Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Rücu Hakkı

Yazan : Numan Tekelioğlu [Yazarla İletişim]
Avukat

Makale Özeti
Bu çalışmanın konusu, kefalet sözleşmesinde kefilin rücu hakkıdır. Kefalet sözleşmesi teminat sözleşmelerinin en yaygın türüdür. Bu sözleşmeyle kefil, borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde bundan kişisel olarak sorumlu olmayı taahhüt eder. Kefilin alacaklıya ödeme yapmak zorunda kalması halinde, kefilin başta asıl borçlu olmak üzere borcun ifasından sorumlu diğer kişilere karşı rücu hakkı söz konusu olur. Çalışmamızda öncelikle rücu hakkının hukuki niteliği üzerinde durulacaktır. Daha sonra rücu hakkının dayanakları ve kapsamı detaylı olarak incelenecektir. Son olarak ise, rücu hakkı ile zamanaşımı ilişkisi ve rücu hakkından feragat meselesi açıklanmaya çalışılacaktır.

KEFALET SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN RÜCU HAKKI
Av. Numan TEKELİOĞLU1



ÖZET
Bu çalışmanın konusu, kefalet sözleşmesinde kefilin rücu hakkıdır. Kefalet sözleşmesi teminat sözleşmelerinin en yaygın türüdür. Bu sözleşmeyle kefil, borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde bundan kişisel olarak sorumlu olmayı taahhüt eder. Kefilin alacaklıya ödeme yapmak zorunda kalması halinde, kefilin başta asıl borçlu olmak üzere borcun ifasından sorumlu diğer kişilere karşı rücu hakkı söz konusu olur. Çalışmamızda öncelikle rücu hakkının hukuki niteliği üzerinde durulacaktır. Daha sonra rücu hakkının dayanakları ve kapsamı detaylı olarak incelenecektir. Son olarak ise, rücu hakkı ile zamanaşımı ilişkisi ve rücu hakkından feragat meselesi açıklanmaya çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Kefalet, Sözleşme, Kefil, Rücu, Teminat

ABSTRACT
The subject of this study, is the guarantor of the bail contract right of cancellation. Is the most common type of collateral contracts the bail agreement. With this contract if it did not mean the debt of the borrower vouch for that personally undertakes to be responsible for. Guarantor guarantor if forced to pay a creditor, especially the principal responsible for the expression of other debt, including debtor against persons right of withdrawal would be in question. In our study, the right to legal recourse will focus primarily on the nature of the. Then the right to recourse to the racks and scope will be examined in detail. Finally, the right of withdrawal is a matter of statute of limitations with the relationship and will be trying to unravel here renounces recourse.
Key Words: Bail, Contract, Vouch, Recourse, Deposit





I. GİRİŞ
Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir (TBK m.581). Kefalet sözleşmesinde ‘’alacaklı’’ ve ‘’kefil’’ olmak üzere iki taraf söz konusudur. Yani alacaklıya ifada bulunması gereken kişi olan ‘’asıl borçlu’’ kefalet sözleşmesinin tarafı değildir. Hal böyle olmakla birlikte, Borçlar Kanununda kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişki de düzenlenmiştir. Zira kefalet sözleşmesi gereği, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi sebebiyle kefilin alacaklıya ödeme yapması durumunda kefilin rücu hakkı söz konusu olacaktır2.
Asıl borçluya karşı rücu talebinde bulunmak isteyen kefil, iki ayrı yolla bu hakkını kullanabilir3. İlk olarak kefil, asıl borçluyla aralarındaki temel ilişkiye dayanarak rücu hakkını kullanabilir. Buna ‘’kefilin özel(temel ilişkiye dayalı) rücu hakkı’’ denmektedir4. İkinci olarak ise kefil, Borçlar Kanununda düzenlenen(m.596) halefiyet ilkesine dayalı rücu hakkını kullanabilir. Buna da ‘’kefilin genel(halefiyete dayalı) rücu hakkı adı verilmektedir.
Kefilin özel rücu hakkından yararlanabilmesi için, asıl borçluyla aralarında var olan temel ilişkiyi ispat etmesi gerekmektedir. Gerçekten de kefil ile asıl borçlu arasında vekâlet, vekâletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme şeklinde tezahür eden bir ilişki mevcut olabilir. Ancak kefil, asıl borçlu ile arasındaki temel ilişkinin ispatı noktasında zorluk çekebilir. Ayrıca, kefil ile asıl borçlu arasında rücu hakkına ilişkin bir anlaşmaya da çoğunlukla rastlanmaz. İşte bu türlü zorluklarla karşılaşacak olan kefil, kanun koyucu tarafından ‘’halefiyet ilkesi’’ çerçevesinde korunmaya çalışılmıştır. Temel ilişkiyi ispat açısından zorluk çekecek olan veya genel rücu hakkına başvurması halinde daha kapsamlı bir talepte bulunacak olan kefil, özel rücu hakkına dayanmayıp BK m.596 çerçevesinde talepte bulunabilir. Dolayısıyla burada özel rücu hakkıyla genel rücu hakkının yarışması söz konusudur5.
Kefilin rücu hakkı, yalnızca asıl borçluya karşı ileri sürülebilecek bir hak değildir. Bir borç için birden fazla kişinin kefil olup da bunlardan birinin alacaklıya ödemede bulunması halinde, ödeme yapan kefilin diğer kefillere de rücu hakkı doğacaktır6.
II. RÜCU HAKKININ HUKUKİ NİTELİĞİ
Hukuki bir kavram olarak rücu; “bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, kısmen veya tamamen asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi”7 olarak tanımlanmaktadır. Kefilin rücu hakkının niteliğini belirlemek için, öncelikle kefilin alacaklıya olan borcunun niteliğini belirlemek gerekmektedir. Bilindiği üzere kefil, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi durumunda bundan kişisel olarak sorumlu olmayı taahhüt eder. Asıl borçlunun borcu çoğunlukla bir para borcudur ve kefil de bu para borcu için teminat verir. Ancak asıl borçlunun borcunun şahsi bir edim olması da mümkündür. Şu halde, borcun konusunun şahsi bir edim olması durumunda kefilin borcunun da şahsi bir edim olup olmayacağı hususu önem kazanmaktadır. Eğer kefilin borcu da şahsi bir edim olarak kabul edilirse, kefil açısından aynen ifa yükümlülüğünden bahsetmek gerekecektir.
Öğretideki hâkim görüşe göre, kefilin borcu bir tazminat borcudur8. Zira kefil, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi sebebiyle alacaklının uğramış olduğu zararı tazmin etmekle yükümlüdür. 6098 sayılı Borçlar Kanunu m.581’de düzenlenen kefalet sözleşmesi tanımına bakıldığında da ‘’kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.’’ denilmek suretiyle, kefilin aynen ifa ile yükümlü olduğuna ilişkin bir hüküm getirilmemiştir9. Her ne kadar kefalet sözleşmesi sebebiyle doğan teminat borcu fer’i nitelikte bir borç olsa da, kefil asıl borçlunun borcunu değil, kefalet sözleşmesinden doğan kendi borcunu ifa etmektedir. Dolayısıyla kefil aynen ifa ile yükümlü olmayıp, kefalet sözleşmesindeki azami miktarla bağlı olarak bir tazminat borcu altındadır.
Kefilin kefalet sözleşmesi gereği alacaklıya olan borcu bir tazminat borcu olduğuna göre, kefilin rücu hakkının da tazminat niteliğinde olduğunu kabul etmek mümkündür10. Zira kefil rücu hakkını kullanırken talepte bulunduğu kimselerden asıl alacağı değil, kendi yaptığı ödeme sebebiyle uğradığı zararı isteyebilir. Ayrıca, kefile rücu hakkı tanınmasının amacı sözleşmeden doğan sorumlulukların denkleştirilmesidir. Hal böyle olunca rücu hakkının tazminat niteliğinde kabul edilmesi, söz konusu amaç açısından daha uygun olacaktır11.
III. KEFİLİN ÖZEL(İÇ İLİŞKİYE DAYALI) RÜCU HAKKI
a-) Genel Olarak
Rücu hakkını kullanmak isteyen kefilin başvurabileceği yollardan birinin kefilin özel rücu hakkı olduğunu belirtmiştik. Kefilin özel rücu hakkı, BK m.596/3’de düzenlenen ‘’ Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.’’ hükmünden kaynaklanmaktadır. Kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişki ise vekâlet, vekâletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme şeklinde ortaya çıkabilir12. Dolayısıyla kefilin özel rücu hakkının dayanaklarına göre inceleme yapılması gerekmektedir.
b-) Vekâlet İlişkisi
Bir kimsenin asıl borçlunun isteği üzerine kefil olmayı kabul etmesi durumunda asıl borçluyla kefil arasında bir vekâlet ilişkisi bulunmaktadır13. Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir(BK m.502/1). Buna göre kefil, asıl borçlunun bir işini görme çerçevesinde onun bir borcu için kefil olmaktadır. Hal böyle olunca kefilin ve asıl borçlunun yükümlülükleri BK m.505-510 hükümlerine göre belirlenecektir.
Kefil, asıl borçluyla aralarındaki vekâlet ilişkisine dayanarak rücu talebinde bulunabilir. Ancak bu talep sonucunda istediğini alabilmesi için, kanunda ‘’vekilin borçları’’ başlığı altında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmiş olması gerekir. Bunlardan ilki ‘’talimatlara uyma yükümlülüğü’’dür. BK m. 505/1’e göre; Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir. Bu hüküm doğrultusunda kefil, alacaklıya ödeme yaparken asıl borçlunun talimatlarına uygun hareket etmek zorundadır14. Kefilin asıl borçlunun talimatları dışında hareket edebilmesi için ya asıl borçludan talimat almanın mümkün olmaması ya da eğer talimat almak mümkün olsaydı, durumun gerektirdiği şartlara göre asıl borçlunun bu talimatı vereceği açık olmalıdır.
Kefilin bir diğer yükümlülüğü, ‘’şahsen ifa’’ yükümlülüğüdür(BK m.506/1). Buna göre vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekâlet ilişkisindeki kefil açısından en önemli yükümlülük ise ‘’sadakat ve özen’’ yükümlülüğüdür. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür(BK m.506/2).Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır(BK m.506/3). Kefilin özen yükümlülüğü çerçevesinde yerine getirmesi gereken başlıca külfet, asıl borçlunun sahip olduğu savunma imkânlarının alacaklıya karşı ileri sürülmesidir. Eğer kefil, ileri sürmesi gereken savunma imkânlarını kullanmaksızın alacaklıya ödeme yapmışsa, özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmiş olacağından rücu hakkını kaybeder.
Son olarak, vekâlet ilişkisi çerçevesinde kefilin ‘’hesap verme’’ yükümlülüğü altında olduğu söylenebilir. Zira BK m.508/1 uyarınca vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür.
c-) Vekâletsiz İş Görme İlişkisi
Kefalet sözleşmesi, asıl borçlunun talebi ve bilgisi olmaksızın gerçekleşmiş olabilir. Zira, kefalet sözleşmesinin yapılması için asıl borçlunun onayına ihtiyaç yoktur. İşte böyle bir durumda kefil ve asıl borçlu arasında vekâletsiz iş görme ilişkisi kurulmuş olabilir15. Öğretide vekâletsiz iş görme ilişkisinin kurulması için üç unsurun bulunması gerektiği belirtilmektedir16.
1-) Bir başkasının hukuk alanına müdahale etmiş olmak: Kefalet sözleşmesinde kefilin asıl borçlunun bilgisi dışında kefil olması halinde, kefilin asıl borçlunun hukuk alanına onun lehine bir müdahalede bulunduğu açıktır.
2-) Başkasının hukuk alanına yapılan müdahalenin bir yetkiye dayanmaması: Kefil asıl borçlunun bilgisi dışında kefalet sözleşmesi yaptığında, onun bu girişimi asıl borçlunun kendisine vermiş olduğu herhangi bir yetkiye dayanmadığından bu unsur gerçekleşmiş olur.
3-) İş gören kişinin başkasının işini görme iradesi taşıması: Kefil, kefalet sözleşmesi yaparken asıl borçlunun menfaatini gözetiyorsa başkasının işini görme iradesine sahip olduğu sonucu çıkarılabilir17. Ancak burada belirtmek gerekir ki, kefil asıl borçlunun borcu için teminat verirken onu bir yükümlülükten kurtarma amacıyla hareket ediyorsa burada rücu hakkının doğması söz konusu olmaz. Örneğin, asıl borçluya bir bağışlamada bulunmak veya ona karşı ahlaki bir görevi yerine getirmek amacıyla hareket eden ve bu suretle alacaklıya ödemede bulunan kefil, yaptığı ödeme sebebiyle asıl borçluya rücu talebinde bulunamaz. Kefilin asıl borçluyu yükümlülük altına sokma amacıyla hareket etmesi gerekliliği, yalnızca özel rücu talebi için değil, genel rücu talebi için de geçerlidir18.
Yukarıda belirttiğimiz unsurlar bir arada bulunuyorsa, kefil ile asıl borçlu arasında vekâletsiz iş görme ilişkisi vardır. Öyleyse, özel rücu talebinin çerçevesi, vekâletsiz iş görmeyi düzenleyen BK m. 526-531 hükümlerine göre belirlenecektir. BK m.526’ya göre, vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. Dolayısıyla vekâletsiz iş görme ilişkisinde de, tıpkı vekâlet ilişkisinde olduğu gibi kefilin sadakat ve özen borcu çerçevesinde asıl borçlunun menfaatine uygun hareket etme yükümlülüğü vardır. Ancak vekâlet ilişkisindeki kefilin talimatlara uyma yükümlülüğü, vekaletsiz iş görme açısından biraz farklıdır. Bu fark da vekâletsiz iş görmenin doğasından kaynaklanmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, vekâletsiz iş gören konumundaki kefil, tıpkı talimat alma imkânı bulunmayan vekil gibi asıl borçlunun varsayılan iradesine göre hareket etmek durumundadır.
d-) Sebepsiz Zenginleşme İlişkisi
Kefil ile asıl borçlu arasında vekâlet veya vekâletsiz iş görme olarak nitelenebilecek bir ilişki bulunmaması halinde, kefilin özel rücu talebinin dayanağı sebepsiz zenginleşme olacaktır. Zira, kefil alacaklıya ödemede bulunduğunda asıl borçlu sebepsiz olarak borçtan kurtulmakta ve böylece malvarlığında bir zenginleşme gerçekleşmektedir19. Hal böyle olunca kefilin özel rücu talebinin dayanağı da sebepsiz zenginleşme olacaktır. Zira BK m. 77/1’e göre, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden*zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
Sebepsiz zenginleşmeye dayanılarak yapılacak olan rücu talebinin kapsamı, asıl borçlunun bu ödeme sebebiyle zenginleştiği miktara göre belirlenir. Başka bir deyişle, sebepsiz zenginleşmeye dayalı rücu talebinin kapsamının belirlenmesinde kefilin yaptığı ödeme sebebiyle uğradığı zarar esas alınmaz20.
Sebepsiz zenginleşme ilişkisinde önemli olan bir diğer husus ise, rücu talebinin yapıldığı zamandır. Zira BK m.79/1’e göre, sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür. Yani kefilin rücu talebinde bulunduğu sırada, asıl borçlu sebepsiz zenginleşmenin getirdiği ekonomik çıkara sahip değilse, rücu talebi karşısında zenginleşmenin eksildiği veya yok olduğu savunmasında bulunabilir. Dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeye dayanılarak rücu talebinde bulunulması diğer ihtimallere nazaran daha dezavantajlı bir konumdadır.
e-) Özel Rücu Talebinin Kapsamı
1-) Alacaklıya yapılan ödeme
Asıl borçlu ile aralarında vekalet, vekaletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme ilişkisi bulunan kefilin özel rücu talebi çerçevesinde isteyebileceği temel şey, alacaklıya yapmış olduğu ödemedir. Ancak bu talebin kapsamı, kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkinin niteliğine göre belirlenecektir21.
Vekâlet ilişkisine dayanan kefil, BK m. 510/1 hükmü doğrultusunda alacaklıya yaptığı ödemenin karşılanmasını talep edebilir. Zira söz konusu maddede vekâlet verenin vekâlet ilişkisi sebebiyle vekilin yüklendiği borçlardan onu kurtarması gerektiği ifade edilmiştir.
Kefil ile asıl borçlu arasında vekâletsiz iş görme ilişkisi varsa, rücu talebi BK m.529’a dayanacaktır. Buna göre, iş sahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, iş görenin gördüğü iş*dolayısıyla*üstlendiği*edimleri ifa etmek zorundadır.
Sebepsiz zenginleşme ilişkisinde ise, daha önce de belirtildiği üzere rücu talebinin kapsamı asıl borçlunun zenginleştiği miktara göre belirlenir. Ancak zaman bakımından, rücu talebinin asıl borçluya yöneltildiği sırada kefilin alacaklıya yaptığı ödemenin asıl borçluya sağladığı zenginleşme devam ediyor olmalıdır. Zira zenginleşme ortadan kalkmışsa veya azalmışsa rücu talebinin başarıyla sonuçlanması imkânı ortadan kalkabilir22. Tüm bu ihtimallerin gerçekleşebilmesi ve bu doğrultuda rücu talebinin başarıya ulaşabilmesi için, elbette rücu talebinde bulunmaya dair temel şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
2-) Masraflar ve faiz
Özel rücu hakkını kullanmak isteyen kefilin, alacaklıya yaptığı ödemeyi talep edebileceğini belirtmiştik. Ancak kefilin özel rücu talebinin kapsamı yalnızca alacaklıya yapılan ödemeyle sınırlı değildir. Zira kefil, alacaklıya yapılan ödemeden başka masraflar da yapmış olabilir. Masraflar ve faiz talebinin kapsamı, tıpkı alacaklıya yapılan ödemede olduğu gibi kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkinin niteliğine göre belirlenecektir.
Kefil ile asıl borçlu arasında vekâlet ilişkisi varsa, asıl borçlu kefilin yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte ödemek zorundadır(BK m.510/1). Örneğin kefalet sözleşmesinin yapılması için harcanan masraflar veya dava açılmışsa dava için yapılan giderler bu çerçevede rücu talebine konu olabilir23.
Kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişki vekâletsiz iş görme ise, asıl borçlu kefilin durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek zorundadır(BK m.529/1). Dikkat edilecek olursa, vekâlet ilişkisinde kefil yaptığı zorunlu masrafları talep edebilirken, vekaletsiz iş görme ilişkisinde zorunlu masraflardan başka yararlı masrafları da talep edebilir. Öyleyse, kefil açısından vekâletsiz iş görme ilişkisine dayalı bir talebin daha avantajlı olduğu söylenebilir24.
Sebepsiz zenginleşme ilişkisinde ise zenginleşen, tıpkı alacaklıya yapılan ödemede olduğu gibi, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.
Kefilin faiz talep etme hakkı bulunmakla birlikte, bu talebe uygulanacak oran kural olarak yasal faiz oranıdır25. Ancak kefil alacaklıya ödemede bulunabilmek için yasal faiz oranından daha yüksek bir faiz ödenmek durumunda kalmışsa, bu faiz oranını da rücu talebine konu edebilir26. BK m.510 ve 529 hükümlerinden anlaşılacağı üzere, burada sözü edilen faiz, yapılan masraflara işletilen faizdir. Bunun dışında kefil, alacaklıya ödediği esas borç için işlemiş faizleri de talep edebilir ve bu talep faize faiz yürütülmesi olarak kabul edilemez27.



3-) Zararın tazmini
BK m.510/2 hükmüne göre vekil, vekâletin ifası sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini vekâlet verenden isteyebilir. Dolayısıyla asıl borçlu ile arasında vekâlet ilişkisi bulunan kefil, bu sebeple uğradığı zararın tazminini de özel rücu talebiyle isteyebilir. Ancak kanunda asıl borçlu açısından bir kurtuluş imkânı getirilmiştir. Şöyle ki; eğer vekâlet veren, kusuru bulunmadığını ispat ederse zararın tazminine dair sorumluluktan kurtulabilir(BK m.510/2 c.2). Dolayısıyla burada asıl borçlu açısından bir kusur sorumluluğu söz konusudur28.
Vekâletsiz iş görme ilişkisinde ise, vekâlet ilişkisinden farklı olarak zararın tazmini hususunda hâkime takdir yetkisi verilmiştir. Buna göre iş sahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür(BK m.529/1). Asıl borçlunun kefilin zarara uğramasında bir kusuru bulunmasa dahi, hâkim zararın tazmin edilmesine hakkaniyet ilkesi çerçevesinde karar verebilir. Görüldüğü üzere uğranılan zararın tazmini açısından, vekaletsiz iş görme ilişkisi vekalet ilişkisine nazaran daha avantajlı olabilir. Zira vekaletsiz iş görme ilişkisinde eğer hakkaniyet gerektiriyorsa asıl borçlunun kusuru olmasa da hakim zararın tazmini yönünde karar verebilir.
IV. KEFİLİN GENEL(HALEFİYETE DAYALI) RÜCU HAKKI
a-) Genel Olarak
Kefil, alacaklıya ödemede bulunduğu oranda alacaklının haklarına halef olur29. Halefiyet ilkesi olarak adlandırılan ve Borçlar kanunu m.596/1’e dayanan bu kural gereğince kefil asıl borçluya karşı kanundan doğan, halefiyete dayalı rücu hakkına sahiptir. Dolayısıyla kefil ile asıl borçlu arasındaki iç ilişkiden doğan özel rücu hakkının yanında, halefiyet ilkesine dayalı yasal bir rücu hakkı bulunmaktadır30. Kefilin alacaklıya halef olması, alacaklının borçluya karşı sahip olduğu hakların kefile geçmesi anlamına gelir. Bu hakların kefile geçişi ise, alacaklının rızasına veya onayına bağlı olmaksızın kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla birlikte kanun gereği kendiliğinden gerçekleşir31.Kefilin halefiyete dayalı rücu hakkının doğması, kefilin asıl borçlu ile ilişkisindeki amaçla bağlantılıdır. Daha açık bir ifadeyle, kefil kefalet ilişkisine girerken asıl borçluyu yükümlülük altına sokmak amacıyla hareket etmiş olmalıdır.

b-) Genel Rücu Hakkının Şartları
Kefilin asıl borçluya karşı genel rücu hakkının doğması için bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:
1-) Geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunması: Kefilin BK m.596 hükmüne dayanarak yasal rücu talebinde bulunabilmesi için elbette öncelikle ortada geçerli surette yapılmış bir kefalet sözleşmesi olmalıdır. Borçlar kanunumuzda kefalet sözleşmesinin geçerliliği hem şekil hem de içerik açısından bazı şartlara tabi kılınmıştır. Bir kere kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Ancak, gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir(BK m.582/1). Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük altına girdiği sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefaletle ilgili kanun hükümlerine göre sorumlu olur. Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır (BK m.582/2).
Şekil açısından ise kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe**geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır(BK m.583/1).
Eğer kefalet sözleşmesi, herhangi bir sebepten dolayı geçerli olarak kurulmamışsa ve buna rağmen kefil alacaklıya ödemede bulunmuşsa bu durumda asıl borçluya karşı rücu hakkı söz konusu değildir32.
2-) Kefilin alacaklıyı tatmin etmiş olması: Yasal rücu hakkının doğması için geçerli bir kefalet sözleşmesinin varlığı tek başına yeterli olmayıp, kefilin alacaklıyı tatmin etmiş olması da şarttır. Alacaklının tatmin edilmesi ise, kefilin kefalet sözleşmesinden doğan yükümlülüğünün ifası çerçevesinde bir edimde bulunmasıyla mümkündür33. Söz konusu bu edim, kefilin bir miktar para ödemesi, ifa yerine edimde bulunması, borcun tevdii, yenileme ve takas gibi çeşitli şekillerde yapılabilir34.


c-) Genel Rücu Talebinin Kapsamı
Halefiyet ilkesi gereğince kefil alacaklıya ifada bulunduğu oranda onun haklarına halef olur. Yani kefil alacaklıyı tatmin ettiği oranda asıl borçluya karşı yasal rücu hakkına sahip olacaktır. Öyleyse, kefilin genel rücu talebinin kapsamını belirlerken, kefilin alacaklıya karşı sorumluluğunun kapsamı bize yol gösterici olacaktır. Kefilin sorumluluğunun kapsamı ise BK m.589’da düzenlenmiştir35. Buna göre kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumludur36. Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktarla sınırlı olmak üzere, aşağıdakilerden sorumludur:
1. Asıl borç ile borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçları.
2. Alacaklının, kefile, onun borcu ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce bildirmesi koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep olduğu masraflar.
3. İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait faizleri.
Sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet*sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.
Kefilin genel rücu talebinin kapsamında esas olan asıl borç miktarı değil, kefilin ödediği miktardır. Kefil, kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktardan daha fazla bir ödemede bulunmuşsa fazla yaptığı ödemeler açısından rücu talebinde bulunamaz37. Aksi takdirde rücu hakkı yoluyla kefilin sebepsiz zenginleşmesine yol açılmış olur. Ancak kefilin borcunun para borcu dışında bir verme, yapma veya yapmama borcu olması da mümkündür. Bu durumda kefilin rücu hakkını kullanırken asıl borçludan kendi ediminin ifasını aynen isteyip isteyemeyeceği sorunu akla gelmektedir. Öğretide bir görüş, asıl borcun konusu ne olursa olsun kefilin rücu hakkının konusunun daima bir para borcu olduğu yönündedir38. Kanaatimizce böyle bir zorunluluk olmasa da, kefilin borcunun muhtevası bir paranın ödenmesi olmasa bile, kefil tarafından bu edimin karşılığı para olarak talep edilebilmelidir.

V. RÜCU HAKKININ KAYBI
a-) Genel Olarak
Kefilin ifada bulunduğu oranda alacaklının haklarına halef olması ona asıl borçluya rücu hakkı kazandırsa da, ifada bulunmadan önce ve sonra üzerine düşen bazı yükümlülükleri yerine getirmemesi rücu hakkının kaybına sebep olur. Borçlar Kanununda iki halde kefilin rücu hakkını kaybedeceği düzenlenmiştir.
b-) Asıl borçluya ait savunmaların kefil tarafından ileri sürülmemesi
Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek zorundadır(BK m.591/1). Yani asıl borçluya ait savunmaların ileri sürülmesi kefil açısından bir hak olduğu gibi aynı zamanda bir yükümlülüktür. İşte bu yüzden asıl borçluya ait savunmaları ileri sürmeksizin alacaklıya ödemede bulunan kefil, asıl borçluya rücu hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Eğer kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder(BK m.591/3). Dolayısıyla burada ispat yükü asıl borçludadır. İspat yükünün asıl borçluda olması, onun kefili aydınlatma yükümlülüğünden doğar39. Gerçekten de asıl borçlu, sahip olduğu savunma imkânları hususunda kefili aydınlatmamışsa kefilin rücu hakkını kaybettiğini ileri süremez. Ancak asıl borçlu kendisinin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesine rağmen kefilin zaten söz konusu savunmaları bildiğini ispatlayabilir.
c-) Alacaklıyı tatmin eden kefilin asıl borçluya bildirimde bulunmaması
Borcu tamamen veya kısmen ödeyen kefil, durumu borçluya bildirmek zorundadır(BK m.597/1). Söz konusu bu hüküm, çifte ödeme olgusunun önüne geçmek amacıyla düzenlenmiştir. Zira alacaklıyı tatmin eden kefilin asıl borçluya bildirimde bulunmaması durumunda asıl borçlunun alacaklıya ikinci bir ödeme yapması söz konusu olabilir. Bu sebeple kefil, bu bildirimde bulunmazsa ve ödemeyi bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen borçlu da alacaklıya ifada bulunursa, kefil rücu hakkını kaybeder (BK m.597/2). Ancak hükmün düzenlenme şeklinden anlaşılacağı gibi, asıl borçlunun bildirimde bulunmaması tek başına rücu hakkının kaybına sebep olmaz. Aynı zamanda asıl borçlunun da ödemeyi bilmeksizin ikinci bir ödeme yapmış olması gerekir. Dolayısıyla kefilin rücu hakkının ortadan kalktığını iddia eden asıl borçlu çifte ispat yükü altındadır. İlk olarak alacaklıya ödeme yaptığını ispat etmeli, ardından da kefilin bildirim yüküne uygun davranmaması sebebiyle çifte ödemenin gerçekleştiğini ortaya koymalıdır40.
d-) Kefilin yaptığı ödemenin sebepsiz zenginleştirme oluşturması
Kefilin bildirim yükümlülüğünü düzenleyen BK m.597 hükmünde, kefilin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve asıl borçlunun da ödemeyi bilmeyip alacaklıya tekrar ifada bulunması halinde kefilin rücu hakkını kaybedeceği düzenlenmiştir. Ancak m.597/3 hükmünde her ne kadar kefil rücu hakkını kaybetse de ‘’alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşmeden doğan dava hakkı saklıdır’’ denmek suretiyle kefile bir imkân tanınmıştır. Zira burada aynı borcun hem kefil tarafından hem de asıl borçlu tarafından iki kez ifa edilmesi söz konusudur. Hal böyle olunca, çifte ödeme sebebiyle alacaklı sebepsiz zenginleşmiş olmaktadır.
Kefil, dava hakkı vermeyen(eksik borç) veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir41. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur(BK m.596/6).
Kefilin geçersiz veya dava hakkı vermeyen bir borcu ödemiş olması halinde sebepsiz zenginleşmeye dayalı dava hakkı olup olmadığı kanunda düzenlenmemiştir. Ancak kanaatimizce, geçersiz bir borcu ifa eden kefilin sebepsiz zenginleşmeye dayalı dava hakkını kabul etmek gerekir42. Zira kefilin borcu asıl borca bağlı fer’i nitelikte bir borçtur. Bunun anlamı ise, asıl borcun herhangi bir şekilde geçersiz olmasının kefalet borcunun da geçersizliği sonucunu doğurmasıdır. Öyleyse, böyle bir durumda alacaklıya ödemede bulunan kefil, aslında borç olmayan bir şeyi ödemiş olur. Dolayısıyla kendisini borçlu zannederek ödeme yapan kefil, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanalı dava hakkını kullanabilir. Ayrıca BK m.596/6 hükmünde zamanaşımına uğramış ve bu sebeple eksik borç haline gelmiş bir borç için kefilin vekil sıfatıyla hareket etmesi halinde asıl borçlunun vekâlet sözleşmesi hükümleri çerçevesinde sorumlu olacağı düzenlenerek farklı bir başvuru imkânı getirilmiştir.

VI. ÖZEL RÜCU HAKKI İLE GENEL RÜCU HAKKININ İLİŞKİSİ
a-) Genel Olarak
Kefil, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi sebebiyle alacaklıya ödemede bulunduğu takdirde rücu hakkı gündeme gelir. Her ne kadar kefilin rücu hakkı açısından iç ilişkiye dayalı ve halefiyete dayalı olmak üzere iki farklı yol olsa da, söz konusu yollar aynı amacı taşımaktadır. Bu amaç da kefilin asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi yüzünden katlandığı ekonomik külfetin asıl borçluya yöneltilmesidir.
Rücu hakkı açısından iki ayrı imkâna sahip olan kefil, her iki imkâna birlikte başvuramaz. Söz gelimi, halefiyete dayalı rücu hakkını kullanan kefilin, ayrıca bir de iç ilişkiye dayanarak tekrar rücu talebinde bulunması mümkün değildir. Ancak bu durum, her iki imkânın aynı kapsamda olması halinde geçerlidir43. Başka bir deyişle, genel ve özel rücu taleplerinin kapsamı farklılık arz ediyorsa, bu durumda kefil her iki yolu birbirini tamamlayacak şekilde kullanabilir44. Gerçekten de, özel rücu talebi çerçevesinde kefilin talep edebileceği miktar, genel rücu talebine nazaran daha büyükse burada aşamalı bir yol izlenebilir. Öncelikle genel rücu talebinin kapsamı çerçevesinde asıl borçluya rücu talebi yöneltilir. Zira genel rücu talebi kefile önemli ispat avantajları ve güvenceler sağlamaktadır45. Bu şekilde rücu talebi sonuçlandırıldıktan sonra kalan kısım açısından özel rücu talebine başvurulabilir. Uygulamada da çoğunlukla özel rücu talebinin kapsamı genel rücu talebinden daha geniştir46. Sebepsiz zenginleşme talebi bir kenara bırakılacak olursa, evvelce incelediğimiz vekâlet ve vekâletsiz iş görme ilişkilerindeki rücu talebinin kapsamının, halefiyete dayalı rücu talebinin kapsamından daha geniş olduğu görülecektir.
Her iki rücu talebinin kapsam açısından farklı olması kefile farklı tercih imkânları sunmaktadır. Kefil bunlar arasında tercih yapmakta serbesttir. İsterse sadece birini kullanarak rücu talebinde bulunabileceği gibi, her iki talebi birbirini tamamlayacak şekilde de kullanabilir.
b-) Farklılıklar
Her şeyden önce genel rücu hakkı ile özel rücu hakkı farklı hukuki temellere dayanmaktadır. Genel rücu hakkı, kefilin yaptığı ödeme doğrultusunda alacaklıya kanunen halef olması ilkesine dayanır. Özel rücu hakkı ise, kefil ile asıl borçlu arasındaki iç ilişkiden kaynaklanmaktadır.
Genel rücu talebinde kefilin geçerli bir kefalet sözleşmesi çerçevesinde alacaklıyı tatmin ettiğini ispat etmesi gerekmektedir. Oysa özel rücu talebinde alacaklının tatmin edilmiş olması şart olmayıp, iç ilişkinin niteliğine göre işin görülmesi sebebiyle yapılan masraflar da istenebilir47.
Özel rücu hakkında kefil, kefalet sözleşmesine dayanmayan yeni bir hak elde ederken, genel rücu hakkında kefil, halefiyet ilkesi doğrultusunda alacaklının haklarına halef olarak devam eden bir hak elde eder48. Bu sebeple de genel rücu hakkı kefil açısından hem ispat avantajı hem de yasal bir güvence sağlamaktadır.
VII. KEFİLLERİN BİRBİRLERİNE KARŞI RÜCU HAKLARI
a-) Genel Olarak
Kefillerin birbirlerine karşı rücu haklarından bahsedebilmek için birlikte kefalet söz konusu olmalıdır. Birden fazla kişinin alacaklıya karşı aynı borç için kefil olması halinde birlikte kefalet vardır. Birlikte kefalet, ‘’gerçek birlikte kefalet’’ ve ‘’gerçek olmayan’’ birlikte kefalet olmak üzere iki kısımdır49. Gerçek birlikte kefalet de ‘’adi birlikte kefalet’’ ve ‘’müteselsil birlikte kefalet’’ olmak üzere ikiye ayrılır. Şu halde üç türlü birlikte kefalet vardır:
1-) Adi Birlikte Kefalet
2-) Müteselsil Birlikte Kefalet
3-) Gerçek Olmayan Birlikte Kefalet
b-) Adi Birlikte Kefalette Rücu Hakkı
Birden çok kişinin, aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her birinin kendi payı için adi kefil gibi, diğerlerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu olması durumunda adi birlikte kefalet vardır50. Kanunda adi birlikte kefalette rücu ilişkisine dair bir hüküm düzenlenmemiştir. Ancak yine de adi birlikte kefillerin rücu haklarının olduğu kabul edilmelidir51.
Adi birlikte kefillerden biri, kendi isteğiyle veya farkında olmadan kendi payına düşenden fazlasını ödemiş olabileceği gibi, diğer birlikte kefilin kendi payını ödememesi sebebiyle de kefile kefil sıfatıyla fazladan ödeme yapmış olabilir. İşte söz konusu bu hallerde payına düşenden fazlasını ödeyen adi birlikte kefil, fazla ödediği miktar için diğer birlikte kefillere rücu edebilir.
c-) Müteselsil Birlikte Kefalette Rücu Hakkı
Müteselsil birlikte kefalette rücu hakkı, BK m.587/2’de açıkça kabul edilmiştir. Buna göre; Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bir kefil, bu hakkı, diğer kefillerin kendi paylarını ödemiş veya ayni güvence sağlamış olmaları durumunda da kullanabilir.*Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir(BK m.587/2).
c-) Gerçek Olmayan Birlikte Kefalette Rücu Hakkı
Birden fazla kişinin birbirlerinden haberi olmaksızın aynı borç için kefil olmaları durumunda gerçek olmayan birlikte kefalet vardır52. Bu tür kefalete öğretide bağımsız kefalet de denilmektedir53.
Gerçek olmayan bağımsız kefalet 818 sayılı eski borçlar kanununda düzenlenmemişti. Ayrıca bu tür kefalette birlikte kefillerin rücu hakkı öğretinin çoğunluğu tarafından da kabul edilmemekteydi54. Ancak 6098 sayılı BK m.587/3’de gerçek olmayan birlikte kefalet düzenlenmiş ve bu tür kefalette birlikte kefillerin rücu hakkına sahip oldukları da hükme bağlanmıştır. Buna göre birbirlerinden bağımsız olarak aynı borç için kefil olanlardan her biri, kefalet borcunun tamamından sorumlu olur. Ancak, borcu ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine toplam kefalet miktarındaki payı oranında rücu hakkına sahiptir.
d-) Birlikte Kefilin Borçtan Kurtulması
Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin de kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya kefillerden birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması ya da kefaletinin hükümsüz olduğuna karar verilmesi durumunda kefil, kefalet borcundan kurtulur(BK m.587/3). Görüldüğü üzere maddede üç durumda birlikte kefilin borçtan kurtulacağı düzenlenmiştir:
1-) Kefilin aynı alacak için başka kişilerin de kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefil olması, fakat bunun gerçekleşmemesi
2-) Kefillerden birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması
3-) Kefaletin hükümsüz olduğuna karar verilmesi
Söz konusu bu düzenlemenin amacı, kefilin kefalet ilişkisine girmeden önce taşımış olduğu güven ilişkisinin zedelenmesi sebebiyle mağduriyete uğramasının önlenmesidir. Zira başkalarının da kefil olacağına güvenerek kefalet ilişkisine giren bir kimse, sonradan böyle bir kefaletin olmaması veya diğer kefilin borçtan kurtarılması sebebiyle tüm sorumluluğun kendisine yüklenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
VII. RÜCU HAKKINDAN FERAGAT
BK m.582/3’e göre; kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez. Söz konusu bu hüküm kefilin rücu hakkı için de geçerli olduğuna göre, kefilin halefiyete dayalı yasal rücu hakkından önceden feragat etmesi mümkün değildir55. Dolayısıyla, kefalet sözleşmesinde kefilin rücu hakkından feragat ettiğine dair bir kayıt bulunsa bile bu kayıt kanunun emredici hükmü sebebiyle geçersizdir. Böyle bir feragat kefil açısından bağlayıcı değildir56. Aynı şekilde, kefalet sözleşmesinden sonra fakat rücu hakkı doğmadan evvel rücu hakkının kullanımını kısıtlayan veya tamamen yasaklayan sözleşmeler de BK m.582/3 çerçevesinde geçersiz kabul edilmelidir57.
VIII. RÜCU HAKKININ TABİ OLDUĞU ZAMANAŞIMI
Kefilin rücu hakkının tabi olduğu zamanaşımı süresine dair borçlar kanununda bir düzenleme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, rücu hakkının tabi olduğu zamanaşımı süresi, on yıllık genel zamanaşımı süresi olacaktır58. Ancak genel zamanaşımı süresi, halefiyete dayalı yasal rücu hakkı için geçerlidir. Eğer iç ilişkiye dayalı özel rücu hakkı kullanılacaksa, iç ilişkideki zamanaşımı süreleri geçerli olur59. Zamanaşımının başlangıcı da, iç ilişkinin türüne göre belirlenir.
Kefaletin zamanaşımına uğraması ile rücu hakkının zamanaşımına uğramasını birbiriyle karıştırmamak gerekir. Zira her ikisinin başlangıcı ve hükümleri farklılık arz etmektedir60. Kefilin borcu zamanaşımına uğradığı zaman borç eksik borç haline gelir ve bu sebeple alacaklı borcun ifasını dava edemez. Ancak kefalet zamanaşımına uğrasa bile alacak hakkı son bulmaz. Bu sebeple kefilin zamanaşımına uğramış kefalet borcunu ödemesi, kefilin rücu hakkını kaybetmesi sonucunu doğurmaz61.
Kanunda ‘’kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar(BK m.596/5)’’ hükmü getirilerek zamanaşımının başlangıcı belirlenmiştir. Öğretide söz konusu bu hüküm şu şekilde yorumlanmaktadır: Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla birlikte alacaklıya ait işlemekte olan zamanaşımı süresi kesilmekte ve yeniden on yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamaktadır62. Zira alacaklının kefil tarafından tatmin edilmesiyle birlikte halefiyet ilkesi gerçekleşir ve alacak yenilenerek kefile intikal eder63. Dolayısıyla kefilin alacaklıyı tatminiyle birlikte yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Ancak kefilin kısmi ifada bulunması halinde, alacaklının ifa edilen kısım dışında kalan alacağı açısından zamanaşımı işlemeye devam eder64.
















1 Denizli Barosu
numantekelioglu@gmail.com
2 YENİCE/Özge, Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.51
3 BİLGEN/Mahmut, Kefalet, s.419
4 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.443
5 BİLGEN/Mahmut, Kefalet, s.420
6 YENİCE/Özge, Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.51
7 YILMAZ/Ejder, Hukuk Sözlüğü, s.581
8 TANDOĞAN/Haluk, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, s.789; REİSOĞLU/Seza, Türk Kefalet Hukuku, s.22
9 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, Kişisel Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.68
10 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, Kişisel Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.69
11 YENİCE/Özge, Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.53
12 BİLGE/Necip, Kefilin Alacaklıya Halef Olmasından Doğan Bazı Meseleler, s.281
13 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.444
14 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.445
15 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.447
16 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.447
17 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.447
18 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.448
19 YENİCE/Özge, Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.67
20 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.449
21 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, Kişisel Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.116
22 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.452
23 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.450
24 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.451
25 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.452
26 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.453
27 ÖZEN/Burak, s.453; ÖZTÜRK/İdil Zeynep, s.119
28 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.453
29 BİLGEN/Mahmut, s.407; ZEVKLİLER/GÖKYAYLA, S.689; YAVUZ/Cevdet, s.696;
DEVELİOĞLU/Hüseyin Murat, s.411
30 GÜMÜŞ/Mustafa Alper, Borçlar Hukuku Özel Hükümler,s.433
31 GÜMÜŞ/Mustafa Alper, Borçlar Hukuku Özel Hükümler,s.434
32 GRASSİNGER/Gülçin Elçin, Kefil ile Asıl Borçlu Arasındaki Hukuki İlişki, s.403
33 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.457
34 ÖZEN/Burak, s.457; YENİCE/Özge, s.60
35 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, Kişisel Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.73
36 YILMAZ/Merve, Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğunun Kapsamı, s.157
37 YENİCE/Özge, Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.54
38 GRASSİNGER, s.399;REİSOĞLU, s.210; TANDOĞAN, s.791;
39 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.500
40 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.504
41 DEVELİOĞLU/Hüseyin Murat, Bağımsız Garanti Sözleşmeleri, s.414
42 AYRANCI/Hasan, Şekil Şartına Uyulmadan Yapılan Kefalet Sözleşmesi, s.107
43 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.434
44 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.434
45 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.434
46 ÖZEN/Burak, Kefalet Sözleşmesi, s.435
47 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, s.124
48 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, s.125
49 TANDOĞAN/Haluk, s.771
50 TANDOĞAN/Haluk, s.772
51 YENİCE/Özge, s.77
52 TANDOĞAN/Haluk, s.771
53 YAVUZ/Cevdet, s.683
54 YENİCE/Özge, s.81
55 BİLGEN/Mahmut, s.408; ÖZEN/Burak, s.495
56 YENİCE/Özge, Teminat Sözleşmelerinde Rücu İlişkileri, s.94
57 BİLGEN/Mahmut, s.408
58 GÜMÜŞ/Mustafa Alper, s.441
59 GÜMÜŞ/Mustafa Alper, s.441
60 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, s.135
61 ÖZTÜRK/İdil Zeynep, s.135
62 GÜMÜŞ/Mustafa Alper, s.442
63 GÜMÜŞ/Mustafa Alper, s.442
64 ÖZEN/Burak, s.508
---------------

------------------------------------------------------------

---------------

------------------------------------------------------------

1
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Rücu Hakkı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Numan Tekelioğlu'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
09-12-2014 - 15:09
(1380 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 1 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 1 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
15552
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 saat 59 dakika 53 saniye önce.
* Ortalama Günde 11,26 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 42238, Kelime Sayısı : 5793, Boyut : 41,25 Kb.
* 3 kez yazdırıldı.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1811
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,03241801 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.