü oluşturulur.

Ölüm Kütüğü:Her ölüm,genel müdürlüğe veya nüfus müdürlüğüne bildirilir.Yurt içinde ölüm nerede meydana geldiyse oradaki nüfus müdürlüğüne,eğer ölen kişi taşıttaysa taşıttan çıkarıldığı yerdeki nüfus müdürlüğüne, ölümün nerede meydana geldiği bilinmiyorsa ölünün bulunduğu yerin nüfus müdürlüğüne bildirilir.Ölüm olayı nüfus memuru tarafından düzenlenen tutanağa işlenir.Bu tutanakların tümü ölüm kütüğüdür.

Evlenme Kütüğü:Evlenme memurları akdettikleri evlenmeler için tuttuğu kütüğe denir.Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır.

Boşanma kütüğü:Mahkemeler tarafından verilen boşanma ilamlarının biraya gelmesiyle oluşan kütük.

Aile Kütüğü:Ailenin bütün fertlerinin kayıtlı bulunduğu kimlik bilgilerini,soybağının kurulması veya reddi,ölüm , vatandaşlığın kazanılması veya kaybedilmesi gibi kişisel durumda meydana gelen değişiklikleri içeren kütük. Elektronik ortamdaki kütüklerde bu bilgilerin yanında TCKNO,ikametgah ve kişi fotoğrafı bulunur.
Aile kütüğüne işlenen kişisel bilgiler ölüm,gaiplik,vatandaşlık kaybı,evlenme,boşanma,evlat edinilme,soybağı düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniyle kapatılır.
Kişisel durum gerçeği yansıtmıyorsa veya sicile yanlış kayıt girilmesi durumunda,ilgili veya savcı tarafından kaydın düzeltilmesi istenebilir.Mahkeme kararı olmadıkça,sicilin hiçbir kaydında düzenleme yapılamaz ve kaydın anlamını,taşıdığı bilgileri değiştirici şerhler konulamaz.
Evlat edinme vs. gibi durumlarda meydana gelen değişiklikler için mahkeme kararına gerek yoktur, ilgilinin talebi veya resmi makamın değişikliği bildirmesi sonucunda değişiklikler kütüğe işlenir.
Cinsiyet değiştirmek isteyen,mahkemeye şahsen başvuruda bulunmalıdır.Bunun için reşit olmalı, evli olmamalı,transseksüel yapıda olmalı,cinsiyet değişikliğinin zorunlu olduğunu, üreme yeteneğinin sürekli biçimde yoksun olduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alacağı resmi sağlık kurulu raporuyla belgelendirmelidir.Verilen izne bağlı olarak,amaca uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporu ile doğrulanması sonucunda,mahkemece nüfus sicilinde düzenleme yapılmasına karar verilir.
Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zarardan devlet sorumludur ve bu zararı devlet tazmin eder.Devlet kusurlu olmasa dahi bunları yapar.Kusurlu memur ise,devlet ödediği tazminatı memurdan alır.
Tazminat ve rücu davaları,kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır.

(KİŞİLİĞİN KORUNMAYA DEĞER VARLIKLARI)
Kişilik hakkı,kişiliği oluşturan değerlerin tamamı üzerindeki haktır.Bu hakkın konusu gerçek kişilerde, kişinin doğumundan ölümüne kadar olan süredeki kişiliği ilgilendiren hukuken korunan değerlerdir.Tüzel kişilerde ise hak ehliyetini kazandıkları an ile sona ermeleri arasındaki zaman diliminde kişiliği ilgilendiren değerlerdir. Kişilik hakkının nitelikleri 8 başlık altında toplanabilir.
1.Kişilik hakkı mutlak haktır,herkese karşı ileri sürülebilir.2.Kişilik hakkı şahıs varlığı haklarındandır.
3.Kişilik hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır.4.Kişilik hakkı icraya konu olamaz.
5.Kişilik hakkı zamanaşımına uğramaz ve hak düşürücü süreye tabi değildir.
6.Kişilik hakkı tekçidir.Kişilik hakkının yöneticisi sadece ve sadece bu hakka sahip olan kişidir.
7.Kişilik hakkı ölümle sona erer,bu sebeple mirasçılara geçmez.
8.Kişilik hakkı devredilemez.
Bu sayfada hayat ve sağlık hakkını,vücut bütünlüğü hakkını işledik.Sonraki sayfada geri kalan hakları inceleyeceğiz.
Kişilik hakkının konusunu oluşturan çeşitli değerler vardır.Bunlar hayat ve sağlık,vücut bütünlüğü, hayat alanı,şeref ve haysiyet,resim,ses ve addır.Kişiliğin en temel hakkı sağlıklı ve özgür yaşamaktır.Kişi,başkalarının vücut bütünlüğüne ve hayatına zarar veremeyeceği gibi kendi vücut bütünlüğüne ve kendi hayatına da zarar veremez. Tüm insanların hayat hakkı eşittir ve bu hak üzerinde tasarruf mümkün değildir.Kişi,kendisinin ve başkasının canına kıyamaz,rıza gösterilmiş olsa bile hukuka aykırılık ortadan kalkmaz.Ülkemizde ötanazi yasaktır, eğer ötanazi yaptırılan kişinin rızası varsa tazminat indirilebilir veya tamamen kaldırılabilir.Hayat hakkı, her hukuk sisteminde korunmaktadır.

Vücut bütünlüğü hayat hakkının bir uzantısını oluşturur ve hayat hakkı kadar önemli bir haktır. Bu hak bütün hukuk düzenlerince korunur.Kişinin rızası olmadan vücut bütünlüğüne yapılacak müdahaleler hukuka aykırıdır.Bu da insan vücudunun dokunulmazlığı prensibinden ortaya çıkmıştır. Rıza gösterilse dahi,bu rızanın ahlaka,adaba ve kamu düzenine aykırı olmaması esastır.Bunlara aykırı bir müdahalede rıza söz konusu ise hukuka aykırılık ortadan kalkmaz,tazminat indirilebilir.Yukarıda saydığımız hayat hakkı,sağlık hakkı,vücut bütünlüğü hakkı hukuk düzenimizce çok sıkı korunmuştur.Kişiye yapılan en ufak zarar saldırıyı oluşturur.Koruma sadece beden bütünlüğünü değil, ruhsal bütünlüğü de korur. Bir başkasının akli dengesine veya ruh sağlığını tehlikeye sokmak bir saldırıdır.Mobbing(psikolojik taciz), işyerinde çalışan kişiyi rahatsız etme amacıyla yapılan saldırı bütünüdür.Mobbing,fiziksel sağlığı etkilediği gibi ruh sağlığını da etkiler.

Önceki paragraflarda insan vücudunun dokunulmaz olduğunu gördük,bazı durumlarda insan vücuduna tıbbi müdahaleler yapılması gereklidir.Bunları vücut bütünlüğü hakkı ile analiz edelim. Tıbbi müdahalelerde,kişinin rıza göstermesi gereklidir(kural olarak).Bu müdahalenin hukuka aykırı olmaması için rıza dışında başka şartlar vardır(1.Müdahale tedavi amacıyla yapılmalı ve iyileştirici nitelikte olmalı 2.Operasyonu yetkili kişi yapmalı ve bu operasyon yapılırken tıp bilimi kurallarına uyulmalı).Tedavi ya da koruma amacı taşımayan,sadece tıbbın gelişmesine hizmet eden denemelerin hasta üzerinde uygulanması hukuka aykırıdır.Kişinin hayati tehlikesi olduğu durumlarda,doktor hastanın rızasını almayıp müdahale ederse hukuka aykırı bir durum oluşmaz.Bazı durumlarda ise rıza genişletilmelidir.Örneğin,narkoz ile ameliyata alınan kişinin daha kapsamlı bir ameliyat geçirmesi gerektiği anlaşıldığında narkozlu hasta uyandırılıp rıza alınması pek mantıklı değildir.Bu sebeple ilk rızanın bu durum içinde geçerliliği kabul edilmelidir.

Organ ve doku nakli hukuka aykırı sonuç doğurabilir.Yaşayan insandan organ nakli için bazı şartlar gerekmektedir(Organ alınacak kişinin rızası olmalı,temyiz kudreti olmalı,reşit olmalı,hayati öneme sahip organları alınmamalı ve alınan organ başkasına yarar sağlama amacıyla alınmalı).Cesetten organ nakli için ise tıbbi ölüm gereklidir.Tıbbi ölüm saptandıktan sonra,kişinin organ nakline rıza gösterdiği tespit edilirse kişiden organlar alınabilir.Eğer rıza gösterdiği tespit edilemiyorsa,ölüm anında bulunan eşi,reşit çocukları, ana veya babası,bunlar yoksa kişinin akrabalarından birinin rızasıyla organlar ve dokular alınabilir. Aksine bir vasiyet vb. şeyler yoksa kornea gibi ceset üzerinde değişiklik yapmayan organlar alınabilir.Rıza şartı aranmaksızın bir cesetten organ alınabilmesi için yakınları olmamalı,tıbbi ölüm alınacak organlar yüzünden gerçekleşmemeli ve bu hekimler kurulu raporuyla onaylanmalıdır.

Kişinin cinselliğine ve üremesine yapılacak müdahaleler saldırıdır.Kişinin rızası hukuka aykırılığı ortadan kaldırır.
Kişilik haklarının konusu olan değerlerden birisi de hayat alanıdır.Hayat alanı özel hayat,kamuya açık hayat ve gizli hayat olmak üzere üçe ayrılır.Gizli hayat,kişinin en güven duyduğu kişilerle paylaştığı ve diğer kişilerin bilmesini istemediği olaylar ve hareketlerden oluşur.Özel hayat,kişinin gizli hayatına dahil olmayan,fakat kişinin yakınları(arkadaşları,ailesi vd.) gibi sınırlı sayıdaki kişilerle paylaşmak istediği olay ve hareketlerden oluşur. Kamuya açık hayat,kişinin başkalarının bilmesinden rahatsız olmadığı ve ifşasında sakınca olmayan olaylar ve hareketlerden oluşur.

Medeni kanun kural olarak işinin gizli hayatını ve özel hayatını korur.Kişinin bu alanlarına yapılan hukuka aykırı müdahale saldırı olarak kabul edilir.Üçüncü kişilerce bu alana dahil olan her hangi bir şeyin aktarılması ve bu şeyleri öğrenmek için kullanılan hukuk aykırı vasıtalar da bir saldırıdır.Örnek olarak,kapı dinlemesi,telefon dinlemesi ,ses kaydı vd.Kişi rıza gösterdiyse hukuka aykırılık söz konusu olmaz.Fakat,kişi rıza gösterdi diyerek,üçüncü kişilerin yalan yanlış bilgiler aktarması da hukuka aykırılığa neden olur.Bir sırrın ifşasında üstün bir kamu yararı varsa hukuka uygunluktan bahsedilir.

Kamuya açık hayat,hukuki koruma dışındadır.Politikacılar ve ünlülerin daha fazla kamuya açık alanları olduğu için daha az korunurlar.Kamu yararı gerektiriyorsa,devlet adamlarının özel hayatı eleştirilebilir.İdari görev yüklenen kişi güveni hak etmelidir.Bir kişinin siyasi hayatını anlatmak,karikatürünü vs.çizmek,o kişiyi tanıtmak için başvurulan yoldur ve hatta kişinin biyografisi bile yayınlanabilir.Bu durum ünlüler için de geçerlidir.
Bir kişinin şöhreti devam etmediği zamanda kişinin özel hayatının ifşası hukuka aykırıdır.

Şeref ve haysiyete yapılan saldırı kişilik hakkına saldırı halleri içerisinde en sık rastlanılandır.Bu saldırıda en çok kitle iletişim araçları kullanılır.Medeni Kanun şeref ve haysiyeti korur ve bu koruma geniş olarak düzenlenmiştir. Bu konudaki standart için bir değer cetveli vardır.Eğer söz konusu müdahale normal bir vatandaşa yapılsaydı ne olurdu diye düşünelim . Vatandaşın zarar göreceğini düşünüyorsak saldırının olduğunu kabul etmeliyiz.Şeref ve haysiyete çeşitli şekillerde saldırı gelebilir.Örneğin,hakaret,yalan-yanlış iddialar ile saldırı. Bu saldırılar,sadece sözlü veya yazılı şekilde yapılmaz,resimle yapılabilir,hareket ile yapılabilir. Şeref ve haysiyete yapılan saldırıları kitle iletişim araçlarını kullanan basın yapar.Basın haberini yaparken toplum yararına yaptıysa ve doğruları ifade ettiyse sıkıntı yoktur.Toplum yararı kişi yararından üstündür.

Resim ve ses kişinin özelliklerini gösteren simgelerdir ve bu sebeple kişilik hakkının korumasındadır. Hiç kimse, hukuka aykırı olarak kişinin fotoğrafını çekemez,başkasının resmini yapamaz,sesini veya görüntüsünü teşhir edemez ve kaydedemez.Sesin aynen kullanılıp kullanılmaması önemli değildir. Kişinin resminin veya sesinin ticari amaçla,siyasi amaçla veya reklam amacıyla kullanılması da saldırıdır.Resim kavramına sadece fotoğraf girmez.Karikatür gibi şeylerde girer.Kişi rıza gösterdiği takdirde resim ve ses kullanılabilir,ama bu kullanım rıza dahilinde olmalıdır.Yani,rızanın sınırlarını aşmamalıdır.Bazı durumlarda resim ve sesin yayımlanması hukuka aykırılık oluşturmaz.Örneğin,suçluların fotoğrafının çoğaltılması.

Ad da bir kişiliği oluşturan değerlerden biridir. Her şahsın tek ve yerine konulamaz olduğundan dolayı ad korunur.Zaten ad kişiyi diğer kişilerden ayıran en önemli işarettir.Özad,soyad,müstear ad, lakap,kısaltılmış veya temsili ad,telgraf adresleri ve e-mal adresleri de korunur.Hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı durumunda da yapılan müdahale hukuka uygun sayılır.

Medeni Kanuna göre kişilik ölümle son bulur.Kişilik hakkı da ölümle son bulur.Ölümle kişiliği sona erenin cesedi hukuk tarafından korunmaya alınmıştır.Hiç kimse bir kişinin cesedi üzerinde tasarrufta bulunamaz.Ceset sahibi, sağ iken organ bağışına izin verdiyse organlar alınır.Ceset sahibi cesedini araştırma kurumlarına bağışlayabilir. Kişi bunlardan birini yapmadıysa,ceset sahibinin yakınlarının izniyle bunlardan birisi yapılabilir.Bunlar yapılırken kamu düzenine ve ahlaka uygunluk aranan şartlardandır.
Cesedi kaçırmak,cesede saygısızlık,cesedi parçalamak gibi eylemler hukuka aykırı davranıştır.Hukuka aykırı davranışa maruz kalan cesettir.Cesette kendisini savunamayacağı için cesedin yakınları müdahalede bulunur.Cesede yapılan hukuka aykırı müdahaleler cesedin yakınlarına yapılmış sayılır ve bu yüzden cesedin yakınları cesede saldıranları dava edebilir.

(KİŞİLİĞİN KORUNMASI)
MK 23 ve MK 24’e göre kişilik hukuki işlemle ya da hukuka aykırı fiil ile saldırıya maruz kalabilir. Günümüzde, zayıflar hayatlarını sürdürebilmek için, kuvvetli olanlar karşısında,ehliyetlerinden ve özgürlüklerinden yoksunluğa sebep verecek veya hukuka aykırı kısıtlama yapabilecek hukuki işlemleri yapmaktadırlar. MK23’e göre kişi şeref ve haysiyeti ile bağdaşmayacak şekilde fedakarlıkta bulunamaz.Hiç kimse hak ve fiil ehliyetinden kısmen de olsa vazgeçemez ve kişi özgürlüklerini devredemez,özgürlüklerini hukuka ve aykırı derecede kısıtlayamaz.
MK 24/1’de hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimsenin,saldırıda bulunana karşı korunmasını isteme yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir.Bu korunmayı hakimden isteyebilir.MK 24/2’de hukuka aykırılığı kaldıran sebepler belirtilmiştir. MK 25’te ise kişiliğe saldırı halinde açılacak davalar düzenlenmiştir.
Hukuka aykırılık,haklı sebep olmaksızın zarar verme yasağının ihlalidir.Kişiliğe yapılan her saldırı,kural olarak, hukuka aykırıdır ve kişiliğe yapılan bu saldırı haksız fiildir.Saldırıda bulunan kişi,hukuka uygunluk sebebini ileri sürebilirse kişiliğe yapılan saldırı hukuka uygun hale gelir.Hukuka uygunluk sebepleri,kanunun belirlediği bazı durumlarda bir kişinin kişiliğine saldırıya izin veren olaylardır.MK 24/2’ye göre, kişilik hakkı zedelenen kişinin rızası, daha üstün nitelikte özel yarar,kamusal yarar ve kanunun verdiği yetkinin kullanılması hukuka uygunluk sebepleridir.Bu hukuka uygunluk sebeplerinden sadece kanunun verdiği yetkiyi açıklayacağız.Diğerleri adindan bellidir. Kamu görevlileri ve kurumları,kanunun verdiği yetkiyi kullanırken başkalarının kişilik haklarını ihlal edebilirler.Ama,bunlar hukuka aykırı değildir.Örneğin, bir isyanda polisin ateş açması sonucu bir kişinin yaralanması veya polisin suçluları kelepçelemesi vb.
Kişiliğe hukuka aykırı saldırı halinde açılabilecek davalar iki çeşitlidir.Koruyucu davlar ve tazminat davaları. Bunları aşağıda açıklayacağız.

KİŞİLİĞE HUKUKA AYKIRI SALDIRI HALİNDE AÇILABİLECEK DAVALAR

1.Koruyucu Davalar

Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası, saldırıya son verilmesi davası ve saldırının hukuka aykırılığının tespiti davası.Bu davaların açılabilmesi için kişilik hakkı ya hukuka aykırı bir saldırıya maruz kalmalı,ya kalmış olmalı, ya da kalacak olmalı. Mağdur, maddi veya manevi zarar gelmemiş olsa dahi dava açabilir. Bu davaları açan kimse isterse bunların üçüncü kişilere bildirilmesi veya yayımlanmasını isteyebilir.

1.1.Saldırı Tehlikesinin Önlenmesi Davası
Kişiliğe saldırının başlamadığı fakat saldırı tehlikesinin bulunduğu ve bu tehlike ciddi ve yakın ise açılan davadır. Tehlike veya saldırı sona erdiyse bu dava açılmaz.
1.2.Saldırıya Son verilmesi davası
Saldırı başlamış veya devam ediyorsa bu dava açılır. Bu davanın amacı kişiliğe yapılan saldırı sona erdirmektir.
Zaman içine yayılmayan kısa sürede olup biten davranışlara son verilmesi talep edilemez.
1.3.Saldırının Hukuka
aykırılığını tespiti davası
Saldırının sona ermiş olması ve sona ermesine rağmen etkisinin devam etmesi durumunda açılan davadır.

2.TAZMİNAT DAVALARI
Geçmişte kalmış saldırının meydana getirdiği zararları konu alan davalara tazminat davaları denir. Tazminat davaları,saldırının sonuçlarını yok etmeyi, düzeltmeyi ve onarmayı amaçlamaktadır. Medeni Kanunun 25.maddesinin 3.fıkrasında yer alan bu davalar üçe ayrılır.Maddi tazminat davası, manevi tazminat davası ve kazancın geri verilmesi davasıdır.

2.1.Maddi Tazminat Davasi
Kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimsenin, malvarlığındaki zararı tazmin için açtığı davadır.Bu dava için ya kusur ya da kusursuz sorumluluk hallerinden birisi oluşmalı.
2.2.Manevi Tazminat Davasi
. Kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimsenin çektiği acı, elem ve ızdırabın giderilmesine yönelik açılan davadır. Bu davanın açılabilmesi için mağdurun manevi değerlerinden birine hukuka aykırı bir saldırının yapılması ve bu saldırıdan zarar meydana gelmesi, meydana gelen zarar kusur veya kusursuz sorumluluk hallerinden birinin varlığı sonucunda meydana gelmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın müeyyidesi paradır ve bunu hakim kusuru inceleyerek hükmeder.
2.3.Kazancin Geri Verilmesi Davasi
Mağdurun elde etmek istemediği veya elde edemeyeceği bir kazancı, failin, mağdurun kişiliğine yönelttiği saldırı sayesinde elde etmesi durumunda acilir.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Gerçek Kişiler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Mustafa Zafer Küçükkurt'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
28-02-2016 - 13:43
(1696 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 17 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 17 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
5758
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 8 saat 28 dakika 36 saniye önce.
* Ortalama Günde 3,40 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 74368, Kelime Sayısı : 9006, Boyut : 72,63 Kb.
* 6 kez yazdırıldı.
* 9 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1895
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,05259299 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.