Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale 12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi İle Hayırcı Ve Onları Karşılaştıran Mantık: -Sokratik Diyaloglar-Iı Veya İkinci Tetralog

Yazan : Dr.Öykü Didem Aydın [Yazarla İletişim]
Yrd.Doç.Dr.

Makale Özeti
Özet metin için lütfen aşağıdaki bağlantıyı ziyaret ediniz: <http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-boykotcu-ve-onlari-karsilastiran-mantik.html>
Yazarın Notu
Bu yazının ve bundan önceki bölümün toplu özetini <http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-boykotcu-ve-onlari-karsilastiran-mantik.html> bağlantısında okuyabilirsiniz.

12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi ile Hayırcı ve Onları Karşılaştıran Mantık:

-Sokratik Diyaloglar-II veya İkinci Tetralog

Yazan: Öykü Didem Aydın

Edebiyat ve Hukuk Sitesi’nde Yayınlanmıştır: <http://www.edebiyatvehukuk.org/12-eylul-2010-halkoyuna-dogru-evetci-hayirci-ve-boykotcu-ile-onlari-karsilastiran-mantik-sokratik-diyaloglar-ii.html>

[Akademia: Birinci kısımdan devam ediyoruz... Aşağıdaki metin,  12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak halkoylamasına dair görüşleri  ve tercihleri ortaya koyuyor. Sokratik diyaloglarda, daha doğru bir ifade ile tetralogda Akademia, Politea, Evetçi ve Hayırcı ile Boykotçu, madde madde anayasa değişikliklerini tartışıyor.  Akademia, daha çok  moderatör konumunda olduğu için çatı tam bir tetralog planında kalıyor sanıyoruz. Hikayenin öncesi ve bundan önce gelen diyaloglar için bağlantı: <bağlantı>]

Altıncı Bölüm: Öncesi ve Sonrası ileDeğişikliklere Dair

Akademia: Evet isterseniz şimdi gelelim anayasa değişikliklerini daha somut olarak tartışmaya. Politea, istediğiniz zaman müdahale edebilir, araya girebilirsiniz. Bu bölümde madde madde değişikliklere gireceğiz. Metinde, Politea, Evetçi ve Hayırcının konulara yaklaşımları olacak. Ayrıca aşağıda anayasa değişikliğinin genel gerekçesi ve konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararı var. Kararı, ilgili maddelere işledim. Hayırcı, siz başlayın isterseniz.

Politea: Hemen araya girdi demezseniz, usul hakkında bir önerim olacak.

Akademia: Tabii, buyrun.

Politea: Baştan başlayarak madde madde gidelim derim.

Akademia: Olur mu?

Evetçi: Olur.

Hayırcı: Olur.

Akademia: Şu halde değişikliklerin ilk maddesinden başlıyorum…Bir dakika! Siz de kimsiniz? Nereden çıktınız?

Boykotçu:  Ben boykotçuyum!

Akademia: Boykotçu mu?

Boykotçu:  Aynen öyle, boykotçu. Beni de tartışmaya katmalısınız.

Akademia: Fakat. Hımm. Ne dersiniz dostlar, kendisine boykotçu diyen bu kimseyi de aramıza alalım mı?

Evetçi: Demokrasi kültürü gelişmemiş birini neden aramıza alacakmışız? Demokrasi, katılım demektir, siyasal toplumun karar alma sürecine katılmayı reddediyor.

Boykotçu: Katılımı reddetmiyoruz. Sınırlı katılımı reddediyoruz. Ayrıca aramızdan bazıları oy vermeye gitmeyecek belki ama bazıları da gidip geçersiz oy kullanacak.

Hayırcı: Benim için farketmez. Belki söyleyecekleri vardır, onu da dinlemeli.

Evetçi: Böyle bir tuhaflık görmedim.

Akademia: Ne dersiniz Politea?

Politea: Bu kimse ilgisiz değil, boykot ediyor, o da bir tavır. Bence buyursun konuşsun. Referanduma katılmayabilir veya katılıp geçersiz oy kullanabilir ama bizim görüşmemize katılabilir.

Evetçi: Ne konuşacaksa! Boykot ettiğine göre, maddeler üzerinde ne söyleyebilir!

Akademia: Her durumda çoğunluk, Boykotçuyu da dinlemek ister, Evetçi. Dilerseniz maddelere geçelim.

Politea: Önerim şu benim, dilerseniz önce boykotçunun neden boykot etmek istediğini öğrenelim.

Akademia: Tamam. Ey boykotçu, anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasını neden boykot ediyorsun?

Boykotçu: Ben 12 Eylül Anayasasının değiştirilmesini istiyorum ama tümden değiştirilmesini istiyorum, bu bir. Ayrıca bu pakette demokrasi adına kazanımlar pek sınırlı. Ayrıca ben halkçıyım. Yani durup dururken özgürlükleri genişletmek kisvesi altında yürütme organının güçlendirilmesi hoşuma gitmez. Bu da iki. Yürütme organını, yani mesela cumhurbaşkanını güçlendirmek, denetimsiz ama hızlı karar almak isteyenlerin işine gelir. Kimdir onlar? Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinlercilerdir, bu da üç. Ama hayır da diyemem. 12 Eylül Anayasası, bir darbe anayasasıdır. Ona her ne surette olursa olsun, onay veremem. Hayır diyemem. Sonra evet, vesayet rejimi diye bir şey var. Ben bunun kalkmasını isterim. İsterim ama bunun yürütme organı lehine değil, halk lehine kalkmasını isterim. Bugün seçim barajları var, üstüne üstlük meclis  çoğunlukları parti liderlerinin ya da merkezi yönetimlerinin sultası altında.  Bu hal ortadan kalkmadan yürütme organını güçlendirecek değişiklikler yapmak kabul edilemez ki bu değişiklikler, zaten demokratikleşme makyajı altında güçlü ama denetimsiz idare kervanını devam ettirmek için yapıldı.

Akademia: İyi de boykotçu, cumhurbaşkanını halk seçecek. Yani halkın seçtiği bir cumhurbaşkanının bazı mercilere üye ataması yolundaki yetkilerini arttırmakta ne sakınca olabilir?

Boykotçu: Meclisle cumhurbaşkanı aynı partidense ve yargı erki üzerinde de çok etkililerse artık denetimsiz at oynatabilirler diyorum. Ben  kurucu meselelerle ilgili olarak parlamentarizm değil  (ki burada parlamentarizm bile lüks sayılıyor artık, iş düpedüz ministerializme evriliyor) anayasacılık taraftarıyım.

Akademia: Bu anayasa değişikliği ile ilgili olarak kastettiğiniz kurucu meseleler ne?

Boykotçu: Temsilci, temsil ilişkilerini değiştiriyor, yani diğer organlarla ilişkilerine dokunuyor. Bu, asilin yapacağı bir iştir, vekilin değil. Yani anayasayı halk yapmalı, halkın bu iş için seçtiği kurucu meclisler yapmalı. Bunlar gelecek seçimlerde yeniden seçilme kaygısı olmadan anayasa yapmalı. Öte yandan hayırda da hayır yok gibi. Olası bir hayır da, ülkede çok uzun bir süre yeni anayasa yapılması girişimlerini engelleyebilir. Ama yine de yeni anayasa yapılması yolundaki talepleri öldüremez. Yani evetçi şunu istiyor: ‘biz acil olan bazı sıkıntıları dindirdiğimiz izlenimi verelim, yani tam çözüm getirmeyelim, sadece kendimiz için önemli olan acil meselelere eğilelim. Hayırcı diyor ki, rahatsızlık yoktur, metin sağlamdır. Ben de diyorum ki hem acil sıkıntıları dindirelim, hem de sorunun tam çözümüne girişelim.

Hayırcı: Metin sağlamdır demedik doğrusu. Biz de sizin gibi anayasa tümden değişsin diyoruz.

Evetçi: Nereden çıkardınız izlenim vermek istendiğini. Ben evet diyorsam bu anayasaya çözüm yolunda önemli bir adım atmak için diyorum. Ya hep ya hiç diyecek değiliz. 1982 Anayasasını halk mı yaptı ki tümüyle halk değiştirsin diye tutturalım. Şu anda elden gelen, hiç olmazsa halkın temsilcilerinin yaptığı kapsamlı bir anayasal reform.

Boykotçu: Sizin yönteminiz sıkıntıları gidermiyor. Sıkıntı istiyorsanız bir tanesini söyleyeyim: Seçim barajı. Demokratikleşmeye buradan başlayın. Bir tane daha söyleyeyim, Kürt halkının durumu. Ülkede süren kirli savaşın nasıl durdurulacağı. Nasıl barışa erileceği.  Demokratikleşmeye buradan da başlayabilirsiniz. Daha çok sayabilirim. Ayrıca sonradan doğru dürüst bir anayasa yapılacağını nereden bileceğim ben? Bu paket geçerse ikinci adım olarak akılda nelerin olduğunu biliyor musunuz? Yok bilmiyorsunuz. İşe, kendinizi güçlendirmekle başladınız. Nereye karşı güçlendirmekle başladınız? Yüksek yargıya. Niye? Vesayetçi. Anladık vesayetçi, hem de çok ama sizin potansiyel politikanızı gerçekleştirmek üzere yapacağınız yasaların içeriklerinin hukuksal olarak denetimsiz olması daha mı iyi? Bu yılın geçen Mart ayında, referandum yasasını değiştirerek halkın düşünme süresini 120 günden 60 güne indirmiştiniz, hatırlarsınız. Yani siz o yasayı yapmasaydınız, bugün halkoylaması için düşünme süremiz daha fazla olacaktı. Bu mu demokrasi? Halka paketi inceleme zamanı dahi vermediniz.

Evetçi: Siz, siz deyip durmayın. Bu anayasa değişikliklerini ben hazırlamadım. Bir yurttaşım sadece ve onların içeriklerini uygun buluyorum. Ayrıca karıştırıyorsunuz.

Boykotçu: Neyi karıştırıyormuşum?

Evetçi: Referandum süresi 60 gün olacaktı ama biliyorsunuz Yüksek Seçim Kurulu, bence hukuka aykırı bir kararla 120 gün olacak dedi zaten. Referandumu seçim yasası olarak kabul edip bu değişiklikliklerin bu referanduma uygulanmasını engelledi.

Boykotçu: İyi yapmış! Size kalsa durumu beş on günde istediğiniz sonuca ulaştırmak için elinizden ne gelirse yapardınız!

Boykotçu: Siz, siz derken, desteklediğiniz tavrı anlatmaya çalışıyorum.

Evetçi: ”İdeali bulamazsam eğer, o zaman daha azına razı olurum” anlayışında bir erdem görmüyor musunuz?

Boykotçu: Görmüyorum. Burada ekmek ya da kömür dağıtmıyorsunuz. Bir anayasa yapıyorsunuz. Gereken zamanı ve emeği verirseniz, ideal olmasa da toplumun geniş kesimlerini temsil eden çoğunlukları uzlaştırabilecek modeller bulabilirdiniz.

Evetçi: Allah aşkına ‘’siz siz” deyip durmayın. Ben oy verecek bir yurttaşım. Bu politikanın ya da anayasa değişikliğinin mimarı ben değilim.

Boykotçu: Neyse işte. Bir kere şunu da aklınıza sokun. Bu boyuttaki kısmi anayasa değişikliği çabalarının yarattığı fırtına öyle ya da böyle dindiğinde yeni bir fırtına koparmak istemeyebilirler.

Akademia: Şimdi de onlar demeye başladınız.

Boykotçu: Tanrı aşkına siz diyemiyorum, onlar diyemiyorum, ne diyeceğim ben?! Bu değişikliklerin öznesi kimse onlardan bahsetmek istiyorum o kadar!

Akademia: Hayır yanlış anlattım kendimi, sadece espri yapmak istemiştim.

Evetçi: Fırtına dindiğinde yeni anayasa tartışmaları diner mi? Siz diner diyorsunuz, ben tam aksine daha da canlanır ve daha da kapsamlı bir ek reform yapılabilir diyorum.

Boykotçu: Yani 12 Eylül Anayasasını tamir etmekle yetinilmek isteniyor. Oysa bu tür baştan kara işler tamir edilemez.

Evetçi: Ne alakası var! Bir reform, sonra bir reform daha ve en sonunda toptan ve tam demokratik bir anayasa yapılabilir.  Kapıyı açmak zorundayız.

Boykotçu: Toplumda bu yolda bir irade var iken ve tartışmalar zaten yapılıyorken daha kapsamlı bir reformla yeni demokratik anayasa yapılabilirdi. Şimdi bir dizi küçük fırtınalarla yeni yeni reformcuklar yapılabilir belki. Ama nereye kadar? Bu gücü koruyamayabilirler. Bu reform anayasalaşır ve 12 Eylül Anayasası, bir,  tırnak içinde demokratik yama daha alır, o kadarla kalır iş.  Sonra ver elini nükleer santral, ver elini al gülüm ver gülüm…

Evetçi: Tövbe estafirullah! Halkın seçtiği çoğunluklar, nükleer santral yapılmasına karar vermişse buna ne itirazımız olabilir?! Siz mi karar vereceksiniz memlekete hangi yatırım yapılacak diye , yoksa seçilmiş temsilcilerimiz mi?

Boykotçu: Olabilir ama her idari işlem yargı denetimine tabidir biliyorsunuz, örnek olarak ele aldığımız mesele gibi meselelerde işin içine bir takım hakların korunması, hukuk filan da girer. Ama bakın ne yapıyorlar bu değişiklikle, hukukun, yürütmenin uzun eli olmasını sağlamayı amaçlıyorlar…

Evetçi: Yargı da yerindelik denetimi yapamaz ama; idareyi kıpırdatmamazlık edemez.

Hayırcı: Bak şu kıpırdayamayana. Look who can’t move! Bir de kıpırdasa yer yerinden, eksen ekseninden oynayacak!

Politea: Boykotçu, size göre anayasa değişikliklerinin içeriği, onu yapanların kim olduğundan daha önemli değil, öyle mi?

Boykotçu: Aptal değilseniz sevgili bayan Politea ki siz koskoca anayasasınız, hangi halklarca, hangi içeriklerle nasıl çağlardan çağa süzüldüğünüzü bilirsiniz, içinize işlenen dokuyu ören elin önemini bilirsiniz, o zaman şunu da bilirsiniz ki anayasanın içeriği, onu yapanın o içerikten beklentilerine  ve o içeriği nasıl işlettiğine göre değişir. O kadar temel hak yazılı şu 82 Anayasasında ama memleketin temel haklar meselesi çözüldü mü? Hayır! Çünkü 82 Anayasasını yapanlar, öyle bir metin oluşturmuşlar ki  merkeze koyduklarının dışından gelenlere,  ‘çevre’den, periferiden gelenlere imkan vermek istememişler. ”Anayasayı yapan kimdir” sorusu çok önemlidir. Anayasayı halk ve halkın gerçek temsilcileri yapmışsa amenna. Ama burada durum öyle değil. Burada anayasa değişikliklerinin amacı, içeriği tartışmalı bir dizi neoliberal ve denetimsiz politikaya hukuksal geçit vermek.

Hayırcı: Öyle ise hayır deyin canım siz de.

Boykotçu: Bunu yapamam. Bu da 12 Eylül’ün ruhunu kabul ettiğim anlamına gelir. Bu, örneğin yüksek yargının ya da ordunun da politikaya karıştığını, dedim ya dünyanın merkezi olarak kabul ettikleri ideolojiden başkasına hayat hakkı vermediklerini görmezden gelmek demektir. Oysa yargı, tarafsız olmalı, gerçi aramızda yargının tarafsızlığının bir mitos olduğunu ve tarafsızlık vb. kavramların burjuva ideolojisinin araçları olduğunu savunanlar var ya neyse, hiç olmazsa yargı, kimseye gebe olmamalı; askerin de politikayla işi olmamalı. Siz ise bunu kabul etmiyorsunuz. Kimlerle beraber dansettiğim de önemlidir. Bu çok unsurlu bir süreç, kirlenmeden, sonunda pişman olmadan işin içinden çıkmak istiyorum. Çünkü önüme konan tercih, gerçek anlamda bir tercih olmayacak. Bana bir oyun oyna deniyor. Oyun, benim oyunu değil ki niye oynayayım? Sofranızda niye meze olayım?! Sizinle de aynı oyu veremem. Demokrasiye saygınız yok sizin.

Hayırcı: Aman sizin çok var. Baksanıza oy bile kullanmıyorsunuz!

Evetçi: Hem askerin siyasetle işi olmamalı deyip hem de referandumu boykot etmeyi anlamıyorum. Anayasa değişikliklerinde en üst düzey ordu mensuplarının suç işlemişlerse nerede yargılanacağını gösteren maddeler var artık. Yüksek Askeri Şura kararları yargı denetimine açılıyor. Ayrıca 12 Eylül cuntacılarının tasarruflarına karşı yargı yoluna gitme konusu hiç olmazsa tartışılabilir hale geliyor. Düşünün 12 Eylül Anayasası öyle bir anayasa ki, üst düzey askerlerin suç işleyeceğini bile kabul edememiş, onların nerede yargılanacağını göstermemiş.

Hayırcı: Ne demek göstermemiş? Göstermemişse göstermemiş… Şimdi ne olmuş? Tutulmuş Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar, denilip Anayasa Mahkemesi’ne havale edilmiş, Anayasa Mahkemesi de nasılsa iktidara havale edilecek. Sistem kapalı devresi oluşturulmuş…

Boykotçu: Evetçinin katıldığı anlayış, kendisinin üstüne vazife olmaması gereken, kendine düşmeyen bir iş yapıyor, temsil ve temsilin denetimi zeminiyle oynuyor; Hayırcının anlayışı ise statükoyu sürdürmek, asker sivil bürokratik vesayetçi bir idare anlayışı. İkisine de red!

Evetçi: Sıkıldım ama artık, paketin maddelerine geçelim. Belli ki Boykotçunun hem benimle hem de Hayırcı ile çözemediği meseleleri var.

Boykotçu: Evet. Halkın ve halkların hem Evetçi ile hem de Hayırcı ile çözemediği meseleleri var. Halk, kurucu meselelerde söz sahibi olmak ister. Olmak istemeyi ister. Ama fırsat vermezsiniz. İkiniz de onun adına en yetkili sayarsınız kendinizi. Vekil, asilmiş gibi davranıp vekalet zeminini değiştiremez. Aynı şekilde bir parlamento, diğer erklerle ilişkilerinin düzenlenmesini halkın doğrudan seçeceği kurucu meclislere bırakmalıdır. Bugün dünyada pek çok anayasal sistemde parlamentonun seçim kanununu yapması bile doğru sayılmıyor. Halk, sırf o iş için kurucu meclisler seçiyor.  Soğuk savaşın sonunda, doğru yolu bulduğuna inandığım bazı Latin Amerikalı halklar yaptılar bu işi…  200 yıl önce Birleşik Amerikalılar da yapmışlardı… Önce karar vereceksiniz. Sınırsız parlamenter egemenlik mi? Yani İngiliz Westminster ‘ı mı? Halk egemenliği mi? İkincisini seçenler, parlamentoların anayasa yapmasına, hele hele kendi temsil zeminlerini, temsil yetkilerini ve devletin yasama, yürütme, yargı kuvvetleri arasındaki ilişkileri değiştirmesine sıcak bakmaz. Düşünün, sizce bir yasama organı tutup seçimleri dört yılda bir düzenlemek yerine on yılda bir düzenlemeye karar verebilir mi? Bence hayır. Bu, halkın bu düzenleme işi için seçeceği kurucu meclislerin, anayasa koyucu meclislerin işi olmalı. Sıradan parlamentoların değil.

Evetçi: İyi de o zaman yaşayan anayasa gereği, yani toplumdaki değişim ve dönüşüme kulak verme işi olağanüstü bir hal almaz mı? Kurucu meclis tantanalı bir iştir, halk seçer kurulur, anladık tamam ama böyle meclislerin  içinden ne çıkacağı belli mi olur?!

Boykotçu: Siz sanıyorsunuz ki kurucu meclis olağanüstü bir hal. Hiç de değil! O yüzden örneğin ABD eyalet anayasalarının pek çoğunda her on ya da onbeş yılda bir halka çok önemli bir soru sorulması öngörülmüştür, ”yeni bir anayasa yapmak istiyor musunuz” sorusudur bu. Halk evet derse, bu iş için özel meclisler seçerler. Nüfus artışlarını seçim çevrelerine yansıtma işinde bile uygulanır bu. Çünkü bilinir ki bir parlamento çoğunluğu bu işi yaparsa, kendisini yeniden seçtirme imkanını sağlamayı gözönünde tutarak yapar.

Hayırcı: Ben ortada bir kurucu meclis hareketi görmüyorum. Demek ki halk cumhuriyetin kurumlarına güveniyor!

Evetçi: Ben de ortada bir kurucu meclis hareketi görmüyorum. Demek ki halk, seçilmiş temsilcilerine güveniyor!

Politea: Sorun nerede biliyor musunuz?

Akademia: Nerede Politea?

Politea: Sorun söz konusu ülkede liberal parlamenter demokrasinin bile, hatta pek biçimsel, seçim demokrasisinin bile henüz tam anlamıyla işlerliğe konulamamış olmasında. Sistem dışından müdahaleler var. Bunların adına vesayet kurumları deniyor.  Öyle olunca, halkın demokratik bilgilenme, katılım ve temsil sorunlarının sorunsallaştırılması aşamasına gelinememiş. Sanırım Boykotçu, önce bunların sorunsallaştırılmasını istiyor. Ama Evetçi de istiyor ki halkı vasilerinden sakınalım, önce doğru dürüst bir parlamenter egemenlik kuralım…Oysa Boykotçu diyor ki önce halkı hepsinden birden, hem vasilerinden hem temsilcilerinden doğru dürüst sakınalım. Çünkü eğer anayasa değişikliklerini anayasalaştırmak isteyenlerin hareket alanını denetimsiz açarsak bunun halkın yararına olup olmayacağı şüpheli olabilir diyor. Bir nevi, “oğlan kızı kötü adamdan kurtarır, ya sonra?” meselesi!

Boykotçu: Burada affediniz Politea, itiraz etmek zorundayım. Parlamentarizm değil ministerializm, yürütmecilik, partizan egemenliği kuralım diyorlar!

Politea: Görüşünüzü not ettim… Fakat aslında mesele şu: Halkı temsilcilerinden sakınma işine gelmeden önce halkı vasilerinden sakınma işini halledelim diyor Evetçi.

Boykotçu: O, iyi niyetli, olacakların farkında olmayan Evetçinin yaklaşımı. Bir de kötü niyetli Evetçi var. Asıl Evetçi bu ikincisi.

Evetçi: Memleket için iyisini istediğine inanan, büyük ve kuvvetli bir memleket hayal eden ve buna muvaffak olabilecek bir kesimin, kendi idaresini güçlü kılmak istemesinden daha doğal ne olabilir? Bu bir kötü niyet olabilir mi?

Boykotçu: Sorun şu ki kendinizi devin boy aynasında görmeniz hoşumuza gitmiyor! Ayrıca durum, ”memleket” veya ”millet” kavramından ne anladığınıza göre değişir. ”Çek defterlerinizse” mesela memleket, tamam…

Evetçi: Ne biçim konuşuyorsunuz? Bizim için millet bir yapma hakikat değildir. Uyduruk bir şey değildir. Organik bir şeydir. Kapsayıcıdır, kavrayıcıdır, asli değerlerimizle, bin yıllık tarihimizle uyumlu bir büyüklüktür!

Hayırcı: Yeni Osmanlıcılıktır!

Boykotçu: Sömürgeci taşeronluğudur!

Akademia: Bakınız böyle tepeden sözlerle karşılıklı suçlamalarda bulunmanın tartışmamıza bir fayda sağlamayacağı kanısındayım dostlar! Tartıştığımız, bir esas teşkilat ve haklar belgesi olarak anayasa. Anayasal konulara, hamasi  siyasetten daha çok ağırlık vermeliyiz.

Boykotçu: İyi de Akademia, sizin kadar soyutlayamayız biz. Bir anayasa belirli bir esas teşkilatı empoze etmek için yapılır, o esas teşkilatın arkasında yatan temel  siyasal espriyi görmezden gelemeyiz. Her metin metinlerarasıdır. Önüme anayasa değişikliklerini koyup herşeyden soyutlayarak okusam belki de hayran olurum ona ama oy öyle verilmez. Oyumuzu bilinçli vereceksek, metnin altını üstüne getirmeyi başarabilmeliyiz. Evetçi ise metne bakıyor, başka şey yokmuş gibi  ”oh ne güzel, bu metin şimdikinden güzel” diyor basıyor Eveti. İşler o kadar basit değil.

Evetçi: Oylamaya katılmayacak biri olarak çok konuştunuz bence.

Hayırcı: Bence de sence.

Akademia: Boykotçu, ilk kısımda aramızda olmadığı için onu biraz daha fazla dinlemek istedik galiba!

Akademia: Ne dersiniz Politea, işler o kadar basit mi, değil mi?

Politea: Evetçi, önce doğru dürüst bir biçimsel demokrasi kuralım da gerisi kusur kalsın diyor gibi görünüyor… Sanki bu ülkede demokrasi ile anayasacılık ilişkisinin sorunsallaştırılması, 1921 ve 1924 Anayasaları döneminden sonra derin dondurucuya kaldırılmış, o dönemde kurulan cumhuriyet rejimini daha da demokratikleştirme yolunda bir arpa boyu ileri gidilmemiş belki de. Ara rejimler, demokratik sağduyuyu öldürmüş. Evetçi, bu değişikliklerle amaçlananın demokratik sağduyuyu esas kılmak olduğuna inanmış görünüyor. Anayasacılık bunun gerisinde kalsın, diyor. Çünkü burada anayasacılık, halkı temsilcilerinin aşırılıklarından sakınmak yolunda kullanılmamış, halkı vesayet altına, hacir altına almak için kullanılmış. Askeri müdahaleler, parlamentoları etkisiz hale getirmiş. Şimdi parlamento, ”güç bende artık” demek istiyor, demek istiyor ama işte anayasacılığa özgü temel sorunlar baki kalıyor çünkü demokrasi ile anayasacılık arasındaki ilişki genellikle dostça değildir. Çağcıl anayasalar, parlamentoların üstünde etkili olmak, onları sınırlamak için çıkarılmışlardır. Vekili kontrol eden asalet araçlarıdır. Ama bu ülkede bu mülahazaya yer olmamış çünkü ara rejimler demokrasi prensibi ile anayasacılık arasında sağlıklı bir denge kurulmasını engellemiş. Şimdi parlamento kendince ”reşit olmak istiyorum’ artık ben”’diyor. ”Yeter söz milletin” diyor ve milletten parlamentoyu anlıyor. Velayet, vesayet, hacir altından kurtulmak. Ama bunun bir bedeli olacaktır, bu bedel de eğer bu değişiklikler anayasalaşırsa, abartılı parlamenter egemenlik altında bunalmak ve dolayısıyla -iktidardaki merkez parti de parlamentoya egemen olacağı için- yürütme egemenliği altında bunalmak olabilir. Çünkü parti içi demokrasi zayıf, partilerin temsil gücü seçim barajı ve  bir dizi toplumsal, ekonomik ve kültürel nedenlerden ötürü kırılgan.. Bir de parlamento, parlamento deyince ben, Boykotçu, kanımca haklı olarak itiraz etti. Neden? Çünkü tartıştığımız sistemde aslında güçlü bir parlamenter denetim olduğu pek de iddia edilemez. Seçim barajları ve parti içi demokrasinin pek de geçerli olmaması yüzünden lider ve periferisinin, parlamento üzerinde güçlü hakimiyeti var.  Ama parlamentonun yürütme üzerinde denetimi yok denecek kadar az, hatta pratik anlamda hiç yok gibi… Yürütme parlamento üzerinde partiler yoluyla büyük ölçüde etkili. Güçlü parlamento veya güçlü yürütme isteyenler, demokrasi istiyorlar gibi görünüyorlar. Gerçekten de istiyor olabilirler… Ya da istedikleri, demokrasinin sınırlı bir veçhesi olabilir. Oysa demokrasinin başka yüzleri de var…  Halkın kurucu anayasal demokratikliği alternatifi de var. Tartışalım. Diyeceğim o ki  ara rejimler, demokratik anayasal sağduyuyu ve  anayasal girişim yeteneğini öldürmüş ve anayasacılığın gerçek anlamını çarpıtmış, hatta felç etmiş.

Hayırcı: O kadar da değil. Mesela 1961 Anayasası pekala iyi bir anayasa idi. Portekiz’in Karanfil Devrimi gibi bir şeydi. Anayasa dediğin öyle olur işte!

Boykotçu: Yok öyle bir şey. Karanfil Devrimi, sadece şu veya bu ordunun yaptığı bir devrim değildi. Tüm Avrupa’da ve Portekiz halkında yükselen sesin, ordu tarafından dinlenilmesi idi hiç olmazsa. O dönemde Portekiz’in Afrika’da sürdürdüğü kirli emperyalist savaşı sona erdirdirmişir. 1961’de işin içinde halk mı vardı, asker-cuntacılar, bürokrasi, aydınlar, aydıncıklar, üniversite öğrencileri, pek sınırlı bir kesim.

Akademia: Konumuz geçmiş anayasalar değil. Geçmiş anayasalarla başlarsak işe, aylarca çıkamayız işin içinden.

Politea: Aslına bakılırsa, ülkenizde çeşitli ihtilalleri halkın yaptığı söylenemeyeceği gibi bu ihtilaller sonrası kurulan ”demokratik” düzenlerde de ortaya çıkmamış pek halk. Parti sisteminden seçilerek meclise gelenlerin profiline baktığınızda, ortada ”halkın” temsilinin pek de sağlam bir şekilde ayakta olmadığını görüyorsunuz. Halk; nüfusa özgü profil açısından işçi ise, köylü ise, çalışan ise, mavi veya beyaz yakalılar ise; bu halkın yarısı kadın ise, büyük bir çoğunluğu genç ise, nerede bunlar? Parlamentoda olmadıkları kesin… Bu yıl TBMM’niz  ‘Üstün Hizmet ve Onur Ödülleri” dağıtmış.  Baktım, ödülü alanların büyük bir çoğunluğu işadamı veya işkadını veya eşraf vs. Aralarında pek az çalışan var.  Yanlış anlaşılmayayım. Ülkenizde çalışkan işadamları çok tabii ama hiç mi çalışkan, üstün hizmet gören işçi yok?! Ya da bu kadar az mı? İşadamlığı istisna, işçilik kural olduğuna göre, nüfus bakımından, normalde daha çok işçi olmalıydı üstün hizmet madalyası alan,  değil mi? Öte yandan diliniz bile açığa veriyor bu sorunu. İşadamı? İşkadını? İşçi? Bu terimlerde işçi aleyhine bir tuhaflık olduğunu seziyorum. Neyse… Konumuz bu değil, değil mi Akademia?

Akademia: Yoo, söylediklerinizin konu ile ilgili olduğunu düşünüyorum. ”Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” deyip de milletin temsilini sorunsallaştırmamak yanlış olur doğrusu. Yine de anayasa değişikliklerine dönecek olursak, bu konuda Hayırcıyı veya Boykotçuyu en çok rahatsız eden durumu ve bu durumu geçerli kıldığına inandıkları savları bilmek isterdim.

Boykotçu: Kanımca en ciddi ve güçlü savım şu:  Bana, değişiklikleri ayrı ayrı oylatma imkanını vermeyen bir tavrın anayasasını desteklemem. Neyim ben? Aptal mı? Demokrasinin en temel kuralı olan bağımsız irade ile oy verme imkanım kalkıyor, iradem fesada uğratılıyor. Burada birbirinden bağımsız bir dizi değişiklik var. Hangisini isteyip hangisini istemediğime karar verebilme imkanı neden sağlanmadı?! Sapı samandan, çöpü ayrandan ayıramayacak değilim. Neyi istediğime, neyi istemediğime, hangi değişikliği isteyip istemediğime ben karar verebilmeliydim. Dünyadaki pek çok halk, soğuk savaşın sona ermesiyle doğan boşlukları ülkeleri için yeni ve daha hakça arayışlara evirebildiler. Bizler bunu bir türlü başaramıyoruz. Çünkü bulunduğumuz coğrafya soğuk savaşın, bu kere başka kisvelere büründüğü, medeniyetler çatışmasının sınır boylarındaki bir yer. Doğal kaynaklar, enerji, yasal ya da yasadışı ticari taşımacılık koridoru vs. İzin vermiyorlar, kıpırdatmıyorlar!

Akademia: Politea, dünyada nasıl yürüyor bu işler? Yani Boykotçunun değindiği şu ayrı ayrı veya topluca oylama meselesinde…

Politea: Çağcıl demokrasilerde, halkoyları, daha doğru bir ifade ile plebisiter halkoylaması, bu şekilde yapılamaz genelde. Konu birliği esası vardır. Bir konuya evet mi hayır mı şeklinde bir oy, bir diğer konuya evet mi hayır mı şeklinde bir oy verilir ve her bir konu ardarda evet mi hayır mı diye tek tek oylanır. Karışık bir paketi ”evet mi yoksa hayır mı” diye sunmanın, seçmenin iradesini fesada uğratma demek olduğu ABD’sinden Latin Amerika’sına oradan Avrupa’sına kadar kabul edilmiş. Düşük yoğunluklu demokrasiler farklıdır tabii. Düşük yoğunluklu demokrasilerde durum işte burada olduğu gibidir.

Boykotçu: Bir mesele daha var. Referandumlarda, seçmenin, içerikler hakkında bilgilendirilmesi esastır. Değişikliklerin ayrı basılmış kopyalarının seçmene dağıtılması ya da belirli merkezlerde hazır bulundurulması gerekir. Kırgızistan’da mesela, 27 Haziran 2010 tarihinde yapılan halkoylamasından önce, değişiklik metninin tam 1,5 milyon kopyasının halka dağıtıldığı belirtiliyor. Burada internete bir belge konulunca veya gazetede “değişiklikler neler” diye bir haber yapılınca bilgilendirme işi bitti sanılıyor. Internet okuryazarlığının düzeyi belli, herkes internet kullanmıyor, asıl olan, metnin, tüm seçmenlerin okumasına fırsat verecek şekilde belirli merkezlerde bulundurulması ya da seçmenlere dağıtılması.

Evetçi: Ben dağıtılacak diye biliyorum.

Politea: Aslında halkoylamaları, demokratik katılımcı sayısını arttırırken katılım  ve tercih kalitesini azaltan bir şeydir. Yani katılanların, konuları madde madde görüşmemesi, görüşemese de en azından madde madde oylayamaması bir eksikliktir.  Öte yandan halkoylamasının sorunları bununla sınırlı değil, madde madde oylamayı kabul etseniz bile, oylamanın madde bazında ardışık sonuçlu olarak mı yani bir maddeye dair sonucu bilerek ardından ikinci maddenin ve sırasıyla mı oylandığı yoksa her maddeyi herkesin bir anda mı oyladığı da önemli.

Akademia: Evet, referandum usulü de tek değil ki. Referandumun nasıl yapılması gerektiği konuları hiç tartışılmıyor burada.

Politea: Boykotçunun dediği gibi bu yılın geçen Mart ayında mesela, Referandum Kanununda değişiklik yapıldı ve referandumda düşünme süresi 120 günden 60 güne indirildi. Ama hükümet buna ‘’seçmen kütüklerinin oluşturulması süresi ‘ diye bakmış. Yani bazı sürelerin anlamına ilişkin perspektif bile değişiyor.  Bu konunun ülkede pek tartışıldığını sanmıyorum. Oysa çok önemli bir değişiklikti.  Gerçi Yüksek Seçim Kurulu sonradan 60 gün kuralını değil 120 gün kuralını uyguladı. Tartışmalı bir karardır, belki hukuka aykırıdır çünkü referandum bir seçim sayılmaz ama yine de netice itibarıyla adil bir sonuç doğurdu. Buna rağmen yaz ortasında 120 gün. Kim ne düşünecek, ne toplanıp tartışacak?! Bunlar, seçmenin aydınlatılmasının önünü alan pratikler.

Akademia: Öte yandan Anayasa Mahkemesi henüz gerekçeli kararını da açıklamadı. Referandumun, bu kararın açıklanmasından itibaren 120 gün içinde yapılması gerektiğine dair görüşler var.

Politea: Mesele karışık görünüyor. Mahkeme bir an önce kararını açıklasa da durum açıklığa kavuşsa.

Politea: Düşünüyorum da… daha referandum seçim mi değil mi 60 mı 120 mi, şu mu bu mu gibi temel uygulama sorunları bile açıklığa kavuşmamış… Hukuk, normatif bir düzlemde değil de bir common law düzleminde işliyor gibi sanki… Yani bir normun uygulanması söz konusu olduğunda uygulamacılar kamplara ayrılıyor ve çatışmadan çıkan sonuç yeni bir teamülün doğuşuna benzer şekilde normu değiştiriyor.

Akademia: Kamu hukuku meselelerinde uygulanacak hukuk açısından bir common law eğilimi mi başladı diyorsunuz?

Politea: Bilemiyorum. Ayrı bir düzlemde tartışırız. Ama şunu biliyorum: Doğru dürüst bir normatif çerçeve ve yapı ile gerçekleştirilmezlerse, referandumların, otoriter liderlerin emme basma tulumbası olacağına dair görüşler de vardır.  Referandum Kanunu da pek tartışma konusu olmuyor nedense.

Hayırcı: Neden olsun ki? Bizim II. Özal’cılarımızın yasa yapma ve norm koyma teknikleri muhteşemdir! Önce bir dizi yasa değişikliği yaparlar, bu değişikliği yapan kanunun adına da ”Bazı Kanunların Değiştirilmesine Dair Kanun” adı takarlar. Sonra içinde bir aşure pişirirler. Bir değişiklik yapılır ama örneğin birkaç ay sonra yutacağımız asıl lokmanın ön adımı olarak yapılır bu değişiklik. Biz hemen anlamayız belirli bir değişikliği niye yaptılar diye çünkü yiyeceğimiz kazık arkasından gelecektir. Bir de norm koymada takımadacılıkları vardır bunların.

Evetçi: ”Bunlar”mış! Ne takımadacılığıymış bu?

Hayırcı: Mesela belirli bir sonuca ulaşmak bir normla olmaz değil mi? Olmaz. Bir dizi normlar konstellasyonu ile olur. Konu ile alakasız görünen periferik bir normda, o anda bize çok da fena görünmeyen bir değişiklik yaparlar. Sonra bir başka periferik normda, sonra bir başkasında. Öyle öyle, ana kanunun, asıl felsefesinin çevresini sararlar. Takımadacılık taktım ben bunun adını. Orman Kanunu böyle delinir, Çevre Kanunu böyle delinir, Sosyal Güvenlik Kanunları, Devlet Memurları Kanunu, böyle irili ufaklı anlamsızlıklarla doldurulur. Neyse, ayrı konu. Pardon, ne konuşuluyordu?

Akademia: Referandum Kanunu’ndan; seçmenin konular üzerinde etraflıca bilgilendirilip bilgilendirilmediğinden ve temsilin doğru yansıtılmasının koşullarından sözediyorduk. Seçim denen şeyin, tercih denen şeyin öncesi, esnası ve sonrası vardır değil mi demokrasi kuramında?! Yani seçmek, seçebilmenin ekonomik, toplumsal, kültürel koşullarının da yaratılmasını, mesela neyin seçileceği konusunda etraflı bilgi edinilmesini gerektirir. Öte yandan, seçim esnası bakımından tercihleri en iyi yansıtacak modelin bulunması önemlidir.

Politea: Tabii. Halkın tercihlerinin en iyi nasıl yansıtılabileceğinin tartışılması sosyal seçim teorisinin alanına girer. Borda, Condorcet, Dodgson ve Nanson gibi isimleri duymuş muydunuz?

Akademia: Cordorcet’i duymuştum. Halkoylamasında amacın, Condorcet-Kazananı denen sonuca ulaşmak olması gerektiğini…

Politea: Yirmi otuz konuyu topluca oylamanın, çoğunluğun anayasal içerikler konusunda bir tercihi değil, hükümeti oylamak demek olacağı bence aşikar.

Evetçi: Ne demek istiyorsunuz?

Politea: Sağduyu ile de tahmin edebilirsiniz ki birbirinden farklı bir dizi konudaki tercih önününüze konulup “bunların hepsine birden ya evet ya da hayır demelisin” denirse, ister istemez, bu konuların içeriklerine karşı bir mesafe geliştirip toplu paketi önünüze koyanın “kim” olduğu tartışmaya başlarsınız. Bu, mantığın gereğidir.

Boykotçu: Babam mı önüme paket sunuyor, eniştem mi, çok önemlidir.

Evetçi: İyi de maddeler birbirlerinden o kadar ayrı değiller ki! Neticede yargının  kurumsal olarak demokratikleştirilmesi, insan haklarının korunması için de bir güvencedir. Yüksek yargı, rejim koruyuculuğu refleksi içinde veya rejimi koruma kisvesi altında bazı paranoyalar geliştirmişse, kendisini milletin vasi sanıyorsa, bunun önü alınmalıdır. Şu halde bu maddeler, yani bir yanda haklar meseleleri, öte yanda yargıya ilişkin kurumsal dönüşüm zemini, her durumda birbirini destekleyen konular. Öte yandan daha önce Politea’nın sözünü ettiği durum, sosyal realist bir perspektiften değerlendirilir ise şu sonuca da varılabilir: Artık hukuk, merkez kuvvetlerinin devamlı bir ittifakı olarak tezahür eden ve belirli menfaatleri dile getirdiği halde genel ve soyutmuş gibi görünen bir normatif gerçeklik değildir bu ülkede. Çevreden gelen hak talepleri ve başkaldırı, hukukun ayaklarının yere basmasını sağlamaya başlamıştır. O nedenle normlar artık kurcalanıp dağıtılır o nedenle pek yalın ve uygun görünen bir normun uygulanması bile çatışmalı ve sancılı bir süreçte gerçekleşir.  Şunu da not edelim ki çekiştirme işine Evetçi taraf başlamadı. Bunun 367 Vakası denen bir öncesi de var. Bir de baktık ki merkez, kendine hizmet eden normu bile çekiştirmeye başlıyor işine gelince. Şu halde belki de ”çevre” de benzer taktikleri uygulamaya başladı.

Akademia: İlginç bir tespit. Peki Hayırcı, sizin bu değişikliklerle temel meseleniz ne? Ve en ciddi savınız nedir?

Hayırcı: Öncelikle, değişikliklerin sorunlu gördüğümüz taraflarının neden ayrı ayrı oylatılmadığı çok önemli bir sorun. Yani bence bunlar, konuları bakımından ayrılabilir ve halka ayrı gruplar halinde sorulabilirdi.  Öyle yapılmamış olması, bunların bazılarını beğenirken bazılarını beğenmeyen yurttaşı zor durumda bırakacak. Bu konular referanduma gitmeye gerek kalmadan uzlaşma ile çözülebilirdi. Yargısal kurumsal değişiklikler ise halkoyuna sunulurdu mesela. İşte yargı ile ilgili kurumsal düzenlemeler deyince en temel meseleme geldik. Benim inancım, bu değişikliklerin yargıyı ele geçirmek amacıyla ve korkulan sonucu doğurmaya elverişli bir biçimde yapıldığı. Yargının sorunları ülkemizde uzun yıllardır dile getiriliyor. Ben de pek çok sorun olduğunu kabul ediyorum, hatta mevcut sistemde yüksek yargıda büyük bir sorun olduğunu kabul ediyorum. Ama bu değişiklikler bu sorunu gidermeyecek, sadece bir cephenin daha da güçlenmesine ve artık yargının iyiden iyiye partizan hale gelmesine ve partizan çatışmaların artışına neden olacak. Bakın iki tane türban kararı, yargının hükümeti iş göremez hale getirmesine bir örnek olarak gösterilmek isteniyor. Veyahut üç tane meslek okulu kararı. Alakası yok. Arzu edilen; yargının bu gibi eleştirilen kararlarının veya yerindelik denetimi yapmasının önünü almak veya yargıda temsil kabiliyetini, millet adına karar verme kabiliyetini arttırmak filan değil. Arzu edilen, ortada yargı erki diye bir şeyin kalmaması, yargının hükümet ne derse onaylaması.

Evetçi: Kurmuşsunuz tabii saadet zincirinizi, kimse kırmasın bu zinciri diyorsunuz, öyle mi? Sen bana üye seç, ben sana üye seçeyim, al gülüm ver gülüm anlayışı içinde demokratik iradeye saygınız yok…

Hayırcı: Bakın, siz de siz dermişsiniz ha?!

Evetçi: Arada ‘’siz”in kim olduğunuzu merak etmiyor değilim…

Boykotçu: Ha şunu bileydiniz Evetçi. Ben de “siz kimsiniz” diye bakıyorum ve demokratikleşmeden kastınız ne diye bakıyorum. Demokratikleşme adı altında belki kolay, hızlı, etkili ama denetimsiz idare istiyorsunuz. Zaten dünyadaki tüm liberaller bunu ister. Onların demokrasisi, merkeziyetçi, lider sultacı ve çoğunlukçu bir demokrasidir. İşler çabuk yürüsün, kimse karışmasın isterler. Peki ama kimin işleri? Establishment’ın işleri tabii. Yani sermayenin. Hangi sermayenin? Onu da siz bulun!

Akademia: Artık izninizle maddelere geçelim, Boykotçu.

Akademia: Tablo üzerinden madde madde gideceğim. Önce değişiklik öngören hükmü ekledik. Onun altında ve sağda yeni metinde değişiklikler daha koyu renk ile işaretli. Eski metin de solda olacak. Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği kısımları da artık içermeyecek şekilde bakalım. Onları da tablo üzerinde işaretledim. Ama bir noktayı unuttuk: Geçen Anayasa Mahkemesi kararını tartışmadık. Oysa önceki diyaloğumuzda, Boykotçu, siz yoktunuz belki bilmezsiniz ama biz olası Anayasa Mahkemesi kararını da tartışmıştık.

Politea: Evet evet, bu arada Anayasa Mahkemesi kararına ne diyorsunuz?

Evetçi: O konuda tartışmalarımızın ilk bölümünde söylediklerimi hatırlatırım. Anayasa Mahkemesi işin esasına girememeliydi. 1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden, o da sayılan şekle aykırılıklar açısından denetleyebileceğini öngörmüştür. Bununla birlikte karar, bence, toptan iptalden veya kritik maddeleri iptalden evladır. 

Hayırcı: İşinize geldiği yerde, o beğenmediğiniz 1982 Anayasasının metincağızına ne de bağlısınız. Başka tarafta Anayasa Mahkemesi kararına direniş hakkı vardır diyorsunuz ama! Mahkemenin, anayasayı yorumlama hakkı yok, sizin direniş hakkınız var! Ben de ilk kısımda ifade ettiğim görüşlerimi yineliyorum. İlk üç maddeyi değiştirirmeye kalkarsanız öyle bir girer ki Anayasa Mahkemesi işin esasına ve bal gibi girdi de işte!  Ne yaptınız?  Paşa paşa uydunuz. Uyacaksınız, mecbursunuz! Ama kararı yetersiz buluyorum. Bence temel hak ve özgürlükler dışındaki ve özellikle yargıya ilişkin maddelerin hepsini bir kalemde silmeliydi. 

Boykotçu: Bir araştırmada, Anayasa Mahkemesi’nin, kurulduğu tarihten bu yana CHP’nin aynası olduğu öne sürülmüş. Yani CHP sola kaydığında solcu, CHP statükoculuğa kaydığında statükocu olduğu… Mesela 1971 muhtırası sonrası kararlar Ecevit ve ortanın solu anlayışına yatkın çünkü o dönemde CHP-ordu ilişkisi sarsılmış, CHP militarizmi reddetmiş. Aynı CHP, 1978’de sıkıyönetim ilan ettiğinde kararlar hemen ona göre ince ayar edilmiş… Ama mesela CHP’nin SDHP döneminde, mahkeme, güneydoğu siyasetinin hukukdışı unsurlarını denetlemeye yatkın olmuş. Yani Sosyal Demokrat Halkçı Parti, 1991’den itibaren anti-terör kanunlarını mahkemeye götürdüğünde, mahkeme, anti terör önlemi kisvesi altında insan haklarını ihlal eden pek çok yasayı iptal edebilmiş. Ama CHP pek yakın geçmişte, Evetçinin tabiriyle ‘’statükocu” idi. O zaman da mahkeme ona göre karar pratiği geliştirmiş. CHP bir güneş, mahkeme de günebakan mübarek! Analizde haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Şimdi CHP’deki değişimin ne yöne evrileceği tam olarak belli olmadığı için mahkeme iki arada bir derede karar verdi. Yani bu karar “siyaseti ferahlatıyorum, önünü açıyorum” kararı olmaktan ziyade, belki de “du bakalım CHP’deki dönüşümden ne çıkacak” kararı olabilir.

Evetçi: Öyle ise bu, şu demektir: Bir mahkemenin kararları, belirli bir partide güncel olarak geçerli olan ideolojinin aynası ise ve kararlar, aynı parti içindeki ideoloji içi salınımları yansıtıyor ise; mahkemenin, o parti ile organik ilişkisi var demektir. Yani mahkeme, o partinin ideolojisinin belirli bir versiyonunu, mesela resmi versiyonunu benimsemekten ziyade o partideki ideolojik salınıma ve yükselen dalgalara göre karar vermektedir. Bu durum, mahkemenin üye profilinin, o partinin katkıları ile belirlenmekte olduğunu göstermez mi?. 1970’lerin Ecevit’li CHP’si ile 2000’lerin Baykal’lı CHP’sinin yansımalarını mahkemenin kararlarından okuyorsak eğer bu durum, mahkemenin belirli bir ideolojiden ziyade, hangisi olursa olsun CHP arzularına göre karar verdiğini gösterir.

Hayırcı: Şimdi de siz, sizin arzularınıza göre karar versin istiyorsunuz, öyle mi? Silaha sahip olana kadar silah karşıtısınız. Silah sizde olursa mesele bitiyor, değil mi?

Evetçi: Bu konuda sizinle polemiğe girmeyi gerekli görmüyorum.

Politea: Kim yapmış o araştırmayı?

Boykotçu: Kimse kim, yapmış bir aydın işte ve doğru yapmış!

Akademia: Hımm, rastlamıştım ben de. Bir bakayım… Bir dakika izin veriniz… Evet… Ceren Belge adlı araştırmacı. Makalenin künyesi şu: “Friends of the Court: The Republican Alliance and Selective Activism of the Constitutional Court of Turkey” (”Mahkemenin Dostları: Cumhuriyetçi İttifak ve Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin Seçmeci Aktivizmi”) Yazan: Ceren Belge;  Yayınlandığı yer: Law & Society Review, Vol. 40, No. 3 (Sep., 2006), pp. 653-692.

Hayırcı: Akademia, Türkçe makalelere atıf yapsanıza! Akademia hep böyle mi olur?

Academia: Olmamalı ama bu makale önemli galiba. Ayrıca makaleye atıf yapan ben değildim, Boykotçu idi. Ben sadece onun görüşünün kaynağını biliyorum. Bilgi nerede olursa olsun bulunup çıkarılmalıdır. “Korkarım tek kitaplı insandan ve korkarım tek dilli insandan”!

Hayırcı: Ama o saptamada bir sorun tespit ettim.

Akademia: Nedir o?

Hayırcı: Ülkede, yakın geçmişte CHP zaten çoğunlukla ana muhalefet konumunda olmuş, o nedenle Anayasa Mahkemesi’ne en çok başvuran parti de o olmuştur. Yani verilen kararlardan iptal sonuçlu olanları, davayı CHP açtığı için olacaktır mecburen.

Boykotçu: Ama mesela Kürt toplumunun temsilcileri olan partilerin açtıkları davalarda aynı korelasyon gözlenmemiş. Üstelik, neredeyse aynı davayı CHP açtığında başka, Kürt temsilcisi olan partiler açtığında bir başka karar vermiş mahkeme. ”Özgürlük; 60’larda ve 70’lerde sosyalistler, komunistler ve Demokrat Parti’liler ya da 80’ler ve 90’larda islamcı ve Kürt aktivistler tarafından talep edildiğinde; mahkemenin her zaman ‘kamu düzeni ve güvenliği’ mülahazasının ardında saklı bulunan anlayışı ve Kemalizm sayılanın, devletin izin verilen tek ideolojisi olmasını kabul ettiği gözlenmiş.”

Akademia: Bahis konusu makale öyle demiş, evet.

Hayırcı: ‘Kürt temsilcisi’ diye bir şey olmaz. Her parti, ulusal bir partidir. Etnik particiliği kabul etmiyoruz.

Politea: Boykotçu, sosyolojik konuşuyor, sayın Hayırcı, yani sosyal realist olalım, durum tespiti yapalım anlamında.

Akademia: Kanımca artık sıra, maddeleri tartışmaya geldi.  Madde madde bakalım arzu ederseniz.

Evetçi: Bakalım tabii, güzele bakmak sevaptır, ne güzelmiş bakalım.

Hayırcı: Bakalım da ne fenaymış görelim.

Yedinci Bölüm: Madde Madde Anayasa Değişiklikleri ve Tartışmalar

Akademia: İşte tartışacağımız ilk konu:

1) Kadınlar, Çocuklar, Yaşlılar ve Engellilere Ek Koruma:

1982 Anayasası Metni

Değişiklik MaddesiMADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına  “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” cümlesi ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.” 

X. Kanun önünde eşitlik Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (*)

(*) 9/2/2008 tarihli ve 5735 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkraya “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiş,bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 5/6/2008 tarihli ve E.: 2008/16, K.: 2008/116 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.

X. Kanun önünde eşitlik Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (*)

(*) 9/2/2008 tarihli ve 5735 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkraya “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiş,bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 5/6/2008 tarihli ve E.: 2008/16, K.: 2008/116 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.

Tartışmalar

Hayırcı: Ben başlayabilir miyim?

Akademia: Tabii… lütfen… Hayırcı.

Hayırcı: “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz”… “Çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz”.  Bunlar kabul edilebilir şeyler ama anayasada yer aldılar diye  bir şey değişecek değil. Kadın erkek eşitliği konusunda ve yaşlılar ile engellilerin, daha doğrusu engellenmişlerin korunması, daha çok, somut uygulamalarla gerçekleşmesi gereken bir hedef. Anayasanın mevcut hali de aynı korumaya zemin olabilecek nitelikteydi zaten ama durum ortada.

Evetçi: Pozitif ayrımcılığı desteklemiyor musunuz, yani ek olarak korunması gerekli olanları ek tedbirlerle koruma uygulamalarına?

Hayırcı: Bu ifadeler çok muğlak. Pozitif ayrımcılığın destekleneceğine dair bir işaret değil bunlar. Memlekette engellilerin durumu ortada, örneğin engellilerin işe yerleştirilmelerini mecbur kılan yasal düzenlemeler, yani o anlamda pozitif ayrımcı kanunlar çoktan var. Doğru dürüst uygulanıyorlar mı? Hayır! Olsa da olur olmasa da olur ve muhtemelen işlemeyecek bir hüküm. Kadın sığınma evlerinin sayısını ve halini düşündüğümde anlıyorum bunu. Şiddet gören, eğitim görmeyen, eşit işe daha az ücret alan, ev kadınlığı tabir edilen hizmetlerinden hiçbir karşılık alamayan, sigortalı olmayan işçi kadınları görünce anlıyorum. Türkiye’de belediye başkanı olan kadın sayısını merak edince anlıyorum.

Boykotçu: Sadece orta üst sınıf kadının bir noktaya gelebilmesinden, yoksul kadının, emekçi kadının  çifte sömürülmesinden anlıyorum.

Evetçi: Ama ben sizi anlamıyorum. Şu an işlemeyecek olsa bile bir gün tam anlamıyla işletilebilecek ek koruma önlemlerini anayasa yazmakta ne zarar var Allah aşkına?!

Akademia: İkinci sırada şu aşağıdaki düzenleme var:

2) Kişiler Verilerin Korunmasını İsteme Hakkı

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Değişik Metin:

IV. Özel hayatın gizliliği ve korunması A. Özel hayatın gizliliği MADDE 20. – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Mülga cümle: 3.10.2001-4709/5 md.)(Değişik: 3.10.2001-4709/5 md.) Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

IV. Özel hayatın gizliliği ve korunması A. Özel hayatın gizliliği MADDE 20. – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Mülga cümle: 3.10.2001-4709/5 md.)(Değişik: 3.10.2001-4709/5 md.) Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

Hayırcı: Tövbe tövbeee diyorum bu noktada. Bunun yasası zaten çıkmış. Yasal düzende olan durum anayasaya taşınmış. Hiçbir yenilik içermiyor.

Evetçi: Yasal düzende olanın anayasalaşması, bir daha o düzenden geriye dönmeyi engeller ama. Yani artık sadece bilgi edinme hakkı  değil ”veri edinme hakkı” da anayasal düzeyde korunuyor. Bu hak, insanların fişlenmesinin filan önünü alabilecek bir değer.

Hayırcı: Bakın bunlara ayrı ayrı evet derdim belki ama şimdi bu paket içindeki ağırlıkları benim için bir anlam ifade etmiyor, tüy sıklet ve kozmetik şeyler.

Akademia: Sırada şu var, güzel bir şeye benziyor:

3) Yurtdışına Çıkmanın Ancak Suç Soruşturması veya Kovuşturması Nedeniye ve Yargıç Kararı ile Sınırlanması

 

 

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 3- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”

Eski Metin:

Değişik Metin:

V. Yerleşme ve seyahat hürriyetiMADDE 23. – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;

Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/8 md.) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir.

Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.

V. Yerleşme ve seyahat hürriyetiMADDE 23. – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;

Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

“Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”

Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.

Hayırcı: Güzel, iyi bir güvence tabii. Önemli. Bir diyeceğim yok. Benim diyeceğim, paketin hoşlanmadığım maddelerine karşı bir koz ya da pazarlık unsuru olarak sunulması bunların. Bu gibi maddelerin ayrıca referanduma bile gerek kalmadan anayasalaşması mümkündü. ”Şu yargı ile ilgili olanları ayırın, bunlardan geri kalanlar tamam” denilmişti ama kabul etmediler. Neden? Bunları pazarlık konusu yaptılar. Yurttaşla pazarlık ediyorlar. Yani ‘’siz istemediklerinizi de kabul edin, karşılığında bir takım yeni haklar alın” diye.

Evetçi: Yurtdışına çıkma hürriyeti, yerleşme ve seyahat özgürlüğünün önemli bir parçası. Onu kısıtlamak için, tüm bireysel haklarda olduğu gibi hakim kararı gerekmesi önemli bir güvence. Şu anda referandumu konuşuyoruz, öncesini değil. Şu oldu bu oldu diye dedikodu yapma zamanı değil; pakete odaklanma zamanı!

Akademia: Çocukların korunması konusunda şuna ne dersiniz:

4) Çocuğun Yeterli Himayesi ve Anababasıyla Doğrudan İlişkisi Temel Hak Olarak Düzenleniyor

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 4- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinin kenar başlığı “I. Ailenin korunması ve çocuk hakları” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.”Her çocuk, yeterli himaye ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

Eski Metin

Değişik Metin

ÜÇÜNCÜ BÖLÜMSosyal ve Ekonomik Haklar ve ÖdevlerI. Ailenin korunmasıMADDE 41. – (Değişik: 3.10.2001-4709/17 md.) Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜMSosyal ve Ekonomik Haklar ve ÖdevlerI. Ailenin korunması ve çocuk haklarıMADDE 41. – (Değişik: 3.10.2001-4709/17 md.) Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.

“Her çocuk, yeterli himaye ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

Hayırcı: Kozmetik şeyler, zaten mevcut yasal düzen de bunları öngörüyor. Boğaz Köprüsü’nden geçerken sokakta yaşamaya mecbur bırakılmış çocukları görüyorum. Sadece Boğaz Köprüsü mü? O zaman anayasa gelmiyor aklıma. Boş boş hükümler.

Boykotçu: Ben taş atan çocuklar tabir edilen çocukları düşünüyorum da şimdi… Zaten bir anayasada ‘devlet ek tedbirleri alır’ deniyorsa boşverin gitsin, almayacaktır!

Evetçi: Ek anayasal koruma fena mı? Yarın bir gün o tedbirleri almaya mecbur kılanlar çıkacaktır devleti. Şimdi Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı da doğdu. Şu halde devleti de bu konuda dava etmek mümkün olur belki…

Akademia: Gelelim memurların toplu iş sözleşmesi yapma  hakkına.

5) Aynı zamanda ve Aynı İş Kolunda Birden Fazla Sendikaya Üye Olunabiliyor

6) Memurların Toplu İş Sözleşmesi Yapması Hak Olarak Düzenleniyor

 

Değişiklik Maddesi

 

MADDE 5- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Eski Metin

Yeni Metin

C. Sendika kurma hakkıMADDE 51. – (Değişik: 3.10.2001-4709/20 md.) Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

C. Sendika kurma hakkıMADDE 51. – (Değişik: 3.10.2001-4709/20 md.) Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 6- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 53 üncü maddesinin kenar başlığı “A. Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.”Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilir. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

VI. Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavt A. Toplu iş sözleşmesi hakkı MADDE 53. – İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.

(Ek: 23.7.1995-4121/4 md.) 128 inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve İdareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idarî veya kanunî düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir.

Aynı işyerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz.

VI. Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavtA. Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı MADDE 53. – İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilir. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.

Hayırcı: Grev hakkı olmadıkça bir anlamı yok. Ne olmuş yani?! İstenirse yasal düzenleme ile bile verilecebilecek şeyler.

Evetçi: Bunun sosyal haklar bakımından önemini görmüyor musunuz?!

Hayırcı: Görmüyorum, göstermediler ki! Ortada işçi mi kaldı, iş güvencesi mi kaldı?! Tekel direnişi ve sonuçları ortada. Bir sürü başka şey ortada.

Evetçi: Siz her şeyi günlük siyasete döküyorsunuz. Anayasa bu, günlük siyaset değil!

Boykotçu: Maden işçilerinin, ”kaçak” inşaat işçilerinin, mevsimlik işçi göçünün, sokaklardaki zoraki-çevreci çöp ayrıcılarının da hali ortada! Yine de bu hükümler çok değerli kazanımlar. Yazık olacak doğrusu, şuna bile gönül rahatlığı ile evet diyemeyeceğim ha?! Yazıklar olsun!

Politea: Verin şu halde oyunuzu…

Boykotçu: Veremem, nedenlerini anlattım.

Akademia: Politea, siz de haklı olarak yüksek katılım arzu ediyorsunuz tabii değil mi?

Politea: Eh, bendeniz ”Anayasa”nın haklarını temsil ediyorum. Hakkımda yapılan her oylamada katılım yüksek olsun isterim tabii. Ama gocunmuyorum Boykotçunun tavrından. Onu da anlamaya çalışıyorum. Neticede onun Anayasa anlayışı da oldukça ağırlıklı bir görüş ve -önceki tartışmalardan anımsayacaksınız-, benimkilerle de uyuşmuyor değil…

Akademia: Burada bir ara verelim değerli dostlar, sizler maddeleri ve ilgili düzenlemeleri okuyun, döndüğümüzde yine maddeler üzerinden tartışmaya devam ederiz.

Boykotçu: Sanki maddeler üzerinden oylayabilecekmişiz gibi!

Evetçi: Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun da cevap verin. ”Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur” hükmünün ve ”Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz’”hükmünün artık tarihe karışması kötü mü? 12 Eylül zihniyetini işte tam da böyle noktalarda aşıyor bu değişiklikler.

Hayırcı: 12 Eylül zihniyetiymiş! Şimdi bir 12 Eylül 1982 zihniyeti var, bir de 12 Eylül 2010 zihniyeti türedi! Bakın siz hakları korumak için daha doğrusu hakları koruma kisvesi altında, önce yargıyı ele geçireyim diyorsunuz, ben ”yargı ele geçmişse bu haklar zaten korunamaz” diyorum. Capischi?!

Evetçi: Ne?

Hayırcı: Anlıyor musunuz?

Evetçi: Anlamıyorum. Saçmalıyorsunuz.

Hayırcı: Siz saçmalıyorsunuz.

Boykotçu: İkiniz de saçmalıyorsunuz.

Evetçi ve Hayırcı (bir ağızdan): Siz Boykotçu, saçmalayamıyorsunuz bile! Daha beterini yapıyorsunuz!

Akademia: Dostlar, biraz nezakete davet edebilir miyim sizleri?

Boykotçu: Bence yazık oldu böyle güzel maddelere, yazık ettiniz. Bunlar referanduma bile gerek kalmadan geçebilirdi.

Hayırcı: Öyle bir teklif vardı zaten. Sadece tartışmalı konular oylansın istenmişti ama kabul etmediler. Üstelik temel hakları referanduma sunma zafiyeti içine düştüler.

Evetçi: Madde güzelse tamam işte. Ötesi yok, kabul edelim geçelim gidelim. Bir sorum olacak, hem Hayırcıya hem de Boykotçuya izin verirseniz.

Akademia: Rica ederim, buyrun.

Evetçi: Şimdi bu paketin, diyelim %90’ını beğendiniz. Sırf şu yargı ile ilgili maddelere taktınız diye hayır mı vereceksiniz veyahut boykot mu edeceksiniz?

Hayırcı: Anlattım hala anlamıyorsunuz! Yasama, yürütme, yargı hep bir elde toplansın, bakın bakalım hak mak kalıyor mu?! Hem yüksek yargıya, ilk derece hakimlerini denetleme ve onlara not verme yetkisi tanıyın, ondan sonra da ilk derece yargıçlarını oturtun Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na, tutsunlar yüksek yargıcı seçsinler.

Evetçi: Yerel yargıçları beğenmiyor musunuz?

Hayırcı: Ne alakası var?!

Boykotçu: Şu yüksek yargıç meselesi benim de kafamı karıştırıyor. Öyle bir sistem bulunmalı ki yüksek yargıya, kimseye mudanası olmayanlar, kimseye gebe olmayanlar seçilmeli. Ama siz böyle bir sistem getirmemişsiniz.

Politea: Siz de bir gebe kalmak deyimi tutturdunuz gitti, biraz daha az cinsiyetçi deyimler seçemez misiniz?!

Boykotçu: Değerli bayan Politea’yı kızdırmak, istediğim en son şey, ben lafın gelişi söylemiştim, kusuruma kalmayın… Devam edebilir miyim?

Politea: Rica ederim, lütfen…

Boykotçu: Diyeceğim o ki, yani Hayırcının haklılık payı olan savı şu ki, hükümetten beklentisi olan ve henüz kariyerinin başındaki genç yargıcı oturtuyorsunuz Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na. Orada görevi bitince ne olacak bu yargıca? Adalet Bakanlığı onu bir yerlere atayacak. Yani Bakanlığa gebe olacak. Çok özür dilerim, gene ağzımdan kaçtı!

Evetçi: Sizler aynı zamanda gençlik düşmanısınız. Sizi bilmem Boykotçu ama Hayırcı resmen gençlik düşmanı. Zaten onun fikirlerini temsil eden partinin milletvekillerinin de yaş ortalamasından belli hali!

Hayırcı: Siz de bağımsız insan düşmanısınız. Birey düşmanısınız, cemaat sevdalısısınız!

Evetçi: Pabucumun bağımsızısınız siz. Örümceklenmiş kafalılar!

Akademia: Rica ederim Evetçi ve Hayırcı. Lütfen tansiyonu düşürelim biraz ve fikir tartışması yapalım. Kişilikleri hedef almayalım ve izin verirseniz yargı ile ilgili tartışmaları, ilgili maddeler altında yapalım. Şimdi aşağıdaki hükme ne dersiniz?

7) İşçilerin grev esnasında verdikleri kasıtlı veya kusurlu maddi zarardan sendika sorumlu olmuyor; dayanışma grevi, siyasi grev, iş yavaşlatma vb. eylemler yasak olmaktan çıkıyor

Değişiklik Hükmü: “MADDE 7- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 54 üncü maddesinin üçüncü ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.”

Eski Hüküm:

MADDE 54. – Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur.

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.

Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.

Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez

Yeni Hüküm:

”MADDE 54. – Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.

Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.”

Evetçi: Bunlar son derece önemli düzenlemeler.

Hayırcı (Suskun):

Boykotçu (Suskun):

8. Dilekçe Hakkına Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı Ekleniyor

Akademia: Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı şöyle düzenlenmiş

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 8- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 74 üncü maddesinin kenar başlığı “VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.

Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.

Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Değişik Metin:

VII. Dilekçe hakkı

MADDE 74. – (Değişik: 3.10.2001-4709/26 md.) Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/26 md.) Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.

Bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir.

“VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı”

MADDE 74. – (Değişik: 3.10.2001-4709/26 md.) Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/26 md.) Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.

Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.

Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.

Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

Hayırcı: İşte bir komiklik daha. Bilgi edinme hakkının zaten kanunu çıkmış durumda.

Evetçi: Ne yapalım çıkmış durumda ise, anayasal düzlemde güvence altına almak fena mı? Anayasaya koyarsak bu hakları, artık meclisler kolay kolay değiştiremez onları. Anayasacılık, anayasacılık diye tutturan sizler değil misiniz?! İşte size anayasacılık!

Boykotçu: Bence de fena değil. Öte yandan TBMM’nin seçeceği Kamu Başdenetçisi de fazlalık değilse nedir? Ombudsman, tamam iyi bir kurum şu bu da, TBMM seçince ne çıkar o Ombudsman’dan! Üstelin dördüncü oylamada en fazla oyu alan vs. hepsi çoğunlukçu, işe yaramaz güvenceler.

Akademia: Fakat bu hükmün düzenlenmesinde önemli bir sorun görüyorum…

Politea: Ben de öyle, yoksa aynı şeyi mi düşünüyoruz?

Akademia: ‘Kamu Başdenetçisi’, tamam da kim, peki ama ne iş yapmak üzere kanunla düzenlenecek?! İçi dolmamış bu hükmün.

Politea: Siz benden uzun yaşayacaksınız Akademia!

Akademia: Aslında genelde Politea’dan daha uzun yaşamam doğaldır ama 1982 Türkiye Politea’sından uzun yaşar mıyım bilinmez?!

Politea: Şili Politea’sı da hayli uzun ömürlü biliyorsunuz.-)) İki yakın arkadaş çok kalıcı iki eser bırakmış memleketlerine.-))

Boykotçu: Sarı Çizmeli Kamubaşdenetçisi! Kanunla düzenlenir!

Evetçi: Anayasa değişikliklerinin genel gerekçelerine bakamaz mıyız ne iş yapacakmış diye? Veyahut madde gerekçesine de bakabiliriz…

Akademia: Bravo/a Evetçi, haklısınız oraya bakalım.

Hayırcı: Baksak ne olacak?! Halk anayasayı oylayacak, gerekçeyi değil!

Akademia: Genel gerekçe şöyle açıklamış:

‘MADDE 9 - Bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen iş ve işlemlerle ilgili olarak bilgi edinebilmesi, kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması bakımından büyük öneme sahiptir. Bilgi edinme hakkı, bu konuda çıkartılan özel bir Kanunla düzenlenmiş bulunmasına rağmen, Anayasada bu hakkı doğrudan düzenleyen açık bir hüküm yer almamaktadır. Günümüz toplumunda büyük önemi haiz olan bu hakkın garanti altına alınmasının ileri bir adım olacağı düşünüldüğünden, maddede yapılan değişiklikle bilgi edinme hakkı, Anayasada açıkça düzenlenmektedir.

Öte yandan, maddeyle, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulması öngörülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu, bireylerin idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetlerini incelemekle görevlendirilmektedir. Pek çok Avrupa ülkelerinde işletilen bu müessesenin, idarenin işleyişi konusunda standartlar oluşturacağı, ilkeler belirleyeceği ve önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulup faaliyete geçirilmesi, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının da bir gereğidir. Bu kapsamda, idarenin işleyişi ile ilgili olarak, bireylere, kamu denetçisine başvurma hakkı getirilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulması öngörülen Kamu Denetçiliği Kurumunda görev yapacak Kamu Başdenetçisinin seçimine ilişkin anayasal esaslar düzenlenmektedir. Bunların yanında, Kamu Denetçiliği Kurumuna ilişkin diğer hususların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.

Bilindiği gibi konuyla ilgili Kanun daha önce yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, anayasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Sorun, Anayasa normu düzeyinde ve kurulu iktidarı bağlar şekilde çözüme kavuşturulmaktadır.’

Boykotçu: Ha şunun özetcağızını metne de koysalarmış ya. Elli çeşit Kamu Başdenetçisi olabilir.

Akademia: Genel veya madde gerekçelerini de katalım tartışmaya, aydınlatıcı oluyor… Evet, 1982 Anayasasının şu hükmü yürürlükten kalkacak, ne diyorsunuz? ‘Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar.’

9) Partisinin Kapatılmasına Eylemleriyle Sebep Olan Milletvekilinin Durumu

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 9- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 84 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Eski Metin:

Yeni Metin:

5. Milletvekilliğinin düşmesi

MADDE 84. – (Değişik: 23.7.1995 – 4121/9 md.) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi, istifanın geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır.

Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.

82 nci maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurul gizli oyla karar verir.

Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir.

Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar.

5. Milletvekilliğinin düşmesi

MADDE 84. – (Değişik: 23.7.1995 – 4121/9 md.) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi, istifanın geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır.

Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.

82 nci maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurul gizli oyla karar verir.

Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir.

Evetçi: Eyvallah, demokratik bir adım daha.

Boykotçu: Benden de ama ne anlamı olacak ki benim eyvallahımın?! Yazık ettiniz.

Hayırcı: Size göre her şeye eyvallah zaten Evetçi. Bir tartışma yürütmüyorsunuz ki!

Evetçi: Ben beğendim, niye beğendiğim açık değil mi, siz anlatın şu halde niye beğenmediniz.

Hayırcı: Bu madde ile vakit kaybedecek halim yok. Benim derdimin ne olduğunu anlattım size bin kere!

Akademia: Aşağıdaki yeni düzenleme mantıksal bir zorunluluk, itiraz eden var mı? Başkanlık Divanı, ikinci devrede, doğallıkla yasama süresinin sonuna kadar görev yapmalı, üç yıl değil.

10) TMBB Başkanlık Divanı İkinci Devre Görev Süresi

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 10- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 94 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

B. Başkanlık Divanı

MADDE 94. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı, Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Kâtip Üyeler ve İdare Amirlerinden oluşur.

Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır.

(Değişik: 3.10.2001-4709/30 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilir. Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, Başkan seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren, beş gün içinde tamamlanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekillerinin, Kâtip Üyelerinin ve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclis İçtüzüğünde belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.

B. Başkanlık Divanı

MADDE 94. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı, Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Kâtip Üyeler ve İdare Amirlerinden oluşur.

Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.

(Değişik: 3.10.2001-4709/30 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilir. Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, Başkan seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren, beş gün içinde tamamlanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekillerinin, Kâtip Üyelerinin ve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclis İçtüzüğünde belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.

Hayırcı: Aman itiraz etsek bir şey değişecek sanki, hepsini toptan oylayacağız zaten.

Akademia: Şuna ne dersiniz?:

11) Yüksek Askeri Şura kararları prensip olarak yargı denetimine açılıyor, yargının idari işlem ve eylemlerde yerindelik denetimi yapması bu kere “kesinlikle” (!) yasaklanıyor…

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 11- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

B. Yargı yolu

MADDE 125. – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13.8.1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır.

İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

B. Yargı yolu

MADDE 125. – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13.8.1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.

İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

Evetçi: Hukuk devleti hukuk devleti diye bağırıp çağırıyorsunuz. İşte size hukuk devleti! Bu düzenleme, hukuk devleti yolunda önemli bir adım. Yüksek Askeri Şura kararlarını yargı denetimine açıyor.

Boykotçu: Bence de sence. Ama yazık işte yazık…

Hayırcı: Tam da bir olayı yargı denetimine açtığınız maddede tutup yargıya nefret kusmak da sizin norm koyma tekniğinizin güzide bir örneği… ”X veya Y yargı dentimi dışında bırakılamaz” ”amma velakin” ”ey yargı adımını ona göre denk al, yakarım ha!” mantığı…

Evetçi: Aman ne komik!

Hayırcı: Komik, hem de ne komik!

Akademia: Şu aşağıdaki maddeyi değerlendirelim:

12) Memurların Haklarının Kanunla Düzenlenmesi Kuralına Toplu Sözleşme Eki Getiriliyor

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 12- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

D. Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler

1. Genel ilkeler

MADDE 128. – Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.

D. Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler

1. Genel ilkeler

MADDE 128. – Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.

Evetçi: Çok hoş.

Hayırcı: Çok hoş ve yararsız hoş. Memura grev hakkı olmadıkça.

Boykotçu: İstim belki arkadan gelir, hoş hoş….ama boş…

Akademia: Disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağına ilişkin şu aşağıdaki madde nasıl?

13) Memur Hukukunda Tüm Disiplin Cezaları Yargı Denetimine Açılıyor

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

2. Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence

MADDE 129. – Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.

Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır.

2. Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence

MADDE 129. – Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.

Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır.

Evetçi (çenesini okşayarak): Çok hoş.

Hayırcı (dudak kıvırarak) : Hoş.

Boykotçu (kaşlarını kaldırarak): Hoş.

Akademia: Gelelim adalet hizmetlerinin denetimine. Bu konu tartışmalıdır biliyorsunuz o yüzden gerekçesine göz atalım bir. Ama önce düzenlemeyi okuyalım:

14) Adalet Hizmetinin Denetimi Konusu

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 14- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 144 üncü maddesi kenar başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“G. Adalet hizmetlerinin denetimi

MADDE 144- Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

G. Hâkim ve savcıların denetimi

MADDE 144. – Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırabilir.

G. Adalet hizmetlerinin denetimi

MADDE 144- Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

Akademia: Maddenin gerekçesi şu:

”MADDE 15- Anayasanın 144 üncü maddesinde hâkim ve savcıların denetimi ile haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerinin yapılması düzenlenmektedir. Hâkim ve savcılarla ilgili denetim, inceleme ve soruşturma işlemleri, halen Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Adalet müfettişleri ise Teftiş Kurulu bünyesinde ve Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapmaktadır. Maddenin mevcut hükmü, içeriğinde çok az değişiklik yapılmak suretiyle, 159 uncu maddede düzenlenmektedir. Hâkim ve savcıların denetimi yetkisi Adalet Bakanlığından alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna devredilmektedir.

144 üncü maddede yapılan değişiklikle, “Adalet hizmetlerinin denetimi” kenar başlıklı yeni bir hüküm getirilmektedir. Hâkim ve savcıları denetim yetkisinin Kurula devredilmesi üzerine, Kurulun denetim yetkisinin dışında kalan ve yargı göreviyle ilgili olmayan adalet hizmetlerinin denetimi için Adalet Bakanlığına bağlı yeni bir Teftiş Kurulunun kurulması öngörülmektedir. Bu bağlamda, icra daireleri, noterler, cezaevleri gibi yerlerde sunulan adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemlerinin Adalet Bakanlığına bağlı adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacağı, buna ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmaktadır.”

Hayırcı: Yetki kargaşası yaratır bu hüküm.

Evetçi: Püüüf! Gayet güzel bence. İdari görevler ile yargısal görevler ayrılmış birbirlerinden. Biliyorsunuz, yargıç ve savcıların bir yargılama etkinlikleri var, bir de adalet hizmetlerinin yönetimi ile, örneğin mahkeme kalemlerinin idaresi vb. etkinliklerle ilgili görevleri var. Birinci konuda denetim Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun olmalı. Çünkü hakilik ve savcılık teminatı onu gerektirir. Ama idari konular, adalet hizmetlerini örgütleyen ve yürüten Adalet Bakanlığı’nındır.

Akademia: Teşekkürler Evetçi, geçelim, askeri suçlar hususuna:

15) Siviller Savaş Hali Hariç Askeri Mahkemelerde Yargılanamıyor

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 15- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

H. Askerî yargıMADDE 145. – Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.

Askerî mahkemeler, asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askerî suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler.

Askerî mahkemelerin savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir. Kanun, ayrıca askerî hâkimlerin yargı hizmeti dışındaki askerî hizmetler yönünden askerî hizmetlerin gereklerine göre teşkilatında görevli bulundukları komutanlık ile olan ilişkilerini de gösterir.

MADDE 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Akademia: Madde gerekçesi bu hükmü şöyle açıklamış:

”MADDE 16- Maddeyle, askerî yargının görev alanı yeniden düzenlenmektedir. Mevcut hükümde askerî yargının görev alanı oldukça geniş düzenlenmiş olup bu durum, değişik uluslararası belgelerde (Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerleme Raporları, İstişari Ziyaret Raporları vb) vurgulanmıştır. Yine, Yargı Reformu Stratejisinde ve Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye Cumhuriyeti tarafından üstlenilmesine yönelik olarak hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe giren 2008 Yılı Ulusal Programında, askerî mahkemelerin görev alanının demokratik hukuk devletinin gerektirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden tanımlanması öngörülmüştür.

Mukayeseli hukuk da göstermektedir ki, pek çok ülkede ayrı bir askerî yargı sistemi bulunmamakta ve asker kişiler de adliye mahkemelerinde yargılanmaktadır. Bazı ülkelerde ise, askerî mahkemeler sadece disiplin mahkemesi olarak, oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır. Buna karşın askerî yargı ülkemizde, demokrasi ve hukuk devleti standartlarının dışında, geniş bir görev alanına sahiptir. Askerî yargının görev alanının geniş belirlenmiş olması, bazen yargı mercileri arasında görev uyuşmazlıklarına da neden olabilmektedir.

Getirilen düzenlemeyle askerî mahkemelerin görev alanı, askerî suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmaktadır. Askerî suç ise yüksek mahkemelerce tanımlanmış bir kavramdır. Anayasa Mahkemesinin 25/10/1994 tarihli ve E. 1994/2, K. 1994/76 sayılı kararında, askerî suçun unsurları, askerî bir yararı ihlâl etmek ve askerî nitelikte olmak biçiminde açıklanmıştır. Bir suçun Askerî Ceza Kanununda açıkça yer almış olmasının, onun askerî suç sayılmasına yetmeyeceği belirtilmiştir. Yine 1/7/1998 tarihli ve E. 1996/74, K. 1998/45 sayılı kararında askerî mahkemelerin görev alanının, “askerî hizmetlerin yürütülmesindeki özellikler, disiplinin korunması, asker kişilerin astlık üstlük ilişkileri dikkate alınarak …” belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu veriler göz önüne alınarak, askerî mahkemelerin görev alanı, çağdaş ülkelerde olduğu gibi daraltılmakta ve asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarla sınırlı tutulmaktadır. Maddede yer verilen “asker kişi”, “askerî hizmet ve görev” ve “askerî suç” kavramları tahdidi ve daraltıcı bir düzenleme olarak; askerî gerekler ile demokratik hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı gereklerini ölçülü bir şekilde denkleştirmektedir.

Öte yandan, Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların, her halde adliye mahkemelerinde görüleceği düzenlenmektedir. Devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ibaresi ile 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kastedilmektedir. Dolayısıyla, bu suçların, kim tarafından işlenirse işlensin, adliye mahkemelerinde yargılanacağı hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, asker olmayan kişilerin, savaş hali haricinde, askerî mahkemelerde yargılanamayacağı anayasal teminat altına alınmaktadır.

Üçüncü fıkrada yer alan mevcut düzenlemede, savaş veya sıkıyönetim hallerinde, askerî mahkemelerin hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduklarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Bu hüküm, ikinci fıkrada yapılan değişikliğe rağmen, sıkıyönetim halinde, askerî mahkemelerin, sivilleri de yargılamasına imkan verebilmektedir. Yine bu hüküm, birinci fıkrada askerî mahkemelerin görev alanının yeniden belirlenmesine ve daraltılmasına rağmen, sıkıyönetim halinde, kanunla, görev alanının genişletilmesine imkan vermektedir. Bu tür yorumlamaların önlenmesi ve olası tereddütlerin giderilmesi amacıyla, üçüncü fıkrada yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de, kanunla, sivillerin yargılanmasının ya da askerî mahkemelerin görev alanlarının genişletilmesinin mümkün olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu nitelikteki düzenlemelerin, sadece savaş hali için mümkün olabileceği belirtilmektedir. Mukayeseli hukuka bakıldığında da, sadece savaş ve barış hali olmak üzere ikili bir ayrıma gidildiği ve savaş haline münhasır olmak üzere bazı istisnaî düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. Yine değişik sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan Anayasa taslaklarında da, sıkıyönetim dönemiyle ilgili olarak yargı konusunda özel hükme yer verilmediği görülmektedir. Bu doğrultuda yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de temel hak ve özgürlüklerin korunması ve adil yargılanma hakkının garanti altına alınması amaçlanmaktadır.

Anayasanın mevcut 145 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkilerinin; mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenleneceği belirtilmektedir. Anayasa Mahkemesinin 07/05/2009 tarihli ve E. 2005/159, K. 2009/62 sayılı kararında, Anayasanın 9, 138 ve 140 ıncı maddelerindeki düzenlemeler gereğince, adlî ve idarî yargı için öngörülen yargı bağımsızlığının, askerî yargı için de geçerli olduğunda kuşku bulunmadığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, söz konusu fıkrada yer alan ve askerî yargının bağımsızlığını zedelediği düşünülen “askerlik hizmetinin gerekleri” ibaresi çıkartılmakta ve fıkranın aynı mahiyetteki son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu durumda, askerî mahkemelerin komutanlıkla ilişkilerinin, sadece “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı” esaslarına göre kanunla düzenlenmesi hükme bağlanmaktadır.”

Boykotçu: Asker sivil ayrımı tümden kalkmalıydı.

Evetçi: Yeterince düzeltmiş bence 12 Eylül Anayasasının sivilleri de askeri yargıda yargılatan hükmünü.

Hayırcı: Bu konuda daha sonra konuşacağım. Şimdi çok önemli maddelere geçeceğiz gibime geliyor, düşüncelerimi oraya odaklamak istiyorum!

Akademia: Pekala gelelim ünlü, Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin hükümlere:

16) Anayasa Mahkemesi’ne Üye Seçilmesine İlişkin Kurallar Köklü Değişiklik Görüyor

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 16- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 146 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 146- Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim  Kurulunun  kendi üyesi olmayan  yükseköğretim  kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, [Anayasa Mahkemesi iptal: bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir] en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde [Anayasa Mahkemesi iptal: de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ] ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

II. Yüksek mahkemeler

A. Anayasa Mahkemesi

1. Kuruluşu

MADDE 146. – Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden kurulur.

Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçer.

Yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri ile üst kademe yöneticileri ve avukatların Anayasa Mahkemesine asıl ve yedek üye seçilebilmeleri için, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş veya öğrenim kurumlarında en az onbeş yıl öğretim üyeliği veya kamu hizmetinde en az onbeş yıl fiilen çalışmış veya en az onbeş yıl avukatlık yapmış olmak şarttır.

Anayasa Mahkemesi, asıl üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve bir Başkanvekili seçer. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslî görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.

MADDE 146- Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim  Kurulunun  kendi üyesi olmayan  yükseköğretim  kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.

Akademia: Şimdiki düzene göre ne değişiyor tam olarak Politea? Bir açıklar mısınız?

Politea: Öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı arttırılıyor. Mevcut düzenlemede üye sayısı 11 asıl 4 yedek. Değişiklik 17 üye öngörüyor. 1982 Anayasasının mevcut hükmüne göre; Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi üyelerini, çeşitli kurumların gösterecekleri adaylar içinden seçiyor. Bu kurumlar neler? Şunlar: Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay (yani sayılan mahkemelerin genel kurulları) ve ayrıca Yükseköğretim Kurulu. Yeni hüküm ise, çeşitliliği arttırıyor. İki yönde arttırıyor: Birincisi, artık Anayasa Mahkemesi üyelerini sadece Cumhurbaşkanı değil TBMM de seçebiliyor. İkincisi ise, hem Cumhurbaşkanına hem de TBMM’ne aday gösteren kurumlar çeşitlenmiş. Sayıştay, kendi üyeleri arasından 3’er aday; baro başkanları ise avukatlar arasından 3’er aday gösterecek; TBMM de Sayıştay’ın gösterdikleri içinden 2 üye, baro başkanlarının gösterdikleri içinden 1 üye seçecek. Yani TBMM toplam 3 üye seçecek. Gelelim Cumhurbaşkanına: Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, üyeleri arasından her boş üyelik için 3’er aday gösterecek, Cumhurbaşkanı da 3 üyeyi Yargıtay’ın; 2 üyeyi Danıştay’ın; 1 üyeyi Askeri Yargıtay’ın ve 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin gösterdikleri adaylar arasından seçecek.  Cumhurbaşkanı bu düzlemde 7 üye seçecek. Sonra bir de gene Cumhurbaşkanı, Yükseköğretim  Kurulunun  kendi üyesi olmayan  yükseköğretim  kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği 3’er aday içinden 3 üyeyi seçecek; ayrıca 4 üyeyi de, üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçecek. Cumhurbaşkanı bu düzlemde de 7 üye seçecek. Ayrıca şunu unutmayalım: Yüksek Öğretim Kurulu’nun göstereceği adayların en az 2’si hukukçu olmak zorunda. Yani bir hukukçu, iktisat fakültesinde veya siyasal bilimlerde hoca olsa da aday gösterilecek o en az 2 hukukçu arasına girebilir.

Bu düzenlemede önemli bir değişiklik Cumhurbaşkanının aracısız seçim olanaklarının arttırılmış olması. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi doğrudan seçiyor, yani kimsenin ona aday göstermesine gerek kalmadan. Ayrıca Yükseköğretim Kurulu’nun göstereceği adaylar arasından 3 üye seçecek Cumhurbaşkanı ve Yükseköğretim Kurulu üyelerinin de önemli bir bölümünü (üçte birini) Cumhurbaşkanı ve gene önemli bir başka bölümünü de (üçte birini) Bakanlar Kurulu doğrudan seçtiği için, yürütme erkinin mahkeme üye profili üzerindeki etkisi artmış oluyor. Öte yandan Sayıştay üyelerinin seçilmesi de Sayıştay Kanununa göre TBMM marifetiyle olduğu ve Sayıştay da TBMM’ne Anayasa Mahkemesi üyeliği için aday gösterdiği ve TBMM 2 üyeyi Sayıştay kanalından seçeceği için bu nokta da yasama erkinin etkisi bakımından önemli. Ayrıca Baro başkanları kanalından da 1 üye seçiyor TBMM. Baroların gösterecekleri adaylar, ilgili ilin avukat sayısının seçime yansımasına olanak tanımıyor. Tüm illerin baro başkanları, TBMM’ne aday göstermek için eşit oy hakkına sahip gibi. Özetle 1982 Anayasasından farklı olarak, bu değişiklikler, Cumhurbaşkanının ve TBMM’nin, mahkemenin üye profilini belirlemesinde etkiyi arttırmaya yönelik ve o sonucu doğurmaya elverişli.

Akademia: Tartışmalara geçmeden önce birer çay kahve içelim, ne dersiniz?

Hayırcı: Arayı çok açmayalım, diyeceklerim var ama tek cümle ile: Burada amaç yüksek yargıyı ele geçirmek ve bu değişikliklerin doğuracağı sonuç da ortada yüksek yargı diye bir şeyin kalmaması olacak… İlk derece yargısını ele geçirme işinden sonra sıra yüksek yargıya geldi.

Evetçi: Benim diyeceklerim tek cümle ile şu: Bu değişiklikler, yargı yetkisini millet adına kullanan yüksek yargının da demokratik bir temsil esasına göre ve çeşitlilik içinde oluşturulmasına imkan veriyor.

Boykotçu: Kahve daveti için teşekkürler ama birkaç tümce de ben edeyim giriş babından. Ben, yasama organının bu anayasa değişiklikleri ile kendi temsilinin denetlenmesi üzerinde oynamasını ve kendisinin yaptığı yasaları denetleyecek olan Anayasa Mahkemesi’nin profilini kendisinin değiştirmesini uygun bulmuyorum. Bu tür değişiklikleri yapmaya ehil olanlar halkın kurucu meclisleri olmalıdır. Ayrıca bir kurucu meclis söz konusu olamasa bile başlanacak ilk yer yüksek yargı olmamalıydı. Bir mutabakata dayanmayan, tek parti dayatmacılığı biçiminde ortaya konan ve hak ve özgürlükleri, işte şimdi tartışmaya başladığımız kurumlarla ilgili değişiklikleri gerçekleştirmek amacı ile pazarlık kozu olarak süren bir anlayışı boykot ediyorum. Yüksek seçim barajı ve pek çok başka engel yüzünden, Türkiye halkını ve halklarını tam olarak temsil etmediğine inandığım bu meclisin bu boyutta anayasa yapmasını içime sindiremiyorum.

Evetçi: Sizde bir mantık hatası var dostum Boykotçu. Bu değişiklikler halkoyuna sunulacak ve ayrıca biliyorsunuz anayasayı değiştirmek için gerekli olan çoğunluklarla geçti bu değişiklikler. Ayrıca sanki 1982 Anayasasını halk yapmış da şimdi halk değiştirmiyor gibi konuşuyorsunuz. Tam tersi, 1982 Anayasasını halk yapmamıştı ama şimdi halkın temsilcileri marifeti ile değiştiriliyor. Bunun hiç mi önemi yok?

Boykotçu: Kahve içeyim, zihnim açılsın sonra cevap vereceğim!

Akademia’nın Notu: Değerli Ziyaretçi, diyaloglar şimdilik burada sona eriyor. Güncellemeler aynı sayfada yapılacağı için pek yakında aynı sayfayı yeniden ziyaret ederseniz seviniriz. Aşağıda sadece takip eden maddeler, madde gerekçeleri ve konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararı bulunuyor. Diyaloglar, kahve arası sona erdiğinde yeniden başlayacak… Ve işte başladı bile!

17) Anayasa Mahkemesi Üyelik Süresi 12 yıl İle Sınırlanıyor;

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 17- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 147 nci maddesinin kenar başlığı “2. Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi” şeklinde, birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

2. Üyeliğin sona ermesi

MADDE 147. – Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar.

Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde de, Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer.

2. Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi

MADDE 147. – Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar.

Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.

Evetçi: Açıldı mı zihniniz Sayın Boykotçu ha?! Maşallah sigara sizde, kahve sizde, bu gidişle açacağınız zihin de kalmayacak!

Hayırcı: Sizin probleminiz ne bayım biliyor musunuz?

Evetçi: Neymiş?

Hayırcı: Siz, kendinizden başkası için demokrasi istemiyorsunuz. Size ne milletin içkisinden, sigarasından…

Evetçi: Sigara sağlığa zararlıdır, duymadınız mı?

Hayırcı: Duymadım! Sizden duyacağım varmış Bay Sağlık-Kültü!

Akademia: Lütfen tartışmalara dönelim. Evet Boykotçu, Evetçinin son savı hayli güçlü bir sava benziyor. Demişti ki ”bu anayasayı halk mı yaptı ki doğrudan kurucu meclislerle veyahut seçim barajının kalkmasıyla oluşacak meclislerle halk yapsın. Halkın mevcut temsilcilerinin yapacağı kapsamlı reform, demokratikleşme yolunda iyi bir adımdır” mealinde.

Boykotçu: Haklı olabilir belki kabul etmeliyim ama ben her durumda sınırlı bir çoğunluğun, temsilin denetimi zemini ile yürütmeyi bu denli güçlendirecek ölçüde oynayabilmesi taraftarı değilim.

Akademia: Anayasa Mahkemesi’nde üyelik süresinin 12 yılla sınırlanmasına ne diyorsunuz?

Evetçi: Güzel, böylelikle, sistemin önünü tıkayan yargıçlar hükümetinden kurtulma olanağı doğdu.

Hayırcı: Tanrı aşkına görev süresi 12 yılla sınırlanmış bir yargıç, hele hele yürütmenin güçlü etkisiyle seçilmişse, iş başındaki hükümetin uzun eli olur ancak. Anayasa yargıcı yeterince uzun, hatta ömür boyu görev yapmalı ki kararları bağımsız olsun, aynı yargıç yargıçlığı süresince birkaç iktidar görebilsin. Hepsinin üstüne çıkabilsin. ABD’nde böyledir mesela, orada Yüksek Mahkeme yargıçları ömür boyu görev yapar.

18) Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Hakkı Getiriliyor; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanıyorlar.

 

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 18- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin sonuna “ve bireysel başvuruları karara bağlar” ibaresi, üçüncü fıkrasındaki “Cumhurbaşkanını,” sözcüğünden sonra gelmek üzere “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını,” ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrası “Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir.” şeklinde değiştirilmiş, maddeye ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ve üçüncü fıkradan sonra gelmek üzere “Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.” şeklinde yeni bir fıkra eklenmiştir.

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

3. Görev ve yetkileri

MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

Yüce Divan kararları kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.

3. Görev ve yetkileri

MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.

Evetçi: Bireysel başvuru hakkı temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkese tüm kanun yollarını tükettikten sonra şansını bir de Anayasa Mahkemesi’nde deneme hakkı getirecek. Yani bir anlamda Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi olarak çalışacak mahkeme aynı zamanda. Anayasa Mahkemesi’nin bu işi yapması, ileri demokratik ülkelerde yaygın bir uygulamadır. Böylelikle siyasal partilerin açtığı iptal davalarının yarattığı siyasallaşma eğilimi, bireysel hakkını takip eden kişinin açtığı insan hakları davasının yaratması gereken adalet anlayışı ile dengelenecek. Anayasa Mahkemesi bir özgürlükler hukuku yaratmayı öğrenecek.

Politea: Katılıyorum. İnsanlar tecrübe ettikleri işleri daha iyi öğrenirler. Mahkemeler de. Bir partinin veya kurumun açtığı dava ile bireyin açtığı dava farklıdır. Türkiye’de anayasa yargısı hep özünde siyasal olan ve partiler arasında meydana gelen ihtilafları çözüme bağlamak yolunda kullanılmış. Bireyin davaları, devletin nitelikleri, hukuk devleti laiklik vs. yüksek ilkenin ötesinde somut ve derinlikli bir insan hakları içtihadı yaratmayı öğretebilir Mahkemeye.

Hayırcı: ‘Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir’ demek ne demek anlamadım. Yani bu anayasada yer alıp da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında değilse bu haklar, vatandaş dava açamayacak öyle mi?

Akademia: Maddenin lafzı öyle görünüyor.

Hayırcı: Çok saçma! Madem bu anayasa temel hak ve özgürlükler tanımış, bu anayasada tanınanlarla ilgili olarak mahkemeye başvurulabilmeliydi. Bu da bir nevi ‘mahkemeye başvurabilirsiniz ama’cılık olmuş. Şimdi bilgi edinme hakkı AİHM kapsamında değilse Mahkemeye de gidemeyeceğiz öyle mi?

Akademia: Öyle görünüyor. İsterseniz, madde gerekçesini gözden geçirelim:

‘MADDE 19- Maddede, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin arasına, bireysel başvuruların incelenmesi de dahil edilmektedir.

Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir. Bireysel başvuru yolu, kapsamı ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte, başta Federal Almanya olmak üzere Avusturya, İspanya, İsviçre, Belçika, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Meksika, Brezilya, Arjantin gibi pek çok ülkede uygulanmaktadır. Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda da bireysel başvuru kurumu kabul edilmiş ve işletilmektedir. Anglo-Amerikan hukukunda teknik anlamda bireysel başvuru kurumu olmasa da, bireysel başvuruyla benzer işlevlere sahip kanun yolları bulunmaktadır.

Türkiye’nin konumuna baktığımızda, bireysel başvuru müessesesinin kabul edilmediği, ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkının ve bu Mahkemenin zorunlu yargılama yetkisinin tanındığı görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoluyla, iç hukukta halledilemeyen temel hak ihlâllerine ilişkin şikâyetlerin, ulusalüstü düzeyde ele alınması kabul edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde her yıl Türkiye’ye karşı çok sayıda dava açılmakta ve Türkiye pek çok davada tazminata mahkum edilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iç hukuk yollarının tüketilmiş olup olmadığını araştırırken, ilgili ülkede bireysel başvuru kurumunun bulunup bulunmadığını da dikkate almakta ve bunu hak ihlâllerinin ortadan kaldırılmasında etkili bir hukuk yolu saymaktadır. Bu nedenle, bireysel başvuru müessesesinin getirilmesiyle, hak ihlâllerine maruz kaldığını iddia edenlerin önemli bir bölümünün bireysel başvuru aşamasında, başka bir ifadeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden önce, tatmin edilebilmesinin mümkün olabileceği ve böylece Türkiye aleyhine açılacak dava ve verilecek ihlâl kararlarında azalma olacağı değerlendirilmektedir. Bu itibarla, Türkiye’de de iyi işleyen bir bireysel başvuru sisteminin kurulması, haklar ve hukukun üstünlüğü temelindeki standartları yükseltecektir.

Diğer yandan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2004(6) Sayılı Tavsiye Kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dava yükünün azaltılabilmesi için bireysel başvuru yönteminin iç hukukta tanınmasının gerekliliğine değinilmiş; aynı şekilde, Venedik Komisyonu da 2004 yılında kamuoyuna duyurulan bireysel başvuruya ilişkin Anayasa değişikliği önerisini olumlu bulduğunu ifade etmiştir.

Türkiye’de bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamu organlarını, Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır. Bu amaçlarla yapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve teminat altına alınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmakta ve Anayasa Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama görevi verilmektedir.

Buna göre herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurma hakkına sahiptir. Bireysel başvuruda bulunabilmek için, olağan kanun yollarının tü¬ketilmiş olması şarttır. Şu kadar ki, bireysel başvuru kurumunun niteliği dikkate alındığında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bu kapsamda incelenmeyeceği kuralı benimsenerek, diğer yüksek yargı organları ile Anayasa Mahkemesi arasındaki olası görev uyuşmazlıklarının ortaya çıkmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu müessesenin işleyişine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenecektir. Yapılan yeni düzenlemeyle, bireysel başvuruları inceleme görevi verilmek suretiyle, Anayasa Mahkemesine, özgürlükleri koruma ve geliştirme misyonu da yüklenmektedir.

Öte yandan, Yüce Divan kararlarının yeniden incelenmesini talep etme imkanı getirilmek suretiyle bu yargılama yönteminde sağlanan güvenceler geliştirilmektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı kişiler arasına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da eklenmektedir.’

…

Akademia: Anayasa Mahkemesi’nin iki bölüm ve genel kurul halinde çalışması ve siyasal partilerin kapatılması veya devlet yardımından yoksun bırakılması kararlarının enaz oniki üye ile toplanacak Genel Kurula katılan üyelerin üçte iki çoğunluğu ile alınabilmesi önemli değişiklikler olarak göze çarpıyor. Hükmü bir inceleyiniz:

19) Anayasa Mahkemesi’nin İki Bölüm ve Genel Kurul Halinde Çalışacağı Düzenleniyor

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 19- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 149 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 149- Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.

Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.

Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir. Mahkeme ayrıca, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir ve siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

4. Çalışma ve yargılama usulü

MADDE 149. – (Değişik: 3.10.2001-4709/33 md.) Anayasa Mahkemesi, Başkan ve on üye ile toplanır, salt çoğunluk ile karar verir. Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasî parti davalarında kapatılmaya karar verebilmesi için beşte üç oy çokluğu şarttır.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri kanunla; mahkemenin çalışma esasları ve üyeleri arasındaki işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir (Ek ibare: 23.7.1995-4121/14 md.) ve siyasî partilerin temelli kapatılması veya kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler.

MADDE 149- Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.

Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.

Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir. Mahkeme ayrıca, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir ve siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler.

Evetçi: Güzel. Bu yolla siyasal partilerin kapatılması da bir şekilde zorlaştırılıyor.

Boykotçu: Siyasal partilerin kapatılmalarının içeriksel olarak da zorlaştırılması maşallah desteklediğiniz parti sayesinde geçememişti meclisten.

Evetçi: Ne alakası var Allah aşkına! Milletvekillerinin özgür iradesidir. Bu konuda parti karar alamazdı ki. Hem grup karar alamaz diyorsunuz hem de canınızın istediği değişiklik geçmeyince neden milletvekillerinin hepsi birden aynı iradeyi göstermedi diyorsunuz!

Hayırcı: Yüce Divan sıfatıyla görev yapacak mahkemeyi ele geçirme çabanız ileride orada yargılanmaktan kurtulmak amacıyla olabilir mi acaba?

Evetçi: Tövbe tövbeeee! Ben mi yargılanacağım yahu?

Hayırcı: Hayır siz değil tabii desteklediğiniz parti liderleri veya üyeleri mesela.

Evetçi: Bunlar çok saçma iddialar. Kahve arasında Anayasa Mahkemesi’ne üyelik seçimi ile ilgili maddenin gerekçesine baktım. Bence sizlerin çağcıl dünya adını verdiği dünyada da paralel uygulamalar var. Parlamento Mahkemeye üye seçiyor, Başkan veya Cumhurbaşkanı üye seçiyor vs.

Hayırcı: Öyle ama oralarda parlamentoda 2/3 oranında desteği arkasına alan üye seçiliyor. Mutlaka 2/3 oranı korunuyor. Veya başkanın önerdiğini Senato onaylıyor. Yğksek yargıya üye güçlü uzlaşmalarla seçilebiliyor, didik didik ediyorlar adamın ya da kadının geçmişini, kişiliğini, karar ve açıklamalarını. Mükemmeli arıyorlar, uzun eli değil! Sayıştay’la al gülüm ver gülüm oynanmıyor!

Evetçi: Size laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor…

Hayırcı: Siz develeri ve hendekleri seversiniz tabii… Develerle sıfır sorun esasınız vardır!

Akademia: Rica ederim bu tür iğnelemelerden uzak durunuz. Tartışmaları fikirlerimizle yapalım! Şimdi Askeri Yargıtay’la ilgili değişiklikte sıra:

20) Askeri Yargıtay’ın Kuruluş ve İşleyişi Açısından “Askerlik Hizmetlerinin Gerekleri” Kriter Olmaktan Çıkıyor

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 20- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

D. Askerî Yargıtay

MADDE 156. – Askerî Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Askerî Yargıtay üyeleri birinci sınıf askerî hâkimler arasından Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla her boş yer için göstereceği üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve daire başkanları Askerî Yargıtay üyeleri arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.

D. Askerî Yargıtay

MADDE 156. – Askerî Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Askerî Yargıtay üyeleri birinci sınıf askerî hâkimler arasından Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla her boş yer için göstereceği üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve daire başkanları Askerî Yargıtay üyeleri arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Evetçi: (çenesini tutarak): Eyvallah!

Hayırcı:(dudak bükerek): Aman, eyvallah!

Boykotçu: (kaşlarını kaldırarak): Eyvallah.

Akademia: Şu halde aynı şekilde aşağıdaki hükme de eyvallah!

21) Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişinde “Askerlik Hizmetlerinin Gerekleri” Kriter Olmaktan Çıkıyor

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 21- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 157 nci maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

E. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi

MADDE 157. – Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askerî hâkimler arasından her boş yer için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.

Mahkemenin Başkanı, Başsavcı ve daire başkanları hâkim sınıfından olanlar arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir.

E. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi

MADDE 157. – Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askerî hâkimler arasından her boş yer için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.

Mahkemenin Başkanı, Başsavcı ve daire başkanları hâkim sınıfından olanlar arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Hayırcı: İşte şimdi hiç de eyvallah diyemeyeceğim bir maddeye geldik.

Akademia: Evet, bu çok tartışılan bir madde. Önce maddeyi ve gerekçesini gözden geçirelim:

22)Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na Üye Seçilmesine İlişkin Kurallar Esaslı Şekilde Değişiyor; Kurul Kararlarına Karşı Yargı Yolu Açılıyor

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 22- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 159 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.MADDE 159- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmiiki asıl ve oniki yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk, [Anayasa Mahkemesi iptal: iktisat ve siyasal bilimler] dallarında görev yapan öğretim üyeleri, [Anayasa Mahkemesi iptal: üst kademe yöneticileri] ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca,  iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde yapılır. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden altmış gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanır.

Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üyenin, birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının; [Anayasa Mahkemesi iptal: ancak bir aday için ] oy kullanacağı seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir. Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince; kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve daire başkanlarından birini de başkanvekili olarak seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebilir.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter, birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini ve hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçileri, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Eski Metin:

Yeni Metin:

III. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

MADDE 159. – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin veya bir hâkimin veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar. Ayrıca Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Kurul kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurulun görevlerini yerine getirmesi, seçim ve çalışma usulleriyle itirazların Kurul bünyesinde incelenmesi esasları kanunla düzenlenir.

Adalet Bakanlığının merkez kuruluşunda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıların muvafakatlarını alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Adalet Bakanı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ilk toplantısında onaya sunulmak üzere, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde hizmetin aksamaması için hâkim ve savcıları geçici yetki ile görevlendirebilir.

MADDE 159- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmiiki asıl ve oniki yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca,  iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde yapılır. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden altmış gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanır.

Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üyenin, birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının oy kullanacağı seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir. Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince; kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve daire başkanlarından birini de başkanvekili olarak seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebilir.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter, birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini ve hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçileri, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

‘MADDE 22- Maddeyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu, Kurul üyelerinin nitelikleri ve seçimi, Kurulun çalışma usul ve esasları yeniden düzenlenmektedir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı, üye sayısının azlığı, üyelerin sadece yüksek yargıdan gelmesi, ilk derece mahkemelerini yönetmekle görevli olmasına rağmen Kurulda, buralarda görev yapan hâkim ve savcılardan hiçbir temsilcinin yer almaması, Kurul kararlarının tamamen yargı denetimine kapalı olması, Kurul kararlarına karşı etkili iç itiraz sisteminin öngörülmemiş olması, hâkim ve savcıların denetimi, haklarında inceleme ve soruşturma izni verilmesi, adalet müfettişlerinin atanması gibi önemli bazı yetkilerin Adalet Bakanına ait olması, Kurulun kendisine ait sekretaryasının, binasının ve bütçesinin bulunmaması gibi hususlar gerek iç ve gerekse uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu yapılmıştır.

Bir yandan bu eleştirilerin karşılanması ve diğer yandan da Yargı Reformu Stratejisinde öngörüldüğü üzere, yargı bağımsızlığının ve hâkimlik teminatının güçlendirilmesi amacıyla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında önemli değişiklikler öngörülmektedir. Bu değişiklikler yapılırken, uluslararası belgeler ve diğer kişi, kurum, parti ya da sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan anayasa taslakları göz önünde bulundurulmuştur. Bunların yanında mukayeseli hukuk uygulamaları da dikkate alınmıştır. Yüksek yargı kurullarıyla ilgili olarak mukayeseli hukuka bakıldığında, bu kurulların Fransa’da 18, İtalya’da 27, İspanya’da 21, Polonya’da 25 ve Portekiz’de 17 üyeden oluştuğu ve bu kurullarda hakim ve savcıların da yer aldığı görülmektedir.

Yapılan değişiklik kapsamında, öncelikle, Kurulun üye sayısı, yedi asıl ve beş yedek üyeden, yirmibir asıl ve on yedek üyeye yükseltilmektedir. Adalet Bakanı, Kurulun Başkanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir.

Kurulun üç daire ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmektedir. Kurul üyelerin geldiği kaynaklar çeşitlendirilmektedir. Bu bağlamda, Kurul üyelerinden dördü, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilecektir. Bundan başka Kurulun;

  • Üç asıl ve iki yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından, Yargıtay Genel Kurulu tarafından,
  • Bir asıl ve bir yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından, Danıştay Genel Kurulu tarafından,
  • Bir asıl ve bir yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu üyeleri arasından, Akademi Genel Kurulu tarafından,
  • Yedi asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından,
  • Üç asıl ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından,

seçilecektir.

Kurul üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması halinde, o üyenin geldiği yerden seçilen yedek üye tarafından kalan süre tamamlanacaktır. Sadece Cumhurbaşkanının seçeceği üyelerin yedeği öngörülmemiştir. Cumhurbaşkanı kontenjanından gelen Kurul üyesinin, herhangi bir nedenle üyeliğinin boşalması halinde, Cumhurbaşkanı kısa süre içinde yeniden atama yapabilecektir. Kaldı ki, bu durum, Kurulun yeni oluşumunda, kanunla düzenlenmesi öngörülen toplantı ve karar yeter sayıları karşısında Kurulun çalışmalarını etkilemeyecektir.

Getirilen düzenlemelerden birisi de, Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurulları ile ilk derece mahkemelerinde, dört yılda bir yapılacak seçimlerde, her seçmenin ancak bir aday için oy kullanmasına ilişkin hükümdür. Bu düzenlemenin iki amacı bulunmaktadır. Birincisi, seçimlerin tek seferde sonuçlandırılmasıdır. Gerçekten, Yargıtay Genel Kurulunda yapılan ve aday gösterilmek için salt çoğunluğun arandığı bu nitelikteki seçimlerin onlarca, hatta bazen yüzlerce defa tekrarlanması yoluna gidildiği görülmektedir. Benzer şekilde ilk derece mahkemelerinde yapılacak seçimlerde salt çoğunluğun aranması halinde de, aday gösterme seçimlerinin defalarca tekrarlanması söz konusu olabilecektir. Bu durum, yüksek mahkemelerin ve ilk derece mahkemelerinin çalışma performansını düşürecek ve esasen ağır iş yükü altında olan yargının ilave sorunlarla karşı karşıya kalmasına sebep olabilecektir. Getirilen düzenleme öncelikle bu olumsuzluğa meydan vermeme amacını içermektedir. Bu hükmün ikinci amacı ise, seçmen iradesinin sonuçlara en iyi şekilde yansımasıdır. Halen Yargıtay ve Danıştay genel kurullarında yapılan aday gösterme seçimlerinde, her aday adayının salt çoğunluğun oyunu alması aranmaktadır. Örneğin, Yargıtayda 250 üyenin olduğu düşünülürse, 126 oy alan kişi aday gösterilmektedir. Bu işlemler tekrar edilmekte ve aynı 126 oy, her üç aday adayını da belirleyebilmektedir. Buna karşın geriye kalan 124 kişinin iradesi hiçbir şekilde sonuçlara yansımamaktadır. Bu durum ise Anayasada öngörülen “temsilde adalet” ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu amaçlarla, aday belirleme seçimlerine ilişkin söz konusu hüküm getirilmiştir. Getirilen bu hükümle, yapılacak seçimlerde “çoğunlukçu” değil, “çoğulcu” bir anlayışın benimsenmesi öngörülmüştür. * Akademia’nın Notu: :Anayasa Mahkemesi ilgili hükmü iptal ettiği için bu gerekçenin bir anlamı kalmamıştır.

Getirilen bir diğer hükme göre, Kurulun Başkanı olan Adalet Bakanı ile Kurulun doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki diğer Kurul üyeleri, kanunda belirlenenler dışında, başka bir görev alamayacak; Kurul tarafından başka bir göreve atanamayacak ve seçilemeyecektir. Bu nitelikteki Kurul üyelerinin hangi görevleri alabilecekleri ilgili kanunda gösterilecektir.

Mevcut düzenlemede olduğu gibi, Kurulun yönetim ve temsili Kurul başkanına, yani Adalet Bakanına ait olacaktır. Ancak, getirilen bir yenilik olarak, Adalet Bakanı, dairelerin toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaktır. Kurul üyeleri kendi arasından üç daire başkanı ve daire başkanlarından birini de Başkanvekili olarak seçecektir. Kurul Başkanı yetkilerinin bir kısmını, başkanvekiline devredebilecektir.

Kurulun görevleriyle ilgili mevcut düzenlemede yer alan hükümler esas itibariyle aynen korunmaktadır. Mevcut metinde “kadro dağıtma” işlemi de Kurulun görevleri arasında sayılmakla birlikte bu hüküm, daha önceden yapılan değişikliklerle anlamsız ve hükümsüz hale geldiğinden madde metninden çıkartılmıştır.

Kurulun görevlerine ilave olarak getirilen en önemli yenilik ise, halen Adalet Bakanlığına ait olan hâkim ve savcıların denetlenmesi yetkisinin tamamen Kurula devredilmesidir. Yine hâkim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma izni, Kurulun ilgili dairesinin teklifi üzerine, Kurul Başkanının oluruyla verilecektir. Denetim ile inceleme ve soruşturma işlemleri, Kurul müfettişleri tarafından yapılacaktır. Kurul müfettişleri, muvafakatleri alınmak suretiyle Kurul tarafından atanacaktır. Buna karşın yargısal faaliyetler dışında kalan, icra, noter, cezaevi gibi mercilerin denetlenmesi ile savcıların tamamen idarî nitelikteki iş ve işlemlerinin denetimi Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapan adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacaktır. Şu halde Kurula bağlı olan Kurul müfettişleri ile Adalet Bakanlığına bağlı olan adalet müfettişleri ayrı alanlarda görev yapacaktır.

Yürürlükteki düzenlemede, Kurul kararları tamamen yargı denetimine kapalı iken, yapılan değişiklikle meslekten çıkarma cezalarına ilişkin kararlar yargı denetimine açılmaktadır. Kurulun diğer kararları için ise etkili iç itiraz sistemi öngörülmektedir.

Mevcut düzenlemede, Kurulun kendi sekreteryasının olmaması, bu işlemlerin Adalet Bakanlığı tarafından yapılması, yine bina ve bağımsız bütçesinin bulunmaması eleştiri konusu yapılmaktaydı. Getirilen düzenlemeyle Kurula bağlı bir Genel Sekreterlik kurulmaktadır. Genel Sekreterlik, Kurulun tüm sekreterya işlemlerini yürütecektir. Yine Anayasa hükmü olarak yazılmamışsa da ilgili kanunlarda yapılması düşünülen değişikliklerle, Kurulun binasının ve bütçesinin olmasının sağlanması öngörülmektedir. Kurul Genel Sekreterinin birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından, Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanması hükme bağlanmaktadır. Yukarıda da değinildiği gibi Kurul müfettişleri ile Kurulda çalışacak hâkim ve savcıların atanması, muvafakatleri alınmak koşuluyla, Kurul tarafından yapılacaktır.

Adalet Bakanlığı merkez, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları atama yetkisi ise Adalet Bakanına ait olacaktır.

Son olarak maddede, kanunla düzenlenmesi gereken hususlara yer verilmiştir.’’

Hayırcı: Hale bakar mısınız? Hakim ve savcı teminatının ve bağımsızlığının güvencesi olması gereken yerdeki yürütme etkisini: Kurul üyelerinden dördü, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilecektir. Gerçi iktisat ve siyasal bilimler dalları kısmını iptal etti Anayasa Mahkemesi… Ayrıca,

  • Yedi asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından,
  • Üç asıl ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından

seçilecek. Seçilecek üyelerden bu bahsettiğim kısmı tamamen yürütme kontrolündeki üyelerden oluşacak. Bu çok büyük bir rakam. Ayrıca daha önce de dedim. Mesleğinin az çok orta kademesinde bulunan ve üyelik süresi bittikten sonra iktidardan beklentileri olabilecek birinci sınıf adli/idari yargı hakim ve savcılarının kurula üye seçilmesi kuşkuyla karşılanmalı. Bakınız ben gençlik düşmanı değilim ama bu tür yüksek kurullar, mesleğinin doruğunda ve kimseden beklentisi olmayanlarca doldurulmalı!

Evetçi: Dinazorlarca yani ha?! Çağdaş çağdaş diye avaz avaz bağırıyorsunuz ama çağın gerisinde kalan sizmişsiniz asıl azizim! Demokrasi; görevleri gözetildiğinde her yargıç ve savcının mesleki kariyerinde ve denetlenmesinde son derece etkili olacak böyle bir kurulda, daha alt seviyedeki yargıç ve savcıların da temsil edilmesini gerektirir.

Hayırcı: Yahu bunlar ‘demokrasi’ kurumları filan değil ki. Bunlar hukuk devleti kurumları. Ve hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, demokrasiyi denetlemek üzere vardır!

Evetçi: Demokrasi, hukukun üstünlüğünün de güvencesidir. Demokratik seçim prensibinin geçerli olmadığı bir kurumda, yaşlı ve başlı seçkinler idaresinden türese türese belirli bir oligarşi türer.

Hayırcı: Birinci sınıf hakim ve savcıları nasılsa kadrolaşma yoluyla biçimlendirebiliyorsunuz değil mi? Fethedilmedik birkaç kale kaldı , onlara geldi sıra.

Evetçi: Bakınız burada medeni dünyada da yaygın olarak uygulanan bir esası getirilmiş. Anlamıyorum sizi! Kurul kararlarına karşı etkili iç itiraz sisteminin öngörülmemiş olması, hâkim ve savcıların denetimi, haklarında inceleme ve soruşturma izni verilmesi, adalet müfettişlerinin atanması gibi önemli bazı yetkilerin Adalet Bakanına ait olması, Kurulun kendisine ait sekretaryasının, binasının ve bütçesinin bulunmaması gibi hususlar gerek iç ve gerekse uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu yapılmış, öğreniyoruz. Sekretaryalı bir kurul fena mı? Daha önce toptan Adalet Bakanlığı’na bağlıymış ya şimdi daha bağımsız olur işte fena mı?!

Hayırcı: Hala Adalet Bakanı ile müsteşarını, kurulda bulunduruyorsunuz ya şaşıyorum size.

Evetçi: Şaşmayın. Adalet Bakanı, dairelerin toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaktır. Okumanız yazmanız yok mu?

Akademia: Bu noktada Anayasa Mahkemesi’nin ancak bir aday için oy kullanma kuralını iptal etmesine ne diyorsunuz Politea?

Politea: Bu biraz tuhaf olmuş doğrusu. Seçim kaynaklarına göre ayırarak incelemek gerek. Bakalım:

  • Üç asıl ve iki yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından, Yargıtay Genel Kurulu tarafından —–Her üye ancak bir adaya oy vermeyecekse, bu durumda üç asıl ve iki yedek üyeyi belirli bir çoğunluk gönderecek, nisbi temsil esası olmayacak, oysa olsa iyi olurdu çünkü Yargıtay üç üye seçiyor, biri azınlık tarafından gönderilebilmeliydi.
  • Bir asıl ve bir yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından, Danıştay Genel Kurulu tarafından —-Burada değişen bir durum olmaz çünkü zaten bir asıl ve bir yedek üyeyi çoğunluk göndermeli.
  • Bir asıl ve bir yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu üyeleri arasından, Akademi Genel Kurulu tarafından—– Burada da değişen bir durum olmaz çünkü zaten bir asıl ve bir yedek üyeyi çoğunluk göndermeli.
  • Yedi asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından —– Her üye ancak bir adaya oy vermeyecekse, bu durumda yedi asıl ve dört yedek üyeyi belirli bir çoğunluk gönderecek, nisbi temsil esası olmayacak, oysa olsa iyi olurdu çünkü birinci sınıf adli yargıç ve savcılar yedi üye seçiyor, burada nisbi temsil mümkün kılınmalıydı. Muhtemelen bu kuralın yaratacağı sonuç, çeşitli listelerin yarışması olacak. Yalnız bu seçimlerde işler biraz karışabilir. Her seçmen savcı veya yargıç yedi ayrı isme, ayrı ayrı oy verebilecekse seçim öncesinde öngörülmesi zor tablolar oluşur tabii.
  • Üç asıl ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından, —– Her üye ancak bir adaya oy vermeyecekse, bu durumda yedi asıl ve dört yedek üyeyi belirli bir çoğunluk gönderecek, nisbi temsil esası olmayacak, oysa olsa iyi olurdu çünkü birinci sınıf adli yargıç ve savcılar yedi üye seçiyor, burada nisbi temsil mümkün kılınmalıydı. Muhtemelen bu kuralın yaratacağı sonuç, çeşitli listelerin yarışması olacak. Ama üç kişi sınırı, durumu bir önceki örneğe göre daha öngörülebilir kılıyor.

Akademia: Neden idari yargıdan az üye gidiyor?

Politea: Sanırım idari yargı hakim ve savcı sayısı az olduğu için olsa gerek.

Akademia: Ama idari yargının iş yükü de oldukça yoğundur değil mi?

Politea: Öyle sanıyorum. Hükümetler idari yargıdan pek haz etmez.

Akademia: Duruma göre, bazen haz eder, bazen etmez diyelim.

Politea: Hıhım, ülkenizde öyle olsa gerek…Dinlenelim mi biraz.

Evetçi, Hayırcı, Boykotçu: EVET!

Akademia: Sonunda herkesin evet dediği bir soru buldum. Kahve molasından sonra devam edeceğiz! …

Ve devam ediyoruz:

23)Ekonomik ve Sosyal Konsey Kuruluyor

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 23- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 166 ncı maddesinin kenar başlığı “I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulur. Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenir.”

Eski Metin:

Yeni Metin:

İKİNCİ BÖLÜM

Ekonomik Hükümler

I. Planlama

MADDE 166. – Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.

Planda millî tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.

Kalkınma planlarının hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmasına, uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

İKİNCİ BÖLÜM

Ekonomik Hükümler

I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey

MADDE 166. – Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.

Planda millî tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.

Kalkınma planlarının hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmasına, uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulur. Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenir.

 

 

Akademia: Yeni hükümle bir Ekonomik ve Sosyal Konsey kuruluyor. Buna itirazı olan var mı?

Evetçi: Yok. Bu tür somut kurumsal olanaklarla devletin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma hedeflerini gerçekleştirme bakımından somut olarak denetlenmesi daha uygun olur.

Hayırcı: Yok benim bir itirazım buna.

Boykotçu: Benim de yok da madde gerekçesine bir bakalım isterim.

Akademia: Pekala. Madde gerekçesi şöyle diyor:

MADDE 23- Maddeyle, Ekonomik ve Sosyal Konsey uygulaması anayasal dayanağa kavuşturulmaktadır. Demokratik sistem içinde ve uluslararası uygulamalarda; ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında, sivil toplum kuruluşlarının daha fazla görüş ve katkılarının alınması önem taşımaktadır.

Yapılan yeni düzenlemeyle; Ekonomik ve Sosyal Konseye, geniş bir yelpazede, toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ekonomik ve sosyal sorunlar ile bunlara ilişkin çözüm yolları hakkında görüş üreten fonksiyonel bir kurumsal yapı kazandırılması hedeflenmektedir.

Avrupa Komisyonu ilerleme raporlarında, Türkiye’nin, ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesinde, iyi işleyen ve fonksiyonel bir yapıya kavuşturulmamış olması eleştiri konusu yapılmaktadır. Söz konusu eleştiriler de dikkate alınmak suretiyle anayasal dayanağı oluşturulan yeni Konsey yapılanması içinde; sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve hükümet temsilcileri bir araya gelerek, istişari nitelikte görüş bildirme fonksiyonu ifa edecektir.

Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenecektir.

Akademia: Peki gelelim bir başka tartışmalı hükme. 12 Eylül tasarrufları ve bunlardan sorumluluğu olanların yargılanması meselesi:

24) 12 Eylül 1980 Sonrası Otoriter Düzenin  (12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içindeki) Karar ve Uygulamalarından Cezai, Mali ve Hukuki Sorumsuzluk Kalkıyor, Sorumluların Dava Edilip Edilemeyeceği Tartışmaları Açılıyor…

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 24- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Eski Metin:

Yeni Metin:

GEÇİCİ MADDE 15. – 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

(Son fıkra mülga: 3.10.2001-4709/34 md.)

 

Akademia: Bunun gerekçesi önemlidir kanısındayım. Okuyalım mı?

Evetçi: Okuyalım, okuyalım.

Hayırcı: Evet.

Boykotçu: Evet.

Akademia: İşte gerekçe:

MADDE 24- Maddeyle, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, Anayasanın geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.

Boykotçu: Bu ne hal yahu! Bu gerekçede 12 Eylülcüleri yargılama kararlılığı filan okunmuyor. Geçiştirmişler resmen olayı!

Hayırcı: Dedim size. Ortada yargılanacak bir hal kaldı mı? 12 Eylül ruhunu tümüyle benimsemiş, 12 Eylülden türeyen kadrolarla çalışan bir idare tutacak 12 Eylül’le hesaplaşacak. Külahıma anlatın siz onu.

Evetçi: Bakınız. Bu hükmün bu abuk haliyle anayasada kalması mı ilerleme, sökülüp atılması mı? Tabii ikincisi. İster imkan dahilinde olsun isterse olmasın bu konuda bir tartışma açılması fena mı? Ayrıca hesaplaşma bir tek yargısal yolla olmaz ki! Başka yollarla da olur.  Mesela barış, uzlaşma, yeniden değerlendirme vb. komisyonlarla olur; siyasal, kültürel olarak da hesaplaşabilirsiniz geçmişinizle. Ayrıca hukuksal olarak da zaman aşımı filan deniyor. Bakın Federal Almanya’da birleşmeden sonra, Doğu Alman askerlerin batıya iltica edenleri sınırda öldürmeleri olayları dava edilebildi. Kanunlar geriye yürümez filan denilmedi. Özellikle emir verenler yargılanabildi. Ayrıca işkence bir insanlık suçu. Bu konuda kanunların geriye yürümemesi olmaz, zamanaşımı filan da olmaz.

Hayırcı: Olmaz olur mu canım. Açın bakın dönemin  765 sayılı ceza kanununa. Orada adam öldürme için bile zamanaşımı öngörülmüş.  Yirmi sene diyor.

Evetçi: İyi de bir de mülga ceza kanununun 103. maddesi var. O da şöyle diyor:

”Madde 103 – Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mutemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.”

Yani son fiilin işlendiği tarihe de bakabilir ve diyebilirsiniz ki o son fiilin işlendiği tarihten yani bu konuyla alakalı son cinayetin, son işkencenin yapıldığı tarihten başlatırız diyebilirsiniz. Ayrıca uzun süredir mağdurlar 12 Eylül tasarruflarına karşı çeşitli şikayetlerde bulunuyorlar. Bu hususlarda yapılmış savcılık işlemleri varsa onlar da zamanaşımını keser. Mesela mülga kanun bir de şöyle demiş:

‘Madde 104 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar.

Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.

Şu altını  işaretlediğim hükme göre en fazla otuz yıl oluyor mesela adam öldürme suçundan zamanaşımı konusunda 20 yıl artı (20/2)=30 yıl. Bu durumda 1983 artı 30 yıl=2013 denebilir mi denemez mi, tartışılabilir mesela.

Boykotçu: İyi de neden eski ceza kanununa bakıyoruz?

Akademia: 12 Eylül tasarruflarının gerçekleştirildikleri  zaman yürürlükte bulunan  ceza kanunu o da ondan.  Eğer bu eski kanun,  failler lehine ise suç ve cezaların kanuniliği ve geriye yürümezlik kuralı nedeniyle -ki o kural da anayasal bir kuraldır- o kanun uygulanacak da ondan.

Politea: Fakat Akademia cezacı değilim bağışlayın ama zamanaşımı konusu usuli bir kural ise yürürlükteki kanun da uygulanamaz mı?Yani bildiğim kadarıyla usuli kurallar söz konusu ise lehe kanun değil yürürlükteki kanun uygulanır.

Akademia: Tartışılır tabii ama zamanaşımı konusunda da failin lehine kuralların uygulanması taraftarıyım.

Politea: Potansiyel sanıkların lehine mi peki mülga 765 sayılı kanundaki kurallar.

Akademia: Bir bakalım isterseniz hakikaten. Bence eski kanun daha lehe. Çünkü daha kısa zamanaşımı süreleri öngörmüş. Ayrıca bazı suçlar bakımından zamanaşımı olmaz vs. dememiş.  Önce bakalım işte yeni ceza kanununa, yani yürürlükteki ceza kanununa  göre tüm kurallar:

Dava zamanaşımı

MADDE 66. - (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,

c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,

e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,

Geçmesiyle düşer.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.

(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.

(5) Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirlenecek zamanaşımı göz önünde bulundurulur.

(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.

(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı uygulanmaz.

Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi

MADDE 67. - (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.

(2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.

Ceza zamanaşımı

MADDE 68. - (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında kırk yıl.

b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl.

c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında yirmidört yıl.

d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında yirmi yıl.

e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez.

(3) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis veya on yıldan fazla hapis cezalarında zamanaşımı uygulanmaz.

(4) Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez.

(5) Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.

Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları

MADDE 69. - (1) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder.

Müsaderede zamanaşımı

MADDE 70. - (1) Müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilmez.

Ceza zamanaşımının kesilmesi

MADDE 71. - (1) Mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.

(2) Bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir.

Zamanaşımının hesabı ve uygulanması

MADDE 72. - (1) Dava ve ceza zamanaşımı süreleri gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmî takvime göre hesap edilir.

(2) Dava ve ceza zamanaşımı re’sen uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler.

Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar, uzlaşma

MADDE 73. - (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.

(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.

(3) Şikâyet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.

(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.

(5) İştirak hâlinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.

(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.

(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikâyetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsî haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.

(8) Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir.

Dava veya cezanın düşmesinin etkisi

MADDE 74. - (1) Genel af, özel af ve şikâyetten vazgeçme, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adlî para cezasının geri alınmasını gerektirmez.

(2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsî hak davasını etkilemez.

(3) Cezanın düşmesi şahsî haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak, genel af hâlinde yargılama giderleri de istenemez.

Boykotçu: Birisinin çıkıp bu işi ayrıntısıyla ve hukuksal olarak tahlil etmesi lazım. Bu tasarruflara karşı sadece cezai değil mali ve hukuki yani tazminat hukuku anlamında da yapılacak şeyler olabilir. Pek çok girişim hala mümkün olabilir.

Hayırcı: Olabilir ama bu değişiklik kalktı diye bir arpa boyu gidildi demek değil bu.

Politea: Bir de eski ceza kanununun zamanaşımına ilişkin kurallarına bakalım bence.

Akademia: Bakalım:

Madde 102 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, *1*

2 – Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

3 – Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

4 – Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,

5 – Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6 – Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur. *1*

Madde 103 – Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mutemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.

Madde 104 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar.

Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.

Madde 105 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

Kanunun bir seneden aşağı müruru zaman tayin ettiği hallerde her türlü usuli muamele müruru zamanı keser.

Ancak 103 üncü maddeye göre müruru zaman işlemeğe başladığı günden itibaren bir seneden aşağı müruru zamana tabi kabahat nevinden suçlarda bir sene içinde mahkumiyet kararı verilmemiş olursa hukuku amme davası müruru zamana uğrar.

Madde 106 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser.

Madde 107 – Hukuku amme davasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lazım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruru zaman durur.

Madde 108 – Takibi ancak şahsi dava ikamesine bağlı olan fiil hakkında salahiyettar kimse altı ay zarfında dava etmediği takdirde takibat yapılamaz.

Müruru zaman haddini geçmemek şartiyle bu müdet davaya hakkı olan kimsenin fiilden ve failin kim olduğundan haberdar bulunduğu günden başlar.

Davaya hakkı olan bir kaç kimseden birisi altı aylık müddeti geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hukuku sakıt olmaz.

Madde 109 – Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar muhakemesi görülmek lazımgelen mahkumünaleyhin ahiren vaki olan mahkumiyeti evvelki mahkumiyetinden daha hafif bir cezayı mutazammın ise müruru zaman müddeti sonraki hüküm ile tertip olunacak cezaya göre hesap olunur.

Madde 110 – Hukuku amme davasının düşmesi emval istirdadı ve uğranılan zararın tazmini için ikame olunan hakkı şahsi davasına halel vermez.

Madde 111 – Hukuku amme davasının düşmesi cürümden zarar gören şahsın davadan vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada davacı hukuku şahsiyesini ayrıca muhafaza eylememiş ise artık hukuk mahkemesinde dahi dava edemez.

Madde 112 – Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar:

1 – Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaları otuz sene, *1*

2 – Yirmi sene ve daha fazla müddetle ağır hapis cezası yirmi dört sene,

3 – Beş seneden ziyade ağır hapis veyahut hapis veya müebbet sürgün cezası yirmi sene,

4 – Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezalariyle ağır cezayı nakdi hükümleri on sene,

5 – Bir aydan ziyade hafif hapis veyahut bir meslek ve sanatın tatili icrası yahut otuz liradan ziyade hafif cezayı nakdi hükümleri dört sene,

6 – Bundan evvelki bentte beyan olunan miktardan aşağı ceza hükümleri on sekiz ay geçmesiyle ortadan kalkar.

Nevileri başka başka cezaları havi hükümler, en ağır ceza için konulan müddetin geçmesiyle ortadan kalkar.

Cezanın müruru zaman ile ortadan kalkmasından sonra Emniyeti Umumiye Nezareti altında bulunmak cezasının da hükmü kalmaz.

Madde 113 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

Hükümlerde müruru zaman hükmün kat’ileştiği veya infazın her hangi bir suretle inkıtaa uğradığı günden itibaren işlemeğe başlar.

Madde 114 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

İlamın infazına müteallik mahkuma salahiyetli merci tarafından kanun dairesinde tebliğ olunan her türlü muamele müruru zamanı keser. Bundan başka şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarda ilamın infazı için mahkumun yakalanması dahi müruru zamanı keser.

Bir suçtan dolayı mahkum olan kimse müruru zaman cereyan ettiği sırada mahkum olduğu suç cinsinden diğer bir suç daha işlediği takdirde müruru zaman yine kesilmiş olur.

Madde 115 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

Amme hizmetlerinden muvakkat memnuiyet yahut diğer bir ıskatı ehliyet cezası veya bir meslek ve sanatın tatili icrası sair cezalara zam ve ilave edildiği veyahut bir hüküm neticesi olduğu takdirde ıskatı ehliyet ve tatili meslek ve sanat cezaları, onlar için muayyen olan müddetin iki misline muadil bir müddet geçmedikçe sakıt olmazlar ve işbu müruru zaman aslı mücazatın sakıt olduğu tarihten itibaren cereyana başlar.

Madde 116 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

Gerek hukuku amme davasının ve gerek ceza hükümlerinin müruru zamanı 30 uncu madde mucibince hesap olunur.

Madde 117 – (Değişik madde: 11/06/1936 – 3038/1 md.)

Gerek dava ve gerek ceza müruru zamanı resen tatbik olunur ve bundan ne maznun ve ne de mahkum vazgeçemezler.

Madde 118 – (Değişik madde: 29/06/1938 – 3531/1 md.)

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde ceza müruru zamanı yoktur. *1*

…

Madde 120 – Ceza hükümlerinin sukutu hukuku şahsiye ve istirdadı emval ve tazminat ve masarifi muhakemeye müteallik hükümlere halel vermez. Ancak umumi aftan neşet eden sukut masarifi muhakemenin tahsili hakkında hazinenin mütalebe hakkını dahi iskat eder.

 

Akademia: 12 Eylül tasarruflarının yargılanması konusunda dört perspektiften yola çıkarak bir tahlil yapmamız gerekecek: Birinci perspektif ceza davaları perspektifi. Bu perspektifte öncelikle siyasi saikli işkence, insan kaybetme vb eylemlerin uluslarüstü insan hakları hukukunda nasıl düzenlendiği ve suç ve cezaların kanuniliği ilkesi açısından nasıl değerlendirildiğine bakılacak. Sonra iç hukukta 765 sayılı mülga ceza kanunu ile yeni ceza kanununun hükümleri karşılaştırılacak ve zamanaşımı konusuna bir açıklık getirilecek. Üçüncü perspektif ise dava zamanaşımı ile ceza zamanaşımı arasındaki ayrımdan hareketle tek tek tasarruflar açısından ve özellikle devam etmekte olan davalar açısından zamanaşımının geçip geçmediği tartışılacak. Dördüncü bir perspektif daha var ki dava ve ceza zamanaşımı geçse dahi, ceza kanunlarında yeralan bir kuraldan hareket etmeyi gerektiriyor. O da şu: Ceza hükümlerinin sukutu, yani mesela zamanaşımı yüzünden sukutu, istirdadı emval ve tazminata ilişkin hükümlere halel vermez.

Boykotçu: Ne demek şimdi bu?!

Akademia: Yani tazminat davası hakkı saklı kalabilir.

Politea: İyi de galiba tazminat konusunda da zamanaşımı mülahazası var.

Akademia: Evet. Onu da tartışmak gerek. O konuda medeni hukukun kuralları işlemeli. 12 Eylül yüzünden yerinden edilenler, canlarını, hürriyetlerini, malları mülklerini yitirenler Geçici 15 kaldırıldıktan sonra harekete geçebilirler. İç hukukta bir yere varamasalar bile konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve benzer uluslararası prosedürlere götürebilirler. Orada da iddia edebilirler ki Geçici 15 yüzünden daha önce dava açamadık. Gerçi, Avrupa İnsan Hakları davası açmak da biraz zor çünkü Türkiye bireysel başvuru hakkı tanırken bunu belirli bir tarihten sonra gerçekleşen insan hakları ihlalleri için ve ihtirazi kayıtla tanıdı!

Politea: Bir de yeni ceza kanununda şöyle bir hüküm var. Diyor ki: ”İnsanlığa karşı suçlar

MADDE 77. - (1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefî, ırkî veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plân doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:

a) Kasten öldürme.

b) Kasten yaralama.

c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.

d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.

e) Bilimsel deneylere tâbi kılma.

f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı.

g) Zorla hamile bırakma.

h) Zorla fuhşa sevketme.

(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Ancak, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.

(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.”

 

Politea:Yani diyemez miyiz bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez?

Akademia: Evet ama bu kanun yeni kanun. 12 Eylül tasarruflarının yapıldığı zaman yürürlükte değildi bu hükmün (4). fıkrası. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun değişmişse, iki kanun arasından sanık lehine olanı uygulama kuralını zamanaşımı için de kabul edeceksek eğer,  12 Eylül tasarruflarının cezai soruşturma konusu olması gitgide zamanaşımına uğradı, uğrayacak gibi.

Politea: Belki de 12 Eylül 1980 ve sonrasında, Türkiye’nin imzalamış bulunduğu bir uluslararası insan hakları sözleşmesinde buna benzer bir hüküm vardı. Belki de o zaman dünyada yürürlükte bulunan çağcıl  insan hakları düzeni, siyasi işkence vb. eylemlerde zamanaşımı filan uygulanamayacağını öngörüyordu. Almanlar nasıl yargıladılar soykırımcıları, nasıl yargıladılar Doğu Alman sınırındaki askerlerin vatandaşları kurşunlaması olaylarını? Siyasi hakçalığın hukuksal çıkışı her zaman bulunur!

Akademia: Araştıralım ama sanmıyorum. Yani dediğiniz gibi siyasal hakçalığa hukuksal kılıf yaratabilirsiniz ama bir de faillerin insan hakları var. Eğer onların insan haklarını da düşünmezsek onlardan farkımız kalmaz!

Boykotçu: Akademia hep böyle saf mı olur?! Ortada işkencelerine, insan kaybettirmelerine, siyasal idamlarına yargı yolunu kapatmış ve bunu da ”demokrasiye aşık Türk evladlarının vatan sevgisine tevdi” ettiği bir anayasa ile, milletle alay ederek yapmış hukuksuz bir idare ile demokrasi ve insan hakları adına, hukuk devleti adına hesaplaşmanın hukuki yolu kapanabilir mi demek istiyorsunuz? Bu çok saçma! Bence onların o saçma Geçici 15. maddesi ”yok hükmünde” idi asıl! Öyle bir madde yok hükmünde olduğu için zamanaşımının kesildiği bile ileri sürülebilir. Yani bu madde kaldırıldıktan sonra kaldığı yerden devam eder demeli!

Boykotçu: Ayrıca bakınız ne denmiş bu konuda süregelen 16 Mart davası ile ilgili olarak:

Zamanaşımı başlamadı ki bitsin

“…Hüküm Mahkemesi son kararını verirken, Yargıtay 1. Dairesi de o son kararı onarken iki büyük yanlış yapmıştır. Bunlardan birincisi Mahkemenin bizim çabamızla ilk defa bir kontrgerilla davasına dönüşmüş olan yargılama sürecinde sanıklara bu doğrultuda ek savunma hakkı verdiği halde, bu aşamayı hiç değerlendirmeden mahkemece zamanaşımı kararı verilmiş ve bu zafiyetle malul olan son kararın Yargıtay’ca onanmış olmasıydı.

“İkincisi, zamanaşımı konusu maddi olayın özelliğine (katliamın siyasi saikle işlenmiş olmasına) uygun hukuki kriterlere göre değerlendirmedi. Biz baştan beri ısrarla bu suçun örgütlü bir suç olduğunu, suçu işleyen örgütün muhtemelen 16 Mart 1978 tarihinden önce de faal olan ve katliamdan sonra da -belki bugüne kadar- varlığını sürdüren bir örgüt olduğunu savunduk. Bu doğrultuda, yargılama sırasında, MHP ve ülkücü kuruluşlar ana dava dosyası, Abdi İpekçi dosyası, Bahçelievler katliamı dosyası, 1 Mayıs 1977 katliamı dosyasını, hatta Susurluk kazasından sonra açılan dava dosyasını, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Susurluk Raporu ve TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu mahkemeye celp ettirdik. MİT ve İçişleri Bakanlığı’ndan bilgi ve belge istendi ve polis şefleri ve dönemin İçişleri Bakanı tanık olarak dinlendi.

“Toplanan bu bilgi ve belgelere göre suç örgütünün varlığını devam ettirdiği anlaşıldı. Bu durumda, hem eski hem de yeni TCK’deki zamanaşımı hükümlerine göre ‘temadi’ (kesintisiz örgütlü suç faaliyeti) devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlemeyeceği çok açıktır. Yani zamanaşımı daha başlamadı ki bitsin.”

Zamanaşımı kavramı Kontrgerillayla ve 12 Eylül’le hesaplaşmak istemeyenlerin ileri sürüp, arkasına sığındıkları bir büyük bahanedir. Konuyu İnsanlık suçu kavramının içine sıkıştırmaya kalkmak da bir hukukçu için abesle iştigaldir. Kısacası; ne Anayasa’nın Geçici 15.maddesi, ne de TCK’nin zamanaşımı hükümleri 12 Eylül’le ve Kontrgerillayla yargı önünde hesaplaşmak isteyenler için bir engel değildir. (CA/TK) [KAYNAK HABER İÇİN BAĞLANTI: (bağlantı)]

Evetçi: Bakın işte tartışma açıldı bile, fena mı şimdi yani Geçici 15′in kalkması?

Hayırcı: Beyin jimnastiği mi yapacağız?! Durum ortada. Bence bu Geçici 15 yüzünden yırtmışlar ya da yırtmak üzereler çoktan. Ayrıca sanki bu konuda bir siyasal ve kültürel irade varmış gibi konuşuyorsunuz. Anayasa değişiklik gerekçesinin kestirip atıcı dilinden de belli ki bu konuda hiçbir şey yapmayacaksınız!

Evetçi: Yahu anayasa değişikliğinin mimarları yapmaz belki ama bu durum başkalarının harekete geçmesini engellemez ki. Ayrıca dedik ki bu madde hukuk devletine aykırı. Kaldırılması fena mı?

Hayırcı: Bunu kaldırıp 12 Eylülü unutturmak istiyorlar tam aksine. Ne hesaplaşması, tamamen unutturmak!

Akademia: Son maddelere geçiyorum. Dilerseniz bu konuya, meseleleri biraz araştırdıktan sonra yeniden dönelim. Boykotçu, Akademia’nın saf olmadığını ancak soyut ihtimal dahilinde her türlü düşünceyi irdelemesi gerektiğini hatırlatmak isterim size ve izninizle.

Boykotçu: Teşekkür ederim. Sizi kırmak değil amacım. Dönelim dönelim lütfen bu tartışmalara, bu konunun peşini bırakmayalım. Bu konu otuz yıldır rüyalarıma giriyor, bu konu benim hayatımın kabusu!

Akademia: Demokrasinin bir daha kesintiye uğramaması da hepimizin düşü Boykotçu, bu ülkede ve tüm dünyada. İşte son maddeler:

25) Geçici Tatbik Maddeleri

Değişiklik Maddesi:

 

MADDE 25- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 18-  Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve bir üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday göstermek amacıyla;

a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay üyesinin [ Anayasa Mahkemesi iptal: ancak bir aday için] oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro başkanları tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde, [ Anayasa Mahkemesi iptal: en fazla oy alan ] üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir.

ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır; ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı, birer üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur.

Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam ederler.

Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvurular kabul edilir.

GEÇİCİ MADDE 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde aşağıda belirtilen esas ve usuller dahilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri seçilir:

a) Cumhurbaşkanı, hâkimlik mesleğine alınmasına engel bir hali olmayan; yükseköğretim kurumlarının hukuk,[Anayasa Mahkemesi iptal: iktisat ve siyasal bilimler ] dallarında en az onbeş yıldan beri görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş avukatlar arasından dört üye seçer. [Anayasa Mahkemesi iptal: Cumhurbaşkanı, üst kademe yöneticileri arasından seçeceği Kurul üyesini,   bakanlık,   müsteşarlık,  müsteşar   yardımcılığı,  valilik,  Cumhurbaşkanlığı   Genel Sekreterliği, kamu kurum ve kuruluşlarında genel müdürlük veya teftiş kurulu başkanlığı görevlerini yapanlar arasından seçer. ]

b) Yargıtay Genel Kurulu, Yargıtay üyeleri arasından üç asıl ve üç yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Yargıtay Birinci Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Birinci Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Yargıtay Genel Kurulu seçim yapar. Her Yargıtay üyesinin [Anayasa Mahkemesi iptal: sadece bir aday için ] oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

c) Danıştay Genel Kurulu, Danıştay üyeleri arasından iki asıl ve iki yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Danıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Danıştay Genel Kurulu seçim yapar. Her Danıştay üyesinin [Anayasa Mahkemesi iptal: sadece bir aday için ] oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

ç) Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu, kendi üyeleri arasından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bir asıl ve bir yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu seçim yapar. Her üyenin [Anayasa Mahkemesi iptal: sadece bir aday için ] oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

d) Yedi asıl ve dört yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş olan adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adaylık başvurularını ilân eder. İlân tarihinden itibaren üç gün içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve aday listesini belirleyerek ilân eder. Takip eden iki gün içinde bu listeye karşı itiraz edilebilir. İtiraz süresinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde itirazlar incelenir, sonuçlandırılır ve kesin aday listesi ilân edilir. Yüksek Seçim Kurulunun kesin aday listesini ilân ettiği tarihten sonraki ikinci Pazar günü her ilde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcılar oy kullanır. İl seçim kurulları o ilde oy kullanacak hâkim ve savcıların sayısına göre sandık kurulları oluşturur. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır. Adaylar propaganda yapamazlar; sadece, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilirler. Bu seçimlerde her seçmen [Anayasa Mahkemesi iptal: sadece bir aday için ] oy kullanabilir. Seçimlerde en çok oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur. Kullanılacak oy pusulalarıyla ilgili diğer hususlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından   belirlenir. Yüksek  Seçim  Kurulu,  oy   pusulalarını  kendisi   bastırabileceği  gibi gerektiğinde uygun göreceği il seçim kurulları vasıtasıyla bastırmaya da yetkilidir. Yapılacak seçimlerde, 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu bende aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

e) Üç asıl ve iki yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak bu seçimlerde, o bölge idare mahkemesinde ve yargı çevresi içerisinde kalan yerlerde görev yapan idarî yargı hâkim ve savcıları oy kullanır. Bu seçimler hakkında da (d) bendi hükümleri uygulanır.

Birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asıl üyeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki otuzuncu günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtay ve Danıştaydan gelen asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bunlardan, Yargıtaydan gelen üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (b) bendi uyarınca seçilenler; Danıştaydan gelen üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (c) bendi uyarınca seçilenler, sırayla göreve başlarlar.

Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri uyarınca seçilen üyelerden, üçüncü fıkra uyarınca göreve başlayanların görev süresi, birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen diğer Kurul üyelerinin görev süresinin bittiği tarihte sona erer.

İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen asıl üyeler, Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm malî ve sosyal haklar ile emeklilik hakkından aynen yararlanırlar. Ayrıca, Kurulun Başkanı dışındaki asıl üyelerine, (30000) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir.

İlgili kanunlarda düzenleme yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu;

a) Anayasa hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, yürürlükteki kanun hükümlerine göre Kurul şeklinde çalışır.

b) İkinci fıkra uyarınca asıl üyelerinin göreve başladığı tarihten itibaren bir hafta içinde Adalet Bakanının başkanlığında toplanır ve bir geçici Başkanvekili seçer.

c) En az onbeş üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.

ç) Sekreterya hizmetleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütülür.

Kurul müfettişleri ile adalet müfettişleri atanıncaya kadar, mevcut adalet müfettişleri, Kurul müfettişi ve adalet müfettişi sıfatıyla görev yaparlar.

Bu madde hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanır.

Eski Metin:

Yeni Metin:

 

 

 

 

Değişiklik Maddesi:

26) Kanunun Halkoyunda Madde Madde Değil Tümüyle Oylanması Ayrıca Öngörülüyor

MADDE 26- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.

Eski Metin:

Yeni Metin:

 

 

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN GENEL GEREKÇESİ:

150 yıllık anayasa geleneği içinde, halkın katılımı ve demokratik yöntemlerle Anayasa yapılamamış olması ülkemiz bakımından büyük bir eksikliktir.

Diğer anayasalar gibi, 1982 Anayasası da olağanüstü koşullar altında kabul edilip yürürlüğe konulmuştur. Devlet tecrübemiz, birikimimiz ve toplumsal talep ekseninde, 1982 Anayasasının tamamen değiştirilmesine ihtiyaç vardır. Aslında tüm toplum kesimleri de bu ihtiyaç konusunda mutabakat halindedir. Ancak bu mutabakat, bugüne kadar Anayasanın tümünün değiştirilmesine yetmemiştir. 2007 yılında yeni bir Anayasanın hazırlanması amacıyla çalışmalar yapılmış, ancak bu girişimler de değişik nedenlerden dolayı başarılı olamamıştır.

Yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra 1982 Anayasasında değişiklikler yapılması zorunlu hale gelmiş ve günümüze kadar farklı gerekçelerle 16 kez değişiklik yapılmıştır. Bu kapsamda Anayasanın toplam 85 maddesi ile Başlangıç metni kısmen değiştirilmiştir.

Bununla birlikte hâlen, Anayasada değiştirilmesi gereken çok sayıda hüküm yer aldığı gibi, toplumsal ihtiyaçlar ve beklentilerin karşılanması amacıyla bazı alanlarda yeni düzenlemelerin yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda; kadın-erkek eşitliğinin sağlanması; toplumun bazı kesimlerinin, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak daha iyi korunması ve gözetilmesi; kişisel verilerin korunması; bireylerin yurt dışına çıkmalarının sınırlandırılmasına ilişkin hükümlerin daraltılması; çocuk haklarının anayasal temele kavuşturulması, her türlü istismara karşı çocukların korunması; sendikal haklar ile grev hakkında öngörülen bazı sınırlamaların kaldırılması, memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkının tanınması; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerin, uluslararası belgelerde yer alan objektif kriterler de dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi; bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkının düzenlenmesi; bir siyasî partinin kapatılmasına sebep olan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine son verilmesi; Yüksek Askerî Şûra kararlarının yargı denetimine açılması; memur ve diğer kamu görevlilerine disiplin cezası olarak verilen uyarma ve kınama cezalarının da yargı denetimine açılması; askerî yargının görev alanının daraltılması ve sivillerin askerî mahkemelerde yargılanmasının tamamen önlenmesi; mukayeseli hukuk uygulamaları ve ülkemizin ihtiyaçları göz önüne alınarak Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması, üye sayısının artırılması, mahkeme üyelerinin belirli bir süre için bu göreve seçilmesi ve pek çok ülkede uygulanmakta olan bireysel başvuru müessesesinin yürürlüğe konulması; Askerî Yargıtayın bağımsızlığının güçlendirilmesi; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik, şeffaf ve geniş tabanlı bir yapıya kavuşturulması, hâkim ve savcıların da haklarında kararlar alan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda temsili; ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konseyin anayasal dayanağa kavuşturulması; demokratik hayata yapılan kabul edilemez müdahalelerde görev alanların cezaî, malî ve hukukî sorumluluklarını kaldıran geçici 15 inci maddenin ilgası gibi hususlar Anayasanın mutlaka değiştirilmesi gereken hükümlerinin başında yer almaktadır.

Ülkemizde, yukarıda belirtilen hususlarda, Anayasa değişikliği yapılması gerektiğine ilişkin bir mutabakat bulunmaktadır. Değişik sivil toplum kuruluşları ve partiler tarafından hazırlanan Anayasa taslaklarında da ana hatlarıyla Teklifte yer alan konularda, benzeri düzenlemelere yer verilmektedir. Ayrıca, düzenleme yapılan konular, uzmanlar ve kamuoyu tarafından uzun zamandan beri tartışılan ve sorunlu olduğu kabul edilen alanlar olup, bunlardan bir kısmı daha, Teklifle çözüme kavuşturulmaktadır.

Anayasa değişikliğine ilişkin bu Kanun Teklifi, yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda hazırlanmıştır.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.”

Yapılması öngörülen değişiklikle, kadın ve erkek arasındaki eşitliği sağlamaya yönelik olarak Devlet tarafından bazı tedbirlerin alınabilmesine imkan tanınmakta ve alınacak bu nitelikteki tedbirlerin, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacağı vurgulanmaktadır. Öte yandan, özel surette korunması gereken kesimler için alınacak tedbirlerin de eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu sayede Devletin, tüm toplum kesimleri arasında bir yandan eşitliği sağlamaya, diğer yandan da korunması gerekenleri korumaya yönelik özel tedbirler alabilmesinin önü açılmakta ve bu amaçla yapılan düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı kabul edilemeyeceği anayasal güvenceye kavuşturulmaktadır.

MADDE 2- Anayasada kişisel verilerin korunmasına yönelik dolaylı hükümler bulunmakla birlikte yeterli değildir. Mukayeseli hukukta ve tarafı olduğumuz uluslararası belgelerde de kişisel verilerin korunması önemle vurgulanmaktadır.

Maddeyle, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, anayasal bir hak olarak teminat altına alınmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin kendilerini ilgilendiren kişisel veriler üzerinde hangi hak ve yetkilere sahip olduğu ve kişisel verilerin hangi hallerde işlenebileceği hükme bağlanırken, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği öngörülmektedir.

MADDE 3- Maddede yapılan değişiklikle, idare tarafından, vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin sınırlandırılmasına son verilmekte; yurt dışına çıkma hürriyetinin, sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilmesi ilkesi benimsenmektedir.

MADDE 4- Maddeyle, tarafı olduğumuz Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ile diğer uluslararası belgelerde yer alan ve çocuk haklarıyla ilgili kabul gören evrensel ilkeler, Anayasa metnine dahil edilmekte; her çocuğun himaye ve bakımdan yararlanma hakkı olduğu vurgulanmakta ve çocuğun ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Getirilen düzenlemeyle ayrıca Devlete, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukların korunmasına yönelik gerekli tedbirleri alma ödevi yüklenmektedir.

MADDE 5- Anayasanın 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası, sendika özgürlüğünü iş kolu ile sınırlamakta ve aynı zamanda aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamayacağını hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme, Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesine aykırı bulunmaktadır. Bu nedenle, söz konusu aykırılığın giderilmesi amacıyla 51 inci maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

MADDE 6- Anayasanın 53 üncü maddesinin mevcut düzenlemesinde, memur ve diğer kamu görevlilerinin sadece toplu görüşme hakkına sahip olduğu hükme bağlanmaktadır. Toplu görüşme kapsamında anlaşma sağlanması halinde, mutabakat metni imzalanmakta ve gereği için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulmaktadır. Anlaşma sağlanamazsa, konu yine Bakanlar Kurulunun takdirine bırakılmaktaydı. Uzlaştırma Kuruluna gidilmesi de mümkündü. Ancak, Uzlaştırma Kurulunun kararları Bakanlar Kurulunu bağlayıcı nitelikte olmadığından, anlaşmazlık, her zaman Bakanlar Kurulunun takdir ettiği şekilde sonuçlandırılıyordu.

Maddeye eklenen yeni hükümlerle, memur ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı getirilmektedir. Toplu sözleşme konusunda kamu işvereni ile memur ve diğer kamu görevlileri anlaşırlarsa, toplu sözleşme imzalanacak ve uygulamaya konacaktır. Eğer anlaşma olmazsa, konu Uzlaştırma Kuruluna götürülecektir. Uzlaştırma Kurulunun vereceği karar kesin olacak ve toplu sözleşme yerine geçecektir. Mevcut düzenlemedeki Bakanlar Kurulunun takdir yetkisi sona erdirilmektedir. Ayrıca, memur ve diğer kamu görevlilerine tanınan toplu sözleşme hakkının, emeklilere yansıtılmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenlenmesi öngörülmektedir. Bu şekilde emeklilerin de kanunda öngörülen çerçevede toplu sözleşmenin sonuçlarından faydalanması imkanı getirilmektedir. Yapılan bu yeni düzenlemenin bir sonucu olarak 53 üncü maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

Öte yandan, maddeyle, Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Teşkilatlanma ve Kollektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulanmasına Müteallik 98 Sayılı Sözleşmesinin 4 üncü maddesinde öngörülen “serbest ve gönüllü toplu pazarlık” ilkesiyle bağdaşmayan 53 üncü maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

MADDE 7- Maddeyle, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile çağdaş demokratik toplumlarda çalışma hayatını düzenleyen ve genel kabul gören evrensel ilkelerle bağdaşmayan, grev ve lokavt hakkına gereksiz sınırlamalar getiren, 54 üncü maddenin üçüncü ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmaktadır. Söz konusu hükümlerin kaldırılmasıyla, sendikal haklar ile grev ve lokavt hakkının kullanılabilmesi bakımından, ileri bir adım atılmış olmaktadır.

MADDE 8- Ülkemizde siyasî partilerin bağlı olduğu hukukî rejimin, yapılan tüm iyileştirmelere rağmen, siyasî partilerin aleyhine işlemesi önlenememiş ve bu rejim, ağırlıklı olarak özgürlükleri daraltıcı nitelikte işlemiştir. 1961 Anayasasından bugüne kadar ülkemizde, Anayasa Mahkemesi kararıyla yirmi beş siyasî parti kapatılmış olup bu sayıya askerî müdahale dönemlerinde kapatılan siyasî partiler dahil değildir. Buna karşın, bugüne değin, Avrupa ülkelerinin tamamında kapatılan siyasî parti sayısı altıdır. Ayrıca siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin kararlara karşı ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların biri hariç tamamında “ihlâl kararı” verilmiştir. Yaşanan bunca tecrübe, Türkiye’nin istikrarı ve ülkemizin muhatap olduğu ihlâl kararları gözetildiğinde; parti kapatma rejimini, sistemin taşıyamayacağı bir yük olmaktan çıkaracak nitelikte bir reform yapılmasına ihtiyaç olduğu açıkça görülmektedir.

Değişik tarihlerde Anayasa ve yasalarda yapılan iyileştirmelerin amaçlarına uygun olarak uygulanamamış olması, kapatma kararlarının ulusalüstü yargıda sözleşme ihlâli olarak nitelendirilmesi, siyaset kurumuna ölçüsüz müdahalelerin yol açtığı istikrarsızlık gibi etkenler, bu düzenlemeyi zorunlu kılmıştır.

Maddede yapılan değişiklerin birincisi, siyasî partilerin malî denetiminin Sayıştaya verilmesidir. Mevcut düzenleme uyarınca, siyasî partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesince yapılmaktaysa da Anayasa Mahkemesi bu denetimi yaparken Sayıştaydan yoğun şekilde yardım almaktadır. Bugüne kadar konuya ilişkin dile getirilen öneriler de, siyasî partilerin malî denetiminin Sayıştaya bırakılması yönünde olmuştur. Bu konuda oluşan genel mutabakat dikkate alınarak, bu yönde bir değişikliğe gidilmiştir.

Öte yandan, siyasî partiler, milletvekilleri ve bakanlar, siyaset kurumunun başlıca özneleridir. Milletvekilleri ve bakanların yargılanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iznine bağlıdır. İki özne için öngörülen kurumsal güvencenin, Türkiye’nin yaşadığı deneyimler de göz önüne alındığında, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasî partiler için de getirilmesi mutlak bir zorunluluktur. Bu zorunluluktan hareketle, maddeyle, siyasî partilerin kapatılması; mukayeseli hukuk ve uluslararası belgeler de dikkate alınmak suretiyle, yeni bir hukukî rejime bağlanmaktadır.

Yapılması öngörülen değişiklikle, siyasî partilerin kapatılması davasının açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulacak özel bir Komisyonun izin vermesi koşuluna bağlanmak suretiyle, bir dava şartı getirilmektedir. Bu Komisyonda, izin talebinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ulaştığı tarihte Mecliste grubu bulunan siyasî partiler, beşer milletvekiliyle temsil edileceklerdir. Komisyona, Meclis Başkanı başkanlık edecek ve Komisyon izin konusundaki kararını gizli oyla ve üye tam sayısının üçte iki oy çokluğuyla verecektir. Bu Komisyonun vereceği kararların, yargı denetimi dışında tutulması öngörülmüştür. Yine kapatma davası izin talebi konusunda Meclisteki siyasî parti gruplarınca, görüşme yapılamayacağı ve karar alınamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu husus düzenlenirken, Mecliste sürüncemede kalmasının önlenmesi bakımından izin konusunun karara bağlanması için bir süre şartı da getirilmektedir. Ayrıca, Komisyonun oluşumuna, izin talebinin görüşülme usul ve esaslarına ilişkin hususların Meclis İçtüzüğüyle düzenleneceği de maddede hükme bağlanmaktadır.

Venedik Komisyonu olarak bilinen ve Avrupa Konseyinin danışma organı olan Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu, 13-14 Mart 2009 tarihinde Venedik’te yapmış olduğu 78 inci Genel Kurul toplantısında kabul ettiği “Türkiye’de Siyasî Partilerin Yasaklanmasına İlişkin Anayasal ve Yasal Hükümlere Dair Görüşü”nde; ortak Avrupa uygulaması ile karşılaştırıldığında, Türkiye’deki parti yasaklama ve kapatma davalarını başlatma sürecinin Avrupa ülkelerine nazaran daha keyfi ve daha az demokratik kontrole tabi bir süreç olduğunu ve parti kapatmaya ilişkin mevcut Türk kurallarının temel sorununun hem parti yasaklama veya kapatma sürecinin başlatılmasına hem de partilerin gerçekten yasaklanmasına ve kapatılmasına ilişkin eşiğin çok düşük olduğunu belirttikten sonra, Türkiye’deki genel parti koruma seviyesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa ortak demokratik standartları seviyesine yükseltilmesi için, Cumhuriyet Başsavcısının parti kapatma davası açma yetkisinin bir tür

Yapılan yeni düzenlemeyle, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin sistem, Venedik kriterlerine kısmen de olsa uyumlu hale getirilmiş ve siyasal örgütlenme özgürlüğü güçlendirilmiş olmaktadır.

Odak haline gelme nedeniyle siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin maddî unsurlarda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Ancak, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen görüş ve düşünceler ile idarenin eylem ve işlemlerinin odak olmanın tespitinde gözetilemeyeceği hükme bağlanmaktadır. Gerçekten de burada sayılanların bir kısmı yasama sorumsuzluğu kapsamında kalan, diğer bir kısmı ise zaten yargı denetimi altında olan konulardır.

69 uncu maddenin yedinci fıkrasında, kapatma kararı yerine Devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakma kararının da verilebileceği belirtilmektedir. Getirilen düzenlemeyle, Devlet yardımından yoksun bırakılmanın da, bağlı olduğu kapatma davasının ve kapatma kararının usulüne tabi olduğu ve tek başına dava konusu yapılamayacağı hükme bağlanmaktadır.

Maddeyle yapılan diğer bir önemli değişiklik ise, 69 uncu maddenin beşinci fıkrasındaki “Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.” hükmünün yürürlükten kaldırılmasıdır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları da bu doğrultudadır. Yine siyaset alanının genişletilmesi amacıyla 69 uncu maddenin sekizinci fıkrasındaki, temelli kapatılan bir partinin bir başka ad altında kurulamayacağına ilişkin hüküm de yürürlükten kaldırılmaktadır.

Yapılan bu değişikliklere ilave olarak, bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri için öngörülen siyaset yasağı süresi beş yıldan üç yıla indirilmektedir. Ayrıca, “temelli kapatma” ve “kapatma” şeklinde Anayasada yer alan farklı kullanımların giderilmesi ve terim birliğinin sağlanması amacıyla maddede geçen “temelli” ibareleri de yürürlükten kaldırılmaktadır.

MADDE 9 - Bireylerin, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen iş ve işlemlerle ilgili olarak bilgi edinebilmesi, kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanması bakımından büyük öneme sahiptir. Bilgi edinme hakkı, bu konuda çıkartılan özel bir Kanunla düzenlenmiş bulunmasına rağmen, Anayasada bu hakkı doğrudan düzenleyen açık bir hüküm yer almamaktadır. Günümüz toplumunda büyük önemi haiz olan bu hakkın garanti altına alınmasının ileri bir adım olacağı düşünüldüğünden, maddede yapılan değişiklikle bilgi edinme hakkı, Anayasada açıkça düzenlenmektedir.

Öte yandan, maddeyle, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulması öngörülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu, bireylerin idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetlerini incelemekle görevlendirilmektedir. Pek çok Avrupa ülkelerinde işletilen bu müessesenin, idarenin işleyişi konusunda standartlar oluşturacağı, ilkeler belirleyeceği ve önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulup faaliyete geçirilmesi, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının da bir gereğidir. Bu kapsamda, idarenin işleyişi ile ilgili olarak, bireylere, kamu denetçisine başvurma hakkı getirilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulması öngörülen Kamu Denetçiliği Kurumunda görev yapacak Kamu Başdenetçisinin seçimine ilişkin anayasal esaslar düzenlenmektedir. Bunların yanında, Kamu Denetçiliği Kurumuna ilişkin diğer hususların kanunla düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.

Bilindiği gibi konuyla ilgili Kanun daha önce yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, anayasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Sorun, Anayasa normu düzeyinde ve kurulu iktidarı bağlar şekilde çözüme kavuşturulmaktadır.

MADDE 10- Maddeyle, Anayasanın 84 üncü maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır. Söz konusu fıkra, partisinin kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olan milletvekillerinin, milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgilidir.

Milletvekilliği, seçmen iradesi ile oluşan ve öznesi, seçilmiş kişi olan demokratik bir statüdür. Partinin kapatılması, millet ile milletvekili arasında kurulu olan bağı sona erdiremez. Kaldı ki milletvekilliği düşen kişi, ilk seçimlerde bağımsız milletvekili olarak yeniden Meclise dönebilmektedir. Bu durum göz önüne alındığında, milletvekilliğinin düşürülmesi yaptırımının bir mantığı kalmamaktadır.

Öte yandan bu yaptırım, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokolün 3 üncü maddesinde yer verilen “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde… seçimler yapmayı taahhüt ederler.” şeklindeki hükümle de bağdaşmamaktadır. Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, konuyla ilgili olarak, ülkemiz hakkında vermiş olduğu kararı da bu yöndedir.

Ayrıca milletvekilinin, bir suç işlemesi durumunda dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması yolu her zaman açıktır. Maddeyle, seçme ve seçilme temel hakkının özünü yok eden ölçüsüz bir yaptırım niteliğinde olan bu müessese, yürürlükten kaldırılmaktadır.

MADDE 11- Bilindiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yılda bir yapılmasını emreden Anayasanın 77 nci maddesinin birinci fıkrası, 21/10/2007 tarihli ve 5678 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve milletvekili seçimlerin her dört yılda bir yapılması hükme bağlanmıştır.

Bu düzenlemenin bir sonucu olarak, Anayasanın 94 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı seçimlerinin her yasama döneminde iki kez yapılması ve ilk seçilenlerin görev süresinin iki yıl olması, ikinci devre için seçilenlerin görev süresinin ise o yasama döneminin sonuna kadar devam etmesi öngörülmektedir.

MADDE 12- Anayasanın 125 inci maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olduğu genel ilke olarak belirlenmiş, ancak bazı istisnalar öngörülmüştür. Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanın tek başına yapacağı işlemler, ikincisi ise, Yüksek Askerî Şûra kararlarıdır. Yüksek Askerî Şûranın silahlı kuvvetlerden ilişik kesme kararları kamuoyunda çok tartışılmış ve değişik eleştirilere konu olmuştur. Diğer askerî merciler (kuvvet komutanlıkları) tarafından verilen Silahlı Kuvvetlerden ilişik kesme kararları Askerî Yüksek İdare Mahkemesi tarafından yargı denetimine tabi tutulurken, Yüksek Askerî Şûra tarafından verilen ilişik kesme kararlarının yargı denetimine tabi olmaması, Anayasanın 10 uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır. Bu eşitsizliğin giderilmesi amacıyla, mukayeseli hukuk uygulamaları ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak, maddeyle, Yüksek Askerî Şûranın Silahlı Kuvvetlerden ilişik kesme niteliğindeki kararları yargı denetimine açılmakta ve bu sayede hukuk devleti ilkesinin daha da güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Öte yandan, 125 inci maddenin dördüncü fıkrasında, yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu; yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği hükme bağlanmış ve maddenin gerekçesinde “…yargı organının idarî işlemin yerindeliğini denetlemeyeceği…” belirtilmiş olmasına rağmen, uygulamada bu hükme uymayacak şekilde yargı kararlarının verildiği görüldüğünden, bu tür uygulamaların önüne geçilmesi amacıyla, fıkrada yargı yetkisinin, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Bu ilkenin Anayasada yer almasının yargı pratiğimizden kaynaklandığı ve önleyici işlevi olacağı açıktır. Yerindelik denetimi, yürütme iktidarının negatif kullanımı anlamına gelir.

MADDE 13- Anayasanın 53 üncü maddesinde yapılan değişiklikle, memur ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı verilmektedir. Anayasanın 128 inci maddesinde ise, memur ve diğer kamu görevlilerinin nitelik, atanma, aylık, ödenek gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği hükmü yer almaktadır. 53 üncü maddede yapılan değişikliğe paralel olarak, memur ve diğer kamu görevlilerinin malî ve sosyal haklarına ilişkin toplu sözleşme hükümlerinin saklı olduğu hükme bağlanmaktadır.

MADDE 14- Anayasanın 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında disiplin kararlarının yargı denetimine tabi olduğu belirtilmekte, ancak uyarma ve kınama cezaları yargı denetimi dışında tutulabilmekteydi. Cezanın hafifliğinin, insan onurunu zedeleme niteliği yönünden diğer cezalara göre daha az etki doğurmayacağı dikkate alınarak, maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezalarının da yargı denetimine açılması öngörülmektedir.

MADDE 15- Anayasanın 144 üncü maddesinde hâkim ve savcıların denetimi ile haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerinin yapılması düzenlenmektedir. Hâkim ve savcılarla ilgili denetim, inceleme ve soruşturma işlemleri, halen Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Adalet müfettişleri ise Teftiş Kurulu bünyesinde ve Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapmaktadır. Maddenin mevcut hükmü, içeriğinde çok az değişiklik yapılmak suretiyle, 159 uncu maddede düzenlenmektedir. Hâkim ve savcıların denetimi yetkisi Adalet Bakanlığından alınarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna devredilmektedir.

144 üncü maddede yapılan değişiklikle, “Adalet hizmetlerinin denetimi” kenar başlıklı yeni bir hüküm getirilmektedir. Hâkim ve savcıları denetim yetkisinin Kurula devredilmesi üzerine, Kurulun denetim yetkisinin dışında kalan ve yargı göreviyle ilgili olmayan adalet hizmetlerinin denetimi için Adalet Bakanlığına bağlı yeni bir Teftiş Kurulunun kurulması öngörülmektedir. Bu bağlamda, icra daireleri, noterler, cezaevleri gibi yerlerde sunulan adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma işlemlerinin Adalet Bakanlığına bağlı adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacağı, buna ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmaktadır.

MADDE 16- Maddeyle, askerî yargının görev alanı yeniden düzenlenmektedir. Mevcut hükümde askerî yargının görev alanı oldukça geniş düzenlenmiş olup bu durum, değişik uluslararası belgelerde (Katılım Ortaklığı Belgesi, İlerleme Raporları, İstişari Ziyaret Raporları vb) vurgulanmıştır. Yine, Yargı Reformu Stratejisinde ve Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye Cumhuriyeti tarafından üstlenilmesine yönelik olarak hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe giren 2008 Yılı Ulusal Programında, askerî mahkemelerin görev alanının demokratik hukuk devletinin gerektirdiği ölçüler çerçevesinde yeniden tanımlanması öngörülmüştür.

Mukayeseli hukuk da göstermektedir ki, pek çok ülkede ayrı bir askerî yargı sistemi bulunmamakta ve asker kişiler de adliye mahkemelerinde yargılanmaktadır. Bazı ülkelerde ise, askerî mahkemeler sadece disiplin mahkemesi olarak, oldukça sınırlı bir alanda görev yapmaktadır. Buna karşın askerî yargı ülkemizde, demokrasi ve hukuk devleti standartlarının dışında, geniş bir görev alanına sahiptir. Askerî yargının görev alanının geniş belirlenmiş olması, bazen yargı mercileri arasında görev uyuşmazlıklarına da neden olabilmektedir.

Getirilen düzenlemeyle askerî mahkemelerin görev alanı, askerî suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmaktadır. Askerî suç ise yüksek mahkemelerce tanımlanmış bir kavramdır. Anayasa Mahkemesinin 25/10/1994 tarihli ve E. 1994/2, K. 1994/76 sayılı kararında, askerî suçun unsurları, askerî bir yararı ihlâl etmek ve askerî nitelikte olmak biçiminde açıklanmıştır. Bir suçun Askerî Ceza Kanununda açıkça yer almış olmasının, onun askerî suç sayılmasına yetmeyeceği belirtilmiştir. Yine 1/7/1998 tarihli ve E. 1996/74, K. 1998/45 sayılı kararında askerî mahkemelerin görev alanının, “askerî hizmetlerin yürütülmesindeki özellikler, disiplinin korunması, asker kişilerin astlık üstlük ilişkileri dikkate alınarak …” belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu veriler göz önüne alınarak, askerî mahkemelerin görev alanı, çağdaş ülkelerde olduğu gibi daraltılmakta ve asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalarla sınırlı tutulmaktadır. Maddede yer verilen “asker kişi”, “askerî hizmet ve görev” ve “askerî suç” kavramları tahdidi ve daraltıcı bir düzenleme olarak; askerî gerekler ile demokratik hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı gereklerini ölçülü bir şekilde denkleştirmektedir.

Öte yandan, Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların, her halde adliye mahkemelerinde görüleceği düzenlenmektedir. Devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ibaresi ile 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kastedilmektedir. Dolayısıyla, bu suçların, kim tarafından işlenirse işlensin, adliye mahkemelerinde yargılanacağı hükme bağlanmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, asker olmayan kişilerin, savaş hali haricinde, askerî mahkemelerde yargılanamayacağı anayasal teminat altına alınmaktadır.

Üçüncü fıkrada yer alan mevcut düzenlemede, savaş veya sıkıyönetim hallerinde, askerî mahkemelerin hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduklarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Bu hüküm, ikinci fıkrada yapılan değişikliğe rağmen, sıkıyönetim halinde, askerî mahkemelerin, sivilleri de yargılamasına imkan verebilmektedir. Yine bu hüküm, birinci fıkrada askerî mahkemelerin görev alanının yeniden belirlenmesine ve daraltılmasına rağmen, sıkıyönetim halinde, kanunla, görev alanının genişletilmesine imkan vermektedir. Bu tür yorumlamaların önlenmesi ve olası tereddütlerin giderilmesi amacıyla, üçüncü fıkrada yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de, kanunla, sivillerin yargılanmasının ya da askerî mahkemelerin görev alanlarının genişletilmesinin mümkün olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu nitelikteki düzenlemelerin, sadece savaş hali için mümkün olabileceği belirtilmektedir. Mukayeseli hukuka bakıldığında da, sadece savaş ve barış hali olmak üzere ikili bir ayrıma gidildiği ve savaş haline münhasır olmak üzere bazı istisnaî düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. Yine değişik sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan Anayasa taslaklarında da, sıkıyönetim dönemiyle ilgili olarak yargı konusunda özel hükme yer verilmediği görülmektedir. Bu doğrultuda yapılan değişiklikle, sıkıyönetim dönemlerinde de temel hak ve özgürlüklerin korunması ve adil yargılanma hakkının garanti altına alınması amaçlanmaktadır.

Anayasanın mevcut 145 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkilerinin; mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenleneceği belirtilmektedir. Anayasa Mahkemesinin 07/05/2009 tarihli ve E. 2005/159, K. 2009/62 sayılı kararında, Anayasanın 9, 138 ve 140 ıncı maddelerindeki düzenlemeler gereğince, adlî ve idarî yargı için öngörülen yargı bağımsızlığının, askerî yargı için de geçerli olduğunda kuşku bulunmadığı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, söz konusu fıkrada yer alan ve askerî yargının bağımsızlığını zedelediği düşünülen “askerlik hizmetinin gerekleri” ibaresi çıkartılmakta ve fıkranın aynı mahiyetteki son cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu durumda, askerî mahkemelerin komutanlıkla ilişkilerinin, sadece “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı” esaslarına göre kanunla düzenlenmesi hükme bağlanmaktadır.

MADDE 17- Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda değişiklik yapılmaktadır.

Mevcut düzenlemeye göre, Anayasa Mahkemesinin onbir asıl ve dört yedek üyesi bulunmakta ve Mahkeme tek kurul şeklinde çalışmaktadır. Üyeler altmışbeş yaşına kadar görevlerine devam edebilmekte ve üyelerin tamamı tek bir merci (Cumhurbaşkanı) tarafından seçilmektedir.

Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün, Anayasaya uygunluğunu esas ve şekil yönünden incelemek, Anayasa değişikliklerini ise şekil yönünden denetlemekle görevlidir. Bundan başka Mahkeme, Anayasada gösterilen diğer görevler ile Yüce Divan görevini de yapmaktadır. Sayılan bu görevler nedeniyle Mahkeme önemli bir iş yükü altındadır.

Öte yandan ülkemiz aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine her yıl binlerce başvuru yapılmaktadır. Bu başvuruların iç hukuk yollarında çözüme bağlanması amacıyla bireysel başvuru hakkının getirilmesi öngörülmektedir. Bu hak doğrultusunda yapılacak insan hakları ihlâl başvurularının da incelenmesi ve karara bağlanması, Anayasa Mahkemesince gerçekleştirilecektir. Mevcut görevlerinin yanında, bireysel başvuruyla ilgili görevini de yerine getirebilmesi için Mahkemenin yapısında değişiklik yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Maddede değişiklik yapılırken, 2003 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından hazırlanan taslak başta olmak üzere, değişik kişi, kurum, parti ya da sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanmış olan taslaklar da gözetilmiştir.

Tüm bu veriler göz önüne alınmak suretiyle, Anayasa Mahkemesinin yapısı değiştirilmekte ve üye sayısı artırılmaktadır. Halen onbir asıl ve dört yedek olan üye sayısı onyediye yükseltilmekte, yedek üyelik statüsüne son verilmekte ve mevcut yedek üyelerin asıl üye statüsüne geçmeleri öngörülmektedir. Üyelerin geldikleri alanlar çeşitlendirilmektedir.

Öte yandan, mukayeseli hukuka bakıldığında, parlamentoların anayasa mahkemelerine üye seçmesinin neredeyse ortak bir uygulama olduğu görülmektedir. Örneğin; Almanya, İsviçre, Macaristan, Polonya, Portekiz, Makedonya, Litvanya ve Hırvatistan’da anayasa mahkemesi üyeleri yasama organı tarafından seçilmekteyken, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, İtalya, Romanya, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde anayasa mahkemesi üyelerinin seçilmesi yetkisi, yasama, yargı, hükümet ve devlet başkanı arasında paylaşılmaktadır. Fransa’da ise Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilmesi yetkisi Devlet Başkanı, Meclis Başkanı ve Senato Başkanına ait bulunmaktadır.

Mukayeseli hukukun ortak uygulaması dikkate alınarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de Anayasa Mahkemesine üye seçebilmesine imkan tanınmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyeyi Sayıştay başkan ve üyeleri arasından Sayıştay Genel Kurulunca, her boş üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi de serbest avukatlar arasından, baro başkanlarının göstereceği üç aday içinden seçecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı seçimlerde, uzlaşmayla seçim yapılması amacıyla, öncelikle nitelikli oy çokluğu aranacaktır. Nitelikli çoğunluğun sağlanamaması halinde, üye tamsayısının salt çoğunluğunun aranması, salt çoğunluğun sağlanamaması halinde ise ikinci oylamada en fazla oy alan iki adayın katılımı ile yapılacak üçüncü oylamada en fazla oy alan adayın Mahkeme üyesi seçilmesi ilkesi benimsenmiştir.

Cumhurbaşkanı, mevcut düzenlemeye göre onbir asıl ve dört yedek olmak üzere onbeş üyenin hepsini seçerken, getirilen yeni düzenlemede, bu sayı ondörde indirilmektedir. Cumhurbaşkanı, Mahkeme üyelerinden dördünü, üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hakim ve savcılar ile Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından doğrudan seçecektir. Diğer üyeleri ise, Cumhurbaşkanı, mevcut düzenlemede olduğu gibi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Yükseköğretim Kurulu tarafından her boş üyelik için gösterilecek üçer aday içinden seçecektir.

Mahkeme üyelerinin aday gösterilmesinde, çoğulcu demokratik yöntemlerle, her boş üyelik için üçer adayın belirlenmesi usulü benimsenmiştir. Aday gösterme seçimlerinde ise, her seçmenin ancak bir aday için oy kullanması öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, seçimlerin tek seferde sonuçlandırılması ve çalışma performansının düşmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bir diğer amaç ise, seçmen iradesinin “temsilde adalet” ilkesine uygun olarak sonuçlara yansımasının sağlanmasıdır.

Mahkeme üyeliğine, yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinden seçileceklerin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatlardan seçileceklerin en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinden seçileceklerin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcılardan seçileceklerin adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olmaları ve sayılan bu kişilerin kırkbeş yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.

İki bölüm hâlinde çalışması öngörüldüğünden, Mahkemenin, kendi üyeleri arasından, gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla, iki başkanvekili seçmesi öngörülmektedir. Bu görevlere seçilenlerin dört yıllık görev sürelerinin bitimini müteakip yeniden seçilebilmeleri imkanı da bulunmaktadır.

MADDE 18- Anayasa Mahkemesi üyeliğinin süresi oniki yıl olarak düzenlenmektedir. Bu değişiklikle, Mahkemedeki üye profilinin, yeni toplumsal koşullara ve yeni anlayışlara göre makul bir süre içinde kendini yenilemesine olanak tanınmaktadır. Oniki yıllık sürenin, bir taraftan üyelerin yeterince tecrübe kazanması ve bu tecrübelerini Mahkeme çalışmalarına yansıtması açısından yeterli, diğer taraftan da toplumsal değişimin Mahkeme profiline yansımasına olanak sağlamak için de makul bir süre olduğu değerlendirilmektedir. Mukayeseli hukukta da mahkeme üyeliğinin süreli olduğu görülmektedir. Örnek vermek gerekirse, bu süre; Almanya’da 12, Fransa, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Macaristan, Portekiz, Polonya, Romanya ve Slovenya’da ise 9 yıldır.

Özellikle Anayasada, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararname hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurması üzerine, Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği ret kararlarına konu kanun ya da kanun hükmünde kararnamelere karşı, ancak on yıl geçtikten sonra yeniden başvuru imkanının getirildiği de dikkate alındığında, üyelik süresinin oniki yıl ile sınırlandırılmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Bu düzenlemeler karşısında, zorunlu emeklilik yaşı öncesinde görev süresi dolan üyelerin atandığı kaynağın özellikleri de dikkate alınarak başka görevlere atanabilmeleri, maaş ve özlük işleri ile emekliliklerine ilişkin konuların, kanunla düzenlenmesi esası benimsenmektedir.

MADDE 19- Maddede, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin arasına, bireysel başvuruların incelenmesi de dahil edilmektedir.

Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir. Bireysel başvuru yolu, kapsamı ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte, başta Federal Almanya olmak üzere Avusturya, İspanya, İsviçre, Belçika, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Meksika, Brezilya, Arjantin gibi pek çok ülkede uygulanmaktadır. Doğu Avrupa ülkelerinin çoğunda da bireysel başvuru kurumu kabul edilmiş ve işletilmektedir. Anglo-Amerikan hukukunda teknik anlamda bireysel başvuru kurumu olmasa da, bireysel başvuruyla benzer işlevlere sahip kanun yolları bulunmaktadır.

Türkiye’nin konumuna baktığımızda, bireysel başvuru müessesesinin kabul edilmediği, ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkının ve bu Mahkemenin zorunlu yargılama yetkisinin tanındığı görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoluyla, iç hukukta halledilemeyen temel hak ihlâllerine ilişkin şikâyetlerin, ulusalüstü düzeyde ele alınması kabul edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde her yıl Türkiye’ye karşı çok sayıda dava açılmakta ve Türkiye pek çok davada tazminata mahkum edilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, iç hukuk yollarının tüketilmiş olup olmadığını araştırırken, ilgili ülkede bireysel başvuru kurumunun bulunup bulunmadığını da dikkate almakta ve bunu hak ihlâllerinin ortadan kaldırılmasında etkili bir hukuk yolu saymaktadır. Bu nedenle, bireysel başvuru müessesesinin getirilmesiyle, hak ihlâllerine maruz kaldığını iddia edenlerin önemli bir bölümünün bireysel başvuru aşamasında, başka bir ifadeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden önce, tatmin edilebilmesinin mümkün olabileceği ve böylece Türkiye aleyhine açılacak dava ve verilecek ihlâl kararlarında azalma olacağı değerlendirilmektedir. Bu itibarla, Türkiye’de de iyi işleyen bir bireysel başvuru sisteminin kurulması, haklar ve hukukun üstünlüğü temelindeki standartları yükseltecektir.

Diğer yandan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2004(6) Sayılı Tavsiye Kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dava yükünün azaltılabilmesi için bireysel başvuru yönteminin iç hukukta tanınmasının gerekliliğine değinilmiş; aynı şekilde, Venedik Komisyonu da 2004 yılında kamuoyuna duyurulan bireysel başvuruya ilişkin Anayasa değişikliği önerisini olumlu bulduğunu ifade etmiştir.

Türkiye’de bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamu organlarını, Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır. Bu amaçlarla yapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve teminat altına alınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmakta ve Anayasa Mahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama görevi verilmektedir.

Buna göre herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurma hakkına sahiptir. Bireysel başvuruda bulunabilmek için, olağan kanun yollarının tü¬ketilmiş olması şarttır. Şu kadar ki, bireysel başvuru kurumunun niteliği dikkate alındığında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bu kapsamda incelenmeyeceği kuralı benimsenerek, diğer yüksek yargı organları ile Anayasa Mahkemesi arasındaki olası görev uyuşmazlıklarının ortaya çıkmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu müessesenin işleyişine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenecektir. Yapılan yeni düzenlemeyle, bireysel başvuruları inceleme görevi verilmek suretiyle, Anayasa Mahkemesine, özgürlükleri koruma ve geliştirme misyonu da yüklenmektedir.

Öte yandan, Yüce Divan kararlarının yeniden incelenmesini talep etme imkanı getirilmek suretiyle bu yargılama yönteminde sağlanan güvenceler geliştirilmektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı kişiler arasına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da eklenmektedir.

MADDE 20- Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin, iki bölüm ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmekte, bölümlerin, başkanvekilinin başkanlığında dört üyenin katılımıyla; Genel Kurulun ise Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanması prensibi benimsenmektedir. Ancak bölümler ve Genel Kurul tarafından alınacak kararlar bakımından üye tam sayısının salt çoğunluğu esası getirilmektedir.

Bireysel başvuru müessesesinin yapısı, öngörülen başvuru sayısı ve müessesenin niteliği göz önüne alındığında, başvuruların öncelikle bir kabul edilebilirlik incelemesinin yapılmasına ve bunun için bir komisyon oluşturulmasına imkan tanınmaktadır.

Bölümler, esas itibariyle bireysel başvuruları incelemekle görevlendirilmektedir. Siyasî partilere ilişkin dava ve başvuruların, iptal ve itiraz davalarının ve Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamaların Genel Kurulca yapılması benimsenmektedir.

Genel Kurul kararları kural olarak salt çoğunlukla alınır. Ancak, niteliği gereği daha özellikli görülen; Anayasa değişikliğinin iptaline, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için, üye tamsayısının üçte iki oy çokluğu aranmaktadır. Nitelikli oy çokluğu aranan hususlardan birisi, Anayasa değişikliklerinin iptaline ilişkin kararlardır. Anayasanın 148 inci maddesinin birinci fıkrasına göre Anayasa Mahkemesinin, Anayasa değişiklikleri bakımından yetkisinin, sadece şekil bakımından inceleme ve denetleme ile sınırlı olduğu açıktır. Nitelikli oy çokluğu aranan hususlardan ikincisi ise, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin kararlardır. Maddeyle, nitelikli oy çokluğu aranan hususlara bir ekleme daha yapılmakta ve siyasî partilerin Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin kararların da siyasî parti kapatma kararlarıyla aynı nitelikli oy çokluğu ile alınabileceği hükme bağlanmaktadır. Mevcut düzenlemede Anayasa Mahkemesinin nitelikli oy çokluğu nisabı beşte üç olarak belirlenmişken, getirilen düzenlemeyle bu nisap üçte ikiye yükseltilmektedir.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşturulma biçimi, bölümler arasındaki işbölümü ise İçtüzükle düzenlenecektir.

Bireysel başvuruya ilişkin incelemelerin kural olarak dosya üzerinden yapılması esası benimsenmektedir. Ancak Mahkeme, başvurunun niteliğine göre, gerekli gördüğü takdirde, duruşmalı inceleme de yapabilecektir.

MADDE 21- Askerî yargıyla ilgili 145 inci maddede yapılan değişikliğe paralel olarak, Askerî Yargıtayın kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işlerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenmesi öngörülmekte ve mevcut metinde yer alan “askerlik hizmetinin gerekleri” ibaresi, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının güçlendirilmesi amacıyla madde metninden çıkarılmaktadır.

MADDE 22- Maddeyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu, Kurul üyelerinin nitelikleri ve seçimi, Kurulun çalışma usul ve esasları yeniden düzenlenmektedir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut yapısı, üye sayısının azlığı, üyelerin sadece yüksek yargıdan gelmesi, ilk derece mahkemelerini yönetmekle görevli olmasına rağmen Kurulda, buralarda görev yapan hâkim ve savcılardan hiçbir temsilcinin yer almaması, Kurul kararlarının tamamen yargı denetimine kapalı olması, Kurul kararlarına karşı etkili iç itiraz sisteminin öngörülmemiş olması, hâkim ve savcıların denetimi, haklarında inceleme ve soruşturma izni verilmesi, adalet müfettişlerinin atanması gibi önemli bazı yetkilerin Adalet Bakanına ait olması, Kurulun kendisine ait sekretaryasının, binasının ve bütçesinin bulunmaması gibi hususlar gerek iç ve gerekse uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu yapılmıştır.

Bir yandan bu eleştirilerin karşılanması ve diğer yandan da Yargı Reformu Stratejisinde öngörüldüğü üzere, yargı bağımsızlığının ve hâkimlik teminatının güçlendirilmesi amacıyla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında önemli değişiklikler öngörülmektedir. Bu değişiklikler yapılırken, uluslararası belgeler ve diğer kişi, kurum, parti ya da sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan anayasa taslakları göz önünde bulundurulmuştur. Bunların yanında mukayeseli hukuk uygulamaları da dikkate alınmıştır. Yüksek yargı kurullarıyla ilgili olarak mukayeseli hukuka bakıldığında, bu kurulların Fransa’da 18, İtalya’da 27, İspanya’da 21, Polonya’da 25 ve Portekiz’de 17 üyeden oluştuğu ve bu kurullarda hakim ve savcıların da yer aldığı görülmektedir.

Yapılan değişiklik kapsamında, öncelikle, Kurulun üye sayısı, yedi asıl ve beş yedek üyeden, yirmibir asıl ve on yedek üyeye yükseltilmektedir. Adalet Bakanı, Kurulun Başkanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir.

Kurulun üç daire ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmektedir. Kurul üyelerin geldiği kaynaklar çeşitlendirilmektedir. Bu bağlamda, Kurul üyelerinden dördü, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilecektir. Bundan başka Kurulun;

  • Üç asıl ve iki yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından, Yargıtay Genel Kurulu tarafından,
  • Bir asıl ve bir yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından, Danıştay Genel Kurulu tarafından,
  • Bir asıl ve bir yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu üyeleri arasından, Akademi Genel Kurulu tarafından,
  • Yedi asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından,
  • Üç asıl ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından,

seçilecektir.

Kurul üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması halinde, o üyenin geldiği yerden seçilen yedek üye tarafından kalan süre tamamlanacaktır. Sadece Cumhurbaşkanının seçeceği üyelerin yedeği öngörülmemiştir. Cumhurbaşkanı kontenjanından gelen Kurul üyesinin, herhangi bir nedenle üyeliğinin boşalması halinde, Cumhurbaşkanı kısa süre içinde yeniden atama yapabilecektir. Kaldı ki, bu durum, Kurulun yeni oluşumunda, kanunla düzenlenmesi öngörülen toplantı ve karar yeter sayıları karşısında Kurulun çalışmalarını etkilemeyecektir.

Getirilen düzenlemelerden birisi de, Yargıtay, Danıştay ve Türkiye Adalet Akademisi genel kurulları ile ilk derece mahkemelerinde, dört yılda bir yapılacak seçimlerde, her seçmenin ancak bir aday için oy kullanmasına ilişkin hükümdür. Bu düzenlemenin iki amacı bulunmaktadır. Birincisi, seçimlerin tek seferde sonuçlandırılmasıdır. Gerçekten, Yargıtay Genel Kurulunda yapılan ve aday gösterilmek için salt çoğunluğun arandığı bu nitelikteki seçimlerin onlarca, hatta bazen yüzlerce defa tekrarlanması yoluna gidildiği görülmektedir. Benzer şekilde ilk derece mahkemelerinde yapılacak seçimlerde salt çoğunluğun aranması halinde de, aday gösterme seçimlerinin defalarca tekrarlanması söz konusu olabilecektir. Bu durum, yüksek mahkemelerin ve ilk derece mahkemelerinin çalışma performansını düşürecek ve esasen ağır iş yükü altında olan yargının ilave sorunlarla karşı karşıya kalmasına sebep olabilecektir. Getirilen düzenleme öncelikle bu olumsuzluğa meydan vermeme amacını içermektedir. Bu hükmün ikinci amacı ise, seçmen iradesinin sonuçlara en iyi şekilde yansımasıdır. Halen Yargıtay ve Danıştay genel kurullarında yapılan aday gösterme seçimlerinde, her aday adayının salt çoğunluğun oyunu alması aranmaktadır. Örneğin, Yargıtayda 250 üyenin olduğu düşünülürse, 126 oy alan kişi aday gösterilmektedir. Bu işlemler tekrar edilmekte ve aynı 126 oy, her üç aday adayını da belirleyebilmektedir. Buna karşın geriye kalan 124 kişinin iradesi hiçbir şekilde sonuçlara yansımamaktadır. Bu durum ise Anayasada öngörülen “temsilde adalet” ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu amaçlarla, aday belirleme seçimlerine ilişkin söz konusu hüküm getirilmiştir. Getirilen bu hükümle, yapılacak seçimlerde “çoğunlukçu” değil, “çoğulcu” bir anlayışın benimsenmesi öngörülmüştür.

Getirilen bir diğer hükme göre, Kurulun Başkanı olan Adalet Bakanı ile Kurulun doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı dışındaki diğer Kurul üyeleri, kanunda belirlenenler dışında, başka bir görev alamayacak; Kurul tarafından başka bir göreve atanamayacak ve seçilemeyecektir. Bu nitelikteki Kurul üyelerinin hangi görevleri alabilecekleri ilgili kanunda gösterilecektir.

Mevcut düzenlemede olduğu gibi, Kurulun yönetim ve temsili Kurul başkanına, yani Adalet Bakanına ait olacaktır. Ancak, getirilen bir yenilik olarak, Adalet Bakanı, dairelerin toplantılarına katılamayacak ve oy kullanamayacaktır. Kurul üyeleri kendi arasından üç daire başkanı ve daire başkanlarından birini de Başkanvekili olarak seçecektir. Kurul Başkanı yetkilerinin bir kısmını, başkanvekiline devredebilecektir.

Kurulun görevleriyle ilgili mevcut düzenlemede yer alan hükümler esas itibariyle aynen korunmaktadır. Mevcut metinde “kadro dağıtma” işlemi de Kurulun görevleri arasında sayılmakla birlikte bu hüküm, daha önceden yapılan değişikliklerle anlamsız ve hükümsüz hale geldiğinden madde metninden çıkartılmıştır.

Kurulun görevlerine ilave olarak getirilen en önemli yenilik ise, halen Adalet Bakanlığına ait olan hâkim ve savcıların denetlenmesi yetkisinin tamamen Kurula devredilmesidir. Yine hâkim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma izni, Kurulun ilgili dairesinin teklifi üzerine, Kurul Başkanının oluruyla verilecektir. Denetim ile inceleme ve soruşturma işlemleri, Kurul müfettişleri tarafından yapılacaktır. Kurul müfettişleri, muvafakatleri alınmak suretiyle Kurul tarafından atanacaktır. Buna karşın yargısal faaliyetler dışında kalan, icra, noter, cezaevi gibi mercilerin denetlenmesi ile savcıların tamamen idarî nitelikteki iş ve işlemlerinin denetimi Adalet Bakanlığına bağlı olarak görev yapan adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılacaktır. Şu halde Kurula bağlı olan Kurul müfettişleri ile Adalet Bakanlığına bağlı olan adalet müfettişleri ayrı alanlarda görev yapacaktır.

Yürürlükteki düzenlemede, Kurul kararları tamamen yargı denetimine kapalı iken, yapılan değişiklikle meslekten çıkarma cezalarına ilişkin kararlar yargı denetimine açılmaktadır. Kurulun diğer kararları için ise etkili iç itiraz sistemi öngörülmektedir.

Mevcut düzenlemede, Kurulun kendi sekreteryasının olmaması, bu işlemlerin Adalet Bakanlığı tarafından yapılması, yine bina ve bağımsız bütçesinin bulunmaması eleştiri konusu yapılmaktaydı. Getirilen düzenlemeyle Kurula bağlı bir Genel Sekreterlik kurulmaktadır. Genel Sekreterlik, Kurulun tüm sekreterya işlemlerini yürütecektir. Yine Anayasa hükmü olarak yazılmamışsa da ilgili kanunlarda yapılması düşünülen değişikliklerle, Kurulun binasının ve bütçesinin olmasının sağlanması öngörülmektedir. Kurul Genel Sekreterinin birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından, Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanması hükme bağlanmaktadır. Yukarıda da değinildiği gibi Kurul müfettişleri ile Kurulda çalışacak hâkim ve savcıların atanması, muvafakatleri alınmak koşuluyla, Kurul tarafından yapılacaktır.

Adalet Bakanlığı merkez, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları atama yetkisi ise Adalet Bakanına ait olacaktır.

Son olarak maddede, kanunla düzenlenmesi gereken hususlara yer verilmiştir.

MADDE 23- Maddeyle, Ekonomik ve Sosyal Konsey uygulaması anayasal dayanağa kavuşturulmaktadır. Demokratik sistem içinde ve uluslararası uygulamalarda; ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında, sivil toplum kuruluşlarının daha fazla görüş ve katkılarının alınması önem taşımaktadır.

Yapılan yeni düzenlemeyle; Ekonomik ve Sosyal Konseye, geniş bir yelpazede, toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcilerinin katılımıyla, ekonomik ve sosyal sorunlar ile bunlara ilişkin çözüm yolları hakkında görüş üreten fonksiyonel bir kurumsal yapı kazandırılması hedeflenmektedir.

Avrupa Komisyonu ilerleme raporlarında, Türkiye’nin, ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesinde, iyi işleyen ve fonksiyonel bir yapıya kavuşturulmamış olması eleştiri konusu yapılmaktadır. Söz konusu eleştiriler de dikkate alınmak suretiyle anayasal dayanağı oluşturulan yeni Konsey yapılanması içinde; sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve hükümet temsilcileri bir araya gelerek, istişari nitelikte görüş bildirme fonksiyonu ifa edecektir.

Ekonomik ve Sosyal Konseyin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenecektir.

MADDE 24- Maddeyle, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, Anayasanın geçici 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.

MADDE 25- Maddeyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına üç geçici madde eklenmektedir.

GEÇİCİ MADDE 18 - Siyasî partilerin kapatılması konusunda, Anayasanın 69 uncu maddesinde değişiklik yapılmış ve demokratik sistemin vazgeçilmez unsuru olan siyasî partilerin kapatılması zorlaştırılmıştır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Anayasa Mahkemesi önünde derdest durumda olan kapatma davaları hakkında da Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişikliğin bir bütün olarak uygulanacağı hükme bağlanmaktadır.

GEÇİCİ MADDE 19 - Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra, mevcut Anayasa Mahkemesinin yapısının, yeni hükümlere uyarlanmasına ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmektedir.

Anayasa Mahkemesinde halen görev yapan yedek üyelerin, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte asıl üye sıfatını kazanacakları öngörülmektedir.

Mahkemenin üye sayısının artırılması nedeniyle yapılacak yeni üye seçimlerinin hangi makam tarafından ve hangi kontenjanlardan seçileceği belirtilmektedir.

Bireysel başvuru müessesesinin alt yapısının hazırlanma süresi belirlenmektedir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Anayasa Mahkemesi asıl veya yedek üyesi olanların görev süresinin, kazanılmış hak kapsamında, 65 yaşına kadar devam edeceği hükme bağlanmaktadır. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce, Mahkemede, değişik görevlere seçilmiş olanların, görevlerinin, seçildikleri sürenin sonuna kadar devam edeceği de hükme bağlanmaktadır.

GEÇİCİ MADDE 20- Anayasanın 159 uncu maddesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında önemli değişiklikler yapılması öngörülmüştür. Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, başta 2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu olmak üzere bir çok kanunda, çok sayıda değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu değişikliklerin yapılmasının belirli bir zaman alacağı da açıktır.

Bu husus da göz önüne alınmak suretiyle, yeni Kurulun oluşması ve görevine başlayabilmesi için gerekli olan geçiş hükümleri bu maddede düzenlenmiştir. Bu bağlamda, üye sayısındaki artışın bir sonucu olarak, yeni üyelerin nasıl ve hangi süre içinde seçileceği, seçmeye yetkili merciler bazında hükme bağlanmaktadır.

Seçilen üyelerin göreve başlama zamanları belirlenmektedir. Mevcut Kurul üyelerinin seçildikleri sürenin sonuna kadar görevlerine devam edeceği öngörülmüştür.

Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından yapılacak seçimlerin, Yüksek Seçim Kurulunun genel yönetim ve denetimi altında yapılması öngörülmektedir. Bu seçimlerin; adlî yargı hâkim ve savcıları bakımından her ilde ve il seçim kurullarının yönetim ve denetiminde, idarî yargı hâkim ve savcıları bakımından ise, bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde ve bölge idare mahkemesinin bulunduğu ildeki il seçim kurullarının yönetim ve denetimi altında yapılması hükme bağlanmaktadır.

İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar Kurul üyelerine ödenecek ücret ile Kurulun nasıl çalışacağına ilişkin temel ilkeler de bu maddede düzenlenmektedir.

MADDE 26- Madde, yürürlük ve halkoylamasına ilişkindir.

İlgili Anayasa Mahkemesi Kararı:

7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;

A- Anayasa teklifi olarak veriliş biçimi ile  Anayasa Komisyonu’ndaki görüşme şekline ilişkin iptal isteminin, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

B- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabulüne ilişkin oylamalarda gizliliğin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden, Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C- İvedilikle görüşülmeme koşuluna uyulmadığı iddiası yönünden Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

D- Amacı bakımından Anayasa’ya aykırılık iddialarının incelenmesi isteminin Anayasa Mahkemesi’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

E- 8. maddesiyle, 7.11.1982 günlü, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 74. maddesinin; değiştirilen kenar başlığında ve eklenen üçüncü fıkrasındaki “… ve kamu denetçisine başvurma …” ibareleri ile dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

F-  14. maddesiyle değiştirilen, Anayasa’nın 144. maddesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

G- 16. maddesiyle değiştirilen, Anayasa’nın 146. maddesinin;

1- Birinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

2- İkinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

3- Üçüncü fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

4- Dördüncü fıkrasının;

a- Birinci tümcesinde yer alan “… bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; …”  ibaresinin,

b- İkinci tümcesinde yer alan “… de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve …” ibaresinin,

Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

c- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

H-  19. maddesiyle değiştirilen, Anayasa’nın 149. maddesinin, birinci fıkrasının “Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır.” biçimindeki dördüncü tümcesi ile üçüncü fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

I-  22. maddesiyle değiştirilen, Anayasa’nın 159. maddesinin;

1- İkinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

2- Üçüncü fıkrasının;

a- Üçüncü tümcesinde yer alan “…iktisat ve siyasal bilimler …”  ve             “… üst kademe yöneticileri …” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

3- Dördüncü fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

4- Beşinci fıkrasının;

a- Birinci tümcesinde yer alan “ … ancak bir aday için …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b-  Birinci tümcesinin kalan bölümü ile ikinci tümcesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

5- Altıncı fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

6- Yedinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

7-  Sekizinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

8-Dokuzuncu fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

9-  Onuncu fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

10- Onbirinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

11- Onikinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

12-  Onüçüncü fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

İ- 25. maddesiyle Anayasa’ya eklenen Geçici Madde 18’in;

1- Birinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

2- İkinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

3- Üçüncü fıkrasının,

a- (a) ve (b) bentlerinin,

aa- Birinci, ikinci ve üçüncü tümcelerinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

bb-Son tümcelerinde bulunan “… ancak bir aday için…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

cc- Son tümcelerinin kalan bölümlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

b- (c) bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

c- (ç) bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

4- Dördüncü fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

5- Beşinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

J-  25. maddesiyle Anayasa’ya eklenen Geçici Madde 19’un;

1- Birinci fıkrasının,

a- (a) bendinin,

aa- Birinci tümcesinde yer alan “… iktisat ve siyasal bilimler…” ve “… üst kademe yöneticileri…” ibareleri ile ikinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

bb-  Birinci tümcesinin kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

b- (b), (c) ve (ç) bentlerinin,

aa- İlk dört tümcelerinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

bb- Son tümcelerinde yer alan “… sadece bir aday için…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

cc- Son tümcelerinin kalan bölümlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,  OYÇOKLUĞUYLA,

c- (d) bendinin,

aa- “ Bu seçimlerde her seçmen sadece bir aday için oy kullanabilir.” biçimindeki onbirinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

bb- Kalan bölümlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

2- İkinci, üçüncü, dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (b), (c), (ç) bentleri ve yedinci, sekizinci fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

K- 26. maddesinde yer alan “… ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle…” ibaresinin Anayasa’ya aykırılık savlarının incelenmesi isteminin Anayasa Mahkemesi’nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYÇOKLUĞUYLA,

- Yürürlüklerinin durdurulması isteminin REDDİNE.

 

Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"12 Eylül 2010 Halkoyuna Doğru Evetçi İle Hayırcı Ve Onları Karşılaştıran Mantık: -Sokratik Diyaloglar-Iı Veya İkinci Tetralog" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dr.Öykü Didem Aydın'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
02-08-2010 - 22:33
(3242 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 10 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 8 okuyucu (80%) makaleyi yararlı bulurken, 2 okuyucu (20%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
3701
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 6 saat 6 dakika 29 saniye önce.
* Ortalama Günde 1,14 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 350442, Kelime Sayısı : 36655, Boyut : 342,23 Kb.
* 7 kez yazdırıldı.
* 3 kez arkadaşa gönderildi.
* 11 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1232
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,06115103 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.