Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Emekli Bir Yargıcın Yargı Hakkında İzlenimleri

Yazan : İzzet Doğan [Yazarla İletişim]

EMEKLİ BİR YARGICIN YARGI HAKKINDA İZLENİMLERİ
İzzet DOĞAN.

Sözlerime önce bir fıkra ile başlamak istiyorum. Bir zamanlar krallıkla yönetilen bir ülke varmış. Ancak bu ülkede hukuk ve hâkimler de varmış. Törelere göre, bir vatandaş öldüğünde, şehir merkezindeki büyük çan bir defa çalınırmış. Tanınmış birisi ölürse çan iki kez, daha büyük bir devlet adamı ölürse çan üç kez çalınırmış. Kral öldüğünde büyük bir matem olur, çan dört kez çalınırmış.
Bir gün şehirde bir olay olmuş ve olay mahkemeye intikal etmiş. Davanın sanığı olarak mahkeme huzuruna çıkarılan kişinin suçsuz olduğunu tüm vatandaşlar bilmekteymiş. Sanığın beraatı beklenen davadan sürpriz bir karar çıkmış. Davayı izleyenler üzülerek çaresiz dağılmışlar.
Kısa bir süre sonra büyük çanın sesi duyulmuş. “ acaba kim öldü? “. Çan bir kez daha çalmış. “Ölen tanınmış biri ama kim? “. Çanın sesi bir kez daha duyulmuş. “ Demek ki ölen büyük bir devlet adamı, acaba kim ?”. Soruya cevap alınamadan çan bir kez daha yeri göğü inletmiş. Herkes feryat etmiş: “ Eyvah, kralımız öldü “.
Ancak törede görülüp işitilmemiş bir şekilde çan, beş ve altıncı kez çalmış, yer gök inlemiş ve sonrasında derin bir sessizlik olmuş. Halk şaşkın bir şekilde, bunun ne anlama geldiğini öğrenmek için çan görevlisine koşmuş. Bir de bakmışlar ki, çanı, haksız yere mahkûm edilen adam çalmış.
Sormuşlar: “ Çanın altı kez çalınması ne demek? Kralımızdan daha büyük biri mi öldü?...”.
Mahkûm karşısındaki halka evrenin her yerinde, her zaman geçerli olacak cevabı verir: “ Evet. Adalet öldü “.
Bizde adaletin önemini belirtmek için “Adalet mülkün temelidir” diye bir atasözü vardır. Ayrıca;” geç kalan adalet, adalet değildir” deriz. Ancak bana göre adalet mülkün yani devletin temeli olurken, vatandaşların ve insan haklarının temeli olmakta başarılı olamamaktadır. Her şeyden önce adalet ağır aksak çalışmakta ve yargılama makul sürede sona ermemektedir. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye aleyhine çok karar vermiştir. Yargılamanın hızlandırılması için öncelikle hâkim ve savcılarımızın iş yükünün azaltılması gerekmektedir.
Hâkim ve savcılarımızın iş yükünün azaltılması düşünülürken hâkim ve savcı açığı konusundaki sorunlar halen sürmektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Haziran 2012 verilerine göre Türkiye genelinde 5 bin 147’si hâkim, 4 bin 347’si de savcı olmak üzere toplam 9 bin 181 hâkim ve savcı görev yapmaktadır. Avrupa Birliği ülkesi üyelerde her 100 bin kişiye düşen hâkim sayısı 18-20 iken Türkiye’de bu sayı 10,5 olarak hesaplanmaktadır. Yine AB ülkelerinde her 10 bin kişiye 10 savcı düşerken Türkiye’de her 100 bin kişiye 5,3 savcı düşüyor. Savcılarımızın açtığı davalarda beraat sayısı Türkiye’de % 20, Japonya, Fransa, İsveç gibi ülkelerde ise % 1 civarındadır. 2013 yılı Eylül ayında Nevşehir’in Göreme beldesinde Mai Kuriharaç adlı bir Japon turist öldürüldü ve aynı olayda arkadaşı da yaralandı. Olayla ilgili olarak Mustafa Volkan D adlı bir vatandaşımız gözaltına alındı ve tutuklandı. Nevşehir C. Başsavcılığı yaptığı yazılı açıklama da Mustafa Volkan D’ nin ; “ güçlü suç şüphesinin varlığı delillerin henüz toplanmamış oluşu, şüphelinin kaçma ve suç delillerini karartma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle Sulh Ceza Mahkemesine sevk edildiğini “ açıkladı. Sulh Ceza Mahkemesi de aynı gerekçeyle bu şüpheliyi tutukladı. Bu tutuklamaya Mai’nin yaralı arkadaşına yanlış yöntemle yaptırılan teşhisin katkısı büyüktü. Ancak olay sonradan mobese kayıtlarına göre aydınlandı. Mobese kayıtlarında görülen otomobilin sahibinin evinde yapılan aramada, Mai’nin bir kısım eşyaları bulundu ve otomobil sahibi suçu kabul etti. Bu olayda Yargı “ one minute “ , “Pardon” dedi fakat Mustafa Volkan D’nin yaşamı karardı. Mai’nin arkadaşı Hoshie Teramatsu’da çok acı anılarla ülkesine döndü.
Yukarıdaki örnekte olduğu gibi bizde tutuklamalar tartışılmaktadır. Tutuklamalar bir koruma önlemi olmakla birlikte sonuçta kişinin özgürlüğü söz konusudur. Ceza Muhakemeleri Kanunu 101. maddesinde tutuklama kararlarında; mutlaka hukuki ve fiili gerekçelerin gösterilmesi gerektiğini düzenlemesine rağmen, uygulamada kanunda var olan güçlü suç şüphesinin bulunması, delillerin yok edilebileceği, gizlenebileceği, kaçma şüphesinin bulunduğu davayla ilgili tanıklar üzerinde baskı yapıla bilineceği gibi yasada bulunan sözler gerekçe gösterilerek tutuklama yapılmaktadır.
. Türkiye’de hâkim ve savcılar iç içe ve birlikte çalışırlar. Ceza davalarında verilecek hükümlerde görüşlerinin benzer olması çoğu zaman bir rastlantı değildir. Biz de hâkim, savcı ve avukat yargının saç ayakları sayılır. Avukat bu ikiliye karşı durumdadır. Bir başka söyleyişle “ silahların eşitliği “ ilkesi henüz yaşama geçirilmemiştir. Yasa koyucuda hâkimlik ve savcılık mesleğinin özlük işlerinde iki ayrı kurul yerine Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu adlı tek bir kurulu görevlendirmekte sakınca görmemiştir.
Yargıtay’da İş yoğunluğunun azaltılması için İstinaf Mahkemeleri da dediğimiz Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve yetkileri Kurulması Hakkında Kanun
24.09.2004 tarihinde kabul edilmiş ve bu kanunun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Ancak bu mahkemeler de yıllardır faaliyete geçirilememiştir. Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluşuna ilişkin 5235 Sayılı Kanun’unun geçici 3. Maddesine göre kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak en geç iki yıl içinde bölge adliye mahkemeleri için ihtiyaç duyulan bina, araç ve gereçler yapım, satın alma veya kiralanma yoluyla sağlanır denilmekte olduğu halde bu hedef gerçekleştirilememiş ve dolayısıyla bu mahkemelerin faaliyete geçmeleri ileri bir tarihe bırakılmıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçebilmesi için yaklaşık bin 600 hâkim ve savcıya ihtiyaç vardır. Bu hâkim ve savcıların birinci sınıfa ayrılmış olması gerekiyor. Bu nedenle ilk derece mahkemelerinde yetişmiş bulunan mevcut hâkim ve savcıların hemen hemen tamamının bölge adliye mahkemelerine almak gerekmektedir.
Bu durumda yargılamayı makul sürede bitirebilmek ve Yargıtay’daki gecikmeleri önlemek için hâkim ve savcı başına düşen iş yükünün azaltılması gerekir.
İş yükünün azaltılması amacıyla 22.hazran 2012 tarihinde Arabuluculuk Kanunu kabul edilmiş ve bu kanun 22 Haziran 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanuna göre Aile Hukuku, Miras Hukuku, Sigorta Hukuku, Komşular arası anlaşmazlıklar, arazi anlaşmazlıkları, Kadına karşı şiddet, doktor, hasta ilişkileri arabuluculuk yoluyla çözüle bilinecektir. 5 yıllık kıdem sahibi hukuk fakültesi mezunları arabuluculuk yapabilecektir.
Yargılamayı hızlandırabilmek için ayrıca 18.6.1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 12.01.2011 günü kabul edilen ve1.10,2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu adlı kanunla tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel gerekçesinde : “ yeni bir tasarı hazırlanmasının nedenlerinden birisi de ülkemizdeki adil yargılanma hakkının sağlanabilmesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile taahhüt edilen adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi için usul kanunlarındaki hükümler uygun hale getirilmelidir. Çünkü adil yargılanma hakkı, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmasını gerektirmektedir” denilmektedir. Bu değişiklikten önce halen görevlerini sürdüren denizcilik mahkemesi, fikri ve sınai haklar mahkemesi, tüketici mahkemeleri, aile mahkemeleri gibi ihtisas mahkemeleri kurulmuştu. Bana göre ihtisas mahkemelerinin kurulması çok iyi oldu. Şimdi küçük il ve ilçelerdeki hâkimler pratisyen hekim gibi tüm mahkemelerde görev yaparken, büyük yerlerde hâkimler mümkün olduğu kadar ihtisas mahkemelerinde çalışmaktadır.
Ancak hâkim, savcı sayısının artırılması, ihtisas mahkemelerinin kurulması, usul yasalarının değiştirilmesi, adliyenin fiziki koşullarının iyileştirilmesi gibi iyileştirmeler bile yargının başarılı olması ve iyi çalışması için yeterli değildir. Bizim mesleğimizde insan unsuru ve kalitesi çok önemlidir. Dünyanın en iyi kanunları, kötü uygulayıcılar elinde kötü sonuçlar, en kötü kanunları ise iyi uygulayıcılar elinde iyi sonuçlar doğurur diye bir söz vardır. Bu bağlamda özellikle son yıllarda Türkiye’de yetişen hukukçuların kaliteli olduğunu söylemek zordur. Çünkü yaklaşık olarak sayıları kırk beşe varan hukuk fakülteleri kaliteli hukukçu yetiştiremediği gibi, mezun olan hukukçularda mesleklerine başlarken yeterli bir staj görmemektedirler. Biz de hukukçular fakülteyi bitirdikten sonra doktrinle ilgilenmezler, bilimsel araştırmalara ve gelişmelere gerek duymazlar. En önemlisi de son yıllara kadar uluslararası sözleşmeleri ve karşılaştırmalı hukuku araştırmamalarıdır. Bir davanın çözümlenmesinde genel olarak Yargıtay’ın emsal içtihatları araştırılır. Bu klasik anlayış nedeniyle hukukta yaratıcılık yoktur. Özellikle hâkimlerimizin bu klasik anlayıştan uzak olması, doktrinle yakın ilişki kurması ve Yargıtay içtihatlarına, gerekli araştırma ve incelemeyi yaparak doğruluğuna inandıkları takdirde bu kararlara uymaları gerekmektedir.
Yargıtay’ımızın da genel olarak bilgi ve kültür yönünden yeterli insan gücüne sahip olduğunu söylemek güçtür. Bunun nedenlerinden biri Yargıtay üyesi seçimlerinde kariyer dışında bazı etkenlerin devreye girmesidir. Yani Yargıtay üyeliğine seçilmenin yolu her zaman olmasa bile bazı zamanlarda ahbap çavuş ilişkilerinden geçebilir. Adalet Bakanı ve müsteşarı Yargıtay’a üye seçimlerinde görevli Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda her zaman istediklerinin bir kısmını yaptırabilmek gücüne sahip olmuştur. Anayasamıza göre Adalet Bakanı Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulunun başkanı, müsteşarı ise doğal üyesidir. Türkiye’de siyasal gücün, yargının kendi çıkarları yönünde çalışmasını isteme hastalığından kurtulup kurtulmadığı her zaman tartışılma konusu olmuştur. Siyasal gücün dümen suyuna kapılma riski bulunan bir yargının bağımsız ve tarafsız olamayacağı kuşkusuzdur. İşte böyle riskin gerçekleştiği dönemlerde halkın yargıya olan güven duygusu ağır yara almaktadır.
Yargının bağımsız ve tarafsızlığı ölçüsünde, halk yargıya güven duyar. Burada yargının bağımsızlığından kastımız; yasama ve yürütme erklerine karşı bağımsızlığı, yargının tarafsızlığından kastımız ise, yargının taraflara eşit mesafede olmasıdır. İstanbul Baro’ su dergisinde yayınlanan bir makaleye göre: “ son dönemde yapılan bir anket sonucuna göre halkın % 68’i yargıya güven duymamaktadır. Toplumda böyle bir yargının oluşmasında, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yapılan siyasal nitelikli yargılamalardan edinilen izlenimin etkili olduğu görüşü egemendir ( Av. Başar Yaltı. Adil Yargılanma Hakkına Yargıcın Etkisi. İstanbul Barosu Dergisi, Temmuz- Ağustos 2012.Cilt 86. S. 70 ) “.
Türkiye’de çok dikkat çeken hususlardan biriside devletle vatandaş arasında çok sayıda dava açılması ve dava dosyasının bulunmasıdır. Bu davalarda devlet çıkarlarıyla bireyin çıkarları biri birleriyle çeliştiğinde mahkemelerin her zaman devletin çıkarlarına öncelik verdiği ileri sürülmektedir. Bu konuda yayınlanan bir makalede şu saptamalar yapılmıştır : “Türkiye’de yargının bağımsızlığı kadar belki de ondan daha önemli olan yargının devletten bağımsızlığı bir başka deyişle yansızlığı sorunu bulunmaktadır. Türkiye’de yargı, asker ve sivil bürokratlar gibi kendisine siyaset üzerinden vesayetçi bir rol biçmiştir ve yargı kendini devletin sahipleri arasında görmektedir. Devletin çıkarlarıyla bireyin çıkarları birbiriyle çeliştiğinde mahkemeler hemen her zaman devlete öncelik vermektedir. Türkiye’de yargıçlar halk adına yetki kullanan bağımsız otoriteler olarak davranmamakta, tam tersine kendilerini yerleşik kurumsal yapı içinde devletin ve bu devletin ideolojisinin bekçileri olarak görmektedirler“ ( Mehmet Turhan, Anayasanın Hak Temelli Yorumu ve Anayasa Yargısı, Mehmet Turhan/Nur Uluşahin, Anayasa Hukukuna Liberal Bakışlar, Ankara 2009,s.117 )
Öte yandan yine Anayasamıza göre,” hâkimler idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar. Hâkimler ve Savcılar Kanununun 5. Maddesi’ne göre de “ Adalet Bakanı, yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin görevleri hariç olmak üzere hâkimler ve savcılar üzerinde gözetim hakkına sahiptir. Bu kurallar bize göre anayasamızda hâkimlerin bağımsızlığını düzenleyen 138. Maddesine açıkça aykırıdır.
Anayasamıza ve usul yasalarımıza göre mahkemelerin kararları gerekçeli olması zorunludur. Ancak Yargıtay’ımızın kararlarının büyük bir kısmı formül denen soyut sözcükleri içeren biri birlerine benzer kararlardan oluşmaktadır. Yargıtay’ımızın az da olsa görkemli kararlarına da rastlanmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuza göre; Yargıtay üyeleri de dâhil olmak üzere hâkimlerin yargısal görevlerini yaparken yargısal çalışmaları nedeniyle vermiş oldukları zarar için, devlet aleyhine tazminat davası açıla bilinir. Devlet, tazminat öderse ödediği bu tazminatı sorumlu hâkimden bir yıl içinde isteyebilir. 2011 yılında yürürlükten kalkan usul yasamıza göre hâkim kusurlu davranışları nedeniyle verdiği zararlardan devletten önce kendisi kişisel olarak sorumluydu.
2000’li yıllardan itibaren Anayasamızda köklü değişiklikler yapıldığı gibi, Medeni Kanunumuz, Ceza Kanunumuz, Hukuk Usul Kanunumuz ve Ceza Usul Kanunumuz gibi temel kanunlarımız değişmiştir. Anayasa’mızda ki en önemli değişiklerden biri : “kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliği yaşama geçirmekle yükümlüdür, kuralına “ , “ Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik kuralına aykırı olarak yorumlanamaz “ kuralının eklenmesi yine uluslararası sözleşmelerin iç hukuk bakımından bağlayıcı olacağının kabul edilmesi ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınması gibi kurallardır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2010 anayasa değişikliği ile köklü değişikliklere uğramıştır. Kurulun yapısı, üye sayısı, kurul üyelerinin seçimi ve kurul kararlarının niteliği değişmiş, hâkimlerin görevleri ile ilgili denetim hükümleri ilgili maddeye eklenmiştir. 159. maddenin son hali şu şekildedir:
“Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmi iki asıl ve on iki yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır. Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir.
Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir.
Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir. Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde yapılır. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden altmış gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanır. Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üyenin, birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının; seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir. Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılır.”
Bu değişiklikten önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini, yalnızca Yargıtay Büyük Genel kurulu tarafından kendi üyeleri arasından ve Danıştay Genel Kuruluda yine kendi üyeleri arasından olmak üzere seçilirlerdi. Ancak bu kurulda da Adalet Bakanı kurulun başkanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı da kurulun doğal üyesi sayılmaktaydı ve her ikisi de oy hakkına sahipti.

Ayrıca Anayasamızın 148. Maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin Görevleri arasına “bireysel başvuruları karara bağlayacağı” hükmü eklenmiştir. Bireysel başvuru hakkı ile ilgili eklenen düzenlemeler şunlardır: “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir “.
Bizim politikacılarımız Anayasamızda özellikle insan hakları bakınmandan yapılan değişikliklerin bizim insanımız için yapıldığını iddia ederler. Fakat bu iddia bana göre her zaman doğru değildir. Bu değişiklikler daha çok Avrupa Birliği Adaylık Sürecinin gereği olarak ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarına uyum sağlamak amacıyla yapılmaktadır. Şimdi aramızda olmayan bir yazarımızın dediği gibi; “ Türkiye’de hukuk var. Yasalar var. Mahkemeler var, ancak herkese eşit şekilde uygulanan bir “ Hukuk Devleti “ düzeni yok. ( Mehmet Ali BİRAND. Güncel Hukuk Mart 2005. S. 7 ). Bir başka deyişle unumuz var, yağımız var, şekerimiz var ve biz tatlı yapamıyor ve yiyemiyoruz.


Bu yazı , 26.10.2013 tarihinde İstanbul Barosu’nun ,İngiltere ve Galler Hukuk Cemiyeti ile birlikte düzenlediği “Savunmanın Savunulması “konulu konferansta sunulmuştur.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Emekli Bir Yargıcın Yargı Hakkında İzlenimleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı İzzet Doğan'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
» Makale Bilgileri
Tarih
20-01-2014 - 18:47
(3799 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 7 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 7 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
5567
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 12 dakika 35 saniye önce.
* Ortalama Günde 1,47 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 17798, Kelime Sayısı : 2319, Boyut : 17,38 Kb.
* 2 kez yazdırıldı.
* 3 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1740
Yorumlar : 1
Bir yerli film sahnesinde bir devlet dairesi.. geniş bir odaya yayılmış masalarda oturan memurlar ve işini görmeye gelen her vatandaş elindeki evrakların arasına bir miktar para koyarak evrağını yanı... (...)
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,04549694 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.