Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale -Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku İle Mücadele Açısından- 681 Sıra Sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunun Değerlendirilmesi

Yazan : Semih Yumak [Yazarla İletişim]
Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doktora Öğrencisi

Makale Özeti
Yolsuzluğa karşı mücadele soğuk savaşın ardından dünya genelinde büyük bir hız kazanmış ve uluslararası örgütler küreselleşme nedeniyle bu mücadelede etkin bir rol üstlenmek istemişlerdir. Devletler, bu gelişmelere paralel olarak, iç hukuklarında ceza hukuku ağırlıklı yasal düzenlemeler yapmışlardır. Çalışmamızda 2014 yılında yolsuzluk iddiaları nedeniyle dört eski bakan hakkında kurulan soruşturma komisyonu raporu bu bağlamda değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Yazarın Notu
http://www.hukukihaber.net/yolsuzluga-karsi-ceza-hukuku-ile-mucadele-acisindan-komisyon-raporunun-degerlendirilmesi-makale,3876.html

-YOLSUZLUĞA KARŞI CEZA HUKUKU İLE MÜCADELE AÇISINDAN- 681 SIRA SAYILI MECLİS SORUŞTURMA KOMİSYONU RAPORUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Semih YUMAK, LL.M.Crim*

Özet: Yolsuzluğa karşı mücadele soğuk savaşın ardından dünya genelinde büyük bir hız kazanmış ve uluslararası örgütler küreselleşme nedeniyle bu mücadelede etkin bir rol üstlenmek istemişlerdir. Devletler, bu gelişmelere paralel olarak, iç hukuklarında ceza hukuku ağırlıklı yasal düzenlemeler yapmışlardır. Çalışmamızda 2014 yılında yolsuzluk iddiaları nedeniyle dört eski bakan hakkında kurulan soruşturma komisyonu raporu bu bağlamda değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Giriş

Seçilenler ya da üst bir görev ifa edenler üzerindeki yolsuzluk algısı, dünyada olduğu gibi Türk kamuoyunda da derin yaralar açmakta, konu hukuki tartışmaları aşmakta ve siyasileşmektedir. Siyasileşen bu konular ise toplum içerisindeki ahlaki yozlaşmanın bir yansıması olarak değerlendirilmekte; ülkelere göre açıklanan yolsuzluk indeksi verileri, bir nevi o ülkenin etik barometresi olmakta, daha doğrusu ahlaki yozlaşmanın şiddetini ölçen bir sismograf işlevi görmektedir.[1]

Yolsuzlukla mücadele çok boyutludur. Kamu hizmeti görenlerin iş ve işlemlerinde şeffaflığı yakalayabilmeleri ve kamu gücünü kullanarak haksız mal edinmelerinin önüne geçmek için farklı disiplinlerin işbirliği içinde olmaları gerekir.[2] Bu doğrultuda kanun koyucu, caydırıcı yaptırımlar öngörerek; idare, düzenleyici işlemler tesis ederek ve iç denetimini etkin hale getirerek; ceza adalet sistemi, yolsuzluk suçlarını aksaklık yaşatmadan inceleyerek ve soruşturarak, gerektiğinde yargıya taşıyarak kamuoyundaki temiz toplum, adil rekabet ve eşitlik ilkesi algısını yönlendirebileceklerdir. Nitekim soğuk savaşın ardından ilişkilerde ve ticaret alanında sınırların kalkmasıyla birlikte; yolsuzluk dünya genelinde önemli bir sorun haline gelmiş ve böylece ülkelere hızlı bir şekilde yayılararak toplumların hastalığına sebep olan yolsuzluk virüsü ile etkin mücadele başlatılmıştır.

Uluslararası örgütler bu mücadelenin önemli bir parçası olarark hukuk alanında gereken tedbirlerin alınması için girişimlerde bulunmuşlardır.[3] Çünkü yolsuzluk suçları artık sınıraşan bir yapıya bürünmüştür.[4] Bundan dolayı ceza normu içeren uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmelerin getirdiği yükümlülükler bu mücadelede ana silah olarak kullanılabilecektir.[5]

Bu girişimler neticesinde her birine ülkemizin de taraf olduğu şu uluslararası sözleşmeler imzalanmıştır: “Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi[6]”, “Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi[7]” ve “Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi[8]” (Bilindiği üzere Anayasa m. 90/5 gereği kanun hükmündedirler).

Çalışmamızın konusu olan meclis soruşturma komisyonu, dört eski bakan hakkında bazı yolsuzluk suçları[9] ile ilgili iddiaları araştırmak üzere 5.5.2014 tarihinde kurulmuş ve komisyonun üye seçimi 8.7.2014’de gerçekleştirilmiştir. Komisyon, 5.1.2015 tarihli son toplantısında kararını oy çokluğuyla (5’e karşı 9 oy) - “Yüce Divana sevk konusunda yeterli şüpheye ulaşamadığı” gerekçesiyle - eski bakanların Yüce Divana sevk edilmemesi şeklinde beyan etmiş, raporun yazımını ise yoğun mesai harcayarak 9.1.2015’de saat 24:00’a doğru bitirmiş ve akabinde Meclis Başkanlığı’na sunmuştur.[10]

Adı geçen komisyon raporunun “genelde ceza usul hukuku” ve “özelde ceza hukuku ile yolsuzluğa karşı mücadele” açısından kısa ve öz bir biçimde değerlendirmesi yerinde olacaktır.[11] Dolayısıyla anlatım sade bir akademik değerlendirme çerçevesinde sunulmaya çalışılmış, dipnotlar ve kaynakça mümkün olduğunca asgariye indirilmiştir. Buna rağmen yazının dipnotlarla birlikte okunması ve karşılaştırılması okuyucu için daha açıklayıcı olabilecektir.

I. Usul Hukuku Açısından Tespit ve Değerlendirmeler

Geniş anlamda ceza hukuku kavramı, usul hukukunu da kapsamaktadır.[12] Ceza hukuku insanların bazı somut eylemlerine sonuç bağlamaktadır ve bu sonucun hukuk çerçevesinde oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu tarafından suç olarak tanımlanan fiillerin değerlendirilmesi ve takdir edilmesi, bağımsız mahkemeler vasıtasıyla olmaktadır. Bu noktada, suç şüphesi nedeniyle suç oluşturduğu iddia edilen eylemlerin, ceza muhakemesi faaliyetinde deliller vasıtasıyla şüphe götürmeyecek biçimde mahkemelerce ortaya konuldukları takdirde, ceza hukuku vasıtasıyla sanık aleyhine yaptırım yoluna gidilebilecektir. Ancak ceza muhakemesi faaliyeti esnasında da delil elde etmek için ya da mağduru yahut delilleri güvenceye almak için bir takım geçici yaptırımlar, daha doğrusu özgürlük kısıtlamaları gündeme gelebilir. Bilindiği üzere bu yaptırım ve kısıtlamaların birçoğu “koruma tedbirleri” başlığı altında CMK’da düzenlenmiştir. Koruma tedbirlerinin öngörülmesindeki en nihai amaç, yine suç şüphesi altındaki maddi olayın hakikati ile ortaya çıkarılması için delile ulaşmaktır. Bu nihai amaç hukukun çizdiği sınırlar içerisinde ve adil yargılama ilkesi gözetilerek, yani hukuka uygun bir biçimde cereyan etmelidir. Ceza muhakemesi faaliyeti bu bağlamda sanıktan delile değil, delilden sanığa doğru işletilmektedir.[13]

Kısa bir giriş ve açıklamadan sonra çalışmamız sıra sıra tespit ve değerlendirme anlatımı ile devam edecektir:
1. Tespit: Komisyon, “bazı eski bakanların eylemlerinin soruşturma komisyonu kurularak araştırılması için verilen önergenin” Meclis tarafından kabulü sonucu kurulmuştur. İlk imza sahibi milletvekili-mv.-Süreyya Sadi Bilgiç, TBMM’de önerge hakkındaki konuşmasında; eylemlerden meclise gelen fezleke ile basında çıkan haber ve tapeler sonucu haberdar olduklarını, hak arama hürriyeti ve masumiyet karinesi çerçevesinde bu iddiaların ilgili mevzuat gereği araştırılması gerektiğini beyan etmiştir.[14] Ayrıca adı geçen eski bakanlar, 19.3.2014 tarihli dilekçeleriyle haklarındaki iddiaların soruşturma komisyonu kurularak araştırılmasını talep etmişlerdir.[15]

Değerlendirme: Görüldüğü üzere önerge fezlekeler incelenerek sunulmamıştır; zaten soruşturmanın gizliliği gereği incelenmesi de mümkün olmamaktadır. Fakat önergede TBMM İçtüzük m. 107 gereği hangi fiilin hangi kanun ve nizama aykırılık gösterdiğinin gerekçe gösterilmek ve maddesi yazılmak suretiyle belirtilmesi gerekir. Sonuç olarak, Meclise sunulan fezleke özetinin okunması ile basında çıkan haber ve tapelerin ışığında İçtüzük gereği önergedeki fiillerin ceza kanunu maddeleriyle bağlantılandırılması başlangıç için gereklidir; fakat görüldüğü üzere eylem ile ceza maddeleri arasındaki bağlantı önerge içerisinde sıhhatli bir biçimde belirtilememiştir.[16] Bundan dolayı önergede değişiklik yapılması yoluna gidilmiştir. Ayrıca -çok ilginçtir ki- oy çokluğu ile hazırlanan komisyon raporunun genel değerlendirme ve sonuç kısmında: Zimmet, irtikap gibi yolsuzluk suçları ile ilgili iddia olmadığı açıkça tespit edilmiş, böylece ilgili olabilecek suçların gündeme getirilmediği kanımızca dolaylı da olsa belirtilmiştir.[17]

2. Tespit: Soruşturma Komisyonu, Anayasa ve İçtüzük gereği yargısal bir faaliyet yürütmekte ve “bir nevi savcılık makamı olarak” adli iş ve işlemlerde bulunma hakkına sahiptir. Komisyon, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için delil toplamak ile yükümlüdür (Krş. CMK m. 160).

Değerlendirme: Delil toplamak ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması görevi komisyona ait olduğundan (İçtüzük m. 111 göndermesiyle CMK kapsamında yapılacak adli iş ve işlemler), “eski bakanların görevleriyle ilgili ve görevleri sırasında suç şüphesi altındaki eylemlerinin” araştırılması, bu eylemler ile ilgili her türlü araştırma yapılarak lehe ve aleyhe olacak şekilde delil toplanması (krş. CMK m. 160/2, m. 161/1) gerekmektedir. Bundan dolayı komisyonun soruşturmasını “soruşturma önergesinde belirtilen fiiller ile sınırlı tutması” yerinde olmamıştır.[18] Ayrıca İçtüzük m. 112/4 de incelendiğinde görülecektir ki, eğer Genel Kurulda Yüce Divana sevk hakkında karar çıkarsa, hangi ceza hükmüne dayanıldığı da kararda belirtilecektir. Sonuç olarak komisyon önergede belirtilen eylem ve yollama yapılan ceza maddeleriyle bağlı olmamalıdır. Aksi bir tutum, maddi gerçeğin tüm yönüyle ortaya çıkarılmasını mümkün kılamayacaktır. Bir önceki değerlendirmede bahsedildiği üzere, zimmet, irtikap gibi yolsuzluk suçları ile ilgili iddia olmadığı açıkça tespit edilmiştir; yalnız komisyon bu gibi şüpheli fiiller ile ilgili delil toplama faaliyetine girişmemiştir.

3. Tespit: 9.7.2014 tarihinde yapılan ilk toplantıda “çalışma usulü” belirlenmiştir. Belirlenen usullerden birisi de “Komisyon süresince ilgili kurum ve kuruluşlardan konu ile ilgili uzman görevlendirilmesi ile ilgili işlemlerin ve yazışmaların yapılmasında, davet edilecek kişi, kurum ve bilirkişiler ile tanıkların tespiti hususlarında Komisyon Başkanlığının yetkili kılınmasına” karar verilmesidir.[19]

Değerlendirme: Eski bakanların görevleriyle ilgili ve görevleri sırasında suç şüphesi altındaki eylemlerinin araştırılması, bu eylemler ile ilgili her türlü araştırma yapılarak lehe ve aleyhe olacak şekilde delil toplanması, daha önce de belirtildiği üzere, komisyonun görev ve yetki alanındadır. Nitekim İçtüzük m. 110/1’de “Soruşturma komisyonu üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir” şeklindeki düzenleme, komisyonun adli iş ve işlemlerde nasıl karar alması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ön aşamada adli birçok yetkinin değerlendirilmesi ve takdirinin sadece başkanlığa bırakılması İçtüzük m. 110/1’e açıkça aykırılık teşkil etmekte, muhalefet komisyon üyelerinin karar alma sürecindeki katılımını etkisiz kılmaktadır.[20] Bu sebeple komisyonun yukarıda bahsi geçen çalışma usulü kararı, komisyon ile karar alma amacına aykırı olup hukuki dayanaktan yoksundur.

4. Tespit: 16.10.2014 tarihli komisyon toplantısında “İstanbul Alt Komisyonu” kurulmasına karar verilmiştir.[21] Komisyon çalışmalarına katkıda bulunacağı düşünülen çeşitli ifade ve bilirkişi raporlarından örnekler alınmıştır.

Değerlendirme: Komisyon, gerektiğinde alt komisyonlar kurarak Ankara dışında çalışma kararı alabilir (İçtüzük m. 111/4). Görülen lüzum üzere alt komisyon kurulabilir ve nitekim öyle olmuştur; ancak ihtiyaç üzere kurulan alt komisyon savcılıkta bulunan dosyalarda verimli ve yeterli çalışamamış, rapora esas teşkil edebilecek bazı belgelerden örnek alınmamıştır.[22] Dolayısıyla da muhalefet partileri komisyon üyelerince bu durum eleştirilmiştir.[23]

5. Tespit: Komisyonun ekseriyetinin eski bakanlar hakkındaki Yüce Divanda yargılanmamaları gerektiği lüzumu asıl olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ihbar e-postaları sonucu başlatılan soruşturmada “özel soruşturma yöntemleri kullanılarak elde edilen delillerin hukuka aykırı olmasını savunmasından” kaynaklanmaktadır.[24]

Değerlendirme: Bazı suçların takibi, yani soruşturulması ve akabinde kovuşturulması için istisnai delil elde etme yöntemleri kanun koyucu tarafından CMK’da sistematik bir şekilde düzenlenmiştir. İstisnai delil elde etme yöntemlerine başvurulmadan önce birtakım şartların birlikte vücut bulması gerekmektedir. Bunlar: Kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve başkaca delil elde etme yönteminin -ikincillik ilkesi- olmayışıdır (Bkz. CMK m. 135/1; 139/1; 140/1). Hukuk devleti gereği savcılığın yapılan ihbarları ya da mevcut dosya durumunu değerlendirerek istisnai delil elde etme yöntemine başvurmasının hukuka aykırılığı muhakeme faaliyetinin her aşamasında dile getirilebilir; ancak bu iddialar bağımsız mahkemeler aracılığıyla değerlendirilir.
Suç şüphesi altındaki fiillerin işlendiğine dair yeterli şüpheye ulaşılması sonucu (CMK m. 170/2) savcılık tarafından “hazırlanan iddiadaki elde edilen delillerin kanuna ve hukuka aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi yetkisi, kanun koyucu tarafından ceza mahkemelerine ve temyiz makamına verilmiştir (CMK m. 206/2-a; 230/1-b; 289/1-i).” Dolayısıyla savcılık makamının ya da meclis soruşturma komisyonunun ceza mahkemelerine haiz olan delilleri değerlendirme ve takdir yetkisi Ceza Muhakemesi Kanunu gereği bulunmamaktadır (CMK m. 217/1).

6. Tespit: Komisyon raporunun genel değerlendirmeler ve sonuç kısmında tesadüfen elde edilen deliller ile ilgili “Cumhuriyet savcılarının bakanlarla ilgili olarak elde edilen tesadüfi deliller sonrası soruşturma açma yetkisi olmadığından, bu deliller yapılan soruşturmada değerlendirmeye alınamaz” şeklinde tespitte bulunmaktadır.[25]

Değerlendirme: Koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi, kanuni tabirle tesadüfen elde edilen deliller bahsi CMK m. 138/1’de arama, elkoyma koruma tedbirleri açısından; CMK m. 138/2’de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi; CMK m. 140/4’te ise teknik araçlarla izleme koruma tedbiri açısından düzenlenmiştir. Her ne kadar kanun koyucu tesadüfen elde edilen deliller bahsi için genel bir hüküm düzenleyemedi ise de, uygulama anılan kurallar çerçevesinde sürdürülmeye çalışılmaktadır.

CMK m. 138/2 gereği iletişimin denetlenmesi esnasında CMK m. 136/6’da belirtilen katalog suçları ilgilendiren tesadüfi delil elde edilirse, delil muhafaza altına alınır ve savcılığa durum derhal bildirilir.

Olayımızda rüşvet suçunun katalogda yer alan bir suç olması (CMK m. 135/8-a, 12 nolu suç) ve koruma tedbiri uygulanan kişinin bakan olmadığı birlikte değerlendirildiğinde, elde edilen tesadüfi delilin muhafaza altına alınması kanuni bir yükümlülüktür. Ancak burada aklımıza CMK m. 135/3 hükmü gelebilir; buna göre “şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz” denilmektedir. CMK m. 135/3’ün emredici hükmünün burada işletilmesi söz konusu olamaz; çünkü tanıklıktan çekilecek kişilerin (eski bakanlar) de rüşvet suçunun faili olabileceği iddiası gündeme gelmektedir. Aksi bir düşünce suç işlediği iddia edilebilecek bir failin tanıklık bağını kullanmak suretiyle soruşturulmaması anlamına gelecek; bu da kanun koyucunun suçla mücadelede izlediği yoldan hukuk içerisinde bir sapma olarak yer alacaktır.

7. Tespit: 5.1.2015 tarihli toplantısında komisyon, oy çokluğuyla (5’e karşı 9 oy) kararını, “Yüce Divana sevk konusunda yeterli şüpheye ulaşamadığı gerekçesiyle eski bakanların Yüce Divana sevk edilmemesi” şeklinde beyan etmiştir.[26]

Değerlendirme: Adeta bir savcılık makamı gibi maddi gerçeği araştıran, delil toplayan ve adli iş ve işlemler tesis eden soruşturma komisyonunun topladığı deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; komisyon Yüce Divana sevk kararına esas olacak bir rapor düzenlemek ile yükümlüdür (CMK m. 170/2; Meclis İçtüzüğü m. 112/4). Yeterli şüphenin varlığına hiç şüphesiz toplanan deliller (ifadeler, tanıklar, raporlar, iletişimin tespiti tutanakları, teknik takip görüntüleri) çerçevesinde karar verilir.

Şüphelilerin soruşturma komisyonu raporunda yer alan ifadeleri incelendiğinde, ekonomi eski bakanı M. Z. Çağlayan’ın: Suça konu 240.000€ değerindeki saati sipariş ettiğini; saatin İsviçre’den R. Sarraf adına çalışan bir kişi vasıtasıyla ülkeye girişinin yapıldığını; gümrükte beyan edilmeyen ve dolayısıyla kaçak girişinden dolayı kesilen vergi cezasının kendisince ödendiğini ve aynı şekilde iletişimin tespiti tutanaklarında geçen 40.000€ değerindeki piyanoyu hanımının parasıyla aldığını ifade etmiştir.[27] İçişleri eski bakanı M. Güler ise: R. Sarraf ve yakınlarının Türk vatandaşlığına istisnai olarak kabul edilmesi taleplerinin tarafınca olumlu karşılandığını ve Bakanlar Kuruluna sunmak üzere imza attığını; R. Sarraf ile ilgili basında çıkabilecek olası haberler ile ilgili bilgi notu düşmek için bir gazetenin genel yayın yönetmenini ve bir başka gazetenin CEO’sunu aradığını; R. Sarraf’ın ricası üzerine güvenlik ve koruma yönünden istihbarat birimlerine ve aynı şekilde adı geçen şahsın hakkında istihbari ve adli tahkikat yürütülüp yürütülmediği ile ilgili talimat verdiğini kabul etmiştir.[28] Avrupa Birliği eski bakanı E. Bağış ise: R. Sarraf’ın babası için İtalya vizesi konusunda kendisinden yardım talep ettiğini ve Sarraf’ın kendisine elemanı vasıtasıyla çikolata, kıyafet, gömlek, kravat gönderdiğini kabul etmiştir.[29] İfadeler haricinde komisyon eski bakanların malvarlıklarının araştırılması için bilirkişi görevlendirmiştir. MASAK uzmanı bilirkişinin hazırladığı rapor incelendiğinde ise, Çevre ve Şehircilik eski bakanı E. Bayraktar haricindeki bir bakanın (E. Bağış) ve diğer iki bakanın (M. Z. Çağlayan ve M. Güler) ve çocuklarının malvarlıklarında açıklanamayan orantısızlık ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanununa aykırılıklar, malvarlığı beyanlarında eksiklikler tespit edilmiştir.[30] Fiillerle ilgili yeterli şüpheye kanı getirilecek rapor ve belgeye rağmen komisyonun ekseriyeti, eski bakanların beyanlarına itibar etmiştir.[31] Rapor içerisindeki ifadeler ve bilirkişi raporu bir bütün olarak incelendiğinde, fiiller hakkında Yüce Divana sevk konusunda yeterli şüpheye ulaşılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Ceza usul hukuku açısından yolsuzlukla mücadelede kamuoyu algısını olumlu tarafa yönlendirmek hiç kuşkusuz, her türlü baskıdan uzak etkin bir takip mekanizması ile bu tür suçların soruşturulmasına bağlıdır. Nitekim Avrupa Konseyince hazırlanan Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi giriş bölümünde “yolsuzluk eylemlerine karşı etkin bir takip mekanizması” öngörülmesini tavsiye etmekte ve aynı sözleşmenin 23/1 hükmü “delillerin toplanmasını kolaylaştırmak amacıyla hususi soruşturma tekniklerinin kullanılmasını” düzenlemektedir. Aynı şekilde Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi m.30/3 hükmü, “Her taraf Devlet, bu Sözleşmeye uygun olarak ihdas edilen suçları işleyenlerin kovuşturulmasına yönelik iç hukukundaki takdire dayalı tüm yasal yetkilerinin, bu suçlara ilişkin yasa uygulama önlemlerinin etkinliğini en üst düzeye çıkaracak ve bu tür suçların işlenmesinin caydırılması ihtiyacına gereken ehemmiyeti verecek biçimde kullanılmasını sağlamak için çaba gösterecektir” şeklinde olup etkin soruşturmayı vurgulamış; m. 50/1 hükmü ise “Her Taraf Devlet, yolsuzlukla etkin biçimde mücadele etmek maksadıyla, iç hukuk sisteminin temel ilkelerinin elverdiği ölçüde ve iç hukukunda belirtilen şartlara uygun olarak, yetkili makamlarının, kendi ülkesinde, kontrollü teslimatı ve uygun gördüğü hallerde, elektronik veya diğer izleme biçimlerini ve gizli operasyonlar gibi diğer özel soruşturma tekniklerini uygun biçimde kullanmasına ve bu yöntemle elde edilen delillerin mahkemelerde kabul edilmesine izin vermek üzere, olanakları dâhilinde, gerekli önlemleri alacaktır” diyerek özel soruşturma tekniklerinin kullanılmasının olanak dâhilinde olması gerektiğini belirtmiştir.

Sonuç olarak: Soruşturma komisyonu lehe ve aleyhe delil toplama sonucu (CMK m. 160/2) yetkili olmadığı bir sıfat ile -ceza mahkemesi gibi- şüpheli eski bakanlar lehine delil yorumunda bulunmuş, kovuşturma esnasında dikkate alınacak hususları göz ardı etmiş, uluslararası hukuk gereği imzaladığımız sözleşmelerde belirtilen etkin soruşturma yükümlülüğü dikkate alınmamış ve en nihayetinde eski bakanların bağımsız mahkemeler önünde adil yargılanma ve aklanma hakkı göz ardı edilmiştir.

II. Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku ile Mücadele Açısından Değerlendirme

Hukuk içerisinde caydırıcılık açısından yaptırım gücü en yüksek olan ceza hukukudur. Ceza hukuku, kanunda suç olarak belirlenen eylemlere, diğer şartların da oluşması takdirinde, hapis cezası ve/veya adli para cezası şeklinde yaptırım öngörür. Böylece toplum içerisinde suç işlememiş insanlar üzerinde caydırıcı (genel önleme amacı), suç işlemiş bireyler üzerinde de ıslah edici işlevini (özel önleme amacı) harekete geçirmek istemiş olur.

Yolsuzlukla mücadele daha önce de belirtildiği gibi çok boyutludur ve birçok farklı disiplinin işbirliğini gerektirir. Nitekim Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi giriş bölümünde “yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi ve yolsuzluğun önlenmesi için kapsamlı ve çok yönlü bir yaklaşımın gerekli olduğu inancı” vurgulanmıştır. Ceza hukuku burada -disiplinlerarası bir mücadele söz konusu olmasına rağmen- elinde bulundurduğu araçlarla hiç şüphesiz hukuk içerisinde en etkili rolü oynayabilecektir. Bu sebeple devletlerin yolsuzluğa karşı hukuk içerisinde en etkili araç olan ceza hukuku ile - geniş anlamda - mücadele etmek istemeleri doğal karşılanır.

Ceza hukukunun yolsuzluğa karşı mücadelesinde kanaatimizce elinde üç vasıta bulunmaktadır: Birincisi, yukarıda da bahsi geçen, her türlü baskıdan uzak çalışabilecek etkin bir soruşturma mekanizmasıdır. İkinci vasıta olarak, hangi tarz eylemlerin bu alanda sapma oluşturduğunu tespit, yani suç tipinin belirlenmesidir: Yolsuzluk suç tiplerinin bazıları izlenen suç siyaseti ve işin vahameti gereği kalkışma (teşebbüs) suçu olarak düzenlenmektedir.[32] Bu sayede cezalandırılabilirlik geriye çekilmekte; suça teşebbüs hali suçun tamamlanmış haline nazaran daha az cezalandırılmayarak, aksine suç tamamlanmış gibi algılanarak cezai yaptırım sertleştirilmektedir.[33] İşte bu şekilde icra hareketlerinin tamamlanmadan belli bir aşamaya varılması cezalandırma için yeterli görülmektedir.[34] Yolsuzluk suçları arasından rüşvet (TCK m. 252/3), nüfuz ticareti (TCK m. 255/2) ve kaçakçılık suçları (Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m. 3/21) kalkışma suçları için örnek olarak sayılabilir.

Üçüncü ve son vasıta ise, belirlenen suç tiplerine etkin, orantılı ve caydırıcı yaptırım getirilmesidir. Bu yaptırımlar sistemi bilindiği üzere ikili bir yapı sergilemektedir: Failin kusuruna bağlı olmayan “güvenlik tedbirleri”, faili odak noktası yaparak ve özel önleme amacı güderek tekrardan suç işlemenin önüne geçilmesini hedefler.[35] Bu tedbirler Ceza Kanunumuzun genel hükümleri içerisinde yaptırımlar başlığı altında m. 53 - 61 arasında düzenlenmiştir. Örnek verecek olursak, fail kasten işlediği bir suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kamu görevi üstlenemez (TCK m. 53/1-a; 53/2). Yaptırımın diğer bir sonucu da eylemi gerçekleştirenin kusuruna bağlı ve eylemle orantılı olarak verilen hapis cezaları ve/veya adli para cezalarıdır.

Kanun koyucu ekonomik suçlarla mücadeledeki isteğini ortaya daha belirgin koymak için iradesini çoğu zaman çifte cezalandırmadan yana kullanmıştır. Çifte cezalandırma, kanun koyucunun iradesinin bir sonucu olarak hapis cezası ile birlikte adli para cezasına hükmedilmesidir. Ceza yaptırım hukukunda bu durum istisna oluşturmaktadır; hatta öğretide bu alanda “çifte cezalandırma yasağı” tabiri de kullanılmaktadır. Ancak failin kişisel ve ekonomik durumu ile işlediği suç dikkate alınarak istisna oluşturulabilmektedir. Bu istisnalar genelde haksız sebeple zenginleşme doğuran suçlar için getirilir.[36] Ceza hukukumuzda yaptırımda çifte cezalandırma daha çok haksız kazanım getiren suçlar için öngörülmüştür.[37]

Yolsuzluk suçları[38] ile mücadelede ceza hukukunun vasıtalarından olabildiğince faydalanılmalıdır; aksi halde hukuk sisteminin elindeki en güçlü silah kullanılmamış olacak; kamu hizmeti gören ve kamu hizmeti alan kimi kişilerde vücut bulan istismar ve yanlış algı toplumda eşitsizliklere sebep olacak, adil rekabet ilkesi zarar görecek ve demokrasiye olan güven zedelenebilecektir. Bundan dolayı - suçları önlemeye yönelik çabaların dışında - bu suçların vahameti dikkate alınarak etkin, orantılı ve caydırıcı yaptırımlar öngörülmesi gerekecektir. Nitekim bu husus Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi m. 12/1’de “… etkin, orantılı ve caydırıcı hukukî, idarî ve cezaî yaptırımlar getirecektir” hükmü ve Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi m. 19/1’de “…etkin, orantılı ve caydırıcı cezai ve cezai olmayan yaptırımlara tabi önlemleri öngörürler” şeklinde kaleme alınmıştır.

Kanun koyucu, küreselleşen dünyadaki tüm bu gelişmelere sessiz kalamamış, bu bağlamda taraf olduğumuz bahsi geçen sözleşmelerden doğan uluslararası yükümlülüklerimizin ve özellikle de Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)[39] tavsiye kararlarının karşılanması ihtiyacına binaen, 2.7.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun[40] ile TCK’daki yolsuzluk ile ilgili temel suçlarda esaslı değişiklikler yapmıştır.

Bu açıklamalar ışığında komisyon raporu ile ilgili tespit ve değerlendirmelerimiz şu şekildedir:

1. Tespit: Daha öncede belirtildiği üzere soruşturma komisyonu kurulması için verilen önergenin sıhhatli ve yeterli olmayışından dolayı, soruşturmaya konu olabilecek bazı suç tipleri gözden kaçırılmıştır.

Değerlendirme: 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, adından da anlaşılacağı üzere, kanun koyucunun bu alana yüklediği özel anlama binaen 1990 yılında yürürlüğe girmiş bir kanundur.[41] Kamu hizmeti görenlerin haksız mal edinmek için görevlerinin gereklerine aykırı davranmasının önüne geçmek için mal beyanı usulü ile denetim öngörülmüştür (Bkz. m. 1). Haksız malın ne olduğu ise 4. maddede “Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. “gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunma suçu” 12. maddede ve “haksız mal edinme suçu” ise 13. maddede yer almıştır. MASAK uzmanı bilirkişinin hazırladığı raporda, Çevre ve Şehircilik eski bakanı E. Bayraktar haricindeki bir bakanın (E. Bağış) ve diğer iki bakanın (M. Z. Çağlayan ve M. Güler) ve çocuklarının malvarlıklarında açıklanamayan orantısızlık ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanununa aykırılıklar, malvarlığı beyanlarında eksiklikler tespit edilmiştir.[42] Bilirkişi raporu ışığında “haksız mal edinme suçu” ve “gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunma suçu” hakkında kovuşturmaya ihtiyaç duyulacaktır. Komisyon, bilirkişinin bu tespitlerini ihbar kabul edip kovuşturmaya gerek olup olmadığına karar vermek için hemen işin gerçeğini araştırması gerekirdi (CMK m. 160/1). Eski bakanlara itham edilebilecek fiiller ile ilgili dava zamanaşımı, öğretide kabul edilen çoğunluk görüşüne göre Anayasa m. 83/3 gereği meclis üyeliği süresince işlemeyecektir.[43] Olası en yüksek suç olan rüşvetin üst sınırı (12 yıl) dikkate alındığında ya da içtima dahilinde ilgili diğer suçların cezalarının üst sınırları dikkate alındığında, dava zamanaşımı üyeliğin sona ermesinden ya da dokunulmazlığın kaldırılmasından itibaren TCK m. 66/1-d gereği 15 yıl olarak tespit edilebilecektir.

2. Tespit: Komisyonun çoğunluğu tarafından yazılan raporda, kalkışma suçu olarak ihdas edilen suçlar üzerinde yeterli derecede hukuki inceleme ve tespitlerde bulunulmamıştır.[44]

Değerlendirme: Kalkışma suçları, yukarıda da açıklandığı üzere, suçun vahameti gereği kanun koyucu tarafından caydırıcılığın ön plana çıkarıldığı suç tipleridir, bu yüzden ceza kanunlarında ve ceza maddelerinde istisnai yer teşkil eder. Kanun koyucunun bu tarz suçlara verdiği öneme binaen cezalandırılabilirlik gündeme daha kolay gelmektedir; çünkü teşebbüse elverişli hareketler suç tamamlanmış gibi cezalandırılmaktadır. Çalışmamızda bahsedilen hususlar dikkate alındığında denilebilir ki, yasama organı olan kanun koyucunun yolsuzlukla mücadeleye verdiği önem üzere teşebbüs suçu olarak düzenlediği rüşvet, nüfuz ticareti ve kaçakçılık suçlarına komisyonun ekseriyeti gereken önemi vermemiştir.

3. Tespit: Soruşturma önergesine konu olan eski bakanların (E. Bayraktar hariç) suç şüphesi altındaki rüşvet eylemlerinin görev alanlarıyla ilgili olmadığı belirtilmiştir.[45]

Değerlendirme: Rüşvet suçu açısından kamu görevlisinin, menfaat anlaşmasının içeriği ve boyutuna göre görevi ile ilgili bir işi yapması veya yapmaması gerekir (TCK m. 252/2). Bu konuda anlaşmaya varılması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezalandırılır (TCK m. 252/3). Kamu hizmeti gören kişinin görev alanına giren, yani yetkili ve görevli olduğu alanda yaptığı işlemler rüşvet suçuna konu olabilir. Ekonomi bakanlığı yapan birisinin kaçakçılık işleriyle gündeme gelmesi; İçişleri bakanlığı yapan birisinin menfaat karşılığı istisnai vatandaşlık kararını hızlandırdığı, işadamı R. Sarraf’ın koruma ve trafikte ayrıcalık taleplerinin Valilik tarafından seri bir şekilde olumlu sonuçlandırıldığı; Avrupa Birliği bakanlığı yapan birisinin vize işlemlerine aracılık ettiği ve çikolata, takım elbise gibi hediyeleri kabul ettiği tarzındaki iddialar, doğrudan olmasa da işlevsel (fonksiyonel) anlamda görev ile bağlantı kurulabilecek eylemler olarak değerlendirilebilecektir.[46] Ayrıca gördürülmesi amaçlanan işin kamu görevlisinin görevine girmemesi halinde, rüşvet suçunun değil, nüfuz ticareti suçunun oluşacağı da gözden kaçırılmamalıdır.[47]

4. Tespit: Eski bakanların suç şüphesi altındaki eylemlerinden menfaat temin etmedikleri raporda yer almaktadır.[48]

Değerlendirme: Kamu hizmeti gören kişilerin doğrudan veya aracılar vasıtasıyla kendisine ya da göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamaları rüşvet ve nüfuz ticareti suçlarının belirleyici unsurlarından birisidir (TCK m. 252/2; m. 255/1). Menfaatin görüldüğü üzere ille de kamu görevlisine temin edilmesi gerekmemekte, kamu görevlisinin göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanması durumunda da suçun konusu olan unsur gerçekleşecektir. Hatta menfaat temini üzerinde taraflarca anlaşmaya varılmasında dahi suç tamamlanmış gibi cezalandırılacaktır (TCK m. 252/3; m. 255/2). Menfaat anlaşması rüşvet suçunun ana parçası ve belirleyici unsurudur. Menfaatin söz konusu olmadığı teklif ya da anlaşmalar rüşvet ile ilgilendirilemeyecektir. Taraflar arasındaki menfaat anlaşması kanaatimizce kimi durumlarda sarih olabileceği gibi, kimi durumlarda da örtülü olabilir: Teknoloji devrinde yaşamamız itibariyle faillerin iletişim araçları kullanırken ve kamuya açık yerlerde tedbirli davranacakları göz önünde bulundurularak; örtülü olmasına rağmen şüphe götürmeyecek şekilde açık olan menfaat anlaşmalarının da bu yüzden dikkatlerden kaçırılmaması gerekecektir.

Burada menfaat kelimesi geniş yorumlanır ve kamu görevlisinin ekonomik, hukuksal ve kişisel durumunda objektif olarak iyileştirme veya artış sağlayabilecek her türlü edim kapsamı menfaate dahil edilir.[49] Daha önce de bahsedildiği üzere MASAK uzmanınca hazırlanan bilirkişi raporunda eski bakanların (E. Bayraktar hariç) mal varlığı beyanlarında tutarsızlık ve çocuklarının (E. Bağış hariç) mal varlıklarının artışında orantısızlık tespit edilmiştir (Krş. Dipnot 26). Dolayısıyla bahsi geçen eski bakanların kendilerine ve/veya yakınlarına menfaat temin ettiği şüphesi ile suçun konusu olabilecek haksız kazançlar kovuşturma esnasında incelenmelidir.

Sonuç Yerine

Yapılan tespit ve değerlendirmeler ışığında sonuç olarak diyebiliriz ki, maddi gerçeğin şüpheli eylemlerin kovuşturulması suretiyle açığa çıkartılması ihtiyacı komisyonca göz ardı edilmiştir. Yolsuzluk algısı kamuoyunda artmış, kanun koyucunun temel yolsuzluk suçlarını ihdasındaki titizliği ve 2012 değişikliği ile de açıkça gün yüzüne çıkan isteği komisyon raporuna yansımamıştır. Bu kopukluk nedeniyle kamuoyunda oluşan algı, kanaatimizce eski bakanların hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde Yüce Divan önünde aklanma hakkının daha da önem kazanmasına sebep olmuştur.

Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doktora Öğrencisi

Kaynakça

Bannenberg Britta, Korruption in Deutschland und ihre strafrechtliche Kontrolle, Neuwied 2002.
Dölling Dieter, Empfehlen sich Änderungen des Straf- und Strafprozeßrechts, um der Gefahr von Korruption in Staat, Wirtschaft und Gesellschaft wirksam zu begegnen?, München 1996.
Dölling Dieter, “Die Neuregelung der Strafvorschriften gegen Korruption” in Zeitschrift für die gesamte Strafrechtswissenschaft 112 (2000), s. 334-356.
Fischer Thomas, Strafgesetzbuch und Nebengesetze, München 2011.
Jescheck Hans-Heinrich - Weigend Thomas, Lehrbuch des Strafrechts, Allgemeiner Teil, 5. Auflage, Berlin 1996.
Kaiser Günther, “Brennpunkte der Wirtschaftskriminologie” in Festschrift für Klaus Tiedemann, Köln 2008, s. 1583-1599.
Kubiciel Michael, “Korruptionsbekämpfung – Internationale Rechtsentwicklung und Rechtswandel in Transitionsstaaten”, in Zeitschrift für die gesamte Strafrechtswissenschaft 120 (2008), s. 429-446.
Kuhlen Lothar, “Die Bestehungsdelikte der §§ 331-334 StGB”, in Juristischen Schulung, München 2011, s. 673-682.
Meier Bernd-Dieter, Strafrechtliche Sanktionen, 3. Auflage, Heidelberg 2009.
Koca Mahmut - Üzülmez İlhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, Ankara 2009.
Özgenç İzzet, İrtikap, Rüşvet ve Görevi Kötüye Kullanma Suçları, 2. Bası, Ankara 2013.
Taner Fahri Gökçen, “Anayasa’nın 83. Maddesi Karşısında Milletvekili Sıfatının Dava ve Ceza Zamanaşımının Durmasına Etkisi” in Nur Centel’e Armağan, s. 1477-1491.
Uğur Hüsamettin, “3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’na Eleştirel Bir Bakış ve Çözüm Önerileri”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 2008 (76), s. 289-321.
Uğur Hüsamettin, “Türkiye’nin Yolsuzlukla Mücadele Enstrümanları”, in Türkiye Barolar Birliği Dergisi 2012 (98), s. 301-345.

Uluslararası Sözleşmeler:
- Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi
- Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi
- Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi
Kanunlar:
- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu
- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
- 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu
- 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu
- Alman Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch-StGB)
Raporlar:
- 681 Sıra Sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu
- Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/9) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Raporu
- CMK Adalet Komisyonu Raporu
- 278 Sıra Sayılı Adalet Komisyonu Raporu
-------------------------------
* Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doktora Öğrencisi. Yazar doktora tezi olarak, “yolsuzluğa karşı ceza hukuku ile mücadele” konusu üzerine araştırmalarda bulunmaktadır. Adı geçen komisyon raporunun hukuki açıdan, özellikle de yolsuzlukla mücadelede ceza hukukunun rolü açısından değerlendirilmesindeki amaç; kamuoyunun bu şeffaflık arayışına eleştirel bir hukukçu kimliği ile katkı sunmak ve bir boşluğu doldurmak, önemli bir yolsuzluk gündeminin hukuk içerisindeki oluşumundaki olası hukuki eksiklikleri vurgulamaktır. Çalışmamızda kişi ve kurumları karalayıcı amaç güdülmemektedir; masumiyet karinesine olan inanç çerçevesinde hukuki değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Eleştiri ve görüşlerinizi semihyu@hotmail.com e-posta adresine gönderebilirsiniz.
[1] Günther Kaiser, “Brennpunkte der Wirtschaftskriminologie” in Festschrift für Klaus Tiedemann, Heymann Verlag, Köln 2008, s. 1591. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) her sene yayımladığı indeks, ülkelerin yolsuzlukla mücadele karnesini, yani bir bakıma iş ve işlemlerindeki şeffaflık durumunu ortaya koyar. Türkiye 2014 indeksinde 5 puan düşerek yılın en çok düşen ülkeleri arasına girmiş ve dünya ülkeleri içinde 64. sırayı almıştır. Bkz.
http://www.transparency.org/news/pressrelease/turkey_vote_for_immunity_creates_image_of_impunity (19.1.2015).
[2] Krş. Dieter Dölling, Empfehlen sich Änderungen des Straf- und Strafprozeßrechts, um der Gefahr von Korruption in Staat, Wirtschaft und Gesellschaft wirksam zu begegnen?, C.H.Beck Verlag, München 1996, s. 7-8.
[3] Krş. Kaiser, “Brennpunkte der Wirtschaftskriminologie” s. 1587; Michael Kubiciel, “Korruptionsbekämpfung – Internationale Rechtsentwicklung und Rechtswandel in Transitionsstaaten”, in Zeitschrift für die gesamte Strafrechtswissenschaft 120 (2008), s. 431-433. Ayrıntılı bir analiz için bkz. “Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/9) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Raporu”, s. 1-5 (I. Kısım).
Rapora http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss266_BOLUM%20I%20(0001-0158).pdf adresinden ulaşılabilir.
[4] Dieter Dölling, “Die Neuregelung der Strafvorschriften gegen Korruption”, in Zeitschrift für die gesamte Strafrechtswissenschaft 112 (2000), s. 351.
[5] Kubiciel, “Korruptionsbekämpfung – Internationale Rechtsentwicklung und Rechtswandel in Transitionsstaaten”, s. 435.
[6] 17 Aralık 1997 tarihinde imzaya açılan ve 19 Şubat 1999 tarihinde yürürlüğe giren sözleşme, Türkiye tarafından 1.2.2000 tarihli ve 4518 sayılı Kanunla uygun bulunmuş ve Bakanlar Kurulunun 9.3.2000 tarihli ve 2000/385 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Bkz. 6.2.2000 tarihli ve 23956 sayılı Resmi Gazete.
[7] Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan sözleşme, Türkiye tarafından 14.1.2004 tarihli ve 5065 sayılı Kanunla uygun bulunmuş ve Bakanlar Kurulunun 5.2.2004 tarihli ve 2004/6771 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Bkz. 2.3.2004 tarihli ve 25390 sayılı Resmi Gazete.
[8] 10.12.2003 tarihli sözleşme, Türkiye tarafından 18.5.2006 tarihli ve 5506 sayılı Kanunla uygun bulunmuş ve Bakanlar Kurulunun 11.8.2006 tarihli ve 2006/10885 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Bkz. 2.10.2006 tarihli ve 26307 sayılı Resmi Gazete.
[9] Yolsuzluk suçları tarzında bir tanım ceza kanunlarında bulunmamaktadır; fakat “yolsuzluk” kavramı ceza hukuku içerisinde kullanılmakta ve özellikle rüşvet suçlarını vurgulamada oldukça yer bulmaktadır. Dolayısıyla yolsuzluk suçları en başta rüşveti kapsayan bir üst kavram olarak karşımıza çıkar. Krş. “Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/9) Esas Numaralı Meclis Araştırma komisyonu Raporu”, s. 7-14 (I. Kısım); Britta Bannenberg, Korruption in Deutschland und ihre strafrechtliche Kontrolle, Luhterhand Verlag, Neuwied 2002, s. 13. Kavramın çok kullanılıp da tanımının mevzuatta yer bulmayışı durumu, aynı şekilde “terörizm-terörist” kavramlarının ceza hukuku içerisindeki yerine benzetilebilir. Nitekim terörizm-terörist kavramları kanun koyucu tarafından tanımlanmamakta, fakat bu kavramlara bağlı suç teşkil eden çeşitli eylemler kanunlarda yer almaktadır. Son olarak, farklı bilimsel disiplinler kendi açılarından çok çeşitli tanımlar getirmektedir.
[10] Rapora http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss681.pdf adresinden ulaşılabilir.
[11] Çalışmamızda “ceza hukuku” kavramı genel olarak geniş anlamda kullanılmakta olup, anlam içerisinde usul hukukunu da kapsamaktadır.
[12] Bkz. Hans-Heinrich Jescheck - Thomas Weigend, Lehrbuch des Strafrechts, Allgemeiner Teil, 5. Auflage, Duncker und Humblot Verlag, Berlin 1996, s. 16; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara 2009, s. 32.
[13] Krş. CMK Adalet Komisyonu Raporu.
[14] Sayın mv. Konuşmasında şu şekil açıklamada bulunmuştur:
“Meclis soruşturma komisyonu da siyasi denetim değil adli anlamda denetim yapmaktadır, âdeta bir savcılık makamı gibi çalışmalarını yürütmektedir. Bundan dolayıdır ki, milletvekilleri olarak Meclise intikal eden fezlekeleri görmememize rağmen kamuoyuna ve basına yansıyan bilgi, belge ve "tape"lerden ve açılan davalardan hareketle bir önerge verdik. Fezleke içeriğini tam olarak bilemememize rağmen "görevi kötüye kullanma ve nüfuz ticareti" fiillerini kapsayan TCK 257 ve TCK 255'in iddiaları tam kapsayabileceğini düşünmüş idik ancak daha sonra gerek basına ve kamuoyuna yansıyan daha çeşitli haberler gerekse Meclis Genel Kurulunda okunan fezleke özetlerinden hareketle daha önce verdiğimiz soruşturma önergesini revize ederek daha detaylı, daha kapsamlı bir soruşturma önergesi verdik.
Bu önergeyi vermemizdeki amaç, söz konusu 4 eski bakanımıza ilişkin tüm iddiaların araştırılarak aydınlığa kavuşmasıdır, cezai sorumluluğu gerektiren tüm fiillerin araştırılması içindir. Şunu herkes bilmelidir ki: Yolsuzluğa bulaşmış biri varsa hesabı mutlaka sorulmalıdır. Yol arkadaşlarınızdan biri olsa da iddia edildiği gibi bir olaya bulaşanın milletimize hesap vermesi zorunludur.”
Konuşmaya http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/genel_kurul.cl_getir?pEid=31041 adresinden ulaşılabilir.
[15] Verilen önergede bu dilekçelerden bahsedilmiştir. Bkz. Komisyon Raporu, s. 5.
[16] Örneğin İçişleri Eski Bakanı M. Güler’in müdafii savunmasında: “Soruşturma komisyonu önergesinde belirtilen, atılı suçun unsurlarını oluşturan hangi fiil/fiillerin belirtilen maddeye aykırılık teşkil ettiği gösterilmemişse de ... " şeklinde beyanda bulunarak, önergenin sıhhatli bir önerge olmadığını dile getirmiştir. Bkz. Komisyon Raporu s. 136.
[17] Bkz. Komisyon Raporu, s. 185.
[18] Krş. Komisyon Raporu, s. 13.
[19] Bkz. Komisyon Raporu, s. 15.
[20] Bu etkisizliğe bir örnek mv. Ali Özgündüz tarafından soruşturma önergeleri ile ilgili 20.01.2015 tarihli Genel Kurul’da dile getirilmiştir:
Dikkatinizi çekiyorum, özellikle vicdanlarınıza sesleniyorum, dikkat edin, vakıayı inkâr eden yok arkadaşlar. Yani saati inkâr eden yok. Zaten Bakan da inkâr etmiyor. Ben bu saati aldım. E, "mal bildirimini de olaydan sonra bulundum, Rıza'ya da parasını ödedim." Nasıl ödedin? "Bir otelin bu belgesiyle -bu Komisyon Raporu'nda, burada var, bunun içinde- bununla ödedim." diyor. Efendim, "Saat bedeli 240 euro Zafer Çağlayan'dan teslim aldım." Meşhur iş adamı Rıza Sarraf.
Arkadaşlar, bakın, bizim arkadaşlarımız en azından bu belgenin incelenmesini istediler. Bu yazı ne zaman yazıldı? Yazı yaşı grafolojik inceleme. İki: Bu el yazısı kimin el yazısı? Bu istendi. Bu bile yapılmadı. Bu alınmış mı, vakıa var mı? Var, bunu sunuyor.
Bkz. http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/genel_kurul.cl_getir?pEid=36965
[21] Bkz. Komisyon Raporu, s. 17.
[22] Örneğin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 soruşturma sayılı dosyasının 18 Nolu klasöründe yer alan ve 8.11.2013 tarihli müzekkere ile klasörde yer bulan “Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı -MASAK- Raporu” sayılabilir. Bkz. Komisyon Raporu s. 66.
[23] Bkz. Komisyon Raporu, s. 224, 227, 414.
[24] Her bir eski bakan hakkında yapılan delillerin değerlendirmesi bölümünde şu ifade aynı şekilde yer almıştır: “ … suçlarının yukarıda izah edildiği üzere unsurları itibariyle oluşmasına vücut vermeyeceği gibi yine zikredilen hukuka uygun olarak elde edilen deliller muvacehesinde kanıtlanamamıştır.” Bkz. Komisyon Raporu, s. 128, 144, 155, 183.
[25] Bkz. Komisyon Raporu, s. 185.
[26] Bkz. Komisyon Raporu, s. 185, 191.
[27] Bkz. Komisyon Raporu, s. 104, 105.
[28] Bkz. Komisyon Raporu, s. 130, 131, 132.
[29] Bkz. Komisyon Raporu, s. 146, 147.
[30] Krş. Komisyon Raporu, s. 112-118 (eski bakan M. Z. Çağlayan ve çocukları hakkında); s. 141-143 (eski bakan M. Güler ve çocukları hakkında); s. 151-155 (eski bakan E. Bağış hakkında).
[31] Bkz. Komisyon Raporu, s. 121, 127, 143.
[32] Krş. 1/565 Esas Numaralı Tasarı Gerekçesi, m. 68 http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0565.pdf(29.1.2015); İzzet Özgenç, İrtikap, Rüşvet ve Görevi Kötüye Kullanma Suçları, 2. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara 2013, s. 84.
[33] Jescheck - Weigend, Lehrbuch des Strafrechts, Allgemeiner Teil, s. 526.
[34] Koca - Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 383.
[35] Krş. Bernd-Dieter Meier, Strafrechtliche Sanktionen, 3. Auflage, Springer Verlag, Heidelberg 2009, s. 233, 236.
[36] Alman Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch-StGB) § 41’de genel olarak özgürlüğü bağlayıcı ceza yanında para cezasının sadece zenginleşmeye neden olan suçların failine kişisel ve ekonomik durumu dikkate alınarak verileceği belirtilerek bir bakıma çifte cezalandırma yasağı belirtilmiştir. Ayrıca bkz. Meier, Strafrechtliche Sanktionen, s. 58.
[37] Örneğin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu içerisinde “Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlıklı 239. madde; “Tefecilik” başlıklı 241. madde; “Nüfuz ticareti” başlıklı 255. maddeler gösterilebilir. Ceza yaptırımı içeren özel kanunlarda ise, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu içerisinde “Haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme” başlıklı 13. maddesi ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu “Kaçakçılık suçları” başlıklı 3. maddesi sayılabilir.
[38] Daha önce dipnot 6’da belirtildiği gibi, mevzuatımızda yolsuzluk suçları tarzında bir üst başlık ya da tanım yer almamaktadır. Başlıca yolsuzluk suçları olarak “rüşvet”, “zimmet”, “irtikap”, “nüfuz ticareti”, “güveni kötüye kullanma”, “dolandırıcılık”, “kara para aklama”, “haksız mal edinme” sayılabilir. Krş. “Yolsuzlukların Sebeplerinin, Sosyal ve Ekonomik Boyutlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/9) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Raporu”, s. 9-14 (I. Kısım); Hüsamettin Uğur, “Türkiye’nin Yolsuzlukla Mücadele Enstrümanları”, TBB Dergisi 2012 (98), s. 307 vd.
[39] GRECO, Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’nin taraflarca uygulanmasını takip eder (m. 24).
[40] Bkz. 5.7.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmi Gazete.
[41] Bu Kanun ile ilgili detaylı bir inceleme için bkz. Hüsamettin Uğur, “3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’na Eleştirel Bir Bakış ve Çözüm Önerileri”, TBB 2008 (76).
[42] Bkz. Usul hukuku açısından 7 nolu değerlendirme ve dipnot 26.
[43] Milletvekili sıfatı ve zamanaşımı konusu ile ilgili tartışmalar ve bilgi için bkz. Fahri Gökçen Taner, “Anayasa’nın 83. Maddesi Karşısında Milletvekili Sıfatının Dava ve Ceza Zamanaşımının Durmasına Etkisi” in Nur Centel’e Armağan, s. 1477-1491. Şu linkten ulaşılabilir:
http://e-dergi.marmara.edu.tr/maruhad/issue/download/5000001567/5000000656(29.01.2015)
[44] Raporun rüşvet suçunu genel itibariyle incelediği bölümde şu tespitler yapılmıştır:
“Menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda suç tamamlanmış olur. Faillerin cezalandırılabilmesi için rüşvet konusunda anlaşmaya varılmış olması yeterli olup, menfaatin sağlanıp sağlanmamasının veya rüşvete konu işin yerine getirilip getirilmemesinin bir önemi yoktur. Rüşvet anlaşmasının varlığı için, kamu görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması veya yapmamasına bağlı olarak, kendine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanması hususunda, kamu görevlisiyle iş sahibinin serbest iradeleriyle rızalarının uyuşması gerekir.” Bkz. Komisyon Raporu, s. 36.
[45] Bkz. Komisyon Raporu, s. 119, 144, 185. Ayrıca krş. Usul hukuku açısından yaptığımız 7 nolu tespit. Rapor rüşvet suçunun görev kapsamında işlenmesi gerektiği ile ilgili genel olarak şu şekil açıklama getirmiştir:
“Rüşvet suçunun oluşması için kamu görevlisinin yapması veya yapmaması gereken bir işin görev kapsamına girmesi gereklidir. Bu itibarla kamu görevlisinin görevine girmeyen bir işin yapılması amacıyla para veya sair menfaat temin edilmesi halinde rüşvet suçu oluşmayacaktır. Görevli olma kapsamına kamu görevlisinin başka kamu görevlileriyle birlikte yapacağı işlerde dahildir. Ayrıca kamu görevlisinin işin tamamından sorumlu olması gerekmediği gibi, yapılan işin kamu görevlisinin dahil olduğu bir kurulun yetkisi içinde bulunması durumunda da işin kamu görevlisinin görev alanında bulunduğunda tereddüt bulunmamaktadır.” Bkz. Komisyon Raporu, s. 36.
[46] Nitekim Alman ceza hukuku öğretisinde görevle ilgili sıkı bir işlevsel somut bağlantı aranmamakta, “görevin ifası ile ilgili” unsuru genel itibariyle geniş yorumlanmaktadır. Krş. Thomas Fischer, Strafgesetzbuch und Nebengesetze, Verlag C.H.Beck, München 2011, s. 2327; Lothar Kuhlen, “Die Bestehungsdelikte der §§ 331-334 StGB” in Juristischen Schulung, Verlag C.H.Beck, München 2011, s. 676.
[47] Bkz. (6.6.2012 Tarihli ) 278 Sıra Sayılı Adalet Komisyonu Raporu, s. 126. Rapora şu adresten ulaşılabilir:
http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss278.pdf (29.1.2015)
[48] Krş. Komisyon Raporu, s. 42, 98, 127, 128, 190.
[49] Komisyon raporu da menfaat konusunda aynı tespitlerde bulunmuştur:
“TCK'nın 252. maddesinde düzenlenen rüşvet suçunun maddi konusunun “menfaat” olduğu görülmektedir. Kamu görevlisine bir menfaat sağlanması veya bu yönde bir anlaşma yapılmış olması ile suç tamamlanır. Menfaat kavramının geniş anlaşılması gerekir. “Menfaat” kavramından; kamu görevlisinin ekonomik, hukuksal veya kişisel durumunu objektif olarak iyileştiren her türlü edim olarak anlaşılması gerekir. Menfaat maddi, manevi veya cinsel nitelikte olabilir, menfaatin kamu görevlisine sağlanabileceği gibi onun bilgisi dahilinde üçüncü bir şahsa da verilmesi mümkündür. Suçun oluşması için sağlanan menfaatin parasal değerinin tam olarak tespit edilmesi gerekmemektedir.” Bkz. Komisyon Raporu, s. 36. Öğretide Özgenç buna karşılık, rüşvet suçunun konusunun ancak maddi, yani ekonomik değeri olan bir menfaat olacağını savunmaktadır. Bkz. İzzet Özgenç, İrtikap, Rüşvet ve Görevi Kötüye Kullanma Suçları, s. 80.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"-Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku İle Mücadele Açısından- 681 Sıra Sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu Raporunun Değerlendirilmesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Semih Yumak'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
11-03-2015 - 18:49
(1656 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
1911
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 6 saat 27 dakika 3 saniye önce.
* Ortalama Günde 1,15 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 49787, Kelime Sayısı : 6334, Boyut : 48,62 Kb.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1825
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,29721594 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.