Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Bilinç Ve İrade

Yazan : M. İhsan Darende [Yazarla İletişim]
Avukat

Makale Özeti
Bilgi süreci, beyin hücrelerinin atom altı parçacıklarının enerji seviyelerini kontrol etmekle ilgilidir. İrade ise aynı dış uyaranın, bazı nöronların atom altı parçacıklarının hızını, bazılarının ise konumu etkilemesinden kaynaklanan farklı tepki bilgilerinin teşekkül etmesinden ve dorsolateral prefrontal korteksin, farklı nöronlarda oluşan bu farklı tepki bilgilerini işleyerek tercihte bulunmasından kaynaklanır. Belirsizlik ilkesi uyarınca, parçacıklarının hem hızlarının hem de konumlarının birlikte kontrol edilmesi mümkün olmadığı için, irade tamamen serbest değildir ve bu sebeple özgür değil özerk olduğundan söz etmek mümkündür.

Giriş:

Ceza hukukunun gelişiminde “kast” ve bu bağlamda “bilinç” ve “irade” kavramları büyük bir önem taşımış ve çok tartışma yaratmıştır. Modern ceza hukukunda iradilik niteliği egemendir; bu itibarla, iradi olmayan bir fiilin, hukuka aykırı olsa da, suç teşkil etmeyeceğini ifade maksadıyla, “manevi unsur” deyimi kullanılmaktadır. Manevi unsur iki bölümde incelenmektedir. Birincisi isnadiyettir: Bir kimsenin cezalandırılabilmesi için, tipe uygun ve hukuka aykırı bir hareket bulunması yetmemekte, aynı zamanda, bu hareketin ona şahsen isnat edilebilmesi, onun hareketi hakkında bir değer hükmü verilebilmesi de aranmaktadır[1]. Manevi unsuru oluşturan ikinci bölüm ise kusurluluktur[2]: Fail, fiili kusurlu olarak işlemiş bulunmadıkça cezalandırılamaz.

İsnadiyetle ilgili tartışmalar, iradenin özgür olup olmadığı ile ilgilidir. Daha açığı; irade kavramının gerçek mi yoksa yanılsama niteliği mi taşıdığı hususunda ciddi tartışmalar mevcuttur. Pozitivist görüş, bilimsel yasaların nedensellik ilişkilerinin iradenin işleyişini de etkilediğini, determinizme tabi olan iradenin özgür olmadığını[3] ileri sürmekte ve bu tezden yola çıkarak; cezanın toplumsal savunma aracı olduğunu, bu nedenle de içeriğinin, bu araca uygun olarak, tedavi, rehabilitasyon ya da tasfiye şeklinde düzenlenmesi gerektiğini ileri sürmektedir[4]. Klasik okul ise iradenin serbest olduğunu, ona etki eden unsurlar mevcutsa da, insana inanmanın iradenin kudretine de inanmak anlamına geldiğini, isnadiyetin de bundan kaynaklandığını savunmaktadır[5].

Kusurluluğun temeli olan kasttan doğan sübjektif sorumluluğu açıklama çabaları ise tarihsel süreçte çeşitli teorilerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bunlardan birincisi, “tasavvur teorisi”dir. Bu teoriden yana olanlara göre kast, tipe uygun hareketin önceden tasavvur ve idrak edilmesinden ibarettir[6]; yani kast, neticenin öngörülmesi, neticenin gerçekleşeceği bilinci ile hareketin istenerek yapılmasıdır. Bu teori, taksirle kast arasındaki ayrımı ortadan kaldırdığı ve failin sorumluluk alanını genişlettiği için eleştirilmiştir[7]. İrade teorisine göre ise kastı ayırt eden nitelik, failin neticeyi istemiş olmasından ibarettir[8]. Karma teori olarak isimlendirebileceğimiz sonuncusu ise kastı; “öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelen irade” olarak tanımlar[9].

Bu teorilerin sağlıklı bir değerlendirmesinin yapılabilmesi için, bilinç ve irade kavramlarının spekülatif temellerden kurtarılıp, bilimsel bağlamı içinde ele alınması zorunludur. Burada, gelişen nörobilim incelemeleri ve kuantum teorisi bağlamında her iki kavram incelenmeye çalışılacaktır.

Bilinç nedir?

İnsan beyni, duyu organlarından gelen verileri işleyen ve tekrar organlara gönderen çeşitli merkezlere sahiptir. Bunlardan birisi duyu organlarından gelen ilk bilgilerin toplandığı ve sonra ilgisine göre diğer merkezlere gönderildiği “amigdala”dır[10]. Amigdala, gelen verileri dikkat ve konsantrasyon merkezi olan “anterior singulat korteks”e de(ASK) gönderir.

Beyin hücreleri olan nöronlar bu bağlantıları kurarken, elektrokimyasal bir mekanizma kullanırlar. Dış dünyadan gelen bir enerji taşıyan parçacık (foton veya fonon) tarafından uyarılan nöron, bu parçacığın frekansı ve dalga boyu ile ilintili bir elektrik sinyali yayınlar. Nöronlar arasındaki tüm ilişkiler, üretilen elektrik sinyalinin uyardığı, nörotransmitter denen kimyasallar vasıtasıyla kurulur[11]. Hücre içinde bulunan bu kimyasallar, sinapslar vasıtasıyla diğer nöronlar tarafından alınıp, tekrar elektrik sinyaline dönüşürler ve taşıdıkları bilgi de böylece diğer nöronlara ulaşmış olur. Böylece beynimizde, dış dünyanın bir sureti teşekkül eder. Başka deyişle beynimizde oluşan maddi gerçeklik değil, onun sureti; imajıdır.

Ancak biz, beynimizde teşekkül eden suretin tüm ayrıntılarını bilemeyiz. Oysa suretin tümü, beynin içinde bazı hücre gruplarına işlenmiş durumdadır. Bizim bu imajları bilmemiz ne anlama gelmektedir? Yani dış dünyanın imajı, eksiksiz olarak beynimizin bazı hücre gruplarında teşekkül etmiştir ancak biz bunların bir kısmının farkındayız; bir kısmını ise bilememekteyiz. O halde bilmek ne demektir? Biliş beyinde gerçekleştiğine göre, aynı hücrelerin bir kısmında gerçekleşen suretin farkında olmak ve diğerlerini bilmemek ne anlama gelmektedir? Biliş hücreye işlenen suret ise bilemediklerimiz de bir kısım hücrelere işlenmişse, bunları da bilmemiz gerekmez mi? O halde bunları neden bilemiyoruz? Daha açığı, bilinç ve bilinçaltı ne anlama gelmektedir?

Mekanizmayı biraz daha açmakta yarar var:

Nöronların elektrik sinyali üretme hızları farklıdır. Genellikle saniyede 30 ilâ 70 kez arasında değişen şekilde sinyal üretebilirler. Yani 30 hertz ile 70 hertz arasında polarize olabilirler[12]. Belli bir dalga boyundaki uyaran, benzer hertzlerde polarize olan nöron gruplarının aynı anda ateşlenmesine sebebiyet verir. Buna faz kilitlenmesi ismi verilmiştir[13]. Örneğin kırmızı renk dalga boyunda gelen bir foton, x hertzde salınan nöron gruplarının aynı anda polarize olmasına sebebiyet verir. Mavi renk dalga boyunda gelen foton ise x+y hertzde polarize olan nöron gruplarını harekete geçirir. Böylece farklı dalga boyundaki her uyaran, farklı nöron gruplarının faz kilitlenmesine sebebiyet verir. Farklı fazlarda kilitlenen bu nöron gruplarının taşıdığı bilgiler, öncelikle amigdalaya ulaşarak, vücudun bu uyaranlara vermesi gereken tepkilerin oluşmasını sağlar. Amigdala limbik sistemi oluşturan dört merkezden birisidir[14]; hayvan beyinlerinde de mevcuttur ve buraya ulaşan bilgiler, çekirdek bilinci oluşturur.

Yukarıda açıklandığı üzere, amigdala, gelen verileri dikkat ve konsantrasyon merkezi olan “anterior singulat korteks” (ASK)'ya da gönderir. Beynin bilgiyi işleyen asıl merkezi burasıdır. ASK, gelen veriyi, uzun süreli hafıza merkezi olan “hipokampus”la paylaşır ve buradan gelen veri, algılanan duyunun insan için tehlike yarattığı doğrultusunda ise ASK, bu veriyi ön plana alarak, hormonları kontrol eden merkez olan “hipotalamus”a sinyal gönderir[15]. ASK beynin tüm bölümleri ve merkezleri ile sürekli bir bağlantı içerisindedir.

Farklı hertzlerde faz kilitlenmesi gerçekleştiren nöron gruplarının taşıdığı bilgi, amigdalaya ve ASK’ya nasıl ulaşır? Elbette yine aynı gruplardan geçerek. 60 hertzde sinyal üreten nöron grubu, 30 hertzde sinyal üreten grubu ateşleyebilir. Ancak 60 hertzde salınan grup ikinci kez ateşlendiğinde, 30 hertzdeki grup henüz hazır değildir; yeniden polarize olamaz. Böylece 60 hertz grubunun ikinci salınımında taşınan bilgi, ilgili merkezlere ulaşamaz. 60 hertz üçüncü salınımında, 30 hertzlik grubu yeniden ateşleyebilir. Ancak bu arada bilginin bir kısmı (ikinci ateşlemede taşınan kısmı) ASK’ya (veya amigdalaya) ulaşamamış, sadece lokal hücre grubu içerisinde kalmıştır. Bilemediğimiz, farkında olamadığımız, ASK’ya ulaşamayan sinyallerin taşıdığı bilgidir. O halde bilinç, anterior singulat kortekse ulaşan bilgilerin sağladığı farkındalıktır. Nitekim bilginin işlendiği beyinsel faaliyetler sırasında ASK’nın aktif hale geldiği birçok deneyde gözlemlenmiştir[16]. ASK’ya ulaşamadan, lokal hücre gruplarında kalan bilgi ise bilinçaltını oluşturmaktadır[17]. Lokal hücre gruplarındaki bilgiler, belli merkezlere ulaşarak, vücudun buna tepki vermesini sağlayabilirler ancak ASK’ya ulaşmadıkça biz bu bilginin farkında olamayız; vücudun verdiği tepkiyi dahi anlayamayız.

Ceza sorumluluğunun temeli olan kastın, bilme; yani tasavvur alt unsuru işte bu bilinçtir. Hareketin veya neticenin bilgisi beyinde canlanmadıkça, yani ASK’da bu olguların imajı teşekkül etmedikçe, failin bilinçli olarak hareket ettiğinden söz edilmesi mümkün değildir. Çünkü -yukarıda açıklandığı gibi- vücudun tüm tepkileri bilince dayalı değildir. Dolayısıyla insan hareketlerinin tümü, bilinçli davranışlar olarak nitelendirilemez.

Kastın teşekkülü için, bilincin neleri kapsaması gerekir? Öncelikle suçun maddi unsurunu oluşturan hareketin ve neticenin bilincin kapsamında olması şarttır. Yani fail, hem yaptığı hareketi hem de bunan doğacak neticeyi bilmeli/tasavvur etmelidir. Nedensellik bağının tasavvurun kapsamında olması gerekip gerekmediği hususunda tartışma vardır[18]; kanımca kastın varlığı için nedensellik bağını kapsamına alması gerekmez. Ağırlaştırıcı sebepler, suçun konusuna ait ise kapsamda yer almalıdır ancak neticeye ilişkinse bilinmesi şart değildir; bilinmesinin gerekmesi; yani bilmemekte kusurlu olunması yeterlidir[19]. Ön şartların bilinmesi kasta dayalı sorumluluk için şarttır ancak cezalandırılabilme şartlarının bilinmesi gerekmemektedir[20]. Keza hafifletici sebepler bilinmese de, fail lehine uygulanılırlar.

İrade nedir ve özgür müdür?

İrade, kişinin eylemlerini, arzu, niyet ve amaçlarına göre kontrol altında tutabilme ve belirleme gücüdür. Kişinin belli eylem ya da eylemleri gerçekleştirmede ser*gilediği kararlılık; belli bir durum karşısın*da, gerçekleştirilecek olan eylemi, herhangi bir dış zorlama ya da zorunluluk olmaksı*zın, kararlaştırma ve uygulama gücü; eyle*me neden olan, eylemi başlatabilen yetidir[21].

Yukarıda açıklandığı üzere, Pozitivist görüş, bilimsel yasaların nedensellik ilişkilerinin iradenin işleyişini de etkilediğini, determinizme tabi olan iradenin özgür olmadığını ileri sürmektedir.

Kuantum fiziğindeki gelişmeler ve atom altı parçacıkların hareketleri, bilim insanlarını, iradenin gerçek niteliği hususunda değerlendirme yapmaya sevk etmiştir. Fizik bilim insanlarının çoğunluğuna göre, irade bir yanılsamadan ibarettir[22]. Şöyle ki: Beyni oluşturan hücrelerin atom altı parçacıkları fizik yasalarına tabidir. Gerek dış etkenler gerekse atom altı parçacığın kendi devinimi fizik yasalarına tabi olunca, bu koşulları eksiksiz bilen bir kişi, herhangi bir bireyin herhangi bir olaydaki tepkisinin nasıl olacağını kesinlikle tespit edebilir. Daha doğrusu, fizik yasalarına tabi olan beyin hücrelerinin atom altı parçacıkları, bu yasalar nasıl gerektiriyorsa o şekilde hareket etmek zorundadır. Beynin faaliyeti bu parçacıkların hareketleri ile teşekkül ettiğine göre, herhangi bir durumda, bu parçacıklara etkiyen tüm kuvvetleri eksiksiz bildiğimiz takdirde, parçacıkların hareket ve durumlarını da eksiksiz bilebiliriz. Bu da, kendimizi karar almış ya da seçenekler arasında seçim yapmış gibi algılıyor olmamıza rağmen, gerçekte, atom altı parçacıklara etkiyen kuvvetlerin zorunlu kıldığı bir tek seçimi yapmış olduğumuz anlamına gelmektedir. İradenin özgür gibi görünmesinin bir nedeni de, etkiyen dış koşulların sonsuz seçenek sunmasıdır; kişinin her hangi bir durumda nasıl karar alacağını bilemememizin sebebi, etkiyen çok sayıda faktörün hepsini birden tespit edemeyecek olmamızdır. Eğer bu koşulların tümünü tespit edebilseydik, kişinin her durumda alacağı kararı önceden bilebilirdik. Böylece gerçekte bir seçim yapılmadığını da anlamış olurduk.

Kanımca bu görüşte isabet yoktur: Kuantum fiziğinin temelinde yer alan “belirsizlik ilkesi” bir atom altı parçacığın, aynı anda hem yerinin hem de hızının bilinmesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır: Hız belirlendikçe konum belirsizleşir, konum belirlendikçe hız belirsizleşir[23]. Bu, konum ya da hızı gözlemcinin tespit edememesi (yani bir ölçüm sorunu) değildir; bu, olguların biri belirginleştikçe, diğerinin gerçekten belirsizleşmesidir[24]. Bu ilkenin sonucu şudur: Herhangi bir atom altı parçacığa etkiyen bir dış kuvvet, onun ya hızını değiştirir ve konumu belirsizleşir ya da konumunu değiştirir hızı belirsizleşir. Bunun gibi hızı ve konumu belli ölçeklerde değiştirmesi de mümkündür. Aynı (ölçekte ve nitelikte) dış kuvvet, her seferinde hep hızı veya sadece konumu değiştiremez. Daha açığı; aynı dış kuvvetin, hızı mı yoksa konumu mu değiştireceği bilinemez; bir keresinde hızı, diğerinde konumu değiştirebilir; tersi de olabilir veya her ikisini de bir parça etkileyebilir. Aksi olsaydı, belirsizlik ilkesi, bir fizik yasası olma niteliğini kaybederdi. Çünkü hangi dış kuvvetin hızı ve ne kadar, hangi dış kuvvetin konumu ve ne ölçüde değiştirdiğini tespit edebilirdik. Böylece dış kuvvetlerin arasındaki ilintiyi kullanarak, hem hızı hem de konumu tespit etme imkânına sahip olurduk. Oysa bu mümkün değildir. Belirsizlik ilkesi, dış kuvvetin hangi olguyu etkileyeceğinin bilinememesi anlamına gelir. Bunun konumuzla ilgili sonucu şudur: Belirsizlik ilkesi uyarınca, beyin hücrelerinin atom altı parçacıklarına etkiyen dış kuvvetlerin, bu parçacıkların hızını mı yoksa konumunu mu değiştireceğini tespit etmek mümkün değildir; daha doğrusu aynı dış kuvvet, bazen konumu, bazen hızı değiştirebilir. Oysa bir parçacığın hızının değişmesi halinde oluşturabileceği molekül ile konumunun değişmesi halinde oluşturabileceği molekül birbirinden farklıdır. Karar alma olgusu bu moleküllerin faaliyetiyle bağlantılı olduğuna ve aynı dış kuvvet her seferinde farklı bir atom altı faaliyeti tetikleyeceğine göre, (iç ve dış) bütün koşulları bilsek dahi, kişinin nasıl bir karar alacağını tespit edemeyiz. Bunun anlamı yasanın kendisinin, davranış ve tepkileri belirleme hususunda bir esneklik yarattığıdır; bu fizik yasasına göre, aynı dış etkenler, her seferinde farklı bir tepki verilmesine sebep olabilir.

Belirsizlik ilkesi uyarınca, aynı dış uyaran, beyin hücrelerinin bir kısmının atom altı parçacıklarının hızını, bazılarının konumunu ve farklı ölçeklerde değiştirebilir. Böylece bu hücre gruplarında, aynı dış uyarana bağlı olarak farklı etkileşimler ve tepki formları ortaya çıkabilir. Hızı değişen parçacıkların oluşturacağı tepki biçimi ile konumu değişen parçacıkların oluşturacağı tepki biçimi; daha doğrusu verilecek tepkinin enformasyonu birbirinden farklı olacaktır. Aynı anda bir grup beyin hücresinde bir tepki biçimi bilgisi; başka bir grup beyin hücresinde ise başka bir tepki biçimi bilgisi teşekkül edecektir. Bu farklı bilgiler ASK vasıtasıyla dorsolateral prefrontal kortekse (DPK) ulaştığında, DPK, önceki eğilimlerle uyumlu ancak mutlak anlamda bağlı bulunmaksızın, bu bilgilerden birisini hayata geçirecektir[25]. ASK ve DPK atom altı parçacıkları da belirsizlik ilkesine tabi olduğundan, farklı hücre gruplarından gelen bilgi biçimlerinin, ASK hücrelerini, her seferinde aynı ve tek yöndeki seçimi yapmaya zorlaması mümkün değildir.

Burada vurgulanması gereken bir husus da şudur ki: İnsan zihni, ne John Locke’un ileri sürdüğü gibi bir boş levhadır (Tabula Rasa) ne de baştan itibaren tümden programlanmış değişmeyen bir yapı: Tümüyle boş ve sadece işlenerek şekillenen bir yapı değildir; çünkü beyin hücrelerini ve içerdikleri proteinleri şifreleyen genlerin çizdiği sınırların dışına çıkarak, sonsuz seçenek oluşturabilecek biçimde gelişmesi mümkün değildir. Gerçekten de genetik yapı, bazı proteinleri bazı formların dışında şifreleyemez ve zihnin şekillenmesi, sadece genlerin şifreleyebildiği protein ve nörotransmitterin oluşturabileceği formlarla sınırlı kalır. Bu, zihnî kapasitenin çerçevesidir. Bu, insan doğasının da çerçevesidir. Mutasyon gerçekleşmedikçe DNA değişemez ve DNA sabit kaldıkça, zihni ve karakteri farklı şekillendirebilecek olan protein ve nörotransmitter üretimi mümkün olamaz. Bununla birlikte, bu çerçeve içinde kalmak kaydıyla beyin kimyasının, dış uyaranlara verilen tepkilerle değişmesi ve gelişmesi mümkündür:

Doğal seçilim, beyin hücrelerinin ve snaptik bağlantılarının bir kısmının güçlenmesine, bir kısmının zayıflamasına veya ölümüne sebebiyet verebilir. Tüm hücre çekirdekleri aynı DNA’yı ve genleri taşımasına rağmen, bunların farklı yapılar ortaya koyması, bir hücrede bir genin, diğerinde başka genin faal olmasından kaynaklanmaktadır. Doğal seçilim, sık kullanılan proteinleri sentezleyen genlerin baskın olduğu hücreleri öne çıkartmaktadır. Bu da beyin hücrelerinin yapısını dış etkenlerin etkileyebildiği ve zihnimizin ve karakterimizin kısmen de olsa değiştirilebilir olduğu anlamına gelmektedir. Kısmen; çünkü DNA aynı kalmaktadır; açıklandığı üzere, DNA yapısının (mutasyon dışında) değişmesi mümkün değildir ve protein ve nörotransmitteri şifreleyen de DNA’dır. Böyle olunca dış etkenler bazı hücrelerin ölmesine ve kullanılanın seçilmesine sebebiyet verse de, değişimin sınırı DNA ve onun sentezlediği protein yapısıdır. Bu sebeple doğuştan gelen ve bir sınırın ötesinde değiştirilme imkânı bulunmayan bir karakter yapısı mevcuttur. Dış etkenler yapıyı, ancak bu çerçevenin sınırları içerisinde değiştirebilirler. Bu da göstermektedir ki, dış etkenler kısmen dahi olsa beyin hücrelerinin kombinasyonunu değiştirebilir ve bu da davranış değişikliğine sebebiyet verebilir.

Bu durumda, DNA’nın çizdiği sınırları aşmamak kaydıyla, dış etkenlere bağlı olarak gelişen nöron kombinasyonu, belli uyaranlara benzer tepkiler verme hususunda bir eğilim yaratacaktır. Ancak dış etkenler, belirsizlik ilkesi çerçevesinde, atom altı parçacıkların hız veya konumlarında göreli olarak birçok farklı kombinasyonda değişikliğe sebebiyet verebilecektir. Başka deyişle, aynı dış etkene maruz kalan beyin hücrelerinde, belli bir yönde tepki verme hususunda bir eğilim oluşacaksa da, belirsizlik ilkesi, verilebilecek tepki seçeneğini artırmaktadır. Belirsizlik ilkesine göre, tüm dış koşullar bilinse dahi, bireyin buna nasıl tepki vereceğini kesinlikle tespit etmek mümkün olmayacaktır; çünkü farklı atom altı kombinasyonlar ortaya çıkabilecektir. İşte yasanın doğasından kaynaklanan bu esneklik, irade kavramının yanılsamadan ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. Atom altı parçacıklar yasaya uygun hareket edecek ancak bizatihi yasa, farklı kombinasyonlar ortaya çıkartacaktır. İrade, bu kombinasyonlar içinde yapılan tercihte ortaya çıkmaktadır. Parçacığın hızının veya konumunun değişmesini tercih etmek, diğerini belirsizliğe sürüklese de, mümkündür. Seçim yasaya aykırı değildir; çünkü hız belirlendikçe konum belirsizleşecektir; konum belirlendikçe ise hız belirsizleşecektir.

Özetle: bilgi edinme, beyin hücrelerinin atom altı parçacıkları arasındaki enerji alışverişinden doğar. Enerjinin frekansı ve nöronların ateşlenme hızı, bilginin ne kadarına vukûfiyet sağlanacağını da belirler. Atom altı parçacıkların frekansı, yaptıkları enerji alışverişine bağlı olarak değişebilir. Enerji alışverişini kontrol etmek, bu parçacıkların yerlerini veya hızlarını kontrol etmeye de imkân sağlar. Konum veya hızdaki değişiklik, bu parçacığın taşıyacağı enerjiyi ve dolayısıyla oluşturacağı moleküllerin yapısını değiştirir. Böylece bilgi süreci, beyin hücrelerinin atom altı parçacıklarının enerji seviyelerini kontrol etmekle ilgilidir. İrade ise aynı dış uyaranın, bazı nöronların atom altı parçacıklarının hızını, bazılarının ise konumu etkilemesinden kaynaklanan farklı tepki bilgilerinin teşekkül etmesinden ve ASK ve DPK’nın farklı nöronlarda oluşan bu farklı tepki bilgilerini işleyerek tercihte bulunmasından kaynaklanır. Belirsizlik ilkesi uyarınca, parçacıklarının hem hızlarının hem de konumlarının birlikte kontrol edilmesi mümkün olmadığı için, irade tamamen serbest değildir ve bu sebeple özgür değil özerk olduğundan söz etmek mümkündür.

Yani irade, fizik yasalarından bağımsız şekilde işleyen bir süreç olmadığı gibi, nedensellik bağını değiştirme gücü de yoktur. Ancak başlangıç koşulları arasında yapılabilecek seçim, iradenin varlığını mümkün kılmaktadır ve seçilen bu koşullar, fizik yasalarına uygun şekilde işleyecek nedensellik süreci sonucunda, ortaya çıkacak neticeyi değiştirebilecektir.

Aile ve çevre koşulları gibi faktörler, her ne olursa olsun, her hangi bir dış uyaran alan insanın zihninde, birden fazla tepki seçeneği oluşmasına engel teşkil etmemektedir. Bazen bu seçeneklerin sayısı çok fazla, bazen ise çok daha azdır. Ancak her ne olursa olsun, hiçbir zaman bu seçenekler sonsuz değildir. Çünkü belirtilen tüm etkenler, belli dış uyaranlar karşısında kalan insanın verebileceği tepki seçeneklerinin sınırlanmasına yol açar. Bu sebeple de irade özgürlüğünden söz etmek mümkün değildir. Nasıl ki bilgiyi taşıyan atom altı parçacıklar, bunları kavramlaştırır ve bilince erişirken, fizik yasalarına aykırı davranmıyorlarsa ve buna rağmen bilincin varlığını kabul ediyorsak; tıpkı bu süreçteki gibi işleyen, başlangıç koşullarını oluşturan seçenekler arasında seçim yapma kudreti de, fizik yasalarına uygun şekilde işlese de, iradenin varlığını kabul etmek zorundayız. Kısaca iradenin bir yanılsamadan ibaret olduğunu kabul edersek, bilincin de yanılsama olduğunu kabul etmek zorundayız. Oysa bilince sahip olduğumuzu yadsımak mümkün değildir.

Yani istisnai bazı durumların dışında bu seçenekler hiçbir zaman tümden ortadan kalkmamaktadır. Bu sebeple iradenin tamamen bağlı olduğunu iddia etmek de mümkün değildir. O halde insan iradesi özerktir. Bu sebeple de bireysel ceza sorumluluğu mevcuttur ve bu sorumluluk, insanın içinde bulunduğu şartlara göre oluşabilecek seçenek sayısı ne kadar fazla ise o kadar ağır, ne kadar az ise o kadar hafiftir. Seçeneklerin tümüyle ortadan kalktığı durumlarda ise ceza sorumluluğu yoktur.

O halde kasta bağlı sorumluluğun doğabilmesi için, bireyin, yaptığı hareketi ve bundan doğacak neticeyi sadece bilmesi; bunun bilincinde olması yetmez; iradesinin de bu neticeye yönelmesi, yani bu neticenin gerçekleşmesini istemesi şarttır.

Av. M. İhsan DARENDE

[1] Prof. Sulhi Dönmezer-Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt: 2 Sayfa: 176
[2] Prof. Sulhi Dönmezer-Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt: 2 Sayfa: 241
[3] Prof. Faruk Erem, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler Cilt: 1, Sayfa: 500
[4] Prof. Sulhi Dönmezer- Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt 1, Sayfa 86 vd.
[5] Prof. Faruk Erem, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler Cilt: 1, Sayfa: 500
[6] Prof. Sulhi Dönmezer-Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt: 2 Sayfa: 257
[7] Prof. Faruk Erem, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler Cilt: 1, Sayfa: 505
[8] Prof. Sulhi Dönmezer-Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt: 2 Sayfa: 260
[9] Prof. Sulhi Dönmezer-Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt: 2 Sayfa: 264
[10] Robert Winston, İnsan Beyni, Gül Tonak çevirisi, sayfa: 68
[11] Robert Winston a.g.e. sayfa: 61 vd.
[12] Nick Lane Yaşamın Yükselişi Evrimin On Büyük İcadı, Ebru Kılıç çevirisi, sayfa: 286
[13] Nick Lane a.g.e. sayfa: 292-293
[14] Robert Winston a.g.e. sayfa: 68
[15] Robert Winston a.g.e. sayfa: 152
[16] Robert Winston a.g.e. sayfa: 191
[17] Beyin hücreleri ve snaptik bağlantılar arasında, kullanılmadıkça ölen, kullandıkça güçlenen gruplar mevcuttur. Dış dünya ile ilişkiler, daha yüksek hertzde salınan hücre gruplarının seçilmesini ve böylece ASK’ya daha fazla bilgi ulaşmasını sağlayabilir. Bu, bilinç düzeyinin evrilmesi anlamı taşımaktadır. Bunun gibi, konsantrasyon yöntemleri ile bu seçilim bilinçli hale getirilebilir ve içe dönük çalışmalar, bilinç düzeyini artırabilir. Ancak bu, inceleme konumuzun dışında kalmaktadır.
[18] Prof. Sulhi Dönmezer-Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt: 2 Sayfa: 266-267
[19] TCK’nın sistemi bu düşünceye uygundur: 23. madde uyarınca: “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.”
[20] Prof. Sulhi Dönmezer-Prof. Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt: 2 Sayfa: 268
[21] http://tr.wikipedia.org
[22] Matt Ridley Genom, Mehmet Doğan-Nıvart Taşçı çevirisi, sayfa: 326 vd.
[23] Harald Fritzsch Yanılıyorsunuz Einstein! Ogün Duman çevirisi, sayfa: 13-14
[24] Bir elektronun momentumunu (ya da hızını) kesin olarak bilebiliriz; ne var ki bu durumda elektron uzayda herhangi bir yerde olabilir. Ya da onun tam olarak nerede olduğunu belirleyebiliriz, ama bu sefer de aynı anda birçok olası momentuma (ya da hıza) sahip olacaktır. Elektronun bulunma olasılığını uzayın belli bir bölgesine sıkıştırarak konumunu “belli bir oranda” belirleyebiliriz; aynı şekilde momentumunu da “belli bir oranda” belirleyebiliriz; böylece belirsizliği iki nicelik arasında dağıtmış oluruz. Elektronun konumunu daha dar bir alana sıkıştırdığımızda momentumu daha belirsiz bir hale gelir. Elektronu gittikçe daha küçük bir hacme sıkıştırmanın gittikçe daha büyük bir kuvvet gerektirdiğini göreceğiz; çünkü belirsizliğin artışı ile birlikte momentumdaki dalgalanmalar da büyüyecek.
[25] Robert Winston a.g.e. sayfa: 162
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Bilinç Ve İrade" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı M. İhsan Darende'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
29-04-2015 - 09:09
(1575 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 2 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 2 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
3100
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 16 saat 42 dakika 13 saniye önce.
* Ortalama Günde 1,97 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 24523, Kelime Sayısı : 3201, Boyut : 23,95 Kb.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1837
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,04654408 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.