Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Kirletme Kirlenme İkileminde Hukuki Gedik

Yazan : Orhan Tiryakioğlu [Yazarla İletişim]
ÇEVRE MÜHENDİSİ, ÇEVREBİLİM UZMANI

Makale Özeti
Mevcut çevre mevzuatındaki kirletme ve kirlenme tanımları arasındaki kavram kargaşası; idarî ve adlî yaptırımlardan hangisinin uygulanacağına dair karar verme sürecinde kesin çizgiler sunmamaktadır. Mevzuattaki belirsizlik, yargı sürecinde bulanık mantığın yürütülmesine yol açmakta, suç ve ceza arasında doğru bir eşleştirilme yapılmasını da önlemektedir. Diğer taraftan, tek havzada çoklu kirletici kaynağın olduğu bir alıcı ortamda, failin belirlenmesinin, modelleme gibi ayrıntılı teknik çalışmaları gerektirdiği de dikkatlerden kaçmaktadır. Bu makalede, mevzuattaki belirsizliklere ve yargıda dikkate alınması gereken teknik süreçlere yer verilmektedir.

Özet:

Mevcut çevre mevzuatındaki kirletme ve kirlenme tanımları arasındaki kavram kargaşası; idarî ve adlî yaptırımlardan hangisinin uygulanacağına dair karar verme sürecinde kesin çizgiler sunmamaktadır. Mevzuattaki belirsizlik, yargı sürecinde bulanık mantığın yürütülmesine, suç ve ceza arasında doğru bir eşleştirilme yapılmasını da önlemektedir.

Diğer taraftan, tek havzada çoklu kirletici kaynağın olduğu bir alıcı ortamda, failin belirlenmesinin, modelleme gibi ayrıntılı teknik çalışmaları gerektirdiği de dikkatlerden kaçmaktadır.

Bu makalede, mevzuattaki belirsizliklere ve yargıda dikkate alınması gereken teknik süreçlere yer verilmektedir.


Kirletmenin Dayanılmaz Cazibesi:

Ortak bir alıcı ortamı kullanan kirletici kaynak odakları; kendilerini bütünsel değerlendiren bir “modelleme” veya “kirletme katkı ölçüsü” olmadığı sürece; “kirlenme” olayından değil, “kirletme” olayından sorumlu tutulurlar.

Birbirinden oldukça farklı olan bu iki teknik terim, bugüne kadar teknik tebliğlerin dikkatinden de kaçmış gözükmektedir. Çünkü “kirletme” bile, “kirletici salma” anlamındadır. Kirletme fiili, teknik anlamda (özümleme ve seyrelme açısından) kirlenmeyi gerektirmediğinden, kesin sonuçlara ulaştırmamakta, sadece fiilin (bir kabahât gibi) cezalandırılmasını yeterli bulmaktadır. İdarî yaptırım da, çevre mevzuatının gerektirdiği bir işlem olup, (ceza mevzuatına göre) bir kirlenmeye yol açtığı hükmüne varılamayınca, adlî yaptırıma konu olmamaktadır. Öte yandan adlî yaptırım, ilgili kurumun adlî makamlara “suç duyurusu” yapması üzerine söz konusu olmakta; ancak tüm başvurularda, 5237 Ssayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Çevrenin kasten kirletilmesi” başlıklı 181. Maddesinde yer alan “…çevreye zarar verecek şekilde … ” ibaresinin örtüştüğü bir “çevre kirlenmesi” tespit edilmediğinden dolayı, adlî yaptırıma gerek görülmemektedir.

Diğer taraftan, bir soruşturma / kovuşturma dosyasındaki kirletici salan firmaların, şikâyet edilenlerin tümü olup olmadığı; aynı ilin farklı yargı makamlarında değerlendirilip değerlendirilmediği; başka ilçelerin adliyesinde değerlendirilse de, şikayet edilen başka bir sektörün olup olmadığı da, hem kirletici kaynağın kimliğinin tespiti, hem de toplam kirliliği veren genel bir envantere ulaşmak için zorunludur.

Genel olarak bir havzadaki bertaraf tesislerinin uygulanma yüzdesi oldukça düşüktür; yani kirliliği önleyen tüm tesisler yapılmamıştır; çevresel bir suçu işlerken (suçüstü) yakalanan birkaç firmanın toplam kirlilikten sorumlu tutulmasını beklemek mümkün değildir. Hangi sektörün, diğerinin kaç katı kirleteceğini torik çıktılarından biliriz; ancak hiç kayda girmemiş olanlar, suçüstü yapılamayanlar oldukça, toplam kirliliğin müsebbip sayısı her zaman belirsiz kalır; bu durumda hâlihazırdaki çevre kirlenmesi olayında, başkalarının kirletme kapasitesini de üstlenmiş olurlar.

Kirlenmenin, çok sayıda nokta kaynaktan oluştuğu belgelendikten sonra; bunlar, her ne kadar yayılı yük gibi değerlendirilse de, kirletme sorumluluğundan (“kirleten öder” hukukundan) dolayı deşarj yapan her birinin tekil (noktasal) kaynak olarak ele alınması gerektiği açıktır.


Adlî Makamların Firma Listesi Talebi:

Diğer fabrikaların varlığı ve tüm cezaların kesilmediği gerçeği; yöredeki firma adreslerinin ticaret sicil gazetesinde görülmesi ve ceza kesilenler kolonundaki boş değerlerden anlaşılabilir. Bu durumda tüm kirliliğin, mevcut ceza kesilenlerden olmadığı; hatta modelleme yapılmış olsaydı, kaynakların yerlerinin de kolayca bulunabileceği; kirlilik cezalandırmasının yeterince âdil olmadığı da gösterilmiş olurdu.

Hâlihazırda resmî kurumlardan temin edilecek olan firma listesi, tüm kirleticilerin dâhil edilmediği bir çevre kirliliği zanlısı firmalar listesi olarak; alıcı ortamı hiç kirletmeyen, geçerli limitler dâhilinde kirleten ve tam kirleten firmaların birbirinden ayrımsanamayacağı bir listeyi yansıtacaktır. Tam kirleten firmaların da, suç unsuru olarak görmezden gelinemeyen; “tek başlarına çevre kirlenmesini gerçekleştiremeyeceği” öngörüsüyle, havza kirlenmesinden sorumlu tutulmaları beklenmemelidir.


Alıcı Ortamı Etkileyen Sektörlerin Değerlendirilmesi:

Dosyadaki birkaç hususun belirlenmesi akabinde net yön belirleme yapabilir:
1-Dosyadaki firmalar, şikayet edilenlerin tümü müdür, başka ilçelerin adliyesinde değerlendirilse de, şikayet edilen başka sektör var mıdır?
2-Alıcı ortam analizleri sektörel ayrımı vermekte midir?
3-Evsel atıksuya ilişkin olarak suçun faili kimdir?

Kirletici salan her kaynak, alıcı ortamın kirlenmesini gerçekleştiremez (kirletemez). Tespitlerde veya idarî ceza konusunda her hangi bir atıksu karakterizasyonu veya kirletici parametreleri verilmezse, atıksuyun endüstriyel veya evsel kaynaklı olduğu söylenemez. Esasen, kirletici kaynağın, alıcı ortama kirletici saldığından (deşarj ettiğinden) söz edilebilir. Dolayısıyla idarî cezadan başka bir yaptırım uygulamak mümkün değildir.

Genel amaçla analizi yapılmış olan kirletici parametreler; anılan havzadaki sektörlerin türünü belirlemekten veya herhangi bir kirletici kaynağı saptamak için seçilmemişse; havzadaki sektörler tespit edilemez. Havzadaki sektörlerin hangilerinin gerçek kirleten olduğunun belirlenmesi; adlî süreçteki suç unsurları açısından bir zorunluluktur. Havzadaki her kirletici deşarjını, havzanın kirlenmesinden sorumlu tutmak, teknik gerekçelerle desteklenmeden, mümkün değildir.

Eğer havzadaki alıcı ortama kirletici sunan tek kaynak olsaydı, başka hiçbir modele veya tespite gerek kalmaksızın TCK 181 veya 182 işletilebilirdi. Çok kaynaklı bir durumda ise hangisinin gerçek kirletici olarak değerlendirileceği ve sorumluluk payının ne kadar olduğu belirsiz kalmaktadır. Toplamdaki sonuç, her ne kadar çevrenin geri dönülemez bicimde kirlenmesi olsa da; kirlenmeye yol açan sorumlunun çokluğu, cezanın hafifletilmesine; suçun kabahate dönüşmesine neden olmaktadır. Payına bakılmaksızın her kirletenin sorumlu olduğunu varsayıp, suçun gerektirdiği cezayı vermekse; cezalandırmada adaletin sağlanmasını zedeleyecektir. Çünkü sakız atanla, zehir atanın ayrılmadığı bir ortamda, hukukun tam olarak uygulandığı ifade edilemez.

Diğer taraftan TCK 181, kirleticinin miktarına bakmaksızın kirlenmenin oluşup oluşmadığı ile ilgilenir. Bu konuda sorumluluk sahibini yakaladığı anda, doğrudan hapis cezasını öngörür. Yani tekil kirletici kaynağın sorumlusu; eğer sıfırdan büyük bir paya sahipse, doğrudan yasanın öngördüğü cezaya uğramalıdır. Ancak diğer (çevre mevzuatı) yasaları ise, belirli bir parametre konsantrasyonunun (derişiminin) altında kalan deşarjları, kirlenme sonucundan ve hatta ortama kirletici salmaktan sorumlu tutmamaktadır. Yani bir tesisten alıcı ortama verilen kirleticilere ait değerler, ilgili yönetmelik limitlerinin altında kaldığından; kirletici madde katkı değerlerinin hesaplanmasına ve kalite ölçümlerine ve dolayısı ile tesis çıkış noktalarına numune alımını da yapan “sürekli kaydedicili” bir ölçüm cihazı takılmasına gerek olmadığına karar verilebilmektedir. Bu durumda kirletici salanın doğrudan suç duyurusuna konu olması dikkate alındığında; mevzuatlar arasında kirlenme sorumluluğunun paylaşılması açısından açık çelişkiler doğmaktadır.

Esasen sorun, alıcı ortamın kaldırabileceği kirletici yükünün fazlasına maruz kalmasından kaynaklandığından; her biri limitler altında kalsa da, ferdî deşarjların sunduğu kütle toplamının kirlenmeyi gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu durumda kütle toplamının sınırlandırılması gerektiği anlaşıldığından; bir alıcı ortamın özümleme kapasitesini aşmayan kirletici yükünün hesaplanması ve mevcut kirletici kaynaklarına ait deşarj limitlerinin, bu miktarları dikkate alacak şekilde belirlenmesi zorunlu olmaktadır. Her birinin ortama verdiği katkı payı oranında yeni değerler öngörülmeli ve ilgili tüm tesislere uygulatılmalıdır. Havzaya yeni katılacak her bir sanayi kolunun, yeni kirletici yükleri ortama ekleyeceği dikkate alınırsa; öncekilerin kirletici paylarının giderek azaltılması gerektiği de açıktır.

Kirlilik payının belirlenmesinde, öncelikle sektörün türü ve yoğunluğu dikkate alınmalıdır. Eşdeğer nüfus kriterine benzer olarak, parametreler arasındaki katsayı saptanmalı, derişim ve debileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Sektörlerden bazıları, toksisite (zehirlilik) karakterindeyse, bu tip fabrikaların debisinin tamamen sıfırlanması önlemi de düşünülmelidir.

Kirletici parametrelerinin, havzadaki tüm sektörleri yansıtması gerekir. Sektör ile kirletici türleri uyuşmazsa, parametre değerleri limitler altında kalmışsa, kirlenmede şikâyete konu olan firmalar fail olamaz.

Havza, kirleticinin salındığı alıcı ortam ortaklığını göstermekle; her bir kirletici kaynağın kirlenmeye katkı oranının belirlenmesini gerektirmektedir. Çünkü bazıları, hiçbir katkı sunmaksızın, şikâyete maruz kalabilir; bazılarıysa kirletici salmalarına karşın, limitlere uydukları hâlde suçlanabilir.

Genelde, kirletici payları belirlenmeden (modelleme yapılmadan), kirletici salan (idarî yaptırım gerektiren) sadece birkaç firma “kirlenmenin müsebbibi” olarak şikâyete konu olmaktadır. Ancak kirlenmenin esas parametrelerini taşıyıp da şikâyet edilmeyenlerin payı dikkate alındığında, kirlenme olayında gerçekten suçlu olanın tespitinde hataya düşülmüş olur. Çünkü, bütünleşik vizyon yerine, sadece şikâyetçinin baktığı kısıtlı bilgi çerçevesinden hareket edilmesinden kaynaklanacak cezaî bir işleme yol açılmaktadır.

Atıksuyun toprağa, suya veya havaya verilmesiyle; ortamın hiç değişmeyen kirlenmiş niteliği yoluyla, çevrede yaşayanları geri dönülemez biçimde etkilemesi (çevrenin gerçekten kirlendiği) sonucu doğuyorsa ve faillerin belirlenmesinde herhangi bir teknik bilgi açığı da bulunmuyorsa; TCK 181 hükmüne ancak yer verilmelidir. Tam tersine gerek şikâyetçinin, gerekse mevcut mevzuattaki çizgileri kesin olmayan kirletme tanımlarıyla yürütülecek bulanık mantıkla; kabahâtin doğru bir idarî yaptırımla, suçun da doğru bir adlî yaptırımla karşılığını bulması olanaksızdır. Üstelik, tebliğlerin altındaki genelgelerle de açıldığı üzere, bir kabahâtin, suçun karşılığı olan cezalara yönlendirilmesi de; mevcut teâmüle / değerlendirmelere göre kaçınılmazdır.


Adlî Sürecin Değerlendirilmesi:

Savcının, muhtemelen çevre hukukunu Bakanlık Genelgesi çerçevesinde değerlendirdiği (bir suç duyurusu olması gerektiği) ve ilk duruşmada diğer davalar birleştirme kararı alındığı mevcut uygulamalarda çoğunlukla gözlenmektedir.
Savcı mütalaâsında, bazı dosyalarda suç duyurusu olsa bile, gözden kaçırılan husus; yine kirletici deşarj etme fiili ile kirlenmenin gerçekleşmesindeki farktır; adlî işleme konu olmayacak bir sürecin sürdürülmüş olmasıdır. Öte yandan bir suç duyurusu bulunmuyorsa, kirletici salınımına konu olan diğer firmaların idarî yaptırımla sınırlı kalması gerektiği de açıktır. Havzadaki tüm idarî yaptırıma uğramış firmaları suçlu gözüyle derlemek; çevresel yaklaşımları (çevrenin bütünsel karakterini) gözardı ederek, savcının yürüttüğü iddianame stratejisini izlemek anlamına gelmektedir.

Her ne kadar havzada kirletici salma (atıksu deşarjı) ve alıcı ortamda kirlenme tespitleri mevcut ise de; kirletme fiillerinin derecesi, kirletici deşarjlarının sürekliliği, hâlihazır deşarjların limitlerin altında kalması, buna bağlı olarak idarî makamlarca uygulanmış olan yaptırım düzeyleri ve havzada mevcut olan ancak hiçbir yaptırıma (takibâta) uğramamış benzer sektör fabrikalar da dikkate alındığında; söz konusu çevre kirlenmesinde suçun fâilinin kesin olarak saptanması imkânsızdır.

Çünkü, eğer bu fabrikaların her biri, kendi başına deşarj yapsaydı; herhangi bir kirleticinin alıcı ortamı etkilemesi (kirletmesi) mümkün değildi. Çevre kirlenmesi gözlenmeyeceğinden, her bir firma için idarî yaptırımın ötesine geçerek, suç duyurusunu takiben adlî bir süreç de işletilmeyecekti.

Alıcı ortama çok sayıda noktasal kaynakla deşarj yapıldığında; “çevre kirlenmesi” olayının, bir “suç ortaklığı” yoluyla gerçekleştiği düşünülebilirdi; ancak bu durumda ortakların sahiplik veya sözleşmelerle birbirine bağlı olması ve ortak hareket etmeleri gerekirdi. Ayrıca mevcut mevzuat, çok sayıda firmanın toplam kirletici yükünü dikkate alan limitlere de sahip değildir. Yani ferdî olarak faaliyet gösteren her bir firma, tek başına kirlenmeyi oluşturamamakta; ancak toplu olarak aynı hareketi yaptıklarında ise çevre kirlenmesine yol açabilmektedirler. Bu durumda mevcut mevzuat, kirletici deşarjında herhangi bir ortaklığa izin vermektedir.

Özetle biliriz ki; hiçbir firma, tek başına havzayı veya nehri kirletme (kirlenmeyi gerçekleştirme) kapasitesine sahip değildir. Tek firma için suç fiilinin gerçekleşmeyeceği bir durumda, rızaları / bilgileri dışında aynı fiilleri yapan diğerlerinin toplamıyla oluşan bir suçtan sadece birinin sorumlu tutulması, suçun kişiselliği veya nedensellik ilkesini karşılamazdı.

Öte yandan, toplam kirliliği oluşturan bileşenler olarak bir başkasının da aynı fiili işlemesi de, taksirle açıklanamazdı. Çünkü taksirin tanımı açısından burada, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık” kişiseldir, ancak “suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” ise çok sayıdaki fiilin bir sonucu olup; “taksirle işlenen fiilin, faile objektif olarak isnat edilebilmesi” mümkün değildir. Bu bağlamda, fiillerin tümünden kaynaklanan bir sonuç için “ceza kanununda açıkça belirtilmediği sürece taksirli hareketle işlenen bir fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz.”

Çoğul kirletici kaynak ortaklığının yol açtığı bir tekil kirlenme nasıl çözülmelidir? Çevrede gerçekten kim haklıdır? Çevreyi kaybetmeden neler yapılabilir? Birkaç kişiyi assak çözüm bulabilir miydik? Adlî süreçleri, çevrenin teknik ayrıntılarıyla doğru eşleştirmeden; bir yandan gerçekten kirleten ve çevreyi kaybederken duyarsız kalanlarla, mevzuata uyup çevreyi gözetirken üretim maliyetleri artan firmaların ayrımı yapılamaz.


Çevre Modellemesinin Kirlilik Önlemedeki Katkıları:

“Bütünleşik Arazi Kullanım Yönetimi Modeli”; havzalarında sürdürülebilir arazi kullanımının sağlanmasına yönelik, yönetim araçlarının oluşturulması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasını amaçlar. Bu kapsamda; bilim insanları, arazi kullananlar ve karar verici merciler arasında işbirliği imkânları ve ağları kurmak, hedef deltalarda arazi yönetimi ile ilgili iletişim ve işbirliği fırsatları yaratmak gibi fırsatlar sunmaktadır. Başlıca faaliyetler; entegrasyon, ortak araştırma programı, uygulamayı yaygınlaştırma ve yönetim aracını oluşturmaktır.

Model çalışmalarında; katı atık alanları, yeni şehirleşme alanları, yeni endüstri alanları ile ilgili bir “model bankası” oluşturulur. Havza için “taşıma kapasitesi terimi” tanımlanır. Arazi kullanımı ve faaliyetlerin havzaya etkilerini modelleyebilecek bir alt yapı aracılığı ile benzer tüm havzalarda da farklı kullanım senaryoların doğuracağı çevresel etkiler de modellenebilecektir. Bu bağlamda model, yerel yönetimler ve karar mercileri için iyi bir “karar-destek aracı” olacaktır.

Bir havzadaki hızlı nüfus artışı, çevre sorunları, düzensiz şehirleşme, sanayi kirliliği, amaç dışı arazi kullanımı, genel olarak çevreyi baskı altında tutan mevcut sorunlardır. Yönetim birimlerince uygulanan eylem planları; zehirli atıkların dönüşümü için birimlerin kurulması, fabrikaların mevcut arıtma tesislerini iyileştirmeleri, olmayanların temin etmesi, alıcı ortamın iyileştirilmesi, ağaçlandırma çalışmaları, alıcı ortamın proje uygulanabilirliği süresince belli aralıklarla kirliliğinin ölçülmesi gibi konuları kapsamaktadır. Dağınık konumdaki sanayi kuruluşlarını bir alanda birleştirip, denetimi kolay olan “organize sanayi bölgeleri” oluşturmak, fabrika atıklarını tek noktadan arıtmak, deşarjları denetim altına alıp, bütünleşik yönetim ilkelerini belirlemekle sonuçlanan model çıktılarıyla; havzanın özel durumuna uygun mevzuatın üretilmesi, yöreye özgü özel koruma hükümlerinin geçerli kılınması mümkündür.

Her bir firmaya kirletme payı öngörülmesi; havzanın kirlenme eşiğinin (özümleme kapasitesinin) belirlenmesi; çevrenin kendi kendisini yenilemesi için verilebilecek kirletici yükünün önceden hesaplanması, yani havzanın atıksu modellemesinin yapılmasını gerektirir.

Söz konusu havzada atıksu modellemesi, ilgili bakanlığın güdümünde yaptırılabilir; bu yolla, hem mevcut kirlenmenin bertarafı, hem de havzanın taşıma kapasitesini öngörmek üzere geleceğe yönelik limitler ve hesaplamaları gerçekleştirilebilir.

Çevre modellemesi yerine şimdilik hazırlanmakta olan bir hidrolik modelleme, eğer fabrika çıkışlarını da kapsarsa, en azından kirletici yüküne bir konsantrasyon yorumu katabilir ve tekil kaynakları tanımlayabilirdi. Hidrolik modelleme de henüz kendi sonuçlarına ulaşmadığı için alıcı ortama sunulan toplam kirliliğe yol açan tüm bileşenler (failler) bulunamaz.

Mevcut çevre hukukunda, daha önce bir modelleme (havza envanteri) yapılmadığı belgelenirse; halihazır şikâyet konusu olan (+savcılığın istediği listedeki) firmalar, tüm havzanın kirleticisi konumuna terfi ederler. Böylece kendi başlarına kirletemeyecekleri bir ortamdan, limitler altında kaldıkları hâlde, suçüstü yapılan birkaç fabrika sorumlu tutulmuş olur.

Esasen, kirletici salmanın, teknik anlamda "çevreyi kirletecek şekilde" olması gerekmektedir. Bir deşarjın, ilk atıldığı yerde renk vermesi, oradaki anlık sudan etkilenen canlıların bulunması; çevrenin taşıma kapasitesi (seyrelme, çözünme, biyolojik dönüşüm süreçleri) dikkate alındığında, mühendislik açısından bir kirlenme olarak değerlendirilmemelidir. Bir model, atıksuyun kirleticiden çıktığı, diğer kirleticilerle birleştiği ve birbirleri veya çevre ile tepkimeye girmesi sonrasındaki kirlenme katkısını dinamik ve sürekli biçimde izleyebildiğinden dolayı, noktasal değil, bölgesel kirlenme düzeyini ve sorumlularını belirleyebilir.


Sonuçlar:

Mevzuatın yeterliliği, kirlenme tanımının yenilenmesi; "kirletme"nin, atığı arıtmaksızın verilen en küçük maddeyi temsil etmesi gerekliliği gibi bulanık noktaların çözülmesi, çevreyi korumada doğru yolun bulunması için, aşılması gereken teknik konuları da barındırmaktadır.

Alıcı ortamın kirlilik yükü hesap edilemediği (kirlenme teknik tespiti yapılamadığı) için çevreye zarar verecek şekilde bir eylem olduğu / kalıcı kirliliğe sebep olunduğu / canlılarda herhangi bir araz oluştuğu söylenemez. Bu nedenle çevre hukukunu, sadece idarî yaptırımla sınırlamak gerekmektedir. Tespitler noksan ise işlem sürdürülemez:

a-Çünkü, tek bir firmanın bulunduğu bir havzada, kendi prosesinden deşarj ettiği kirlilik yükü, (işletme değişkenlikleri, tespit tutanağı gibi teorik çıktıdan bağımsız veriler nedeniyle) hesap edilemediği (kesin bir değer ortaya konulamadığı), tespit edilmişse de kirlenme düzeyinin özümleme kapasitesini aşarak, kalıcı bir kirlenme tespitini ihtiva etmediği anlaşıldığında; TCK 181. Maddesinin işletilmesi beklenmez.

b-Çoklu firmanın olduğu havzada ise firmanın deşarj ettiği kirlilik yükü, (işletme değişkenlikleri, tespit tutanağı gibi teorik çıktıdan bağımsız veriler nedeniyle) hesap edilemediğinden (kesin bir değer ortaya konulamadığından); bazıları tespit edilmişse de alıcı ortamın toplam kirlilik yükünün, kirleticileri salan tüm firmaları içine alacak şekilde failleri belirlenemediğinden; alıcı ortamın kirlendiği belirlense de, “suç ortaklığı” oluşmadığından (yani kendi başlarına yaptıkları deşarjın kalıcı olarak kirletecek kapasitede olmamasından) dolayı, TCK 181. Maddesinin işletilmesi beklenmez.

Ayrıca, her bir firmanın teorik çıktıları bellidir; ancak hukuka göre, onların ne kadar gerçekleştiği, tesisin ne zaman çalıştırıldığı, tatile girdiği gibi idarî konular bilinmediğinden dolayı, işletilme sürecine bağlı olarak debi / konsantrasyon grafiği (dinamik değerler) geçerli olmaya başlar. Resmî tespitin (suçüstünün) olmadığı zamanlarda da tesisin çalıştığını ve kirlettiğini söylemek, gerçekçi olmazdı. Kaldı ki; denetleme tutanağı, yerindeki gerçek durumu yansıtır; başka bir tespit yöntemi de çevre hukukunda henüz yoktur.

Esasen, yönetmelikte/tebliğde yer alan “numune alma cihazı” ve kabini, dinamik değerleri “online” temin etmek için Bakanlıkça kurgulanmış bir yöntemdir; ancak bir modelin SCADA’sı /sensörü amacıyla veya ortak alıcı ortama kirletici katkı oranının belirlenmesi için sistematik olarak yönlendirilmemiştir. Bu sistemler, AAT çıkışlarına konulmak suteriyle, denetleme görevi için taşra teşkilatlarınca değerlendirilmektedirler.

Diğer taraftan teorik çıktılar; havzada henüz bir “katkı oranı sınırlaması” bulunmadığından, raporunuzdaki bazı firmalarda görüldüğü üzere, ferdî olarak limitlerin altında kalan kirletici deşarjlar, adlî takibatın kapsamı dışında kalmak durumundadır.

Gerek tek firma, gerekse çok sayıdaki firmalar havzaya atıksu versinler; hesaplanacak (öngörülecek) olan kirletici yükü; alıcı ortamınkidir. Havzanın kaldırabileceği kirletici yükü aşılırsa, kirlenme doğacağından; birkaç firmanın kirletici deşarjı, kirlenmeyle sonuçlanmaz. Her bir firma, havzanın bir bütün olarak kirlenmesi sorumluluğunu taşımadığından, bu firmalar için çevresel suç oluşmaz. Tekil deşarjların sınırlandırılması girişimi olmadıkça, TCK 181 açısından tekil deşarjların kovuşturulması yersizdir.

Çevre kirlenmesini hukukî yollarla önlemekte başarılı olmak için yapılması gereken; kirletici deşarjına ilişkin şikâyetleri, kirlenme gerçekleşmişçesine doğrudan dikkate almak değil; kirlenmenin varlığına ilişkin tespitlere dayanmak ve somut verilere bağlı bir adlî süreç yürütmektir. Kirletici deşarj analizlerinin, çevresel yaptırımlar için bir anlamı olmalıdır; kirlenmeyi gösteren / alıcı ortam suyunun içeriğini veren parametrelerle, deşarj yapan sektörlerin işler durumda ve kirletici türü açısından tutarlı olması yeterlidir. Çünkü evsel değil, endüstriyel (sektör belirleyici) parametreler, hem kirletici firmayı, hem de istenirse kapasitesine göre kirletme oranını verecektir. Gerçekte ayrıntılı kirletici ve kirlenme analizlerinin (kirletici testlerinin) varlığı, çoğu kere derin araştırmalar gerektiren modellere bile gerek bırakmamaktadır. Esasen, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin endüstriyel / sektörel limit parametre türü ve sınır değerleri, sadece deşarjların aşırılığına dikkat çekmek veya sektörün kimliğini tanılamak için kullanılabilir.


Bilirkişi Raporlarında Verilmesi Gereken Kanaâtin Yönü:

1-Limitin altında kirletici salan bir firma, "çevre kirlenmesi" olayından sorumlu tutulamaz.
2-Limitin üzerinde kirletici salan bir firma, bir "çevre kirlenmesi" gerçekleşmedikçe (çevre kirlenmesi tespiti yapılmadıkça), TCK 181 maddesine göre fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
2-Bir "çevre kirlenmesi" gerçekleşmiş ise (çevre kirlenmesi tespiti yapılmışsa) ve çok sayıda firma tarafından salınan kirleticilerden hangisinin ortamı kirlettiği belirlenmemişse, bunlardan herhangi birine çevresel suç isnat edilemez.
3-Çok sayıda firma tarafından salınan kirleticilerin toplamından dolayı gerçekleşen bir çevre kirlenmesinden, sadece bir tek firma sorumlu tutulamaz.



Kaynaklar:

-Türk Ceza Kanunu İlgili Maddeleri
-Kabahatler Kanunu İlgili Maddeleri
-Belediye Atıksu Deşarj Yönetmelikleri
-Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği
-Ergene Nehri Taşkın Erken Uyarı Sistemi (ENTEUS) Projesi, 2014
-Bütünleşik Arazi Kullanım Yönetimi Modeli (ILMM-BSE) Projesi, 2013
-Unilever Unipro Çorlu Tesisi, Taşkın Karakteristiklerinin Numerik Modellemesi ve Ergene Nehri Kaynaklı Taşkın Risklerinin Değerlendirilmesi Çalışması, Tekirdağ, 2013
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Kirletme Kirlenme İkileminde Hukuki Gedik" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Orhan Tiryakioğlu'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
27-02-2015 - 16:24
(2061 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
2036
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 19 saat 19 dakika 52 saniye önce.
* Ortalama Günde 0,99 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 23682, Kelime Sayısı : 2710, Boyut : 23,13 Kb.
* 2 kez yazdırıldı.
* 1 kez indirildi.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1822
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,04035306 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.