Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Bir Yargıtay Karar İncelemesi; Hayat Sigortalarından Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme

Yazan : Ali Selim [Yazarla İletişim]
Stajyer Avukat

Makale Özeti
hayat sigortalarında usule en çok karşılaşılan sorunlardan biri olan görevli mahkemenin tayini, gerek kanun hükümlerinin kıyaslanması gerekse sigorta sözleşmesinin ekonomik bütünlüğü açısından ciddiyetle denetlenmesi gereken bir husustur. özellikle kanundaki son değişikliklerle birlikte farklı bir boyut kazanan bu hususu, taraflar arasındaki hukuki dengenin sağlanması açısından son derece önem arz etmektedir.

A. USUL HUKUKU KAVRAMI VE MEDENİ USULÜN AMACI
Yargılama sürecini etkin bir şekilde düzenleyen hukuk kurallarını ifade eden usul hukuku, kavram açısından sınırlaması güç bir yapıya sahiptir. Gerek yürütülen faaliyetin konusu ve gerekse yetkili organ bazında ele alındığında, kavramın benzer alanlardan ayrılması güç bir sistematiğe sahip olduğu göze çarpmaktadır. Zira usul hukuku, ceza yahut çekişmesiz yargı alanında kendini hissettirdiği gibi idari yargı organı ile de ortak özellikleri bünyesinde barındırmaktadır.[1] Bu anlamda salt bir kavram olarak medeni usul hukuku, sınırları geniş, özellikle etkin çaba ile zirve noktalara çıkarılabilecek bir hukuki organizmayı ifade etmektedir. Ancak tehlikeli olan nokta söz konusu kavramsal esnekliğin hukuki felaketlere de yol açabileceği gerçeğidir. Zira sınırları mutlak adalet kavramıyla çizilmeyen ancak bir amaç doğrultusunda oluşturulan usul hukuku, öngörülemeyen hukuki çelişkilere yol açabilmektedir. Bu noktada medeni hukukun amacının sorgulanması esas anlamda önem teşkil etmektedir.
İhkakı hakkın artık sınırlı bir yer tuttuğu günümüz hukukunda maddi hukuk, hukuki himayenin sağlanmasında temel ölçü olarak ortaya çıkmaktadır. Özel hukuk alanında da bu himayenin önemli bir bölümünü medeni usul hukuku gerçekleştirmektedir. Bu noktada olayı oluşturan maddi vakıaların gerçekten vuku bulup bulmadığının tespiti ile doğru şekilde hüküm verilmesi amaçlanmaktadır. Özel hukuka ilişkin yargılama seyrinde ise ceza hukuku ve idare hukukundan farklı olarak, olayın seyrini en iyi bilenin yine tarafların kendisi olduğundan, menfaat çatışmasının yaratıcı etkisiyle vakıaların taraflarca eksiksiz şekilde getirileceği tezi ileri sürülmektedir. Ancak eşitler arasındaki dengeyi sağlamak maksadıyla ve özellikle medeni hukukun sosyal bir kurum olması sebebiyle yargılamada hakimin rolünün giderek arttığı, tarihsel süreç içerisinde kendini hissettirmektedir. Hakim yargılama aşamasında zayıf olanı yüceltme veyahut da destekleme anlamında değil, tam aksine savunmadaki zayıflığın azaltılması ve özellikle tarafların zarar görmemesi için yetkilendirilmektedir. Greger R. 01.01.2001 yılında yapılan değişiklikle ZPO’nun bu yönde tadil edilerek hakiminin takdir yetkisinin genişletilmesini, çabuk ve doğru kararlar alınması yönünde önemli bir gelişme olduğunu ayrıca bu detayın ZPO’ya rasyonalite ve humanite kazandırdığını ifade etmektedir.[2]
Görülmektedir ki hakimin özel hukuk yargılamasında etkinliğinin artırılması, özellikle güçsüz olan tarafı koruma noktasındaki rasyonalite ve humanite, yargılama seyrinde olağan dışı ve birbirinden farklı yaklaşımların doğabileceği sinyalini vermektedir. Gerçektende de medeni usul hukuku kavramının ve usulün amacının olanak tanıdığı esneklik, tarafların başta savunma mekanizmasının üstün yaratıcılığıyla birleştiğinde adilane sonuçlar doğurabileceği gibi vasıfsız ellerde de tam bir ezbere dönüşecek ve anlamını yitirecektir. Zira mevcut sosyal yapı ayrıca mevzuattaki derin çelişkiler birlikte değerlendirildiğinde doğru tercihlerin yapılmaması halinde, ülke ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkesi üzerindeki baskının yoğunlu daha iyi anlaşılacaktır.

B. HAYAT SİGORTALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE TÜKETİCİ
Hayat sigortaları rızai ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Edimler arasında mutlak suretle bir karşılıklılık ve bağımlılık ilişkisi mevcut olduğundan; sigortacı, sözleşme süresi boyunca rizikoyu taşıma borcunu üzerine alır ve ölme veya yaşama ihtimallerinden birinin gerçekleşmesiyle sigorta tazminatını ödeme borcu altına girer. Burada dikkat edilmesi gereken husus, söz konusu risklerdir. Zira sigorta işlemlerinde belirsizlik değil ihtimaller üzerinden aktüerya hesapları yapılarak risk sınıfları oluşturulmakta ve netice itibariyle sigortacı da bu aktüeryal hesaplara göre kendi konumunu belirlemektedir. Nitekim zarar sigortalarında amaç, rizikonun neden olduğu zararı ortadan kaldırmakken hayat sigortalarındaki amaç, meblağ sigortalarından kasıtla, belli bir paranın elde edilmesidir. Tüm bu hususlar dikkatle incelendiğinde hayat sigortalarının diğer sözleşmelerden farklı bir konumda olduğu sonucu ortaya çıkacaktır. Nitekim sigorta, toplumsal açıdan herkesi ilgilendiren teknik bir iş olup aynı zamanda yaygınlık gösteren ekonomik bir faaliyetin de konusunu teşkil etmektedir.[3] Sonuç olarak sigorta hukukunun gerçek anlamda güvene dayalı bir yapıya ihtiyaç duyduğu kaçınılmaz bir gerçektir ve sigorta, önemi itibariyle modern devletin vazgeçilmez bir parçasıdır.[4] Bu anlamda söz konusu alanın sınırları kanun ve diğer mevzuat hükümleri çerçevesinde belirlenmekte, özellikle sigortacılığın doğurduğu ekonomik faaliyetlerin kapsamlı olması ayrıca bu faaliyetin yüksek tutarda sermaye gerektirmesi sebebiyle sektöre duyulan gerekli güvenin ve itibarın sağlanması en önemli konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak buradaki handikap sigorta sözleşmelerinin oldukça teknik ve karmaşık bir yapıya sahip olmasıdır. Başka bir deyişle, sigorta işlemlerinin dayandığı teknik esaslar halk tarafından kolayca anlaşılamayan bir karakter taşır.[5] Bu anlamda ortada salt tüketici algısı ile anlaşılamayan, ciddi sigortacılık bilgisi gerektiren bir faaliyet mevcuttur. Sigorta faaliyetlerinin çok uzun süreye yayılması bununla birlikte bu faaliyetlerin yapısı itibariyle süreklilik arz etmesi ve kesintisiz bir şekilde sürdürülmesi gereken işlemlerden oluşması sebebiyle ortada sadece bir tüketim faaliyetinin söz konusu olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Burada kitle ile birlikte gelişen bir hareket söz konusu olup bu kitlenin bir araya gelerek kendisini hayatın risklerine karşı koruması söz konusudur. Bu durumda sadece tüketici ile satıcı arasındaki bir işlemden değil genel olarak toplumun bütününe yansıyan bir işlemden bahsedilmektedir.
Bir diğer husus sigorta sözleşmelerinde, sözleşmenin taraflarına ek olarak bir de sözleşmeden etkilenen kişiler mevcut olmasıdır. Bu durumda sigortadan etkilenen kişinin, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi olarak tarif edilen tüketici olup olmadı tartışmaya açık bir konu haline gelmektedir. Zira kredi sözleşmeleri akabinde yapılan hayat sigortalarında, çoğu zaman lehdar olarak atanan bankanın rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigorta tazminatı üzerinde hak sahibi olması, mevcut kanundaki tüketici tanımıyla uyuşmamaktadır. Üçüncü kişi yararına sözleşme kriterlerine göre lehdar olan bankanın yazılı muvafakatı olmadan hak talep edemeyen sigorta ettiren sigorta tazminatı üzerine hak talep edemeyecektir. Zaten burada lehdar olarak atanan banka, salt ticari amaçla hareket etmektedir. Bu durumda 6502 sayılı TKHK hükümlerine göre satıcı ile tüketici arasında gerçekleşen bir tüketim işleminin, sigortacı ile sigorta ettiren arasındaki belirsizliğin doğurduğu riskleri en aza indirme ilişkisinden çok uzak olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır. Netice itibariyle yapılacak sözleşmelerin hangi şartlar altında hüküm ifade edeceği ya da yargı organlarının konuya nasıl yaklaşacakları, sigortacılık faaliyetlerinin geleceğine yön veren gelişmeler olarak kayda geçecektir. Hayat sigortalarına ilişkin olarak verilecek kararlarda, yargı organlarının üstlenecekleri rol son derece önem arz etmektedir. Verilecek kararlar, sosyal dengeler ve mevzuat hükümleriyle bütünleşmelidir. Özellikle sigorta sözleşmelerindeki hassas menfaat dengesinin korunması gerektiğinden, tüketici hakları ile son derece teknik bir iş olan sigortacılık faaliyetleri sarasındaki dengenin nasıl sağlanacağı farklı amaçlarla kurulan tüketici mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki görev çekişmesiyle de yakından ilgilidir.

C. YARGITAY 11.HD.NİN[6] KONUYA YAKLAŞIMI
Bilindiği gibi yargı işlerinin ticari niteliği, TTK m.4 ve diğer özel kanun hükümleri çerçevesinde belirlenmektedir. Ancak hayat sigortaları açısından bu hükmün 6502 sayılı TKHK’nın 2. maddesi ile çatışması kaçınılmazdır. Zira 6502 sayılı kanunun 3.maddesi açısından sigorta sözleşmeleri de tüketici işlemi kapsamına dahil edilen bir sözleşme haline getirilmiştir. Bir hukuksal ilişkiye tüketici mevzuatının uygulanması her şeyden önce taraflardan birinin tüketici olmasına bağlıdır.[7] Sigorta ettirenin tüketici sıfatıyla söz konusu hayat sigorta sözleşmesini imzalaması halinde, tüketici mevzuatının emredici hükümlerinin gündeme geleceği aşikardır. Bu anlamda ortaya 6102 sayılı TTK hükümleriyle 6502 sayılı TKHK hükümleri arasında bir uygulama sorunu ortaya çıkmaktadır. 4077 sayılı kanun döneminde Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin konuya yaklaşımı ise son derece olağandır. İlamda TTK m.4’teki özel düzenleme karşısında mutlak nitelikte ticari dava kabiliyeti olan bir olayın tüketici mahkemelerinde görülme ihtimalinin olmadığı vurgulandıktan sonra şu hükme yer verilmiştir; “Davada, davalı tarafın bu yöne ilişen bir itirazı mevcut değil ise de 4077 sayılı yasanın 23/1. maddesinde, bu yasanın uygulanmasından çıkacak uyuşmazlıkların tüketici mahkemelerinde çözümleneceği emredici bir şekilde hükme bağlandığına göre, göreve ilişkin bu hususun mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Kaldı ki, tüketiciler tarafından açılan bu tür davaların anılan yasa hükmüne göre, harçsız olarak görülmesi gerektiğinden, bu yasaya tabi olmayan bir davanın bu mahkemede açılması halinde Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca da re'sen dikkate alınması gerekmektedir.”
Burada dikkate alınması gereken en önemli nokta 4077 sayılı kanun dönemindeki tüketici işleminin tanımıdır. 4077 sayılı kanuna göre tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlemi olarak tanımlanmaktadır. Bu ifadelerin 6502 sayılı kanundan daha kapsayıcı olması hatta ve hatta hem harçlar kanunundaki hükmün yoğun baskısı ve görevli mahkemenin yargılamanın her safhasında sorgulanmasının gereklilik arz etmesi hem de 4077 sayılı kanunun m.23/f.1’deki emredici hükmü sebebiyle Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin verdiği karar her haliyle dikkat çekicidir. Zira burada harçlar kanunundaki hüküm ile yargılamanın her safhasında gözetilmesi gereken görev şartı, ayrıca emredici hükmün varlığı sürekli bir denetimi zorunlu kılmaktadır. Özellikle sürekli denetimin kendini yoğun bir şekilde hissettirmesi nedeniyle söz konusu uyuşmazlık daha da dikkat çekici hale gelmektedir. Yargıtay 11.HD vermiş olduğu kararda 4077 sayılı yasadaki emredici hükme vurgu yapmasına rağmen 6762 sayılı TTK hükümlerine üstünlük tanımıştır. Bu durumda mutlak nitelikteki ticari davanın, kanunun özel hükümleri karşısında her zaman daha üstün bir nitelikte olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Gerçekten de bir davanın mutlak nitelikte ticari olması, kısacası bu konuda bir tekel hakkının bulunması karşısında özel hükmün varlığı son derece pasif bir şekle bürünmektedir. Bir normun bir norma olan üstünlüğünün ciddi bir şekilde tartışıldığı bu gibi durumlarda, Yargıtay hukuktaki bir boşluğu doldurmuş ve bazı normların çatışması durumunda izlenmesi gereken bir yöntem belirlemiştir. Bu haliyle dikkat çekici olan bu karar ne yazık ki uygulamada yeterince benimsenememiştir.

D. DEĞERLENDİRME
Hayat sigortalarından doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin tayini hem hukuk kuralları hem de sigorta faaliyetlerinin kendine has niteliği açısından ciddi önem arz etmektedir. Kısacası usul hukukunun yargılama sürecinin etkin bir şekilde düzenlenmesi görevini üstlenmesiyle ayrıca yargılamada hakimin rolünün giderek artması neticesinde beklide işin esasından daha önemli bir tartışma ortaya çıkmaktadır. Zira işin esasına yönelik yapılan yargılama faaliyeti usule ilişkin süreçlerden geçmek zorunda olduğu gibi özellikle görevli mahkemenin tayini uygulanan hukuk kurallarını etkilemektedir. Görevli mahkemeler açısından yargılama seyri ve algısı ciddi farklılar taşımaktadır. Sigorta sözleşmelerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde Türk Ticaret Kanunu hükümleri dışında Sigorta Murakabe Kanunu, bu yasalara dayanarak çıkartılan yönetmelik ve sigorta sözleşmesi hükümleri, varsa Sigorta Murakabe Kurulu tebliğleri ve tarifeleri de dikkate alınarak karara varılması gerekmektedir. Yukarıda da açıkça ifade ettiğimiz gibi sigorta sözleşmelerinin karmaşık bir yapıda olması ayrıca uzmanlık gerektirmesi sebebiyle üzerinde hassas bir şekilde durulması gerekmektedir. Gerek ülke ekonomisi açısından gerekse bireylerin gelecek endişelerini hafifletmek açısından bu yönde bir tavır almak şarttır.
Tüm bu hususlar göz önüne alındığında yarışan kanun hükümleri açısından TTK m.4 hükmüne üstünlük tanınması gerektiği kanısındayız. Mutlak nitelikte ticari davalar olarak ön görülen sigorta sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda tarafların hukuki sıfatları önem taşımamakta sadece TTK bazında öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava olarak nitelendirilmektedir. Ancak 6502 sayılı yasada tarafların hukuki sıfatları ve yapılan işlem ön plana çıkarılarak bir karara varılmaktadır. Kanaatimizce burada dikkate alınması gereken nokta bir bütün olarak sistemin kendisidir. Yalnızca taraf işlemlerine ve sıfatlarına bakılarak kamu düzenini ilgilendiren bir konuda karara varılması isabetli değildir. Hepsinden önemlisi yüksek yargının görevli mahkeme tayini açısından TTK’nu tercih etmesi, hem sigorta hukukunun ruhu hem de kanun sistematiği noktasında yargılama sürecinin ve usul hukukunun amacının hangi şekilde algılandığını açık bir şekilde göstermektedir. Burada kanun hükümlerinin de mevcut sistemi desteklediği sonu ortaya çıkar ki bu durum TKHK ile bir çatışmanın doğmasının da önüne geçer. Nitekim biraz önce de ifade ettiğimiz gibi sigorta sözleşmeleri noktasında pek çok kanun, yönetmelik ve tebliğ mevcuttur. Sistemin bir bütün olarak doğduğu ve geliştiği düşünülürse 6502 sayılı yasa uyarınca tüketici mahkemelerini görevli kılmak sistemin işleyişini bozan bir eylem olarak nitelendirilebilecektir. Zaten sigorta sözleşmelerine ilişkin özellikle hayat sigortalarına ilişkin olarak çıkarılan hükümler taraflar arasındaki hassas dengeyi sağlayabilecek ve haksızlıkları önleyebilecek niteliktedir. Bu durumda sadece TKHK’nu açısından değerlendirme yapılması kısır bir hukuki döngünün doğmasına neden olabilecektir.

KAYNAKÇA

[1]Alangoya, Medeni Usul Hukuku Esasları - 8.Bası, s. 3
[2]Alangoya, Medeni Usul Hukuku Esasları - 8.Bası, s.5
[3]Bozer, Sigorta Hukuku, s.6
[4]Arseven, s.69
[5]Kabukçuoğlu Özer, Mukayeseli Hukukta Ve Uygulamada Hayat Sigortası, s.58
[6]YARGITAY 11.Hukuk Dairesi Esas: 2000/10656 Karar: 2001/197 Karar Tarihi: 18.01.2001 – Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
[7]Ünan-Karayazgan, Bireysel Emeklilik Hukuku, s.19
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Bir Yargıtay Karar İncelemesi; Hayat Sigortalarından Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ali Selim'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
28-11-2014 - 08:58
(2054 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
7805
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 13 saat 1 dakika 58 saniye önce.
* Ortalama Günde 3,80 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 14583, Kelime Sayısı : 1786, Boyut : 14,24 Kb.
* 1 kez yazdırıldı.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1810
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,03744102 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.