Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Sona Ermesi, Mal Rejiminin Tasfiyesi, İstenebilecek Alacaklar, Belirlenmesi Ve Hesabı (Yargıtay Kararları İle)

Yazan : Ünzile Küçüköner [Yazarla İletişim]
AVUKAT

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNİN SONA ERMESİ,
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ,
İSTENEBİLECEK ALACAKLAR, BELİRLENMESİ VE HESABI
(Yargıtay Kararları ile)

Av.Ünzüle Küçüköner


A) EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNİN SONA ERME ANI

TMK Madde 225-“ Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.
Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.”

“GEREKÇE MADDE 225 - Birinci fıkrada edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erme hâli olarak, eşlerden birinin ölümü veya başka rejiminin kabul edilmesi öngörülmüştür.
İkinci fıkrada evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine ya da mal ayrılığına geçilmesine mahkemece karar verilmesi hâllerinde, edinilmiş mallara katılma rejiminin son bulması öngörülmüştür. Burada mahkemenin buna ilişkin kararının kesinleşmesinden itibaren değil, dava tarihinden itibaren mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye edilmesi söz konusu olacaktır. Mal rejiminin tasfiyesinde, malların tasfiye anındaki değerleri göz önüne alındığından, bu düzenlemeyle birinin davayı olabildiğince uzatarak diğer eşin edinilmiş mallarındaki artışa ve bu artış dolayısıyla kendi payını arttırmasına engel olunmuştur.”

hükmü gereği;
Katılma Rejiminin sona erme anı;

-Evlilik boşanmayla sona ermişse, boşanma davasının açıldığı tarih,( TMK Madde 179 - Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır.”

-Evlilik iptal sebebiyle sona ermişse, iptal davasının açıldığı tarih,( TMK Madde 158 - Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur. Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.”

-Hakim kararıyla Mal Ayrılığı Rejimine geçilmesi halinde, davanın açıldığı tarih, ( TMK md.206 - Haklı bir sebep varsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir. Özellikle aşağıdaki hallerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir: 1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması, 2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması, 3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi, 4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması, 5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması. Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.”…. Olağanüstü Mal Rejimi olarak Mal Ayrılığa geçişmesi davasında TMK md.207 – “Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.” TMK Madde 208 – “Eşler, her zaman yeni bir mal rejimi sözleşmesiyle önceki veya başka bir mal rejimini kabul edebilirler. Mal ayrılığına geçişi gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde hakim, eşlerden birinin istemi üzerine eski mal rejimine dönülmesine karar verebilir.” TMK Madde 212 – “Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.” TMK Madde 462 – “Aşağıdaki hallerde vesayet makamının izni gereklidir:..9. Mal rejimi sözleşmeleri..” TMK Madde 706/.f 2- “Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tabidir.”)

-Eşlerden birinin ölümüyle sona ermişse, eşin ölüm tarihi,

-Eşlerin başka bir mal rejimini kabul etmeleri halinde, noterde mal rejimi sözleşmesi yapıldığı tarihtir. (TMK md.203 -Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler.” TMK Madde 204 “ Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir. Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar.” TMK Madde 205 – “Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler. Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur. )

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/8138,Karar: 2006/15389,Karar Tarihi: 09.11.2006 “ Evlilik boşanma sebebiyle sona erdirilmesine karar verilmesi halinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/12451,Karar: 2005/14803,Karar Tarihi: 25.10.2005 “ Taraflar evlendiklerine ve mal rejimi sözleşmesi yapmadıklarına göre aralarında yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Mahkemece evliliğin iptal ve boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi halinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.”

Açılmış olan boşanma, iptal davası veya mal ayrılığına geçilmesi davasının red edilmesi halinde, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi eşler arasında geçerli olmaya devam edecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/10089,Karar: 2006/18428,Karar Tarihi: 26.12.2006 “ Davacı koca tarafından açılmış bulunan boşanma davası reddedilmiş, karar kesinleşmiştir. Eşler arasında yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Davacı kocanın talebi, edinilmiş mallar yönünden de tasfiyeyi amaçlamaktadır. Açılmış olan boşanma davası reddedildiğine göre yasal mal rejimi devam etmektedir. Evlilik içinde ortak alınan eşyalar hakkındaki davada dava şartı oluşmadığında <hüküm verilmesine yer olmadığına> karar verilmesi gerekir.”

Ayrıca
TMK Madde 213 – “Mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya önceki rejimin tasfiyesi, eşlerden birinin veya ortaklığın alacaklılarının, üzerinden haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamaz.
Kendisine böyle mallar geçmiş olan eş, borçlardan kişisel olarak sorumludur; ancak, söz konusu malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ettiği takdirde, bu ölçüde kendisini sorumluluktan kurtarabilir.”

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin sona ermesi ve tasfiyede, eşler arasındaki evlilik birliği 1.1.2002 öncesine dayanıyor ise; EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMLERİNİN VE SONA ERME TARİHLERİNİN ayrı ayrı belirlenmesi gerekmektedir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin sona ermesi ve tasfiyede, eşler arasındaki evlilik birliği 1.1.2002 öncesine dayanıyor ise, TMK md. 179 gereği uygulanacak hükümlerin belirlenmesi için, eşlerin hangi tarihlerde hangi rejime tabi olduklarının belirlenmesi gerekecektir.

TMK Madde 179 – “Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3121,Karar: 2010/114,Karar Tarihi: 15.01.2010 “ Taraflar 19.10.1984 tarihinde evlenmişler. 3.7.2006 tarihinde açılan dava sonunda boşanmışlar ve boşanma kararı 24.4.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmaz kooperatif hissesi durumunda olup, davalı kadın adına 5.4.1997 tarihinde üye olunmuş 25.7.2005 tarihinde ise dava dışı üçüncü kişiye devir yapılmıştır. Taraflar arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM. md. 170) bu tarihten itibaren mal rejiminin sona erdiği 3.7.2006 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 s. Yürürlük K. md. 10/1)
Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre kooperatif ödemelerine davacının da kazancıyla katkı da bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak katkının oranı ve miktarının belirlenmesi bakımından 1.1.2002 tarihinden önce ve sonra yapılacak araştırmalar farklıdır.”

* Eşler arasındaki evlilik birliği 1.1.2002 öncesine dayanıyor ise, evlilik tarihinde 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümleri yürürlükte olacak ve evlenme mukavelesiyle kanunda muayyen diğer usullerden biri de kabul edilmemiş ise, aralarında evlenme tarihinden- 1.1.2002 tarihine kadar 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümleri gereği yasal rejim olan Mal Ayrılığı Rejiminin geçerli olduğu kabul edilecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe girmesi ile,
4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Madde 10-“Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar” hükmü ve
4721 sy. TMK ( Yasal Mal Rejimi başlıklı md.Madde 202/f1”- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.” hükmü gereği,
taraflar ayrıca bir sözleşme yapmamış ise, aralarında; 1.1.2002 tarihinden itibaren Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi geçerli olacaktır.
4721 sy.TMK md.225 “..evliliğin… boşanma sebebiyle..sona erdirilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.” hükmü gereği, taraflar aralarındaki Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, boşanma davasının açıldığı (boşanma hükmünün kesinleşmesi şartı ile) tarihte de sona erecektir.

Bu durumda, 1.1.2002 öncesine dayanan evliliklerde, yeni TMK yürürlüğe girdikten sonra açılan bir boşanma davası var ise ve eşler mal rejimleri konusunda ayrıca bir sözleşme de yapmamış ise taraflar arasında,
-Evlilik tarihinden- 1.1.2002 tarihine kadar Mal Ayrılığı Rejimi
-1.1.2002 tarihinden- Katılma Rejiminin sona erdiği (boşanma davasının açıldığı tarihe kadar) da Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi geçerli olacak
Ve mal rejiminin tasfiyesinde uygulanacak hükümler de buna göre belirlenecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/16726,Karar: 2006/1095,Karar Tarihi: 07.02.2006 “ Türk Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında, bu tarihe kadar, tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.”
20.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/5436,Karar: 2005/7112,Karar Tarihi: 31.05.2005 “ Türk Medeni Yasasının yürürlüğü ve uygulama şekli hakkındaki 4722 Sayılı Yasanın 10. maddesinde "T.M.Y.'nın yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri taktirde bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar." hükümleri yer almaktadır.”

* Eşler arasındaki evlilik birliği 1.1.2002 öncesine dayanıyor ise, evlilik tarihinde 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümleri yürürlükte olacaktır. Ancak eşler Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Madde 10 /f. 3 da belirtilen bir yıllık süre içerisinde, mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul etmişler ise, bu durumda;
Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Madde 10 /f. 3- Şu kadar ki eşler, yukarıdaki fıkralarda öngörülen bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler.” hükmü gereği,
taraflar arasında evlenme tarihinden itibaren Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi geçerli olacağı kabul edilecektir.
Yine bu durumda da; 4721 sy.TMK md.225 “..evliliğin… boşanma sebebiyle..sona erdirilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer.” hükmü gereği, taraflar aralarındaki Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, boşanma davasının açıldığı (boşanma hükmünün kesinleşmesi şartı ile) tarihte de sona erecektir.

Bu halde; 1.1.2002 öncesine dayanan evliliklerde, yeni TMK yürürlüğe girdikten sonra açılan bir boşanma davası var ise ve eşler Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Madde 10 /f. 3 da belirtilen bir yıllık süre içerisinde, mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul etmişler ise,
Taraflar arasında,
-Evlilik tarihinden- Katılma Rejiminin sona erdiği (boşanma davasının açıldığı tarihe kadar) da Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi geçerli olacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/2065,Karar: 2012/1101,Karar Tarihi: 23.02.2012 “Dava, mal rejiminden kaynaklanan alacak ve mülkiyet hakkının tanınması isteğine ilişkindir.
Taraflar 07.06.1979 tarihinde evlenmişler, kural olarak eşi B. A. A.'ın 10.11.2006 tarihinde vefatıyla TMK.nun 225. maddesi uyarınca evlilik ölümle son bulmuştur. Ne var ki, taraflar 30.12.2002 tarihinde Bakırköy 18. Noterliğinde 20851 yevmiye numarasıyla <Düzenleme Şeklinde Edinilmiş Mallara Katılma Sözleşmesi>ni yapmışlar ve bu sözleşmeyle evlendikleri 7 Haziran 1979 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aralarında edinilmiş mallara katılma rejimini kabul ettikleri anlaşılmıştır. 4722 sayılı TMK.nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 10/3. maddesinde; <Şu kadar ki, eşler, yukarıdaki fıkralarda öngörülen bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler> denilmiştir. Görüldüğü gibi tarafların maddede açıklandığı biçimde edinilmiş mallara katılma rejimini evlilik tarihinden geçerli olmak üzere kabul ettikleri saptanmıştır.
Mahkemece, taraflar arasında geçerli bulunan ve noterlikte düzenlenen edinilmiş mallara katılma sözleşmesinde yer alan hükümler değerlendirilmediği gibi konuya ilişkin TMK.nun 202, 218 ve devamı maddeleri ile 239 ve 240. maddeleri karşısındaki hukuki durumda değerlendirilmemiştir. Mahkemenin gösterdiği ret gerekçesi ise dosya kapsamına uymamaktadır.”


B) EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNİN SONA ERMESİ DURUMUNDA MAL REJİMİNİN TASFİYESİ, İSTENEBİLECEK MALLAR, ALACAKLAR VE BELİRLENMESİ

Eşlerin tabi oldukları mal rejiminin; evlilik birliğinin boşanma veya eşlerden birinin ölümü ile sona ermesi; haklı nedenle hakim kararı ile veya eşlerin sözleşme yaparak başka bir rejimi kabul etmeleri ile sona ermesi durumunda, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin sona ermekle,
Malların geri alınması ve karşılıklı borçlar ( TMK md.226), Değer Artış Payı alacağı ve borcu ( TMK md.227), Eşlerin paylarının hesaplanması; Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması ( TMK md.228), Eklenecek değerler( TMK md.229), Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme ( TMK md.230),Artık değer ( TMK md.231), Değerin belirlenmesi (TMK md.232, 233 234), Değerlendirme anı ( TMK md.235), Artık değere katılma ( TMK md.236,237,238), Katılma alacağının ve değer artış payının ödenmesi ( TMK md.239) hükümlerinin uygulanması gündeme gelecektir.

* Mal rejiminin sona ermesi durumunda, malların geri alınması,

*Eşler arasında malların geri alınması konusu TMK md.226 da düzenlenmiştir.

TMK Madde 226 – “Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır.
Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir.
Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.”

“GEREKÇE MADDE 226 - Maddenin birinci fıkrası her eşe, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, diğer eşin zilyetliğinde bulunan mallarını geri alma hakkını tanımıştır. Aslında her eş gerek kişisel, gerek edinilmiş bütün malvarlığı üzerinde evlilik süresince mülkiyet hakkını muhafaza ettiğinden, kendi mallarından yararlanma veya yönetim amacıyla diğer eşe bıraktığı mallarını geri alacaktır.

İkinci fıkrada eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altında taksim edilmeden eşlerden birine verilmesi öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir yarar sahibi olduğunu kanıtlayan ve diğer eşin payını ödeyen eş, taksimi önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesini sağlayabilecektir.
Üçüncü fıkrada, eşlerin karşılıklı borçlarını tasfiye etmek için kendi aralarında düzenleme yapabilecekleri kabul edilmiştir.”

**TMK md. 226/ f 1 hükümleri gereği, Mal rejiminin sona ermesi durumunda her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alacaktır.

TMK md.226 gerekçesinde de belirtildiği üzere “Maddenin birinci fıkrası her eşe, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, diğer eşin zilyetliğinde bulunan mallarını geri alma hakkını tanımıştır. Aslında her eş gerek kişisel, gerek edinilmiş bütün malvarlığı üzerinde evlilik süresince mülkiyet hakkını muhafaza ettiğinden, kendi mallarından yararlanma veya yönetim amacıyla diğer eşe bıraktığı mallarını geri alacaktır.”

Eşler, kişisel mallarını, her zaman mal rejimi sona ermeden de isteyebilir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/5567,Karar: 2011/2071,Karar Tarihi: 11.04.2011 “ Eşlerden her biri kişisel eşyalarını her zaman mal rejiminin sona ermesinden önce ya da sonra isteyebilir. Bu istek mal rejiminin tasfiyesi halinde, istenilecek katkı payı, değer artış payı veya artık değere katılma alacağı olarak nitelendirilemez ve değerlendirilemez. Bu tür eşyalarla ilgili dava, boşanmanın fer'i (eki) niteliğinde davalar olarak da düşünülemez.”
Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2010/6-46,Karar: 2010/75,Karar Tarihi: 17.02.2010 “Dava, T.M.K.'nun 220, 222 ve 226'ncı maddelerine dayalı kişisel malların tespitiyle geri alınması, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline ilişkindir.
T.M.K.'nun 220'nci maddesine göre, karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen mallar kişisel mal kapsamındadır. T.M.K.'nun 222'nci maddesi kişisel malın ispat şeklini düzenlemiş, 226'ncı maddesiyse bu malların iadesi usulünü belirlemiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/16299,Karar: 2006/467,Karar Tarihi: 30.01.2006 “ Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi bulunduğundan, eslerin yapılan katkıya dayalı değer artış payı işleyebilmeleri için bu mal rejiminin sona ermiş olması gerekir. Ancak kişisel mallar için eşler, bu mal rejimi sona ermeden de malların iadesini veya bedelini isteme hakkına sahiptir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/7014,Karar: 2006/18417,Karar Tarihi: 26.12.2006 “ Davacı-karşı davalı, kendisine ait olduğunu iddia ettiği ev eşyalarının iadesini istemiş ve harç da yatırmıştır. Eşlerden her biri kişisel eşyalarını mal rejimi sona ermeden de isteyebilirler, bu istek mal rejiminin tasfiyesi halinde istenebilecek değer artış payı veya artık değere katılma alacağı olarak değerlendirilemez. Bu talebin esası hakkında taraf delilleri toplanıp hüküm kurulması gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/12873,Karar: 2004/13349,Karar Tarihi: 09.11.2004 “ Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler tarafından Mal Rejimi Sözleşmesiyle kanunda öngörülen diğer rejimlerden biri seçilmemişse katılma rejiminin uygulanması gerekir. Mal rejimi eşler arasında borçların muaccel olmasını önlemez. Davacı dilekçesindeki mallarının kişisel mal olduğunu ileri sürmüştür. Her eş diğer eşteki malının geri verilmesini isteyebilir. Belli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden eş, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Açıklanan nedenlerle esas girilmeden verilen karar usul ve kanuna aykırıdır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/670,Karar: 2005/2549,Karar Tarihi: 22.02.2005 “ Davacı dava konusu eşyaların kişisel malı olduğunu iddia ederek iadesini istemiştir. Delillerin Türk Medeni Kanununun 217, 222, 223, 226/1. maddeleri çerçevesinde değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/1122,Karar: 2005/3941,Karar Tarihi: 14.03.2005 “: Davacı, kişisel malı olduğunu ileri sürdüğü aracın trafik kaydının iptali ile kendi adına tescilini istemiştir. ( MK. md.220 ) Eşler arasında halen edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulandığı anlaşılmaktadır. Medeni Kanunun 217 ve 4787 sayılı yasanın 4. maddesi uyarınca davanın Aile Mahkemesinde görülmesi gerekir. Görev kamu düzeni ile ilgilidir. Yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Bu açıklama karşısında işin esasının incelenmesine yerine, davanın yazılı şekilde görev yönünden reddedilmesi isabetsizdir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/8364,Karar: 2006/15957,Karar Tarihi: 20.11.2006 “: Davanın mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olmayıp, kişisel mal alacağı hakkında olmasına göre davalının yerleşim yeri mahkemesi davayı görmeye yetkilidir.”

**TMK md.226 / f 2 hükümleri gereği tasfiye sırasında, eşler arasında paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilecektir.

TMK md.226 gerekçesinde de belirtildiği üzere “İkinci fıkrada eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altında taksim edilmeden eşlerden birine verilmesi öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir yarar sahibi olduğunu kanıtlayan ve diğer eşin payını ödeyen eş, taksimi önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesini sağlayabilecektir.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/6961,Karar: 2010/1449,Karar Tarihi: 30.03.2010 “Dava, üstün bir yararı bulunduğu hukuki sebebine dayalı olarak 4721 sayılı TMK'nın 226/2. fıkrası gereğince açılan paylı mülkiyete konu bir maldaki payın bedeli karşılığında iptal ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı tarafın dayandığı TMK'nın 226/2. fıkrasında, <tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir> denilmektedir. Maddenin bu fıkrasıyla eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altında paylaşım yapılmadan eşlerden birine verilmesi öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir yarar sahibi olduğunu kanıtlayan ve diğer eşin payını ödeyen eş, paylaşımı önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesini sağlayabilecektir. TMK'nın 226/2. fıkrası, hem mülkiyet hakkına getiren bir yasal sınırlama ve hem de, paylı mülkiyetin sona erme yollarından birisini öngörmektedir. Bu hükme dayanan eş; yasadan doğan bir hakkını kullanmaktadır. Bu hükmün emredici nitelikte olmadığı doktrinde hakim görüş tarafından ifade edilmektedir. Anılan maddede tanımlanan hakkın hukuki niteliği doktrinde oldukça tartışmalı olmakla beraber <kurucu yenilik doğuran hak niteliğindeki bir yasal onalım hakkı> (kanuni şuf'a hakkı) olduğu söylenebilir. Davacı Emel diş hekimi olup, dava konusu yapılan ve paylı olarak taraflar adına kayıtlı bulunan meskende diş hekimliği faaliyetini sürdürmekte ve bu iş için muayenehane olarak kullanmaktadır. Kural olarak; üstün yararın davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacı diş hekimi olduğuna ve bunu muayenehane olarak kullandığı anlaşıldığına göre üstün hakkının varlığının kabulü gerekir. Mahkemenin bu yöndeki kabulü de doğrudur.
Eşler arasındaki mal rejimi 4721 sayılı TMK'nın öngördüğü biçimde hangi nedenle olursa olsun son bulduğunda, mal rejiminin tasfiyesine gidilir. Amaç, ilkönce eşlerin mal varlıklarını birbirinden ayırmaktır. TMK'nın 226/2. fıkrasının öngördüğü çözüm biçimi konusunda eşler anlaşamadıkları takdirde diğer eşin üstün yararı bulunduğu hukuki sebebine dayanarak bu tür davaları açma hakkına sahiptir. Üstün hukuki yararın kanıtlanamaması halinde ise, bu takdirde eşlerin başvuracağı yöntem TMK'nın 699. maddesinde öngörülen paylaşma biçimi olacaktır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi aşamasında ve eşler arasındaki her türlü paylı mülkiyet ilişkilerinde TMK'nın 226/2. fıkrası uygulama alanı bulabilmektedir. Madde metninde sadece istekte bulunan eşin payın değerinin ödenmesi öngörülmüş ise de, paylı mülkiyette bulunan ve payını devredecek olan tarafın uğramış olduğu bütün zararların karşılanması gerekeceğinin de kabulü gerekir. Bu nedenle sözü edilen madde uygulanırken <fedakarlığın (özverinin) denkleştirilmesi> kuralı çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle bir ödeme yapılması öngörülmüştür. Biçimsel olarak bu tür davalar kanuni şufa hakkıyla ilgili davalara benzemektedir. Görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Taşınmazlar bakımından yetkili mahkeme ise, taşınmazların bulunduğu yer mahkemesidir (HUMK m. 13).
Mahkemece, bilirkişilerin 15.10.2006 günlü raporunda belirtilen 140.000 TL'lik değer ile bilirkişilerin 20.02.2009 tarihli raporunda açıklanan <çalıştırılan yerin dişçi muayenehanesi olması nedeniyle ve ticari bir ayrıcalık gözetilerek belirlenen 20.000 TL ek değerin> toplamı olan 160.000 TL'nin 1/2'si üzerinden 80.000 TL gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, tespit tarihi bakımından 140.000 TL'lik değerin doğru olmadığı görülmektedir. Paylı mülkiyetteki payın iptal ve tescili için TMK'nın 226. maddesinde değer tespiti açısından herhangi bir tarih ve zaman öngörülmemiştir. TMK'nın paylaşmalı mal ayrılığı rejimi için düzenleme yaptığı 248. maddesinde; <paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, (eşine payının ödeme günündeki karşılığını) vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir> hükmüne yer verilmiştir. Edinilmiş mallar için öngörülen aynı Kanun'un 235/1. fıkrasında ise, <...edinilmiş mallar tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar> denilmiştir. 248. madde ödeme günündeki karşılığını, 235. madde ise, tasfiye anındaki değerini öngörmüştür.
O halde bütünlük sağlamak açısından TMK'nın 226/2. fıkrasında öngörülen paylı mülkiyetteki payı için, <tasfiye anındaki ve ödeme günündeki> kavramlar da gözetilerek, bu tarihin karar tarihine yakın bir tarih olarak kabul edilmesi uygun olacaktır. Böyle bir durumda payını devredecek tarafın da hukuki yararı ve maddi yönden zarara uğratılması önlenmiş ya da en azından doğabilecek zararın asgaride tutulması sağlanmış olacaktır. Dava tarihi 16.03.2006 olup, karar tarihinin ise, 02.06.2009 olduğu anlaşılmıştır. Karar tarihine en yakın bilirkişi raporu, 21.01.2009 tarihlidir. Bu tarihte yapılan keşifte değer tespit edilmiştir. Bilirkişiler inşaat mühendisi S.Sami, diş hekimi Mehmet ve emlakçı Mustafa tarafından dosyaya sunulan 21.01.2009 günlü ortak raporlarında, keşif tarihi itibariyle taşınmazın değerini 170.000 TL olarak belirlemişlerdir. Karar tarihi ile keşif tarihi birbirine çok yakın olup, aralarındaki süre farkı 4 ay 11 gündür. Oldukça kısa bir süre olup, karar tarihine yakın ve makul bir süre olduğunun kabulü mümkündür. Karar tarihine yakın olarak tespit edilen 170.000 TL'nin 1/2'si 85.000 TL olup, açıklanan ilkeler uyarınca davalının payı için bu bedelin ödenmesi gerekir. Mahkemece az yukarıda açıklandığı üzere iki değerin toplamı olan 160.000 TL üzerinden 1/2 paya isabet eden 80.000 TL hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi bu miktar bedeli ödeyecek olan davacının lehinedir. Davalı tarafından da bedelin azlığına yönelik bir temyizi söz konusu olmadığından hükmü bu yönde temyiz eden davacının sıfatına ve aleyhe bozma yasağı kuralına göre bu husus, bu nedenle bozma sebebi yapılmamıştır. Bilirkişilerin dişçi muayenehanesi olarak ticari bir ayrıcalık tanınması gerektiği görüşüyle belirlenen 20.000 TL'lik ek değer ise TMK'nın sistematiğine ve somut olayda dayanılan 226/2. fıkrasına uygun düşmemektedir. Bu nedenle kabul edilebilir nitelikte değildir. Yapılan açıklama karşısında davacının bir kaybı da söz konusu değildir. Davalı tarafın başka bir zararının olduğu veya doğduğu da kanıtlanamamıştır.
Somut olgular içerisinde çözümlenmesi gereken bir sorun da devredilecek payın bedelinin ne şekilde ödeneceği konusunun açıklığa kavuşturulmasıdır. Mahkemece, koşullu olarak bedelin ödenmesi ile iptal ve tescile karar verilmiştir. Her şeyden önce bu biçimde kurulan hüküm usul ve kanuna aykırıdır. Hukuki nitelik itibariyle ve doktrinde de ağırlıklı olarak kabul ediliş biçimine göre bu dava türü, bir yasal onalım hakkı (kanuni şuf'a hakkı) davasına benzetilmektedir. Nitelendirme böyle olunca paranın ödenmesinin de yasal onalım davalarında öngörülen yönteme göre yapılması gerekmektedir. Şu halde hakim kanuni olguların gerçekleştiğini belirledikten ve hüküm tarihine yakın bir tarihte devredilecek payın değerini de saptadıktan sonra davacı tarafından değeri belirlenen paylı mülkiyete tabi pay bedelinin, payın iktisabı (edinilmesi) sonrasında payı devredecek kişiye ödenmek üzere üstün hak sahibi eş (davacı) tarafından depo edilmesi konusunda mahkemece davacı tarafa süre ve imkan tanınması, 80.000 TL'nin depo edildiğine ilişkin makbuz dosyaya sunulduktan sonra kararın verilmesi düşünülmelidir. Mahkemenin bu kararı nitelik itibariyle eşler arasındaki devir borcu doğuran bir borç sözleşmesi niteliğindedir. TMK'nın 226/2. maddesine dayalı olarak açılan dava, TMK'nın 716. maddesi anlamında bir <mülkiyetin tanınması (mülkiyetin hükmen geçirilmesi) davası> niteliğinde olmaktadır. Erişilen bu sonuç karşısında, her halde faize hükmedilmemelidir.
Davalı vekilinin yargılama giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava nitelik itibariyle kanuni şuf'a hakkına benzer bir dava türü olduğu kabul edildiğinden HUMK'nın 416, 417 ve 423. maddeleri gereğince davalı taraf yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmaktadır. Üstün yararı olduğunu kanıtlayan eşe, pay sahibi eşin payını devretmeye yanaşmaması durumunda TMK'nın 216/2. maddesi gereğince üstün yarar sahibi eş dava açmak zorunda kalacaktır. Böylece pay sahibi davalının dava açılmasına sebebiyet verdiğinin kabulü söz konusu olmaktadır. Bu durum karşısında HUMK'nın 94/2. fıkrasına göre, davalı tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması için maddede öngörülen iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Davalı taraf <hem dava açılmasına sebebiyet vermemiş olacak, hem de ilk yargılama oturumunda davayı kabul etmiş olacaktır.> Somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 6. maddesinde öngörülen koşullar da gerçekleşmemiştir. Bu nedenlerle davalı vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.”

*Eşlerin mallarının, edinilmiş mallardan mı yoksa kişisel mallardan mı olduğu hususunda doğacak uyuşmazlıklarda ispat yükü konusu TMK md.222 de düzenlenmiştir.

TMK Madde 222 - Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.
Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.”

“GEREKÇE MADDE 222 - Madde İsviçre Medenî Kanununun 200 üncü maddesini karşılamaktadır. Burada eşlerin mallarının, edinilmiş mallardan mı yoksa kişisel mallardan mı olduğu hususunda doğacak uyuşmazlıklarda ispat yükü düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında genel ispat yükü ile ilgili bir kural tekrarlanmakta, belli bir malın eşlerden birinin kişisel mülkiyetinde olması yani kişisel malı olduğu iddiasında bulunan kişinin bunu ispat etmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu kişi, eşlerden biri olabileceği gibi üçüncü kişi de olabilir.
Maddenin ikinci fıkrası paylı mülkiyet lehine bir karine öngörmüştür. Buna göre bir malın eşlerden birinin mülkiyetinde olduğu iddia edilir ve fakat bu husus ispat edilmezse, bu malın eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu kabul edilecektir. Burada getirilen karine kesin olmayıp, diğer eş bu karineyi çürüterek, çekişme konusu malın paylı mal değil, kendi mülkiyetinde olduğunu kanıtlayabilir.
Aynı şekilde, maddenin üçüncü fıkrasında da, bir eşin tüm mallarının aksi kanıtlanıncaya kadar edinilmiş mal sayılması yönünde bir karine getirilmiştir. Bu durumda eş bu malın edinilmiş mal değil kişisel mal olduğunu iddia ederse, birinci fıkradaki kural gereğince bunu bizzat ispatla yükümlü olacaktır. Bunu ispat edemediği takdirde ise söz konusu mal eşlerin edinilmiş malı sayılacaktır.”

**TMK Madde 222/ f 1 – “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

TMK Madde 222 gerekçesinde de belirtildiği üzere “Maddenin birinci fıkrasında genel ispat yükü ile ilgili bir kural tekrarlanmakta, belli bir malın eşlerden birinin kişisel mülkiyetinde olması yani kişisel malı olduğu iddiasında bulunan kişinin bunu ispat etmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu kişi, eşlerden biri olabileceği gibi üçüncü kişi de olabilir.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/5875,Karar: 2010/266,Karar Tarihi: 26.01.2010 “Taraflar, 15.9.2001 tarihinde evlenmiş, 13.1.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. İddia ve dosya içeriğine göre dava konusu 5 numaralı villa kooperatif aracılığıyla edinilmiş, ancak eşler arasındaki mal rejimi sona erdikten sonra 29.12.2005 tarihinde davalı-karşı davacı F.'in babası A. Ş. adına tescil edilmiştir. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Az yukarıda da belirtildiği gibi, dava konusu villanın kooperatif aracılığıyla edinildiği ileri sürülmüş, dosya arasında bulunan H... Evleri site yönetiminin aidatlarına ilişkin makbuzlar gönderilmiş, ancak taşınmazın edinilmesine ilişkin kooperatif evrakları ile kooperatif aidat makbuzları gönderilmemiştir. Yeniden kooperatif yönetimine yazı yazılarak; evlenme tarihinden önceki tarihleri de kapsayacak şekilde görülmekte olan davanın taraflarının üye statüsü kazanıp kazanmadıkları, üye olmuşlarsa haklarını başkasına devredip etmedikleri, A. Ş.'nin kooperatif üyeliğine kabulüne ilişkin evrak ve yönetim kurulu kararları ile dava konusu villaya ilişkin üyelik başlangıcından itibaren ödenen tüm aidatlara ilişkin makbuzlar istenmeli, gerek görülmesi durumunda uzman bilirkişiye inceletilmeli, site yönetimine ödenen aidatların boşanma dava tarihine kadar davalı-karşı davacı F., bu tarihten sonra babası A. Ş. tarafından ödenmesinin nedeni üzerinde durulmalı, açıklanan hususlar doğrultusunda taraf delilleri toplandıktan sonra dava konusu villanın gerçek sahibi belirlenerek uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırmaya dayanılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/12873,Karar: 2004/13349,Karar Tarihi: 09.11.2004 “ Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler tarafından Mal Rejimi Sözleşmesiyle kanunda öngörülen diğer rejimlerden biri seçilmemişse katılma rejiminin uygulanması gerekir. Mal rejimi eşler arasında borçların muaccel olmasını önlemez. Davacı dilekçesindeki mallarının kişisel mal olduğunu ileri sürmüştür. Her eş diğer eşteki malının geri verilmesini isteyebilir. Belli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden eş, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Açıklanan nedenlerle esas girilmeden verilen karar usul ve kanuna aykırıdır.”

**TMK Madde 222/ f-2 – Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır.”

TMK md.222 gerekçesinde de belirtildiği gibi “Maddenin ikinci fıkrası paylı mülkiyet lehine bir karine öngörmüştür. Buna göre bir malın eşlerden birinin mülkiyetinde olduğu iddia edilir ve fakat bu husus ispat edilmezse, bu malın eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu kabul edilecektir. Burada getirilen karine kesin olmayıp, diğer eş bu karineyi çürüterek, çekişme konusu malın paylı mal değil, kendi mülkiyetinde olduğunu kanıtlayabilir.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/13376,Karar: 2009/18899,Karar Tarihi: 04.11.2009 “ Toplanan delillerden dava konusu ev eşyalarının taraflarca ortaklaşa alındığı anlaşılmaktadır. Açıklanan bu durum karşısında bu eşyaların eşlerin paylı mülkiyetinde olduklarının tespiti ile yetinilmesi gerekir.”

**TMK Madde 222/ f 3 – “Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.”
TMK Madde 222 gerekçesinde de belirtildiği üzere “… maddenin üçüncü fıkrasında da, bir eşin tüm mallarının aksi kanıtlanıncaya kadar edinilmiş mal sayılması yönünde bir karine getirilmiştir. Bu durumda eş bu malın edinilmiş mal değil kişisel mal olduğunu iddia ederse, birinci fıkradaki kural gereğince bunu bizzat ispatla yükümlü olacaktır. Bunu ispat edemediği takdirde ise söz konusu mal eşlerin edinilmiş malı sayılacaktır.”

**TMK Madde 223 – “Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir.
Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.”

“GEREKÇE MADDE 223 - Maddenin birinci fıkrası mal ayrılığı rejiminde olduğu gibi, evlilik birliğinin devamı süresince eşlerden her birinin gerek kişisel malları gerek edinilmiş malları üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf konusunda serbest olduğunu hükme bağlamaktadır, ikinci fıkrada ise taraflar arasında mal rejimi sözleşmesinde aksi kararlaştırılmamışsa, eşlerden her birinin diğerinin rızası ve katılımı olmaksızın paylı mülk konusu mal üzerindeki payda tasarrufta bulunmayacağı öngörülmüştür. Burada paylı mülkiyette paydaşlardan her birinin kendi payı üzerinde serbestçe tasarruf kuralından (m.688) sapma söz konusudur.”

T.C. DANIŞTAY 12.Dairesi,Esas: 2006/6076,Karar: 2007/5198,Karar Tarihi: 19.11.2007 “3.10.2003 tarih ve 7071 yevmiye numaralı ipotek işlemi ile de koca E.K adına kayıtlı olan 1/2 payı, diğer 1/2 payın maliki eşi B.K. 'nın rızası olmadan anılan taşınmazın ipotek edildiği, Türk Medeni Kanunu'nun 223/2. maddesine aykırı olarak paylı mülkiyette pay maliki kocanın diğer 1/2 pay maliki eşin rızası olmaksızın kocanın kendi 1/2 payını ipotek etmesi talebini, tasarruf yetkisine ve hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam olmadığı halde reddedilmesi gerekirken, ipotek işleminin gerçekleştirildiğinin saptandığı”

**TMK Madde 217 – “Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi, borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir. Durum ve koşullar gerektiriyorsa, hakim istemde bulunan eşi güvence göstermekle yükümlü tutar”.

“GEREKÇE MADDE 217 - Madde, 1984 tarihli Öntasarının 176 ncı maddesinden alınmıştır. Yürürlükteki Kanunda da bu maddeyi karşılayan bir hüküm mevcut değildir.
Maddeyle eşler arasındaki borç ilişkilerine açıklık getirilmiş ve kabul edilen mal rejiminin eşler arasındaki borçların muaccel olmasını engelleyemeyeceği belirtilmiştir. Ancak eşlerin herhangi iki insan değil, evlilik birliğini sürdürmekle görevli ve bu birliğe karşı yükümleri olan kişiler olduğu ve evlilik kurumunu koruma gerektiği düşüncesiyle, ödemede güçlükle karşılaşacak eşe süre tanınması kabul edilmiştir.
Bununla beraber, alacaklı eşin yararlarını korumak açısından da hâkime gerekirse borçluyu güvence vermekle yükümlü tutma yetkisi tanınması suretiyle, yararlar durumu dengelenmeye çalışılmıştır.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/18093,Karar: 2010/17622,Karar Tarihi: 25.10.2010” Eşler, evlilik birliğinin devamı sırasında müşterek ve müteselsil banka hesabı açtırabilirler. Aksi kararlaştırılmadıkça taraflar bu para üzerinde yarı yarıya hak sahibidirler. Taraflardan biri, müşterek hesaptaki payından fazlası için çektiği paradan diğer hesap sahibine karşı sorumludur. Bu sorumluluk diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket etmesine dayanır. Davacı, teselsüllü müşterek hesaptaki paranın tamamının davalı tarafından çekildiğini ileri sürerek 1/2'sinin tahsilini istediğine göre, mal rejimi dışındaki akdi ilişkiye dayanan bu talebin aile mahkemesinin görevine girmediği, asliye mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu gözetilerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/18253,Karar: 2006/2555,Karar Tarihi: 01.03.2006 “ Miras bırakan Mehmet ile eşi davalı Aynur adına müşterek açılmıştır. Eşler hesap açarken başka bir şart da kararlaştırmamışlardır. Mahkemece bu hesaptaki paranın yarı payının davalıya ait olduğu kabul edilerek inceleme yapılması gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/19185,Karar: 2010/21565,Karar Tarihi: 21.12.2010 “ Davacı, bankada davalıyla müşterek hesapta bulunan döviz cinsindeki paranın tamamının davalı tarafından çekildiğini ileri sürerek; 1/2'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini de talep etmiştir. Bu talebin incelenebilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermiş olması gerekmez. Mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını da önlemez (TMK.md.217). Eşler, evlilik birliğinin devamı sırasında müşterek ve müteselsil banka hesabı açtırabilirler. Aksi kararlaştırılmadıkça, taraflar müşterek hesaptaki para üzerinde yarı yarıya hak sahibidir. Taraflardan biri müşterek hesaptaki payından fazlasını çekmişse, fazlası için diğer hesap sahibine karşı sorumludur. Bu sorumluluk diğer hesap sahibinin vekili gibi hareket etmesine dayanır. Davacı, teselsüllü müşterek hesaptaki paranın tamamının davalı tarafından çekildiğini ileri sürerek 1/2'sinin tahsilini istediğine göre, mal rejimi dışındaki akdi ilişkiye dayanan bu talebin aile mahkemesinin görevine girmediği (4787 S. K.md.4) talep edilen miktar itibarıyla asliye hukuk mahkemesinin görev kapsamında bulunduğu gözetilerek, bu talep yönünden tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

** TMK Madde 215 – “Eşlerden birinin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğer eşe bırakması halinde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça vekalet hükümleri uygulanır.”
TMK Madde 216 – “Eşlerden her biri, diğerinden her zaman mallarının envanterinin resmi senetle yapılmasını isteyebilir.
Bu envanter, malların getirilmesinden başlayarak bir yıl içinde yapılmışsa, aksi ispatlanmış olmadıkça bu envanterin doğru olduğu kabul edilir.”

**TMK Madde 716 – “Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.
Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebri icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.
Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur.”

* Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi sona ermesi halinde, eşlerden her biri, diğer eşin Kkatılma
Rejimi süresince edindiği edinilmiş mal değerleri sebebiyle, mal rejiminin tasfiyesi ile KATILMA ALACAĞINI talep edebilecektir.

TMK Madde 218, TMK Madde 236 ve TMK Madde 228/f1 hükümleri gereği, Edinilmiş
Mallara Katılma Rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar, ancak mal rejimi sona erdiğinde tasfiyede, katılma alacağı hesabında, karşı eşin sadece EDİNİLMİŞ MALLARI dikkate alınacak, kişisel mallar tasfiyede artık değer ve katılma alacağı hesabında dikkate alınmayacaktır.

TMK Madde 218 “ Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar”

TMK Madde 228/f1 - “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.”

TMK Madde 236 hükmü gereği; Katılma Rejimi sona erdiğinde, “ Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar.” ve TMK md. 231 gereği “ Artık değer, eklenmeden ( TMK md.229,TMK md.227) ve denkleştirmeden ( TMK md.230 ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.”

* Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye durumunda katılma alacağından farklı
olarak, eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, katkısı oranında, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için, DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞINI talep edebilecektir.

TMK md.227 gereği “Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.
Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.
Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.”

* Ayrıca; Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin sona ermesi durumunda, katılma alacağı ve
değer artış payı alacağından ayrı olarak, evlilik 1.1.2002 öncesine dayanıyor ve bu 1.1.2002 öncesi dönemde eşler arasında Mal Ayrılığı rejimi geçerli iken, eşlerden biri tarafından sahip olunan bir mala, diğer eş tarafından, yine mal ayrılığı rejimi döneminde yapılan bir katkı varsa, katkı yapan eş bu katkısı sebebiyle KATKI PAYI ALACAĞINI da talep edilebilecektir.

Buna göre, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi sona erdiğinde, malların iadesi talep edilebileceği gibi,
1- Davalı eşin Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi döneminde edinilen, edinilmiş mal değerleri var ise, Katılma Alacağı
2- Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi döneminde, davalı eşin edinilmiş veya kişisel malına ayrıca yapılan katkı var ise, Değer artış payı alacağı
3- Mal Ayrılığı Rejimi döneminde, davalı eşin malına yapılan katkı var ise, Katkı Payı Alacağı da
talep edilebilecektir.

1-KATILMA ALACAĞI (ARTIK DEĞERE KATILMA ALACAĞI) TALEBİ VE BELİRLENMESİ:

Katılma alacağı ( artık değere katılma alacağı) TMK md.231, md.236 hükümleri gereği belirlenecektir.

TMK md.236 gereği “Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar” ve TMK md.231 gereği “Artık değer, eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Değer eksilmesi göz önüne alınmaz”

“GEREKÇE MADDE 236 - Maddenin birinci fıkrası, her eşin diğer eşe ait artık değerin yarısı oranında hak sahibi olduğunu hükme bağlamıştır. Mal rejiminin eşlerden birinin ölmesiyle sona ermesi hâlinde maddede bu istem hakkının ölen eşin mirasçılarına ait olduğu ifade edilmiştir.”
Maddenin ikinci fıkrası, tasfiye sonunda eşlerin birbirinden alacakları bulunması hâlinde, artık değere ilişkin alacak ile bu alacakların takas edilebileceğini öngörmüştür.”

“GEREKÇE MADDE 231 - Madde artık değerin nasıl hesaplanacağım düzenlemektedir. Birinci fıkrada artık değerin, eklemelerden ve denkleştirmeden sonra elde edilecek miktarlar da katılmak suretiyle her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallarla ilgili borçlar çıktıktan sonra kalan miktardan ibaret olduğu belirtilmiştir.
İkinci fıkra, yapılacak hesaplama sonucu edinilmiş mallarla ilgili bir arak değerin ortaya çıkmaması hâlinde yani değerdeki eksilme hâlinde bunun nazara alınmayacağını öngörmüştür.”

*Katılma alacağının belirlenmesi için; eşin diğer eşin malına ayrıca bir katkıda bulunulması gerekli değildir.

Katılma alacağının belirlenmesi için; eşin diğer eşin malına ayrıca bir katkıda ( değer artış payı alacağı için gerekli olduğu üzere) bulunulması gerekli olmayıp; evlilik birliğinin devamı sırasında diğer eşin edinilmiş mal niteliğinde bir mal edinmesi halinde, eşin bu malın edinilmesinde, aile birliğinin yükümlülükleri gereği mutlak katkısı bulunduğu varsayılarak; kanunen, diğer eşin edinilmiş mallarının değerinin yarısı üzerinde hak sahibi olacağı kabul edilmiştir. Katılma alacağı; evlilikte olağan karşılanacak maddi ve manevi katkı karşılığıdır. Artık değere katılma alacağında; eşin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve evlilikte olağan karşılanacak maddi ve manevi katkıyı ispat yükümlülüğü yoktur.

*Katılma alacağı, diğer eşin, katılma rejimi süresince ve katılma rejimi sona erdiğinde mevcut bulunan edinilmiş malları dikkate alınarak belirlenecektir. (TMK md.229 gereği, karşılıksız kazandırmalar ve kasten temlikler hariç)

TMK Madde 218, TMK Madde 236 ve TMK Madde 228/f1 hükümleri gereği, Edinilmiş
Mallara Katılma Rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar, ancak mal rejimi sona erdiğinde tasfiyede, katılma alacağı hesabında, karşı eşin sadece EDİNİLMİŞ MALLARI dikkate alınacak, kişisel mallar tasfiyede artık değer ve katılma alacağı hesabında dikkate alınmayacaktır.

TMK Madde 218 “ Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar”
TMK Madde 228/f1 - “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.”

TMK Madde 228 hükmü gereği, eşlerin malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılacak ve artık değer hesabı ve katılma alacağı, sadece diğer eşin mal rejiminin sona ermesi anında mevcut bulunan edinilmiş malları dikkate alınarak belirlenecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/1722,Karar: 2010/5768,Karar Tarihi: 25.03.2010 “ Dava konusu araç, mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcuttur.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/18240,Karar: 2010/7486,Karar Tarihi: 15.04.2010 “: Dava konusu …… Köyü, …… parsel sayılı taşınmazın 4/12 hissesi 18.09.2003 tarihinde davalı-davacı tarafından satın alınmış olup edinilmiş mal statüsündedir.Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.Bu sebeple, …. parsel sayılı taşınmazın 4/12 hissesinin tasfiye anındaki (karar tarihine en yakın tarih) değeri bilirkişi raporu ile tespit edilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/896,Karar: 2008/2616,Karar Tarihi: 03.03.2008 “ Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların tasfiye anındaki başka bir anlatımla karar tarihindeki değerleriyle hesaplama yapılması gerekir.”

Ancak burada TMK md.229 gereği, karşılıksız kazandırmalar ve kasten temlikler nedeniyle eklenecek değerlerin bu durumun istisnası olduğunu ve bu değerlerin mal rejimi sona erdiğinde, mal varlığında mevcut olmasa dahi değerlendirmeye alınacağını belirtmek gerekir.

Ayrıca Mal rejiminin sona ermesi anında mevcut bulunan edinilmiş malların, daha sonra elden çıkartılmış olması, katılma alacağının hesabında önem arz etmemektedir. Mal rejiminin sona erme anında mal varlığında bulunan mal, daha sonra elden çıkarılsa dahi sona erme anındaki niteliklerine göre tasfiye anı değeri ile dikkate alınacaktır.

“Sona erme anından sonra, edinilmiş malların maddi durumundaki değişikliklerin artık değerin hesaplanmasını etkilememesi gerekmektedir. Edinilmiş malın sona erme anındaki mevcut haliyle tasfiye anındaki sürüm değerinin belirlenmesi gerekmektedir. Hesaplamada bir faraziyeden hareket edilerek, edinilmiş mal sona erme anındaki haliyle malvarlığında kalmaya devam etseydi,tasfiye anındaki sürüm değerinin ne olacağı bulunacaktır.”1

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/1153,Karar: 2010/4901,Karar Tarihi: 15.03.2010 “ Rejimin sona erdiği sırada davalı kocanın işyeri yapı kooperatifindeki hissesi mevcuttur. …Rejimin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malın, daha sonra elden çıkarılmış olması katılma alacağının hesabında önemli değildir. O halde, rejimin sona erdiği sıradaki edinilmiş malın (kooperatif hissesinin), sona erme anındaki niteliklerine göre tasfiye anındaki değerinin dikkate alınması gerekirken, hissenin devir tarihindeki değerinin esas alınması usul ve yasaya aykırıdır.”

a) Katılma rejiminin sona ermesi durumunda; mal rejiminin tasfiyesinde, katılma alacağı, karşı eşin artık değer hesabına göre belirlenecektir.

TMK Hükümleri ve Yargıtay İçtihatları gereği; Mal Rejiminin Tasfiyesi, davalı eşin artık değer hesabı ve sonucunda davacının katılma alacağının hesabı için;

1-TMK md. 219, TMK md.220, TMK md.222 hükümleri gereği davalı eşin edinilmiş malları belirlenecek;
2-Varsa TMK md. 229 gereği eklenecek değerleri,
3-Varsa TMK md.227 gereği davalı eşin, edinilmiş malından, diğer eşin kişisel ve/veya edinilmiş malına yapılan katkı sebebiyle, davalı eşin Değer Artış Payı Alacağı,
4-Varsa TMK md. 230 gereği, davalı eşin edinilmiş malından, kendi kişisel malına yaptığı katkı sebebiyle yapılacak denkleştirme sonucunda elde edilen miktarlar belirlenerek;
davalı eşin edinilmiş mallarının toplam değeri, Davalı Eşin Edinilmiş Mal Değerlerinin Aktifleri BELİRLENECEK

1- Varsa, TMK md.227 gereği, davalı eşin edinilmiş malına, diğer eşin kişisel ve/veya edinilmiş malından yaptığı katkı sebebiyle, davacı eşin Değer Artış Payı Alacağı,
2- Varsa TMK md. 230 gereği, davalı eşin kişisel malından, kendi edinilmiş malına yaptığı katkı sebebiyle yapılacak denkleştirme sonucunda elde edilen miktarlar,
3- Varsa Davalının Katılma Rejimi döneminde edinilmiş mallarından doğan ve boşanma davasının açıldığı- Katılma Rejiminin sona erdiği tarih itibariyle mevcut bulunan borçları belirlenerek;
Davalı eşin edinilmiş mallarının borçları, Davalı Eşin Edinilmiş Mal Değerlerinin Pasifleri BELİRLENECEK

*Davalı eşin bulunacak edinilmiş mallarının toplam değerinden (aktifleri toplamından), davalının edinilmiş mallarına ilişkin borçları (pasifleri toplamı) çıkarılarak da, davalı eşin artık değeri (TMK md.231) bulunacak ve

*davalı eşin artık değerinin yarısı da, davacı eşin katılma alacağı (TMK md.236) olarak belirlenecektir.

Ayrıca, katılma alacağı belirlenirken malların tasfiye anı değeri dikkate alınacaktır.

b) Buna göre; Katılma alacağının belirlenmesi (karşı eşin artık değer hesabı) için öncelikle, DAVA KONUSU EDİLEN MALIN niteliğinin EDİNİLMİŞ MAL/ KİŞİSEL MAL olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Zira katılma alacağı, ancak karşı eşin EDİNİLMİŞ MALLARI sebebiyle söz konusu olabilecektir.

Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar, ancak mal rejimi sona erdiğinde tasfiyede, artık değer ve katılma alacağı hesabında, eşlerin sadece edinilmiş malları dikkate alınmakta, kişisel mallar tasfiyede artık değer ve katılma alacağı hesabında dikkate alınmamaktadır.

TMK Madde 218 “ Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar”

“GEREKÇE MADDE 218 - Edinilmiş mallara katılma rejimi, İsviçre Medenî Kanununda 1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe giren bir değişiklikle, bu ülkede "yasal mal rejimi" olarak kabul edilmiştir. Yürürlükteki Kanunda eşler arasındaki yasal mal rejiminin "mal ayrılığı" olduğu belirtilmiştir. Evlilik birliği sona erdiğinde, mal ayrılığı rejiminin eşler arasında büyük haksızlıklara yol açtığı, özellikle meslek sahibi kocanın lehine işlediği ve ev işlerini yapan ve hatta kocasına mesleğinin icrasında yardımcı olan kadının durumunu hiç nazara almadığı, meslek çevrelerinde ve kamu oyunda ağır eleştirilere uğramıştır. Bu nedenle, "edinilmiş mallara katılma" rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Yürürlükteki Kanunda bu konuda hüküm olmadığı cihetle, edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin bütün hükümler, İsviçre Medenî Kanunundan çeviri suretiyle alınmıştır. Madde, İsviçre Medenî Kanununun 196 ncı maddesinin karşılığıdır. Bu hükümle, edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin iki grup malı olduğu kabul edilmiştir. Bunlar, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarıdır. Eşlerden her biri evlilik birliğinin devamı suresince her iki grup mal üzerinde de mülkiyet hakkına sahip olduğundan, bu mallar üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarrufta bulunma hakları kendilerine aittir.”

TMK Madde 228/f1 - “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.”

“GEREKÇE MADDE 228 - Eşlerden her birinin malvarlığı belirlenip karşılıklı borçlar ödendikten sonra, tasfiye için bu malvarlıkları içinde nelerin kişisel mal, nelerin edinilmiş mal olduğunun belirlenmesi zorunludur.
Maddenin birinci fıkrası, eşlerin gerek kişisel mallarının gerek edinilmiş mallarının, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre değerlendirileceğini kabul etmiştir.”

TMK Madde 236 hükmü gereği; Katılma Rejimi sona erdiğinde, “ Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar.” ve TMK md. 231 gereği “ Artık değer, eklenmeden ( TMK md.229,TMK md.227) ve denkleştirmeden ( TMK md.230 ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.”

Buna göre Katılma Rejiminin sona ermesi ve tasfiyede, TMK md.231 hükümleri gereği artık değer ve TMK md.236 hükümleri gereği katılma alacağı hesabı için, öncelikle eşlerin kişisel malları ve edinilmiş malları TMK Madde 228 “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır.” hükmü gereği mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılacak ve artık değer ve katılma alacağı hesabı ancak edinilmiş malları dikkate alınarak belirlenecektir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3513,Karar: 2010/238,Karar Tarihi: 25.01.2010 “ Katılma alacağına gelince; dosya kapsamı ve toplanan delillere, davalının evin alımında kullanıldığını iddia ettiği kredinin 27.3.2003 tarihinde evin alım tarihinden kısa süre önce çekilmiş olması karşısında davalı tarafından çekilen kredinin dava konusu 25 nolu bağımsız bölümün alımında kullanıldığının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davalının çektiği kredinin çekildiği tarihten itibaren ödendiği tarihe kadar tüm ödemeleri gösteren belgeleri getirtmek, taşınmazın alındığı 4.4.2003 tarihi ile taraflar arasında boşanma davasının açıldığı 18.2.2004 tarihi arasındaki ödemeleri edinilmiş mal, 18.2.2004 tarihinden sonraki ödemeleri ise davalının kişisel malı olarak değerlendirmek, taşınmazın karar tarihine en yakın belirlenen değeri dikkate alınarak davacının katılma alacağını uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan taraf, yargıç ve Yargıtay denetimine elverişli, bilimsel esaslara dayalı rapor alınarak belirlemek, tarafların kazanılmış haklarını da gözetmek olmalıdır. Mahkemece davalının çektiği kredi dikkate alınmaksızın bağımsız bölümün tamamının edinilmiş mal olarak kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.”


aa) KATILMA ALACAĞINA ESAS OLABİLECEK, KARŞI EŞİN EDİNİLMİŞ MALLARI:

Davalı eşin edinilmiş malları, TMK md. 219, TMK md.220,TMK md.221 ve TMK md.222 hükümleri gereği belirlenecek olup,
Buna göre davalı eşin edinilmiş mal değerleri;

*aaa) TMK md. 219 hükmü gereği, karşı eşin edinilmiş malı olarak kabul edilecek değerler belirtilmiş olup, tüm bu mal değerleri edinilmiş mal değerleridir

TMK Madde 219 – “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir.
Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:

1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler,

8.HD,Esas:2009/2870,Karar:2009/584,Tarih:07.12.2009 “Somut olayda, davalı koca evlenmeden önce 20.11.1998 tarihinde Mersin Güneyken Toplu Konut Projesine (Kooperatife) üye OLDUĞU BELİRLENMİŞTİR. Davalı evlendikleri 17.5.2004 tarihine kadar ve ayrıca bu tarihten boşanma davasının açıldığı ve edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği 15.10.2004 tarihinde kadar yani evlilik süresince kooperatif aidatlarını ödemeye DEVAM ETMİŞTİR. Evlenmeden önceki aidat ödemeleri ve verilen peşinat davalının kişisel MALINDAN KARŞILANMIŞTIR. Bu nedenle davacı kadının bu döneme ait herhangi bir katılma alacağı söz konusu olamaz. Evliliğin yapıldığı tarihle edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği tarihe kadar davalı tarafından yapılan ödemelerin edinilmiş mallardan karşılandığının KABULÜ GEREKİR.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/7383,Karar: 2011/7765,Karar Tarihi: 27.12.2011 “ Davacı, tarafların evlilik birliği içinde ortak maddi birikimlerinin toplandığı davalı adına açılan banka hesabında boşanma dava tarihi itibariyle bulunan paranın yarısının davalıdan tahsiline karar verilmesini isteyerek alacak isteğinde bulunmuştur. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosya kapsamına göre isteğin TMK.nun 231 ve 236. maddeleri gereğince açılmış katılma alacağı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.”

2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/19110,Karar: 2007/7630,Karar Tarihi: 09.05.2007 “ Davalı kadına işten ayrılması nedeniyle ihbar ve kıdem tazminatı ödendiği anlaşılmaktadır. Davaya konu edilen tutar edinilmiş maldır. Edinilmiş malların tasfiyesi için evliliğin sona ermesi zorunludur. Boşanma hakkındaki hüküm kesinleşmeden bu istemin gözetilebilme olanağı bulunmamaktadır.
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/928,Karar: 2007/2515,Karar Tarihi: 22.02.2007 “Ayrıca alınan emekli ikramiyesi edinilmiş mallardandır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/6845,Karar: 2006/14701,Karar Tarihi: 01.11.2006
Davalı koca 29.1.2003 tarihinde emekli olmuş, Oyak ve Emekli Sandığı tarafından kendisine toplu ödeme yapılmıştır. Davaya konu 34 … 46 plakalı araç ise, davalı koca tarafından 15.5.2003 tarihinde alınmış ve 28.5.2003 tarihinde koca adına tescil edilmiştir.
Kocanın aracın emekli ikramiyesi ile alındığı hakkındaki savunmasının aksi de kanıtlanmamıştır.
Alınan emekli ikramiyesi edinilmiş mallardandır. Dava konusu araçta edinilmiş malla (emekli ikramiyesi ile) alınmıştır. Mahkemece; kocaya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte (boşanmanın dava tarihinde TMK. 225. md.) bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değerinin hesaplanması, aracın ise edinilmiş mallardan kabul edilmesi, tasfiye hesabının bu esaslar çerçevesinde değerlendirilmesi, gerektiğinde bilirkişiden de görüş alınması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. (TMK. m. 228/2) Bu husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.”


3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,

4. Kişisel mallarının gelirleri,

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/10436,Karar: 2008/8191,Karar Tarihi: 09.06.2008 “ Davalı adına kayıtlı olan ticarethane, taraflar arasında mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde alınmış olup, bu ticari işletme edinilmiş mallara katılma rejiminde davalının kişisel malıdır. Bu işletmenin 1.1.2002'den sonraki geliri ise edinilmiş maldır. “
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/6042,Karar: 2007/8727,Karar Tarihi: 24.05.2007 “ Toplanan delillerden; tarafların 11.04.1984'te evlendikleri, 26.02.2004 tarihinde boşanma davasının açıldığı, tasfiyenin de istenildiği, boşanmanın 26.04.2005'te kesinleştiği, mal rejiminin 26.02.2004'te sona erdiği (MK. md. 225/2) davanın konusunu oluşturan şirketin 24.04.2000'de kurulduğu, dava konusu şirkete ve otomobile davacı tarafından maddi bir katkıda bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
Şirket hissesi kocanın kişisel malıdır. Kişisel malın yerine geçen değerler de kişisel maldır. (MK. md. 220/2-4) Kişisel malın geliri ise aksine sözleşme yapılmadığı sürece edinilmiş maldır. (MK. md. 219/4, 221/2)
Mahkemece yapılacak iş; 4721 Sayılı Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 ile mal rejiminin sona erdiği 26.02.2004 tarihleri arasında şirket tarafından davalıya payı dikkate alınarak bir temettü verilmiş ise bunun tesbiti, kar payı verilmemiş ancak şirkete ayın olarak ilave yapılmış ise bunun da belirlenmesi (MK. md. 221), mal rejiminin sona erdiği sırada (26.02.2004'te) mevcut olan edinilmiş malların tasfiyede dikkate alınacağının gözetilmesi (MK. md. 235) buna göre katılma alacağı hesaplanması yoluna gidilmelidir. (MK. md. 236)”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6957,Karar: 2010/2712,Karar Tarihi: 24.05.2010 “Bir eşe ait olduğu saptanan ancak kişisel mallara mı edinilmiş mallara mı girdiği saptanamayan mallar aksi ispat edilene kadar edinilmiş mal sayılır (m. 222/3). Edinilmiş mal sayılan bu faiz veya getiri üzerinde davacının çalışmasa, bir geliri olmasa bile TMK'nın 231.m. gereğince belirlenecek artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı bulunmaktadır (TMK'nın 236.m.). Mahkemece bankadaki para bakımından 1.1.2002 tarihinden önceki dönem ile 1.1.2002 tarihinden sonraki dönemin farklı değerlendirilmesi gerektiği, paranın 1.1.2002 tarihinden sonraki faiz veya getirişinin edinilmiş mal olduğu hususunun gözardı edilmesiyle yazılı şekilde 1.1.2002 tarihinden önceki döneme ilişkin olarak geçerli görülen red gerekçesiyle 1.1.2002 tarihinden sonraki dönem bakımından da davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.“

Ancak burada belirtmek gerekir ki; TMK md.221 “ Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.”

5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/928,Karar: 2007/2515,Karar Tarihi: 22.02.2007 “Ayrıca alınan emekli ikramiyesi edinilmiş mallardandır. Dava konusu araçta edinilmiş malla alınmıştır. Mahkemece; kocaya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değerinin hesaplanması, aracın ise edinilmiş mallardan kabul edilmesi, tasfiye hesabının bu esaslar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/6042,Karar: 2007/8727,Karar Tarihi: 24.05.2007 “ Dava konusu otomobilin de edinilmiş mallar yerine geçen değerlerden olup olmadığı da araştırılmalıdır. (MK. md. 219/5)”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/6845,Karar: 2006/14701,Karar Tarihi: 01.11.2006
Davalı koca 29.1.2003 tarihinde emekli olmuş, Oyak ve Emekli Sandığı tarafından kendisine toplu ödeme yapılmıştır. Davaya konu 34 … 46 plakalı araç ise, davalı koca tarafından 15.5.2003 tarihinde alınmış ve 28.5.2003 tarihinde koca adına tescil edilmiştir.
Kocanın aracın emekli ikramiyesi ile alındığı hakkındaki savunmasının aksi de kanıtlanmamıştır.
Alınan emekli ikramiyesi edinilmiş mallardandır. Dava konusu araçta edinilmiş malla (emekli ikramiyesi ile) alınmıştır. Mahkemece; kocaya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte (boşanmanın dava tarihinde TMK. 225. md.) bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değerinin hesaplanması, aracın ise edinilmiş mallardan kabul edilmesi, tasfiye hesabının bu esaslar çerçevesinde değerlendirilmesi, gerektiğinde bilirkişiden de görüş alınması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. (TMK. m. 228/2) Bu husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.”

“GEREKÇE MADDE 219 - Madde İsviçre Medenî Kanununun 197 nci maddesinde olduğu gibi eşlerin edinilmiş mallarının nelerden oluştuğunu hükme bağlamaktadır. Birinci fıkrada edinilmiş mallardan bazıları sayılmıştır. İlke olarak mal rejiminin devamı süresince ivazlı, yani bir karşılık ödemek suretiyle elde ettikleri tüm malvarlıkları edinilmiş mallardan sayılacaktır.
İkinci fıkranın (1) numaralı bendinde, bir eşin çalışmasının yani emeğinin karşılığı olarak elde ettiği tüm değerler hükme bağlanmıştır. (2) numaralı bentte bir eşe, sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurum ve kuruluşları veya personele yardım amacı ile kurulmuş sandık benzerlerinin yaptığı ödemeler de edinilmiş mallar arasında sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, yardımlaşma sandıktan gibi sosyal güvenlik kurumlarınca bir eşe ödenen tazminatlar ya da bağlanan aylıklar buraya girer.
İkinci fıkranın (3) numaralı bendinde, bir eşin çalışma gücünü kaybetmesi nedeniyle ödenen tazminatlar sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere bir iş kazası ya da trafik kazası sonucu çalışma gücünü tamamen veya kısmen kaybeden eşe ödenen tazminatlar edinilmiş mallardan sayılacaktır.
(4) numaralı bentte eşlerin kişisel mallarının gelirleri de edinilmiş mallar arasında sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere bir eşe miras yoluyla intikal eden ya da ikramiye olarak çıkan bir taşınmazın kira geliri, buraya dahildir.
(5) numaralı bent hükmü edinilmiş malların yerine ikame edilen değerleri de edinilmiş mal olarak korumaktadır. Bu anlamda olmak üzere edinilmiş bir malın bedel karşılığında elden çıkarılması hâlinde bu bedel; edinilmiş mal olan bir arsanın kat karşılığı inşaat sözleşmesine konu edilmesi sonucu edinilen bağımsız bölümler buraya girer. Aynı şekilde edinilmiş bir malın hasara uğraması ya da yok olması hâlinde bunun için ödenen tazminatlar da edinilmiş mal sayılacaktır.”

*bbb) TMK md. 222 hükmü gereği “Bir eşin bütün mallarının, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edileceği” kabul edilmiş olmakla, karşı eş tarafından kişisel malı olduğu ispatlanamayan tüm mal değerleri edinilmiş mal değerleridir.

TMK md. 222 gerekçesine göre “… maddenin üçüncü fıkrasında da, bir eşin tüm mallarının aksi kanıtlanıncaya kadar edinilmiş mal sayılması yönünde bir karine getirilmiştir. Bu durumda eş bu malın edinilmiş mal değil kişisel mal olduğunu iddia ederse, birinci fıkradaki kural gereğince bunu bizzat ispatla yükümlü olacaktır. Bunu ispat edemediği takdirde ise söz konusu mal eşlerin edinilmiş malı sayılacaktır.”
Buna göre, aksi ispat edilinceye kadar eşin tüm malları edinilmiş mal sayılacak olup, karşı eş tarafından kişisel malı olduğu ispatlanamayan tüm mal değerleri de, edinilmiş mal değerleri olarak kabul edilecektir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1097,Karar: 2010/3788,Karar Tarihi: 08.07.2010 “TMK'nın 219. maddesi 1. fıkrası hükmüne göre her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri edinilmiş maldır. TMK'nın 222/1. maddesine göre belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispatla yükümlüdür. Somut olayda; dava konusu taşınmazın davalının kişisel malı olduğu kanıtlanamamıştır. Her ne kadar; davalı önceki evliliğinin boşanmayla sonuçlanması üzerine aldığı tazminat ve evlenmeden önce çalışması karşılığı birikimi ve yakın akrabalarının katkısı ile taşınmazın satın alındığını ileri sürmüşse de, dosya kapsamı ile bu yön somut delillerle ispatlanamamıştır. TMK'nın 222. maddesi son fıkrası hükmüne göre bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Buna göre, dava konusu taşınmazın sürüm değerinin verilecek karar tarihine yakın bir tarihte (TMK m. 235/1) belirlenerek hesaplanacak artık değerin yarısı karşılığı bedelin katılma alacağı olarak belirlenmesi ve taleple bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken, hatalı niteleme ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş bulunması doğru değildir.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/953,Karar: 2010/2148,Karar Tarihi: 27.04.2010 “Dava, 31.12.2003 tarihinde satın alınan taşınmaz nedeniyle TMK'nın 231. maddesi gereğince istenen katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Öte yandan, davalı vekili her ne kadar tarafların anlaşmalı boşandıklarını ve davacının tutanağa geçen beyanıyla mal rejimine ilişkin herhangi bir isteği bulunmadığını bildirmiş ise de, Bursa 3. Aile Mahkemesinin boşanmaya ilişkin 29.12.2009 günlü yargılama tutanağı üzerinde yapılan incelemede; davalı T.K., (görülmekte olan davada davacı) <Açılan boşanma davasını kabul ettiğini, nafaka ve tazminat talebi bulunmadığını...> bildirmiştir. Davacı T.K.'nin boşanma dosyasına geçen ve açıklanan bu beyanının mal rejimiyle ve onun sonuçlarıyla bir bağlantısının ve ilgisinin bulunmadığı açıktır. Sadece boşanmanın fer'i niteliğinde bulunan nafaka ve tazminat haklarıyla ilgilidir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz isteği de yerinde bulunmamıştır.
Buna karşılık, uyuşmazlık konusu 2061 ada 17 sayılı parsel üzerinde bulunan binadan 41 nolu bağımsız bölümün 31.12.2003 tarihinde satış yoluyla Bekir kızı Fatma K. tarafından satın alındığı ve onun adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Taraflar … tarihinde evlenmişler, … tarihinde açılan dava da Bursa 3. Aile Mahkemesinin … tarihinde kesinleşen hükmüyle boşanmışlardır. Dava konusu yapılan 4 nolu bağımsız bölüm edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı tarafından satın alınmıştır. Taraflar TMK'nın 6 ve 222. maddeleri gereğince iddiasını kanıtlamakla yükümlüdürler. TMK'nın 222/son fıkrası uyarınca, bir eşin bütün mallan, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Her iki tarafta; 4 nolu bağımsız bölümü kendi kişisel mallarıyla aldıklarını kanıtlamadıklarına göre edinilmiş mal sayılır.”

ccc) TMK md. 221 hükmü gereği “eşler sözleşme ile edinilmiş mallara ait olması gereken mal varlıklarından bir kısmının kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler” böyle bir sözleşme olmadığı sürece, bu değerler edinilmiş mal değerleridir.

TMK md.221 –“ Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.”

“GEREKÇE MADDE 221 - Maddede İsviçre Medenî Kanununun 199 uncu maddesinde olduğu gibi eşlere mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş malların kapsamını daraltma olanağı tanınmıştır.
Birinci fıkra, eşlerin mesleklerinin icrası veya sahip oldukları işletmelerinin faaliyetinden elde ettikleri değerlerin edinilmiş mal sayılmayıp, kişisel mal sayılmasının eşlerin yapacakları bir sözleşmeyle kararlaştırılabileceğini hükme bağlamıştır.
Maddenin ikinci fıkrası, 219 uncu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde edinilmiş mallar arasında sayılmış bulunan "kişisel malların gelirleri"nin edinilmiş mal değil, kişisel mal olarak kabul edilmesinin eşlerin yapacakları sözleşmeyle öngörülebileceğini hükme bağlamaktadır.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/58,Karar: 2010/1634,Karar Tarihi: 06.04.2010 “Somut olayda dava; edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mal varlıkları için katılma alacağı isteğine ilişkindir. TMK.'nın 221. maddesi hükmüne göre, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan malvarlığı, eşler arasında yapılan mal rejimi sözleşmesiyle aksi kararlaştırılmamışsa, edinilmiş mallardan sayılır ve tasfiyeye katılır. Mahkemece, dava konusu işletmenin 2004-2005 ve 2006 yılına (taraflar arasındaki mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar olan) ilişkin olarak işletme karının ne olduğunu belirlemek amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve toplam 110.625,52 TL kar elde edildiği sonucuna varılmış ise de; hükme esas alınan 06.04.2009 hakim havale tarihli rapor ekindeki hesap özeti ve detay mizanlar incelendiğinde, 2004 yılına ilişkin olarak dikkate alınan belgenin, ödenecek vergi ve fonlar, sigorta kesintileri, amortisman gibi borçlar bakımından bilgi içermediği görülmektedir. Bundan ayrı, davalının çalışması karşılığında elde ettiği işletme gelirinden, yaptığı iş, sosyal statüsü, mesleki konumu, küçük bir çocuk sahibi olması gibi hususların da dikkate alınmasıyla tespit edilebilecek kişisel harcamalarının belirlenmediği ve işletme geliri olarak belirlenen miktardan düşülmediği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle ve davalının savunması gözetilerek bu hususlar üzerinde durulması, söz konusu işletmenin 2004 yılına ait gelir-gider ve borçlarına ilişkin bilgilerin davalıdan istenmesinden sonra yeniden bir uzman hukukçu bilirkişi, bir mali müşavir ve bir eczacı bilirkişiye inceletilerek 2004 yılına ait tüm borçlar (kişisel masrafları ile çocuk için yapılan harcamalar dahil) çıkarıldıktan sonra kalan 2004 yılı net işletme gelirinin bulunması, davalı kadının eczacı olarak çalışması karşılığında edindiği toplam işletme gelirinden yukarıda açıklanan unsurlar dikkate alınarak kişisel harcamalarının; gelirine göre ne oranda ve ne miktarda olabileceği hususunda bilirkişilerden görüş alınmak suretiyle tespit edilmesi ve belirlenen miktarın toplam işletme gelirinden düşülmesinden sonra bulunacak artık değerin yarısı üzerinde davacının hak sahibi olduğunun düşünülmesi (TMK m. 231 f.l, 236 f.l) gerekmektedir.”

*ddd)TMK md.220 hükmü ile kişisel mallar tahdidi olarak belirtilmiş olup, bu sayılan kişisel mallar haricinde kalan tüm mal değerleri edinilmiş mal değerleridir.

*TMK Madde 220 – “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
8.HD,Esas:2009/2870,Karar:2009/584,Tarih:07.12.2009 “Somut olayda, davalı koca evlenmeden önce 20.11.1998 tarihinde Mersin Güneyken Toplu Konut Projesine (Kooperatife) üye OLDUĞU BELİRLENMİŞTİR. Davalı evlendikleri 17.5.2004 tarihine kadar ve ayrıca bu tarihten boşanma davasının açıldığı ve edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği 15.10.2004 tarihinde kadar yani evlilik süresince kooperatif aidatlarını ödemeye DEVAM ETMİŞTİR. Evlenmeden önceki aidat ödemeleri ve verilen peşinat davalının kişisel MALINDAN KARŞILANMIŞTIR. Bu nedenle davacı kadının bu döneme ait herhangi bir katılma alacağı söz konusu olamaz. Evliliğin yapıldığı tarihle edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği tarihe kadar davalı tarafından yapılan ödemelerin edinilmiş mallardan karşılandığının KABULÜ GEREKİR.”
6.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/2160,Karar: 2011/6813,Karar Tarihi: 21.06.2011 “ Düğün sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kendisine bağışlanmış sayılır ve onun kişisel malıdır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6957,Karar: 2010/2712,Karar Tarihi: 24.05.2010 “ Davalı adına yurtdışından kesin dönüş öncesinde Ziraat Bankasına 31.1.2001 tarihinde havale edilen 170.000 ABD dolarının edinilmesinde davacının gelir getiren herhangi bir işte çalıştığı, eş anlatımla, varsa gelirleri, somut olarak ne şekilde katkıda bulunduğu belirlenip ispatlanamadığına, paranın havale tarihi itibarıyla davalının kişisel malı olup 1.1.2002’den sonra edinilmiş mallara katılma rejimine davalının kişisel malı olarak gireceğine göre bu para üzerinde davacının gerek katkı payı gerek katılma alacağı hakkı bulunmadığından “
Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2008/2-432,Karar: 2008/444,Karar Tarihi: 18.06.2008 “Somut olayda; taşınmaz ve araç, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiştir. Bu mallar, yeni rejime kocanın <kişisel malı> olarak girmiştir. Edinilmiş mal değildir. “
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/7233,Karar: 2011/3613,Karar Tarihi: 21.06.2011 “
Meskenle ilgili davacının katılma alacağı isteği bakımından; davalı tarafından dava konusu meskenin anne ve babasına şehit olan kardeşi sebebiyle ödenen tazminatlarla alındığı savunulmuş ve mahkemece bu savunmanın ispat edilemediği gerekçede açıklanmış ise de; dosya kapsamı ve toplanan delillere, davalının sunduğu dekontlar ve banka hesap ekstrelerine göre davalının kardeşi sebebiyle ödendiği söylenen miktarlarla ilgili 24.04.2003 tarihinde davalının babası M. Adına … Bankası K … şubesindeki hesaba EFT yapıldığı, bu hesabın aktarıldığı T … Bankası K … şubesindeki M.'e ait hesaptan dava konusu meskenin alındığı 27.01.2005 tarihinde 11.058,13.-TL çekildiğinin tespit edilmesi karşısında tanık beyanları da birlikte değerlendirildiğinde bu miktarın meskenin alımında kullanıldığının kabulü gerekir. Karşılıksız kazandırma niteliğindeki bu miktar TMK.'nun 220/2. maddesine göre davalının kişisel malı sayılmalıdır. Katılma alacağının hesabında, eklenecek değerlerden (TMK. m. 229) ve denkleştirmeden (TMK. m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK. m. 219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK. m. 231) yarısı üzerinden (TMK. m. 236/1) tarafların katılma alacakları bulunduğu gözetilmelidir. Ancak bu hesaplama yapılırken dava konusu meskenin alım tarihindeki piyasa sürüm değeri uzman bilirkişi aracılığı ile belirlenerek, az yukarıdaki miktarın belirlenecek alım tarihindeki gerçek değer karşısındaki oranının davalının kişisel malı, kalan oranın ise katılma alacağı hesabında esas alınacak oran olduğu, bu oran ile meskenin tasfiye tarihindeki (karar tarihine en yakın) değeri 44.160.-TL'nin çarpımı sonucu bulunacak miktarın artık değer olup, artık değerin yarısı oranında da davacının katılma alacağı hakkının bulunduğu dikkate alınmalıdır. Mahkemece bu şekilde yapılacak hesaplama sonunda bulunacak miktara hükmedilmesi gerekirken davalının babası tarafından çekilen kişisel mal niteliğindeki miktar dikkate alınmadan meskenin tamamının artık değer kabul edilip yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.”

3. Manevi tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”

*Ayrıca burada, mal rejiminin sona ermesinden sonraki dönemdeki edinilen değerlerin de kişisel mal olduğu hususunu belirtmek gerekir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3513,Karar: 2010/238,Karar Tarihi: 25.01.2010 “mahkemece yapılacak iş, davalının çektiği kredinin çekildiği tarihten itibaren ödendiği tarihe kadar tüm ödemeleri gösteren belgeleri getirtmek, taşınmazın alındığı 4.4.2003 tarihi ile taraflar arasında boşanma davasının açıldığı 18.2.2004 tarihi arasındaki ödemeleri edinilmiş mal, 18.2.2004 tarihinden sonraki ödemeleri ise davalının kişisel malı olarak değerlendirmek, taşınmazın karar tarihine en yakın belirlenen değeri dikkate alınarak davacının katılma alacağını uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan taraf, yargıç ve Yargıtay denetimine elverişli, bilimsel esaslara dayalı rapor alınarak belirlemek, tarafların kazanılmış haklarını da gözetmek olmalıdır. Mahkemece davalının çektiği kredi dikkate alınmaksızın bağımsız bölümün tamamının edinilmiş mal olarak kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.”

“GEREKÇE MADDE 220 - Madde İsviçre Medenî Kanununun 198 inci maddesinde olduğu gibi, yasa gereği kişisel mallardan sayılan değerleri düzenlemektedir.
Maddenin (1) numaralı bendinde eşlerin sadece kişisel kullanımına yarayan eşya kişisel mal sayılmıştır. Eşlerin giysileri, saati, çantası, spor alet ve malzemeleri, ziynet eşyası bunlara örnek verilebilir. Bunlar evlilik birliğinin başlangıcında mevcut olabileceği gibi karşılıksız olarak sonradan, da edinilmiş olabilir. Hatta, karşılığı edinilmiş mallardan da ödenmiş olabilir. Ancak bu hâlde diğer eşin denkleştirme isteminde bulunması hakkı saklıdır.
Maddenin (2) numaralı bendinde eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları veya bu rejimin kurulmasından sonra miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği tüm malvarlığı değerleri kişisel mallardan sayılmıştır.
Maddenin (3) numaralı bendi, eşin kişisel durumu göz önünde tutulmak suretiyle ödendiği, onun acı, üzüntü ve ızdırabı sonucu tamamen kişisel nitelikteki zararlarının karşılığı olduğu göz önünde tutulmak suretiyle, manevî tazminat alacaklarının da kişisel mal olduğunu kabul etmiştir.
Maddenin (4) numaralı bendinde, tüm kişisel malların herhangi bir şekilde el ya da şekil değiştirmesi hâlinde, onun yerine geçen ikame değerlerin de kişisel mal olacağı kabul edilmiştir. Bir malın tahrip edilmesi dolayısıyla elde edilen sigorta tazminatı veya sair tazminat ya da kamulaştırma karşılığı olarak ödenen meblağ buraya girer.”

*Yine TMK md.228/ f.2 hükmü gereği, Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminatlarda, mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki döneme ait değerlerin de kişisel mal sayılacağı hususunun dikkate alınması gerekmektedir.

TMK Madde 228/ f 2 “Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır”.

TMK Madde 228 gerekçesinde de belirtildiği üzere “Maddenin ikinci fıkrası, edinilmiş mal grubuna dahil kabul edilen sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurumlarınca toplu ödemelerin yapılması ya da iş gücünün kaybı nedeniyle toplu tazminat ödenmesi hâllerinde, tasfiye sırasında bunların nasıl değerlendirilebileceğini hükme bağlamaktadır. Buna göre mal rejiminin sona erdiği tarihte, bu toplu ödeme veya tazminat yerine irat şeklinde bir ödeme plânı olsaydı, bu tarih itibarıyla bundan sonraki devreler için hesaplanacak iradın sermaye değeri bu miktar üzerinden kişisel mal olarak hesaba katılacaktır.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2273,Karar: 2010/3293,Karar Tarihi: 15.06.2010 “ Dava konusu taşınmazın alımında kullanıldığı hususunda duraksama bulunmayan davalıya ait emeklilik ikramiyesi ve tasarruf teşvik ödemesinin mal rejiminin devamı sırasında davalıya toplu olarak ödendiği hususu da dikkate alınarak söz konusu ödemelerin ne kadarlık kısmının kişisel mal ve ne kadarlık kısmının da edinilmiş mal sayılması gerektiğinin, bu tür hesaplamalarda kullanılan PMF tabloları dikkate alınarak, konusunda uzman olan PMF tablosundan anlayan bilirkişiler aracılığı ile belirlenmesi ve ondan sonra uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/928,Karar: 2007/2515,Karar Tarihi: 22.02.2007 “Mahkemece; kocaya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değerinin hesaplanması”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/6845,Karar: 2006/14701,Karar Tarihi: 01.11.2006
Davalı koca 29.1.2003 tarihinde emekli olmuş, Oyak ve Emekli Sandığı tarafından kendisine toplu ödeme yapılmıştır. Davaya konu 34 … 46 plakalı araç ise, davalı koca tarafından 15.5.2003 tarihinde alınmış ve 28.5.2003 tarihinde koca adına tescil edilmiştir.
Kocanın aracın emekli ikramiyesi ile alındığı hakkındaki savunmasının aksi de kanıtlanmamıştır.
Alınan emekli ikramiyesi edinilmiş mallardandır. Dava konusu araçta edinilmiş malla (emekli ikramiyesi ile) alınmıştır. Mahkemece; kocaya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte (boşanmanın dava tarihinde TMK. 225. md.) bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değerinin hesaplanması, aracın ise edinilmiş mallardan kabul edilmesi, tasfiye hesabının bu esaslar çerçevesinde değerlendirilmesi, gerektiğinde bilirkişiden de görüş alınması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. (TMK. m. 228/2) Bu husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.”

*Ayrıca TMK md. 221 hükmü gereği “eşler sözleşme ile edinilmiş mallara ait olması gereken mal varlıklarından bir kısmının kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler” böyle bir sözleşme var ise, edinilmiş mallara dahil olması gereken bu mal değerleri kişisel mal sayılacaktır.

TMK md.221 –“ Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler.
Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.”

TMK Madde 221 gerekçesinde de belirtildiği üzere “Birinci fıkra, eşlerin mesleklerinin icrası veya sahip oldukları işletmelerinin faaliyetinden elde ettikleri değerlerin edinilmiş mal sayılmayıp, kişisel mal sayılmasının eşlerin yapacakları bir sözleşmeyle kararlaştırılabileceğini hükme bağlamıştır.
Maddenin ikinci fıkrası, 219 uncu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde edinilmiş mallar arasında sayılmış bulunan "kişisel malların gelirleri "nin edinilmiş mal değil, kişisel mal olarak kabul edilmesinin eşlerin yapacakları sözleşmeyle öngörülebileceğini hükme bağlamaktadır.”

bb) KATILMA ALACAĞINA ESAS OLABİLECEK, KARŞI EŞİN DİĞER EDİNİLMİŞ MAL DEĞERLERİ

TMK md. 231 gereği “ Artık değer, eklenmeden ( TMK md.229) ve denkleştirmeden ( TMK md.230 ) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.”

Hükmü gereği, davalı eşin edinilmiş mal değerleri belirlenirken ayrıca, TMK md.229, TMK md.227 ve TMK md.230 hükümlerinin de dikkate alınması gerekmektedir.

Buna göre davalı eşin diğer edinilmiş mal değerleri;

* aaa), TMK md.229 gereği; karşılıksız kazandırmalar ve kasten temliklerin değeri, eklenecek değerler olup, bu mal değerleri de edinilmiş mal değerleridir.

TMK Madde 229 – “Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:
1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.
Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.”

“GEREKÇE MADDE 229 - İsviçre Medenî Kanununun 208 inci maddesi iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Birinci fıkra iki bent hâlinde olup, aynen alınmıştır. Buna karşılık İsviçre Medenî Kanununun 208 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Bu tür kazandırma ve devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda, kararın, dava kendisine ihbar edilmişse bu devir ve kazandırmalardan yararlanan için verileceğine ilişkin hüküm alınmamıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda davanın üçüncü kişiye ihbarıyla ilgili hükümler mevcut olduğundan, bu genel hükümler varken ayrıca böyle bir hükme gerek olmadığı düşünülmüştür.
Maddede eşlerin edinilmiş mallarına ilâvesi gerekli değerler iki bent hâlinde sayılmıştır.
Tasfiyenin adil bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için eşlerin bazı işlemlerle devrettiği edinilmiş mallara ait malvarlığı değerlerin tasfiye sırasında edinilmiş mâllara eklenmelidir. Eşlerden her biri diğerinin malvarlığındaki artıştan pay alacağından, diğerinin bu payı azaltmak maksadıyla yaptığı tasarrufların tasfiye sırasında hesaba katılması zorunludur. Bu nedenle (1) numaralı bentte, eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmaların edinilmiş mallara ek değer olarak eklenmesi öngörülmüştür, İsviçre Medenî Kanununda mal rejiminin sona ermesinden önceki beş yıl içinde yapılan kazandırmaların edinilmiş mallara eklenmesi kabul edilmiştir. Bu hüküm mirasta tenkise tâbi tasarruflara ilişkin 565 inci maddenin (3) numaralı bendi hükmüne paralel olarak kaleme alınmıştır, İsviçre'de tenkisle ilgili bu maddeyi karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 527 nci maddesinin (3) numaralı bendinde de bizden farklı olarak beş yıllık süre esas alınmıştır. Tenkisle ilgili olarak 565 inci madde ile paralellik sağlamak üzere, bu maddede, İsviçre'den farklı olarak son beş yıl içindeki değil son bir yıl içindeki kazandırmaların edinilmiş mallara ilâvesi kabul edilmiştir.
Maddenin (2) numaralı bendinde, edinilmiş mallara eklenmesi gereken değerlerden ikincisi olarak, bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin payını azaltmak amacıyla yaptığı devirler değerlendirilmiştir. Burada da bir önceki bentte olduğu gibi mirasta tenkise tâbi tasarruflar arasında yer alan "saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan temliklere" benzer bir hüküm getirilmiştir. Eşlerden birinin mal rejiminin devam ettiği süre içinde diğer eşin edinilmiş mallardan pay almasını azaltmak üzere yaptığı devirler de tasfiye sırasında edinilmiş mallara, hiç devir edilmemiş gibi eklenecektir.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/16339,Karar: 2010/17563,Karar Tarihi: 25.10.2010 “Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesine dayalı olmayıp, davacı vekilinin 19.2.2008 tarihli oturumdaki açıklamasına göre, katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan taşınmaz devrinin iptaline ilişkindir. Türk Medeni Kanunu’nun 229/2. maddesine göre, eşlerden birinin mal rejiminin devamı süresince diğerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, tasfiyede edinilmiş mallara eklenecek değer olarak dikkate alınabilir.
Yapılan devir işleminin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapıldığı sabit olsa bile, tasfiyede bedeli hesaba katılacağından, tapunun iptal ve tesciline karar verilemez. “
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3121,Karar: 2010/114,Karar Tarihi: 15.01.2010 “ Taraflar 19.10.1984 tarihinde evlenmişler. 3.7.2006 tarihinde açılan dava sonunda boşanmışlar ve boşanma kararı 24.4.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmaz kooperatif hissesi durumunda olup, davalı kadın adına 5.4.1997 tarihinde üye olunmuş 25.7.2005 tarihinde ise dava dışı üçüncü kişiye devir yapılmıştır. Taraflar arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM. md. 170) bu tarihten itibaren mal rejiminin sona erdiği 3.7.2006 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 s. Yürürlük K. md. 10/1)
Mahkemece, dava konusu 6 nolu dairenin üçüncü kişiye devredildiği 25.7.2005 tarihindeki sürüm değeri uzman bilirkişi ya da bilirkişilere tespit ettirilmeli, bu değerden 1.1.2002 tarihindeki bina değeri çıkarılarak dikkate alınacak değer bulunmalı, 1.1.2002 tarihinden önceki döneme ilişkin bulunacak katkı payı alacağı, eklenecek değerler ve borçlar yukarıdaki açıklama doğrultusunda dikkate alınarak artık değer belirlenmeli, artık değerin yarısının katılma alacağı olarak davacı eşe ait olduğu düşünülmelidir. Tüm bu hesaplamalardan sonra hüküm kurulurken tarafların kazanılmış hakları da göz önünde tutulmalıdır. Mahkemece, bu yönler gözönünde bulundurulmadan hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. “
TMK MD.229 gereği, edinilmiş mallara eklenecek değerler, mal rejiminin sona ermesinden 1 yıl önceki karşılıksız kazandırmalar ve mal rejiminin devam süresince katılma alacağını azaltmak kastı ile yapılan kasten temliklerdir, rejimin sona erdiği sırada mevcut bulunan edinilmiş malın sonradan (boşanma davası açıldıktan sonra) elden çıkarılmış olması halinde, bu mal TMK md.229 gereği eklenecek değer olarak değil, TMK md.219 gereği edinilmiş mal olarak değerlendirilecektir ve katılma alacağı hesabında da elden çıkma anı değeri değil tasfiye anı (karar anına en yakın tarih) dikkate alınacaktır.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/1153,Karar: 2010/4901,Karar Tarihi: 15.03.2010 “ Rejimin sona erdiği sırada davalı kocanın işyeri yapı kooperatifindeki hissesi mevcuttur. Edinilmiş malların tasfiyesinde; ancak, eklenecek değerler varsa, bunların devredildiği tarihteki değerleri esas alınabilir. Rejimin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malın, daha sonra elden çıkarılmış olması katılma alacağının hesabında önemli değildir. O halde, rejimin sona erdiği sıradaki edinilmiş malın (kooperatif hissesinin), sona erme anındaki niteliklerine göre tasfiye anındaki değerinin dikkate alınması gerekirken, hissenin devir tarihindeki değerinin esas alınması usul ve yasaya aykırıdır.”

Ayrıca burada, TMK md.241 gereği, tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçılarının, TMK md.229 da belirtilen edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebileceğinin de kabul edilmiş olduğunu belirtmek gerekir.

TMK Madde 241 - Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.
Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.”

“GEREKÇE MADDE 241 - Madde bir eşin katılmadan doğan alacağının, borçlu eşin malların ayrılması sonucu ortaya çıkan malvarlığından veya borçlu eş ölmüşse terekeye dahil malvarlığından tahsil edilebilmesini düzenlemektedir. Bu malların kişisel veya edinilmiş mal olmasının önemi yoktur. Bu malvarlığı diğer eşin katılma alacağını karşılamadığı takdirde, bu madde ile alacaklı eşe, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları, bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan kısmın tamamlanmasını isteme hakkı tanınmaktadır. Bu düzenleme, katılma alacağı için borçlunun tasfiye sırasında sahip olduğu veya terekesine dahil bütün malvarlığı ile sorumlu olmasının doğal bir sonucudur.
İkinci fıkrada dava hakkı, alacaklı eşin veya mirasçılarının haklarının ihlâl edildiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresine tâbi tutulmuştur. Bu maddenin ikinci fıkrasını karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 220 nci maddesinin ikinci fıkrasında uzun zamanaşımı süresi on yıl olarak öngörülmüştür. Ancak tenkisle ilgili hak düşümü süresini düzenleyen 571 inci madde ile paralellik sağlamak amacıyla maddede İsviçre aslından ayrılmış ve on yıllık süre yerine beş yıllık süre öngörülmüştür.
Maddenin üçüncü fıkrası yetkiye ilişkin hükümler hariç olmak üzere, mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümlere yollama yapmıştır.”

*bbb) TMK md.227 gereği, davalı eşin, edinilmiş malından, diğer eşin kişisel ve/veya edinilmiş malına yapılan katkı sebebiyle, davalı eşin Değer Artış Payı Alacağı talebi söz konusu ise, bu alacak değeri de eklenecek değer olup, edinilmiş mal değeridir.

TMK Madde 227 – “Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.
Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.
Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.”

*ccc) TMK md.230 gereği davalı eşin, edinilmiş malından kişisel malına yaptığı katkı sebebiyle, denkleştirme sonucunda bulunacak mal değeri de, edinilmiş mal değeridir

TMK Madde 230 – “Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.
Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.
Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.”

“GEREKÇE MADDE 230 - Her bir eşin edinilmiş malvarlığının belirlenebilmesi için, tasfiye sırasında ilgili eşin kişisel malları ile edinilmiş malları arasındaki alacak borç ilişkileri göz önüne alınmalıdır.
Maddenin birinci fıkrası, bir eşin mal gruplarıyla ilgili bir borcun diğer mal grubundan ödenmesi hâlinde tasfiye sırasında bunun denkleştirileceğini düzenlemektedir. Buna göre bir eşin kişisel mallarına ilişkin borçlarının edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallarına ilişkin borçları kişisel mallardan ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme yapılacak, edinilmiş mallarda bu yüzden meydana gelen artma ya da eksilme hesaba katılacaktır.
Maddenin ikinci fıkrası, eşin borçlarının hangi mal kesimine ait ise sadece o kesimi yükümlülük altına sokacağını hükme bağlamıştır. Aynı fıkrada hangi kesime ait olduğu anlaşılmayan borçlar bakımından bu borcun edinilmiş mallara ilişkin olduğu hususunda bir karine getirilmiştir. Burada adî bir karine söz konusudur. Aksini iddia eden ispatla yükümlüdür.
Maddenin üçüncü fıkrasında, denkleştirmenin değerlendirmesi açısından nazara alınacak ölçüler ve zaman konusunda bir hüküm getirilmiştir. Buna göre bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, denkleştirmede katkı oranına ve tasfiye sırasında mal mevcut ise bu andaki değeri, mal daha önce elden çıkmışsa, hakkaniyet Ölçüleri göz önünde tutulmak suretiyle belirlenecek değeri esas alınacaktır.”

Denkleştirme, mal sahibi olan eşin bizzat kendisinin, edinilmiş malından kişisel malına, ya da kişisel malından edinilmiş malına yaptığı katkının karşılığıdır.
Davalı eşin, edinilmiş malından kişisel malına katkı var ise, katkı oranı ve malın tasfiye anındaki değerine göre denkleştirme yapılarak bu mal değerinin de edinilmiş mal değeri olarak belirlenmesi gerekmektedir.

TMK 230 Edinmeye,iyileşetirmeye
Denkleştirme = Malın tasfiye anındaki değeri X korumaya katkı miktarı
malın katkı tarihindeki değeri



Değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.

8.HD,Esas:2009/2870,Karar:2009/584,Tarih:07.12.2009 “Somut olayda, davalı koca evlenmeden önce 20.11.1998 tarihinde Mersin Güneyken Toplu Konut Projesine (Kooperatife) üye OLDUĞU BELİRLENMİŞTİR. Davalı evlendikleri 17.5.2004 tarihine kadar ve ayrıca bu tarihten boşanma davasının açıldığı ve edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği 15.10.2004 tarihinde kadar yani evlilik süresince kooperatif aidatlarını ödemeye DEVAM ETMİŞTİR. Evlenmeden önceki aidat ödemeleri ve verilen peşinat davalının kişisel MALINDAN KARŞILANMIŞTIR. Bu nedenle davacı kadının bu döneme ait herhangi bir katılma alacağı söz konusu olamaz. Evliliğin yapıldığı tarihle edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erdiği tarihe kadar davalı tarafından yapılan ödemelerin edinilmiş mallardan karşılandığının KABULÜ GEREKİR.
Bu durum karşısında davalı kocanın, evlilik birliğinin devam ettiği süre içinde ödediği aidatların, üye olduğu 20.11.1998 tarihinden itibaren evlenme tarihine kadar (17.5.2004) kooperatife ödediği peşinat ve aidatlarla evliliğin yapıldığı 17.5.2004 tarihinden itibaren mal rejiminin açılan boşanma davasıyla sona erdiği 15.10.2004 tarihine kadar ödenen aidatlar toplamına oranı bulunarak, daha sonra bulunan bu oranın taşınmazın tasfiye tarihindeki (temyize konu kararın verildiği 24.4.2008 tarihine yakın bir tarihte tespit ettiği) sürüm (rayiç) değeriyle çarpılması ve çıkacak değerin yansının hak ettiği katılma alacağı olarak davacıya verilmesi ve hüküm altına ALINMASI DÜŞÜNÜLMELİDİR.”

c) Katılma alacağı (karşı eşin artık değeri) hesaplanırken, karşı eşin aktifini oluşturduğu belirlenen EDİNİLMİŞ MAL DEĞERLERİNİN, TASFİYE ANI DEĞERLERİ dikkate alınacaktır.

TMK Madde 235 – “Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.
Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.”

“GEREKÇE MADDE 235 -Maddenin birinci fıkrası katılma rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacağını öngörmüştür. Burada malların 232 nci maddede öngörülen sürüm değerlerinin hangi andaki sürüm değeri olduğu hükme bağlanmak istenmiştir. Maddede bu an, tasfiye anı olarak öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası yapılacak hesaplamada, edinilmiş mallara eklenecek olan malların değerinin ise, bu malın temlik edildiği tarihe göre belirleneceğini öngörmüştür.”

Katılma rejiminin sona ermesi ve tasfiyede, artık değer ve katılma alacağı hesabında, TMK md. 235/f.1 gereği mal rejiminin sona ermesi anında –boşanma davasının açıldığı tarihte mevcut olan edinilmiş mallar ( TMK md.228 gereği mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre) tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar ve TMK Madde 232 gereği “Mal rejiminin tasfiyesinde bu malların sürüm değerleri esas alınır.”

“GEREKÇE MADDE 232 - Maddeye göre mal rejiminin tasfiyesinde değerlendirme yapılırken malın sürüm (rayiç) değerleri esas alınacaktır. Böylece bu konuda tasfiye sırasındaki sürüm değerlerin esas alınacağının hükme bağlanması suretiyle kesin bir ölçü konulmak istenmiştir.”

Yargıtay kararları ile, artık değer, değer artış payı ve katılma alacağı hesabında, malın- değerin, tasfiye tarihi- tasfiye anı ( yani açılan değer artış payı- katılma alacağı davasının karar tarihi veya karar tarihine en yakın tarih) değerinin dikkate alınması gerekeceği belirtilmiştir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/7233,Karar: 2011/3613,Karar Tarihi: 21.06.2011 “ Hesaplama yapılırken dava konusu meskenin alım tarihindeki piyasa sürüm değeri uzman bilirkişi aracılığı ile belirlenerek, miktarın alım tarihindeki gerçek değer karşısındaki oranının davalının kişisel malı, kalan oranın ise katılma alacağı hesabında esas alınacak oran olduğu, bu oran ile meskenin tasfiye tarihindeki (karar tarihine en yakın) değerinin çarpımı sonucu bulunacak miktarın artık değer olup, artık değerin yarısı oranında da davacının katılma alacağı hakkının bulunduğu dikkate alınmalıdır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1097,Karar: 2010/3788,Karar Tarihi: 08.07.2010 “ Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Buna göre, dava konusu taşınmazın sürüm değerinin verilecek karar tarihine yakın bir tarihte belirlenerek hesaplanacak artık değerin yarısı karşılığı bedelin katılma alacağı olarak belirlenmesi ve taleple bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken, hatalı niteleme ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş bulunması doğru değildir”.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/6262,Karar: 2010/611,Karar Tarihi: 09.02.2010 “Olayda, dava konusu taşınmazın değerinin fahiş olarak hesaplandığı, sürüm değerinin dikkate alınması gerektiğine ilişkin davalı itirazı üzerinde durulmadan…. katılma alacağı hesabında tasfiye tarihi mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarih olmayıp tasfiyeye ilişkin karar tarihidir. (TMK. md 227, 235) Mahkemece taşınmazın karar tarihine en yakın sürüm değeri dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken; yazılı şekilde boşanma davasının açıldığı tarihteki değerin dikkate alınması doğru değil ise de temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/18240,Karar: 2010/7486,Karar Tarihi: 15.04.2010 “ Dava konusu …… Köyü, …… parsel sayılı taşınmazın 4/12 hissesi 18.09.2003 tarihinde davalı-davacı tarafından satın alınmış olup edinilmiş mal statüsündedir.Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar.Bu sebeple, …. parsel sayılı taşınmazın 4/12 hissesinin tasfiye anındaki (karar tarihine en yakın tarih) değeri bilirkişi raporu ile tespit edilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

Ancak, TMK md.235/ f 2 gereği, Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların ( TMK md.229 gereği, karşılıksız kazandırmalar ve kasten temlikler) değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3121,Karar: 2010/114,Karar Tarihi: 15.01.2010 “ Taraflar 19.10.1984 tarihinde evlenmişler. 3.7.2006 tarihinde açılan dava sonunda boşanmışlar ve boşanma kararı 24.4.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmaz kooperatif hissesi durumunda olup, davalı kadın adına 5.4.1997 tarihinde üye olunmuş 25.7.2005 tarihinde ise dava dışı üçüncü kişiye devir yapılmıştır. Taraflar arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM. md. 170) bu tarihten itibaren mal rejiminin sona erdiği 3.7.2006 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 s. Yürürlük K. md. 10/1)
Mahkemece, dava konusu 6 nolu dairenin üçüncü kişiye devredildiği 25.7.2005 tarihindeki sürüm değeri uzman bilirkişi ya da bilirkişilere tespit ettirilmeli, bu değerden 1.1.2002 tarihindeki bina değeri çıkarılarak dikkate alınacak değer bulunmalı, 1.1.2002 tarihinden önceki döneme ilişkin bulunacak katkı payı alacağı, eklenecek değerler ve borçlar yukarıdaki açıklama doğrultusunda dikkate alınarak artık değer belirlenmeli, artık değerin yarısının katılma alacağı olarak davacı eşe ait olduğu düşünülmelidir. Tüm bu hesaplamalardan sonra hüküm kurulurken tarafların kazanılmış hakları da göz önünde tutulmalıdır. Mahkemece, bu yönler gözönünde bulundurulmadan hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. “
Mal rejiminin tasfiyesinin sonuçlandırılması ile sona ermesi arasında, çeşitli maddi ve hukuki sebeplerle uzun bir sürenin geçmesi mümkündür. Çeşitli ekonomik sebeplerle edinilmiş malların değerlerinde önemli artış ve azalışların yaşanması mümkündür. Bu tür değer artışlarından eşlerin birlikte yararlanması ve azalışlarına da birlikte katlanmaları hakkaniyete daha uygun olacağından, kanun koyucu tasfiye anını edinilmiş malların değerlerini belirleme anı olarak tespit etmiştir.2

d) Katılma alacağı belirlenirken ( karşı eşin artık değer hesabı ), dava konusu edilen edinilmiş mal nedeniyle, karşı eşin edinilmiş mal değerlerinin pasifini oluşturan borçları varsa, bu borçlar, edinilmiş mal değerinden düşülerek hesaplamada dikkate alınacaktır.

TMK md. 231 hükmü gereği, artık değer ve katılma alacağı hesabında, sadece edinilmiş mallar ve edinilmiş mallara ait borçlar dikkate alınacak, kişisel mallar ve kişisel mallara ait borçlar dikkate alınmayacaktır.
Katılma rejimi sona erdiğinde, tasfiyede, karşı eşin Katılma Rejimi döneminde edinilmiş mallarından doğan ve boşanma davasının açıldığı- Katılma Rejiminin sona erdiği- tarih itibariyle mevcut bulunan borcu olup olmadığı belirlenecektir.
Bu sebeple de;
1- Varsa, TMK md.227 gereği, davalı eşin edinilmiş malına, diğer eşin kişisel ve/veya edinilmiş malından yaptığı katkı sebebiyle, davacı eşin Değer Artış Payı Alacağı,
2- Varsa TMK md. 230 gereği, davalı eşin kişisel malından, kendi edinilmiş malına yaptığı katkı sebebiyle yapılacak denkleştirme sonucunda elde edilen miktarlar,
3- Varsa Davalının Katılma Rejimi döneminde edinilmiş mallarından doğan ve boşanma davasının açıldığı- Katılma Rejiminin sona erdiği tarih itibariyle mevcut bulunan borçları da;
Ayrıca belirlenmeli ve bu edinilmiş mallarının borçları, karşı eşin edinilmiş mallarından düşülerek Edinilmiş Mal Değerlerinin Pasifleri olarak dikkate alınmalıdır.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/1722,Karar: 2010/5768,Karar Tarihi: 25.03.2010 “ Dava konusu araç, mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcuttur. Bulunan borç miktarının aracın tasfiye anındaki değerinden düşülerek davacının katılma alacağının hesaplanması gerekir. Öte yandan aracın motorlu taşıtlar vergisi borcunun bulunduğu, bir kısmının ödendiği, davalının bu borçları zamanında ödemeyerek gecikme faizine neden olduğu, gecikme faizinden davacının sorumlu olamayacağı nazara alınarak; rejimin sona erdiği tarihten sonraki faiz dışında kalan yasal vergi borç miktarının da aracın tasfiye tarihindeki değerinden düşülmesi ile bulunan miktarın (artık değer) yarısı üzerinde (katılma alacağı) davacının hak sahibi olacağının gözetilmesi gerekir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/2863,Karar: 2009/4614,Karar Tarihi: 06.10.2009 “Davalı vekili, katılma alacağına konu evin Ziraat Bankasından alınan kredi ile satın alındığını, ödemelerin halen devam ettiğini bildirmiştir. Tapu kaydındaki açıklamaya, banka evraklarına göre davalının ev alırken banka kredisi kullandığı ve geri ödemesinin boşanma davasının açılmasından sonra da devam ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş; eklenecek değerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere davalı koca adına kayıtlı edinilmiş mal(TMK.m.219) olan evin toplam değerinden bu mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözönünde bulundurularak hüküm kurmaktan ibarettir. Buna göre, mal rejiminin sona erdiği boşanma tarihi itibarıyla dava konusu evin kalan kredi borç miktarının belirlenmesi, evin tasfiye tarihindeki değerinden bu borcun çıkarılması, kalan değer üzerinden istek doğrultusunda karar verilmesi gerekirken kredi borcunun dikkate alınmaması doğru olmamıştır. “

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi sona erdikten (boşanma davası açıldıktan) sonraki dönemde doğan borçlar ise hesaplamada dikkate alınmayacaktır.

e) Davalı eşin, edinilmiş malları ve edinilmiş mallarının borçları belirlendikten sonra, bu belirlemelere göre, davalı eşin artık değeri hesaplanacaktır.

TMK Madde 236/ f.1 – “Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.” Hükmü gereğince,
Her eşin Katılma alacağı; diğer eşin artık değerinin yarısıdır.
Artık değer ise, TMK Madde 231 gereği – “Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.
Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.”

“GEREKÇE MADDE 231 - Madde artık değerin nasıl hesaplanacağım düzenlemektedir. Birinci fıkrada artık değerin, eklemelerden ve denkleştirmeden sonra elde edilecek miktarlar da katılmak suretiyle her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallarla ilgili borçlar çıktıktan sonra kalan miktardan ibaret olduğu belirtilmiştir.
İkinci fıkra, yapılacak hesaplama sonucu edinilmiş mallarla ilgili bir arak değerin ortaya çıkmaması hâlinde yani değerdeki eksilme hâlinde bunun nazara alınmayacağını öngörmüştür.”

Yukarıda da belirtildiği gibi, buna göre, davacı eşin katılma alacağının belirlenmesi için, davalı eşin edinilmiş malları ve edinilmiş mallarının borçları dikkate alınarak, davalı eşin artık değer hesabının yapılması gerekmektedir.


Karşı Eşin Artık değeri hesabı = AKTİFLER TOPLAMI - PASİFLER TOPLAMI dır


1- Edinilmiş mal 1- Edinilmiş malın Değer Artış payı borcu
2- Eklenecek değerler 2- Kişisel maldan, Edinilmiş mala giden,
3- Edinilmiş malın Değer Artış payı alacağı malların karşılıkları(denkleştirme)
4- Edinilmiş maldan, kişisel mala 3- Borçlar
TMK 231 giden malların karşılıkları (denkleştirme)
ARTIK DEĞER = +________________________________ +______________________________
AKTİFLER TOPLAMI - PASİFLER TOPLAMI
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/529,Karar: 2010/3086,Karar Tarihi: 08.06.2010 “ Mahkemece eklenecek değerlerden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, davalı eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin yarısı üzerinden, tarafların kazanılmış hakları da gözönünde tutularak, hüküm kurulması gerekmektedir. Taşınmazın bir kısmı, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde davalıya geçmiş olduğundan, edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde satılan kısım esas alınarak artık değerin hesaplanması ve bunun toplamı üzerinden yarısının edinilmiş mallara katılma alacağı olarak hüküm altına alınması gerekir.”

TMK Madde 231 / f2 – “Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.”
Hükmü gereği, Artık değer hesabı sonucunda geriye bir değer kalmıyorsa veya borçlarının miktarı daha fazla ise,diğer eşin bir Katılma Alacağı söz konusu olmaz. Bu durumda bir artık değer değil, bir değer eksilmesi mevcuttur. Edinilmiş mallara katılma rejiminde sadece artık değere katılma geçerlidir. Değer eksilmesi nedeniyle borçlara katılma söz konusu değildir. 3Suat Sarı- Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, 2007 baskı, sf 228

f) Karşı eşin artık değer hesabına göre de, talep eden eşin Katılma Alacağı hesaplanacaktır.

TMK Madde 236/ f.1 – “Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.”

“GEREKÇE MADDE 236 - Maddenin birinci fıkrası, her eşin diğer eşe ait artık değerin yarısı oranında hak sahibi olduğunu hükme bağlamıştır. Mal rejiminin eşlerden birinin ölmesiyle sona ermesi hâlinde maddede bu istem hakkının ölen eşin mirasçılarına ait olduğu ifade edilmiştir.”
Maddenin ikinci fıkrası, tasfiye sonunda eşlerin birbirinden alacakları bulunması hâlinde, artık değere ilişkin alacak ile bu alacakların takas edilebileceğini öngörmüştür.”

TMK Madde 236/ f.1 Hükmü gereğince her eşin katılma alacağı, diğer eşin artık değerinin yarısı olmakla;

TMK md.236 / f.1 gereği Talep eden eşin Katılma Alacağı Hesabı

Katılma Alacağı : Karşı Eşin artık değeri x ½ dır.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/529,Karar: 2010/3086,Karar Tarihi: 08.06.2010 “ Mahkemece eklenecek değerlerden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, davalı eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin yarısı üzerinden, tarafların kazanılmış hakları da gözönünde tutularak, hüküm kurulması gerekmektedir. Taşınmazın bir kısmı, mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde davalıya geçmiş olduğundan, edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde satılan kısım esas alınarak artık değerin hesaplanması ve bunun toplamı üzerinden yarısının edinilmiş mallara katılma alacağı olarak hüküm altına alınması gerekir.”

Katılma alacağı kanun gereği diğer eşin artık değerinin ½ sidir. Ancak TMK md. 237 gereği, eşler katılma alacağının oranı hakkında farkı anlaşma yapılabilir.

TMK Madde 237 – “Artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esas kabul edilebilir.
Bu tür anlaşmalar, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.”
“GEREKÇE MADDE 237 - Maddenin birinci fıkrası, eşlere artık değerin paylaştırılması hususunda mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esasın kabul edilmesi olanağını tanımıştır. Bunun sonucu olarak eşler yarı yarıya paylaşım yerine başka oranlar kabul edebileceklerdir.
Edinilmiş malların önemli bir bölümünü eşlerden birisinin malvarlığındaki artışın oluşturması ve mal rejimi sözleşmesiyle bunun tamamının sağ kalan eşe kalmasının öngörülmesi hâlinde, ölen eşin mirasçılarının bundan zarar görecekleri tabiîdir. Bu nedenle maddenin ikinci fıkrası bu tür anlaşmaların, eşlerin müşterek olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarını ihlâl edemeyeceğini öngörmektedir. Bu hükümle eşlerin mal rejimi sözleşmesiyle, ortak olmayan çocukların saklı paylarını ihlâl edecek çözümler getirmeleri önlenmek istenmiştir.”

Ancak TMK md.238 gereği, eşler arasındaki artık değere katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmaların, Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde de uygulanabilmesi için, bu hususun mal rejimi sözleşmesinde açıkça öngörülmüş olması şartına bağlıdır.
TMK Madde 238 - Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, kanundaki artık değere katılmaya ilişkin düzenlemeden farklı anlaşmalar, ancak mal rejimi sözleşmesinde bunun açıkça öngörülmüş olması halinde geçerlidir.

“GEREKÇE MADDE 238 - Evlenmeyi sürdürmek asıl olduğundan eşler genelde boşanmayı düşünmezler. Mal rejimi sözleşmesinde öngörülen farklı paylaşım şekilleri, özünde bundan yararlanan eşe bir atıfet, mükâfat niteliğindedir. Dolayısıyla buna ilişkin sözleşme hükümlerinin boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle son bulması veya mahkeme kararıyla mal ayrılığına geçiş hâllerinde uygulanabilmesi için, bunun sözleşmede açıkça öngörülmüş olması gerekir. Bu nedenle maddede eşler arasındaki evliliğin iptali veya boşanma sebepleriyle veya edinilmiş mallara katılma rejimi yerine mahkeme kararıyla mal ayrılığına geçiş durumunda artık değere katılmanın farklı oranlarda olacağına ilişkin bir anlaşmanın geçerli olabilmesi, mal rejimi sözleşmesinde bu hususun açık bir şekilde belirtilmiş olması koşuluna bağlanmıştır. İsviçre Medenî Kanununun 217 nci maddesinde boşanma ve evliliğin iptali yanında ayrılık hah' de sayılmıştır. Fakat ayrılık ile evlilik sona ermediğinden bu konuda düzenleme yapılmamıştır.”

Ayrıca TMK md. 236/ f 2 gereği, - “Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.”
TMK md.236/ f.2 hükmü ancak, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde ve kusurlu eş hakkında uygulanabilecek olup, diğer hallerde uygulanamayacağı gibi, değer artış payı alacağı ve katkı payı alacaklarında da uygulanmayacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1096,Karar: 2010/3434,Karar Tarihi: 24.06.2010” TMK.nun 236/2. maddesi hükmü hakkaniyet gereği kusurlu eşin artık değere katılma oranının azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılmasına ilişkin olup, katılma alacağına ilişkin bu düzenlemenin somut olayda katkı payı alacağı davasında uygulanmamış olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.”

2-DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI TALEBİ VE BELİRLENMESİ:

Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye durumunda katılma alacağından farklı olarak, eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına yani DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞINA sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

TMK md.227 “Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.
Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.
Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.”

“GEREKÇE MADDE 227 - Madde İsviçre Medenî Kanununun 206 ncı maddesini karşılamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, tasfiye sırasında, bir eşin diğerinin mal edinmesine, malının iyileştirilmesine ve korunmasına ivazsız olarak katkıda bulunması hâlinde bu katkısının değerlendirilip ödenmesi hükme bağlanmıştır. Burada katkıda bulunan eşe tanınan hak bir alacak hakkı olup, bu hakkın tasfiye sırasında göz önünde tutulması kabul edilmiştir. Böylece tasfiye sırasındaki değer artışı göz önüne alınarak para değerindeki düşüşler dolayısıyla katkıda bulunan eşin kayba uğraması önlenmiştir.
İkinci fıkrada, eğer mal elden çıkarılmışsa, diğer eşe ödenecek olan alacağı hakkaniyete uygun olarak hâkimin belirleyeceği öngörülmüştür.
Üçüncü fıkrada eşlerin yazılı olmak kaydıyla yapacaktan bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri ya da alacaktan pay oranını tespit edebilecekleri hükme bağlanmıştır.”


TMK md.227 gereği, Katılma Rejiminin sona ermesi durumunda; Mal rejiminin devamı esnasında, diğer eşin edinilmiş veya kişisel malına; edinilmesine, korunmasına, iyileştirmesine katkıda bulunmuş olan eş, yaptığı katkı oranında, tasfiye sırasında bu malda meydana gelen değer artışı için, Değer Artış Payı Alacağı ( Katılma alacağından hariç olarak ) talep edebilecektir.
Değer artış payı alacağı, katılma alacağından farklı bir alacak olup, tasfiye ve Katılma Alacağı talebi, içeriğinde değer artış payını da bulundurmaz. Tasfiye ve Katılma Alacağı ile birlikte, diğer eşin malına yapılan katkı varsa, Değer Artış Payı Alacağının da ayrıca diğer eşten talebi gerekmektedir.

a) ) Değer Artış Payı Alacağı, eşler arasındaki Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi döneminden doğan bir alacaktır.

Değer Artış Payı Alacağı ile Katkı Payı Alacağı arasındaki en önemli farklılıklarından biri;
Katkı Payı Alacağı, eşler arasında Mal Ayrılığı Rejiminin geçerli bulunduğu dönemde, eşlerden birinin diğer eşin malına; edinilmesine, korunmasına, iyileştirmesine katkıda bulunmasının karşılığında doğmakta iken,
Değer Artış Payı Alacağı, eşler arasında Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin geçerli bulunduğu dönemde, eşlerden birinin diğer eşin edinilmiş veya kişisel malına; edinilmesine, korunmasına, iyileştirmesine katkıda bulunmasının karşılığında doğmaktadır.

b) Değer Artış Payı Alacağına konu edilen, karşı eşe ait malın, EDİNİLMİŞ MAL/ KİŞİSEL MAL olup olmaması önem taşımamaktadır.

Değer artış payı alacağının belirlenmesinde, evlilik birliği içerisinde katkının diğer eşin edinilmiş veya kişisel malına yapılmış olması mümkündür. Değer artış Payı Alacağı, bir eşin diğer eşe ait her türlü mala (kişisel/ edinilmiş) yaptığı katkıdan doğan alacaktır
Katılma alacağı ile değer artış payı alacaklarının en önemli farklılıklarından biri;
Katılma Alacağı, ancak karşı eşin edinilmiş malları sebebiyle söz konusu olabilecek iken;
Değer artış payı alacağı, karşı eşin hem edinilmiş malları hem de kişisel malları için söz konusu olabilir. Hangi mal grubuna yapılmış olursa olsun değer artış payı alacağı belirlenecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6662,Karar: 2010/21176,Karar Tarihi: 15.12.2010 “ Dava konusu taşınmaz evlenmeden önce edinildiğine göre, davalının kişisel malıdır. Davacı, bu taşınmazın evlenmelerinden sonrasına sarkan borcunun ödemelerine geliri ile katkıda bulunmuş ise bu katkısını veya evlendikten sonra bu taşınmazın iyileştirilmesine hiç ya da uygun karşılık almaksızın katkı sağlamış ise, sağladığı katkı sebebiyle değer artışı husule gelmesi halinde, katkısı oranında değer artış payı alacağı talep edebilir.”

c) Değer Artış Payı Alacağı söz konusu olabilmesi için, yapılan bir katkının olması ve ispat edilmesi gerekmektedir.

* Değer Artış Payı Alacağının belirlenmesi için,eşin, edinilmiş mallara katılma rejiminin devamı sırasında, diğer eşin edinilmiş veya kişisel malına, edinilmesine, korunmasına, iyileştirmesine olağan katkıları aşan maddi ve işgücü katkıları şeklinde bir katkısının olması ve ispat edilmesi gereklidir.

Katılma alacağı ile değer artış payı alacağı arasındaki en önemli fark;
Katılma Alacağı için, eşin, karşı eşin malına yaptığı maddi bir katkı olması ve ispatı gerekmemesine rağmen,
Değer artış payı alacağının belirlenmesi için, eşin, diğer eşin edinilmiş veya kişisel malına, bir katkısının olması ve ispat edilmesi gerekmektedir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/2870,Karar: 2009/5842,Karar Tarihi: 07.12.2009 “Her şeyden önce mal rejimiyle ilgili davalar, boşanma davasından tamamen ayrı ve bağımsız birer davadırlar. Yani boşanma davasının fer'i niteliğindeki bir dava değildirler. Bu bakımdan taraf tanıklarının kişisel maldan edinilmiş mala yapılan katkı nedeniyle doğan değer artış payı ve katılma alacağı için iddia ve savunma doğrultusunda ayrıca dinlenmeleri ve detaylı bilgilerine başvurulmaları gerekmektedir. Tarafların varsa iddia ve savunmasını kanıtlayacak tüm delillerini sunmaları için ayrıca kendilerine süre ve imkan tanınmalıdır. Tefrik edilen davada bu yönde herhangi bir süre ve imkanın tanınmadığı görülmektedir. Bu da savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmektedir (1982 Anayasası m.36). Kaldı ki, dinlenen tanık beyanları da, sonuca ulaşmak bakımından oldukça yetersiz kalmaktadır.
Davacı altınlarını bozdurularak kooperatif evinin borcunun ödendiğini iddia ettiğine göre bu iddiasını ve altın parasının verildiği tarihi kanıtlamakla yükümlüdür. Bu olgunun kanıtlanması halinde değer artış payı alacağının hesabı için öncelikle paranın verildiği tarih itibariyle ve aynı bilirkişiler aracılığıyla taşınmazın sürüm (rayiç) değerinin saptanması, davacının katkı yaptığı tarihteki sürüm değeri ile davacının katkıda bulunduğu miktarın (altın parası) toplamı gözetilerek davacı kadının yaptığı katkının sözü edilen toplam değer içindeki oranının bulunması ve bu oranın tasfiye tarihindeki sürüm değeri ile çarpılarak çıkacak miktarın değer artış payı olarak karar altına alınması gerekir.”

* Değer Artış Payı Alacağında, katkı (olağanüstü katkılar), talepte bulunan eş tarafından ispat edilmelidir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/7543,Karar: 2007/1471,Karar Tarihi: 08.02.2007 “ Davacı; evlilik sırasında alınan otomobil bedelinin yarı bedelinin kendisine verilmesini istemiştir. Davalı ise cevabında bir kısım mallarının, edinilmiş mala (otomobile) katıldığını ileri sürmüştür. Bu dava boşanma davasından tefrik edilmiştir. Mahkemece boşanma davasındaki tanıkların, tasfiye davası yönünden yeniden ayrıntılı biçimde dinlenilmesi ve davacının alacağının tesbiti gerekir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/2870,Karar: 2009/5842,Karar Tarihi: 07.12.2009 “ Davacı altınlarını bozdurularak kooperatif evinin borcunun ödendiğini iddia ettiğine göre bu iddiasını ve altın parasının verildiği tarihi kanıtlamakla yükümlüdür.”

Katkı miktarının geri iade edildiğinin ileri sürülmesi halinde, ispat yükü karşı tarafa geçmektedir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/6188,Karar: 2010/2483,Karar Tarihi: 11.05.2010 “ Davalı vekilinin cevap dilekçesinde; davacıya ilişkin altınların kooperatife üye olurken alındığını ancak sonradan iade ettiğini ileri sürmüştür. Dosya içerisine toplanan delillere göre alınan altınların iadesi kanıtlanamadığından davacının altınları ile kooperatife üye olurken katkıda bulunduğunun kabulü gerekir.

c) Değer Artış Payı Alacağının belirlenmesinde, katkı miktarının, katkı yapılan malın, KATKI TARİHİNDEKİ DEĞERİNİN VE TASFİYE ANI DEĞERLERİNİN BELİRLENMESİ GEREKMEKTEDİR.

4721 sy.TMK md.227/f.1 “Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

aa)Değer artış payı alacağının belirlenmesini sağlayacak katkı oranı, katkı yapılan malın katkı tarihindeki değeri ve yapılan katkı miktarına göre belirlenecek,

bb)Bulunan katkı oranına ve malın tasfiye anı değerine göre de, değer artış payı alacağı hesaplanacaktır.

TMK md.227 gereği Talep eden eşin Değer artış payı alacağının Hesabı

TMK 227 Edinmeye,iyileştirmeye
Değer Artış payı Alacağı = Malın tasfiye anındaki değeri X korumaya katkı miktarı
malın katkı tarihindeki değeri



8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/2870,Karar: 2009/5842,Karar Tarihi: 07.12.2009 “ Davacı altınlarını bozdurularak kooperatif evinin borcunun ödendiğini iddia ettiğine göre bu iddiasını ve altın parasının verildiği tarihi kanıtlamakla yükümlüdür. Bu olgunun kanıtlanması halinde değer artış payı alacağının hesabı için öncelikle paranın verildiği tarih itibariyle ve aynı bilirkişiler aracılığıyla taşınmazın sürüm (rayiç) değerinin saptanması, davacının katkı yaptığı tarihteki sürüm değeri ile davacının katkıda bulunduğu miktarın (altın parası) toplamı gözetilerek davacı kadının yaptığı katkının sözü edilen toplam değer içindeki oranının bulunması ve bu oranın tasfiye tarihindeki sürüm değeri ile çarpılarak çıkacak miktarın değer artış payı olarak karar altına alınması gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/7609,Karar: 2010/10154,Karar Tarihi: 25.05.2010 “Mahkemece 1.1.2002 tarihi ile mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açılma tarihi olan 21.9.2005 tarihleri arasında kooperatife davalı tarafından yapılan ödemeler dikkate alınarak, bu tarihte yapının gerçekleşme oranı belirlenerek, rejimin sona erdiği sıradaki kooperatif hissesinin niteliklerine göre tasfiye anındaki değerinin dikkate alınarak hesaplama yapılması gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/1097,Karar: 2007/17749,Karar Tarihi: 25.12.2007 “ Araç ve ziynetlerin katkı tarihindeki değerleri belirlenip davacının katkı oranının tespiti, daha sonra aracın tasfiye tarihindeki değeri esas alınarak değer artış payının belirlenmesi gerekir. Ayrıca tarafların varsa kişisel mallarının katılma alacağı hesabından düşülmesi, her eşin edinilmiş mallarından bu mallara ilişkin borçların çıkarılması suretiyle artık değerin belirlenmesi ve artık değerin yarısı üzerinde diğer eşin hak sahibi olduğu düşünülmelidir. Son olarak gerekirse konuda bilirkişi raporu alınarak kazanılmış haklarda gözetilerek karar vermek gerekir.

TMK md.227/ f.1 gereği, bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır, bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

Kanunun bu hükmü ile, para değerindeki düşüşler sebebiyle katkı yapan eşin zarara uğraması engellenmek istenmiş, katkı yapılan malda tasfiye esnasında değer kaybı olması durumunda, katkının başlangıçtaki değerinin esas alınacağı benimsenerek, katkı yapan eşin değer eksilmesinden sorumlu olmayacağı kabul edilmiştir. Eğer katkıda bulunulan malın değeri zamanla azalmışsa Kanun koyucu katkıda bulunan eşi bu değer azalışına karşı korumuş, ona başlangıçta yaptığı katkının nominal değerini değer artış payı olarak garanti etmiştir.4

TMK md.227/ f.2 gereği, Değer Artış payı alacağına konu malın elden çıkarılmış olması halinde, hakim diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/7011,Karar: 2007/111,Karar Tarihi: 22.01.2007 “ Davacı, davalı adına kayıtlı dava konusu mallara yaptığı katkının yanı sıra katılma alacağını da istemiştir. Mahkemece; davalı adına %75'i kayıtlı bulunan limited şirketin kurulma tarihi itibarıyla değerinin davalının <kişisel malı> olup <katılma alacağı> hesabından bunun çıkartılıp, 1.1.2002 tarihinden sonraki sürüm değerinin <edinilmiş mal> olarak dikkate alınması, otomobilin elden çıkartılmış bulunması nedeniyle Değer Artış Payı hesabında hakkaniyete uygun bir ödeneğin belirlenmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/15021,Karar: 2007/8447,Karar Tarihi: 21.05.2007 “ Taşınmazda değer kaybı olup olmadığının keşif yapılmak suretiyle tespiti, değer kaybının söz konusu olması halinde katkının başlangıçtaki değerinin esas alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3121,Karar: 2010/114,Karar Tarihi: 15.01.2010 “Kooperatife üye olunan 5.4.1997 tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar olan dönem için mal ayrılığı rejimi gereğince, kooperatifin (6 nolu dairenin) 1.1.2002 tarihindeki inşaat durumunun belirlenmesi, kooperatife üye olunan tarih itibarıyla tarafların gelirlerinin birbirlerine oranlanarak katkı oranının olabildiğince gerçeğe uygun olarak tespit edilmesi, bu tespit yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre davalı kadının kişisel harcamaları ile TMK. nun 190. maddesi gereğince aile masraflarına iştiraki nedeniyle gelirinden sarf edebileceği miktarın dışında kalan kısmın ise tasarruf edebileceği kısım olduğunun ve davacı kocanın TMK. nun 152. maddesinden kaynaklanan eşin ve çocukların iaşe yükümlülüğünün dikkate alınması, bu hususlarda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan ilmi esaslara uygun, maksada elverişli rapor alınması, davacının edinimde ne oranda katkı sağladığının dosyadaki delillere uygun şekilde ortaya çıkarılması, belirlenen bu oran ile dairenin 1.1.2002 tarihindeki inşaat durumunun dava tarihindeki sürüm değerinin çarpılarak edinimde katkı nedeniyle davacıya ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi, buna rağmen tazminatın hakiki miktarının tayini mümkün olmadığı takdirde Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca halin mutat cereyanına ve tarafların mali durumlarına göre davacıya ödenecek tazminat miktarının adalete tevfikan tayin edilmesi gerekir. Dairenin dava tarihinden önce üçüncü kişiye devredildiği dikkate alınarak hakim, davacı eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. (TMK.nun 227/3 m.) “

TMK md 232 gereği “Mal rejiminin tasfiyesinde bu malların sürüm değerleri esas alınır.”
TMK md.227/ f.3 gereği Eşler, yazılı bir anlaşmayla Değer Artış payı alacağından pay almaktan vazgeçebilir, pay oranını da değiştirebilirler.

3-KATILMA ALACAĞI VE DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞINDA UYGULANACAK ORTAK HÜKÜMLER:

a) Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin tasfiyesinde, mal rejiminden doğan
Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı hakkı ayni hak olmayıp nispi alacak hakkıdır.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi sona erdiğinde, eşlerin rejim süresince edindikleri malların mülkiyeti eşler üzerinde kalmaya devam edecek olup, sadece eşlerden her biri, diğer eşin edinilmiş malları sebebiyle Katılma Alacağını ve ayrıca diğer eşin edinilmiş veya kişisel mallarına katkısı var ise de Değer Artış Payı Alacağını talep edebilecektir.

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı alacağı hakkı ayni bir hak olmayıp, nispi bir alacak hakkıdır. Hak sabinin bu hakka dayanarak mülkiyet- tapu iptali ve tescil talebi söz konusu olamayacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/652,Karar: 2010/2147,Karar Tarihi: 27.04.2010 “4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 239/1. maddesi hükmüne göre, katılma alacağı ve değer artış payı alacağı ayın olarak istenemez. 07.10.1953 gün 8/7 sayılı YİBK’na göre de; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katkı ya da katılma alacağı nedeniyle taşınmazların iptali ile tescili istenemez. Bu açıklamalara göre, hükmün iptal ve tescil isteğinin reddine ilişkin bölümü usul ve kanuna uygun görüldüğünden Onanmasına,
Davacı vekili, az yukarıda da açıklandığı gibi terditli dava açarak öncelikle iptal ve tescile karar verilmesini istemiş, bu isteklerinin yerinde görülmemesi durumunda mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir. Bu istek şekline göre, ortada iki ayrı dava bulunmayıp terditli dava bulunmaktadır. İstek yanlış değerlendirilerek birbirinden bağımsız iki ayrı dava varmış gibi iptal ve tescil isteğinin esası hakkında red kararı verildikten sonra alacak davası yönünden davanın tefrikine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece, bir kısım davalılar yönünden açılan davadan feragat edildiği de göz önünde bulundurularak alacak isteğine ilişkin taraf delilleri tartışılıp değerlendirilerek uyuşmazlığın esası hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6579,Karar: 2011/3097,Karar Tarihi: 26.05.2011 “Edinilmiş mallara katılma rejimi süresince edinilen mallarda eşler ayni hak sahibi değildir. Başka bir anlatımla rejim süresince edinilen mallarda eşlerin alacak hakkı söz konusudur (TMK. m. 236/1). Bu yön gözden kaçırılarak niza konusu taşınmazın iptal ve tesciline karar verilmiş olması doğru olmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4983,Karar: 2011/2095,Karar Tarihi: 12.04.2011 “Eşlerden birine ait edinilmiş mallar üzerinde, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu değildir (TMK. m. 231/1, 236/1). Yani katılma rejiminde; eşlere tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir haktır. Sadece mal rejimi sona erdiğinde, eşlerin edinilmiş mallara ilişkin artık değerler üzerinde karşılıklı alacak hakkı vardır (TMK. m. 236). Açıklandığı gibi davacı M.'in evlilik birliğinde edinilen taşınmazla ilgili davalı F.'dan ayın isteme hakkı bulunmayıp, değer artış payı veya katılma alacağı istemesi mümkündür. Bu açıklamalar karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmasında tapu iptali ve tescil isteği bakımından bir isabetsizlik bulunmamaktadır.”

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı alacağına dayanılarak mülkiyet- tapu iptali ve tescil talebi söz konusu olamayacaktır. Ancak Yargıtay bir kararında, katkı payı ( değer artış payı) alacağına dayanarak, muvazaa sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil talebini kabul etmiştir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2292,Karar: 2011/381,Karar Tarihi: 26.01.2011 “ Dava; bankadan çekilen-kredi taksitlerinin ödenmesi suretiyle edinilen taşınmaza (daireye) yapılan katkıdan doğan katkı payı (değer artış payı) alacağı ile şahsi hak nedeniyle muvazaa hukuksal sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkindir. İşin esası bakımından yapılan incelemede; davacı, kredi taksitlerini ödediği ve bundan dolayı alacaklı bulunduğu belgelerle, bilirkişi raporları ve ek raporla kanıtlanmıştır. Diğer yandan, davalı F. daireyi annesine devretmekle, davacıdan mal kaçırdığı ve alacağının tahsilini oldukça zorlaştırdığı somut bir olgudur. Davacı da şahsi hakkına dayanarak belirtilen hukuki sebeple eldeki tapu iptali ve tescil davasını açmıştır. Borçlar Kanunu'nun 18. maddesinde muvazaa hukuksal sebebi için öngörülen objektif ve sübjektif unsurların somut olayda gerçekleştiği dosyaların kapsamlarıyla açıklığa kavuşmuştur. Bu bakımdan mahkemece, her iki dava için gösterdiği gerekçe yerinde ve yeterli bulunmuştur.”

b) Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı davaları nispi harca ve nispi vekalet ücretine tabidir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/4854,Karar: 2006/11325,Karar Tarihi: 18.07.2006 “ Davacının katılma alacağına ilişkin isteği boşanmanın eki niteliğinde değildir. Bu istekle ilgili davanın evlilik birliğinin sona ermesi halinde dinlenmesi mümkündür. Başvurma harcı alınmıştır. Nispi harç tamamlanarak davanın tefrikine karar verilmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/17661,Karar: 2007/6092,Karar Tarihi: 11.04.2007 “ Davalı cevap dilekçesinde katılma alacağını istemiş, sonradan buna ilişkin nispi harcı yatırmıştır. Başvuru harcı ise yatırılmamıştır. Katılma alacağı, boşanmanın fer'i niteliğinde değildir. Sonradan yatırılan nispi harç bu talebi karşılık dava haline getirmez. Dolayısıyla usulüne uygun bir dava veya karşılık dava olmadan kesin hüküm oluşturacak şekilde katılma alacağına ilişkin ret kararı verilmesi doğru görülmemiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/4350,Karar: 2005/5573,Karar Tarihi: 07.04.2005 “ Davalının aile konutu şerhi konulan evin değerinin yarısının kendisine verilmesine ilişkin talebi boşanmanın eki niteliğinde olmadığından ayrıca harca tabidir. Mal rejiminin tasfiyesi konusunda harcı verilerek usulüne uygun olarak açılmış karşılık dava veya bağımsız bir dava bulunmadığı halde kesin hüküm oluşturacak şekilde davalının müşterek konutla ilgili talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2003/504,Karar: 2003/3356,Karar Tarihi: 11.03.2003 “Kadın evlilik sırasında yaptığı giderler ile otomobil alınması sırasında yaptığı katkının karşılığı olarak maddi tazminat isteğinde bulunmuştur. Bu istek boşanmanın eki olarak kabul edilemez. Nispi harç alınmadan işin esasının incelenmesi de yerinde değildir.”

c) Mal Rejiminden doğan alacak davalarında, alacak taleplerinin tek bir davada birlikte istenmesi mümkün ise de, taleplerin (katılma alacağı, değer artış payı alacağı veya katkı payı alacağı) olarak ayrı ayrı belirtilmesi gerekmektedir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/19251,Karar: 2010/1757,Karar Tarihi: 04.02.2010 “Dava konusu araçlara gelince; davacının katılma alacağına (TMK. md. 231-236) ilişkin davası bulunmamaktadır. İstek TMK. 227. maddesine dayalı değer artış payına ilişkindir. Davacı bu konuda katkısını kanıtlayamadığı gibi, talebi olmadığı halde katılma alacağına ilişkin hükümler uygulanarak hüküm kurulması da doğru görülmemiştir. (HUMK. md. 74)”
Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2008/2-432,Karar: 2008/444,Karar Tarihi: 18.06.2008 “Somut olayda; taşınmaz ve araç, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiştir. Bu mallar, yeni rejime (edinilmiş mallara katılma) kocanın <kişisel malı> olarak girmiştir. (TMK. m. 220/2) Edinilmiş mal değildir. Çalışmayan, herhangi bir geliri ve kazancı bulunmayan davacı kadının bu malların edinilmesine herhangi bir katkısı kanıtlanamamıştır. Bu nedenle, davacı; katkı payı karşılığı veya değer artış payı nedeniyle davalıdan alacak talebinde bulunamaz. Taraflar arasındaki 1.1.2002 tarihinden itibaren başlamış olan edinilmiş mallara katılma rejimi, boşanma davasının açıldığı 18.4.2003 tarihinde sona ermiştir. (TMK. 225/2) Kocanın kişisel mallarının, yeni rejim döneminde geliri varsa (kişisel malların geliri edinilmiş maldır) kadın ancak, bu edinilmiş mal üzerindeki varsa <katılma alacağını> (TMK. m. 236 ve 239) isteyebilecektir. Davacının edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye edilerek katılma alacağının tahsiline ilişkin bir davası ise bulunmamaktadır.”

Yargıtay içtihatları gereği, mahkemece gerekirse, davacıya taleplerinin açıklattırılması gerekmektedir.
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/12160,Karar: 2004/15054,Karar Tarihi: 14.12.2004 “Katkı bedelinin ne kadarının gayrimenkullere katkı, ne kadarı araca katkı olduğu açıklattırılmamış bu konuda da hüküm tesisi yönüne gidilmiştir. Oysa mahkemece yapılacak iş belirtilen konuları açıklattırmak, evlilik birliği içerisinde edinilen gayrimenkuller yönünden delillerin değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden evlilik birliğinden önce edinilen taşınmazları da kapsayacak şekilde katkı bedeline hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/14361,Karar: 2004/134,Karar Tarihi: 05.05.2004 “ Davacıya terditli istemleri karşısında değer artış payını mı istediğinin, yoksa temyiz dilekçesinde açıkladığı gibi gerek dükkanın gerekse aracın tüm bedellerinin tarafından mı ödendiğinin açıklattırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.”

Yargıtay İçtihatları gereği, fazlaya dair hakların saklı tutulması şartı ile, daha önce açılan davada dava konusu edilmeyen mallar ve alacaklar, yeni bir dava konusu edilebilecektir. Her iki davanın tarafları ve sebebi aynı ise de, konusu (müddeabih) aynı olmamakla derdestlik itirazının reddi gerekecektir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6580,Karar: 2011/3100,Karar Tarihi: 26.05.2011 “Davacı vekili, evlilik birliği içinde vekil edeninin çalışması karşılığı geliriyle katkıda bulunularak edinilen ve davalı adına tescil edilen 392 ve 1277 parsellerin bilahare davalı tarafından satıldığını, ayrıca davalıya miras yolu ile intikal eden 2042 parsel sayılı taşınmaz üzerine inşa edilen binaya da katkıda bulunulduğunu, evlilik içinde edinilen hak ve alacakların, mevduat, menkul ve gayrimenkullerin davalı uhdesinde olduğunu açıklayarak gerek katkı payı ve gerekse katılma alacaklarının belirlenerek.. istemiştir.
Davalı vekili, aynı hususta açılan davanın derdest bulunduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, nizalı taşınmazların vekil edeninin çalışması karşılığı geliriyle edinildiğini, davacının katkısı bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, derdestlik itirazının kabulü ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 23.11.1967 tarihinde evlenmiştir. Davacı taraf dava dilekçesinde, Keşan Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/250 Esas sayılı dosyasıyla yapılan yargılama üzerine boşanmaya hükmedildiğini, hükmün henüz kesinleşmediğini bildirmiştir. Davacı taraf temyiz incelemesine konu davanın açıldığı tarihten önce 12.04.2010 tarihinde, evlilik birliği içinde edinilerek davalı adına kaydedilen 195, 255, 256, 763 parsel sayılı taşınmazlar ile 22 ... 516, 22 ... 390 ve 22 ... 582 plakalı araçlar için katkı payı ve katılma alacağı istekli dava açmış, Keşan Birinci Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi'nin 2010/133 Esas numarasına kaydedilen söz konusu önceki dava dilekçesinde parsel numaraları tespit edilemeyen taşınmazlar ve her türlü alacağa ilişkin fazla hakların saklı tutulduğu belirtilmiştir.
Davalı taraf temyiz incelemesine konu davanın, daha önce açılan Keşan Birinci Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi'nin 2010/133 Esas sayılı dava ile derdest bulunduğunu bildirerek sürede derdestlik ilk itirazında bulunmuştur. Derdestlik itirazının söz konusu olabilmesi için aynı davanın iki defa ayrı ayrı açılmış olması gerekir. Somut olayda incelemeye konu davada daha önce açılan yukarıda esas numarası yazılı davada ileri sürülmeyen istekler talep konusu edilmiştir. Derdest olduğu kabul edilen dava ile temyize konu davanın konusu aynı değildir. Her iki davanın tarafları ve sebebi aynı ise de, konusu (müddeabih) aynı olmadığından derdestlik itirazının kabulü ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsiz bulunmaktadır. Mahkemece yapılacak iş; öncelikle taraflar arasında görülen boşanma davasına ilişkin dosyanın getirtilerek boşanmaya hükmedilmiş olması durumunda hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenmesi, sonra davanın irtibat nedeniyle halen derdest bulunduğu takdirde Keşan Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/133 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesinin düşünülmesi, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak değerlendirilmesi ve davanın esası bakımından bir karar verilmesidir. Davanın yazılı gerekçeyle reddi doğru değildir.”

Yargıtay İçtihatları gereği, olayları anlatmak taraflara hukuki niteleme hakime aittir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/4638,Karar: 2006/11090,Karar Tarihi: 17.07.2006 “Olayları anlatmak taraflara hukuki niteleme hakime aittir.(HUMK. m.76) Dava yerel mahkeme tarafından <katılma payı alacağı> şeklinde nitelendirilmiştir. Davacı kadının Türk Medeni Kanunun m.227 ve 231 maddesine dayalı bir davası bulunmadığı, açılan davada muvazaa nedeni ile tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedeli istenilmiş olmakla delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/1293,Karar: 2011/1521,Karar Tarihi: 11.03.2011 “HUMK.'nın 76. maddesi hükmüne göre, davanın esası olan maddi olayların ileri sürülmesi taraflara, bunların nitelendirilmesi ve uygulanacak kanun maddesini belirlemek hakime aittir. Hakim tarafların yargılama oturumlarında ve dilekçesinde kullandıkları sözcükler ve nitelendirme ile bağlı değildir. Mahkemece, dilekçenin içeriğine göre davacının isteğini ve amacını belirleyip uyuşmazlığın ona göre çözüme kavuşturulması gerekir. Bu açıklamalara göre, davacı mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak ile miras hakkından kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine davalının yaptığı itirazın iptaline ve icra takibinin devamına karar verilmesini istemiştir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6957,Karar: 2010/2712,Karar Tarihi: 24.05.2010 “Davacı, davalı adına kayıtlı malvarlığı üzerinde tazminat talebinde bulunmuş ise de yapılan yargılama ve bilirkişi raporu doğrultusunda davalı adına Ziraat 31.1.2001 tarihinde transfer edilen 170.000 ABD doları dışında tasfiyeye konu edilecek bir malvarlığı tespit edilememiştir. Dava dilekçesi, talebin boşanma dosyasından tefriki sırasındaki mahkemenin nitelemesi, dosya kapsamı ve HUMK'un 76. madde karşısında davacının, 1.1.2002 tarihine kadar katkı payı bu tarihten boşanma davasının açıldığı 8.9.2004 tarihine kadar katılma alacağı isteğinde bulunduğunun kabulü gerekir.”

d) Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı hakkı, boşanmanın eki niteliğinde değildir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı hakkı, boşanmanın fer’i niteliğinde bir alacak değildir.
Harcı verilerek açılmış bir dava olması gerekmektedir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/4350,Karar: 2005/5573,Karar Tarihi: 07.04.2005 “ Davalının aile konutu şerhi konulan evin değerinin yarısının kendisine verilmesine ilişkin talebi boşanmanın eki niteliğinde olmadığından ayrıca harca tabidir. Mal rejiminin tasfiyesi konusunda harcı verilerek usulüne uygun olarak açılmış karşılık dava veya bağımsız bir dava bulunmadığı halde kesin hüküm oluşturacak şekilde davalının müşterek konutla ilgili talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2003/1418,Karar: 2003/2304,Karar Tarihi: 24.02.2003” Taşınmaza katkı sebebine dayalı tazminat davası boşanma davası içerisinde istenmesine rağmen , boşanmanın fer'i olmamakla birlikte harca tabidir. Harcı ödenerek açılmış bir dava da bulunmadığından kesin hüküm teşkil edecek talebin reddi yasaya uygun değildir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/10484,Karar: 2004/11367,Karar Tarihi: 07.10.2004 “ Eşlerden kadın cevap dilekçesinde ziynetleri ile taşınmazlara yaptığı katkı payını istemiştir. Bu istek bağımsız yahut karşılık dava şeklinde hakim huzuruna getirilmemiştir. Mahkemenin de gerekçeli kararının son paragrafında açıklandığı gibi bu istekler hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde, hüküm oluşturulması gerekirken kesin hüküm teşkil edecek şekilde ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. İşin temyiz aşamasında bu yönün gözden kaçtığı görülmekle, davalının bu kısma ilişkin karar düzeltme isteğinin kabulüne karar verilmesi hukuka uygundur.”

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı hakkı, boşanmanın fer’i niteliğinde olmamakla, TMK md.166/ f 3 hükmünde ifade edilen “boşanmanın mali sonuçları” arasında katılma alacağı ve değer artış payı alacağı yer almamakta olup, anlaşmalı boşanma için eşlerin bu alacaklar konusunda da anlaşmış olması şartı yoktur.
Ancak, zorunluluk olmamasına rağmen, eşler anlaşmalı boşanma davasında bu hususta da anlaşma yapabilirler.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4983,Karar: 2011/2095,Karar Tarihi: 12.04.2011 “.. Mal rejiminin tasfiyesi sonunda davacının davalıdan değer artış payı ve katılma alacağı istemesi mümkündür. Ancak taraflar arasında görülen ve 07.04.2008 tarihinde kesinleşen Kahramanmaraş Aile Mahkemesi'nin 2007/1314 Esas 2008/252 Karar sayılı dava dosyasında 04.03.2008 tarihli yargılama oturumunda davacı M. ve davalı F.'nın karşılıklı olarak birbirlerinden boşanma nedeni ile nafaka, maddi ve manevi tazminat, yargılama gideri ve vekalet ücreti istemediklerini ayrıca herhangi bir eşya ve başkaca alacakla ilgili haklarından feragat ettiklerini ifade ettikleri ve bu hususun mahkeme kararı gerekçesi ile hüküm kısmında yer aldığı görülmektedir.
Kural olarak tarafların boşanma davasındaki nafaka, maddi ve manevi tazminat (TMK.'nın m. 174, 175, 182) bakımından anlaşmaları boşanmanın eki niteliğindeki taleplerle ilgili olup, boşanma davasının eki niteliğinde olma-yan-mal rejiminden kaynaklanan alacak davasını kapsamaz. Ancak eldeki davada çözülmesi gereken sorun, boşanma davası sırasında davacı M.’in <Karşı taraftan herhangi bir eşya ve başkaca alacağa ilişkin haklarımdan feragat ediyorum> şeklinde beyanının açılan mal rejiminin tasfiyesi davası bakımından M.'i bağlayıp bağlamayacağı, mal rejimi tasfiyesi ile ilgili açılan davada değer ifade edip etmeyeceğidir.
TMK.'nın 166/3. maddesindeki boşanmanın mali sonuçları üzerinde anlaşma şartı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinde düzenlenen boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat, 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk ve 182. maddesinde düzenlenen iştirak nafakası talep haklarına ilişkindir. Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse tarafların aralarındaki akdi ilişkiyi tasfiye ettikleri kabul edilemez. Görüldüğü üzere, mal rejiminin tasfiyesi anlaşmalı boşanma kapsamında değildir. Başka bir anlatımla boşanmanın mali sonuçları hususunda taraflarca kabul edilecek düzenleme, mal rejiminin tasfiyesine yönelik istemleri içermez. Ne var ki, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin isteklerin boşanma davasına ait anlaşma protokolü kapsamına alınmasını engelleyen bir hüküm de bulunmamaktadır. Diğer yandan bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup, kesin delil teşkil eder (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı baskı, İstanbul 2001, C:2, S:2045 ve HUMK.'nın 236/1. m.). Açıklanan maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde; davacı M.'in boşanma davasında 04.03.2008 tarihli duruşmadaki beyanı HUMK.'nın 236/1. maddesinde öngörülen mahkeme içi ikrar niteliğinde olup; görülmekte olan davada davacı aleyhine kesin delil teşkil ettiği ve 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında öngörülen yazılı belge mahiyetinde bulunduğu, her türlü kuşku ve duraksamadan uzaktır.
Davacı M. boşanma davası sırasında 04.03.2008 tarihli duruşmada aralarındaki anlaşmaya göre boşanmaya karar verilmesini istediğine ve davalı kadının da bu anlaşmadaki düzenlemeye güvenerek boşanmayı kabul ettiğine göre; bundan sonra davacının bu beyanını yok sayarak görülmekte olan bu davayı açıp, talepte bulunması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen <Dürüst Davranma> kuralına da aykırılık teşkil etmekte; eş söyleyişle hakkın kötüye kullanılması anlamına gelmektedir. Yukarıda yapılan açıklamaların sonucu olarak; mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın fer'ilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler. Somut olayda, davacının boşanma dosyasındaki 04.03.2008 tarihli duruşmadaki beyanı, boşanma kararının gerekçe ve hüküm kısmında bu beyandan bahsedilmiş oluşu dikkate alındığında, boşanma dava dosyasındaki bu beyan mahkeme içi ikrar niteliğinde olup; böylece, görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı ve ayrıca davacının bu ikrarına rağmen eldeki davayı açarak tamamen aksini ileri sürmekle dürüstlük kuralına aykırı davrandığının ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğinin kabulü gerekir. Ayrıca davacı M.'in beyanında geçen <eşya> kavramının taşınmaz ve taşınır mallar ile boşanmanın fer'i niteliğinde olmayan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan <değer artış payı ve katılma alacağı> taleplerini de kapsadığında duraksamamak gerekir.
Diğer yandan davacının doğmamış haktan feragat edemeyeceği ileri sürülebilirse de; boşanma nedeniyle eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının dava tarihi itibarıyla sona ermekte olup (TMK.'nın 225/2. m.), mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı boşanma dava tarihi itibarıyla doğar ancak bu hakkın dava yolu ile kullanılabilmesi, tasfiyeye karar verilebilmesi için boşanma davasının olumlu sonuçlanarak kesinleşmesi gerekir. Bu durumda davacı M.'in beyanının boşanma davasının yargılaması devam ederken yapıldığı anlaşıldığına göre doğmamış haktan söz etmek de mümkün değildir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/20840,Karar: 2007/16523,Karar Tarihi: 27.11.2007 “ Dava edinilmiş mallarla katkı payı bedelinin tahsiline ilişkindir. Davacı ve davalının boşanma davasının celsesinde <birbirimizden nafaka, tazminat veya başka bir ad altında herhangi bir ekonomik talebimiz bulunmamaktadır> şeklinde beyanda bulunarak beyanlarını imzası ile onayladıkları görülmüş olup, davacı boşanma davasında her hangi bir ekonomik talebinin olmadığını beyan etmekle bu beyanı davacıyı bağlayacaktır. Bu nedenle davaya konu talepler dinlenemeyeceğinden davanın reddine dair hüküm kurulmuş olması isabetlidir.”

Ayrıca, eşler arasındaki anlaşmalı boşanma davasında boşanmanın eki niteliğindeki haklar ve alacaklar ( nafaka ,tazminat) konusunda yapılan anlaşmalar, mal rejimiyle ve onun sonuçlarıyla bağlantılı ve ilgili değildir. Mal rejiminin tasfiyesi ve mal rejiminden doğan alacaklar konusunda da ayrıca ve açıkça bir anlaşma yapılmış olması gerekmektedir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/953,Karar: 2010/2148,Karar Tarihi: 27.04.2010 “Dava, 31.12.2003 tarihinde satın alınan taşınmaz nedeniyle TMK'nın 231. maddesi gereğince istenen katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Öte yandan, davalı vekili her ne kadar tarafların anlaşmalı boşandıklarını ve davacının tutanağa geçen beyanıyla mal rejimine ilişkin herhangi bir isteği bulunmadığını bildirmiş ise de, Bursa 3. Aile Mahkemesinin boşanmaya ilişkin 29.12.2009 günlü yargılama tutanağı üzerinde yapılan incelemede; davalı T.K., (görülmekte olan davada davacı) <Açılan boşanma davasını kabul ettiğini, nafaka ve tazminat talebi bulunmadığını...> bildirmiştir. Davacı T.K.'nin boşanma dosyasına geçen ve açıklanan bu beyanının mal rejimiyle ve onun sonuçlarıyla bir bağlantısının ve ilgisinin bulunmadığı açıktır. Sadece boşanmanın fer'i niteliğinde bulunan nafaka ve tazminat haklarıyla ilgilidir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz isteği de yerinde bulunmamıştır.
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/19336,Karar: 2010/1724,Karar Tarihi: 04.02.2010 “ Tarafların anlaşması boşanma, nafaka ve boşanmanın ferisi niteliğindeki tazminatlara ait olup, eşya ve mal rejiminden kaynaklanan haklarla ilgili anlaşma bulunmamaktadır. Boşanma davasına konu kararda da bu yönde bir hüküm yoktur. Boşanma davasında tarafların anlaşması ve mahkeme kararına konu edilmemiş eşya ve mal rejiminden kaynaklanan talepler açısından yargılamaya devam edilerek sunulan deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/560,Karar: 2007/17877,Karar Tarihi: 27.12.2007 “ Taraflarca kabul edilen düzenleme ve anlaşmalı boşanmaya ait irade ve beyanları, boşanma ve boşanmanın ferilerine ait olup, aralarındaki mal rejiminin tasfiyesini ve değer artış payından kaynaklanan alacak haklarını kapsamamaktadır. Davacının isteği değer artış payından kaynaklanan alacağa ilişkindir. O halde, tarafların delilleri toplanarak ulaşılacak sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekir.”


e) Mal rejiminin tasfiyesi ve Mal Rejiminden doğan alacak davalarının görülebilmesi için, mal rejiminin sona ermiş olması, açılmış bir Boşanma, İptal veya Mal Ayrılığına Geçişe ilişkin açılan dava var ise de sonucunun beklenmesi ve kararın kesinleşmiş olması gerekmektedir.

*Mal rejiminden doğan alacak davasının görülebilmesi için, mal rejiminin sona ermesi koşulu mevcuttur.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/3156,Karar: 2006/9328,Karar Tarihi: 12.06.2006 “ Edinilmiş mallara katılma rejimi dışında bir mal rejiminin seçildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Şu hale göre taraflar arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olup, evlilik birliği sona ermedikçe tasfiye gündeme gelemeyeceğinden davanın reddi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/10089,Karar: 2006/18428,Karar Tarihi: 26.12.2006 “ Davacı koca tarafından açılmış bulunan boşanma davası reddedilmiş, karar kesinleşmiştir. Eşler arasında yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Davacı kocanın talebi, edinilmiş mallar yönünden de tasfiyeyi amaçlamaktadır. Açılmış olan boşanma davası reddedildiğine göre yasal mal rejimi devam etmektedir. Evlilik içinde ortak alınan eşyalar hakkındaki davada dava şartı oluşmadığında <hüküm verilmesine yer olmadığına> karar verilmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/2294,Karar: 2006/8493,Karar Tarihi: 30.05.2006 “ Tarafların evliliklerinin halen devam ettiğinin anlaşılmasına, aralarında edinilmiş mallara katılma rejimini sürdürmelerine mevcut mal rejiminin sona ermemesi karşısında değer artış payının istenemeyeceğine göre sonucu itibarıyla doğru olan hükmün onanmasına karar verildi.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/5586,Karar: 2006/13540,Karar Tarihi: 09.10.2006” Taraflar arasındaki mal rejimi devam etmektedir. Tasfiye şartları oluşmamıştır. Davanın reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/13347,Karar: 2005/14563,Karar Tarihi: 03.10.2005 “ Dava eşler arasındaki değer artış payı istemine ilişkindir. Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olup, değer artış payına ilişkin istemin incelenebilmesi için eşler arasında mal rejiminin sona ermesi gerekmektedir. Davanın bu nedenle dava koşulları oluşmadığından karar verilmesine yer olmadığına şeklinde sonuçlandırılması gerekir.”
13.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/7113,Karar: 2004/16067,Karar Tarihi: 08.11.2004 “ÖZET: Eşlerden birini tasfiye isteyebilmesi için evlilik birliğinin ölüm, boşanma veya iptal sebebiyle sona ermiş olması veya tarafların bir sözleşme İle yeni bir mal rejimini seçmiş olmaları gerekmektedir. Oysa, somut olayda evlilik birliği devam ettiği gibi, taraflar sözleşme ile yeni bir mal rejimine de geçmiş değillerdir. Böyle olunca uyuşmazlık M.K. nun istihkak ve B.K. hükümlerine göre çözümleneceğine göre, mahkemece işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek gerekir.”

* Ancak, boşanma ile birlikte açılan tasfiye ve mal rejiminden doğan alacak davaları var ise, tefrik edilerek (yine boşanma veya mal ayrılığı davası sırasında açılan alacak davası var ise de); boşanma veya mal ayrılığına ilişkin davanın neticesinin beklenmesi

- Boşanma davasının olumsuz sonuçlanması durumunda davanın görülebilirlik koşulu gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmesi ve bu durumda karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak bir karar verilmesi,
- Boşanma davasının olumlu sonuçlanması halinde ise hükmün kesinleşmesinin beklenilmesi ve tarafların delilleri toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi,
gerekmektedir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/281,Karar: 2010/1764,Karar Tarihi: 13.04.2010 “Mahkemece; taraflar arasında görülen boşanmaya ait davanın ret edilerek kesinleşmesi sebebiyle artık değer ve artık değere katılma talep edilemeyeceği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmesi üzerine… Somut olayda, dava mal rejiminin sona ermemiş oluşu, sair bir ifade ile dava ön şartının bulunmaması nedeniyle reddedildiğine göre davalı yararına davanın görüldüğü mahkemeye göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ilgili kısmında yer alan avukatlık ücretine hükmolunması gerekirken, fazla vekalet ücreti tayin edilmesi doğru olmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/1075,Karar: 2009/2003,Karar Tarihi: 27.04.2009 “Davacı 1998 yılında alınan taşınmaza yaptığı katkı bedelini istemiştir. Tarafların 1966 yılında evlendikleri halen evliliklerini sürdürdükleri ve aralarında boşanma davasının da bulunmadığı toplanan deliller ve dosya kapsamıyla anlaşıldığına, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi sona ermediğine göre; (TMK. 206-225 md) TMK.nun 227. maddesinde ifadesini bulan değer artış payı istenemeyeceğinden mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olmasında aşağıda belirtilen husus dışında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından hükmün esasının ONANMASINA,
Davacının davası mal rejiminin sona ermemiş oluşu diğer bir ifade ile dava ön şartının bulunmaması sebebiyle reddedildiğine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesi gereğince davalı yararına <davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunması> gerekir. Ayrıca davanın reddi halinde 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (1) sayılı Tarifesinin A) Mahkeme Harçları, bölümünün III. bendinin 2. maddesine göre maktu harca hükmedilmesi gerekirken maktu miktarı geçecek şekilde nispi avukatlık ücreti ile nispi karar ve ilam harcının davacıya yükletilmiş olması doğru olmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1425,Karar: 2010/3458,Karar Tarihi: 24.06.2010 “ Somut olayda mahkemece yapılacak iş; taraflar arasındaki derdest boşanma davasına ait dava sonucunun beklenmesi, dava dosyasının bekletici mesele yapılması, boşanma davasının olumsuz sonuçlanması durumunda davanın görülebilirlik koşulu gerçekleşmediğinden şimdiki gibi davanın reddine karar verilmesi, boşanma davasının olumlu sonuçlanması halinde ise hükmün kesinleşmesinin beklenilmesi ve tarafların delilleri toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi, davanın görülebilirlik koşulunun gerçekleşmemesi sebebiyle davanın reddine karar verilmesi durumunda da karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak bir karar verilmelidir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/5612,Karar: 2010/9036,Karar Tarihi: 05.05.2010 “ Kadın evlilik birliği içerisinde edinilmiş malların tasfiyesine yönelik olarak katılma alacağı isteminde bulunmuştur. Katılma alacağının istenebilmesi için mal rejiminin sona ermesi zorunludur. Mahkemece verilen boşanma kararı kesinleşmediğinden henüz mal rejimi sona ermemiştir. Davalı-davacı kadın katılma alacağı talebinin boşanma davasından tefrik edilip, boşanma davasının sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek hüküm kurulması gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/13383,Karar: 2006/14624,Karar Tarihi: 31.10.2006 “ Mahkemece katılma alacağı davasını tefrik edilmeli, tefrik edilen katılma alacağı davasında boşanma davasının sonuçlanması beklenmeli, boşanma kararı verildiği takdirde eşler arasındaki edinilmiş mallara katılma rejimi boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren sona ereceğinden katılma alacağı istemi konusunda inceleme yaparak sonucu uyarınca bir karar vermek gerekir.”

Açılmış olan boşanma, iptal davası veya mal ayrılığına geçilmesi davasının red edilmesi halinde, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi eşler arasında geçerli olmaya devam edecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/10089,Karar: 2006/18428,Karar Tarihi: 26.12.2006 “ Davacı koca tarafından açılmış bulunan boşanma davası reddedilmiş, karar kesinleşmiştir. Eşler arasında yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Davacı kocanın talebi, edinilmiş mallar yönünden de tasfiyeyi amaçlamaktadır. Açılmış olan boşanma davası reddedildiğine göre yasal mal rejimi devam etmektedir. Evlilik içinde ortak alınan eşyalar hakkındaki davada dava şartı oluşmadığında <hüküm verilmesine yer olmadığına> karar verilmesi gerekir.”

Ayrıca belirtmek gerekir ki, eşler arasında mal ayrılığına geçiş davası (TMK m. 206) sonucu mal ayrılığına geçilmişse ya da eşler sözleşme ile başka bir mal rejimine geçmişlerse (TMK m. 203), eşler arasındaki evlilik devam etmekle birlikte, katılma rejimi sona ermiş olacağı için, katılma alacağı ve değer artış payı alacağı evlilik sırasında da doğacak ve talep edilebilecektir.
TMK Madde 212 – “Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.”
Ancak evlilik süresince eşler arasında zamanaşımı işlemediğinden, evlilik devam ettiği sürece katılma alacağı ve değer artış payı alacağı için zaman aşımı işlemeyecektir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/802,Karar: 2010/3138,Karar Tarihi: 10.06.2010 “Diğer yandan nikah (evlilik) devam ettiği sürece eşler arasında zamanaşımı işlemediğinden zamanaşımının başlangıcı; boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmelidir. Bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar on yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir. Öyle ise mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde tüm taraf delillerinin toplanması ve uyuşmazlığın esası bakımından karar verilmesi gerekir.”

f) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağına dair kararların kesinleşmeden icraya konulabileceği;

12.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4446,Karar: 2010/16975,Karar Tarihi: 29.06.2010 “ Somut olayda takibin dayanağı olan ilam katkı payı alacağına ilişkin olup, bu nevi ilamlar konu olarak 4721 sayılı kanunun aile hukuku kitabında yer alsa da, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının fer’i niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de katkı payı alacağına ilişkin ilamlar ile bu ilamların feri niteliğindeki ilam vekalet ücretinin diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür. O halde mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekir.”
12.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4445,Karar: 2010/17050,Karar Tarihi: 29.06.2010 “ Somut olayda takibin dayanağı olan ilam katkı payı alacağına ilişkin olup, bu nevi ilamlar konu olarak 4721 sayılı kanunun <Aile Hukuku> kitabında yer alsa da, taraftarın şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının fer'i niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de katkı payı alacağına ilişkin ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür.”
12.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/23781,Karar: 2009/21947,Karar Tarihi: 28.10.2009 “HUMK'nun 443/4. maddesi gereğince <...... aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz>. Anılan maddede belirtilen hükümler, Medeni Kanunun <Kişiler Hukuku> ve <Aile Hukuku> kitaplarında yer alan konulara ilişkin tüm hükümler olmayıp, kişinin doğrudan şahsı ya da ailevi yapısı ile ilgili hukuki durumunda değişiklik yaratan ilamlar ile bu ilamların fer'i (eki) niteliğindeki hükümlerdir. (Örneğin ad, soyad, yaş tashihi, velayetin nez'i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun fer'i niteliğindeki hükümler gibi...)
Somut olayda takibin dayanağı olan ilam, Medeni Kanun’un 227 ve devamı maddelerine dayalı katkı payı alacağına ilişkin olup, bu nevi ilamlar konu olarak anılan kanunun <Aile Hukuku> kitabında yer alsa da, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının fer'i niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de katkı payı alacağına ilişkin ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür.”

g) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davasının, eşlerden her biri veya mirasçıları ile diğer eş veya onun mirasçıları arasında da görülebileceği,

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davası, eşler arasında görülebileceği gibi, mal rejiminin ölüm ile sona ermesi halinde veya hak sahibi eşin vefatı halinde eş ve mirasçılar arasında da görülebilecektir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/6982,Karar: 2012/130,Karar Tarihi: 17.01.2012 “Mahkemece, davanın eski eş tarafından açılabileceği, mirasçı durumundaki davacıların dava açmakta aktif dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesi ile red kararı verilmiş ise de, E. ile davalı H. arasındaki mal rejimi boşanma ile sona ermiş olup E.'ın, ölümü halinde ise mirasçılarının boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık sürede katkı payı alacağı davası açma hakları bulunmaktadır. Bu alacak H. E.'ın ölümü ile mirasçılarına geçer. Davacıların, E.'ın mirasçıları olması sebebiyle aktif dava açma ehliyetlerinin bulunduğu ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararlarının olduğu göz önünde bulundurularak taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre işin esası ile ilgili bir hüküm kurulması gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1695,Karar: 2010/2923,Karar Tarihi: 01.06.2010 “Davacı Emine vekili, vekil edeninin eşi Ö.Haluk'un 29.09.2008 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak davacı eşi ile annesi Cavidan ve kardeşi Ufuk'u mirasçı bıraktığını, muris Ö.Haluk'un ölümünden sonra annesi Cavidan'ın da öldüğünü, muris Ö.Haluk adına kayıtlı bulunan 27527 ada 2 parselde 52/2974 arsa paylı 39 nolu bağımsız bölüm ile 06 ... 3815 plakalı 2006 model Volkswagen Polo marka araç (değeri 18.000 TL) ve F...bank M... Şubesi 15234559 nolu hesaptaki 35.254 Amerikan Doları üzerinde vekil edeninin 1/2'şer oranında edinilmiş mallara katılma alacağı hakkının bulunduğunu, hepsinin toplam değerinin 130.000 TL olduğunu, 1/2'ye isabet eden miktar 65.000 TL olup, bu edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında (60.000 TL) TMK'nın 240. maddesi gereğince 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölümün murise ait 1/2 payının mülkiyet hakkının vekil edenine tanınmasını, 65.000 TL edinilmiş mallara katılma alacağından 1/2 mülkiyete ilişkin payın bedeli düşürüldükten sonra kalan bakiye 5.000 TL edinilmiş mallara katılma alacağının 29.09.2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Ufuk vekili, 03.11.2009 günlü cevap dilekçesinde; murisin ölüm tarihinin 29.09.2008 olduğunu, davanın 14.10.2009 tarihinde açıldığını, talepler için bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, ………… savunmuştur.
Mahkemece, katılma payı alacağına ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, ……. karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nın 218, 231 ve 236/1. maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle doğan edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında aynı Kanun'un 240/3. fıkrası gereğince murise ait 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüme ilişkin 1/2 pay için mülkiyet hakkının tanınması ve bakiye edinilmiş mallara katılma alacağının tahsili isteğine ilişkindir.
Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre, taraflar 12.11.1988 tarihinde evlenmişler ve muris Ö.Haluk'un 29.09.2008 tarihinde ölümü ile TMK'nın 225/1. maddesi gereğince eşler arasındaki mal rejimi sona ermiştir. 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüm, 04.04.2005 tarihli dilekçede sözü edilen Polo marka araç ise 14.04.2005 tarihinde edinilmiştir. Bankada bulunan paranın da edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacı vekili, edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında 39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay üzerinde mülkiyet hakkının tanınmasını ve kalan edinilmiş mallara katılma alacağının tahsilini istemiştir. TMK'nın 178. maddesinde <evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar> denilmektedir. Görüldüğü gibi, madde metninde ölüm sebebiyle mal rejiminin sona ermesinden söz edilmemektedir. TMK'nın 225/1. fıkrasında; <mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ereceğini> öngörmüştür. TMK'nın 178. maddesinde ölümden söz edilmediğine göre, TMK'nın 5. maddesi yoluyla somut olayda BK'nın 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Yani mal rejiminin ölüm sebebiyle sona ermesinde 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi bu nedenle yerinde bulunmamaktadır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/10102,Karar: 2009/16381,Karar Tarihi: 01.10.2009 “Davacı, 14 parsel sayılı taşınmazdaki (4) bağımsız bölüm numaralı meskenin 1/2 payının ölen eşine, 1/2 payının da kendisine ait olduğunu, bu taşınmazın eşiyle birlikte oturdukları konut olduğunu belirterek, ölen eşine ait 1/2 pay üzerinde <katılma alacağına> mahsup edilmek üzere kendisine intifa veya oturma hakkı tanınmasını istemiştir. Buna göre dava, Türk Medeni Kanunu’nun 240’ıncı maddesine dayanmaktadır.
Davacının eşi, 04.07.2006 tarihinde ölmüş, evlilik ve mal rejimi ölümle sona ermiştir. Dava konusu konutun, eşlerin birlikte oturdukları konut olduğu, davacı ile ölen eşi tarafından 14.08.2002 tarihinde üçüncü kişiden paylı olarak satın alındığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifade ile bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazın 1/2 payı davacıya, 1/2 payı da ölen eşine aittir. Ölen eşe ait 1/2 payın iktisabı üçüncü kişiden <alım>dır. Bu payın edinildiği tarihte eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir (TMK. md. 222/3). Edinilmiş mallar, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Ölene ait payın, edinilmiş mal kabul edileceğine ilişkin Türk Medeni Kanunu’nun 222/3. maddesindeki yasal karinenin aksi kanıtlanamadığına göre, davacının bu paya ilişkin talebinin aynı Yasanın 240. maddesi çerçevesinde incelenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

ğ) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davalarında görevli ve yetkili mahkeme

*Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davalarında görevli Mahkeme Aile Mahkemesidir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/7383,Karar: 2011/7765,Karar Tarihi: 27.12.2011 “ Davacı, tarafların evlilik birliği içinde ortak maddi birikimlerinin toplandığı davalı adına açılan banka hesabında boşanma dava tarihi itibariyle bulunan paranın yarısının davalıdan tahsiline karar verilmesini isteyerek alacak isteğinde bulunmuştur. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosya kapsamına göre isteğin TMK.nun 231 ve 236. maddeleri gereğince açılmış katılma alacağı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.”
Bu davaların çözümü 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4.maddesi gereğince Aile Mahkemesine aittir. Anılan yasa maddesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK. md. 118, 395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını hükme bağlamıştır. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir.
Görev kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması, taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu açıklanarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve kanuna aykırıdır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/17490,Karar: 2006/1476,Karar Tarihi: 14.02.2006 “ Karar: Dava, tasfiyeye ilişkin olup 3.1.2003 tarihinde açılmıştır. 5133 Sayılı Kanunla değişik 4787 Sayılı Kanunun 4/1. maddesi uyarınca; Türk Medeni Kanunu'nun ikinci bitabından kaynaklanan (üçüncü kısım hariç) tüm davaların Aile Mahkemesince görüleceği hüküm altına alınmıştır.
Görev kamu düzenine ilişkindir. Yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 202-241. maddeleri gereğince işlem yapılması için görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/10392,Karar: 2005/12702,Karar Tarihi: 03.10.2005 “ Somut olayda 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun (üçüncü kısım hariç) ikinci kitaptan kaynaklanan davaların Aile Mahkemesince bakılması gerekir. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece davanın Türk Medeni Kanununun 222 - 227. maddeleri çerçevesinde işin esasının incelenmesi gerekir.”
9.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2636,Karar: 2010/4120,Karar Tarihi: 20.09.2010 “ Mal rejiminin sona erdiği tarihte 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlükte bulunduğundan ve davada ölüm nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi istendiğine göre, görülmekte olan davada aile mahkemesi görevlidir. Görev, kamu düzeniyle ilgili olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Açıklanan nedenlerle aile mahkemesi görevli olduğundan, mahkemece taraf delilleri etraflıca toplanarak gerekli araştırma ve incelemeler yapıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.”
14.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/6710,Karar: 2005/9056,Karar Tarihi: 14.10.2005 “ Dava, 3.6.2004 tarihinde açılmıştır. 1.1.2002 tarihinden itibaren yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacağından davanın çözüm yeri Aile Mahkemeleridir.”
14.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/556,Karar: 2006/2019,Karar Tarihi: 27.02.2006 “ Uyuşmazlığın çözümünde eşler arasındaki mal rejimini düzenleyen ve katkı payı ile değer artışını düzenleyen hükümlerin uygulanması gerekir. Bu gibi davaların çözümü görevinin aile mahkemesine ilişkin bulunduğu gerçektir. Kamu düzenine ait görev hususu resen gözetilerek, dava dilekçesinin görev noktasından reddine karar verilmesi gerekir.”

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davalarında, Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/1897,Karar: 2011/3612,Karar Tarihi: 21.06.2011 “ Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Davanın katkı payı alacağı niteliğinde olduğu ve açıldığı tarih itibarıyla davaya aile mahkemesi tarafından bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden davanın Borçlar Kanunu uyarınca akdi ilişkiye dayandığı gerekçesi ile görevli olduğu düşünülerek asliye hukuk mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.”

*Mal rejiminin tasfiyesi, Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davalarında Yetkili Mahkeme;
TMK Madde 214 gereği “ Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:
1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,
2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,
3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.”

“GEREKÇE MADDE 214 - Madde, İsviçre, Medenî Kanununun 194 üncü maddesini karşılamaktadır. 1984 tarihli Öntasarının 174 üncü maddesinde de aynı hüküm kabul edilmiştir.
Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur. Bu madde ile mal rejimine ilişkin genel hükümler arasında, tasfiyeye ilişkin olarak çıkacak uyuşmazlıktan çözümlemek üzere yetkili mahkemelerin gösterilmesinin uygun olacağı kabul edilmiştir.
(1) numaralı bentte, mal rejiminin ölümle sona ermesi hâlinde, dava ekonomisi bakımından en uygun olan yerin, ölen eşin son yerleşim yeri mahkemesi olduğu kabul edilmiştir.
(2) numaralı bentte, boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda ise, bu davaları görmüş olan mahkemelerin yetkili olacağı belirtilmek suretiyle birbirleriyle ilişkili olan bu davaların aynı yer mahkemesinde görülmesi sağlanmıştır.
Son bentte ise, diğer hâllerde genel yetki kuralına uygun olarak davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu belirtilmiştir.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/6744,Karar: 2011/6654,Karar Tarihi: 06.12.2011 “ Dava; mal rejiminden kaynaklanan tapu iptali, tescil ve eğer taşınmaz satılmış ise bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsili, hayata kast nedeniyle davalının katkı payının kaldırılması, kaldırılmaz ise, davacının katkı payının hesaplanarak davalıdan tahsiline isteğine ilişkindir. Somut olayda; davalıya dava dilekçesi usulüne uygun olarak … tarihinde tebliğ edilmiş olup, davacı vekili … tarihli dilekçeyle yetkisizlik itirazında bulunmuştur. Kanundaki yetki itirazı ilk itirazlardan olduğundan davalı yan, on günlük cevap süresi içinde süresinde yetki itirazında bulunmadığına göre, yetki itirazının reddi ile davaya devam edilmesi gerekirken, süresinde yapılmayan yetki itirazının kabulüne karar verilerek yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır.”

h) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında faiz,

TMK Madde 239/ f.3 “Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.”



“GEREKÇE MADDE 239 - Maddenin ikinci fıkrası katılma alacağı ve değer artış payına, aksine anlaşma olmadıkça faiz yürütülmesini ve durum ve koşulların gerektirmesi hâlinde borçlu eşten güvence istenmesini kabul etmiştir.”
TMK md.239 hükmü ve Yargıtay kararları gereği, artık değer, değer artış payı ve katılma alacağı hesabında, talep varsa faize karar tarihinden itibaren hükmedilmelidir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1598,Karar: 2010/3337,Karar Tarihi: 17.06.2010 “Türk Medeni Kanunu’nda aksine anlaşma yoksa katılma alacağına ve değer artış payına tasfiyenin sona ermesinden-hüküm gününden itibaren faize karar verilebileceği hükme bağlandığı halde, dava gününden itibaren faize karar verilmiş olması doğru değildir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/6262,Karar: 2010/611,Karar Tarihi: 09.02.2010 “davanın katılma payı alacağına ilişkin olduğu gözardı edilerek hüküm tarihinden başlatılması gereken faizin dava tarihinden itibaren başlatılması usul ve yasaya aykırıdır
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/8911,Karar: 2007/9935,Karar Tarihi: 12.06.2007 “ Davacı dava dilekçesinde faiz talep etmemiştir. Bozmadan sonra ıslah yapılamaz ve faiz yönünden ıslah yapılması sonuç doğurmaz. Davacının faiz isteminin reddine karar verilmesi gerekir.

ı) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında, borçlu eşin seçimlik hakları

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı alacağı hakkı ayni bir hak olmayıp, nispi bir alacak hakkıdır. Hak sabinin bu hakka dayanarak mülkiyet talebi söz konusu olamayacaktır.
*Ancak, TMK md.239/ f 1 gereği borçlu borcunu ayın veya para olarak ödemeyi önerebilir.
TMK Madde 239 / f1 – “Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Ayni ödemede malların sürüm değeri esas alınır; bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir.
Katılma alacağının ve değer artış payının derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.
Aksine anlaşma yoksa, tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütülür; durum ve koşullar gerektiriyorsa ayrıca borçludan güvence istenebilir.”

*Ayrıca TMK md.239 / f2 gereği “Katılma alacağının ve değer artış payının derhal ödenmesi kendisi için ciddi güçlükler doğuracaksa, borçlu eş ödemelerinin uygun bir süre ertelenmesini isteyebilir.”

“GEREKÇE MADDE 239 - Eşlerden birinin katılma alacağının derhâl ödenmesi, borçluyu ciddî güçlüklere sokabilir. Borçlunun bir ticari işletme işletmesi ve nakit sıkıntısı çekmesi hâlinde böyle bir durum söz konusudur. Bu tür sakıncaları gidermek amacıyla maddenin birinci fıkrasında katılma alacağının ve değer artış payının derhâl ödenmesinin borçlu eş için ciddî güçlükler doğuracağı hâllerde, borçlu eşe ödemelerin uygun süre ertelenmesini isteme yetkisi tanınmıştır.”

i) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında, takas

TMK md.236 “Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.”

TMK md.236 gerekçesinde “… tasfiye sonunda eşlerin birbirinden alacakları bulunması hâlinde, artık değere ilişkin alacak ile bu alacakların takas edilebileceğini öngörmüştür.”

TMK md. 236 hükmü ve Yargıtay içtihatları gereği Katılma alacakları ve değer artış payı alacakları, eşler arasında karşılıklı olarak takas edilir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/953,Karar: 2010/2148,Karar Tarihi: 27.04.2010 “Dava, 31.12.2003 tarihinde satın alınan taşınmaz nedeniyle TMK'nın 231. maddesi gereğince istenen katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Öte yandan, davalı vekili her ne kadar tarafların anlaşmalı boşandıklarını ve davacının tutanağa geçen beyanıyla mal rejimine ilişkin herhangi bir isteği bulunmadığını bildirmiş ise de, Bursa 3. Aile Mahkemesinin boşanmaya ilişkin 29.12.2009 günlü yargılama tutanağı üzerinde yapılan incelemede; davalı T.K., (görülmekte olan davada davacı) <Açılan boşanma davasını kabul ettiğini, nafaka ve tazminat talebi bulunmadığını...> bildirmiştir. Davacı T.K.'nin boşanma dosyasına geçen ve açıklanan bu beyanının mal rejimiyle ve onun sonuçlarıyla bir bağlantısının ve ilgisinin bulunmadığı açıktır. Sadece boşanmanın fer'i niteliğinde bulunan nafaka ve tazminat haklarıyla ilgilidir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz isteği de yerinde bulunmamıştır.
Davalı vekilinin takas istemine yönelik temyiz itirazlarına gelince; TMK'nın 236/1. fıkrasında; <Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinden hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir> denilmiştir. Görüldüğü gibi fıkranın son cümlesi alacakların takası yönünde emredici niteliktedir. Ne var ki, takasın yapılabilmesi için takas isteğinde bulunan kişinin de artık değeri istemesi gerekir. Davalı tarafından ileri sürülmüş böyle bir istek söz konusu değildir. Takasın olabilmesi için en azından yöntemine uygun bir biçimde harcı yatırılmak suretiyle bir isteğin olması ve bu isteğe bağlı olarak belirlenmiş ve kanıtlanmış bir alacağın bulunması gerekir. Sadece takas defi isteğinde bulunmak yeterli değildir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları da yerinde değildir”.
j) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağının talep edilebileceği süre, zamanaşımı

Edinilmiş Mallara katılma rejiminin sona ermesi durumunda, tasfiye ve katılma alacağı ile ilgili olarak zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu ve ne zaman başlayacağı konusunda, Türk Medeni Kanunun da her hangi bir düzenle bulunmamaktadır.
Doktrinde; bu konu uzun süre tartışılmış olup, farklı Yargıtay Kararları da çıkmıştır.

Zamanaşımı hususunu, Edinilmiş Mallara katılma rejiminin sona erme hallerine göre, değerlendirmek gerekmektedir.

aaa) Evliliğin iptal ve boşanma nedeniyle sona ermesi halinde, Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında zamanaşımı

*Eşler arasındaki, gerek 743 sayılı Türk Kanunu Medenisindeki gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundaki mal rejimlerinden kaynaklanan davaların temyiz incelemesi İkinci Hukuk Dairesi tarafından yapılmakta iken oluşan içtihatlarda;
“ Mal rejiminden doğan alacaklarda, mal rejiminin sona erme tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin işleyeceği” kabul edilmiş iken,
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/9383,Karar: 2007/1228,Karar Tarihi: 05.02.2007 ““Katılma alacağının zamanaşımı konusunda 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda bir hüküm mevcut değildir. Borçlar Kanununun 125. maddesi uyarınca; kural olarak alacak davaları on senelik zamanaşımına tabidir. Borçlar Kanununun 125. maddesindeki <bu konuda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir> hükmündeki (her dava) sözcüklerini <bütün alacaklar> tarzında anlamak gerekir. Zamanaşımının başlangıcı da mal rejiminin sona erdiği tarihtir. (MK.m.225) Türk Medeni Kanununun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan 5. maddesi uyarınca Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. Olayda, 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Bu nedenle davalının zamanaşımı itirazının reddi ile işin esası hakkında gösterilecek deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/5877,Karar: 2008/5526,Karar Tarihi: 17.04.2008 “ÖZET: Katılma alacağının zamanaşımı konusunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda bir hüküm mevcut değildir. Türk Medeni Yasasının genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan maddesi uyarınca Borçlar Yasasının zamanaşımına ait hükümleri uygun düştüğü ölçüde bütün özel hukuk ilişkilerine uygulanır. Olayda, on senelik zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Bu sebeple davalının zamanaşımı itirazının reddi ile işin esası hakkında gösterilecek deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/6331,Karar: 2008/5733,Karar Tarihi: 21.04.2008 “ÖZET: Zamanaşımının başlangıcı mal rejiminin sona erdiği tarihtir. Türk Medeni Kanunu’nun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan maddesi uyarınca Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. Olayda, on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Davalının zamanaşımı def’inin reddi ile işin esası hakkında gösterilecek deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.”

**Yargıtay Başkanlar Kurulunun kararı ile, temyiz incelemesi İkinci Hukuk Dairesi tarafından yapılmakta olan, eşler arasındaki, gerek 743 sayılı Türk Kanunu Medenisindeki gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundaki mal rejimlerinden kaynaklanan davaların temyiz incelemesi 02.02.2009 tarihinden geçerli olmak üzere Sekizinci Hukuk Dairesince yapılmaya başlanmış olup,
Mal rejiminden doğan alacak davalarına bakmakla görevli olan 8.Hukuk dairesince, en son içtihatlarda, “bu davaların boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı” şeklinde karar verilmiştir.
Bu sebeple, son içtihatlar gereğince, evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesi halinde, Edinilmiş Mallara Katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı davalarının, eşler arasındaki boşanma ile ilgili hükmün kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde açılması gerekmektedir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6569,Karar: 2011/3630,Karar Tarihi: 23.06.2011 “Taraflar 21.04.2001 tarihinde evlenmiş, 13.09.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve 13.12.2006 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. TMK'nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar arasında başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar TMK'nun 202. maddesine göre yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu davalının önceki eşinden oğlu E. adına satın alma suretiyle tescil edilen 501 ada 7 parselde 10 numaralı bağımsız bölüm 3.5.2004 tarihinde edinilmiş; dava dilekçesinde açıklanan muhtelif şirketlere ilişkin olarak da eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu döneme ilişkin olarak talepte bulunulmuştur. Bu durumda 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK'nun 178. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımına ilişkin düzenlemenin somut olayda uygulanabileceği açıktır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/982,Karar: 2009/2991,Karar Tarihi: 09.06.2009 “ Davacı evlilik birliği içinde edinilen iki adet ev nedeniyle değer artış payı alacağının davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir. Boşanan eşlerin uzun yıllar önce evlilikleri sırasında edinmiş oldukları mal varlıklarının, alacak ve borçlarının miktar ve değerleri ile katkı paylarının belirlenmesi ve kanıtlanmasındaki güçlük de dikkate alındığında, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden sonra doğan ve ancak boşanma kararının kesinleşmesi halinde açılabilecek olan mal rejiminden kaynaklanan davalarda, Borçlar Kanunu'nun başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması doğru olmaz.
Taraflar 15.06.1995 tarihinde evlenmiş, 29.05.2006 tarihinde kesinleşen hükümle boşanmışlar, görülmekte olan dava bir yıllık süre geçtikten sonra 20.03.2008 tarihinde açılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun <Aile Hukuku> adlı ikinci kitabının <Evlilik Hukuku> başlıklı birinci kısım ikinci bölümünde bulunan 178. maddesinde; <Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar> hükmü yer almaktadır. Maddenin gerekçesinde, <... eşlerin yıllar sonra maddi ya da manevi tazminat ya da ilk kez istenilen yoksulluk nafakası dolayısıyla karşı karşıya gelmeleri önlenmek istenmiştir...> denilmiştir. TMK'nın aynı kısım aynı bölümünde, boşanma, tazminat, nafaka ile birlikte mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme de yer almaktadır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar, boşanma davasının eki niteliğinde değil ise de, evlilik birliği sona ermeden açılamaz; diğer bir anlatımla, boşanmaya bağlı olup, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra bu hakların ileri sürülmesi mümkün olabilir, aksi halde tasfiye yapılamaz (TMK m. 225/2, 227).
TMK'nın <Aile Hukuku> ile ilgili ikinci kitabındaki düzenlemeler, TMK'nın 178. maddesi metni ve bu maddenin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; kanun koyucunun boşanan eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine karşı maddi ve manevi her türlü dava haklarını 1 yıllık süre içerisinde kullanmalarını amaçladığı, bu süreyi sadece maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası ile sınırlı tutmadığı, boşanmanın sonucuna bağlı bulunan ve ancak boşanma kararının kesinleşmesi ile gündeme getirilebilecek olan mal rejimine ilişkin davaların da TMK'nın 178. maddesi hükmü kapsamında düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Aksini düşünmek kanun koyucunun amacı ve toplumsal gerçeklerle bağdaşmaz. Zira, eşlerin belki başkalarıyla yaptıkları ikinci ve daha sonraki evliliklerini takiben yıllar önce boşandıkları eşin mal rejiminden kaynaklanan istekleri ve dava tehdidi altında yaşamalarının hem kendileri, hem toplum düzeni bakımından olağan ve katlanılması gereken bir durum olduğunu söylemek doğru ve mümkün değildir. Eşlerin birbirlerine karşı manevi bağları boşanma ile tamamen kopmuş olup, eğer bir haksızlığa uğradıkları, karşı taraftan maddi ve manevi alacak ve istekleri bulunduğu düşüncesinde iseler, boşanma kararının kesinleşmesinin hemen akabinde dava açarak birbirlerinden alacaklarını istemelerine bir engel bulunmadığı gibi, dava açmak için uzun yıllar beklemelerini gerektirecek makul ve mantıklı bir neden olabileceği de söylenemez. Kaldı ki, eşler evlilik içinde edinilen ya da katkı yapılan varlıklarını, alacak ve borçlarından doğan dava haklarını boşanma gündeme geldiğinde duraksamadan bilebilecek durumdadırlar.
Bundan ayrı, boşanan eşlerin uzun yıllar önce evlilikleri sırasında edinmiş oldukları mal varlıklarının, alacak ve borçlarının miktar ve değerleri ile katkı paylarının belirlenmesi ve kanıtlanmasındaki güçlük de dikkate alındığında, TMK'nın 178. maddesinde belirtilen evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden sonra doğan ve ancak boşanma kararının kesinleşmesi halinde açılabilecek olan mal rejiminden kaynaklanan davalarda, Borçlar Kanunu'nun başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören 125. maddesinin uygulanması doğru olmaz. Kaldı ki, yukarıda açıklandığı gibi 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesi ile bu konuda getirilen yeni ve ayrı bir hükümle zamanaşımı süresi 1 yıl olarak belirlenmiştir.
Mahkemece TMK'nın 178. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması açıklanan nedenlerle usul ve kanuna uygundur.”

Ancak, davalı tarafından açıkça ileri sürülmüş bir zamanaşımı defi mevcut bulunmaması durumunda, HUMK'nun 75. maddesi uyarınca hakim iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı olup, itiraz niteliği taşımayan zamanaşımı re'sen nazara alınamaz.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6569,Karar: 2011/3630,Karar Tarihi: 23.06.2011 “eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu döneme ilişkin olarak talepte bulunulmuştur. Bu durumda 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK'nun 178. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımına ilişkin düzenlemenin somut olayda uygulanabileceği açıktır.
Ne var ki, maddi hukuka dayanan savunma vasıtalarından olan definin nazara alınabilmesi için davalı tarafından ileri sürülmüş olması gerekir. Kural olarak def iler davalı tarafın aslında borçlu olduğu bir edimi özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına imkan veren bir haktır. Borçlar Kanunu'nun 140. maddesinde de açıklandığı üzere kişisel bir savunma olup, itirazlardan farklı olarak savunulmadığı takdirde mahkemece re'sen göz önüne alınamaz ve uygulanamaz. Başka bir anlatımla davalı zamanaşımını ileri sürmezse, hakim dava dosyasından borcun zamanaşımına uğramış olduğunu anlasa bile bunu kendiliğinden gözetemez.
Somut olayda davalının cevap dilekçesinde yazılı <......davacı tarafıma boşandıktan 5 yıl sonra açmış olduğu bu dava ile şu anda devam eden evliliğimi hazmedemediğini göstermekte, ayrıca bizleri rahatsız ve huzursuz etmektedir. Bu davaya mevcut eşimin adını karıştırması nedeniyle, mutlu devam eden evliliğime zarar vermesi halinde manevi tazminat davası açacağımı.....> şeklindeki beyanının zamanaşımı defi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davalı tarafından açıkça ileri sürülmüş bir zamanaşımı defi mevcut bulunmadığına göre, HUMK'nun 75. maddesi uyarınca hakim iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı olup, itiraz niteliği taşımayan zamanaşımı re'sen nazara alınamaz.
Mahkemece davanın esasına ilişkin taraf delillerinin toplanarak değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve hatalı niteleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.”

bbb) Yabacı Mahkeme Kararı ile boşanmada, Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında zamanaşımı

Yargıtay içtihatları gereği; Yabacı Mahkeme Kararı ile boşanmada, kararın tanınması veya tenfizi ile kesin hüküm etkisini doğurması şartı ile, Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında zamanaşımı süresi yabancı mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşme tarihinde başlayacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1855,Karar: 2010/3896,Karar Tarihi: 13.07.2010 “Dava, 743 sayılı TMK.’nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mala yapılan katkı payı alacağına ilişkindir.
TMK.’nun 225/2. maddesi hükmü yabancı mahkeme boşanma kararlarının tanıma ve tenfizinde de uygulanır. Bir yabancı mahkeme kararının tanınması ile o yabancı mahkeme kararının hukuki sonuçları, özellikle kesin hüküm etkisi Türk hukuku açısından da geçerli hale gelmiş olur. 12.12.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 59. maddesinde ".....Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği...." Hükme bağlanmıştır. Buna göre, zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak yabancı mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşme tarihinin esas alınmasında herhangi bir isabetsizlik yoktur.”

ccc) Evliliğin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde, Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında zamanaşımı

Mal rejiminden doğan alacak davalarına bakmakla görevli olan 8.Hukuk dairesince, en son içtihatlarda, “Evliliğin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde, Edinilmiş Mallara Katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı davalarının, ölüm tarihinden itibaren 10 yıl içerisinde açılması gerektiği” şeklinde karar verilmiştir.
Bu sebeple, son içtihatlar gereğince, evliliğin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde, Edinilmiş Mallara Katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı davalarının, ölüm tarihinden itibaren 10 yıl içerisinde açılması gerekmektedir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4114,Karar: 2011/2038,Karar Tarihi: 11.04.2011 “ Mahkemece ölümün gerçekleştiği 27.04.2003 tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği dikkate alınarak işin esasıyla ilgili olarak dava konusu her üç taşınmaz bakımından deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 1 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1695,Karar: 2010/2923,Karar Tarihi: 01.06.2010 “Dava, TMK'nın 218, 231 ve 236/1. maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle doğan edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında aynı Kanun'un 240/3. fıkrası gereğince murise ait 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüme ilişkin 1/2 pay için mülkiyet hakkının tanınması ve bakiye edinilmiş mallara katılma alacağının tahsili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, TMK'nın 178. maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma alacağının bir yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle reddine, 39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay üzerinde mülkiyet hakkının tanınması ve davacıya özgülenmesi isteği; TMK'nın 652. maddesi kapsamında kalan aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesine yönelik olup, Sulh Hukuk Mahkemesinin görevi kapsamında kaldığı gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu gerekçelerine katılma olanağı bulunmamaktadır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir (TMK m. 222/son). Herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (TMK m. 6, 222/1).
Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre, taraflar 12.11.1988 tarihinde evlenmişler ve muris Ö.Haluk'un 29.09.2008 tarihinde ölümü ile TMK'nın 225/1. maddesi gereğince eşler arasındaki mal rejimi sona ermiştir. 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüm, 04.04.2005 tarihli dilekçede sözü edilen Polo marka araç ise 14.04.2005 tarihinde edinilmiştir. Bankada bulunan paranın da edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacı vekili, edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında 39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay üzerinde mülkiyet hakkının tanınmasını ve kalan edinilmiş mallara katılma alacağının tahsilini istemiştir. TMK'nın 178. maddesinde <evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar> denilmektedir. Görüldüğü gibi, madde metninde ölüm sebebiyle mal rejiminin sona ermesinden söz edilmemektedir. TMK'nın 225/1. fıkrasında; <mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ereceğini> öngörmüştür. TMK'nın 178. maddesinde ölümden söz edilmediğine göre, TMK'nın 5. maddesi yoluyla somut olayda BK'nın 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Yani mal rejiminin ölüm sebebiyle sona ermesinde 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi bu nedenle yerinde bulunmamaktadır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4114,Karar: 2011/2038,Karar Tarihi: 11.04.2011 “Davacılar Z. ve arkadaşları vekili, davalıların miras bırakanı M. ile vekil edenlerinin miras bırakanı N.'ın evli iken iki çocukları ile birlikte 26.04.2003 tarihinde karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu öldüklerini, ölüm saatleri belirlenemediğinden aynı anda öldükleri varsayılarak birlikte ölüm karinesi sonuçlarına göre veraset ilamının alındığını, evlilik birliği içerisinde edinilerek davalıların murisi eşlerden M. adına kaydedilen 1812 ada 88 parselde kayıtlı A2 blok zemin kattaki 4 nolu daire, 310 ada 17 parselde kayıtlı 1. kat 5 nolu daire ve M... Evleri B... Konut Yapı Kooperatifindeki taşınmazların edinilmesinde vekil edenlerinin murisleri Nigar'ın daha fazla katkısının bulunduğunu en azından yarı oranda hakkı olduğunu, bu nedenle, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1000 TL katılma alacağı ile bu hakların kullanılamaması nedeniyle mahrum kalınan 500 TL maddi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece ölümün gerçekleştiği 27.04.2003 tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği dikkate alınarak işin esasıyla ilgili olarak dava konusu her üç taşınmaz bakımından deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 1 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.”

ddd) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında zamanaşımı itirazı

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davaları zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılmış veya zamanaşımı süresi geçtikten sonra ıslah edilmiş ise, süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunulması söz konusu olabilecektir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/4504,Karar: 2012/2318,Karar Tarihi: 29.03.2012 “görülmekte olan dava ise, …. zamanaşımı süresi geçirildikten sonra 12.05.2006 tarihinde açılmıştır. Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Davalının maaş ve kira gelirlerine dair katılma alacağına ilişkin davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamıştır. Davacı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile katılma alacağına ilişkin hüküm bölümünün ONANMASINA.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/6209,Karar: 2011/1087,Karar Tarihi: 01.03.2011 “ Davalı A. vekili cevap dilekçesinde…….Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi gereğince davanın zamanaşımına uğradığını ve zamanaşımı definde bulunduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, <...Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesindeki dava zamanaşımı suresinin geçtiğini, somut olayda 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını...> gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.
Dava, mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmaz ile bu taşınmaz üzerinde inşa edilen 4 katlı binaya yapılan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
TMK'nın 179. maddesinde ise, mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır hükmüne yer verilmiştir. Şu halde TMK'nın 5. maddesi yoluyla, Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin somut olayda uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Çünkü taşınmaz ve üzerindeki bina 01.01.2002 tarihinden önce edinilmiştir. Bu konuda bir uyuşmazlık da söz konusu değildir. Bu durum karşısında mahkemenin gerekçesine dayanak yaptığı TMK'nın 178. maddesi 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen ve eşler arasında yasal mal rejimi dışında başka bir mal rejimi sözleşmesinin söz konusu olmadığı mallar hakkında uygulanır. Bu bakımdan mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi hukuki yanılgıya dayalıdır. Öte yandan Borçlar Kanunu'nun 132/1-2 bendi uyarınca evlilik devam ettiği sürece karı-kocadan birinin, diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez. Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinin de somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hukuki yanılgı sonucu zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/953,Karar: 2010/2148,Karar Tarihi: 27.04.2010 “Dava, 31.12.2003 tarihinde satın alınan taşınmaz nedeniyle TMK'nın 231. maddesi gereğince istenen katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunmuştur. Dava dilekçesi 08.01.2008 tarihinde davalı asile tebliğ edilmiştir. Davalı F.G. herhangi bir zamanaşımı definde bulunmamıştır. 29.02.2008 tarihli yargılama oturumunda davalı tarafından yapılan açıklamalar ise defi niteliğinde değildir. Davalı vekili, dava dilekçesinin davalı F.G.'e tebliğ edildiği 08.01.2008 tarihinden çok sonra 27.10.2008 havale tarihli dilekçesiyle zamanaşımı definde bulunmuştur. 27.10.2008 tarihli dilekçe davacı tarafa tebliğ edilmemiş olup, davacı vekili dosya arasında bulunan 03.02.2009 tarihli dilekçesiyle zamanaşımı define karşı koymuş ve Borçlar Kanununun 125. maddesi gereğince davanın on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu bildirmiştir. Yapılan bu açıklamalar karşısında davalı tarafın süresinde ve yöntemine uygun bir biçimde zamanaşımı definde bulunduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemenin zamanaşımı itirazının reddi yönündeki görüşü yerindedir.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1695,Karar: 2010/2923,Karar Tarihi: 01.06.2010 “Davacı Emine vekili, vekil edeninin eşi Ö.Haluk'un 29.09.2008 tarihinde vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak davacı eşi ile annesi Cavidan ve kardeşi Ufuk'u mirasçı bıraktığını, muris Ö.Haluk'un ölümünden sonra annesi Cavidan'ın da öldüğünü, muris Ö.Haluk adına kayıtlı bulunan 27527 ada 2 parselde 52/2974 arsa paylı 39 nolu bağımsız bölüm ile 06 ... 3815 plakalı 2006 model Volkswagen Polo marka araç (değeri 18.000 TL) ve F...bank M... Şubesi 15234559 nolu hesaptaki 35.254 Amerikan Doları üzerinde vekil edeninin 1/2'şer oranında edinilmiş mallara katılma alacağı hakkının bulunduğunu, hepsinin toplam değerinin 130.000 TL olduğunu, 1/2'ye isabet eden miktar 65.000 TL olup, bu edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında (60.000 TL) TMK'nın 240. maddesi gereğince 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölümün murise ait 1/2 payının mülkiyet hakkının vekil edenine tanınmasını, 65.000 TL edinilmiş mallara katılma alacağından 1/2 mülkiyete ilişkin payın bedeli düşürüldükten sonra kalan bakiye 5.000 TL edinilmiş mallara katılma alacağının 29.09.2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Ufuk vekili, 03.11.2009 günlü cevap dilekçesinde; murisin ölüm tarihinin 29.09.2008 olduğunu, davanın 14.10.2009 tarihinde açıldığını, talepler için bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, ………… savunmuştur.
Mahkemece, katılma payı alacağına ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, ……. karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nın 218, 231 ve 236/1. maddeleri gereğince edinilmiş mallara katılma rejimi nedeniyle doğan edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında aynı Kanun'un 240/3. fıkrası gereğince murise ait 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüme ilişkin 1/2 pay için mülkiyet hakkının tanınması ve bakiye edinilmiş mallara katılma alacağının tahsili isteğine ilişkindir.
Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre, taraflar 12.11.1988 tarihinde evlenmişler ve muris Ö.Haluk'un 29.09.2008 tarihinde ölümü ile TMK'nın 225/1. maddesi gereğince eşler arasındaki mal rejimi sona ermiştir. 27527 ada 2 nolu parselde bulunan 39 nolu bağımsız bölüm, 04.04.2005 tarihli dilekçede sözü edilen Polo marka araç ise 14.04.2005 tarihinde edinilmiştir. Bankada bulunan paranın da edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacı vekili, edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında 39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay üzerinde mülkiyet hakkının tanınmasını ve kalan edinilmiş mallara katılma alacağının tahsilini istemiştir. TMK'nın 178. maddesinde <evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar> denilmektedir. Görüldüğü gibi, madde metninde ölüm sebebiyle mal rejiminin sona ermesinden söz edilmemektedir. TMK'nın 225/1. fıkrasında; <mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ereceğini> öngörmüştür. TMK'nın 178. maddesinde ölümden söz edilmediğine göre, TMK'nın 5. maddesi yoluyla somut olayda BK'nın 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Yani mal rejiminin ölüm sebebiyle sona ermesinde 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi bu nedenle yerinde bulunmamaktadır.”

k) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davalarında Islah, fazlaya dair hakların saklı tutulması

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davalarında fazlaya dair hakların saklı tutulması halinde, dava değerinin ıslahı söz konusu olabilecektir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/953,Karar: 2010/2148,Karar Tarihi: 27.04.2010 “Dava, 31.12.2003 tarihinde satın alınan taşınmaz nedeniyle TMK'nın 231. maddesi gereğince istenen katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde 20.000,00 TL maddi tazminatın hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir. Ne var ki fazlaya ilişkin haklarını dava dilekçesiyle saklı tutmadığı halde, 10.07.2009 tarihli dilekçesiyle dava konusu miktarı 20.000,00 TL'den 26.110,89 TL'ye çıkartmış ve harcınıda yatırmıştır. Dava dilekçesiyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığına göre isteğini miktarla sınırlandırmış ve fazlaya ilişkin hakkından da böylece vazgeçmiş sayılır. Bu bakımdan, 10.07.2009 tarihli ıslah dilekçesinin değerlendirmeye alınması düşünülemez. Hükmün HUMK'un 74. maddesi gereğince istekle bağlı olarak kurulması gerekir.”
Usulüne uygun ıslah yapılmadan, harcın tamamlanmış olması halinde, ıslah kabul edilemeyecektir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/5875,Karar: 2010/266,Karar Tarihi: 26.01.2010 “Bundan ayrı; davacı-karşı davalı E. vekili, dava dilekçesinde 60.000 TL katılma alacağı isteğinde bulunmuştur. Sonradan inşaatçı bilirkişi tarafından yapılan incelemede dava konusu villanın keşif tarihi itibarıyla sürüm değerinin 311.111 TL olduğunun bildirilmesi üzerine davacı-karşı davalı E. tarafından 28.5.2009 tarihli makbuz ile belirlenen yeni değer üzerinden harç tamamlanmışsa da adı geçen ya da vekili tarafından usulüne uygun olarak yapılmış isteğin arttırıldığına ilişkin ıslah bulunmamaktadır. Mahkemece, ıslah bulunmamasına rağmen HUMK. nun 74. maddesine aykırı olarak istekten fazlasına karar verilmesi doğru görülmemiştir. “

Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davalarında, ıslah ile talebin değiştirilmesi veya ilk isteğe kademeli başka bir isteğin eklenmesi de mümkündür.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2531,Karar: 2010/4228,Karar Tarihi: 21.09.2010 “Dava, tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde TMK.'nun 236. maddesi gereğince açılan edinilmiş mallara katılma (artık değer) alacağı isteğine ilişkindir.
Dava dilekçesinde dava konusu taşınmazın sadece aynı dava konusu yapılmış ise de, 12.10.2009 tarihli dilekçe ile ayına ilişkin talep kabul edilmez ise, alacak isteğinde bulunulduğu belirtilmiştir. Kural olarak iddia ve savunma, karşı tarafın onayı olmadan değiştirilemez ise de; bu kuralın istisnalarından biri ıslah kurumudur (HYUK mad. 83 ve devamı). Islah tamamen veya kısmen olabileceği gibi, tahkikata tabi davalarda, tahkikat sona erinceye kadar, tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılamanın sonuna kadar yapılabilir. Dava dilekçesinde, kademeli istekte bulunulmamış olması halinde daha sonra yapılan ıslahla ilk isteğe kademeli başka bir isteğin eklenmesi kısmi ıslah olup, ıslah karşı tarafın oluruna bağlı değildir. Davacı vekilinin 28.01.2010 günlü oturumdaki <Bizim asıl davamız tapu iptali ve tescildir> şeklindeki beyanı da kademeli istekten vazgeçildiği anlamını taşımaz. Sadece öncelikli isteğin tapu iptali ve tescil olduğunu belirtme yönünde bir beyan olup 12.10.2009 tarihli ıslah dilekçesinde belirtilen isteklerle aynı doğrultudadır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan olguların göz ardı edilmesi sonucunda, dava sadece tapu iptali tescil isteğine ilişkin bir dava imiş gibi değerlendirilerek, kademeli (terditli) ikinci talep dikkate alınmadan ve değerlendirilmeden sadece tapu iptali ve tescil isteği için geçerli olan ve 07.10.1953 tarih 8/7 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı'na uygun bulunan bir gerekçe ile verilen davanın reddine ilişkin kararda isabet bulunmamaktadır. Hiç şüphesiz tapu iptali ve tescil isteğinin reddi kararı yerindedir. Ancak, mahkemece, ikinci istek konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru değildir. Bu bakımdan öncelikle 12.10.2009 tarihli ıslah dilekçesi kapsamı gereğince kısmi ıslah ile istenen alacak miktarının davacı vekiline açıklattırılması, belirlenecek alacak miktarı üzerinden gerekli harcın alınması için davacı vekiline süre ve imkan tanınması, ondan sonra davanın yürütülmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/8519,Karar: 2007/9609,Karar Tarihi: 07.06.2007 “
Davacı 17.04.2006 tarihinde davasını ıslah ederek hem kooperatif payı, hem de kırtasiye dükkanı ile ilgili davasını değer artış payına dönüştürmüştür.(TMK. md. 227) Bu nedenle mahkemece kadının ıslahtan önceki kooperatif payı ile ilgili tapu iptali ve tescili davasının ispatlanamaması nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı ise de; Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanması gerekmiştir. (HUMK. md. 438 II)”

l) Sözleşme veya dava yolu ile Katılma rejiminden, başka bir mal rejimine geçiş halinde, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin sona ermesi hali;

TMK md.225/ f.1 gereği “Mal rejimi, ..başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer”
TMK. md. 225/f.2 gereği “Mahkemece, mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer”
TMK Madde 206 - Haklı bir sebep varsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine karar verebilir.
Özellikle aşağıdaki hallerde haklı bir sebebin varlığı kabul edilir:
1. Diğer eşe ait malvarlığının borca batık veya ortaklıktaki payının haczedilmiş olması,
2. Diğer eşin, istemde bulunanın veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması,
3. Diğer eşin, ortaklığın malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmadan esirgemesi,
4. Diğer eşin, istemde bulunan eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması,
5. Diğer eşin sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması.
Eşlerden biri ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun ise, onun yasal temsilcisi de bu sebebe dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteyebilir.”

“GEREKÇE MADDE 206 - Birinci fıkrada eşlerden birinin istemi üzerine, haklı sebep varsa hâkim kararıyla mal ayrılığı rejimine dönüşüm düzenlenmiştir. .
İkinci fıkrada kaynak Kanunda olduğu gibi haklı sebeplere örnek niteliğindeki olaylara yer verilmiştir.
Maddenin son fıkrasında eşlerden birinin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunması hâlinde, yasal temsilcisinin de "ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olma" haklı sebebine dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteme yetkisine sahip olduğu öngörülmüştür. Buna göre yasal temsilcisinin mal ayrılığına dönüşüm isteminde bulunması sadece, temsil ettiği eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olması koşuluna bağlıdır.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/18799,Karar: 2007/7478,Karar Tarihi: 07.05.2007 “ Davacı-karşı davalı (kadın) dava dilekçesinde, yasal mal rejiminin, mal ayrılığına dönüştürülmesini (T.M.K.206) de istemiştir. Bu istek, bağımsız olarak harca tabidir. Başvurma harcı alınmıştır. Bu istekle ilgili olarak da ayrıca peşin maktu harç alınarak, harç noksanlığının tamamlattırılması, hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/5890,Karar: 2005/8164,Karar Tarihi: 24.05.2005 “ Kocanın bir başka kadınla yaşamak üzere evi terk etmesinden sonra kadının da ortak konutu terk edip, çocuklarıyla beraber Diyarbakır'a ailesinin yanına gittiği halen de burada yaşadığı anlaşılmaktadır. Davalı kadının ayrı yaşamakta haklılığı bu nedenle kabul edilmelidir.
Davalı-davacı kadın, Türk Medeni Kanununun 206. madde uyarınca yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece bu konuda taraf delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/3039,Karar: 2005/6149,Karar Tarihi: 18.04.2005 “ Tek başına, eşlerin fiilen ayrı yaşıyor olmaları yasa uyarınca haklı sebep olarak yorumlanıp mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi için yeterli değildir. Bunun kabulü; kendi kusurlu davranışıyla ayrı yaşamaya neden olan eşin; diğer eşin ileride doğabilecek katılma alacağı hakkını ortadan kaldırmasına olanak tanımak sonucunu doğurur. Bu ise, hiç kimsenin kendi kusurlu davranışıyla kendi lehine sonuç elde edemeyeceğine yönelik temel hukuk ilkesine aykırı olur.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1733,Karar: 2010/4713,Karar Tarihi: 11.10.2010 “Dava, TMK.'nun 206. maddesi gereğince açılmış , taraflar arasındaki yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığı rejimine dönüştürülmesi isteğine ilişkindir. Olayda, eşlerin fiilen ayrı yaşıyor olmaları da tek başına mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi için yeterli değildir. O halde, mahkemece isteğin reddi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/12655,Karar: 2005/15188,Karar Tarihi: 03.10.2005 “: Davacı kocanın eşler arasındaki edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığına dönüşmesine ilişkin haklı bir sebebin varlığını kanıtlayamadığı anlaşılmıştır. Davacı kocanın dönüştürme davasının kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/2872,Karar: 2004/3909,Karar Tarihi: 29.03.2004 “Medeni Kanunun 206. maddesi; haklı bir sebebin varlığı halinde hakimin eşlerden birinin istemi üzerine, mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verilebileceğini hükme bağlamıştır. Davacı eşi hakkında açmış olduğu boşanma davasının 2.10.2001'de retle sonuçlandığını ayrı yaşadığını belirterek mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verilmesini istemiştir. 1.1.2002 tarihinde 4721 sayılı Medeni Kanun yürürlüğe girmiş, yasal mal rejiminin edinilmiş mallara katılma rejimi olduğu kabul edilmiştir. (MK. md. 202) Sözü edilen yasanın 206. maddesindeki beş bent şeklinde yapılan düzenleme örnek niteliğindedir. Mahkemece tarafların delilleri toplanıp, değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

Ayrıca belirtmek gerekir ki, eşler arasında mal ayrılığına geçiş davası (TMK m. 206) sonucu mal ayrılığına geçilmişse ya da eşler sözleşme ile başka bir mal rejimine geçmişlerse (TMK m. 203), eşler arasındaki evlilik devam etmekle birlikte, katılma rejimi sona ermiş olacağı için, katılma alacağı ve değer artış payı alacağı evlilik sırasında da doğacak ve talep edilebilecektir.

TMK Madde 212 – “Mal ayrılığına geçildiği takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşler arasında önceki mal rejiminin tasfiyesi, bu rejime ilişkin hükümlere göre yapılır.”

“GEREKÇE MADDE 212 - Madde, İsviçre Medenî Kanununun 192 nci maddesini karşılamaktadır. Maddede mal ayrılığına geçildiği takdirde önceki mal rejiminin tasfiyesi öngörülmüş, tasfiyeyi eşlerin kendilerinin yapacaktan ve bu konuda eşlerin o ana kadar tâbi oldukları mal rejimi hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir. Ancak kanunda aksinin öngörülmüş olduğu hâller maddede saklı tutulmuştur.”

Ancak evlilik süresince eşler arasında zamanaşımı işlemediğinden, evlilik devam ettiği sürece katılma alacağı ve değer artış payı alacağı için zaman aşımı işlemeyecektir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/802,Karar: 2010/3138,Karar Tarihi: 10.06.2010 “Diğer yandan nikah (evlilik) devam ettiği sürece eşler arasında zamanaşımı işlemediğinden zamanaşımının başlangıcı; boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmelidir. Bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar on yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir. Öyle ise mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde tüm taraf delillerinin toplanması ve uyuşmazlığın esası bakımından karar verilmesi gerekir.”

m) Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı davaları, kamu düzenine ilişkin olmayıp, taraflarca hazırlama ilkesi geçerlidir.

Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2010/2-476,Karar: 2010/504,Karar Tarihi: 13.10.2010 “Dava, değer artış payı alacağı istemine ilişkindir.
Çekişmeli yargıda taraflarca hazırlama prensibi geçerli olup, hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Hâkim, talepte bulunan tarafların iddia ettiği olaylar ve ileri sürdüğü delillerle yetinmek zorundadır. Kendiliğinden araştırma yetkisine ve yükümlülüğüne sahip değildir.”
Somut olay incelendiğinde; eldeki dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 227. maddesine dayalı değer artış payı alacağı istemiyle açılmış, çekişmeli yargıya ilişkin bir davadır. Kamu düzenini ilgilendiren bir olgunun varlığından söz edilmesi imkanı bulunmamaktadır.
O halde, kamu düzenine ilişkin olmayan ve dolayısı ile hâkimin kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurması gerekmeyen temyize konu dava, taraf iradelerinin hukuki sonuç doğurabileceği niteliktedir.”
n) Evliliğin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde, miras hükümleri gereğince paylaştırma yapılmadan önce, Mal Rejiminin tasfiyesi ile var ise Mal rejiminden doğan katılma alacağı veya değer artış payı alacağının istenebileceği,

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/1293,Karar: 2011/1521,Karar Tarihi: 11.03.2011 “Taraflar 02.08.1986 tarihinde evlenmişler, A.'ın 14.08.2004 tarihinde ölümü ile mal rejimi sona ermiştir (TMK.'nın 225/1. m.). Eşler arasında sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TMK.'nın 170. maddesi uyarınca <mal ayrılığı> bu tarihten ölüm tarihine kadar ise 4721 sayılı TMK.'nın 202. maddesi uyarınca <edinilmiş mallara katılma> rejimi geçerlidir. Dosya içeriğine, banka, tapu ve nüfus kayıtlarına, bilirkişi raporuna, Hatay Aile Mahkemesi'nin 2008/384 E. 2008/643 K. sayılı dava dosyasına ve tanık anlatımlarına göre; mal rejiminin sona erdiği A.'ın ölüm tarihinde banka hesabında bulunan 47.005,93 TL'nin 46.806,28 TL'sinin eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde ölen eş adına bankaya yatırılan edinilmiş mal olduğu, söz konusu paranın kişisel mal olduğu ileri sürülmüşse de davalı tarafça kanıtlanamadığı (TMK.'nın 222/3. m.), bu miktar üzerinde sağ eş davasının 1/2 oranda katılma alacağının bulunduğu (TMK.'nın 231, 236/1. m.) sabittir. Sağ eşinin, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı terekeye ait borç olup, bu borç çıktıktan sonra ölen eş A. üzerinde kalan diğer yarı pay mirasçılar arasında miras hukuku hükümlerine göre paylaştırılır. Sağ eş davacının ölen eş A. üzerinde kalan diğer yarı pay üzerinde de miras hakkı bulunmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıda belirtilenlerin dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
…az yukarıda açıklandığı gibi, sağ eşinin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı terekeye ait ödenmesi gereken borçtur. Buna göre; öncelikle terekeye ait bu borcun sağ eşe ödenmesi, daha sonra kalan miktar üzerinden yine sağ eşin TMK.'nın 499. maddesine göre oluşan miras payının belirlenerek hem mal rejiminin tasfiyesinden, hem de miras payından kaynaklanan alacak miktarlarının toplamı belirlenerek davacının isteği hakkında bir karar verilmesi gerekirken; davacının miras hakkı göz ardı edilerek, sadece davacı sağ eşin katılma alacağının göz önünde bulundurulup yazılı miktara hükmedilmesi doğru görülmemiştir.”

o) Evliliğin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde, sağ kalan eşin TMK md.240 gereği aile konutu üzerinde, katılma alacağına mahsuben intifa ve oturma hakkı, haklı sebeplerin varlığı halinde de mülkiyet hakkı isteyebilmesi,

TMK Madde 240 – “Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.
Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyası üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.
Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır.”

“GEREKÇE MADDE 240 - Edinilmiş mallara katılma rejiminde, katılma alacağı istemi, ilke olarak belirli malların özgülenmesi hakkını kapsamaz.
Maddenin birinci fıkrasında buna bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi hâlinde sağ kalan eşe, o ana kadarki yaşantısını koruyabilmek amacıyla, ölen eşiyle birlikte yaşadıktan konut üzerinde kendisine, katılma alacağına mahsup edilmek üzere, bu yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteme imkânı getirilmiştir. Maddede eşlerin mal rejimi sözleşmesiyle aksine düzenlemeleri yapabilecekleri öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkradaki koşulların mevcudiyeti hâlinde sağ kalan eşe, ev eşyası üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını isteme yetkisini tanımıştır.
Maddenin üçüncü fıkrası, birinci fıkradaki intifa veya oturma hakkı yerine, haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölenin yasal mirasçıların istemiyle, ölen eşiyle birlikte yaşadıktan konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını hükme bağlamıştır. Maddede bu haklı sebeplerin neler olabileceği belirlenmemiştir. Her somut olaya göre bu sebeplerin haklı olup olmadığı hâkim tarafından değerlendirilecektir.
Maddenin son fıkrasında sağ kalan eşin, ölen eşin meslek ve sanatını icra ettirecek olan altsoylarının varlığı hâlinde, bu meslek ve sanatın icra edileceği bölümlerde intifa, oturma ya da koşulları varsa mülkiyet hakkını, kullanamayacağı ifade edilmiştir. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri, ilgili maddelere yollama yapılarak saklı tutulmuştur.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2007/5770,Karar: 2007/8197,Karar Tarihi: 16.05.2007 “
istek Türk Medeni Kanununun 240. maddesine dayanan; birlikte yaşanılan konut üzerinde, sağ eşin katılma alacağına mahsuben, mülkiyet olmadığı takdirde intifa veya oturma hakkı tanınmasına ilişkindir. Mahkemece; davacı sağ eşin katılma alacağı belirlenmeden karar verilmiştir. Davacı sağ eşin; dava konusu taşınmazdaki yasal mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı (TMK. m. 236, 239) belirlenmeden, yetmediği takdirde davacının ekleyeceği bedel tespit edilmeden, taşınmaz üzerindeki davalılara ait miras payları üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

“ Uygulama açısından TMK'nın 240 ile aynı Kanun'un 652. maddesi arasında ortak bir yön bulunduğu ve ortak bir konuyu düzenledikleri görülmekle birlikte aralarında bazı farklar da bulunmaktadır. TMK'nın 240. maddesine göre, mal rejimi ölüm nedeniyle sona erdiğinde, sağ kalan eşin bu rejimden kaynaklanan ayni hakkını düzenlemektedir. Yani edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında mülkiyet hakkının tanınmasını öngörmektedir. TMK'nın 652. maddesinde ise, eşler arasındaki mal rejimi ne olursa olsun, sağ kalan eşin, tereke malları arasında yer alan konut veya konut eşyası üzerinde mirastan kaynaklanan ayni hakkını düzenlemektedir. TMK'nın 240. maddesi gereğince sağ kalan eşin, konut ve ev eşyası üzerinde ayni hak isteğinde bulunabilmesi için bazı koşulların varlığı aranmaktadır. Örneğin, eşler arasında katılma rejiminin bulunması, katılma rejiminin ölüm nedeniyle son bulması, sağ kalan eşin olması, sağ kalan eşin katılma alacağının doğması ve sağ kalan eşin ayni hak talep etmesi gibi koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir. TMK'nın 652. maddesi gereğince, sağ kalan eşin konut ve konut eşyası üzerinde ayni hak istemesinin koşulları ise, şu şekilde açıklanabilir, ölüm olması, sağ kalan eşin varlığı ve mirasçı olması, tereke malları arasında eşlerin birlikte yaşadıkları konut veya konut eşyasının bulunması ve sağ kalan eşin konut veya konut eşyasında ayni hak talep etmesi gibi koşullar öngörülmektedir.
Görüldüğü gibi, TMK'nın 240 ve 652. maddeleri görünürde ortak yönleri bulunduğu halde uygulama alanları ve aranan koşullar açıklandığı gibi farklıdır. Katılma alacağı yok ise, mülkiyet hakkının tanınması TMK'nın 240. maddesi gereğince istenemez. TMK'nın 652. maddesine dayanan ölüm halinde ise, mal rejimi türü ne olursa olsun, konut ve konut eşyası üzerinde sağ kalan eşin ayni hakkı tanınmıştır.......Diğer bir deyişle, sağ kalan eşin TMK'nın 240. maddesi gereğince mülkiyet hakkını talep edebilmesi için bu rejimin tasfiyesi sonucunda ölen eşten alacaklı olması koşuluna bağlıdır. Aksi halde bu hakkı talep etmeyecektir. TMK'nın 652. maddesinde, az önce değinildiği gibi böyle bir koşul söz konusu değildir. Miras hakkı karşılığında mülkiyet hakkının tanınması istenilmektedir.” 8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1695,Karar: 2010/2923,Karar Tarihi: 01.06.2010 kararı

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1695,Karar: 2010/2923,Karar Tarihi: 01.06.2010 “davacı vekili dava dilekçesinde, açıkça edinilmiş mallara katılma alacağı karşılığında 39 nolu bağımsız bölümde murise ait 1/2 pay bakımından mülkiyet hakkının tanınmasını istediği halde mahkemece, TMK'nın 652. maddesi gözetilerek görevsizlik kararı vermesi doğru değildir. TMK'nın aile konutu ve ev eşyası başlığını taşıyan 240/1. fıkrasında, <sağ kalan eş eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde <...kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir...> aynı maddenin 3. fıkrasında ise, <...haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir> denilmektedir. Maddenin metninden de anlaşıldığı gibi haklı sebeplerin varlığının olup olmadığı mahkemece araştırılıp belirlenmesi gerekmektedir. Mal rejimi ölümle son bulduğundan sağ kalan eşe bu yönde yükletilebilecek bir kusur da söz konusu olamaz.
Uygulama açısından TMK'nın 240 ile aynı Kanun'un 652. maddesi arasında ortak bir yön bulunduğu ve ortak bir konuyu düzenledikleri görülmekle birlikte aralarında bazı farklar da bulunmaktadır……….
Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında TMK'nın 240. maddesi çerçevesinde iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak edinilmiş mallara katılma alacağının olup olmadığının belirlenmesi, bunun sonucu olarak mülkiyet hakkının tanınıp tanınmaması konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı ve görevsizlik nedeniyle istekler yönünden davanın reddine karar verilmesi açıklanan nedenlerle usul ve kanuna aykırıdır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/2065,Karar: 2012/1101,Karar Tarihi: 23.02.2012 “Dava, mal rejiminden kaynaklanan alacak ve mülkiyet hakkının tanınması isteğine ilişkindir.
Taraflar 07.06.1979 tarihinde evlenmişler, kural olarak eşi B. A. A.'ın 10.11.2006 tarihinde vefatıyla TMK.nun 225. maddesi uyarınca evlilik ölümle son bulmuştur. Ne var ki, taraflar 30.12.2002 tarihinde Bakırköy 18. Noterliğinde 20851 yevmiye numarasıyla <Düzenleme Şeklinde Edinilmiş Mallara Katılma Sözleşmesi>ni yapmışlar ve bu sözleşmeyle evlendikleri 7 Haziran 1979 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aralarında edinilmiş mallara katılma rejimini kabul ettikleri anlaşılmıştır. 4722 sayılı TMK.nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 10/3. maddesinde; <Şu kadar ki, eşler, yukarıdaki fıkralarda öngörülen bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler> denilmiştir. Görüldüğü gibi tarafların maddede açıklandığı biçimde edinilmiş mallara katılma rejimini evlilik tarihinden geçerli olmak üzere kabul ettikleri saptanmıştır.
Mahkemece, taraflar arasında geçerli bulunan ve noterlikte düzenlenen edinilmiş mallara katılma sözleşmesinde yer alan hükümler değerlendirilmediği gibi konuya ilişkin TMK.nun 202, 218 ve devamı maddeleri ile 239 ve 240. maddeleri karşısındaki hukuki durumda değerlendirilmemiştir. Mahkemenin gösterdiği ret gerekçesi ise dosya kapsamına uymamaktadır.
Her ne kadar, davacı vekili temyiz dilekçesinde TMK.nun 652/1. fıkrası uyarınca, sağ kalan eşe tanınan yasal hakkı kullanarak konut ve ev eşyasının mülkiyetinin miras hakkına mahsuben kendisine (vekil edenine) verilmesini istemiş ise de, uyuşmazlık şu aşamada miras hakkına yönelik olmayıp, mal rejimi sözleşmesinden kaynaklanan haklara ve TMK.nun mal rejimine ilişkin hükümlerine ilişkin bulunmaktadır. TMK.nun 652. maddesi uyarınca sağ kalan eş miras payı karşılığında mülkiyet hakkının tanınmasını isteyebilir. Bu durumda aynı Kanunun 658. maddesinde de, açıkça vurgulandığı üzere görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmiştir. TMK.nun 240. maddesinde ise, sağ kalan eş; edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı karşılığında ev eşyası ve konut üzerinde mülkiyet hakkının tanınmasını isteyebilir. Bu bakımdan davacı vekilinin bu yöndeki iddiası pek yerinde görülmemektedir.”

TMK md.240 gereği açılacak davalarda görevli mahkeme Aile Mahkemesi iken, TMK md.652 gereği açılacak davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/11980,Karar: 2011/7046,Karar Tarihi: 26.04.2011 “Davacı; eşi olan mirasbırakan M. T. T. ile birlikte Bozcaada-Alaybey sok. 505 ada ... parselde yer alan taşınmazda uzun yıllar birlikte oturduklarını, bu taşınmazın aile konutu olduğunu belirterek Türk Medeni Kanununun 240/3. ve 652/1. maddeleri gereğince taşınmazın tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini istemiştir.
Türk Medeni Kanununun 240/1. maddesi: <Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup, birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir...> 3. fıkrası da <Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir> hükmünü taşımaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde aile konutu üzerinde mülkiyet hakkı isteminde Aile Mahkemesi görevlidir. (4787 S.K. madde 4)
Eşlerin birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa, sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. (T.M.K. madde 652/1) Türk Medeni Kanununun 652. maddesine dayanan isteklerde görevli mahkeme, paylaşma isteklerindeki görev kurallarına göre belirlenmelidir. Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini Sulh Mahkemesinden isteyebilir. (T.M.K. madde 642) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ait davalarda Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. (H.U.M.K. madde 8/11-2)
Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır. Bu açıklamalar karşısında her iki istek yönünden ayrı ayrı görev hususu düşünülmeden işin esasının incelenmesi doğru bulunmamıştır.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/15987,Karar: 2008/15044,Karar Tarihi: 12.11.2008 “
Miras bırakan 14.08.2003 tarihinde vefat etmiştir. Eşi ile aralarında 14.12.2002 tarihinde noterde düzenledikleri sözleşme ile; edinilmiş mallara katılma rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul etmişlerdir. (4722 s. Yürürlük K.m.10/3) Böyle bir durumda; sağ eşin edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağı; evlenme tarihinden geçerli olmak üzere rejimin sona erdiği tarihe kadarki edinilmiş mallar (TMK m.219) hesaba dahil edilerek belirlenecektir. (TMK m.228-237) Sağ eş; birleşen dava ile; 1/2 payı ölen eşine ait olan, birlikte yaşadıkları 1146 parselde kayıtlı (11) no’lu bağımsız bölüm (mesken) niteliğindeki taşınmaz üzerinde kendisine, katılma alacağına mahsup edilmek suretiyle ve miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını, bu sebeple aynı taşınmazdaki davacı-davalılara ait hisselerin iptali ile adına tescilini talep ettiğine göre, istek; hem Türk Medeni Kanunu’nun 240. ve hem de aynı yasanın 652. maddesine dayanmaktadır. Yerel Mahkeme; hükmün gerekçesinde; <davalı-davacının Türk Medeni Kanunu’nun 240. maddesine dayanan talebinin aile mahkemesinin; aynı yasanın 652. maddesine dayanan özgüleme isteğinin ise Sulh Hukuk Mahkemesinin görevi kapsamında olduğunu> kabul ettiği halde; hüküm sonucunda, gerekçeye aykırı olarak bu taleplerin ikisini de kapsar şekilde bütün halinde görevsizlik kararı vererek dosyanın her iki talep yönünden Aile Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu taleplerin tefrik edilip her talep için ayrı ayrı görevsizlik kararı verilerek, Türk Medeni Kanunu’nun 240. maddesine dayanan talep yönünden dosyanın görevli ve yetkili Aile Mahkemesine; aynı yasanın 652. maddesine dayanan talep yönünden ise, dosyanın görevli ve yetkili Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, tefrik edilmeksizin her iki talebin Aile Mahkemesine gönderilmesi sonucunu hasıl eder şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

TMK md.240 gereği, sağ kalan eşin katılma alacağı ve ödeyeceği bedel belirlenirken, eşin ¼ miras payı dikkate alınmalıdır.
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/20076,Karar: 2007/17542,Karar Tarihi: 13.12.2007 “Dava sağ kalan eşe Türk Medeni Kanununun 240. maddesi gereği, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedelde eklemek sureti ile konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasına ilişkindir.
Dava davacının istemi doğrultusunda kabul edilmiş, davacının taşınmazın 2/3’lük kısmına 1/2 oranında katıldığı kabul edilerek taşınmazın davacının katkısı oranında alacağı mahsup edildikten sonra 2/3’lük kısmına ilişkin bedelin murisin diğer yasal mirasçısı olan davalıya ödenmesine karar verilmiş, davacı 2/3’lük kısmın bedelini yatırmıştır.
Davacı sağ kalan eşin Türk Medeni Kanununun 499. maddesi gereği birinci zümre mirasçılarla birlikte 1/4 oranındaki yasal miras payı mahsup edilecek bedele dahil edilmemiştir.
Davacı sağ kalan eşin Türk Medeni Kanununun 499. madde gereğince 1/4 oranındaki yasal miras payı nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.”

TMK md. 240. ve 652. Maddelerinde tanınan hakları kullanabilmek için, talep konusu konutun aile konutu olduğunun tespiti için dava açılabilecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/12535,Karar: 2008/14964,Karar Tarihi: 12.11.2008 “Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkilinin eşinin 02.12.2005 tarihinde vefat ettiğini, 3/4 hissesi mirasbırakan H.. adına kayıtlı olan Ö.. Ü.. köyündeki 1230 parsel sayılı taşınmazdaki meskenin aile konutu olduğunu, ölen eşinin diğer mirasçıları tarafından bu payla ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, bu konuttan çıkarıldığı taktirde mağdur olacağını ileri sürerek, konutun aile konutu olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş;
Mahkemece; Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi gereğince meskenin aile konutu olduğunun tespitinin istenebilmesi için, eşlerin her ikisinin de sağ olması gerektiği, eşlerden birinin ölümü halinde Türk Medeni Kanunu’nun 240. maddesi gereğince dava açılmasının mümkün olduğundan bahisle, istek reddedilmiştir.
Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. (HUMK. m.76) Somut olayda davacı, 1/4 payı kendisine, 3/4 payı da ölen eşine ait olan konutun, aile konutu olduğunun tespitini istemiştir. Davacının, Türk Medeni Kanunu’nun 240. ve 652. maddelerinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilmesi için, böyle bir tespit kararı istemekte hukuki yararı mevcuttur. O halde, mahkemece yapılacak iş; tarafların tüm delillerini toplayıp, gerektiğinde keşif de yapılıp, bu konutun aile konutu olup olmadığını tespit etmekten ibarettir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan yasal olmayan gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır.”

TMK md. 240. ve 652. Maddelerinde tanınan hakları kullanabilmek için, talep konusu konutun aile konutu olduğunun tespiti için dava açılabilmesine rağmen, tapu kaydına aile konutu şerhi verilmesi ise talep edilemeyecektir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/10081,Karar: 2008/13491,Karar Tarihi: 16.10.2008 “ davacının; dava konusu taşınmazın, ölen eşiyle birlikte oturdukları konut olduğunun tespitini istemekte, Türk Medeni Kanunu'nun 240. ve 652. maddesinin sağ eşe tanıdığı haklar bakımından hukuki yararının bulunduğunun anlaşılmasına göre, davalıların, hükmün tespite ilişkin bölümüne yönelik temyiz itirazları yersizdir.
Türk Medeni Kanunu'nun 194/3. maddesi gereğince aile konutu verilebilmesi için evlilik birliğinin devam ediyor olması gerekir. Şerh, diğer eşin konulmasına ilişkin isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.”

TMK md.240 hükmünden boşanma halinde yararlanma imkanı bulunmamaktadır.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/15348,Karar: 2006/1505,Karar Tarihi: 14.02.2006 “ Boşanma halinde diğer eşe aile konutunun özgülenmesi konusunda bir hüküm bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2005/15849,Karar: 2006/211,Karar Tarihi: 23.01.2006 “: Taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde aile konutunun özgülenme istemi sağ kalan eşe aittir. Boşanma halinde böyle bir istemde bulunulamaz. Aile konutunun özgülenmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/4506,Karar: 2004/5669,Karar Tarihi: 03.05.2004 “Türk Medeni Kanununun 240/1. maddesine göre: "sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.
Yararlanma hakkı ölüm nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi halinde sağ kalan eşe tanınmış bir hak olduğu halde, bu hakkın boşanan eşe de tanınması usul ve yasaya aykırıdır.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2003/7632,Karar: 2003/8691,Karar Tarihi: 12.06.2003 “ Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde ev eşyalarının mülkiyet hakkını isteme hakkı sadece sağ kalan eşe tanınmıştır. (TMK. md. 240/2). Boşanma veya evliliğin iptaline karar verilmesi halinde nasıl bir yol izleneceği hakkında bu rejimde herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle aile konutundaki ev eşyalarının kanuna aykırı olarak boşanan eşe ve çocuğa ömür boyu özgülenmesi yerinde değildir.”

TMK md.240 gereği açılan bir dava var ise, paydaşlığın giderilmesi istemi ile açılan davada, söz konusu davanın bekletici melese yapılması gerekecektir.

6.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/2889,Karar: 2004/2885,Karar Tarihi: 19.04.2004 “ Paydaşlığın giderilmesi istemi ile açılan davada davalı ölen eşi ile birlikte binada aile konutu olarak oturduğunu ve MK.nun 240.maddesine uyarınca kendisine intifa hakkı tanınması için dava açtığını ve o dava sonucunun beklenilmesini istemiştir. …Medeni Kanun'un 240. maddesine göre… İntifa hakkı için açılan davanın derdest olduğu anlaşılmakla O dosyanın bu paydaşlığın giderilmesi davası için ön mesele kabul edilerek sonucunun beklenmesi, ondan sonra bu parsel hakkında bir karar vermek gerekirken, bundan zühul olunması doğru değildir. Hüküm bu sebeple bozulmalıdır.”

4-KATKI PAYI ALACAĞI TALEBİ VE BELİRLENMESİ:

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin sona ermesi durumunda, katılma alacağı ve değer artış payı alacağından ayrı olarak, evlilik 1.1.2002 öncesine dayanıyor ve bu 1.1.2002 öncesi dönemde eşler arasında Mal Ayrılığı rejimi geçerli iken, eşlerden biri tarafından sahip olunan bir mala, diğer eş tarafından, yine mal ayrılığı rejimi döneminde yapılan bir katkı varsa, katkı yapan eş bu katkısı sebebiyle KATKI PAYI ALACAĞINI da talep edilebilecektir.

Mal Ayrılığı Rejiminde, eşlerden her biri, kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (743. MK m. 186/1). Eşlerden her birinin mallarının geliri ve kendi kazançları yine kendilerine aittir. (743 .MK m.189). Bir eşin, diğer eşin mal ayrılığı döneminde edindiği mal değerleri sebebiyle, doğrudan Mal Ayrılığı Rejiminden doğan bir alacağı Eski TMK gereği söz konusu olmayıp, ancak Mal Ayrılığı Rejimi dönemi için, ayrıca katkısını ispatlaması halinde, Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine göre bir KATKI PAYI ALACAĞI söz konusu olabilecektir.

HGK,Esas:2010/8-231,Karar:2010/255,Karar T.:05.05.2010, kararında açıkça izah edildiği üzere “ 743 Sayılı Kanun'da, eşlerden birinin edindiği mala, diğer eş katkı yapmış ise, sağladığı bu katkı karşılığını isteyebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay kararları ile; katkıyı sağlayan eşin, diğerinden katkısı karşılığı genel hükümlere göre bir tazminat (veya alacak) talep edebileceği kabul edilmiştir (HGK'nun 01.02.1985 gün ve E: 2-176, K: 57; 28.09.1994 gün ve 1994/2-47 E. - 564 K.; 18.09.1996 gün ve 1996/2-498 E. - 595 K.; 03.02.1999 gün ve 1999/2-56 E. - 40 K.; 07/06/2000 gün ve 2000/2-959 E. - 972 K.; 18.06.2008 gün ve 2008/2-432 E.-444 K. sayılı ilamları).
Öğretide ise, eşlerin aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi destek nedeniyle, katkı sağlayan eşin diğer eşe karşı bir alacak hakkına (katkı tazminatına) sahip olduğu ileri sürülmüştür….
Gerçekten, karı-kocanın kendilerine daha iyi bir gelecek hazırlama düşüncesi ile, aralarında akdi bir ilişki kurdukları her türlü duraksamadan uzaktır. Katkı yapılan malın edinme nedeninin temelinde de, bu düşünce yatmaktadır. Katkıyı sağlayan eşin, diğer eşe bu maddi desteği, bağışlama olarak kabul etmek de, mümkün değildir.
Diğer taraftan, katkıyı alan eşin, aldığını para olarak iade edeceği düşüncesinde olduğu da, ileri sürülemez. Çünkü, evlilik birliğinin temelindeki aile birliği düşüncesi buna engel oluşturmaktadır. Eşler arasındaki bu ilişkinin temelinde kocanın (veya kadının) taşınmazdan katkısı oranında yararlanacağı esası bulunmaktadır... ( Sinerji İçtihat)

a) Katkı Payı Alacağı, eşler arasındaki Mal Ayrılığı rejimi döneminden doğan bir alacaktır.

Katkı Payı Alacağı, taraflar arasında Mal Ayrılığı Rejiminin geçerli olduğu dönemde, bir eşin diğer eşin mal edinimine, iyileştirilmesine ve korunmasına, aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi desteği/ maddi katkısı nedeniyle doğan bir alacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1855,Karar: 2010/3896,Karar Tarihi: 13.07.2010 “ Eşler arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazın edinildiğinin ileri sürüldüğü tarihe göre, eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan, uyuşmazlık, Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulmalıdır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/3082,Karar: 2011/146,Karar Tarihi: 20.01.2011 “Davacı tarafından katkının yapıldığı ve taşınmazların satın alındığı iddia edilen dönem itibariyle eşler arasında <mal ayrılığı> rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazların edinildiğinin ileri sürüldüğü tarih aralığına göre, uyuşmazlık 01.01.2002 tarihinden önceye ilişkin olup eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulmalıdır.”

Katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ile karıştırılabilmekte olup,
Katkı Payı Alacağı, eşler arasındaki Mal Ayrılığı rejimi döneminden doğan, bu mal ayrılığı rejimi döneminde, bir eşin diğer eşin mal edinimine, iyileştirilmesine ve korunmasına, aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi desteği/ maddi katkısı nedeniyle doğan bir alacak iken,
Değer Artış payı alacağı Edinilmiş Mallara katılma rejiminden doğan, bu katılma rejimi döneminde, bir eşin diğer eşin mal edinimine, iyileştirilmesine ve korunmasına, aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi desteği/ maddi katkısı nedeniyle doğan bir alacaktır.

b) Katkı Payı Alacağının söz konusu olabilmesi için, yapılan bir katkının olması ve ispat edilmesi gerekmektedir.

*Katkı payı alacağının belirlenmesi için,eşin, diğer eşin malına, edinilmesine, korunmasına, iyileştirmesine, olağan katkıları aşan maddi ve işgücü katkıları şeklinde bir katkısının olması gereklidir.

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/7902,Karar: 2010/11014,Karar Tarihi: 03.06.2010 “Tarafların 1972 yılında evlendikleri, 11.6.2007 gününde açılan boşanma davası sonucu, boşanmalarına karar verildiği, kararın 31.1.2008 gününde kesinleştiği, aralarında 1.1.2002 gününe kadar <mal ayrılığı> bu tarihten sonra da rejimin sona erdiği 11.6.2007 gününe kadar da <edinilmiş mallara katılma> rejiminin geçerli olduğu tartışmasızdır. (4722 sayılı Yürürlük K.m.10/1)
Davacının evlilikleri süresince aralıklı olarak yevmiyeli işlerde çalıştığı, dava konusu buzağı ve koyunların aralarında mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde her ikisinin kazançlarıyla birlikte satın alındığı davacının ayrıca bir kısım takılarını da bozdurarak bunların alımına katkıda bulunduğu, emek ve bakımı sonucu bunları çoğalttıkları ve birlikte zilyetliklerini devam ettirdikleri anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, davacı, alımına sağladığı katkı ve emek ve bakımı ile çoğalttığı bu hayvanlar üzerinde hak sahibidir. O durumda davalı, buzağıları ve koyunları satıp elden çıkardığına göre, elden çıkarıldığı tarihteki serbest piyasadaki sürüm değerlerinin bu konuda uzman bilirkişiden sorulup tespiti ile belirlenen bedellerinin 1/2'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/4501,Karar: 2010/1591,Karar Tarihi: 05.04.2010 “ Taraflar 29.10.1978 tarihinde evlenmişler, davacı tarafından 30.1.2006 tarihinde açılan boşanma davası sonunda boşanmışlar ve karar 17.10.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Davalının kuaför olduğu, davacının ise ev hanımı iken davalının dükkanında sigortalı olarak çalıştığı ve her iki tarafın da emekli oldukları dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece, mesken, arsa ve aracın dava tarihleri itibarıyla sürüm değerleri belirlendikten sonra davacının katkı oranını belirlemeye yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacının, alımlarda katkısının rapor doğrultusunda 1/2 oranında olduğu kabul edilmiş ise de, bu oranın hangi esaslara göre belirlendiği karar yerinde gösterilmemiş, bilirkişi raporunda da açıklanmamıştır. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. O halde mahkemece öncelikle, aracın alımına ilişkin tescil belgesi ile 10 numaralı meskenle ilgili kooperatif üyeliğinden itibaren ödemeler ve teslimi (ferdi mülkiyete geçiş tarihini) de gösteren tüm belgelerin, tarafların evlenme tarihinden mesken, arsa ve aracın alım tarihleri itibarıyla çalışmaları ve emeklilikleri sırasında elde ettikleri gelirler ile bilgileri de içeren kayıtların dosya arasına getirtilmesi gerekir. Bundan sonra mahkemece yapılacak iş; tarafların, evlenme tarihinden mesken, arsa ve aracın alım tarihleri arasındaki dönemlerde ayrı ayrı eşlerin toplam gelirlerini olabildiğince gerçeğe uygun olarak belirlemek, bu gelirlerden tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre kişisel harcamaları gereğince gelirlerinden sarf edebilecekleri miktarı tespit etmek, bu yapılırken, davalının 743 sayılı TKM'nin 152. maddesinden kaynaklanan evin bakımı yükümlülüğünü de dikkate almak, bunların dışında kalan kısmı ise tasarruf edebilecekleri kabul edilerek, tasarruf edebilecekleri bu miktarları toplam tasarruf miktarına oranlamak, bu şekilde tarafların katkılarını oran olarak saptamak, bu hususlarda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan; taraf, yargıç ve Yargıtay denetimine elverişli, bilimsel esaslara dayalı rapor almak, davacının edinme değerlerine ne oranda katkı sağladığını, dosyadaki delillere dayalı olarak gerçeğe uygun şekilde ortaya çıkarmak, belirlenen bu oran ile mesken, arsa ve aracın dava tarihindeki sürüm değerlerini çarparak katkı nedeniyle davacıya ödenecek tazminat miktarını tespit etmekten ibarettir. Bunlar yapılmasına rağmen, tazminatın hakiki miktarını tayin etmek mümkün olmadığı takdirde. Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca, halin mutat cereyanına ve tarafların mali durumlarına göre davacıya ödenecek tazminat miktarını adalete tevfikan tayin etmek gerekecektir. Yani hakkaniyet ilkesi gözetilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir. “

*Katkı (olağanüstü katkılar), talepte bulunan eş tarafından ispat edilmelidir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/6646,Karar: 2011/5863,Karar Tarihi: 15.11.2011 “ Dava, 01.01.2002 tarihinden önce edinilen mal varlığına yönelik katkı payı alacağı isteğine ilişkindir. Dava konusu mallar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinildiğine göre; taraflar arasındaki uyuşmazlığın Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 743 sayılı TMK. nun yürürlükte olduğu; 01.01.2002 tarihinden önce eşler arasında yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde, karı ve kocanın diğerinden katkı payı karşılığında bir tazminat isteyebilmesi için mutlaka parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle katkısının bulunması gerekir. Eşlerden birinin edindiği mala diğer eşin doğrudan maddi bir katkısı yoksa bu talep kabul edilemez.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1090,Karar: 2010/3110,Karar Tarihi: 10.06.2010 “A. O. ile C. O. aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair Ankara 9. Aile Mahkemesinden verilen 605/480 s. hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca tetkiki davacı vekili tarafından istenilmiştir…… Mahkemece mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davacı taraf son oturumda davalarını kanıtlayacak başka delilleri bulunmadığını ileri sürdüğüne göre, mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir “
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/5612,Karar: 2011/343,Karar Tarihi: 25.01.2011” Uyuşmazlık konusu katkı payı alacağı ile edinilmiş mallara katılma alacağının mahkeme hakimince hesaplandığı, sonuç olarak bağımsız bölüm nedeniyle hesaplanan katkı payı alacağı ve edinilmiş mallara katılma alacağının belirlendiği ve bu miktarların hüküm altına alındığı görülmüştür. İşe giriş bildirgesine göre davacının 1.11.1989 tarihinde işe başladığı ve çalışmasını 2002 yılına kadar sürdürdüğü görülmektedir. Davacının çalıştığı çalışma süresi göz önünde tutulduğunda ve bu çalışmasıyla gelirde elde ettiği gözetildiğinde davacının uyuşmazlık konusu taşınmaza bir katkısının bulunmadığı düşünülemez. Aksi durum hayatın olağan akışına aykırı düşer.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/6802,Karar: 2010/2624,Karar Tarihi: 17.05.2010 “ Dosya arasındaki tercümelerden davacının 7.9.1990 tarihinde çalışmaya başladığı, öncesinde ev hanımı olduğu ve bir gelir elde etmediği, tarafların 1999 yılı Ağustos ayından itibaren ayrı yaşadıkları, 7.9.1990 tarihinden önce ve 1999 yılından sonra dava konusu taşınmazların edinilmesine ve kooperatif hissesine yapılan ödemelere davacının bir katkıda bulunma imkanı olmadığı, 1990 ile 1999 yılları arasında edinilen taşınmaz ve kooperatif hissesine yapılan bir ödeme de bulunmadığı toplanan delillerden anlaşıldığına göre mahkemece davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve kanuna aykırı bir yön görülmemiştir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/19251,Karar: 2010/1757,Karar Tarihi: 04.02.2010 “Eşlerden birinin edindiği mala, diğer eşin doğrudan maddi bir katkısı yoksa, bu talep kabul edilemez. Başka bir ifade ile kadının, ev işlerini yapması ve çocuklara bakmış olması, diğer eşin edindiği mala katkı sayılamaz. Sonuç olarak; 1.1.2002 tarihinden önce; eşler arasında yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde, kadın veya kocanın diğerinden katkı payı karşılığı bir tazminat isteyebilmesi için mutlaka, parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle bir katkısının olması gerekir. (HGK. 18.6.2008 gün ve 2008//2-432-444 sayılı kararı) Davacı dava konusu taşınmaza katkıda bulunduğunu kanıtlayamamıştır. O halde taşınmaz hakkındaki davanın reddi gerekirken, usul ve yasaya aykırı olan bilirkişi raporu esas alınarak taşınmaz hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/13591,Karar: 2007/4966,Karar Tarihi: 27.03.2007 “ Davacının, daha evvelce hiç tanımadığı, oğlunun arkadaşının patronu olan tanığa, 1989 yılında karşılığında hiçbir senet ve teminat almaksızın o tarihte oldukça yüklü denebilecek bir parayı vermiş olması hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Davacı bu paranın kaynağını gösterebilmiş de değildir. Bu bakımdan tanığın beyanı tek başına yeterli görülmemiştir. Davacı başka bir delil de getirememiştir. Toplanan deliller, davacının, davalıya ait taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu kabule yeterli değildir. İsteğin reddi gerekir.”
13.Hukuk Dairesi,Esas: 2002/6349,Karar: 2002/8291,Karar Tarihi: 04.07.2002 “ Davacı, davalı ile evli olduklarını, boşanma davası açtığını, evlilik birliği sırasında kendisine ait evin davalı tarafından satıldığını kooperatif hissesi ve otomobilinde davalı tarafından satıldığını ileri sürerek ev değeri ve katkı payı olarak şimdilik 15.000.000.000TL. nin faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Evin ortak katkılarla alınıp ortak tasarruf edildiği diğer tanıklar tarafından da açıklanmıştır. Davacı eşi Medeni Kanunun 190. maddesi uyarınca evin gerekli harcamalarına katılmayı aşan katılımları kocanın mal varlığının artmasını sağlamış ise bu artışın tahsili gerekir.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/2870,Karar: 2009/5842,Karar Tarihi: 07.12.2009 “ Davacı altınlarını bozdurularak kooperatif evinin borcunun ödendiğini iddia ettiğine göre bu iddiasını ve altın parasının verildiği tarihi kanıtlamakla yükümlüdür.”

Katkı miktarının geri iade edildiğinin ileri sürülmesi halinde, ispat yükü karşı tarafa geçmektedir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/6188,Karar: 2010/2483,Karar Tarihi: 11.05.2010 “ Davalı vekilinin cevap dilekçesinde; davacıya ilişkin altınların kooperatife üye olurken alındığını ancak sonradan iade ettiğini ileri sürmüştür. Dosya içerisine toplanan delillere göre alınan altınların iadesi kanıtlanamadığından davacının altınları ile kooperatife üye olurken katkıda bulunduğunun kabulü gerekir.

c) Katkı Payı Alacağının Belirlenmesi ve Hesabı

*Katkı Payı Alacağının belirlenmesini sağlayacak katkı oranı , katkı yapılan malın katkı tarihindeki değeri ve yapılan katkı miktarına göre belirlenecek,

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/7241,Karar: 2010/2360,Karar Tarihi: 06.05.2010 “ Geçim yükümlülüğünün nazara alınarak, davacının çalışmaya başladığı tarihten itibaren kalan inşaat bedeline ve ödemelerine katkı oranının belirlenmesi, belirlenen oranın taşınmazın dava tarihi itibariyle belirlenen değeri ile çarpılarak bulunacak katkı payı alacağına hüküm olunması gerekirken, varsa borçların hesaplamada göz önünde tutulması, davacının katkıda bulunduğu dönem ve kısım göz önüne alınmaksızın davalı taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanan bilirkişi raporuna itibarla katkı payı alacağına hükmedilmesi doğru değildir.”

*Bulunan katkı oranına ve malın, açılan alacak davasının dava tarihindeki değerine göre de, katkı payı alacağı hesaplanacaktır.
Malın değerlendirmeye alınacak tarihi açısından da, katkı payı alacağı, değer artış payı alacağından farklılık taşınmakta olup,
Değer Artış payı alacağında, malın tasfiye anı değeri dikkate alınacak iken,
Katkı payı alacağında, malın dava tarihi değeri dikkate alınacaktır.

Katkı payı Alacağının Hesabı

Edinmeye,iyileştirmeye
Katkı payı Alacağı = Malın dava tarihi anındaki değeri X korumaya katkı miktarı
malın katkı tarihindeki değeri


Yargıtay Kararları gereğince;
Mal Ayrılığı Rejiminde, eşler evlilik birliği içinde edinilen mal varlığı için, BK genel hükümleri gereğince, katkıları oranında katkı payı alacağı hakkına sahiptirler, katkı payı alacağını belirlemek için, eşlerin evlenme tarihinden, dava konusu mal varlığının edinildiği tarihe kadar olan tüm gelirleri hesaplanmalı, tarafların gelirleri birbirlerine oranlanarak katkı oranının olabildiğince gerçeğe uygun olarak tespit edilmesi sağlanmalı, bu tespit yapılırken
tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre davalı kadının kişisel harcamaları ile TMK. nun 190. maddesi gereğince aile masraflarına iştiraki nedeniyle gelirinden sarf edebileceği miktarın dışında kalan kısmın ise tasarruf edebileceği kısım olduğu ve davacı kocanın TMK. nun 152. maddesinden kaynaklanan eşin ve çocukların iaşe yükümlülüğü de dikkate alınarak evi geçindirme ve bakım yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamalar çıktıktan sonra yapabilecekleri tasarruf miktarı belirlenmeli,
bundan sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacı eşin tasarruf oranı bulunmalı, bulunan bu oran dava konusu mal varlığının dava tarihindeki değeri ile çarpılarak, katkı payı alacağı tespit edilmelidir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/5863,Karar: 2010/1479,Karar Tarihi: 01.04.2010 “Taraflar 28.5.1988 tarihinde evlenmiş, 27.6.2003 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve 31.10.2003 tarihinde kesinleşmesi ile evlilik birliği son bulmuştur. Başka mal rejimi seçilmediğinden eşler arasında 1.1.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK.nun 170. maddesi uyarınca <mal ayrılığı>, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı 27.6.2003 tarihine kadar ise 4721 sayılı TMK.nun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal <edinilmiş mallara katılma> rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu 18106 ada 1 parselde 1/180 arsa paylı 13. Blok 1 no.lu bağımsız bölüm 26.10.2000 tarihinde davalı A. adına satın alma suretiyle edinilmiş, 11.5.2001 tarihinde dava dışı üçüncü kişilere satış suretiyle devredilmiştir.
Dava konusu taşınmazın edinim ve satış tarihinde eşler arasında 743 sayılı MK.nun 170. maddesi hükmü uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan uyuşmazlığın Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekir.
Mahkemece yapılacak iş; tarafların evlenme tarihinden taşınmazın edinildiği 26.10.2000 tarihine kadar olan tüm gelirlerinin belirlenmesine yarayan evrakların dosya arasına getirtilerek konulması, bundan sonra gerektiği takdirde dosyanın bilirkişiye tevdii ile davacının belirttiği <maaş geliri yanında G... Konut Yapı Kooperatifindeki hissesini devrederek niza konusu taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu> yönündeki iddiası ile davalının <belirtilen kooperatif hissesinin satışından elde edilen gelirin davacı adına tescil edilen araç alımında kullanıldığı ve artanın banka hesabına yatırıldığı> yönündeki savunmaları da gözönünde bulundurularak her eşin ayrı ayrı toplam gelirlerinin hesaplanması bu süre içinde davalı kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi hükmü uyarınca aileyi geçindirme yükümlülüğü ile eşlerin sosyal ve ekonomik statüleri göz önünde bulundurularak yapabilecekleri kişisel giderleri çıktıktan sonra her birinin tasarruf yapabilecekleri miktar belirlenmeli, daha sonra davacının tasarruf miktarının toplam tasarruf miktarı karşısındaki oranı saptanmalı bu oranının dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri ile çarpılarak davacının katkı payı alacağı tespit edilmelidir. Mahkemece az yukarıda belirtilen eksiklik giderilmeden yanlış hesaplama ile verilen kararı doğru değildir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3121,Karar: 2010/114,Karar Tarihi: 15.01.2010 “ Taraflar 19.10.1984 tarihinde evlenmişler. 3.7.2006 tarihinde açılan dava sonunda boşanmışlar ve boşanma kararı 24.4.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmaz kooperatif hissesi durumunda olup, davalı kadın adına 5.4.1997 tarihinde üye olunmuş 25.7.2005 tarihinde ise dava dışı üçüncü kişiye devir yapılmıştır. Taraflar arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM. md. 170) bu tarihten itibaren mal rejiminin sona erdiği 3.7.2006 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 s. Yürürlük K. md. 10/1)
Kooperatife üye olunan 5.4.1997 tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar olan dönem için mal ayrılığı rejimi gereğince, kooperatifin (6 nolu dairenin) 1.1.2002 tarihindeki inşaat durumunun belirlenmesi, kooperatife üye olunan tarih itibarıyla tarafların gelirlerinin birbirlerine oranlanarak katkı oranının olabildiğince gerçeğe uygun olarak tespit edilmesi, bu tespit yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre davalı kadının kişisel harcamaları ile TMK. nun 190. maddesi gereğince aile masraflarına iştiraki nedeniyle gelirinden sarf edebileceği miktarın dışında kalan kısmın ise tasarruf edebileceği kısım olduğunun ve davacı kocanın TMK. nun 152. maddesinden kaynaklanan eşin ve çocukların iaşe yükümlülüğünün dikkate alınması, bu hususlarda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan ilmi esaslara uygun, maksada elverişli rapor alınması, davacının edinimde ne oranda katkı sağladığının dosyadaki delillere uygun şekilde ortaya çıkarılması, belirlenen bu oran ile dairenin 1.1.2002 tarihindeki inşaat durumunun dava tarihindeki sürüm değerinin çarpılarak edinimde katkı nedeniyle davacıya ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi, buna rağmen tazminatın hakiki miktarının tayini mümkün olmadığı takdirde Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca halin mutat cereyanına ve tarafların mali durumlarına göre davacıya ödenecek tazminat miktarının adalete tevfikan tayin edilmesi gerekir. Dairenin dava tarihinden önce üçüncü kişiye devredildiği dikkate alınarak hakim, davacı eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. (TMK.nun 227/3 m.) “
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/5863,Karar: 2010/1479,Karar Tarihi: 01.04.2010 "Dava konusu 18106 ada 1 parselde 1/180 arsa paylı 13. Blok 1 no.lu bağımsız bölüm 26.10.2000 tarihinde davalı A. adına satın alma suretiyle edinilmiş, 11.5.2001 tarihinde dava dışı üçüncü kişilere satış suretiyle devredilmiştir. Dava konusu taşınmazın edinim ve satış tarihinde eşler arasında 743 sayılı MK.nun 170. maddesi hükmü uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan uyuşmazlığın Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekir. Buna göre, eşlerin birbirlerinin mal varlıklarının edinilmesine katkılarının kanıtlanması durumunda, katkı oranında alacak hakkı doğar...Mahkemece yapılacak iş; tarafların evlenme tarihinden taşınmazın edinildiği 26.10.2000 tarihine kadar olan tüm gelirlerinin belirlenmesine yarayan evrakların dosya arasına getirtilerek konulması, bundan sonra gerektiği takdirde dosyanın bilirkişiye tevdii ile davacının belirttiği <maaş geliri yanında G... Konut Yapı Kooperatifindeki hissesini devrederek niza konusu taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu> yönündeki iddiası ile davalının <belirtilen kooperatif hissesinin satışından elde edilen gelirin davacı adına tescil edilen araç alımında kullanıldığı ve artanın banka hesabına yatırıldığı> yönündeki savunmaları da göz önünde bulundurularak her eşin ayrı ayrı toplam gelirlerinin hesaplanması bu süre içinde davalı kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi hükmü uyarınca aileyi geçindirme yükümlülüğü ile eşlerin sosyal ve ekonomik statüleri göz önünde bulundurularak yapabilecekleri kişisel giderleri çıktıktan sonra her birinin tasarruf yapabilecekleri miktar belirlenmeli, daha sonra davacının tasarruf miktarının toplam tasarruf miktarı karşısındaki oranı saptanmalı bu oranının dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri ile çarpılarak davacının katkı payı alacağı tespit edilmelidir."
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/1028,Karar: 2011/6069,Karar Tarihi: 21.11.2011 “ Tarafların yurtiçi ve davalının yurtdışındaki çalışma ve gelirlerine ilişkin belgeler ile E... Yapı Kooperatifi'ne ait üyelik kaydı, taksitlerin ödenmesine ilişkin belgeler ile 4 nolu bağımsız bölümün fiilen hangi tarihte teslim edildiğine ve içinde oturmaya başlandığına ilişkin kayıt ve belgelerin bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, evlenme tarihi ile kooperatif ödemelerine ilişkin eşlerin ayrı ayrı gelirlerinin olabildiğince gerçeğe uygun olarak belirlenmesine çalışılması, bu gelirlerden tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre kişisel harcamalarının ayrı ayrı tespit edilmesi, davalı kocanın aileyi geçindirme yükümlülüğü de göz önünde bulundurularak yapabilecekleri tasarruf miktarlarının ayrı ayrı bulunması, daha sonra tarafların tasarruf miktarlarının toplam tasarruf miktarı içerisindeki katkı oranlarının ne olduğunun saptanması, davacıya ait katkı oranının taşınmazın dava tarihindeki değeri ile çarpılarak davacının katkı payı alacağının belirlenmesi, bu konuda bir hukukçu, bir mali müşavir ve bir inşaatçıdan oluşan bilirkişi kurulundan yeniden taraflar, mahkeme ve Yargıtay'ın denetimine açık rapor alınması, bağımsız bölüme ait ödemelerin bir bölümü 01.01.2002 tarihinden sonraya sarkmış ise, bu yönde de hesabın yapılması, katılma alacağı bakımından durumun değerlendirilmesi; ondan sonra esas hakkında karar verilmesi gerekir.”

Yargıtay Kararları gereğince; katkı nedeniyle davacıya ödenecek tazminatın hakiki miktarının tayini mümkün olmadığı takdirde Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca halin mutat cereyanına ve tarafların mali durumlarına göre davacıya ödenecek tazminat miktarının adalete tevfikan tayin edilmesi gerekir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/3121,Karar: 2010/114,Karar Tarihi: 15.01.2010 “ Taraflar 19.10.1984 tarihinde evlenmişler. 3.7.2006 tarihinde açılan dava sonunda boşanmışlar ve boşanma kararı 24.4.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmaz kooperatif hissesi durumunda olup, davalı kadın adına 5.4.1997 tarihinde üye olunmuş 25.7.2005 tarihinde ise dava dışı üçüncü kişiye devir yapılmıştır. Taraflar arasında 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM. md. 170) bu tarihten itibaren mal rejiminin sona erdiği 3.7.2006 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 s. Yürürlük K. md. 10/1)
Kooperatife üye olunan 5.4.1997 tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar olan dönem için mal ayrılığı rejimi gereğince, kooperatifin (6 nolu dairenin) 1.1.2002 tarihindeki inşaat durumunun belirlenmesi, kooperatife üye olunan tarih itibarıyla tarafların gelirlerinin birbirlerine oranlanarak katkı oranının olabildiğince gerçeğe uygun olarak tespit edilmesi, bu tespit yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre davalı kadının kişisel harcamaları ile TMK. nun 190. maddesi gereğince aile masraflarına iştiraki nedeniyle gelirinden sarf edebileceği miktarın dışında kalan kısmın ise tasarruf edebileceği kısım olduğunun ve davacı kocanın TMK. nun 152. maddesinden kaynaklanan eşin ve çocukların iaşe yükümlülüğünün dikkate alınması, bu hususlarda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan ilmi esaslara uygun, maksada elverişli rapor alınması, davacının edinimde ne oranda katkı sağladığının dosyadaki delillere uygun şekilde ortaya çıkarılması, belirlenen bu oran ile dairenin 1.1.2002 tarihindeki inşaat durumunun dava tarihindeki sürüm değerinin çarpılarak edinimde katkı nedeniyle davacıya ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi, buna rağmen tazminatın hakiki miktarının tayini mümkün olmadığı takdirde Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca halin mutat cereyanına ve tarafların mali durumlarına göre davacıya ödenecek tazminat miktarının adalete tevfikan tayin edilmesi gerekir. Dairenin dava tarihinden önce üçüncü kişiye devredildiği dikkate alınarak hakim, davacı eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. (TMK.nun 227/3 m.) “
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/5612,Karar: 2011/343,Karar Tarihi: 25.01.2011 “Dava, 1.1.2002 tarihinden önce edinilen taşınmaza yapılan katkı payı alacağı ile 1.1.2002 tarihinden sonra yapılan ödemelerden doğan edinilmiş mallara katılma alacağı isteğine ilişkindir.(743 s. TKM.m.170, 4721 s. TMK.m 231)
Bu tür davalarda fedakarlığın denkleştirilmesi ve hakkaniyet ilkeleri sıkça uygulanabilmektedir. BK.nun 42. maddesinde; <zararın katkı miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hâkim, halen mutad cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazarı itibaren alarak onu adalete tevfikan tayin eder> denilmektedir. Hâkim hakkaniyete uygun takdir yetkisini işte bu hükümden almaktadır. Öte yandan kararı veren hakim, hal ve duruma göre BK. nun 42. maddesinden yararlanabilmektedir. Her ne kadar mahkemece dosya bilirkişiye verilerek gerekli hesaplama işlemini yapmamış ve bizzat mahkeme hakimince yapılmış ise de yapılan araştırma, inceleme ve değerlendirme az önce açıklanan ilkelere ve belirtilen kanun maddesine uygun olarak yapıldığı görülmektedir.
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/4501,Karar: 2010/1591,Karar Tarihi: 05.04.2010 “Yerel mahkemece, mesken, arsa ve aracın dava tarihleri itibarıyla sürüm değerleri belirlendikten sonra davacının katkı oranını belirlemeye yönelik bilirkişi incelemesi yaptırılmış, davacının, alımlarda katkısının rapor doğrultusunda 1/2 oranında olduğu kabul edilmiş ise de, bu oranın hangi esaslara göre belirlendiği karar yerinde gösterilmemiş, bilirkişi raporunda da açıklanmamıştır. Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. O halde mahkemece öncelikle, aracın alımına ilişkin tescil belgesi ile 10 numaralı meskenle ilgili kooperatif üyeliğinden itibaren ödemeler ve teslimi (ferdi mülkiyete geçiş tarihini) de gösteren tüm belgelerin, tarafların evlenme tarihinden mesken, arsa ve aracın alım tarihleri itibarıyla çalışmaları ve emeklilikleri sırasında elde ettikleri gelirler ile bilgileri de içeren kayıtların dosya arasına getirtilmesi gerekir. Bundan sonra mahkemece yapılacak iş; tarafların, evlenme tarihinden mesken, arsa ve aracın alım tarihleri arasındaki dönemlerde ayrı ayrı eşlerin toplam gelirlerini olabildiğince gerçeğe uygun olarak belirlemek, bu gelirlerden tarafların ekonomik ve sosyal durumları, yaşam tarzları, hayat düzeylerine göre kişisel harcamaları gereğince gelirlerinden sarf edebilecekleri miktarı tespit etmek, bu yapılırken, davalının 743 sayılı TKM'nin 152. maddesinden kaynaklanan evin bakımı yükümlülüğünü de dikkate almak, bunların dışında kalan kısmı ise tasarruf edebilecekleri kabul edilerek, tasarruf edebilecekleri bu miktarları toplam tasarruf miktarına oranlamak, bu şekilde tarafların katkılarını oran olarak saptamak, bu hususlarda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan; taraf, yargıç ve Yargıtay denetimine elverişli, bilimsel esaslara dayalı rapor almak, davacının edinme değerlerine ne oranda katkı sağladığını, dosyadaki delillere dayalı olarak gerçeğe uygun şekilde ortaya çıkarmak, belirlenen bu oran ile mesken, arsa ve aracın dava tarihindeki sürüm değerlerini çarparak katkı nedeniyle davacıya ödenecek tazminat miktarını tespit etmekten ibarettir. Bunlar yapılmasına rağmen, tazminatın hakiki miktarını tayin etmek mümkün olmadığı takdirde. Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca, halin mutat cereyanına ve tarafların mali durumlarına göre davacıya ödenecek tazminat miktarını adalete tevfikan tayin etmek gerekecektir. Yani hakkaniyet ilkesi gözetilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir. “

5- KATKI PAYI ALACAĞINDA UYGULANACAK HÜKÜMLER:

a) Katkı Payı Alacağı hakkı ayni hak olmayıp nispi alacak hakkıdır.

Katkı Payı Alacağı hakkı ayni bir hak olmayıp, nispi bir alacak hakkıdır. Hak sabinin bu hakka dayanarak mülkiyet- tapu iptali ve tescil talebi söz konusu olamayacaktır.

1.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/2761,Karar: 2004/5195,Karar Tarihi: 04.05.2004 “ Dava, evlilik birliği içerisinde edinilen 6 parselde kayıtlı 7 nolu bağımsız bölüm vasıflı taşınmazın tapu kaydının katkı payı oranında iptali ile tescili, olamadığı taktirde tazminat isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu taşınmazın davacının katkısı ile alındığı anlaşılmaktadır. Ancak, davada 7.10.1953 tarih 8/7 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca ayın isteme olanağının bulunmadığı açıktır. Ne var ki, davacı ayın isteği yanında tazminat talebinde de bulunmuştur.
Hal böyle olunca, çekişmeli taşınmazın dava tarihindeki değerinin saptanması, davacının taşınmaz alımına katkısının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/3912,Karar: 2004/5178,Karar Tarihi: 22.04.2004 “ Taraf eşlerden kadının katkı payına ilişkin maddi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiği halde, kabul edilen miktar üzerinde, karar tarihindeki yasal nisbi vekalet ücreti takdir edilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.”
13.Hukuk Dairesi,Esas: 2003/8076,Karar: 2003/12975,Karar Tarihi: 03.11.2003 “ Davacı, davalı ile evlilik birliği süresince edinmiş oldukları taşınmaz mallar ve otomobiller üzerindeki katkı payının ödetilmesini istemiştir. Mahkemece malların edinilmesinde davacının katkısı olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmişse de, davacının katkı payı hesaplanmamıştır. Mahkemece, konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmak suretiyle davaya konu olan taşınmazlar ve otomobillerin değerleri, davacının bu malların edinilmesindeki katkı miktarı belirlenmeli, kısmi dava olarak açılan bu davada davacının isteyebileceği toplam katkı miktarı tespit edildikten sonra taleple bağlı kalınmak suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.”

Katkı Payı Alacağına dayanılarak mülkiyet- tapu iptali ve tescil talebi söz konusu olamayacaktır. Ancak Yargıtay bir kararında, katkı payı ( değer artış payı) alacağına dayanarak, muvazaa sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil talebini kabul etmiştir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2292,Karar: 2011/381,Karar Tarihi: 26.01.2011 “ Dava; bankadan çekilen-kredi taksitlerinin ödenmesi suretiyle edinilen taşınmaza (daireye) yapılan katkıdan doğan katkı payı (değer artış payı) alacağı ile şahsi hak nedeniyle muvazaa hukuksal sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkindir. İşin esası bakımından yapılan incelemede; davacı, kredi taksitlerini ödediği ve bundan dolayı alacaklı bulunduğu belgelerle, bilirkişi raporları ve ek raporla kanıtlanmıştır. Diğer yandan, davalı F. daireyi annesine devretmekle, davacıdan mal kaçırdığı ve alacağının tahsilini oldukça zorlaştırdığı somut bir olgudur. Davacı da şahsi hakkına dayanarak belirtilen hukuki sebeple eldeki tapu iptali ve tescil davasını açmıştır. Borçlar Kanunu'nun 18. maddesinde muvazaa hukuksal sebebi için öngörülen objektif ve sübjektif unsurların somut olayda gerçekleştiği dosyaların kapsamlarıyla açıklığa kavuşmuştur. Bu bakımdan mahkemece, her iki dava için gösterdiği gerekçe yerinde ve yeterli bulunmuştur.”

b) Katkı Payı Alacağı davaları nispi harca ve nispi vekalet ücretine tabidir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2531,Karar: 2010/4228,Karar Tarihi: 21.09.2010 “Somut olayda, tapu iptali ve tescil isteğinin reddi kararı yerindedir. Ancak, mahkemece, ikinci istek konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru değildir. Bu bakımdan öncelikle ıslah dilekçesi kapsamı gereğince kısmi ıslah ile istenen alacak miktarının davacı vekiline açıklattırılması, belirlenecek alacak miktarı üzerinden gerekli harcın alınması için davacı vekiline süre ve imkan tanınması, ondan sonra davanın yürütülmesi gerekir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/15733,Karar: 2007/4085,Karar Tarihi: 15.03.2007 “ Davacı, davalıya ait evin yapımına, ailesinden miras kalan yerleri satıp katkıda bulunduğunu, evin evlilik birliği içinde müşterek katılımları ile yapıldığını ileri sürerek bu nedenle davalıdan maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Katkıya dayalı istek, boşanmanın eki niteliğinde olmayıp nispi harca tabidir. Davacı başvurma harcı yatırdığına göre, maddi tazminat isteğiyle ilgili olarak nispi peşin harç noksanlığının tamamlanması için davacıya süre verilmeli, harç noksanlığı tamamlandığı takdirde istek değerlendirilmelidir. “
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/15443,Karar: 2007/3623,Karar Tarihi: 08.03.2007 “ Davacının, eve yönelik katkı payı isteği ve bankadaki paranın paylaştırılması talebi boşanmanın eki niteliğinde bulunmamaktadır. Boşanma kararı kesinleşmiş olmakla, taraflar arasındaki mal rejimi sona erdiğinden tasfiye incelenebilir hale gelmiştir. Kocanın bu istemi nispi harca tabidir.”

c) Katkı Payı Alacağının boşanmanın eki niteliğinde olmaması,

2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/15733,Karar: 2007/4085,Karar Tarihi: 15.03.2007 “ Davacı, davalıya ait evin yapımına, ailesinden miras kalan yerleri satıp katkıda bulunduğunu, evin evlilik birliği içinde müşterek katılımları ile yapıldığını ileri sürerek bu nedenle davalıdan maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Katkıya dayalı istek, boşanmanın eki niteliğinde olmayıp nispi harca tabidir. Davacı başvurma harcı yatırdığına göre, maddi tazminat isteğiyle ilgili olarak nispi peşin harç noksanlığının tamamlanması için davacıya süre verilmeli, harç noksanlığı tamamlandığı takdirde istek değerlendirilmelidir. “
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/21348,Karar: 2007/16918,Karar Tarihi: 04.12.2007 “ Dava katkı payı alacağı davasına ilişkin olup taşınmazlar evlilik birliği içinde edinilmiş ve boşanma hükmü kesinleşmeden katkı payına ilişkin dava dinlenemeyeceğinden boşanma davasının sonucu beklenmelidir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/15443,Karar: 2007/3623,Karar Tarihi: 08.03.2007 “ Davacının, eve yönelik katkı payı isteği ve bankadaki paranın paylaştırılması talebi boşanmanın eki niteliğinde bulunmamaktadır. Boşanma kararı kesinleşmiş olmakla, taraflar arasındaki mal rejimi sona erdiğinden tasfiye incelenebilir hale gelmiştir. Kocanın bu istemi nispi harca tabidir.”
2.Hukuk Dairesi,Esas: 2004/3912,Karar: 2004/5178,Karar Tarihi: 22.04.2004 “ Taraf eşlerden kadının katkı payına ilişkin maddi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiği halde, kabul edilen miktar üzerinde, karar tarihindeki yasal nisbi vekalet ücreti takdir edilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.”

d) Katkı Payı Alacağı Davasının eşlerden her biri veya mirasçıları ile diğer eş veya onun mirasçıları arasında da görülebileceği,

Katkı Payı Alacağı davası, eşler arasında görülebileceği gibi, mal rejiminin ölüm ile sona ermesi halinde veya hak sahibi eşin vefatı halinde eş ve mirasçılar arasında da görülebilecektir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2285,Karar: 2010/4122,Karar Tarihi: 20.09.2010 “Davacı Y. ve arkadaşları vekili, tarafların ortak miras bırakanı Z. ile davalı A. evli iken 03.10.2007 tarihinde öldüğünü evlilik birliği içinde edinilerek davalı adına kaydedilen İzmir Bayraklı'da 36045 ada 4 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan ve davalı tarafından birlikte çalışarak edindiklerini, miras bırakanın SSK'ya tabi çalışan olup, katkı alacağının en az yan hisse olduğunu, yan hissenin vekil edenleri adına tescilini, bu mümkün olmazsa fazlaya dair haklan saklı kalmak kaydıyla dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinden 6.000,00.-TL para alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Tarafların miras bırakanı Z. ile davalı A. 09.09.1980 tarihinde evlenmiş, Z.'nın 03.10.2007 tarihinde ölümüyle mal rejimi sona ermiştir. (TMK'nun 225/1. madde) Miras bırakan Z.'nın ölümü üzerine geriye mirasçı olarak taraflar kalmıştır…
Olayda; 743 sayılı TKM'nin 5. maddesi yoluyla BK'nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Mahkemece, tarafların miras bırakanı Z.'nın ölmesi nedeniyle davalı ile arasındaki evliliğin ve mal rejiminin sona erdiği 03.10.2007 tarihinden eldeki davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği dikkate alınarak işin esasıyla ilgili deliller toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken 1 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4114,Karar: 2011/2038,Karar Tarihi: 11.04.2011 “Davacılar Z. ve arkadaşları vekili, davalıların miras bırakanı M. ile vekil edenlerinin miras bırakanı N.'ın evli iken iki çocukları ile birlikte 26.04.2003 tarihinde karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu öldüklerini, ölüm saatleri belirlenemediğinden aynı anda öldükleri varsayılarak birlikte ölüm karinesi sonuçlarına göre veraset ilamının alındığını, evlilik birliği içerisinde edinilerek davalıların murisi eşlerden M. adına kaydedilen 1812 ada 88 parselde kayıtlı A2 blok zemin kattaki 4 nolu daire, 310 ada 17 parselde kayıtlı 1. kat 5 nolu daire ve M... Evleri B... Konut Yapı Kooperatifindeki taşınmazların edinilmesinde vekil edenlerinin murisleri Nigar'ın daha fazla katkısının bulunduğunu en azından yarı oranda hakkı olduğunu, bu nedenle, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1000 TL katılma alacağı ile bu hakların kullanılamaması nedeniyle mahrum kalınan 500 TL maddi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, ………… davanın ölüm tarihinden itibaren 1 yıllık dava zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, murislerinin gelirleri ile edinilen mallar olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece ölümün gerçekleştiği 27.04.2003 tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği dikkate alınarak işin esasıyla ilgili olarak dava konusu her üç taşınmaz bakımından deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 1 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.”

e) Katkı Payı Alacağı Davasında görevli ve yetkili mahkeme

*Katkı Payı Alacağı Davalarında görevli Mahkeme Aile mahkemesidir.

Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2007/13-829,Karar: 2007/845,Karar Tarihi: 14.11.2007 “ Dava evlilik birliği içinde edinilen mala katkı payı sebebiyle alacak davasıdır. Eldeki dava da 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının yürürlüğe girmesinden sonra açılmıştır. Bu tür davaların çözümü aile mahkemesine aittir. O halde, re'sen gözetilmesi gereken görev hususu dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmelidir.
20.Hukuk Dairesi,Esas: 2008/16618,Karar: 2008/18242,Karar Tarihi: 23.12.2008 “Taraflar arasındaki katkı payı istemine ait davada…
4787 S. Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanuna 5133 S. Kanun ile ekleme yapılan 4/2. maddesinde <22.11.2001 günlü 4721 S. Türk Medeni Kanununun 3. kısmı hariç olmak üzere 2. kitabı, 03.12.2001 günlü ve 4722 S. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işlerin> aile mahkemesi görevinde olduğu açıklanmıştır.”
14.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/1576,Karar: 2006/3135,Karar Tarihi: 20.03.2006 “ Somut olayda uyuşmazlığın çözümünde eşler arasında mal rejimini düzenleyen Türk Medeni Kanununun 202 ve devamı maddeleri ile katkı payı ve değer artış payını düzenleyen aynı yasanın 227. maddesinin de tartışılması gerektiği, bu maddelerinde Türk Medeni Kanununun 2. kitabında yer aldığı böylece davanın çözüm görevi 4787 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince Aile Mahkemesine ait olduğundan re'sen gözetilmesi gereken görev hususu dikkate alınmadan davanın esasına girilerek tesis edilen kararın bozulması gerekir.”
14.Hukuk Dairesi,Esas: 2006/556,Karar: 2006/2019,Karar Tarihi: 27.02.2006 “ Davacı aleyhine boşanma davası açan davalı eşin üzerindeki kooperatif hissesini muvazaalı olarak boşanma davasındaki avukatı sair davalıya devir ettiğini, devir edilen kooperatif payının edinilmesinde katkı payı olduğunu kooperatif payının tekrar davalı eşi Zekai Özgül adına tescilini istemiştir. Dava, 20.2.2004 gününde açılmıştır. Uyuşmazlığın çözümünde eşler arasındaki mal rejimini düzenleyen Türk Medeni Yasası’nın 202 ve devamı maddeleri ile katkı payı ve değer artışını düzenleyen aynı kanunun 227. maddesinin de tartışılması gerektiği bu maddelerin Türk Medeni Yasanın 2. kitabında yer aldığı bu gibi davaların çözümü görevinin ise 4787 s. yasanın 1. maddesi uyarınca Aile Mahkemesine ilişkin bulunduğu gerçektir. O durumda kamu düzenine ait görev hususu resen gözetilerek, dava dilekçesinin görev noktasından reddine karar verilmesi yerine çekişmenin esası hakkında karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.”

Katkı Payı Alacağı davalarında, Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/1897,Karar: 2011/3612,Karar Tarihi: 21.06.2011 “ Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması gerekir. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Davanın katkı payı alacağı niteliğinde olduğu ve açıldığı tarih itibarıyla davaya aile mahkemesi tarafından bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden davanın Borçlar Kanunu uyarınca akdi ilişkiye dayandığı gerekçesi ile görevli olduğu düşünülerek asliye hukuk mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.”

*Katkı Payı Alacağı Davalarında Yetkili Mahkeme;

TMK'nın 214. maddesinde; mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkemelerin, diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu düzenlenmiştir.

TMK Madde 214 –“ Eşler veya mirasçılar arasında bir mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda, aşağıdaki mahkemeler yetkilidir:
1. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi,
2. Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda, bu davalarda yetkili olan mahkeme,
3. Diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi.”

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/6744,Karar: 2011/6654,Karar Tarihi: 06.12.2011 “ Mahkemece, davalının evlilik birliği içinde edinilen şahsi malda diğer eşin katkı payı karşılığı tapu kaydının iptal ve tescil davası olduğu ve taşınmazın Kastamonu Yargı sınırları içinde tapuda kayıtlı olup, taşınmazın aynına ilişkin dava olması nedeniyle HUMK'nın 13. maddesinde yazılı bulunan kesin yetki kuralı ve Aile Hukukundan kaynaklanan ihtilaf olması nedeniyle davanın Kastamonu'da görülmesi gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın Kastamonu Nöbetçi Aile Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 19.07.1984 tarihinde evlenmişler, davacı eş tarafından Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesi Altıncı Hukuk Dairesi'nin 02.07.2008 tarihinde kesinleşen kararıyla boşanmışlardır. Gaziosmanpaşa İkinci Aile Mahkemesi'nin 05.06.2009 tarih, 1261-636 Esas ve Karar sayılı kararıyla kesinleşen boşanma ilamının tenfizine karar verilmiş ve bu karar da 22.06.2009 tarihinde kesinleşmiştir.
Dava konusu 854 ada 296 parsel sayılı taşınmaz, 05.08.1996 tarihinde satış yoluyla davalı adına tescil edilmiştir.
Eşler arasındaki evliliğin boşanmayla sona erdirilmesine karar verilmesi halinde mal rejimi boşanmayla ilgili dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Taraflar arasında evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TMK m. 170), bir yıl içinde başka mal rejimini seçmediklerinden 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar eşler arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 s. K. m. 10/1, 4721 s. TMK m. 202/1).
Dava; mal rejiminden kaynaklanan tapu iptali, tescil ve eğer taşınmaz satılmış ise bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsili, hayata kast nedeniyle davalının katkı payının kaldırılması, kaldırılmaz ise, davacının katkı payının hesaplanarak davalıdan tahsiline isteğine ilişkindir.
TMK'nın 214. maddesinde; mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkemelerin, diğer durumlarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu düzenlenmiştir. Bir başka anlatımla, bu nitelikteki davalarda HUMK'nın 13. maddesindeki yetki değil; konuyla ilgili özel düzenlemelerin yer aldığı 4721 sayılı TMK'nın 214. maddesindeki yetki kuralı geçerlidir. Mahkemenin HUMK'nın 13. maddesinde yazılı bulunan kesin yetki kuralının uygulanması gerektiğine ilişkin görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır.
Kaldı ki, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, davalı Hollanda'da ikamet etmektedir. Boşanma davası Hollanda'da açılmış ve kesinleşmiştir. Tenfiz (tanıma) kararı ise Gaziosmanpaşa Aile Mahkemesi'nce verilmiştir. Bunun yanında davalının dava dilekçesi ile avukatına verdiği vekaletnamedeki adres aynı olup, İstanbul-Bayrampaşa'daki adrestir. Bu durumda esasen yetki itirazının genel hükümlere yani HMK'nın 7. (HUMK'nın 9.) maddesine göre belirlenmesi gerekir. Sözü edilen kanun hükmüne göre davalının Türkiye'deki daimi adresi Bayrampaşa'daki adres olduğuna, davanın niteliği gereği ve vatandaşlık durumu gözetildiğinde Hollanda Mahkemeleri olamayacağına göre davalının ikametgahı olan İstanbul-Bayrampaşa Mahkemesi olur. Yetki itirazı bu bakımdan yerinde görülmemektedir. Bundan ayrı mal rejimi davalarının özelliği gereği bu tür davalarda kesin yetki kuralı uygulanamaz. Bu nedenle olayda HMK'nın 12. (HUMK'nın 13.) maddesinin uygulama yeri yoktur.
. HMK'nın 7. (HUMK'nın 9.) maddesindeki yetki itirazı ilk itirazlardan olduğundan davalı yan, 10 günlük cevap süresi içinde süresinde yetki itirazında bulunmadığına göre, yetki itirazının reddi ile davaya devam edilmesi gerekirken, süresinde yapılmayan yetki itirazının kabulüne karar verilerek yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır.”

f) Katkı Payı Alacağında Faiz

Katkı payı alacağında, kural olarak faizin başlangıç tarihi, dava tarihidir.

T.C. YARGITAY 8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1477,Karar: 2010/3922,Karar Tarihi: 13.10.2010 "uyuşmazlık 1.1.2002 gününden önceki döneme ilişkin katkı payı alacağı isteğine ait bulunduğuna göre, kural olarak faizin başlangıç tarihi, dava tarihi .." Sinerji İçtihat Programı

Faizin işlemeye başlayacağı tarih açısından da, katkı payı alacağı ile değer artış payı alacağı farklılık taşınmakta olup,
Değer Artış payı alacağında, talep var ise, tasfiye anından itibaren faiz işleyecek iken,
Katkı payı alacağında, talep var ise, faizin başlangıç tarihi dava tarihidir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1096,Karar: 2010/3434,Karar Tarihi: 24.06.2010 “ Davacının faiz isteği bulunmadığı halde belirlenen katkı payı alacağına dava tarihinden itibaren faiz hükmedilmesi hatalıdır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/514,Karar: 2010/3136,Karar Tarihi: 10.06.2010 “dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığı halde, ıslah dilekçesinde belirtilen faiz isteğinin dava dilekçesinde talep edilen alacak miktarına uygulanarak karar verilmiş olması da isabetsiz bulunmaktadır.”

Katkı payı alacağında, talep var ise faizin başlangıç tarihi dava tarihidir.Ancak ıslah ile talep edilen miktar artırılmış ise ve talep varsa ıslah edilen bu miktar için faiz ıslah tarihinden başlayacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1477,Karar: 2010/3922,Karar Tarihi: 13.10.2010 “ Olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık 1.1.2002 gününden önceki döneme ilişkin katkı payı alacağı isteğine ait bulunduğuna göre, kural olarak faizin başlangıç tarihi, dava tarihi ise de, davacı 21.1.2003 tarihli dava dilekçesinde faiz talebinde bulunmamış, faize ait talebini 10.2.2006 tarihli ıslah dilekçesinde dile getirmiştir. Dava dilekçesinde harca esas değer olarak … TL gösterilmiş olup, bu …. TL için faiz talep edilmediğine ve faize ait talep tarihi 10.2.2006 olduğuna göre, hüküm altına alınan alacağın yalnızca …. TL'lik kısmı için faiz işletilebileceği ve bu faizin başlangıç tarihinin de ıslah tarihi olan 10.2.2006 tarihi olduğunun düşünülmesi gerekir. Mahkemece hükmedilen bütün alacağa işletilecek faizin 21.1.2003 olan dava gününden başlatılması doğru olmamıştır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/7146,Karar: 2010/2493,Karar Tarihi: 11.05.2010 “ Davacının alacağı <edinilmiş mallara katılma alacağı> niteliğindedir. 1.1.2002 tarihinden önceki dönem için katkı payı alacağı söz konusu olduğunda faizin başlangıç tarihi dava tarihi olmaktadır. Ancak, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönem için 4721 sayılı kanunun 239/son maddesi gereğince faiz başlangıç tarihi için davanın karar tarihi esas alınmaktadır.”

Yargıtay kararları gereği, Katkı Payı Alacağında, asıl alacak için açılan davada faize ilişkin hakkın saklı tutulmamış olması, daha sonra faiz için ayrı bir dava açılmasına engel teşkil etmez. Ancak, faiz isteğinin ayrı bir davaya konu yapılması halinde, dava tarihi itibariyle asıl alacağın ödenmemiş olması, ödenmiş ise de ihtirazı kayıt konulması şarttır. Aksi halde faiz alacağı da sona ermiş sayılır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/5761,Karar: 2010/1314,Karar Tarihi: 25.03.2010 “taraflar arasında görülen katkı payı alacağına ilişkin davanın..
Faiz, asıl alacağın bir bölümü olmayıp, asıl alacağa bağlı fer'i nitelikte bir haktır. Borçlar Kanunu'nun 113. maddesi uyarınca, asıl alacak sona erince fer'i haklar da sona ermiş sayılır. Faiz, asıl alacağa bağlı olmasına rağmen, asıl alacaktan ayrı olarak dava veya takip konusu edilebilir. Asıl alacak için açılan davada faize ilişkin hakkın saklı tutulmamış olması, daha sonra faiz için ayrı bir dava açılmasına engel teşkil etmez. Ancak, faiz isteğinin ayrı bir davaya konu yapılması halinde, dava tarihi itibariyle asıl alacağın ödenmemiş olması, ödenmiş ise de ihtirazı kayıt konulması şarttır. Aksi halde faiz alacağı da sona ermiş sayılır.
Mahkemece yapılacak iş, talep göz önünde tutularak, davanın açıldığı 14.11.2006 tarihine kadar asıl alacağın ödenip ödenmediğinin tespiti; ödenmemiş veya ödenmiş ise de davacı-alacaklı tarafından ihtirazı kayıt konulmuş olduğunun belirlenmesi halinde, talep dönemine ilişkin faiz isteğinin hesaplanarak hüküm kurulmasından ibarettir. Hatalı nitelendirme ve gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz bulunmaktadır.”

e)Katkı payı Alacağına ilişkin kararların kesinleşmeden icraya konulabileceği;

12.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4446,Karar: 2010/16975,Karar Tarihi: 29.06.2010 “ Somut olayda takibin dayanağı olan ilam katkı payı alacağına ilişkin olup, bu nevi ilamlar konu olarak 4721 sayılı kanunun aile hukuku kitabında yer alsa da, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının fer’i niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de katkı payı alacağına ilişkin ilamlar ile bu ilamların feri niteliğindeki ilam vekalet ücretinin diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür. O halde mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekir.”
12.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4445,Karar: 2010/17050,Karar Tarihi: 29.06.2010 “ Somut olayda takibin dayanağı olan ilam katkı payı alacağına ilişkin olup, bu nevi ilamlar konu olarak 4721 sayılı kanunun <Aile Hukuku> kitabında yer alsa da, taraftarın şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının fer'i niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de katkı payı alacağına ilişkin ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür.”
12.Hukuk Dairesi,Esas: 2009/23781,Karar: 2009/21947,Karar Tarihi: 28.10.2009 “HUMK'nun 443/4. maddesi gereğince <...... aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz>. Anılan maddede belirtilen hükümler, Medeni Kanunun <Kişiler Hukuku> ve <Aile Hukuku> kitaplarında yer alan konulara ilişkin tüm hükümler olmayıp, kişinin doğrudan şahsı ya da ailevi yapısı ile ilgili hukuki durumunda değişiklik yaratan ilamlar ile bu ilamların fer'i (eki) niteliğindeki hükümlerdir. (Örneğin ad, soyad, yaş tashihi, velayetin nez'i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun fer'i niteliğindeki hükümler gibi...)
Somut olayda takibin dayanağı olan ilam, Medeni Kanun’un 227 ve devamı maddelerine dayalı katkı payı alacağına ilişkin olup, bu nevi ilamlar konu olarak anılan kanunun <Aile Hukuku> kitabında yer alsa da, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının fer'i niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de katkı payı alacağına ilişkin ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür.”

g) Katkı Payı Alacağının talep edilebileceği süre;

Zamanaşımı hususunu, Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin sona erme hallerine göre, değerlendirmek gerekmektedir.

aa) Evliliğin iptal ve boşanma nedeniyle sona ermesi halinde, Katkı Payı Alacağında zamanaşımı

Mal ayrılığı rejimi döneminden doğan katkı payı alacağının ne zamana kadar istenebileceği konusunda uzun süre bir fikir birliğine varılamamış olup, farklı Yargıtay Kararları da çıkmıştır.
Hukuk Genel Kurulunun,Esas: 2010/8-231,Karar: 2010/255,Karar Tarihi: 05.05.2010, kararı ile bu konu değerlendirilmiş ve katkı payı davalarının eşler arasında evlilik birliği devam ettikçe zamanaşımına uğramayacağı, eşler arasında boşanma davası gündeme geldiğinde ise, boşanma ile ilgili hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içerisinde açılabileceğine karar verilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2010/8-231,Karar: 2010/255,Karar Tarihi: 05.05.2010 “ Taraflar 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, 24.9.2002 tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, hüküm ise 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Davalı (kadın) adına tapuda tescili yapılan ve ortak hayatın devam ettiği dönemde (02.03.2000 tarihinde), satın alınan taşınmaza katkı sağlandığı ileri sürüldüğüne göre, iddia olunan hak, katkı payı alacağıdır. Bu alacak, eşler arasında B.K.'nun genel hükümlerine tabi akdi ilişkiye dayanır. Bu akdi ilişki nedeniyle, on senelik dava zamanaşımı süresine tabidir. Katkı payı alacağı bakımından, katkı sağlandığı ileri sürülen taşınmazın satın alındığı 02.03.2000 tarihi ile boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihi arasında, yani evlilik süresince on yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır. Boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihinden itibaren on senelik zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağına göre, eldeki davanın ise 06.11.2006 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, katkı payına ilişkin alacak davasının yasal süresinde açıldığının kabulü gerekir. Özel Dairenin davacının katkı payı alacağına ilişkin davasının bir senelik zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece <davanın on yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu> şeklindeki gerekçe ile direnilmesi yerindedir.”

Buna göre, son içtihatlar gereğince, mal ayrılığı rejiminden doğan katkı payı alacağı davalarının, eşler arasındaki boşanma ile ilgili hükmün kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içerisinde açılması gerekmektedir.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2012/558,Karar: 2012/1180,Karar Tarihi: 27.02.2012 “ Dava, katkı payı alacağı davası niteliğinde olup taraflar arasındaki uyuşmazlığın Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu durumda, bir yıllık dava zamanaşımına ilişkin düzenlemenin eldeki dava bakımından uygulanamayacağı açıktır. Borçlar Kanununun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngördüğü on yıllık zamanaşımı süresini öngören düzenlemenin uygulanması gerektiği hususunda duraksama bulunmadığına göre, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/802,Karar: 2010/3138,Karar Tarihi: 10.06.2010 “Olayda on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Diğer yandan nikah (evlilik) devam ettiği sürece eşler arasında zamanaşımı işlemediğinden zamanaşımının başlangıcı; boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmelidir. Bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar on yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir. Öyle ise mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde tüm taraf delillerinin toplanması ve uyuşmazlığın esası bakımından karar verilmesi gerekir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1855,Karar: 2010/3896,Karar Tarihi: 13.07.2010 “ Eşler arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazın edinildiğinin ileri sürüldüğü tarihe göre, eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan, uyuşmazlık, Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta, başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava için öngörülen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği açıktır.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/6982,Karar: 2012/130,Karar Tarihi: 17.01.2012 “Mahkemece, davanın eski eş tarafından açılabileceği, mirasçı durumundaki davacıların dava açmakta aktif dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesi ile red kararı verilmiş ise de, E. ile davalı H. arasındaki mal rejimi boşanma ile sona ermiş olup E.'ın, ölümü halinde ise mirasçılarının boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık sürede katkı payı alacağı davası açma hakları bulunmaktadır. Bu alacak H. E.'ın ölümü ile mirasçılarına geçer. Davacıların, E.'ın mirasçıları olması sebebiyle aktif dava açma ehliyetlerinin bulunduğu ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararlarının olduğu göz önünde bulundurularak taraf delillerinin toplanması ve sonucuna göre işin esası ile ilgili bir hüküm kurulması gerekirken davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır. “
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1855,Karar: 2010/3896,Karar Tarihi: 13.07.2010 “Eşler arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu taşınmazın edinildiğinin ileri sürüldüğü tarihe göre, eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerli olduğundan, uyuşmazlık, Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta, başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava için öngörülen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği açıktır.”

bbb) Yabacı Mahkeme Kararı ile boşanmada, Katkı Payı Alacağında zamanaşımı

Yargıtay içtihatları gereği; Yabacı Mahkeme Kararı ile boşanmada, kararın tanınması veya tenfizi ile kesin hüküm etkisini doğurması şartı ile, Katkı Payı Alacağında zamanaşımı süresi yabancı mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşme tarihinde başlayacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/1855,Karar: 2010/3896,Karar Tarihi: 13.07.2010 “Dava, 743 sayılı TMK.’nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mala yapılan katkı payı alacağına ilişkindir.
TMK.’nun 225/2. maddesi hükmü yabancı mahkeme boşanma kararlarının tanıma ve tenfizinde de uygulanır. Bir yabancı mahkeme kararının tanınması ile o yabancı mahkeme kararının hukuki sonuçları, özellikle kesin hüküm etkisi Türk hukuku açısından da geçerli hale gelmiş olur. 12.12.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 59. maddesinde ".....Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği...." Hükme bağlanmıştır. Buna göre, zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak yabancı mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşme tarihinin esas alınmasında herhangi bir isabetsizlik yoktur.”

cc) Evliliğin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde, Katkı Payı Alacağında zamanaşımı

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/2285,Karar: 2010/4122,Karar Tarihi: 20.09.2010 “Tarafların miras bırakanı Z. ile davalı A. 09.09.1980 tarihinde evlenmiş, Z.'nın 03.10.2007 tarihinde ölümüyle mal rejimi sona ermiştir. (TMK'nun 225/1. madde) Miras bırakan Z.'nın ölümü üzerine geriye mirasçı olarak taraflar kalmıştır…
Olayda; 743 sayılı TKM'nin 5. maddesi yoluyla BK'nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Mahkemece, tarafların miras bırakanı Z.'nın ölmesi nedeniyle davalı ile arasındaki evliliğin ve mal rejiminin sona erdiği 03.10.2007 tarihinden eldeki davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği dikkate alınarak işin esasıyla ilgili deliller toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken 1 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.


dd) Katkı Payı Alacağında zamanaşımı itirazı

Katkı Payı Alacağı davaları zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılmış veya zamanaşımı süresi geçtikten sonra ıslah edilmiş ise, süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunulması söz konusu olabilecektir.

Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2010/8-231,Karar: 2010/255,Karar Tarihi: 05.05.2010 “Taraflar arasındaki <katkı payı alacağı> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;
(TMK’nun 178. maddesinde, <evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.> hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, boşanma kararı 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiş görülmekte olan dava ise bir yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra 6.11.2006 tarihinde açılmıştır. Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa ilişkin kabul kararının verilmesi doğru görülmemiştir...)gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Taraflar 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, 24.9.2002 tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, hüküm ise 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Davalı (kadın) adına tapuda tescili yapılan ve ortak hayatın devam ettiği dönemde (02.03.2000 tarihinde), satın alınan taşınmaza katkı sağlandığı ileri sürüldüğüne göre, iddia olunan hak, katkı payı alacağıdır. Bu alacak, eşler arasında B.K.'nun genel hükümlerine tabi akdi ilişkiye dayanır. Bu akdi ilişki nedeniyle, on senelik dava zamanaşımı süresine tabidir. Katkı payı alacağı bakımından, katkı sağlandığı ileri sürülen taşınmazın satın alındığı 02.03.2000 tarihi ile boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihi arasında, yani evlilik süresince on yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır. Boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihinden itibaren on senelik zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağına göre, eldeki davanın ise 06.11.2006 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, katkı payına ilişkin alacak davasının yasal süresinde açıldığının kabulü gerekir. Özel Dairenin davacının katkı payı alacağına ilişkin davasının bir senelik zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece <davanın on yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu> şeklindeki gerekçe ile direnilmesi yerindedir.”
8.Hukuk Dairesi,Esas: 2010/4114,Karar: 2011/2038,Karar Tarihi: 11.04.2011 “Davacılar Z. ve arkadaşları vekili, davalıların miras bırakanı M. ile vekil edenlerinin miras bırakanı N.'ın evli iken iki çocukları ile birlikte 26.04.2003 tarihinde karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu öldüklerini, ölüm saatleri belirlenemediğinden aynı anda öldükleri varsayılarak birlikte ölüm karinesi sonuçlarına göre veraset ilamının alındığını, evlilik birliği içerisinde edinilerek davalıların murisi eşlerden M. adına kaydedilen 1812 ada 88 parselde kayıtlı A2 blok zemin kattaki 4 nolu daire, 310 ada 17 parselde kayıtlı 1. kat 5 nolu daire ve M... Evleri B... Konut Yapı Kooperatifindeki taşınmazların edinilmesinde vekil edenlerinin murisleri Nigar'ın daha fazla katkısının bulunduğunu en azından yarı oranda hakkı olduğunu, bu nedenle, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1000 TL katılma alacağı ile bu hakların kullanılamaması nedeniyle mahrum kalınan 500 TL maddi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, ………… davanın ölüm tarihinden itibaren 1 yıllık dava zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, murislerinin gelirleri ile edinilen mallar olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece ölümün gerçekleştiği 27.04.2003 tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği dikkate alınarak işin esasıyla ilgili olarak dava konusu her üç taşınmaz bakımından deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 1 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.”

h) Katkı Payı Alacağı davalarında Islah,

Katkı Payı Alacağı davalarında fazlaya dair hakların saklı tutulması halinde, dava değerinin ıslahı söz konusu olabilecektir.
Ancak bu durumda ıslah edilen kısım için faiz ıslah tarihinden başlayacaktır.

8.Hukuk Dairesi,Esas: 2011/5886,Karar: 2011/6964,Karar Tarihi: 13.12.2011 “ Eşler arasındaki mal rejimi Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu bağımsız mesken davalı adına satın alınmış olup, alım tarihi itibarıyla taraflar arasında mal ayrılığı rejimi geçerlidir. Davacının isteği, katkı payı alacağına yöneliktir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; taraf gelirleri, kişisel harcamalar ve erkeğin Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesinde yazılı yükümlülüğü gözetilerek erkeğin tasarruf oranının yüzde kırk, kadının ise yüzde yetmiş olarak dikkate alınması, bu oranlara göre bulunacak davacının katkı oranı ile meskenin dava tarihindeki sürüm değeri olan ... TL ile çarpılarak katkı payı alacağını belirlemek, kazanılmış haklar ile davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu da dikkate almak olmalıdır. Ayrıca faiz bakımından şimdiki gibi dava tarihi ve ıslah tarihlerinin dikkate alınması gerekir. Açıklanan nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.”

ı) Katkı Payı Alacağı davaları, kamu düzenine ilişkin olmayıp, taraflarca hazırlama ilkesi geçerlidir.

Hukuk Genel Kurulu,Esas: 2010/2-476,Karar: 2010/504,Karar Tarihi: 13.10.2010 “Dava, değer artış payı alacağı istemine ilişkindir.
Çekişmeli yargıda taraflarca hazırlama prensibi geçerli olup, hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Hâkim, talepte bulunan tarafların iddia ettiği olaylar ve ileri sürdüğü delillerle yetinmek zorundadır. Kendiliğinden araştırma yetkisine ve yükümlülüğüne sahip değildir.”
Somut olay incelendiğinde; eldeki dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 227. maddesine dayalı değer artış payı alacağı istemiyle açılmış, çekişmeli yargıya ilişkin bir davadır. Kamu düzenini ilgilendiren bir olgunun varlığından söz edilmesi imkanı bulunmamaktadır.
O halde, kamu düzenine ilişkin olmayan ve dolayısı ile hâkimin kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurması gerekmeyen temyize konu dava, taraf iradelerinin hukuki sonuç doğurabileceği niteliktedir.”

i)Katkı Payı Alacağının, Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağı ile karşılaştırılması;

*Yukarıda da belirtildiği gibi Katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ile karıştırılabilmekte olup,
Katkı Payı Alacağı, eşler arasındaki Mal Ayrılığı rejimi döneminden doğan, bu mal ayrılığı rejimi döneminde, bir eşin diğer eşin mal edinimine, iyileştirilmesine ve korunmasına, aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi desteği/ maddi katkısı nedeniyle ( 743 sayılı MK da doğrudan açık bir düzenleme olmamakla) Borçlar Kanunu genel hükümleri gereği doğan bir alacak iken,
Değer Artış payı alacağı Edinilmiş Mallara katılma rejiminden doğan, bu katılma rejimi döneminde, bir eşin diğer eşin mal edinimine, iyileştirilmesine ve korunmasına, aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi desteği/ maddi katkısı nedeniyle 4721 sayılı TMK md 227 hükümleri gereği doğan bir alacaktır.

* Değer Artış Payı Alacağında “Katkı yapılan malda tasfiye sırasında bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır ve böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.Ayrıca eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.”

Katkı Payı Alacağında ise bu hükümler uygulanmaz.

*Katkı Payı alacağı ile Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağının farklı olduğu diğer hususlar;

- Katılma Alacağı ve Değer Artış payı alacağında, talep var ise, tasfiye anından itibaren faiz işleyecek iken,
Katkı payı alacağında, talep var ise, faizin başlangıç tarihi dava tarihidir.

-Katılma Alacağı ve Değer Artış payı alacağında, dava konusu malın tasfiye anı değeri dikkate alınmakta iken,
Katkı payı alacağında, dava konusu malın dava tarihi değeri dikkate alınmaktadır.

-Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında, eşler arasında alacaklar karşılıklı olarak takas edilebilecek iken,
Katkı payı Alacağı için, kanunda bu konuda düzenleme olmadığı için, katkı payı alacağı eşler arasında takasa konu edilmeyecektir.

-Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı Alacağında, borçlu eşin seçimlik hakları mevcut iken,
Katkı payı Alacağı için, kanunda bu konuda düzenleme olmadığı için, borçlu eşin bu hakkı mevcut değildir.

-Katılma Alacağı ve Değer Artış payı alacağında, zamanaşımı süreleri son Yargıtay İçtihatları gereğince;
Mal rejiminin boşanma veya iptal ile sona ermesi durumunda, kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl, ölüm ile mal rejiminin sona ermesi durumunda ise ölüm tarihinden itibaren 10 yıl iken,
Katkı payı alacağında, Mal rejiminin boşanma veya iptal ile sona ermesi durumunda kararın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl, ölüm ile mal rejiminin sona ermesi durumunda da ölüm tarihinden itibaren 10 yıl dır.



YARARLANILAN KAYNAKLAR
http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem21/yil01/ss723m-2.htm
Suat Sarı- Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, 2007 baskı,sf 224,225
Zafer Zeytin-Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi 2005 Basım-sf 192
Sinerji Mevzuat ve İçtihat programı
Corpus Mevzuat ve İçtihat programı
Kazancı Mevzuat ve İçtihat programı
Yargıtay Kararları
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Sona Ermesi, Mal Rejiminin Tasfiyesi, İstenebilecek Alacaklar, Belirlenmesi Ve Hesabı (Yargıtay Kararları İle)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ünzile Küçüköner'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
10-10-2012 - 13:17
(750 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 5 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 5 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
22421
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 dakika 10 saniye önce.
* Ortalama Günde 29,89 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 340687, Kelime Sayısı : 53673, Boyut : 332,70 Kb.
* 13 kez yazdırıldı.
* 1 kez arkadaşa gönderildi.
* 14 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1524
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,38678002 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.