Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Boşanmanın İkinci Derece Sonuçlarından Yoksulluk Nafakası

Yazan : Av. İzzet Doğan [Yazarla İletişim]
Emekli Hakim-Hukuk Danışmanı

YOKSULLUK NAFAKASI
I-YOKSULLUK NAFAKASININ TANIMI
TMK. 175. F.1 maddesine göre; “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz “.
Yoksulluğun tanımı yasada yapılmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998/656-688 sayılı kararında; “ Yoksulluk ekonomik ve sosyal koşullarla doğrudan ilgilidir. O nedenle bunu ülkenin ekonomik ve sosyal koşulları altında belirlemek gerekir. Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir. ( Anayasa 17/1, 55 ). Şu halde, bu temel hakkın tabii sonucu yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek. , barınma, sağlık, ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek yerinde olur “ tanımı yapılmıştır
1.1.2002 tarihinden itibaren Yürürlükten kaldırılan önceki Medeni Kanunumuzun 144 üncü maddesine göre de yoksul erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hali refahta bulunması yani zenginlik ve bolluk içinde bulunması gerekirdi. Ayrıca yürürlükten kalkan Medeni Kanunumuzda yoksulluk nafakası bir yıl süreli olarak verilebiliyordu. 12.05.1988 yılında yürürlüğe giren 3444 sayılı yasayla yapılan değişiklikle yoksulluk nafakası süresiz olarak istene bilinir kuralı getirildi. Yine, gerek önceki yasamıza göre ve gerekse yürürlükteki yasamıza göre yoksulluk nafakası yükümlüsünün kusuru aranmaz.
Evliliğin genel hükümlerine göre eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, birlikte yaşamak, biri birlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadır. Yoksul olmayan ile evli olan eşin bu sorumluluğu boşanmayla sona erdiği halde yoksul olan eş ile evlenen eşin bu sorumlulukları boşanmayla bile sona ermemektedir. Yani bir bakıma evliliğin maddi bağları boşanmanın kesinleşmesiyle bile sona ermemektedir.
II – YOKSULLUK NAFAKASININ KOŞULLARI
TMK.175. maddesinde: “ boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek “ denildiği için yoksulluk nafakasına karar verile bilinmesi için öncelikle ve mutlaka boşanmaya hükmolunması gerekir. Eğer, boşanma davası reddedilmişse yoksulluk nafakasına karar verilemez. Yoksulluk nafakası için mutlaka istem-talep gerekir. Ancak bu nafakayı isteyen eşin mutlaka “yoksulluk nafakası” deyimini kullanması gerekmez. Dava dilekçelerinde görüldüğü gibi “yaşam boyu nafaka”, “sürekli nafaka” , “boşandığımda geçimimi yapacak durumum yoktur “şeklindeki isteklerin yoksulluk nafakası istemi olarak değerlendirilmesi gerekir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.9.2013 günlü E. 2013/2-231, K. 2013/1370 sayılı hükmünde bu hususu belirtmiştir : “Somut uyuşmazlıkta davalı kadın, 10.02.2010 tarihli oturumda “...boşanmak istiyorum, ayrıca davacıdan aylık 250 TL nafaka talep ediyorum...” şeklinde beyanda bulunmuş, 03.01.2012 tarihli temyiz dilekçesinde de bu talebinin yoksulluk nafakasına ilişkin olduğunu belirtmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle davacı vekilinin 03.01.2012 tarihli temyiz dilekçesinde taleplerinin yoksulluk nafakasına ilişkin olduğunu belirtmiş olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır”.
Anlaşmalı boşanmada nafaka istemiyorum açıklaması hem tedbir ve hem de yoksulluk nafakası istemlerini kapsar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 6.3.2013 günlü E. 2012/3-836, K. 2013/306 sayılı hükmünde: “Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce, davacının anlaşmalı boşanma davasındaki beyanının boşanma davası devam ederken istenen tedbir nafakası yönünden hüküm ifade edeceği, yoksulluk nafakasının boşanmanın kesinleşmesinden sonraki dönüme için olduğu, davacının feragat beyanında açıkça yoksulluk nafakası ibaresinin bulunmadığı, feragat beyanının davacıyı yoksulluk nafakası yönünden bağlamayacağı, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca bu görüşe itibar edilmemiştir. Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca, tarafların boşanma sırasında nihai olarak anlaştıklarını bildirdikleri ve nafaka isteğinden feragat edildiği, davacının bu beyanında açıkça yoksulluk nafakasından sözedilmemiş ise de kendisini bağlayacağı, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesi ile istenebilecek tek nafakanın çocuklar için iştirak nafakası olduğu, somut olayda, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünden bahisle nafaka isteyemeyeceği, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu benimsenmiş ve bu nedenle direnme kararının onanması gerekmiştir”.
İstenecek yoksulluk nafakasının miktarı mutlaka belirli olmalıdır. Yoksulluk nafakasının bir başka koşulu, boşanma sonucu, boşanma yüzünden yoksulluk nafakası talep eden eşin yoksul duruma düşmesidir. Kendisini yoksulluktan kurtaracak derecede mal varlığı veya geliri bulunan eş yoksulluk nafakası isteyemez, isterse istemi ret olunur.Yoksulluk nafakasının son koşulu, yoksulluk nafakası talep eden eşin diğer eşe göre az kusurlu veya eşit kusurlu bulunması veya boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusursuz olmasıdır.Yargıtay 2HD, 27.12. 2004 günlü, 14495-15702 esas ve karar sayılı hükmünde: “ Boşanmaya neden olan olaylarda kocasının ailesini eve kabul etmeyen kadın kadar, cinsel ilişkiyi gerçekleştiremeyen ve karısına; “ ya ben, ya ailen, aileni sil “ diyen koca da kusurludur. Kadının boşanma davası ve yoksulluk nafakası isteğinin kabulü gerekirken, reddi doğru bulunmamıştır.” denilerek tarafları eşit kusurlu olarak kabul etmiş ve kadına yoksulluk nafakası verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Evlilik birliğinin temelden sarsılmasına sebep olan tam kusurlu eş, boşanma yüzünden yoksulluğu düşüyor olsa bile yoksulluk nafakası alamaz. Yargıtay 2.HD, 19.09.2005 günlü, 9774-12231 esas ve karar sayılı hükmünde: “ Tarafların boşanmanın mali konularında anlaşamamış olmaları karşısında Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. Madde koşulları ve boşanmaya yol açan olaylarda başka bir erkekle kaçıp giden davalının tam kusurlu olması nedeniyle 175. Madde koşulları oluşmamıştır. Davalı yararına tedbir ve yoksulluk nafakası takdiri doğru değildir. “ denilmektedir.
Özel boşanma nedenlerinde birine dayanarak boşanan eş davalı eşe göre ağır kusurlu sayılamaz.
Yine TMK. 175/2 maddesine göre nafaka yükümlüsünün kusurlu olup olmadığı aranmaz. Yargıtay 2. HD, 21.06.2004 günlü 7479 esas, 8108 kara sayılı hükmünde aynen ve haklı olarak : “ Yoksulluk nafakasında, nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz “ demiştir.Yargıtay 2.Hukuk Dairesi,26.5.2011 günlü E. 2010/7938, K. 2011/9201 sayılı hükmünde de : “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. ( T.M.K. m. 175 ) Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davalı-davacı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir” görüşündedir.

Yargıtay 3. HD’ in 29.03. 2004 günlü 2671/2934 esas ve karar sayılı hükmüne göre boşanma davasının kesinleşmesinden sonra açılan yoksulluk nafakası davasında; kesinleşen boşanma davasının gerekçesi kusurun belirlenmesi açısından taraflar ve yargıç için bağlayıcıdır.Anlaşmalı boşanmada tarafların kararlaştırdıkları yoksulluk nafakasının yargıç tarafından onaylanması gerekir. Anlaşmalı boşanma davasında nafaka isteği olmadığını açıklayan tarafın bu açıklamasının, boşanma yüzünden yoksulluğa düşmesi nedeniyle açacağı yoksulluk davasında kendisini bağlayacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06. 03. 2013 günlü, 2013/ 3-386 E, 2013/306 K sayılı kararında oyçokluğuyla kabul edilmiştir. Yoksulluğa düşme koşulu boşanma kararının kesinleştiği tarih itibariyle aranır. Bir başka deyişle boşanma kararı kesinleşmeden yoksulluktan kurtulan eşe yoksulluk nafakası verilemez.
III- YOKSULLUK NAFAKASININ MİKTARI, ARTIRILMASI VEYA AZATILMASI
Yoksulluk nafakasının miktarı saptanırken nafaka yükümlüsünün ekonomik durumu-geliri göz önünde bulundurulurken, nafaka alacaklısının da zorunlu geçim giderleri göz önünde tutulmalı, her ikisi arasında bir oranlama yapılmalıdır. Böylece taraflar arasında adaletli bir denge sağlanmış olunur. Nafakanın miktarı tarafların sosyal ve ekonomik durumları özenle araştırılarak belirlenmelidir.Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin, 13.3.2014 günlü E. 2014/3096, K. 2014/4000 sayılı hükmünde: “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. Hâkim, yoksulluk nafakasının takdirinde, nafaka alacaklısı kadının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü kocanın gelir durumu arasında bir oranlama yaparak, taraflar arasında sağlanan dengeyi koruyarak bir karar vermelidir. Bu verilecek karar da TMK. nu4.maddesi kapsamında hakkaniyete uygun olmalıdır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, yıllık ÜFE artış oranı, günün ekonomik koşulları, davacı kadının zorunlu ihtiyaçları, davacı kadına boşanma ilamından sonra babasından dolayı bağlanan aylık miktarı nazara alındığında mahkemece takdir edilen nafaka yüksektir. O halde, TMK. nu 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesine göre uygun bir nafakaya hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir” denilmektedir.
TMK. Md 176/4 göre tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Yoksulluk nafakası alacaklısının veya borçlusunun ekonomik durumlarının değişmesi ve hakseverliğin gerektiği hallerde irat şeklinde olan yoksulluk nafakasının artırılması veya azaltılması istene bilinir.Nafaka alacaklısı, nafaka miktarının yetmediğini ileri sürerek nafakanın arttırılması davası açabileceği gibi, nafaka borçlusu da nafaka miktarını ödemede zorluk çektiğini veya ödeyemeyecek duruma geldiğini bildirdiği hallerde nafakanın azaltılması ya da kaldırılması için dava açabilecektir. Nafakaya hükmedildiği zaman ekonomik durumu iyi olan nafaka borçlusunun ekonomik durumu zamanla zayıflayabilir, ticari yaşamdaki dalgalanmalar ve diğer gelişmeler sonucunda artık nafakayı ödemekte zorluk çekebilir ya da nafakayı hiç ödeyemeyecek hale gelebilir. Bu durumda nafaka yükümlüsü nafakanın azaltılmasını veya kaldırılmasını isteyebilir. Yoksulluk nafakası alacaklısının ise gereksinmelerininartması, paranın alım gücünün enflasyon nedeni ile zayıflaması, yaşlılık, hastalık gibi nedenlerle mevcut nafakanın giderlerini karşılayamaması buna karşın nafaka borçlusunun ödeme gücünde artış olmuş ise nafakanın arttırılması istenebilecektir.



TMK 304/b.2 de babalık davası açan annenin yaşamını sürdürebilmesi için doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerinin karşılanması için düzenlemiştir. Annenin bu ödenceyi isteyebilmesi için yoksul olması gerekmez, ekonomik durumu iyi olan anne bile bu ödenceyi isteyebilir. Ancak bu sürenin annenin doğum nedeniyle sağlığını kazanması için gereken bir süre olarak düzenlenmeli yoruma yer bırakılmamalıydı.


IV- YOKSULLUK NAFAKASININ ÖDEME BİÇİMİ
TMK 176. Maddesi uyarınca yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Yoksulluk nafakasının toptan ya da irat halinde ödenmesi hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hâkim bu takdirini kullanırken tarafların görüşünü almalı ve özellikle toptan ödemeye karar verecekse nafaka borçlusunun ekonomik durumunun toptan ödemeye yeterli olup olmadığını araştırması ve tarafların çıkarlarını göz önünde tutması ı gerekir. Uygulamada genel olarak ödemelerin aylık olarak yapılmasına karar verilmektedir. Çünkü bu durumda yoksulluk nafakasının her yıl artırılması olanağının bulunması nedeni ile enflasyon karşısında alım gücünü koruması söz konusudur.
TMK 176 m. son fıkrasında ise Hâkimin istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya yoksulluk nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile ekonomik bakımdan güçsüz olan nafaka alacaklısının, her yıl dava açması, emek ve masraf yapması önlenmiştir. Bu düzenleme yargılama ekonomisine de uygun olmuştur.
Yoksulluk nafakasının gelecek yıllarda ne miktar artırılacağına veya azaltılacağına karar vermek için bu nafaka alacaklısının istemde bulunması zorunludur. Ayrıca yargıç bu konuda karar vermeden önce tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını özenle araştırmalı ve gelecek yıllarda ki mali durumlarını belirleyebilmelidir. Bu durumda asıl olan gelecek yıllarda tarafların gereksinimlerinin neler olabileceği ve buna karşılık ekonomik sosyal durumlarının da nasıl olacağıdır.
V-YOKSULLUK NAFAKASI DAVALARINDA ZAMANAŞIMI
Yoksulluk nafakası boşanma davası içinde boşanmanın ikinci derecede sonuçlarından biri olarak istene bilinir. Bu durumda istenen yoksulluk nafakası boşanmanın eki niteliğinde olduğundan harç ödenmez. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girmeden önce boşanma davası içinde yargılama bitmeden yoksulluk nafakası her zaman istene bilinirdi. 6100 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ise HMK 141. M de farklı bir düzenleme yapılıştır. Buna göre davacı açısından yoksulluk nafakası boşanma davası ile birlikte dava dilekçesine istenmemiş ise HMK m 136 göre verilecek cevaba cevap dilekçesi ile istene bilinir.
Davalı açısından ise yoksulluk nafakası cevap dilekçesinde istenmemiş ise ikinci cevap dilekçesinde istene bilinir. Çünkü davacı ve davalı için karşılıklı olarak verecekleri ikinci dilekçeler aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesinden sonra iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı başlar. Ancak, HMK 141 uyarınca ön inceleme duruşmasına (m140) taraflardan biri özürsüz olarak gelmezse, gelen taraf onun onayını aramaksızın iddia ve savunmasını genişletebilir veya değiştirebilir. İşte bu durumda da yoksulluk nafakası istene bilinir kanısındayım.
Boşanma davası içinde istenmeyen yoksulluk nafakası boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde istenmelidir. Çünkü TMK 178 m düzenlemesine göre evliliğin boşanma nedeni ile son bulmasından doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

VI- YOKSULLUK NAFAKASININ ANAYASAYA AYKIRILIĞI SAVI
Yoksulluk nafakasının süresiz olarak istenebilmesinin Anayasamıza aykırılığı Kestel Asliye hukuk mahkemesi tarafından ileri sürülmüştür. Bu başvurunun gerekçeleri özetle şöyledir:Genellikle boşanmaya sebep olaylarda pek çok halde iki tarafında direkt veya dolaylı olarak kusurlu hareketleri olduğu halde mesela bazen isbat güçlüğü, aile içi sorunların tam olarak anlatılmak istenmemesi, mahremiyet düşüncesi, gibi pek çok sebeplerle taraflardan biri gerçekte olduğundan farklı olarak kusurlu kabul edilebilmektedir.
Bu nafakanın sürekli olması yükümlü kişi için ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına sokmakta, boşanmakla ortak hayatları biten kişileri birbirlerine sürekli olarak bağımlı kılmaktadır. Evlilik iki insan arasında sözleşme ile bir birliktelik kurmakta ve kan gibi doğal olamayan bir akrabalık tesis etmektedir. Boşanma ile bu birliktelik sona ermesine rağmen ömür boyu sürecek bir yükümlülük ile kişiler birbirlerine bağımlı kılınmaktadır.
Pek çok halde yoksulluk nafakası borçluları boşanmakla evlilik içinde olduğundan daha fazla ağır bir yük altına girmektedirler.
Yoksulluk nafakasının sürekli olmasının dürüstçe olamayan evlilik taleplerini teşvik edici, yine boşanan kişilerin yeniden evlenmesini engelleyici mahiyette olduğu çok açıktır.
Bazen boşanmak hem taraflar hem korunmaya muhtaç çocuklar ve toplumsal açıdan evliliğin sürmesinden daha uygundur. Esasında taraflar ve toplumsal açıdan boşanmanın daha uygun olduğu pek çok halde bu yükümlülük yani ömür boyu sürecek nafaka yükümlülüğü korkusu ile boşanmak yerine sorunlu olan evliliği sürdürmeye buna katlanmaya zorlamaktadır. Bunun aile içi huzursuzluk ve şiddete de bir şekilde etkisinin olabileceği rahatlıkla söylenebilir.
Sürekli mahiyetteki yoksulluk nafakasının pek çok sosyal yardımın da etkisi ile kişileri çalışmamaya teşvik edici bir etkisi de bulunmaktadır.
Nafakanın yükümlüleri üzerindeki olumsuz etkisi sadece sosyal ve ekonomik değildir, özgürlüğü kısıtlayıcı sonucu da bulunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun ‘Nafakaya İlişkin Kararlara Uymayanların Cezası’ başlıklı 344. maddesinin 1. fıkrasında ‘Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir’ denilmekte olup, bu hükme göre nafaka ödemeyen yükümlüler hapis cezası ile cezalandırılmakta, kişilerin nafaka borçlarını pek çok durumda yakınları ödemektedir...
.
Bir kişinin sürekli olarak kan bağı ile akraba olmadığı boşandığı eşine sürekli yani ömür boyu nafaka bağlanmasının insan haklarına aykırı olduğunu bunu hüküm altına alan Türk Medeni Kanununun 175. maddesinin 2. fıkrasının Anayasamızın devletin niteliklerini açıklayan ve devletimizin insan haklarına saygılı bir devlet olduğunu 2. maddesine aykırı olduğu
Yine aynı hükmün nafaka yükümlülerinin yeniden aile hayatı kurmasını engelleyici mahiyette olduğu…

Aykırılık iddiasını inceleyen Anayasa mahkemesi 17.05.2012 tarihli, 2011/136 esas, 2012/72 sayılı kararı ile; “ İtiraz konusu “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucunun 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde “süresiz olarak” ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.
Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlaki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır. Yoksulluk nafakasının amacı nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir.
İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 41. maddesi ile ilgisi görülmemiştir “ denilmektedir. Aykırı tek oyun gerekçesinin son cümlesi ise şöyledir; “ Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan taraflardan birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir. “

Tartışılması gereken bir konuda yoksulluk nafakası isteminde bulunan eşin asgari ücret düzeyinde gelir elde eden bir işte çalışıyor olması durumunda nasıl karar verileceğidir. Yani asgari ücretle çalışan ve gelir elde eden bir eşe, yoksulluk nafakası vermek gerekir mi? Ayrıca yoksulluk nafakasına hak kazanan bir eş, daha sonra asgari ücretle çalışmaya başlarsa, diğer eş yoksulluk nafakasının kaldırılmasını isteyebilecek midir?
TMK. m 176/3. fıkrasına göre; “İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır”. Görüldüğü gibi nafakasının kaldırılması sebeplerinden birini de “yoksulluğun ortadan kalkması” olarak açıklamıştır.
Yargıtay 2.HD,08.11.2004 günlü 12050-13284 esas ve karar sayılı hükmünde; “..davacı kadının asgari ücret seviyesinde aylık düzenli gelirinin bulunduğu ve boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği anlaşılmaktadır. Bu yön nazara alınmadan hüküm tesisi doğru değildir “ denilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin, 21.11.1995 tarih ve 1995/11857 E-1995/12547 K sayılı kararı; “Davacı eşin asgari ücretle olsa dahi çalışıp geçimini temin ettiğinin sabit olması durumunda yoksulluktan bahsedilemez. Davacının kendisini yoksulluktan kurtaracak bir iş bulduktan sonra o işten çıkması ya da çıkarılması davalıyı yeniden yoksulluk nafakası mükellefiyeti altına sokmaz” denilmektedir. Ancak asgari ücretin yoksulluk nafakasını kaldırmayacağı görüşünün paylaşıldığı içtihatlarda vardır. Örneğin; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 30.09.2004 günlü ve 2004/10323 E - 2004/10219 K sayılı kararında da özetle; “Asgari ücret düzeyinde gelir sahibi olmak yoksulluk nafakası bağlanmasına engel teşkil etmez. Dosya kapsamından davacı kadının boşanma ile yoksulluğa düşeceği anlaşılmaktadır. Uygun yoksulluk nafakasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetsizdir” denilmektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin bu konudaki gerekçesi: “asgari ücretle çalışan kişilerin, bu gelirle insanca yaşaması ve geçinmesinin olanaksız olduğu ve belirtilen meblağın nafaka alacaklısını yoksulluktan kurtarmayacağı” şeklindedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 01.05.2002 tarih ve 2002/2-397 E-2002/339 K sayılı kararında da; “Kadının asgari ücretle çalışmakta bulunması, yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu değildir” denilmektedir.
( aynı yönde 01.05.2002 gün -2002/2-397-339 sayılı ve diğer kararları)
Görüldüğü üzere Genel Kurul kararlarında da, asgari ücretle çalışmanın yoksulluk nafakası bağlanmasına engel teşkil etmediği saptanmaktadır. Bu kararların gerekçelerinde; asgari ücretin bir insanın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasına imkân vermediği; bu ücretin bireyin barınma-yemek-sağlık-ulaşım gibi zorunlu harcamalarını karşılamaya yetmediğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu kararlar Asgari Ücret Yönetmenliği hükümlerine aykırıdır.
Asgari Ücret, Asgari Ücret Yönetmenliğinin 4. maddesinde

Madde 4 — Bu Yönetmelikte geçen;

d) Asgari ücret: İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücreti, ifade eder diye tanımlanmıştır.
Yine Yönetmeliğin 7. Maddesinde de, “Ücret en geç iki yılda bir olmak üzere işçilerin 16 yaşını doldurmuş olup olmadıklarına göre ayrı ayrı belirlenir. Komisyon, ücretin belirlenmesinde; ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu, ücretliler geçinme indekslerini, bu indeksler yoksa geçinme indekslerini, fiilen ödenmekte olan ücretlerin genel durumunu ve geçim şartlarını göz önünde bulundurur” denilmektedir.
Bu açıklamalara göre; asgari ücret, işçinin çalışması karşılığında elde ettiği ve onun gıda, konut, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlikte bir ücrettir. Bu durumda asgari ücretin yoksulluğu ortadan kaldırmayacağı görüşünü taşıyan Yargıtay Dairelerinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun görüşünün bu konudaki yönetmenlikle aynı görüşü paylaşmadıkları görülmektedir.
DUL VE YETİM AYLIĞI
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.02.2001 tarih ve 2001/2-162 E-2001/185 K sayılı kararında “ dul ve yetim maaşının miktar itibariyle yoksulluğu ortadan kaldırmadığını “ kabul etmektedir. :
Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.1992 tarih ve 1992/2-680 E-1992/661 K sayılı kararında:
“Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için öncelikle, istek sahibinin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinin gerçekleşmesi gerekir” denilmektedir.
Halen emekli memur en az 1311 TL, emekli işçi 680 TL, Bağ kur emeklisi ise 640 almakta olup asgari ücret 1144 TL dır.
Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 17.4.2006 gün ve 2005/21283 esas, 2006/6034 Karar sayılı hükmüyle yerel mahkemenin davacı kadının emekli maaşı aldığı nedeniyle önceden verdiği tedbir nafakasını kaldırmasını ve emekli maaşı olduğu nedeniyle yoksulluk nafakasına hükmetmesini bozma nedeni yapmıştır. Yerel mahkemenin direnmesi nedeniyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 16.5.2007 günlü 2007/2-275 esas, 2007/275 karar sayılı hükmüyle yerel mahkemenin direnme kararını 2. Hukuk Dairesinin kararını doğru bularak bozmuştur. Bu hükmün aykırı oyunu da tartışmak gerekir kanısındayım;
KARŞI OY :
Tarafların karşılıklı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açtıkları; kocanın boşanma davasının reddine, kadının boşanma davasının kabulüne karar verildiği, boşanmaya sebep olan olaylarda kocanın tam kusurlu olduğu, davacı kadına 150.000 YTL maddi tazminat ( TMK. m. 174 f. I ), 150.000 YTL manevi tazminat ( TMK. m. 174 f. II ) verildiği boşanma kararı ile birlikte tazminat hükmünün de temyiz edilmemek suretiyle kesinleştiği ve davacı kadının yoksulluğa düşmeyeceği gerekçesiyle yoksulluk nafakası ( TMK. m. 175 ) isteminin reddedildiği konusunda değerli çoğunluk ile aramızda görüş birliği vardır.
Çekişme nedir?
Değerli çoğunluk tarafından davacı kadın yoksulluğa düşüncemize göre düşmediği halde davacı kadına uygun bir yoksulluk nafakası verilmelidir görüşü sergilenmiştir.
Davacı kadın gerçekleşen ekonomik durumu şöyledir: 23.7.2005 tarihi itibariyle 469,91 YTL yaşlılık aylığı alır ( =Bu rakam boşanmanın kesinleştiği tarih itibariyle bir miktar artmıştır ) 150.000 YTL maddi tazminat verilmiş ve bu miktar kadın tarafından yeterli bulunarak temyiz dahi edilmeyerek kesinleşmiştir. 150.000 YTL manevi tazminat verilmiş ve bu miktar kadın tarafından yeterli bulunarak temyiz dahi edilmeyerek kesinleşmiştir. Bir gıda ve temizlik ambalaj ve inşaat sanayi ticaret A.Ş'de küçük hissesi vardır. Kocanın 30 Trilyon malvarlığı karşısında en azından yoksulluğunu ortadan kaldıracak miktarda katılma alacaklısı ( TMK. m. 231 ) olduğu resmi kayıtlarla ( =Tapu kaydı ve dosyada mevcut diğer belgeler ) anlaşılmaktadır. Yoksulluk nafakası isteyen davacı kadın bu kadar akçalı gerçeğe rağmen yoksulluğa düşmüş sayılabilir mi? Düşüncemize ve bilimsel öğretide ( Türkiye ve İsviçre ) yer alan görüşlere göre her bir şık tek başına bile kadının yoksulluğunu kaldırmaya yeterlidir.
Şöyle ki;
A- SSK'DAN YAŞLILIK AYLIĞI ALAN KİŞİ YOKSUL SAYILIR MI?
Davacı kadının 23.7.2005 tarihi itibariyle 469,91 YTL yaşlılık aylığı aldığı çekişmesizdir. Bu rakam elbette boşanmanın kesinleştiği tarih itibariyle bir miktar daha artmıştır. Yoksulluk nafakası isteyenin SSK'dan yaşlılık aylığı varsa kendisine yoksulluk nafakası verilebilir mi? Dairem yoksulluk nafakası isteyenin SSK'dan yaşlılık aylığı varsa kendisine yoksulluk nafakası verilemeyeceği konusunda benimle aynı görüşü paylaşmaktadır: "....Davacının SSK'dan 1.12.2001 tarihinden itibaren "yaşlılık aylığı bağlandığı ve aylık gelirinin olduğu anlaşılmaktadır. Emekli olup, bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alan kişinin yoksulluğa düşeceği kabul edilemez. Davacının yoksulluk nafakası isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir." ( Y2HD, 22.06.2004, 5201-8240 )
Öyledir ki Daireme göre bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alan kişinin yoksulluğa düşeceği kabul bile edilemeyeceği için kocanın zengin oluşu da bu bağlamda hiç bir anlam taşımamaktadır. Zengin kocaların eşleri de bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alıyorsa diğer kadınlar gibi onların da yoksulluğa düşeceği kabul bile edilemez. Davacı kadın bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı almakta mıdır?: Evet almaktadır. Sadece bu sebeple bile Dairem uygulamasına göre davacı kadına yoksulluk nafakası verilemez.
B- YÜKLÜ MİKTARDA TAZMİNAT ALAN EŞ YOKSUL SAYILIR MI?
Yaşlılık aylığı kenarda kalsın davacı kadın temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen karara göre 150.000 YTL maddi tazminat ve 150.000 YTL manevi tazminat olmak üzere toplam 300.000 YTL tazminat almaya hak kazanmıştır. 300.000 YTL ( =300 milyar lira ) miktarındaki para ülkemin ezici çoğunluğunun benzetme olarak söylemek gerekirse; rüyasında bile göremeyeceği kadar gerçekten de yüklü bir miktardır. Ülkemde öğretmen emeklisine, işçi emeklisine ve hatta hakim emeklisine verilen miktarlar dikkate alındığında benzetmemizin hiç de abartı taşımadığı inkar edilmez toplumsal bir gerçekliktir.
B-I KESİNLEŞEN 150.000 YTL MADDİ TAZMİNAT YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRMAZ MI?
Peki davacı kadın kendisine verilen 150.000 YTL maddi tazminat hükmü kesinleştiği halde yoksulluk nafakası alabilir mi? Bu konuda da değerli çoğunluk ile farklı düşündüğümüz anlaşılmaktadır. Davalı koca 150.000 YTL maddi tazminat ödemeye mahkum edilmişse bu durum hiç dikkate alınmayacak mıdır? Bu konu tartışılmayacak mıdır? Bilimsel öğreti bu gerçeğin dikkate alınmasına işaret etmektedir. Yükümlü eş maddi tazminat ödemeye mahkum edilmişse bu durum dikkate alınmak zorundadır. ( Mustafa DURAL, Tufan ÖGÜZ, Alper GÜMÜŞ, s. 150 ). Başka bir anlatımla maddi tazminata rağmen yoksulluğa düşme durumunun var olup olmadığı araştırılmalıdır. ( Ebru CEYLAN, Türk ve İsviçre Hukukunda Boşanmanın Hukuki Sonuçları, İstanbul-2006, s. 112 ) OĞUZMAN/DURAL: Eğer yoksulluk nafakası isteyen taraf lehine maddi tazminata hükmedilmişse bu tazminat hesaplanırken kaybedilen nafaka menfaati nazara alınacağına göre lehine bir maddi tazminata hükmedilen kimse için artık yoksulluğa düşme şartı gerçekleşemez ve ayrıca bir de yoksulluk nafakasına hükmedilmemek gerekir. ( Kemal OĞUZMAN, Mustafa DURAL, Aile Hukuku, İstanbul-1994, s. 145 ) 150.000 YTL maddi tazminat ülkemiz koşullarında örnek olarak üç hakimin emekli ikramiyesi toplamı olmakla davacı kadının aylığına rağmen yoksul kabul edilse bile yoksulluğunu ortadan kaldıran miktardır. Nitekim TEKİNAY, maddi tazminat istemek olanağı varken yoksulluk nafakası ( TMK. m. 175 ) istemini gereksiz bile bulmaktadır. ( Selahattin Sulhi TEKİNAY, s. 275 ) ÖZTAN ise yoksulluk nafakası ( TMK. m. 175 ) hükmünün maddi tazminatın ( TMK. m. 174 f. I ) talep edilemediği durumlarda ortaya çıkabileceğini düşünmektedir. ( Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara-2004, s. 497 )
Bilindiği üzere maddi tazminatın maddi koşulları arasında yer alan zarar unsuru kocanın desteğini yitirmekten dolayı hem var olan hem de beklenen yararları kapsamaktadır. Oysa yoksulluk nafakası var olan yararlardan sadece zorunlu gereksinimleri kapsar. Başka bir anlatımla yoksulluk nafakası ( TMK. m. 175 ) kadının zorunlu gereksinimlerini karşılamak içindir. Yoksa onun evli olduğu zaman ki hayat seviyesini sürdürmesini temin için değil! ( DURAL/ÖGÜZ/GÜMÜŞ, s. 150 ) Koca yeni eşi dururken bir de eski eşine aynı hayatı/alıştığı hayatı yaşatmak zorunda değildir! Aksi durumda yeniden evlenen kocayı iki eşli duruma sokarız. Bu statüye ( =İki eşli gibi olmak statüsü ) bir örnek vermek gerekirse: Kocanın yeni karısını tiyatroya götürmesi yanında eski karısının da tiyatro bileti bedelini karşılamak zorunda kalması gibi. Maddi tazminatın içeriğinde yoksulluk nafakasının kapsamına giren çıkarlar zorunlu olarak yer alır. Üstelik hakim maddi tazminatı belirlerken kadının ortalama yaşama süresini de, bu zorunlu gereksinimlerin de yer aldığı karşılığı belirlemek için dikkate almak zorundadır. Nitekim Dairem maddi tazminatın kapsamını bakın şu şekilde açıklamaktadır: Maddi tazminat irat şeklinde verilmeyip peşin olarak verildiğinde bu paranın peşin sermaye değerini göz önünde tutmak ve somut verilere dayanmak zorundadır. Kadının kocası ile oturduğu sırada kocanın temin ettiği hayat düzeyine yakın geçim koşullar yaratılmasına da özen gösterilmelidir ( Y2HD, 18.12.1996, 11110/13467 )
Kocanın temin ettiği hayat düzeyine yakın geçim koşulları yaratılmasına da özen, maddi tazminat için/hatırına gösterilir, yoksulluk nafakası için değil! Dairem, maddi tazminatı belirleyecek olan hakime üzeri örtülü olarak kadına kocası ile oturduğu sırada kocasının temin ettiği hayat düzeyine yakın geçim koşullarını yaratacak şekilde maddi tazminat vermek zorunda olduğunu söylediğine göre yoksulluk nafakasının unsuru olan zorunlu gereksinimler kendiliğinden karşılanmış olur. Nitekim davacı kadın, kocanın desteğini yitirmekten dolayı hem var olan hem de beklenen yararları için 5.000.000 YTL ( =5Trilyon TL ) maddi tazminat istemesine karşılık kendisine verilen 150.000 YTL ( =150 milyar lira ) miktarı istekleri ( =var olan ve beklenen yararları ) tatmin edildiği için yeterli bulunarak temyiz dahi etmemiştir. Davacı kadın, kocanın desteğini yitirmekten dolayı hem var olan hem de beklenen yararlarının yerel mahkeme tarafından karşılandığı düşüncesindedir.
B-Il KESİNLEŞEN 150.000 YTL MANEVİ TAZMİNAT YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRMAZ MI?
Peki davacı kadın kendisine verilen 150.000 YTL ( =150 milyar lira ) manevi tazminat hükmü kesinleştiği halde yoksulluk nafakası ( TMK. m. 175 ) alabilir mi? Bu konuda da değerli çoğunluk ile farkı düşündüğümüz anlaşılmaktadır. Davalı koca 150.000 YTL ( =150 milyar lira ) manevi tazminat ödemeye mahkum edilmişse bu durum hiç dikkate alınmayacak mıdır? Yükümlü eş manevi tazminat ödemeye mahkum edilmişse bu durum dikkate alınmak zorundadır. ( DURAL, ÖĞÜZ, GÜMÜŞ, s. 150 ). Başka bir anlatımla manevi tazminata rağmen yoksulluğa düşme durumunun var olup olmadığı araştırılmalıdır. ( CEYLAN, s. 112 ) 150.000 YTL manevi tazminat ülkemiz koşullarında örnek olarak üç hakimin emekli ikramiyesi toplamı olmakla davacı kadının aylığına ve 150.000 YTL ( =150 milyar lira ) maddi tazminat verilmesine rağmen yoksul kabul edilse bile yoksulluğunu ortadan kaldıran miktardır.
C- KATILMA ALACAĞI YOKSULLUĞU ORTADAN KALDIRIR MI?
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda kural mal rejimi ( =yasal mal rejimi ) edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul edilmiştir. Kural mal rejiminde ( yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi ) ( =TMK. m. 202 f.I, 218-241 ) rejim süresince edinilen mallara ilişkin artık değerin paylaşımı ilkesi ( =TMK. m. 219 f.I, 236 f.I ) ile karşılığı verilerek edinilen mallara ilişkin artık değerin paylaşımı ilkesi ( =TMK. m. 219 f.I ) geçerlidir. Mal rejiminin tasfiyesi sonunda, yoksulluğa düşen esin yoksulluğu ortadan kaldıran uygun bir meblağ elde edip edemeyeceği yoksulluk durumu belirlenirken dikkate alınmak zorunda mıdır? Bilimsel öğreti ve İsviçre Hukuku bu konuda benimle aynı görüşü paylaşmaktadır.
Şöyle ki;
Mal rejiminin tasfiyesi sonunda, yoksulluğa düşen eşin yoksulluğu ortadan kaldıran uygun bir meblağ elde edip edemeyeceği yoksulluk durumu belirlenirken dikkate alınmak zorundadır. ( ÖZTAN, s. 503 ) Kaynak Kanun ( =İsviçre ) uygulaması da bu yöndedir. ( BGE 5C. 20/2001, BGE 117 II 16 E. lb., ÖZTAN, s. 503 ) Taraflar arasında seçilebilir mal rejimlerinden birinin seçildiği ileri sürülmediğine göre eşler arasında kural mal rejiminin ( yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi ) ( =TMK. m. 202 f.I, 218-241 ) geçerli olduğu duraksamasızdır. Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. ( TMK. m. 231 ) Her eş ( =davacı kadın ) diğer eşe ( =kocasına ) ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. ( TMK. m. 236 ) Davalı kocanın malvarlığı davalı kadın tarafından 30 Trilyon lira olarak açıklanmıştır. Davacı kadın, kocasından 5.000.000 YTL ( =5 Trilyon TL ) maddi tazminat ve 5.000.000 YTL ( =5 Trilyon TL ) manevi tazminat istemiş olduğu, 31 yıllık evli olup kocanın 30 Trilyon lira malvarlığı göz önüne alındığında en azından yoksulluğunu kaldıracak miktarda katılma alacaklısı ( TMK. m. 231 ) olduğu sadece dosyadaki resmi kayıtlarla bile açık seçik bellidir.
SONUÇ :
Yoksulluk, toplumun yaşam standardının mutlak veya göreli olarak belirlenmiş minimum düzeyinin altında kalan kişinin statüsü şeklinde tanımlanabilir. ( Şebnem GÖKÇEOĞLU BALCI, Yoksulluk-Hukuk İlişkisi Bağlamında Güvenceli Asgari Gelir, Güncel Hukuk Dergisi, Şubat-2007, s. 8 ). Başka bir anlatımla yoksulluğa düşme toplumdaki anlayışa göre şekillenebilir. ( DURAL, ÖĞÜZ, GÜMÜŞ, s. 149 ). O halde yoksulluk tanımı yapılırken ülkenin gerçeklerinin de ayırdında olunması gerçeğe ulaşma bağlamında belirleyici bir unsur olarak hukuk uygulamacıları tarafından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir argümandır. Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2005 tarihli yoksulluk araştırması sonuçlarına göre ülkemizdeki nüfusun yüzde 20, 51 yani 14 milyon 681 bin kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ( UNDP ) 2006 verilerine göre ise Türkiye'de nüfusun yüzde 27'si yoksulluk sınırının altındadır. ( BALCI, s. 8 ) Diğer veriler kenarda kalsın sadece 30 trilyon liralık malvarlığında katılma alacağı bulunan bir kadına bile yoksul demek ülke nüfusunun yüzde 99 bölümünün yoksulluğunun tescili anlamını taşır.
Bütün bu gerçeklere bakıldığında kendisine 300 milyar lira tazminat verilen, SSK aylığı bulunan, şirket hissesi olan ve üstelik 30 trilyon liralık malvarlığında katılma alacağı bulunan bir kadına yoksul demek toplumdaki yoksul anlayışına uygun mudur? Ayrı ayrı olarak; A veya B veya C bentlerinde yer alan sebeplerle bile yoksulluk nafakası verilemeyeceği gibi A+B+C= toplamında ise hiçbir şekilde davacı kadına yoksulluk nafakası verilemez düşüncesindeyim. Açıkladığımız gerekçelerle yoksulluk nafakasının reddedilmesi konusunda yerel mahkeme hâkimi ile aramızda görüş birliği olduğu için değerli çoğunluğun farklı düşüncesine katılmıyorum.


VII-YOKSULLUK NAFAKASININ SONA ERMESİ
A-Yoksulluk Nafakasının Kendiliğinden kalkması
TMK. Md. 176/3 uyarınca; “ İrat biçiminde ödenmesine karar verilen yoksulluk nafakası nafaka alacaklısının yeniden resmen evlenmesi halinde veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkacaktır. “
Görüldüğü gibi yoksulluk nafakası borçlusunun, yoksulluk alacaklısının resmen evlendiğini kanıtlaması bu nafakanın kendiliğinden kalkması için yeterlidir. Yoksulluk nafakası icra takibi yoluyla tahsil edilmekte ise dosyaya alacaklının evlendiğine ilişkin nüfus kaydının sunulması yeterli olacaktır.
Yoksulluk nafakasının kendiliğinden kalkması nedenlerinden diğeri de bu nafakanın alacaklısı veya borçlusundan birinin ölmesidir. Bu durumda yoksulluk nafakası ölüm tarihi itibari ile sona erer. Nafaka alacaklısının ölümü nüfus kaydına işlenmemiş ise veya ölümü ve ölüm tarihi tartışmalı ise bu durumda bir tespit davası açmak mümkündür. TMK 44. M. uyarınca; “ Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en büyük mülki amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşürülür.
Bununla birlikte her ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun mahkemece tespitini dava edebilir. “
Böyle bir tespit davasının davalıları nafaka alacaklısının borçlularıdır. Ölen nafaka alacaklısının mirasçıları ölüm gününden önce alınamayan birikmiş nafakaların ödenmesini isteyebilecektir.
B- Yoksulluk Nafakasının Mahkeme Kararı ile Kaldırılması
TMK. Md. 176/3 uyarınca yoksulluk nafakası alacaklısının resmi bir sözleşme olmaksızın başka biri ile evliymiş gibi yaşaması halinde de yoksulluk nafakası sona erer. Bu durumda aile mahkemesinde açılacak davada davalı yoksulluk nafakası alacaklısının eylemli olarak bir başkası ile evliymiş gibi yaşadığı kanıtlanmalıdır. Taraflar anlaşmalı olarak boşanmışlar ve boşanma sözleşmesinde bu durumda da yoksulluk nafakasının devam edeceği düzenlemesi yargıç onayından geçip kesinleşmiş ise yoksulluk nafakası sona ermez. Davanın kabulü halinde mahkemece yoksulluk nafakası dava tarihinden itibaren kaldırılır.
Yoksulluk nafakası alacaklısının miras, bağış veya herhangi bir yolla gelir sahibi olması ya da işe girip çalışması sonucu gelir elde etmesi, sosyal güvenlik kurumundan veya benzeri bir kuruluştan yeteri kadar emekli maaşı alması nedenleri ile yoksulluğunun ortadan kalkması durumunda da açılacak dava ile bu nafakanın kaldırılması istene bilinir.
Ayrıca yoksulluk nafakası alacaklısının haysiyetsiz hayat sürmesi nedeni ile de yoksulluk nafakası kaldırılır. Haysiyetsiz hayat sürme, toplumun anlayış ve değerlerine göre namus, onur ve haysiyet kavramları ile bağdaşmayacak şekilde bir yaşamı sürdürmektir. Gerek Yargıtay uygulamalarında ve gerekse öğretide genelev işletmek, uyuşturucu kullanmak, cinsel sapıklık, kadın ticareti yapmak, alkolik olmak, birçok kişiyle düşüp kalkmak, kumar oynamak, hırsızlık, yüz kızartıcı suçlar işlenmesi gibi haller haysiyetsiz yaşamak kavramına girer. Bu yaşam biçiminin sürekli olması gerekir.
Toplumların kültür ve anlayışları değer yargıları zaman içinde değişmektedir. Örneğin bazı ülkeler eşcinsel yaşamı hoş görü ile karşılamakta ve bu şekilde yaşayanlara evlilik hakkını yasal olarak tanımaktadır. Türkiye’de genel ev devlet izni ile açılmakta ve gerektiğinde bu evleri çalıştıranlar vergi ödemelerinden dolayı ödül almaktadır. Ayrıca haysiyetsiz yaşamaya örnek olarak gösterilirken hep “ beyaz kadın ticareti” denmesinin nedenini ise bilemiyorum. Yani kadın beyaz değilse örneğin siyahsa ticareti haysiyetsiz yaşama sayılmayacak mıdır?
VIII-YOKSULLUK NAFAKASI DAVALARINIDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME
Yoksulluk nafakası ile bu nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi veya bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde 4787 sayılı kanunun 2 ve 4. m uyarınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Yine TMK 177. Madde uyarınca boşanma davasının kesinleşmesinden sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkidir.
Bu yeni düzenleme ile ekonomik açıdan güçsüz olan nafaka alacaklılarının, davalıların yerleşim yerlerinin bulunduğu yer yetkili mahkemelerine gitmeleri gibi bir zorluk önlenmiştir.
Ancak, Türk Medeni Kanunu 177. Maddesinde kabul edilen bu yeni yetki düzenlemesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6. Maddesinde düzenlenmiş bulunan: “ Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir “ uygulanmasına da engel değildir.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Boşanmanın İkinci Derece Sonuçlarından Yoksulluk Nafakası" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. İzzet Doğan'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
11-01-2016 - 21:21
(1373 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 1 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 1 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
3795
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 gün 14 saat 20 dakika 48 saniye önce.
* Ortalama Günde 2,76 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 42987, Kelime Sayısı : 5469, Boyut : 41,98 Kb.
* 4 kez yazdırıldı.
* 4 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1884
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,03223205 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.