Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Yeni Cmk'da Adli Kontrol Ve Tutuklama

Yazan : Yeliz Darende [yelizdarende@yahoo.com]
avukat

5271 SAYILI CEZA MUHAKEMESİ KANUNUYLA
HUKUKUMUZA GİREN ADLİ KONTROL MÜESSESESİ İLE
BU BAĞLAMDA YENİLENEN TUTUKLAMA MÜESSESESİ

“Koruma tedbirleri” konusu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 4. kısmında düzenlenmiştir. 4. kısmın 1. bölümü “yakalama ve göz altı müessesesi”ni düzenlerken; ikinci bölümünde “tutuklama müessesesi”; 3. bölümde ise “adli kontrol müessesesi”ne yer verilmiştir. İncelemeye konu adli kontrol müessesesi CMK’nın* 109 vd. maddelerinde düzenlenirken, tutuklama ile ilgili hükümlere 100. madde ve devamında yer verilmiştir. CMUK* tasarısında, adli kontrol müessesesi, tutuklama müessesesinden önce düzenlenmişken; görüldüğü üzere 5271 sayılı Kanunda öncelik tutuklama müessesesine verilmiştir.
İncelememizde kanuni düzenlemenin aksine, öncelikle “adli kontrol” müessesesi açıklanmaya çalışılmış; ardından tutuklamayla ilgili hükümlere yer verilmiştir. Çünkü; tutuklamaya ilişkin hükümlerde “adli kontrol” müessesesine atıf yapılmış ve belli şartların gerçekleşmesi durumunda tutuklama yerine adli kontrol müessesesinin uygulanabileceği belirtilmiştir.
* Meclise sunulan tasarı, “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı” başlığını taşırken; Adalet Komisyonu Raporunda aşağıdaki açıklamalar yapılarak başlık, “Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı” halini almıştır:
“Ceza Muhakemesi Hukuku, muhakeme hukukunun bir dalıdır. Muhakeme hukuku, muhakemeyi düzenleyen hukuki normların bütünüdür. Muhakeme ise, hukuki bir uyuşmazlığı çözmek üzere yargılama organlarının yaptıkları faaliyet dolayısıyla meydana gelen hukuki ilişkilerin sujeleri tarafından yapılan işlemlerin bütünüdür. Bu sujelerin erklerini, ödevlerini muhakeme hukuku gösterir.
Muhakeme yanında ayrıca bir de "usul" tabirine yer vermek doğru değildir. 19. yüzyıl anlayışında belki "usul"den söz etmek yerinde idi. Çünkü o dönemde veya daha önceki dönemlerde, Ceza Muhakemesi Kanunları sadece şekiller ve formaliteler kanunu olarak kabul edilmekte idi. Oysa günümüzde, bilimin de gelişmesiyle, Ceza Muhakemesi Kanunlarının, şekillerden ve formalitelerden ayrı olarak, maddi içeriği de olan kanunlar olduğu artık kabul edilmektedir. Muhakeme hukukunun sadece formalitelerden ibaret olmadığını, maddi içeriğinin de bulunduğunu belirtmek üzere "Muhakeme Hukuku" tabiri kullanılmalıdır. Usul; kurallar, hükümler, normlar anlamına geldiğinden ve bu da hukuktan başka bir şey olmadığından, hem "usul" hem "hukuk"dan söz edilmesi mantıklı değildir. Muhakeme hukuku, muhakeme normlarının bütünü demek olduğundan, muhakeme hukuku tabiri için normları ayrıca belirtmeğe ve dolayısı ile usul kelimesini kullanmağa gerek yoktur. Aynı nedenle muhakeme faaliyetini düzenleyen kanunu da, "Muhakeme Kanunu" yerine Muhakeme Usulü Kanunu olarak isimlendirmek doğru değildir.
Muhakeme hukukunu yargılama hukuku olarak Türkçeleştirmek de doğru değildir, çünkü yargılama "kaza"nın Türkçesidir ve kaza, muhakemeyi oluşturan üç görevden sadece biridir. Muhakeme yerine yargılamayı tercih etmek, kaza yerine de yargı tabirini kullanmayı zorunlu kılmaktadır. Oysa yargı-yargılama ilişkisi, bir şey ile onu yapan veya alet olarak kullanan kişinin ilişkisidir. Başka bir ifadeyle; yargı, kaza faaliyetini değil, bu faaliyetin sonunda yapılan şeyi veya o faaliyette kullanılan aleti ifade etmektedir. Bu faaliyeti yapan kişi, yani hâkim veya yargıç "yargılar". Dolayısı ile kaza ve muhakeme faaliyetleri farklıdır. Kaza sadece hâkimlerin yaptığı faaliyetin adıdır. Muhakeme ise, davacının, davalının ve hâkimin yaptıklarından oluşan üçlü bir faaliyeti ifade eder.
Muhakeme kavramı yerine "muhakemeler" denmesi de doğru değildir. Bu nedenle burada çeşitli somut faaliyetler değil, onların hepsini ifade eden tek, soyut bir kavram kullanılmalıdır. Nasıl cezalar hukuku denmiyorsa, burada da, ceza muhakemeleri yerine ceza muhakemesi denmesi bilimsel bir tercihtir.
Yukarıda ifade edilen gerekçelerle ve doktrinin de hemen hemen ittifak halindeki tercihi doğrultusunda, tasarının ismi "Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı" şeklinde değiştirilmiştir.”
Bu sebeple tasarıdan bahsederken “CMUK”, kanundan bahsederken ise “CMK” kısaltması kullanılmıştır.

HUKUKUMUZA 5271 SAYILI KANUNLA GİREN
“ADLİ KONTROL” MÜESSESESİ
CMUK Tasarısının gerekçesinde adli kontrol kurumuna yer verilme sebebi şöyle açıklanmıştır: “Yalnız başına tutuklama, hakimi, şüpheli veya sanık hakkında ya bütünüyle hürriyetinden yoksunluğa ya da tam serbest bırakmaya mecbur kılan bir tedbirdir; adı geçenler ya bir yere kapatılacaklar veya tam serbest kalacaklardır. Tasarı bu maddesi ile bu iki durum arasında adli kontrol kurumunu getirmiş bulunmaktadır/.. /Kurum ilgiliyi özgürlüğünden yoksun kılmamakla birlikte gözlemeyi ve denetlemeyi olanaklı kılan tedbirlere tabi kılmaktadır; böylece kişinin kaçması riski azaltılırken hürriyetten tümü ile yoksun kılmanın zararları da ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bu yeni kurumun hem özgürlükçü ve hem de kamu düzenini koruyucu nitelikte bulunduğu söylenebilir...”
Bu konuya ilişkin, tasarıdaki düzenleme ile 5271 sayılı Kanundaki düzenleme bazı farklılıklar içermektedir. Ancak bu değişiklikler kurumun getirilme amacına aykırı bulunmamaktadır. Dolayısıyla yukarıda yapılan açıklamalar, Kanundaki düzenleme açısından da geçerlidir.
5271 sayılı Yasanın 109. maddesine göre; “100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir.” Tasarıya göre ise; “119. maddeye göre tutuklamayı gerektirebilecek bir suç işlendiğinde, cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verebilir.”
Görüldüğü üzere tasarı ve kanun “adli kontrol” ile ilgili farklı hükümlere yer vermiştir. Bu sebeple karşılaştırmalı bir inceleme yapılacaktır.
Tasarıya göre soruşturma aşamasında adli kontrol müessesesinin uygulanabilmesi için gerekli koşullar şunlardır:
- Şüphelinin işlediği iddia olunan fiilin tutuklamayı gerektirebilecek bir suçu oluşturması,
- Cumhuriyet savcısının istemi,
- Sulh ceza hakiminin kararı (Tasarıya ve kanuna göre bu hükümler gerekli görüldüğünde, yetkili ve görevli diğer yargı mercileri tarafından da kovuşturmanın her aşamasında uygulanabilir)
Tasarıda, adli kontrol kurumunun uygulanması açısından her hangi bir sınırlamaya yer verilmemişken (işlenen fiilin tutuklamayı gerektirebilecek bir suçu oluşturması yeterli görülmüşken); Kanunda bu konuda farklı bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre; tutuklama sebeplerinden birinin varlığı halinde , üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Böylece adli kontrol kurumunun uygulanabileceği alana sınırlama getirilmiştir. Bu durumda adli kontrol, üst sınırı üç yılı aşan hapis cezalarında uygulanamayacak; üst sınırı üç yıl ve altında olan suçlarda uygulama alanı bulabilecektir.
109. maddenin 2. fıkrasında; “Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.” denmektedir. 109. maddenin son fıkrasına göre; “Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” Bu durumda adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama yasağı bulunmasına rağmen; 109. maddenin 2. fıkrası uyarınca adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilecektir.
Kanuna göre adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir (Aşağıda parantez içinde yer alan düzenlemeler tasarıda yer alan yükümlülüklerdir, kıyaslama yapılabilmesi amacıyla birlikte ele alınmıştır) :
a) Yurt dışına çıkamamak (Hakimin belirleyeceği çevre sınırları dışına çıkamamak/ Saptanan yerleşim yeri veya konuttan ancak hakimin belirleyeceği neden ve koşullarla ayrılabilmek/ Hakim tarafından belirlenen bazı yerler gidememek veya ancak bazı yerlere gidebilmek/ Belirlenen sınırlar dışına her çıkışta cumhuriyet savcısına veya hakime haber vermek),
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak (Tasarıda da aynı şekilde düzenlenmiştir),
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak (Tasarıda da aynı şekilde düzenlenmiştir),
d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek (Tasarıda da aynı şekilde düzenlenmiştir),
e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek (Özellikle uyuşturucu maddeden arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tıbbi özen, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etmek),
f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak (Tasarıda da aynı şekilde düzenlenmiştir),
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek. (Tasarıda da aynı şekilde düzenlenmiştir),
h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak (Tasarıda da aynı şekilde düzenlenmiştir),
i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek (Tasarıda da aynı şekilde düzenlenmiştir),
Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin meslekî uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir.
Tasarıda yer almasına rağmen Kanun metnine dahil edilmeyen yükümlülükler ise şunlardır:
- Cumhuriyet savcılığı kalemine veya kolluğa kimliği belirten bir belgeyi, özellikle nüfus cüzdanı veya pasaportu, kimliğini belirtmeyi sağlayacak nitelikte bir makbuz karşılığında teslim etmek,
- Cumhuriyet savcısınca belirtilen ve sulh ceza hakimince onaylanan emre göre bazı kişileri kabul ve onları ziyaret etmekten, onlarla her ne suretle olursa olsun ilişki kurmaktan kaçınmak,
- Suç, mesleki veya sosyal nitelikte uğraşılar nedeniyle veya bunlar vesilesiyle işlendiğinde veya yeni bir suçun işlenmesinden kuşku duyulduğunda bu uğraşıları yapamamak,
- Karşılığı bloke edilmişler dışında, çek keşide edememek ve gerektiğinde kullanılması yasaklanmış çek defterlerini aldığı bankalara geri vermek.
Bunun yanı sıra tasarıda yer almamasına rağmen Kanuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir: “Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen hallerde uygulanmaz.” Bu fıkra da, adli kontrol kurumunun tutuklama müessesesinden farklı olduğunu, kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması gibi bir netice doğurmadığını, bu sebeple de cezadan mahsup edilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
113. maddede, şüpheli/sanık tarafından gösterilecek güvencenin neleri içereceği gösterilmiş ve şüpheli/sanığı güvence göstermeye zorunlu kılan kararda, güvencenin karşıladığı kısımların ayrı ayrı gösterileceği belirtilmiştir. Buna göre güvence, aşağıda yazılı hususların yerine getirilmesini sağlar:
a) Şüpheli veya sanığın bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunması.
b) Aşağıda gösterilen sıraya göre ödemelerin yapılması:
1. Katılanın yaptığı masraflar, suçun neden olduğu zararların giderilmesi ve eski hâle getirme; şüpheli veya sanık nafaka borçlarını ödememeleri nedeniyle kovuşturuluyorlarsa nafaka borçları.
2. Kamusal giderler.
3. Para cezaları.
Adli Kontrol Kararına Hükmedecek Merci: 110. maddeye göre şüpheli, cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hakiminin kararı ile soruşturmanın her aşamasında adli kontrol altına alınabilir. Hakim, cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir, kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. 110. maddeye göre bu hükümler, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.
Bu tedbirlere uymamanın neticeleri 112. maddede düzenlenmiştir. Buna göre; adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Tasarıda da aynı düzenlemeye yer verilmiştir. Hükme göre; hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun tutuklama kararı verilebilecektir. Kanunun 109/son fıkrasına göre; sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemeyecek; buna karşın 109/2. fıkra gereği bu durumlarda adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilecektir. Hükümler birlikte değerlendirildiğinde; hapis cezasının üst sınır iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemeyeceği; ancak, adli kontrol hükümlerinin uygulanabileceği ve bu yükümlülüklere isteyerek uyulmaması durumunda tutuklama müzekkeresi düzenlenebileceği anlaşılmaktadır. Ancak 112. madde metni “hükmedilebilecek hapis cezasının sınırı ne olursa olsun” diyerek bir sınırlama getirdiğinden; sadece adli para cezasını gerektiren bir suç sebebiyle adli kontrol hükümleri uygulanmış ve sanık/şüpheli belirlenen yükümlülüğü isteyerek yerine getirmemişse kişi hakkında tutuklama kararı verilemeyecektir. Zira 112. madde metni, yükümlülüğe uymama sebebiyle tutuklama kararı verilebilmesi için; verilebilecek cezanın hapis cezası olmasını şart koşmuştur. Peki bu durumda yapılacak olan nedir? Kanunda bu konuya ilişkin ayrı bir düzenleme bulunmamakla birlikte, 110. maddenin 2. fıkrası uyarınca işlem yapılabilir. Buna göre; “Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir.” Ancak şüphelinin yeni/değiştirilen yükümlülüklere de uymaması durumunda yapılabilecek başka bir şey kalmamaktadır.
Adli Kontrol Kararının Kaldırılması: 111. maddeye göre (tasarıda da metin bu şekildedir); şüpheli veya sanığın istemi üzerine, cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hakim veya mahkeme 110. maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir. Bu durumda adli kontrol kararının kaldırabilmesi için (tutuklama kararından farklı olarak) şüpheli veya sanığın istemi şart koşulmuştur, mahkeme veya hakim talep olmaksızın kararın kaldırılmasına yer veremeyecektir.
111. maddenin 2. fıkrasında, adli kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebileceği belirtilmiştir.

5271 SAYILI KANUNLA YENİLENEN
TUTUKLAMA MÜESSESESİ
Adli kontrol kurumunun getirilmiş olması sebebiyle tutuklama müessesesi yeniden ele alınmış ve farklı düzenlemelere yer verilmiştir. Tasarıda adli kontrol hükümlerinin uygulanması açısından bir sınırlama getirilmediğinden, tutuklama istisnai niteliktedir. Tutuklama kararından önce adli kontrol hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı düşünülmelidir. Oysa 5271 sayılı Kanun, tasarının adli kontrolü düzenleyen hükümlerinde bazı değişiklikler yapmış ve tutuklamayı istisnai olmaktan çıkarmıştır. Zira adli kontrol hükümleri ancak, üst sınırı üç yıl ve altında olan suçlar açısından uygulanabilecektir. Bu durumda ise tutuklama, yine asıl tedbir olmayı sürdürecektir.
Tasarının tutuklamayla ilgili maddeleri 119 ila 129. maddeler arasındadır ve adli kontrol müessesesinden sonra düzenlenmiştir. Buna karşın 5271 sayılı Kanun önceliği tutuklama ile ilgili hükümlere vermiş ve bunları 100 ila 108. maddeler arasında düzenlemiştir.
Adli kontrol kurumu hukukumuza 5271 sayılı Yasa ile girdiğinden eski Kanun ile kıyaslama yapılamamıştır. Ancak tutuklama müessesesi incelenirken üçlü bir kıyaslama yoluna gidilecek ve eski kanun, yeni kanun ve tasarı ayrı ayrı değerlendirilecektir.
Tasarının 119. maddesinde “...adli kontrol altına alınma kararı verilmemiş ise...” denmek suretiyle, tutuklamanın istisnai nitelik taşıdığı ortaya konmuştur. Maddeye göre tutuklama kararı verilebilmesi için;
1.Suçüstü halinde suçun cezasının üst sınırının bir yıl veya daha fazla hapis ve diğer hallerde iki yıl veya daha fazla hapis gerektirmesi veya ağır cezalı işlerden olması,
2. Şüpheli veya sanığın suçluluğu ve maddenin 1 ila 9 numaralı bentlerinde gösterilen nedenlerin varlığı hususunda kuvvetli belirtilerin saptanmış bulunması gerekmektedir.
Tasarıya bakıldığında tutuklama sebeplerinin genel olarak şüpheli/sanığın kaçmasını, delileri karatmasını önlemeye; kamu düzenini ve şüpheli/sanığı korumaya; suça son vermeye, suçun yinelenmesini önlemeye yönelik olduğu görülür. Tasarı, 1412 sayılı Kanunda yer alan sebeplerin dışında; sanığın saklanmasını, fiilin kamu düzeni üzerinde neden olduğu istisnai ve ısrarlı düzensizliğe son verilmesini, sanığın/şüphelinin kendilerine karşı gelişebilecek hukuka aykırı tepkilerden korunmasını, suça son verilmesini, suçun tekrarlanmasına engel olunmasını da tutuklama sebepleri arasına eklemiştir. Buna karşın, 1412 sayılı Kanunun 104/2. fıkrasını çıkarmıştır. Buna göre; “soruşturma konusu suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı 7 yıldan az olmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirmesi veya sanığın ikametgahı veya meskeninin bulunmaması veya kim olduğunu tespit edememesi durumunda” tutuklama kararı verilebilmesi madde dışı bırakılmıştır.
119. maddede belirtilen cezalardan daha az bir cezayı gerektiren suçlarda tutuklama kararı verilebilmesi 1, 6, 9 numaralı bentlerden birinin varlığını zorunlu kılmaktadır.


5271 Sayılı Kanunda Tutuklama :
Kanuna göre tutuklama kararı verilebilmesi için;
1. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular ve
2. Bir tutuklama nedeni bulunmalıdır. Kanun tutuklama kararı verilebilmesi için bu iki koşulun bir arada bulunmasını aramakta ve hangi hallerde tutuklama nedenlerinin var sayılabileceğini göstermektedir.
Kanuna göre aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
Yukarıda belirtilen sebeplerden biri yanında, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması durumunda tutuklama kararı verilebilecektir.
Kanun, belli suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeninin var sayılabileceğini belirtmiştir. Ancak belirtildiği üzere bu suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı tutuklama kararı için yeterli değildir. Bu durumda sadece, tutuklama nedeni var sayılabilir. Oysa tutuklama kararı verilebilmesi için tutuklama nedeninin yanı sıra, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular bulunmalıdır. Kanuna göre aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95)
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
8. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
9. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
Görüldüğü üzere tasarıda yer alan bazı tutuklama sebeplerine (suça son verilmesi, suçun yinelenmesinin önlenmesi gibi) kanunda yer verilmemiştir.


1412 Sayılı Kanunla Kıyaslama:
1412 sayılı Kanun tutuklama kararı için, “suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler”i aramaktayken, 5271 sayılı Kanun “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular” aramaktadır. Bu durumda tutuklama kararı için kuvvetli de olsa belirti yeterli olmayacak, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular aranacaktır. “Belirti” olayın gerçekleştiğini gösteren delil niteliğinde iken, “olgu” olayın bizatihi kendisidir. Yani Kanun, olayın gerçekleştiğine ilişkin emareler değil, olayın kendisini aramaktadır.
1412 SK, kaçma şüphesini uyandıracak vakıalar bulunmasını yeterli görürken; 5271 SK kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular aramaktadır.
1412 SK’da tutuklama kararı için; sanığın/şüphelinin delileri yok edilmesine, karartılmasına, gizlenmesine, vs’ye çalışıldığını gösteren hal ve davranışların bulunması gerekirken; 5271 SK bu tür girişimlerde bulunma hususunda kuvvetli şüpheyi yeterli görmüştür.
100. maddenin son fıkrasında; sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemeyeceği belirtilmiştir. Adli kontrol kurumu incelenirken görüldüğü üzere bu durumlarda tutuklama kararının verilememesi, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına engel değildir.
101. madde “tutuklama kararı” başlığını taşımaktadır. Buna göre; “Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.”
5271 SK, Tasarıdan farklı olarak adli kontrol kurumunun uygulanma alanı daraltsa da; tutuklanma istemlerinin gerekçeli olmasını ve bu istemlerde adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilmesini aramaktadır. Bu durumda tutuklama kararı verilebilmesi için adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenler bulunmalı ve bunlar tutuklama kararında gösterilmelidir. Yani adli kontrol uygulaması ile sonuç alınabilecekse, tutuklama yoluna gidilemeyecektir. Ancak adli kontrol hükümlerinin uygulanabileceği alan kısıtlı olduğundan, bu hükmün uygulama alanı da sınırlıdır.
Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir.
100. maddenin 3. fıkrasına göre; tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır. Bu hükümle birlikte tutukluluk durumunun gerçekleşeceği her olayda, zorunlu müdafilik sitemi getirilmiş olmaktadır.
5271 SK’da yer verilmemesine rağmen, tasarıda şu düzenlemelere yer verilmiştir:
“Karar verecek hakim veya mahkeme, şüpheli veya sanığa savunmasını hazırlamak üzere süre isteminde bulunabileceğini hatırlatır ve bu hususun yerine getirildiği tutanağa geçirilir.
Şüpheli, sanık ve avukatları, savunmalarını hazırlamak üzere süre isteminde bulunduklarında tutuklama kararı verilemez. Bu halde, şüpheli veya sanığa savunmasını yapmak üzere dört günü aşmayacak bir süre tanınır. Bu süre içinde şüpheli veya sanık, hakim veya mahkeme kararıyla muhafaza altında tutulabilir. Şüpheli, sanık ve avukatları ne zaman isterlerse derhal cumhuriyet savcısı dinlendikten sonra savunmalarını yaparlar ve karar verilir. Tutuklama kararı verilmezse şüpheli veya sanık derhal serbest bırakılır.
Şüpheli veya sanığın tutuklanmasına karar verilirken bunların velayeti altında bulunan on beş yaşından küçük çocukların durumu değerlendirilir....”
Yukarıda belirtildiği üzere Kanun, bu hükümleri içermemektedir.
Tutuklulukta geçecek süre
5271 SK’nın 102. maddesine göre;
- Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok altı aydır. Ancak, bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek dört ay daha uzatılabilir.
- Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.
1412 SK’nın 110. maddesine göre ise; hazırlık soruşturmasında azami tutukluluk süresi 6 aydır. Kamu davasının açılması halinde bu süre hazırlık soruşturmasında tutuklukta geçen süre dahil iki yılı geçemez. 5271 SK, ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler konusunda ayrım yapmak suretiyle farklı bir düzenleme getirmiştir. 1412 SK’nın 110/2. maddesinde; 6 ay ve 2 yıllık süreler içinde dava açılamaması veya hüküm kurulamaması durumunda, soruşturma konusu fiilin cezasının alt sınırı yedi seneye kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiriyorsa tutuklama kararının kaldırılacağı; aksi takdirde tutuklamanın devamına karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu durumda cezasının üst sınır 7 yılın üstünde olan bir suç için tutukluluk süresi sınırlandırılmış değil idi. 5271 SK ile bunun önüne geçilmiş ve ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olacağı, zorunlu hallerde uzatılması durumunda ise toplam üç yılı geçemeyeceği belirtilerek bir sınırlama getirilmiştir. Böylece tutuklamanın bir ceza değil, tedbir olduğu vurgulanmıştır.
- Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri 104. maddede düzenlenmiştir. Buna göre; soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir. Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir. Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir.
105. maddeye göre; salıverilme istemi üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafii dinlendikten sonra, istemin kabulüne, reddine veya 109 uncu maddeye göre, adlî kontrol uygulanmasına karar verilebilir. Bu kararlara itiraz edilebilir.
106. maddede salıverilenin yükümlülükleri düzenlenmiştir. Buna göre; “ Salıverilmeden önce şüpheli veya sanık, yetkili yargı merciine veya tutukevinin müdürüne adresini ve varsa telefon numarasını bildirmekle yükümlüdür./ Şüpheli veya sanığa soruşturmanın veya kovuşturmanın sona erdirileceği tarihe kadar, yeniden beyanda bulunmak suretiyle veya iadeli taahhütlü mektupla önceden verdiği adreslerdeki her türlü değişiklikleri bildirmesi ihtar olunur; ayrıca, ihtara uygun hareket etmediğinde, önceden bildirdiği adrese tebligatın yapılacağı bildirilir. Bu ihtarların yapıldığını belirten ve yeni adresleri içeren tutanak veya tutukevi müdürünün düzenleyeceği belgenin aslı veya örneği yargı merciine gönderilir.”
Tutuklananın durumunun yakınlarına bildirilmesi: 1412 SK’nın 107. maddesine göre; “tutuklamanın gayesini ihlal etmemek şartıyla tutuklanan sanığın yakınlarına ve esaslı bir alakası olan diğer kimselere, tutulmasını bildirmesine müsaade olunur. Tutuklanan isterse bunlara resmen dahi haber verilir./ Tutuklanan sanık hakim önüne çıkarılınca, durum yakınlarına bu hakim tarafından verilen bir kararla hemen bildirilir.” Bu konuya ilişki düzenleme 5271 SK’nın da 107. maddesinde yapılmıştır. Buna göre; tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, hâkimin kararıyla gecikmeksizin haber verilir. Ayrıca, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla, tutuklunun tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bizzat bildirmesine de izin verilir. Görüldüğü üzere bildirme usulü ters çevrilmiştir. 1412 SK’da asıl olan; sanığın yakınlarına bizzat haber vermesi iken; 5271 SK’da hakim kararıyla bildirim esas tutulmuştur.
Tutukluluğun incelenmesi: Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir./ Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir./ Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen karar verir.
Tasarı, 126. maddesinde “geçici salıverme” kurumunu düzenlerken, Kanunda bu düzenlemeye yer verilmemiştir. 126. maddeye göre; “Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme her tür suçta ve soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında, istisnai olarak tutuklu şüpheli veya sanığa geçici çıkış izni verebilirler. Bu halde tutuklu şüpheli veya sanık gözetime tabi tutulur.” Belirtildiği üzere bu madde Kanunda yer bulamamıştır.
Yukarıda açıklanan düzenlemelerle; 1412 SK’nın koruma tedbirlerine ilişkin hükümlerine yenilik getirilmiştir. Hukukumuza yeni giren adli kontrol müessesesi ile, şüpheli veya sanığın hürriyetinden yoksun kalması önlenmiş; bunun yanında tam serbest kalmasının da önüne geçilmiştir. Bu suretle ilgili, hürriyetinden yoksun kalmayacaktır ama hakkında adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilecektir. Örneğin şüphelinin yurt dışına çıkması ya da silah bulundurması önlenerek, denetlenmesi sağlanmış olacaktır. Bu yeni kurum özgürlükçü ve kamu düzenini koruyucu niteliktedir. 109. maddeyle getirilen sınırlamanın uygun olmadığı kanısında olmama rağmen; adli kontrole ilişkin hükümlerin hukukumuz açısından yeni ve ilerici bir adım olduğu ortadadır.
Av. Yeliz DARENDE
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Yeni Cmk'da Adli Kontrol Ve Tutuklama" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Yeliz Darende'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [yelizdarende@yahoo.com]
» Makale Bilgileri
Tarih
17-01-2005 - 13:50
(3599 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 104 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 82 okuyucu (79%) makaleyi yararlı bulurken, 22 okuyucu (21%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
58000
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 4 saat 31 dakika 19 saniye önce.
* Ortalama Günde 16,11 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 31641, Kelime Sayısı : 3989, Boyut : 30,90 Kb.
* 207 kez yazdırıldı.
* 6 kez arkadaşa gönderildi.
* 226 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 176
Yorumlar : 5
Sayın Y.Darende'nin yazısı, özellikle CMK'da yeni oluşturulan Adli Kontrol kurumunu derli toplu özetlemesi, yeniliğini vurgulaması anlamında önemli ve yararlı.. Bu çerçevede kafasına, eline sağlık diy... (...)
Y.darendenin yazısınıda belirtilen hususlar nazariye açısından hukuk dünyasının özlediği şeylerdir.Fakat Yargılama deyince akla sadece adliye gelmemeli. Kolluk yargılama açısından önemli bir yere sahi... (...)
Öncelikle, Yeliz Darende'nin yorumlarına katılıyor ve teşekkür ediyorum. Hakkı Bey'in yazısında yer alan, "kanunların, toplumsal ihtiyaçlar araştırılarak çıkartılması gerektiği" yolundaki eleştiriye d... (...)
Yazarın fikirlerine katılıyorum. Tutklama ceza değil, tedbirdir.(...)
bu makaleniz 2005 ve 2006 değişikliklerini içermemektedir. mesela 2005 değişikliği ile 100. maddenin son fıkrasındaki 2 yıllık süre 1 yıla indirilmiştir.(...)
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,08136201 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.