Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Her İki Tarafın Tacir Olduğu Sigorta Sözleşmelerinde Birlikte Gerçekleşme Kuralı Ve Bu Kuralın İspatı

Yazan : Ali Selim [Yazarla İletişim]
Avukat

Makale Özeti
Ülkemizde giderek yaygınlaşan ve ekonomiye ciddi katkıları bulunan sigorta sektöründe yaşanan en önemli sorunlardan biri de hukuki belirsizliktir. Özellikle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun uygulanması noktasında yaşanan sıkıntılar, sigorta sözleşmelerinin tarafları açısından öngörü kaybına neden olmaktadır. Taciler arasında gerçekleştirilen bir takım hukuki işlemlerin şekil şartına tabi olması diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun getirmiş olduğu düzenlemeler, TTK ile etkileşime girerek farklı hukuki sonuçların doğmasına olanak tanımaktadır. Zaten kendi içerisinde çok spesifik hükümler barındıran TTK, kanun maddeleri arasında ve tek başına ciddi bir silsile oluşturabilecek güce sahipken diğer kanun hükümleriyle olan etkileşimi de dikkate alındığında durumun ciddiyeti kendini açık bir şekilde göstermektedir. İşte bu sebeple birlikte gerçekleşme kuralı, tacirler arasında imzalanan sigorta sözleşmeleri açısından son derece kapsayıcı ve etkili bir örnek teşkil etmektedir.

A. HER İKİ TARAFIN TACİR OLDUĞU TİCARİ İŞLERDE İHBAR VE İHTAR ŞEKİLLERİ

İrade beyanlarının açıklanmasında bir araç olarak kullanılan “şekil”, işlemin ilgililerce bilinmesi, ticari güvenliğin sağlanması hatta üçüncü kişilerin hukuki güvenliğinin teminat altına alınması amacıyla kanun koyucunun tercih ettiği bir hukuki kurum olarak karşımıza çıkmaktadır[1]. Şekil kurumu hukukumuzda, bir hakkın geçerli bir şekilde doğmasını sağlamak amacıyla “geçerlilik şekli” ya da bir hukuki işlemin varlığını kanıtlamak amacıyla getirilen “ispat şekli” olarak ortaya çıkmaktadır[2]. Geçerlilik şekline uygun olarak yapılan bir işlemin ispat şeklinin fonksiyonlarını da yerine getireceği uygulamada açıkça ifade edilse de geçerlilik şartına tabi işlemler sadece ilgili mevzuatta bahsi geçen aşamaların tamamlanmasıyla ortaya çıkıp hukuki işlevlerini yerine getirebilecektir[3]. Bu durumda gerek yasa gerekse taraf iradeleri açısından şekle aykırı olarak yerine getirilen hukuki işlemler, açık bir şekilde geçersiz olacaktır.

Geçerlilik şartlarının yerine getirilmemesi, durumun ispatı açısından ikrar ve yemin delillerinin kullanılmasına hatta taraf iradeleri kuvvetli bir şekilde ortaya koyan başka hukuki materyallerin gündeme gelmesine dahi olanak vermeyecektir[4]. Gerek Yargıtay[5] gerekse İsviçre Federal Mahkemesi geçerlilik şekline uymadan yapılan hukuki işlemlerin butlan yaptırımına tabi olacağını açık bir şekilde ifade etmektedir. Butlan yaptırımının gereği olarak, herkes söz konusu hukuki işlemin geçersizliğini ileri sürebilecektir. Bu durumda mahkemeler yargılamanın her aşamasında geçerli şekilde yapılmayan hukuki işlemi resen dikkate alacak ve yalnızca diğer delillere göre bir değerlendirme yapmak mecburiyetinde kalacaktır.

Yukarıda da bahsedildiği gibi geçerlilik şekline ilişkin yaptırımın ağır olması ayrıca ticari hayatta çeşitli zorluklarla karşılaşılması sebebiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda uygulamadaki aksaklığı ortadan kaldırmak amacıyla değişikliğe gidilmiştir[6] . 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.20/f.3 hükmünde yer alan ‘muteberlik’ ibaresi kaldırılmıştır. 6102 sayılı TTK m.18 açısından öndeki dönemdeki şekil şartı artık yerini ispat şartına bırakmıştır. Ancak söz konusu değişiklikten önce de doktrin[7] ve Yargıtay[8] tarafından kabul edilen görüş ‘muteber’lik hususunun bir geçerlilik şartı olmayıp salt bir ispat şekli olduğu yönündedir. Nitekim Kendigelen, kanundaki bu şeklin ilkesel olarak geçerlilik şekli olarak kabul edilmesi gerektiğini, söz konusu hükmün sadece sözleşmeler açısından değil her türlü fesih ve dönme gibi hukuki işlemleri de kapsayacağını ifade etmektedir[9] . Burada faks ve telefon ile yerine getirilen ihtar ve ihbarların, hangi hukuki etkileri doğuracağı tartışmalıdır. Çeker, telefon ve faks yoluyla yerine getirilen ihtar ve ihbarların aynı sonucu doğuracağını belirterek kanunda öngörülen şekillerin kullanılmasının ispat açısından bir kolaylık sağlayacağını ifade etmektedir[10] . Ancak 6762 sayılı TTK açısından aksi görüşte olan Dirikkan yasadaki yasal şeklin güç ve etkisinin irade ile zayıflatılamayacağı kanaatindedir[11] . Bizim görüşümüze göre; 6102 sayılı TTK m.18 hükmünün bir ispat şartı öngördüğü ayrıca faks ve telefon yoluyla da kanunda sayılan hukuki işlemlerin yapılabileceği ancak kanunda bahsedilen vasıtaların ispat kolaylığı sağlayacağı yönündedir.

B. SENETLE İSPAT KURALI

Senet kavramı, usul kanununda tanımlanmış değildir. Türk doktrinine göre senet kavramı kişinin kendi iradesiyle aleyhine olacak şekilde düzenlediği her türlü belge olarak tanımlanmaktadır[12]. Senet kambiyo senetleri olan bono, poliçe, çek olabileceği gibi her iki tarafın karşılıklı iradesiyle meydana gelen bir sözleşme de olabilir. Nitekim HMK m.200/f.1 hükmüne göre bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri iki bin beş yüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki senetle ispat zorunluluğuna ilişkin olarak getirilen bu madde hükmü bizatihi hukuki işlemleri açısından geçerlidir. Buna karşılık hukuki fiiller, tanıkla ispat edilebilecektir[13]. Kısacası hukuki fiil, hukuki işlemden niteliği ve sonuçları itibariyle farklıdır. Zira hukuki fiiller, bir irade beyanı içermediği gibi içerisinde bir irade beyanı bulunsa dahi bu irade beyanı bir hukuki sonuç doğurmaya yöneltilmiş değildir. Bu haliyle hukuki sonuç doğurma iradesi bulunmayan ve ek olarak karşı tarafa ulaşması da gerekmeyen hukuki fiiller, doğal olarak tanıkla ispat edilebilecektir[14].

Bunun dışında değinilmesi gereken ikinci kural ise senede bağlanmış bir iddiaya karşı savunma olarak ileri sürülen ayrıca bu senedin hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldıran veya etkilerini azaltan işlemlerin de yukarıda bahsedilen miktarın üstünde olması halinde senetle ispat edilebileceğidir[15]. Hal böyleyken sigorta sözleşmelerinde sigorta bedeli yahut da sigorta sözleşmesinden doğan tazminata ilişkin hususlar açısından bu duruma dikkat edilmesi bir zorunluluktur. Zira daha önce de ifade ettiğimiz gibi özellikle tarafların aleyhine sonuç doğuracak hukuki işlemlerin yapılması durumunda, senet kurumu devreye girecek ve ispat hukuku açısından son derece kritik kurallar uygulama alanı bulacaktır. Nitekim Yargıtay’a göre bir taraf aleyhine olan hukuki işlemle bağlanmış ancak herhangi bir şekilde imza atmamışsa bir senetten söz edilemeyecektir[16]. Kısacası imza altına alınan her sözleşme kanundaki miktarı veya değeri geçtiği takdir de senetle ispat kuralı kendiliğinden devreye girecektir.

C. SİGORTA SÖZLEŞMELERİNİN KURULMA ANI İLE SİGORTACININ SORUMLULUĞUN BAŞLANGICI

Sözleşmelerin kurulmasında en önemli rolü oynayan irade beyanı, aslında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.2 hükümleri uyarınca bir karinenin temelini oluşturmaktadır. 6098 sayılı yasanın 2. maddesine göre taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmuş olmasa bile sözleşme kurulmuş sayılır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken konu, kanunun sözleşmelerin kurulması açısından değil aslında var olan iradelerin uyuşması yani bağlanma iradelerinin ortaya çıktığı konusunda aksi ispat edilebilir bir karine ortaya koymasıdır[17] . Türk doktrinindeki temel fikir birliği, tarafların sözleşmenin temel niteliğini belirleyen objektif esaslı noktalar üzerinde uyuşmasının zorunluluk arz ettiğidir[18] . Kısacası sözleşmenin objektif esaslı noktaları üzerinde anlaşma sağlanmadan sözleşme kurulmayacak ve hukuki sonuçlarını doğurmayacaktır.

Sigorta sözleşmeleri, bireylerin zarar ve masrafa neden olan olayların ekonomik sonuçlarından kaçınabilmek amacıyla tedbiren ortaya çıkan bir müessesedir[19] . Kaldı ki sigorta sözleşmesinin tam tanımı yabancı doktrin tarafından yapılsa da bu tarifler eksik ve yetersiz kalmıştır[20] . Nitekim 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1401/f.1 hükmünde sigorta sözleşmesinin tarifi yapılmış ancak buradaki tanım da daha önceki denemelerde olduğu gibi beklenen etkiyi tam olarak yaratamamıştır. Genel olarak bir riskin bertaraf edilmesi amacına karşılık bir prim ödenmesi kararlaştırıldığında sigorta sözleşmesi kurulmuş sayılacaktır. Dikkat edilecek olursa sözleşmenin objektif esaslı unsurları üzerinde bir anlaşma sağlandığı takdirde sözleşme hükümleri derhal devreye girmekte ve sonuçlarını doğurmaya başlamaktadır. Bu haliyle ticaret kanununda sigorta sözleşmelerinin tanımını yapan maddede yer alan unsurların gerçekleştiği tespit edilirse sigorta sözleşmesi kurulmuş sayılacaktır. İşte bu noktada sigorta sözleşmelerine ilişkin kanuni tanımdan ve yerleşik Yargıtay kararlarından anlaşıldığı kadarıyla sigorta sözleşmelerinin kurulması açısından hiçbir surette şekil şartına tabi tutulmadığı göze çarpmaktadır[21] . Sigorta poliçesi veya geçici ilmühaberinin bir geçerlilik şekli değil tam aksine bir ispat şartı olduğu Yargı kararlarına da açık bir şekilde yansımıştır[22] . Hal böyleyken ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda herhangi bir düzenleme de olmadığı için sigorta sözleşmelerinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre bir ispat şekli işleyecektir. Nitekim 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1424/f.3’e göre poliçenin verilmediği hallerde, sözleşmenin ispatı genel hükümlere tabi olacaktır.

Her ne kadar sigorta sözleşmelerinin kurulma anı, bir şekil şartına bağlı olmayıp akdin objektif esaslı noktalarında uyuşmanın sağlandığında anda gerçekleşse de sigortacının sorumluluğunun başlaması bu anda meydana gelmeyebilir[23] . Zira 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre sigortacının sorumluluğunun başlaması için öncelikle sigorta ettirenin sözleşmeyle kararlaştırılan primi ödemesi gerekmektedir. Kanunun 1430. maddesinin birinci fıkrasında yer alan bu hükmün ikinci cümlesinde, aksine bir sözleşmenin olmaması halinde sigorta priminin peşin olarak ödeneceği de açıkça belirtilmiştir. Netice itibariyle sigorta sözleşmelerinin kurulma anı ile sigortacının sorumluluğunun başlama anının aynı zaman diliminde gerçekleşmesi gerekmediği gibi özellikle sigortacının sigorta primini ödememesi halinde ortaya çıkan bu uyuşmazlığın nasıl çözümleneceği kanun koyucunun iradesine de yansımış değildir. Uyuşmazlık kapsamına senetle ispat kuralı ve ispat şekli de dahil olduğunda ortaya aşılması güç ve son derece karmaşık bir ihtilaf çıkmaktadır. Bu anlamda TTK m.1430/f.1 hükmü aslında hukuki bir devinimin başlangıcı olmaktadır.

D. SİGORTACININ POLİÇE VERME YÜKÜMLÜLÜĞÜ AÇISINDAN BİRLİKTE GERÇEKLEŞME KURALI VE BİR YARGITAY HGK KARARI[24]

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1430/f.1 hükmü ile sigorta ettirenin prim ödemesi halinde sigortacının sorumluluğunun başlayacağı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Ancak sigorta ettirenin bu primi ödememesi halinde nasıl bir hukuki yöntem izleneceği açık bir şekilde düzenlenmemiştir. Uygulama söz konusu boşluğu bir şekilde doldurmuş ve bu konudaki eksikliği gidermiştir. Söz konusu HGK kararına konu olan olayda her iki tarafın tacir olduğu, sigortalının yangın sigortası yaptırdığı ancak sigortacının poliçeyi sigortalıya götürmesine rağmen poliçeyi imzalamadığı ayrıca primi de ödemediği açık bir şekilde tespit edildikten sonra sigortacının poliçeyi götürme işleminin maddi bir vakıa olması sebebiyle tanıkla ispat edilebileceği belirtilmiştir. Ancak burada dikkat çeken nokta Yargıtay HGK’nun sigorta poliçesini verme, imzalı bir suretini alma ve primi tahsil etme işleminin aynı anda olması gereken ve bu nedenle birbirinden ayrılması mümkün olmayan işlemlerden olduğuna hükmetmesidir. Her ne kadar poliçe tesliminin bir maddi vakıa olduğu ve tanıkla ispat edilebileceği bir gerçek olarak karşımıza çıksa da söz konusu üç işlemin aynı anda gerçekleşmesinin bir zorunluluk arz etmesi sebebiyle tanıkla ispatın mümkün olmadığı ilamda açık bir şekilde ifade edilmiştir. Burada tanıkla ispatın mümkün olmamasının altında yatan temel kriter ise senetle ispat zorunluluğu ve kanun hükümlerinin bir silsile etkisiyle birlikte uygulanmasının zorunluluk arz etmesidir. Ancak sigorta sözleşmelerinin kurulması herhangi bir şekil şartına bağlı olmasa da bir takım hukuki engellerin söz konusu olduğu hallerde istisnai olarak şekil şartına başvurmak gerekmektedir.
Sigorta primini ödemeyen sigortalının bu tutumuna karşılık, sigortacının verilen süre sonunda fesih hakkı gündeme gelmektedir. Ancak kanun koyucu bu fesih hakkının gündeme gelmesinden hemen önce sigortacıya bir takım yükümlülükler yüklemiştir. Sigortacı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1424/f.1 hükmüne göre sigorta poliçesini sigorta ettirene götürmekle yükümlü kılınmıştır. Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi TTK m.1430/f.1 ile başlayan silsilenin ilk yansıması burada kendini göstermektedir. Sigortacı, sigorta primini ödemeyen sigorta ettirene poliçeyi götürmekle yükümlü kılınmıştır. Ancak durum bununla sınırlı kalmamaktadır. Zira söz konusu uyuşmazlık sigorta priminin ödenmemesine ilişkin olduğundan, kanunun diğer maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. 6102 sayılı TTK’nun ödeme zamanı yan başlığını taşıyan ve 1431. maddenin birinci fıkrasında yer alan hükme göre; sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksidin, sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Burada ödeme zamanı açısından poliçenin verilmesi ile primin ödeme anının seçilmiş olması bir başka madde hükmünün de gündeme gelmesine neden olmaktadır. TTK m.1432/f.1’e göre sigorta primi, sigorta ettirenin, sözleşmede gösterilen adresinde ödenir. Ödeme yerinin düzenlendiği bu madde hükmü ile sigortacının poliçeyi götürme, imzalı örneğini alma ve primi tahsil etme işlemini aynı anda gerçekleştirmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Fakat bu işlemin kanundaki diğer hükümlerin devreye girmesi ve özellikle hukuki işlemlerin tacirler arasında gerçekleşmesi sebebiyle ispat şartlarına uygun vasıtalarla yapılması gerekmektedir.

İspat şartlarını hukukun belirlediği sınırlar dışında kullanan tacir, yine hukukun kendisine tanımış olduğu imkanları kullanmaktan alıkonulabilecektir[25] . Bu durumda poliçenin verildiğinin ispatı ancak 6102 sayılı TTK m.18’de belirtilen ispat vasıtalarıyla yerine getirilebilecektir. Özellikle faks ve telefonla yapılan ihbarlar ispat kolaylığı sağlamadığı için ciddiye alınmayacaktır. Her ne kadar sigorta sözleşmelerinin kurulması bir şekil şartına bağlı olmasa da gerçekleştirilen hukuki işlemlerin kanunda belirtilen ispat vasıtalarıyla yerine getirilmesi gerekmektedir. Zira burada kanun koyucunun sigortacıya yüklediği bir yükümlülüğün, sigortacı tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin ispat edilmesi gerekmektedir. Netice itibariyle Yargıtay HGK’na göre sigorta poliçesinin teslim edildiğine ilişkin olarak tanık dinletilmesi mümkün olmayacak, bu durum sigorta poliçesinin götürüldüğü ancak teslim alınmadığı ve 30 günlük süre verildiğini belirten bir ihtarnamenin keşide edilmesiyle ispat edilebilecektir[26] . Buradaki şekil şartı da biraz önce ifade ettiğimiz gibi 6102 sayılı TTK’nın 18. maddesinde belirtilen vasıtalarla yerine getirilecektir. Aksi halde sigortacı meydana gelen hukuki sonuçlara katlanmak mecburiyetinde kalacaktır.

E. SİGORTA ETTİRENİN TALEBİ VE TALEBİN HUKUKİ SONUÇLARI

Sigortacı açısından aynı anda gerçekleşmesi gereken hukuki işlemler, gerekli şekil şartları sağlanmadan yerine getirildiği takdirde, sigorta ettirenin bu konudaki talebinin ne olacağı önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada bu işlemlerin gerçekleştirilmemesine rağmen ve rizikonun meydana gelmesinin ardından, genellikle sigorta tazminatının talep edildiği görülmektedir. Ancak sigortalının sigortacıya yönelttiği bu talep, hukuken yerinde olmayan bir istemden ibarettir. Kanun koyucu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun m.1424/f.1 hükmü ile sigortacının veya onun yetkili acentesinin, sözleşmenin yapılmasından itibaren yirmi dört saat içerisinde yetkililerce imzalanmış bir poliçeyi sigorta ettirene vermesi gerektiği ifade etmiştir. Kanun koyucu sözleşmenin kurulduğu diğer haller açısından ise sigortacıya on beş günlük bir süre tanımıştır. Ancak ilgili fıkranın son cümlesinde öne çıkan nokta, sigortacının bahsedilen yükümlülüğü yerine getirmediği takdirde poliçenin geç verilmesinden doğan zararlardan sorumlu olacağıdır. Hal böyleyken prim ödenmemesi sebebiyle canlandırılan TTK m1424/f.1 hükmü poliçenin geç verilmesinden sonra gerçekleşen rizikolar açısından sigorta bedelinden başka bir talep hakkı tanımaktadır. Zira sigorta sözleşmesi kurulmuş olsa da sigorta primi ödenmediğinden sigortacının sorumluluğu başlamamıştır. Fakat buradaki esas nokta kanun koyucunun sigortacıya yüklemiş olduğu yan yükümlülüklerdir. Sigortacının hukuki sorumluluğu başlamamış olmasına rağmen sözleşme kurulduğundan ve sigorta sözleşmeleri açısından kanun koyucunun belirlediği bir takım yan yükümlülükler devreye girdiğinden sigortacının doğan zarardan sorumluluğu gündeme gelmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile organik bir bağa sahip olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu açısından, poliçenin geç verilmesi sebebiyle meydana gelen hasar için menfi veya müspet zarar talep edilebilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; kanundaki bu hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu açısından senetle ispat kuralının devreye girdiği ve tacirler arasında kurulan sigorta sözleşmelerinin söz konusu hallerde sigorta poliçesinin verildiğinin, imzalı bir örneğinin alındığının ve primin tahsil edildiğinin gerekli şekil şartlarıyla ispat edilememesi halinde uygulama alanı bulabileceğidir.

DİPNOTLAR

1. Şekil zorunluluğunu öngören hukuk normunun koruma amaç ve alanının, özel koruma ve genel koruma olmak üzere ikiye ayrıldığı, özel koruma alanına sadece hukukî işlemin veya sözleşme tarafı ya da taraflarının girdiği; genel koruma amaçlı normların kapsamına taraflar dışındaki üçüncü kişilerin yararları yanında, kamu yararının dahil olduğu konusunda bk. Eren, 2012: 244.
2. Oğuzman ve Öz: 2010, 117
3. Dirikkan, 2002: 41
4. Dirikkan, 2002: 42
5. YİBGK 30.09.1988, E.1987/2 - K.1988/2
6. 18. Maddenin gerekçesi aynen şöyledir; “Hükümdeki şekil, geçerlilik şartı olmaktan çıkarılmış, ispat şartına dönüştürülmüştür. Bu amaçla eski metinde yer alan "muteber olması için" ibaresine metinde yer verilmemiştir. Bu değişikliğin sebebi, geçerlik şartının artık haklı bir gerekçesinin bulunmaması ve teknikteki hızlı gelişmedir. Ayrıca hiçbir modern kanunda bu kadar ağır bir geçerlilik şartı yer almamaktadır. Şartın tacir gibi basiretli bir işadamı için öngörülmüş olması da anlamsız bulunmuştur.
7. Doğanay, 1990: 150-151; Aksi yönde görüş için Bkz. Dirikkan, 2002: 45
8. YHGK 12.03.1997, E.1996/11951 - K.1997/178
9. Kendigelen, 2011: 51
10. Çeker, 2011: 96
11. Dirikkan, 2002: 51
12. Yıldırım, 2011: 115
13. Kuru vd, 2011: 414
14. Kuru vd, 2011: 415
15. Alangoya vd, 2011: 393
16. Yargıtay 13.HD’nin 05.05.1975 tarihli kararı (YKD 1976/6, s.872 vd.)
17. Nomer, 2013
18. Oğuzman ve Öz: 2010, 64; Eren, 2012: 232, 234, 242
19. Kender, 2014: 1
20. Bkz. Kender, 2014: 163, Fransa-1930 tarihli Sigorta Sözleşmesi Kanunu, Almanya-1908 tarihli Sigorta Sözleşmesi Kanunu, İsviçre-1908 Sigorta Sözleşmesi Kanunu
21. “Sigorta akti şekle bağlı bir akit olmadığından tarafların icap ve kabulü ve iradelerinin aynı doğrultuda birleşmesi sonunda vücut bulmuş olur.” 11. HD. 26.01.1982, E.1982/74 - K.1982/1125
22. ”Sigorta akdinin in’ikadı özel şekle bağlı değildir, dolayısiyle sigorta poliçesi veya geçici sigorta ilmühaberi geçerlilik şartı olmayıp ispat belgesidir.”
23. TD, 28.11.1964, E.1963/5813 – K.1964/3974; “Ancak, TTK hükümlerine göre, her zaman akdin oluşması ile sigortacının sorumluluğunun başlaması aynı anda meydana gelmez.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.09.1983 Esas: 1982/11-929, Karar: 1983/853
24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.09.1983 Esas: 1982/11-929, Karar: 1983/853
25. Bozer, 1961: 223
26. Yargıtay HGK kararında aynen; “Sigorta şirketi poliçeyi sigortalıya götürdüğünü, imzalamasını istediği halde imzalamadığını ve primi veya ilk taksidi sigortalının ödemediği iddiasını nasıl kanıtlayabilir? Sigortalının bu hususları kabul etmesi halinde bir güçlük söz konusu değildir. Fakat inkar halinde, ancak TTK.nun 1297. madde gereğince primin istendiği halde ödenmediğini, 30 günlük süre veren resmi bir ihtarname keşide etmiş olmakla veya taahhütlü mektup göndermiş olmakla kanıtlayabilir.”

KAYNAKÇA

ALANGOYA, Yavuz. YILDIRIM, Kamil. ve DEREN- YILDIRIM, Nevhiz, (2011) Medeni Usul Hukuku Esasları (8.Baskı). İstanbul; Beta Yayınları
BOZER, Ali. (1961) Mal Sigortasında Aktin Yürürlük Tarihini ve Sigortacının Mesuliyetinin Başlangıcını Tayin Eden Sigorta Mukavelesi Hükümleri, Batıder, (2), 213-225
ÇEKER, Mustafa. (2011). Ticaret Hukuku (2.Baskı). Adana; Karahan Kitapevi
DİRİKKAN, Hanife. (2002). Tacirler Arası İhtar ve İhbarlar, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, (4), 39-75
DOĞANAY, İsmail. (1990) Türk Ticaret Kanunu Şerhi (3.Bası). Ankara; Feryal Matbaacılık
EREN, Fikret. (2012). Borçlar Hukuku Genel Hükümler (14.Baskı) Ankara; Yetkin Yayınları
KENDER, Rayegan. (2014). Türkiye’de Hususi Sigorta Hukuku (Güncelleştirilmiş 14.Baskı). İstanbul 2014
KENDİGELEN, Abuzer. (2011) Türk Ticaret Kanunu Değişiklikler Yenilikler ve İlk Tespitler (1.Baskı). İstanbul; XII Levha Yayınları
KURU, Baki. ARSLAN, Ramazan ve YILMAZ, Ejder. (2011) Medeni Usul Hukuk (22.Baskı). Ankara; Yetkin Yayınları
NOMER, Nami Nomer. (2013) Yaşar. Online. 20 Ocak 2014, http://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/26-Haluk-Nami-NOMER.pdf,
OĞUZMAN, M. Kemal. ve ÖZ, M. Turgut. (2010) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, Vedat Kitapçılık
YILDIRIM, Kamil. (2011). İlkler Işığı Altında Medeni Yargılama Hukuku (6.Baskı), İstanbul; Beta Yayınları
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Her İki Tarafın Tacir Olduğu Sigorta Sözleşmelerinde Birlikte Gerçekleşme Kuralı Ve Bu Kuralın İspatı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ali Selim'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
14-02-2015 - 00:37
(2076 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 2 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 2 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
2492
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 2 gün 56 dakika 7 saniye önce.
* Ortalama Günde 1,20 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 21056, Kelime Sayısı : 2625, Boyut : 20,56 Kb.
* 5 kez yazdırıldı.
* 3 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1819
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,05527401 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.