Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Kisişel İlişki Tesis Ve Velayet Hakkı

Yazan : Hilmiseker [Yazarla İletişim]
yargıç

Makale Özeti
Sadece evli olanların evlilik birliği süregelirken velayeti birlikte kullanmada uyuşmazlığa düşmeleri(195), boşanma öncesi birlikte yaşamaya ara verilmesi(197), boşanma ve ayrılık davalarının açılması sırasında alınacak önlemler(169) ve boşanma sonrası hükümlerin dayanağı ile hüküm kurulurken gözetilmesi gereken hususlarla(182) sınırlı tutacağız.

BİRLİKTE YAŞAMAYA ARA VERİLMESİ, BOŞANMA VE AYRILIK DAVALARINDA
MÜŞTEREK ÇOCUKLARLA KİŞİSEL İLİŞKİ TESİSİ İLE VELAYET HAKKINA DAİR İNCELEME VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Genel olarak;

İlgi alanı olarak belirlediğimiz bu konunun öncelikle taraf olduğumuz uluslararası hukuki metinler, HUMK, Aile Mahkemeleri Yasası ile TMK.undan beslendiğini belirtebiliriz. Bu düzenlemeler ile ülkemizde çoğu kez uzun süren boşanma ve ayrılık yargısında yanlar ile çocuklar arasında meydana gelebilecek sorunların olabildiğince hızlı ve karşılıklı yararlar gözetilerek giderilmesi amaçlanmaktadır.
Boşanma öncesi önlemler 195. ile 197. maddelerde, boşanma ve ayrılık davalarında alınması gereken önlemler 169. ve 366/2. maddelerde, boşanma sonrası düzenlemeler ise 182. maddede yer almıştır.
TMK. unun 169. maddesi geçici önlemleri sınırlandırmayarak yargıca somut olayın özelliklerine göre tedbir geliştirme olanağı tanımıştır.
Bu önlemler portföyünde ilgi alanımızı sıkça gündeme getirilen kişisel ilişki tesisi ve velayet hakkı oluşturacaktır.
Pratik bize bu duygusal ve trajik ortamda sosyal ve psikolojik nedenlerle yanların agresif ve uzlaşmaz tutum sergilediklerini öğretmiştir.
Dolayısıyla çocuklarla kişisel ilişki kurma, terbiyesi, yönetimi ve temsili üzerinde söz sahibi olma isteği duygusal ve yargısal problemlerin çekim merkezini oluşturur.
Adil, güvenilir ve toplumsal kabul gören bir buyruğa ulaşılması ihtiyacı bu konudaki hukuksal sorunların büyüteç altına alınarak incelenmesini gerektirir. Çalışmamız bu gereksinimin giderilmesini hedeflemektedir.
İncelememizi sadece evli olanların evlilik birliği süregelirken velayeti birlikte kullanmada uyuşmazlığa düşmeleri(195), boşanma öncesi birlikte yaşamaya ara verilmesi(197), boşanma ve ayrılık davalarının açılması sırasında alınacak önlemler(169) ve boşanma sonrası hükümlerin dayanağı ile hüküm kurulurken gözetilmesi gereken hususlarla(182) sınırlı tutacağız.
Buna göre;

EVLİLİK BİRLİĞİNDEN KAYNAKLANAN YÜKÜMLÜLÜKLERİN YERİNE GETİRİLMEMESİ YA DA BİRLİĞE İLİŞKİN ÖNEMLİ BİR KONUDA UYUŞMAZLIĞA DÜŞÜLMESİ HALİNDE VELAYETİN KULLANILMASI VE KİŞİSEL İLİŞKİ TESİSİ;

TMK’ u 185/2. maddesi birliğin mutluluğunu sağlamakla birlikte çocukların bakım, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermeyi ebeveynlerin ortak yükümlülükleri olarak belirlemiştir.
Yasa Koyucu evlilik birliği içerisinde belirlenen bu yükümlülüklerin eşler tarafından yerine getirilmemesi ya da gerektiği gibi getirilmemesi yada birliğe ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi ihtimalini de gözeterek sorunun giderilmesine yönelik önlemler geliştirmiştir.
Burada inceleme konusuna soru ile başlamanın konunun anlaşılması bakımından önem taşıyacağı inancındayız.
Taraflar evlilik birliği içinde çocuğun bakım ve gözetimi konusundaki olası fikir ayrılığını aşamazlarsa sorun hangi alternatif çözümlerle giderilecektir?
Eşler bu gibi hallerin vukuunda yargıçtan uyuşmazlığın giderilmesini istemeleri halinde, yargıç eşleri yükümlülükleri konusunda uyarabileceği, onları uzlaştırmaya çalışabileceği veyahut ta eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebileceği(195/2) ya da gerektiği taktirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır (195/3) demek suretiyle bu alanda yargıca alınabilecek nihai önlemlerin neler olması gerektiğini salık vermiştir.
Kanunun gerekçesinde metnin İsviçre Medeni Kanununun 172. maddesinden alındığı, burada yardımı yapacak olanın “Evlilik veya Aile Danışma Büroları” olduğu ancak Ülkemizde böyle bir danışma kurumunun olmaması nedeniyle bu kurum yerine kaim olmak üzere “uzman kişilerin yardımını isteme” ibaresine yer verildiği ifade edilmekle birlikte bu uzmanların kimler olacağı ve nitelikleri belirtilmemiştir.
Bu uzmanların uyuşmazlığın türüne göre psikolog, pedagog ya da sosyal çalışmacı olduğunu Aile mahkemesi Yasasının 5. maddesi aracılığı ile öğreniyoruz. Bu şekildeki çözüm önerisi niteliği itibarıyla AMK. unun 7. maddesi ile ilke edinilen yargıcın tarafları sulh etme yetkisi ile de paralellik arz etmektedir.
Yargıç anılan yöntemlerle uyuşmazlığı aşamazsa bu taktirde gerekirse kanunda öngörülen önlemlerden birini alır demekle (195/3), yasa koyucu önlemlerin türü ve süresini belirlemeyi yargıca bırakarak incelenen olayın özelliklerine uygun çözümü bulma konusunda geniş taktir yetkisi tanımaktadır.
Peki yargıç kanunda öngörülen hangi önlemleri alacaktır?
Yasa koyucu bu önlemlerin nelerden ibaret olduğunu madde gerekçesinde belirtmiştir.
Gerekçede bu önlemler sırasıyla eşlerin ayrı yaşamalarına, eşlerin meslek ve işine, eşlerin çocuklarla ilişkilerine, evlilik birliğine ilişkin katkılar şeklinde sayılmıştır.
Çocuklarla ilişki çocuğun ebeveynlerle karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin bütünü olarak yorumlanabilir. Tabii ki bakım çocuğun gözetimi, terbiye ve korunmasına ilişkin yükümlülükler bu kapsamda düşünülebilir. Sonuç itibarıyla ebeveynler çocuğun geleceği ile ilgili önemli sayılan konularda fikir ayrılığına düşmeleri ya da bu yükümlülüklerini yerine getirilmemeleri halinde, talep varsa yargıcın velayeti eşlerden birine tevdiinde kanımca kanuni bir engel yoktur.
Bu şekildeki önlemin alınması TMK. unun 346. maddesi hükmüne paralel ve tamamlayıcı bir buyruk olup, aynı zamanda da TMK. 335. maddesinin istisnasını oluşturur bu maddeye ters bir uygulama anlamını taşımaz. Zira bu gibi hallerde çocuğun kısa vadede yararlarının korunması gereği bu önlemlerin alınması ile mümkün olacaktır.
Yeri gelmişken ailenin korunması hakkındaki yasanın (4320 SK) bu alandaki bütünleyici hükümlerine değinmekte yarar vardır. Bu yasa evlilik birliğinin gereklerine uymayan ya da yükümlülükleri yerine getirmeyen eşin evden uzaklaştırılmasını öngören tedbirlerden bahsetmektedir(1/b). Ebeveynlerden birinin tedbiren evden uzaklaştırılması süresi içerisinde müşterek çocukların velayetinin birlikte kullanılma hak ve yetkisi kesintiye uğrar. Bu durumda diğer eşin evden uzaklaştırılan eşten tedbir nafakası talep edebileceği öngörülmüş iken velayetin kim tarafından kullanılacağına değinilmemiştir.
Yasanın uygulanması halinde kanaatimize göre eşlerden birinin 335/1. madde hükmü gereğince yasadan kaynaklanan tek başına velayeti kullanma zorunluluğu doğar. Zira burada yasadan kaynaklanan bir tedbirin uygulanması ile ortak yaşam son bulmuştur. Dolayısıyla evde kalan eşin seçimlik haklardan TMK. unun 195/son maddesindeki önlemlerin alınmasını isteyebileceği gibi TMK. 197/son maddesi gereği yargıç lüzumlu gördüğü önlemlere de hükmedebilir. Çünkü bu olasılıkta taraflardan birinin yükümlülüklere aykırı davranmasıyla, aile huzurunu ciddi bir biçimde tehlikeye düşürmektedir. Huzuru bozucu davranışta bulunan ya da yükümlülüğünü yerine getirmeyen eş hakkında Ailenin Korunması Hakkındaki Yasa hükümleri uygulanıp müşterek hane dışında belli süre ile tutulmasıyla ortak yaşam da fiilen son bulmakta, bu ayrılık süresince velayetin diğer eş tarafından kullanılması koşulları gerçekleşmiş olmaktadır.

BİRLİKTE YAŞAMAYA ARA VERİLMESİ HALİNDE
GEÇİCİ ÖNLEM OLARAK KİŞİSEL İLİŞKİ VE VESAYET HAKKI:

Boşanma ya da ayrılık davaları açılmadan evvel birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde çocukların velayeti ya da kişisel ilişki tesisine dair istemlerin tedbir yolu ile gündeme getirilmesi olanaklı mıdır? Olanaklı ise kanuni dayanağı ne olacaktır?
Yasa Koyucu HUMK.unun 101/4. maddesinde dava açılması üzerine dediğine göre dava öncesi durumlarda bu madde dayanak yapılmak suretiyle kişisel ilişki ile velayetin tevdiinin tedbir yoluyla düzenlenmesi genel hükümlere göre mümkün değildir.
Ancak yeni TMK. unun 197. maddesi ile eski yasada bu alanda var olan boşluğun giderildiğini görmekteyiz.
Bu madde eşlerin gerek haklı bir sebebe dayanarak gerekse haklı bir sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınmaları ya da ortak yaşamın başka bir nedenle imkansız hale gelmesi halinde kural olarak ergin olmayan çocuklar ile ilgili geçici önlemlerinin alınması düzenlemiştir.
TMK. unun 197/son maddesi birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde ”Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hakim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.” demekle,
TMK.unun velayetle ilgili 336/2 maddesine gönderme yapmıştır. Ana-baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri bu madde düzenlemektedir. Madde “ortak hayata son verilmesi veya ayrılık hali gerçekleşmiş ise hakim velayeti eşlerden birine verebilir.” hükmüne yer vererek 197/son maddedeki tedbirlere kaynaklık yapmaktadır. Buna göre birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde küçüklerin velayetini eşlerden biri kullanabilecektir.
Bu halde kendisine velayet tevdii edilmeyen tarafın çocuk ile kişisel ilişki tesis etme isteği gündeme gelecektir. Bu talebe de Kanun koyucu 323. madde hükmü ile yanıt vermektedir.
Burada kanun koyucu kendisine çocuğun bakım ve korunması tevdii edilmeyen eşe soy bağı hükümlerinden yararlanarak çocuk ile ilgi kurma hakkı tanımıştır. Dikkat edilirse düzenlemede velayet hakkının mutlaka eşlerden birine verilmesi gerektiğine ilişkin emredici bir tabir kullanılmamıştır. Kanaatimize göre bununla yargıca çocuğun yararları gerektiriyorsa alternatif çözümler bulma olanağı tanınmak istenmiştir. Sözgelimi TMK. unun 346 ve 347 maddelerindeki önlemlere başvurulmasında olduğu gibi.

BOŞANMA VE AYRILIK DAVASI SIRASINDA TEDBİR OLARAK;
VELAYET İLE KİŞİSEL İLİŞKİ HAKKI:

Dava açıldıktan sonra yanlara geçici önlemlerin alınmasını isteme olanağı TMK.un 169. maddesi ile verilmiştir.
Yeni TMK.unun 169. maddesinin gerekçesinde bu maddenin “yürürlükteki kanunun 137. maddesini karşıladığı, maddenin sadeleştirilerek aynen alındığı” ifade edilmektedir.
Oysaki eski yasa metni irdelendiğinde bu alıntının bire bir olmadığı, 169. madde metnin 137. madde metninden farklı ve fazla olarak “korunmasına” kelimesini içerdiği açıklıkla görülecektir. Dolaylı olarak “gerekçedeki” aynen ve sadeleştirilerek alındığı şeklindeki ifadelere katılma olanağı yoktur.
TMK. unun 169. maddesi “boşanma ve ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.” demektedir.
Peki yeni düzenleme ile bu geçici önlemler arasında velayeti saymak olanaklı mıdır? Bu soruya olumlu cevap verebilmek velayetin tanımlanması ile mümkündür.
Velayet; öğretide küçük ve bazen mahcurların, şahıs ve mallarının korunması, onların temsili için, ana - babalarının sahip oldukları hak ve yükümlülükler olarak, Türkçe’de de “bir şeyi ya da kimseyi dış etkilerden korumak” olarak tanımlanmaktadır. Görülüyor ki koruma bu iki tanımın ortak öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Velayetin; koruma ile temsil unsurlarını içerdiği izahtan varestedir. 169. madde de bakım ve koruma için gereken önlemlerden bahsedildiğine göre bu ilgiden hareketle korumanın zorunlu olarak temsil yetkisini kullanmayı da gerektirdiği gözetilerek velayetin, eski düşüncelerden farklı olarak geçici önlemler arasında kabul edildiğini yorumlayabiliriz.
Bununla birlikte TMK. unun 336/2 maddesi de ortak hayatın son bulması veya ayrılık hali gerçekleşmiş ise yargıcın velayet hakkını yanlardan birine verebileceğini ifade etmekle bu konudaki son sözü söylemiştir.
Özetle boşanma ve ayrılık yargısı sırasında alınacak önlemler TMK. unun 169. ve 366/2. maddelerinden beslenmekte ve bunun velayet ve kişisel ilişki kurma hakkını da içerdiği tartışmasız kabul edilmektedir.
Eskiden öğretide bu önlemler arasında kişisel ilişki kurma hakkının varlığı kabul edilmekte iken velayet hakkının 137. madde düzenlemesi dışında kaldığı öne sürülmekteydi.

BOŞANMA VE AYRILIK KARARI ÜZERİNE;
KİŞİSEL HAK TESİSİ İLE VELAYET HAKKI:

TMK.un 182. maddesi bu hakları geçici önlem olarak değil hükmün ferileri olarak düzenlenmiştir.
Yanlar arasındaki psikolojik ve duygusal çekişme en çok bu döneme tekabül eder. Çünkü çözülmeye başlayan evlilik bu süreçle sona yaklaşmaktadır. Çocukların velayeti ve onlarla kişisel ilişki kurma hakkı çekişmenin yoğunlaştığı alanlardır. En çok çocukların bu aşamada korunmaya ihtiyaçları olacaktır. Bu safha bundan sonraki yaşamların da belirleyicisidir.
Kanun koyucu bunun farkında olarak yanların çocuklar üzerindeki haklarını düzenlerken yargıca konu ile ilgili olarak önemli misyon yüklemiştir. Uygulayıcıların bu aşamada dikkatli olmaları gerekir.
TMK. 182/2 maddesi velayet konusunda mutlaka yanların dinlenmesi gereğine vurgu yapmakta, üçüncü fıkra ise kişisel ilişki kurma hakkına değinerek bu hakkın verilmesinde “çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlaki bakımdan yararlarının gözetilmesine” vurgu yapmaktadır.
O halde Yargıç boşanmanın en acı verici yönünün yaşandığı bu ortamda mümkün olduğunca tarafları dinlemesi, boşanmadan sonraki yaşamlarını nasıl idame ettirecekleri, çocuklarla ilişkilerini nasıl sürdürecekleri, çocuklarla nasıl ilgilenecekleri, eğitim düzeyleri, sosyal, ekonomik, ahlaki, psikolojik durumları ve çocukların bulundukları yaş grubu özellikleri ile gerçek istemleri analizci bir tutumla saptamalıdır.
Mesleki tecrübemiz yargıçların bu alanda yeteri derecede yoğunlaşmadıklarını göstermektedir. Bu konudaki hükümlerin ortak özelliği ise hepsinde kişisel ilişkinin ebeveynlerle görüşme ile sınırlı tutulduğudur.
Bu alandaki eksiklik ve gereksinimin sonradan yürürlüğe giren 4787 sayılı Aile Mahkemeleri Yasası ile aşılacağını umuyoruz.
Yasa koyucu da konuya duyarlılığını bu mahkemeye atanacak yargıçların “evli ve çocuk sahibi, 30 yaşını doldurmuş, tercihen Aile Hukuk alanında lisans üstü eğitim yapmış” kişilerden seçerek göstermiştir. Yine bu alanda çok önemli bir boşluk giderilerek hakimlerle aynı özelliklere sahip psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacının mahkemelerde görevlendirildiği, bunların bulunmaması ya da görev yapmalarının hukuki ya da fiili engellerle mümkün olmaması halinde dahi diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar veya serbest meslek icra edenlerden yararlanılacağı hükme bağlanmıştır.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi bundan böyle yargıç boşanma ve ayrılık yargısında bu sorunlu alana zikri geçen uzmanların bilimsel yaklaşım ve araştırmalarının katkısı ile çözüm bulacaktır.

VELAYET VE KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKININ
DÜZENLENMESİNDE DİKKATE ALINACAK HUSUSLAR
VE KİŞİSEL İLİŞKİ SAYILABİLECEK HALLER:

Genel olarak,
Yargıcın çalışmalarının çekim merkezini oluşturduğu tartışmasız olan bu hakların düzenlenmesinde hangi kriterler esas alınacaktır?
Kişisel ilişki; çocuğun anne ve babası ile karşılıklı bağını düzenleme olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla kişisel ilişkinin çerçevesini bu bağın gereği olan ilgi ve ihtiyaçların yoğunluğu belirler ve çeşitlendirir.
Bu skalada yanların beklentilerine, yararlarına en uygun olanlarını bulup hükme konu yapma yargıcın taktir ve yetkisine bırakılmıştır.
Türk boşanma yargısında yegane kişisel ilişki kurma şekli; özel ve resmi tatil ile dini bayramlar ya da ayın, yılın belli günlerinde küçük ile ebeveynlerin belli bir mekanda buluşturulmasıdır. Bunun yeterli olmadığı ise geçen sürede bu alandaki yakınma ve ihtilafların çoğalmasından anlaşılmaktadır.
Yargıçların görüşerek şahsi ilişki kurma şeklindeki klasik anlayışı geride bırakarak, bunun yerine tarafların ihtiyaç, beklenti ile yararlarına en uygun kişisel ilişki türlerini bilimsel veriler ışığında ciddi, güvenilir bir araştırma ile ortaya çıkarmalıdır. Bunun için yeterli enstrümanların varlığına inanıyoruz.
Araştırmalarımızda Federal Alman Cumhuriyetin’ de kendisine velayet tevdi edilen eşin çocuğun sosyal, psikolojik ve zihinsel gelişimi ile ilgili olarak diğerini bilgilendirme yükümlülüğünün kişisel ilişki olarak düzenlendiğini belirledik. Söz konusu bu önlemin Türk boşanma yargısında uygulanmasına engel bir düzenlemenin bulunmaması sebebiyle hükümlerdeki yerini alması gerektiğini düşünüyoruz.
Çocuklarla ilgili konularda eşlerin iş birliği yapma yükümlülüğünün hükme bağlanması,
Sorunların giderilmesinde uzmanlardan yardım ve rehberlik istemenin hükümle taraflara görev olarak yüklenmesi,
Görüşme sürelerinin sıklaştırılarak artırılması ya da belirli dönemlerde azaltılması, bulabildiğimiz birkaç kişisel ilişki durumuna örnek olarak verilebilir.
Velayet de tıpkı kişisel ilişkide olduğu gibi yanlar ile çocuğun menfaat ve yararları gözetilerek çocuk için en uygun ebeveyn belirlenerek tevdii edilmelidir. Zira velayet hakkı yoğun emek, mesai ve güçlü bir ekonomi ile sorumluluğu da gerektirmektedir. Yargıç bu hak ve yetkiyi kullanabilecek en uygun kişiyi belirlerken sosyal statü, mali ve ekonomik durum, çocuklarla yoğun duygusal ilişki kurma ihtiyacı, küçüklerin yaşları ile kardeş sevgisi hakkın tevdiinde mutlaka gözetmesi gereken verilerdir.

VELAYET VE KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKINA HAKİM OLAN İLKELER:

1-Velayet ve kişisel ilişki hakkının kurulmasında asıl olan küçüğün yararıdır:
Yasa koyucu bu konuda yargıca geniş takdir hakkı tanıdığını ifade ettik. Takdir hakkının kullanılmasında temel ölçü ise daima çocuğun yararları olup bununla da müşterek çocukların yaşamları yanların olumsuz tutum ve davranışlarının etkisinden uzak tutularak sorunsuz bir gelişim hedeflemiştir.
Dolayısı ile yargıcın bu amaçtan hareketle yorum ve değerlendirme yapması gerekir.

2- Velayet ve kişisel ilişki kurma hakkı mutlak ve dokunulmazdır:

Dolayısıyla bu hakkın başkalarına devri mümkün olmadığı gibi başkaları aracılığı ile kullanılması da olanaklı değildir.
Hak dokunulmazdır. Yasada aksi kararlaştırılmadıkça ebeveynlerin bundan mahrum edilmesi düşünülemez. Bu hakkın kullanılmasının istisnaları TMK. unun 335, 345, 346, 347 ve devamı maddelerde düzenlenmiştir.
Yargıç yanların ve çocuğun sahip olduğu dokunulmaz iki hakla karşı karşıya geldiğinde gözetmesi gereken daima çocuğun yararlarıdır.

3-Velayet ve kişisel ilişki kurma hakkına ilişkin önlemlerin süresi kural olarak sınırlandırılmamıştır:

Bu haklar talep üzerine ya da resen sınırlandırılabileceği gibi şartlar tahakkuk ederse ortadan kaldırılabilir.
Önlemlerin azami süresi velayette kişinin reşit olması ya da ebeveynlerin ölümü veya hakkı kullanma koşullarını yitirmeleri ile son bulur.
Boşanma ve ayrılık davalarında ise adından da anlaşılacağı üzere tedbir niteliğinde olmaları nedeni ile davanın esası hakkında karar ittihazı ile de kararın feri niteliği kazanırlar.
Evlilik birliğinin tatili hallerinde ise yanların bir araya gelmeleri yahut da tedbirin kaldırılmasını istemeleri halinde kaldırılabileceği gibi süresinin kısaltılabileceği ya da artırılabileceğini düşünüyoruz.

4- Velayet ve kişisel ilişki kurma hakkı kamu düzenine ilişkindir:

Dolayısıyla yargıç boşanma ve ayrılık yargısında hakkın kullanılmasının koşullarını analizci bir tutumla belirlemelidir. Yargıç buyruğunda yanlar için demokratik, uygulanabilir, hakların içeriğine dokunmayan ve yeni ihtilaflar üretmeyen çözümler önermesi gerekir.
Tarafların hakkın kullanımı konusundaki anlaşmaları kural olarak yargıcı bağlayıcı değildir.
Eski düzenlemede ebeveynlerin tedbirler konusunda anlaşmaları halinde, yargıcın bu konuları düzenleme dışı bırakacağına, anlaşamamaları halinde ise müdahale yetkisi tanındığına ilişkin görüşler mevcuttu.
Ancak gerek taraf olduğumuz çocukların korunmasına dair uluslararası hukuk metinleri gerekse TMK.unun 166/3 madde metni ile çocuğun menfaatleri gözetilerek yanlar arasındaki düzenlemeye yargıcın müdahale olanağı ve yetkisi mevcuttur. Anlaşma ile çocuklarla ilgili tedbirlerin menfaatleri hilafına yanların kişisel tercihine terk imkanı ortadan kaldırılmıştır.
Şöyle ki yasa koyucu 184/5. maddede ayrılık ya da boşanmanın feri sonuçları gibi konularla ilgili olarak taraflar arasındaki anlaşmaların hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmayacağını belirlediğini, velayet ve kişisel ilişkinin de boşanmanın feri niteliğindeki hükümlerden olduğu, dolayısıyla bu konudaki anlaşmalar hakimin onayını gerektirdiği, burada temin edilmek istenen nihai maksadın çocuğun yararına olmayan anlaşmalara yargıcın müdahalesi ile sonuçsuz bırakmak olduğu,
Bu düzenleme ile 166/3. maddesindeki düzenleme arasında uygunluk sağlandığı, anlaşmalı boşanma olarak da ifade edilen bu genel boşanma sebebinin hüküm ifade edebilmesi için çocukların durumu konusundaki anlaşmanın yargıç tarafından da onaylanması şartına bağlanmakla çocuğun boşanmanın olumsuz ortamından uzak tutulmasını temine yönelik bir çözüm yolunun benimsenmiştir.
Yargıcın uygulamada çocuğun sorunsuz gelişimini temin için uygun koşulların varlığını araştırmalı bilahare taraflarca önerilen çözümü tasdik ederek ya da öneri üzerinde değişiklik yaparak onaylayacak ya da reddederek karara itiraz imkanı tanıyacaktır.

5-Velayet ve kişisel ilişki kurma hakkı kural olarak eşlerden birine verilebileceği gibi istisnai olarak her iki eşe de bırakılabilir mi?

Yasada velayetin boşanma ya da ayrılık durumunda çocuk kendisine bırakılan tarafa ait olacağı ifade edilmektedir(336/son)
Ancak TMK. unun 166/3 maddesinde tarafların çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şartıyla boşanmaya hükmedileceğini ifade etmektedir. Bu iki düzenlemeyi birlikte değerlendirerek eşlerin boşanma sonrası velayeti birlikte kullanmaları mümkün müdür?
Kanaatimize göre TMK. unun 166/3 maddesi uygulamasında boşanma durumunda velayetin birlikte kullanılmasını engelleyen bir hükme yer verilmediği, ancak 336. maddenin buna engel olduğunu biliyoruz. Lakin her boşanmanın krizle sonuçlanamayacağını bazı hallerde eşlerin boşanmadan sonra da velayeti birlikte kullanabileceklerine ilişkin istekleri de gözetilerek yargıcın velayet birlikte kullanılmasına karar verebileceğini düşünüyoruz.

6-Velayet ve kişisel ilişki kurma hakkında yargıca geniş takdir hakkı tanınmıştır. Yargıcın bu alandaki yetkisi TMK unun 4.maddesi ile sınırlıdır.

7-Velayet ve kişisel ilişki kurulurken çocuğun yaş grubunun psikolojik özelliklerinin değerlendirmede mutlaka gözetilmesi gerekir:

Bilim adamları her çocuğun mensubu bulunduğu yaş grubunun psikolojik özelliklerine göre boşanma ya da ayrılığa farklı tepkiler verebileceğini ifade etmektedirler.
Dolayısı ile boşanma ve ayrılık yargısında velayet ile kişisel ilişki tesisinde yargıcın mutlaka çocuğun bulunduğu yaşa göre gösterebileceği tepkileri belirleyerek hükmünü buna göre kurmalıdır.
Kanaatimize göre, bu şekildeki bir tespit velayet ile kişisel ilişki tesisine yönelik itiraz ve eleştirilerin büyük bir kısmını konusuz bırakacaktır.
Bilim, boşanmanın çocukların ruh yapısı üzerinde belki de yaşam boyu taşıyacakları derin izler bırakacağını kanıtlanmıştır. Bu bilimsel sonuç benimsemekte ve kabul edilmektedir.
Bu travmadan çocukların korunması nispeten olanaklıdır. Ancak bu sonuca ulaşabilme yanlar ile yargıcın yoğun emek ve mesaisini gerektirir.
Psikoloji çocukların boşanmaya karşı tepkilerini yaşlarını esas alarak tasnife tabi tutmuştur. Çocuğun olumsuz sonuçlardan korunması bulunduğu yaş gurubunun özelliklerinin yargıç tarafından belirlenmesi ile başlar. Yargıç bu özelliklerin belirlenmesinde Aile Mahkemesi Yasasının kendisine verdiği özel bilgisini kullanma ve bilirkişinin görüşlerinden yararlanma imkanını kullanmalıdır.
Buna göre;

a)Okul öncesi çocukların ayrılık ve boşanmaya tepkileri,

Duygusal gereksinimde artma, bağımlılık, korku, üzüntü ve kırgınlık şeklinde gösterdikleri,
Erkeklerde daha fazla duyarlılık gözlendiği, adaptasyonun asgari bir yıl sürdüğü, anne ve babanın bu yaştaki çocuklarla ilgilerinin yoğunluğu bu sürenin azalma ya da artmasında belirleyici olduğu, çocuğun ebeveyn dışındaki kişiler ile kalmayı ret ettikleri açıklanmaktadır.
Bu bilimsel verilerden hareketle yargıcın bu gurup çocukların velayeti ve kişisel ilişki kurma haklarını düzenlerken,
1-İlk bir yılın oldukça önemli olması nedeniyle, çocuğun durumla başa çıkabilmesini teminen kişisel ilişkiyi artırıcı önlemler geliştirmelidir.
2-Cinsiyetin önemine binaen erkek çocuklarda tepkiyi azaltmanın özel yollarını bulmalıdır.
Sözgelimi küçük erkek ise yargıcın anne ve baba ile sık ve uzun süreli görüşmeyi sağlayacak şekilde karar vermeli, bununla birlikte adaptasyon dönemi içinde ebeveynlerin çocuğa daha yakın olmalarını sağlamalıdır.
3-Ayrıca çocuğun bu dönemde üçüncü kişilerle kalmayı kabul etmeyeceği gözetilerek ebeveynlerden müstakil yaşayacak olana velayetin verilmesi tercih edilerek diğeri ile kişisel ilişki kurulması yararlı olacaktır.
4-Küçüğün ebeveynlerinden hangisine bağlılığı daha fazla ise tespiti ile velayetin ve kişisel ilişki kurma hakkının buna göre tayini gerektiği gözetilmelidir.

b)İlköğretim çağı çocuklarının ayrılık ve boşanmaya tepkileri:

Bu gurup çocuklarda kişiliğin oluştuğu, çevre ve dünyaya ilgi duymaya başladıkları, mevcut durumun yaşamlarının sekteye uğratacak kadar etkili olacağı, sorgulamanın başladığı, en çok bu dönemde küçüklerin ebeveynlerine gereksinim duydukları, onlara cezalandırmak için öfkeli davranabilecekleri, aynı zamanda ebeveynlere özlemlerinin artacağı, aynı cinsten oldukları ebeveynlerine özlemlerinin diğerine oranla fazla olduğu, bu yaştaki çocukların rol modellerinin önemli olduğu ifade edilmektedir.
Görülüyor ki bu gurup çocukların en belirgin psikolojik özellikleri bilinçlenme ile birlikte sorgulama sürecine de girmeleri gözetilerek;
1-Çocuğun sorumlu tuttuğu anne ve baba ile görüşmeme ihtimali ne binaen duruma uygun çözüm geliştirilmesi,
2-Erkek çocuğun bu dönemde babayı, kız çocuğunun ise anneyi daha çok özleyeceği dikkate alınarak en azından diğer şartların da tahakkuku halinde velayetin ve kişisel ilişki hakkının buna göre düzenlenmesi ,
Sözgelimi kız çocuğun yararı gerektiriyorsa velayetinin anneye verilerek baba ile de kişisel ilişkinin kurulabileceği,
3-Bu gurup çocuklarda rol modellerinin önemli olması nedeniyle kişileri örnek alma ve benzeme yönelimleri dikkate alınarak yargıcın burada anne ve babanın yakın çevrelerinde çocuğun gelişimi için kötü örnek teşkil edecek durum ve kişileri saptayarak sonucuna göre karar vermesi gerekir. Örneğin anne çocuğun istemediği ya da kalmak arzusunda olmadığı veya küçük için ahlaki bakımdan sakıncalı bir ortamın varlığı halinde tercihin diğer alternatiften yana kullanılabileceği,

c)Ergenlerde ayrılık ya da boşanmaya tepki:

Bu grup çocuklarda bağımlılığın azaldığı bunun yerini bağımsızlık istençlerinin aldığı, dolayısıyla ev dışındakilerle yakınlaşma ve sevgi hislerinin bunlarla doyurulmaya çalışıldığı, bu dönemin hem ebeveynler hem de çocuk için oldukça zor bir dönem olduğu, antisosyal davranışların baş gösterdiği bazen gerilimin gözlendiği, kız çocuklarda erken flört, erken evlilik, cinsel aktivitenin başladığı, yine boşanmaya neden olan ebeveynden kendini çekerek onu cezalandırma yoluna gidildiği, tek ebeveynli evlerde disiplinsizliğin baş gösterdiği ifade edildiği gözetilerek;

1-Bu gurup çocuklar cinsiyetlerine göre farklı davrandıkları belirlendiğine göre özellikle kız çocuklarının durumu burada önem arz etmektedir. Yargıcın kız çocuklarının aşırı tepkilerini azaltıcı önlemlerin alınmasında çevre faktörünün belirleyici olacağı,
2-Burada boşanmaya neden olan eşle, çocuğun görüşmeme isteğinin abartılabileceği gözetilerek hak tesisinde yanılgıdan kaçınılması, aynı zamanda çocuğun gerçek iradesine uygun davranılarak ebeveyninde kişisel ilişki kurma hakkının asgari düzeyde korunması gerektiği,
3-Yine erkek çocukların disipline ihtiyaçları gözetilerek velayetin babada bırakılmasının yararlı olacağını düşünüyoruz,

Bazen çocukların ayrı tutulması ileride bulundukları ortamın etkileri ile farklı karakter edinmeleri riskini de doğurabilir. Hükümlerin kardeşlerin birbirlerine yabancılaşması ve giderek kopmaları sonucunu doğuracak bu tablonun oluşumunu engelleyecek nitelikte olmasına özen gösterilmelidir. Zira Türk Aile Hukuku ailenin birliğinin sarsılmamasını ve bütünlüğünün bozulmamasını hedeflemiştir.

8-Aile mahkemesi yasası ile yargıca esasa girmeden yanların ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan yararlanarak teşvik eder hükmünden hareketle velayet ve kişisel ilişki hakkı kurmada bu düzenlemenin de gözetilmesi gerekir.
Bu madde ile yasa koyucu kanaatimize göre Aile Hukukundan kaynaklanan problemleri çözmede yanları sulh etmeyi ilke olarak benimsemiştir. (Madde 7)
Yine aynı yasanın 6/2a maddesi ile küçükler hakkında bakım ve gözetime yönelik gerekli önlemlerin alınması öngörülmektedir.

9-Ülkemizin taraf olduğu Uluslararası Hukuki metinlerinin ve diğer alakalı yasaların da ilkelerin belirlenmesi ve uygulanmasında yargıca yol gösterici işlevi unutulmamalıdır. Bu metinler sırasıyla;
a)Çocukların korunması hakkındaki sözleşme: 09.12.1994 tarih ve 4058 sayılı yasa ile mevzuatımıza giren bu metin ile çocukların özetle bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişimi için gereken hayat şartlarını sağlama görevinin öncelikle anne ve babaya yüklendiğini görmekteyiz. (Madde 27.)
b)Uluslararası çocuk kaçırmanın hukuki veçhelerine dair Lahey Sözleşmesi: Bu metin 1 Ağustos 2001 tarihinde ülkemizde yürürlüğe girerek iç hukukun bir parçası olmuştur. Bununla velayet ve şahsi ilişki kurulması haklarının ihlalleri önlenmeye çalışılmıştır.
Burada çocuk ittihaz edilmiş karara aykırı bir şekilde belli meskeninin izinsiz bir şekilde değiştirilmesi ya da çocuğun kaçırılması halinde yasal başvuru yolları düzenlenmiştir. *
c)2675 sayılı Milletler Arası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun: Bu kanun da yabancı unsurlu velayet ve kişisel ilişki kurma hakkına ilişkin düzenlemelere yer vermektedir.
d)4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkındaki Kanun: Bu yasa ile aile birliği, ebeveynlere karşı korunduğu yasa özellikle aileye davranışları ile şiddet uygulayan, korku salan, düzensiz ve agresif bir tutum sergileyen, alkol ve uyuşturucu gibi madde kullanarak birliğin geleceğini tehlikeye sokan eşe karşı tedbirler öngörmektedir.

e)2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Yasası:

Bu yasa da çocukların korunması ile ilgili tedbirlerin alınması bakımından konumuzla alakalıdır. Aynı zamanda aile mahkemeleri yasasının yürürlüğe girmesi ile yargıçların velayet ve kişisel ilişki kurma hakları düzenlenirken kanaatimize göre bu kurumdaki sosyal hizmet uzmanlarının mütalaalarından yararlanmalarının önünde yasal bir engel kalmamıştır.









SONSÖZ


Duygusal boşanma, hukuki boşanma ile anne ve babanın boşanmalarının , adliye koridorlarında hukuki bir kimlik ile karşımıza çıktığını, böylelikle hukukun adliyelerde psikoloji, pedagoji ve çalışma disiplinleri ile tanıştığına tanık olmaktayız.
Bu tanışıklık Aile Mahkemeleri Yasasının yürürlüğe girmesi ile yerini birlikteliğe bırakmıştır.
TMK.u ve taraf olduğumuz uluslararası hukuki metinlerin yaşanan krizin etki ve sonuçlarından küçüğü uzak tutma ve yanlarca bu hakkın kullanımını sağlamak için bir takım önlemler geliştirdiği bilinmektedir. Bu önlemlerin en çarpıcı olanı küçüklerin velayeti ile kişisel ilişki kurma hakları alanında kendini göstermektedir.
Anne, baba ve çocuğun boşanma sonrası her zaman ilişkisi sona ermeyebilir. Sona erse bile birlikteliğin sürdürülebilmesi yeni kişisel ilişki türlerinin belirlenmesi ve uygulanması ile olanaklıdır.
Yargıçların kendilerine tevdii edilen yetki ve sorumluluk bilinci ile boşanma ve ayrılık yargısında yanların, küçükler üzerinde egemenlik kurma arzu ve isteklerinden, yaşanan trajik ve duygusal davranışlardan etkilenmeden küçük/ küçüklerin yararına ebeveynler için makul, uygulanabilir çözümleri içeren bir buyruk oluşturmalıdır.
“Öğreti, bilgi üretme ve üretileni yorumlama ile bu ve benzeri hukuksal problemleri aydınlatma da kurucu işlevini sürdürmektedir. Uygulayıcıların da hukuksal problemlere çözüm bularak sürece çok değerli katkılar sağlayıp öğretideki fikirlere kaynaklık yaptıkları tartışmasızdır.
İnceleme konusu da öğreti ve yargı mensuplarının üzerinde karşılıklı kafa yordukları fikir alışverişi yaptıkları konular arasındadır. Amacımız; tatbikatçı kimliği ile araştırma/ tartışma/ konuşma dünyasına küçükte olsa bir katkı sunmaktır.
Değerli okuyucuların yararlanılacağını umuyorum.Saygılarımla.


Yapılan Yorumlar ( 5 yorum )




Velayet Gönderen: Adil Tüzemen yönetim: Sil - Düzenle

Yasa koyucu velayet konusunda 4320 sayılı yasada bir hüküm koymamakla yasa boşluğu doğmasına neden olduğu yorumu doğru bir yaklaşım değildir.Her hangi bir hüküm koymamakla sizin yorumunuzun aksine bu geçici tedbirler sürecinde velayet hakkında her hangi bir değişikliğin olmayacağını kasdetmiştir.Eğer bu gereklilik var ise Medeni Yasaya başvurmak gerekmektedir.Medeni Yasanın 346-347 maddesi ve devamı hükümleri varken aynı konuda adı geçen yasada yeniden hüküm konulmasına da gerek yoktur.
21-09-2003 saat: 03:24





Cevap hakkı Gönderen: Hilmi Şeker yönetim: Sil - Düzenle

Sayın Tüzemen,
Öncelikle eleştiriyel katkınız için teşekkür ederim.
Bu yazı ile amaçlanan TMK ile akraba yasalar arasınaki ilişkiyi uzgulama alanına taşıyarak olası uyuşmazlıklar için çözümler önermektir.
4320 sayılı yasayla,TMK 185.maddesi ile öngörülen aile birliğini sarsıcı ve bozucu davranışlar önlenmek istenmiştir.
Bu düzenlemede ayrıca ve açıkça nafakadan bahsedilmesine rağmen kişisel ilişki ve velayet hakkına değinilmemiştir.Biz sayın okuyucuların dikkatini bu konuya çekerek,böyle bir uyuşmazlığın gerçekleşmesi halinde Genel Hükümlere başvuru olanağının hatırlanabileceğini ifade ettik.
Bu ifadelerimizin hiç bir bölümünde düzenleme boşluğu ifadelerine değinilmemiştir.
En derin saygılarımla.

21-09-2003 saat: 22:25





Aile Mahkemeleri Daha Etkin Kılınmalı Gönderen: Banu Kayhan yönetim: Sil - Düzenle

Velayet konusunda hakimin takdir yetkisinin yanı sıra Aile Mahkemelerinin daha da etkinleştirilmesi gerektiği fikrindeyim.Boşanma davalarını birbirleriyle kıyaslamamız mümkün olamaz.Her somut durumun kendine ait şartları vardır.Önemli olan çocuğun bedensel , ruhsal sağlığı ve geleceğidir.Bunların en iyi şekilde tesisini sağlayabilmek için Aile Mahkemelerindeki uzmanların(psikolog,pedagog) anne ve babanın yaşam koşullarını,çocukla iletişimlerini ve psikolojilerini incelemesi ve ona göre velayetin kime verileceğine karar vermesi gerketiği fikrindeyim.
23-09-2003 saat: 19:14





Sayın Kayhan'a cevap Gönderen: Hilmi Şeker yönetim: Sil - Düzenle

Sayın Kayhan,

Öncelikle ilginiz için teşekkür ederim.
Yasa yapıcı “zayıfları koruma içgüdüsü “ile hareket ederek velayet ve kişisel ilişki kavramlarını düzenlemeyi esas aldığı kanısındayım.Çünkü bu düzenleme ile ulaşılmak istenen sonuç küçüklerin korunmalarının sağlanmasıdır.Bu amaçtan hareketle de küçüklerin yüksek yararları hakkın kurulmasında belirleyici olarak kabul edilmiştir.Bunu sağlama görev ve yetkisi de velayet ve kişisel ilişki yargısında yargıcın sorumluluğundadır.Emredici kural ile korunan hukuksal konunun önemi yargıcın kendiliğinden hareket etme ve etkinlikte bulunma gerekçesinin de kaynağıdır.
Esasında bu duyarlılıktan hareketle konuyu kamu düzeniyle eş tutarak açıklamaya özen gösterdim.Yargıcın buradaki kendiliğinden harekete geçme ve araştırma görevinin buyurucu niteliğini klasik kamu düzeni ile açıklama olanağı yoktur.Bunun zayıfları korumaya yönelik bir çabanın ürünü olduğunun belirtilmesi yerinde olacaktır. Görülüyor ki buraya kadar sizinle aynı görüşte olduğumu ifade edebilirim.
Elbette ki bu alandaki eksiklik ve gereksinimin sonradan yürürlüğe giren 4787 sayılı Aile Mahkemeleri Yasasının yerleşmesiyle büyük ölçüde aşılacağını umuyoruz.
Yeni düzenlemelerle öngörüldüğü gibi bundan böyle yargıç boşanma ve ayrılık yargısında belirtilen uzmanların bilimsel yaklaşım ve araştırmalarının katkısı ile her somut olayın özelliğine göre çözümü elbette bulacaktır.
Ancak; bir çekincemiz var. Şöyle ki; Aile Mahkemesi Yasası ile Hukukumuza giren psikolog,pedagog ve sosyal çalışmacıların da bilirkişi sıfatlarından ötürü H.U.M.K.’u hükümlerine göre etkinlikte bulunacakları tartışmasızdır.Dolayısıyla bilirkişilik kurumuna yönelik süregelen eleştirisel tavrın bunlar içinde devam edeceği doğaldır.Problem bu kurumun etkinliğinin sağlanmasına yönelik ilkelerin belirlenmesi ile aşılacaktır.Ancak bununda yeterli olduğu söylenemez.Sorun büyük ölçüde bilirkişilerin yargıçlaşma olasılıklarını ortadan kaldıracak iradenin ortaya konması ile aşılabilecektir.Yargılama yetki ve sorumluluğunun her ne suretle olursa olsun bilirkişilerce kısmen yada tamamen paylaşılması durumunda ortaya çıkan kararın buyruk olarak kabulü olanaksızdır.Yargıçların bu endişelerden hareketle yetkilerini kullanmada oldukça kıskanç davranmaları gerekli ve zorunludur.
Bu sonuca ulaşılması yargıcın bilirkişiyi ve görüşlerini izlemeye ve denetlemeye olanak verecek en az bilgi birikimine sahip olmaları ile mümkündür.Karşıt bir tutum sergilenmesi yargıcı bilirkişiye bağımlı kılacağı gibi yetkilerini de süreç içinde bilirkişiye bırakma riskini doğurur.Bilginin yenilenmemesi ve gelişimin sağlanmaması bu sonucu kaçınılmaz kılar.
Bundan dolayıdır ki diğerlerinde olduğu gibi yargıç aile hukuku sorunlarının çözümünde doğru ve güvenilir bir sonuca ulaşmak istiyorsa bir psikolog kadar olmasa dahi psikoloji hakkında özel bir bilgiye sahip olması gerektiğinin hatırlanması gerekir.
Saygılarımla.

24-09-2003 saat: 00:34





merhaba Gönderen: Cankaya Hukuk yönetim: Sil - Düzenle

yazdıklarınızın tamamının altına imzamı atarım..ancak yargıçların, bilirkişilerin raporlarına bağımlı olmamaları için daha yetkin,etkin,bilgin ve entellektüel olmaları gerektiğine inanıyorum..sizle hemfikiriz..sanırım burada öz eleştiriyi yargıçların yapması gerekiyor...saygılar..
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Kisişel İlişki Tesis Ve Velayet Hakkı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Hilmiseker'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
» Makale Bilgileri
Tarih
20-09-2004 - 21:41
(4833 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 43 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 25 okuyucu (58%) makaleyi yararlı bulurken, 18 okuyucu (42%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
50847
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 gün 6 saat 55 dakika 47 saniye önce.
* Ortalama Günde 10,52 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 37904, Kelime Sayısı : 4638, Boyut : 37,02 Kb.
* 145 kez yazdırıldı.
* 3 kez arkadaşa gönderildi.
* 96 kez indirildi.
* 41 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 155
Yorumlar : 2
***Boşanma davamda hakim velayeti geçici düzenlemeyle bana veriyor ve velayet kararını mahkeme sonuna bırakıyor,sonuçta davayı reddediyor ve söylenmesine rağmen çocukla ilgili düzenleme yapmıyor ena... (...)
kişinin mağdur olanken mağder edilen duruma düşürülmesi kadar insanı bunaltan bir hal tanımıyorum.kanun hükümleri iki keskin uçlu bıçak sanki.sorunum,belki,bir hukuk adamı gibi kanunları özümseyememem... (...)
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,09260297 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.