Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Türkiye Ve Batı Ülkelerinde Siyasi Parti Yasakları

Yazan : Emrah İrven [Yazarla İletişim]
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. Sınıf Öğrencisi

Makale Özeti
Siyasal fikir ve menfaatlerin düzenli ve sistematik bir biçimde kullanılma ve yayılma imkânına sahip bulunduğu siyasi partiler, modern demokrasilerin örgütlenmiş özneleri olarak siyasal hayatın işleyişinde vazgeçilmez bir önemi haizdirler. Demokrasiler için bu derece önemli olan siyasi partiler hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde (özellikle de Batı ülkelerinde) eylem ve faaliyetleri bakımından dernek, sendika, vakıf vb. sivil toplum kuruluşlarından farklı olarak özel güvencelerle donatılmış, bazı ülkelerde de anayasal statüye layık görülmüşlerdir. Bununla birlikte demokrasinin ilke ve kurumlarının korunması amacıyla da olsa siyasi partiler, birtakım sınırlamalara ve yasaklara tabi tutulmuşlardır. Özellikle de II. Dünya Savaşı'ndan önce Almanya ve İtalya'da Hitler ve Mussolini'nin demokratik yöntemlerden yararlanarak iktidara gelmeleri ve iktidar olduktan sonra demokrasiyi baskı ve şiddet yoluyla sonu erdirmeleri, demokrasilerde siyasi parti özgürlüklerinin sınırsız olmasını savunan “geleneksel liberal anlayış”ı geriletmiş bunun yerine “militan demokrasi” anlayışı popülarite kazanmıştır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra neredeyse tüm Batı ülkeleri ve aynı zamanda Türkiye, siyasi partiler rejimlerini militan demokrasi ilkelerine uygun olarak düzenlemişler ancak zaman zaman militan demokrasi anlayışından ''militan devlet ''anlayışına kaymalar yaşanmış, bu da siyasi parti özgürlüklerinin aşırı kısıtlanmasına, ideolojik hareket alanlarının çok dar tutulmasına neden olmuştur. Türkiye'de 1982 Anayasası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu bir bütün olarak incelendiğinde siyasi parti yasaklarının hukukumuzda geniş yer kapladığı, bu alanda Avrupa ölçütlerinin gerisinde olduğumuz ve bu yasaklarla özgürlükçü demokratik rejimin korunmasından çok bizatihi Anayasa'nın arkasındaki felsefenin ve devletin kendisinin korunmasının amaçlandığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin parti kapatma davalarındaki kararlarına baktığımızda bu mahkemenin mevzuatı, ideoloji-eksenli bir paradigmayla yorumladığını ve siyasi partileri Anayasa'nın ideolojisiyle bağlı tuttuğu görülmektedir. AB yolunda oldukça mesafe kat etmiş olan ülkemizin siyasi partiler rejimini çoğulcu demokrasi standartlarına uygun olarak yeniden dizayn etmesi gerekmektedir. Bunun için hem Anayasa'daki aşırı yasaklar hem de SPY'deki Anayasa'ya aykırı hükümler yürürlükten kaldırılmalı, siyasi partilerin yasaklanması yalnızca “özgür demokratik düzen”in korunmasını amaçlamalıdır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi de parti kapatma davalarında hak-eksenli paradigmayı benimsemeli, özgürlük lehine yorum yapmalı, İHAS'yi ve Venedik Komisyonu ilkelerini karalarında esas almalı, İHAM kararlarıyla da kendisini bağlı saymalıdır.
Yazarın Notu
DİYARBAKIR - 2009

TÜRKİYE VE BATI ÜLKELERİNDE
SİYASİ PARTİ YASAKLARI

İÇİNDEKİLER
I- GİRİŞ
1- Siyasi Partilerin Tarihçesi
2- Doktrinde ve Hukuksal Metinlerde Siyasi Parti Tanımları
a- Doktrinde
b- Hukuksal Metinlerde
3- Siyasi Partilerin İşlevleri
II- DEMOKRATİK TEORİ AÇISINDAN SİYASAL PARTİLERİN YASAKLANMASI
1- Geleneksel Liberal Anlayış
2- Militan Demokrasi Anlayışı
III- KARŞILAŞTIRMALI HUKUKTA SİYASAL PARTİ YASAKLARI
1- ABD
2- İngiltere
3- Almanya
4- Fransa
5- İtalya
6- Portekiz
7- Avrupa Ortak Siyasi Partiler Hukuku
8- Birinci Kuşak Partiler Hukuku-İkinci Kuşak Partiler Hukuku Ayrımı
IV- ULUSAL HUKUKUMUZDA SİYASİ PARTİ YASAKLARI
1- Osmanlı Dönemi'nde ve 1961 Anayasası'na Kadar Geçen Zamanda Parti Yasakları
2-1961 Anayasası Döneminde Parti Yasakları
3-1982 Anayasası Döneminde Parti Yasakları
a- Anayasamızda Parti Kapatma Nedenleri
b- Anayasamızda Kapatma Yaptırımına Bağlanmayan Parti Yasakları
c- Partilerin Kapatılması Usulü
d- Siyasi Partiler Kanunu'nda Parti Yasakları
e- SPY'de Yer Alan Anayasa'ya Aykırı Hükümler ile Zımni İlga Konusu Hükümler
f- Partilerin Kapatılmasında İHAM'nin Denetimi
g- Parti Kapatma Davalarında İHAM ile Anayasa Mahkemesi'nin Yaklaşım Farkı
V- SONUÇ


I- GİRİŞ
Siyasi partiler, demokratik siyasal hayatın bir parçası olarak modern demokrasilerin gelişmesiyle paralellik göstermiş ve onlarla senkronize bir biçimde gelişme kaydetmişlerdir. Siyasi partilerin demokrasi için bu kadar önemli olmalarının nedeni, toplumda dağınık durumda bulunan siyasal fikirleri bir araya getirerek örgütlenmiş bir biçimde toplum kesimlerinin (sınıflarının) çıkarlarını parlamentoda savunan organizasyonlar olmalarıdır.
Siyasi partiler devlet dışında örgütlenir ve dernek, vakıf, sendika vb. kuruluşlardan farklı olarak siyasal iktidarı elde etme ya da en azından paylaşma amacı güderler. Böylelikle temsili demokrasinin amacı olan halkın yönetime katılması ideali gerçekleşmiş olur.
1- Siyasi Partilerin Tarihçesi
Siyasi partilerin tanımı hakkında bilgi vermeden önce tarihlerine kısaca göz atmak bize siyasi partiler hakkında bir arka plan sunacağından biraz bundan bahsedelim.
Siyasi partilerin modern demokrasi ile paralel bir gelişme kaydederek XIX. Yüzyılda kurumsallaşmış olarak ortaya çıktıklarını söyleyebiliriz. Hatta bir görüşe göre; demokrasiyi yaratmış olan partilerdir, modern demokrasi partiler dışında düşünülemez ;çünkü siyasi partiler halkın siyasete katılımının araçları oldukları kadar çoğulcu siyasetin de temel unsurları hatta güvenceleridirler . Yani siyasi partiler ve demokrasi, iç içe geçmiş kurumlardır ve biri olmadan diğeri eksik kalmaktadır. Bu bağlamda temsili ve sorumlu hükümet ilkesinin yerleşmesi, oy hakkının genişlemesi , burjuva sınıfının feodal üretim ilişkilerini değiştirmesine bağlı olarak parlamentolara egemen olması ve monarşik iktidarı zayıflatıp onun yerini alması , teknolojik gelişmeler, ulaşım ve iletişim araçlarının yaygınlaşması, okur-yazar oranının artması , savaş, devrim, ekonomik kriz vb. birçok etken siyasi partilerin kurulmasında rol oynamışlardır.
Modern siyasi partilerin ilk ortaya çıktığı ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Bunun nedeni, bu ülkede oy hakkının diğer Batı ülkelerine göre daha önce yaygınlaşmış olmasıdır . Bu durum da demokrasinin bir unsuru olan oy hakkının siyasi partilerin doğuşunda arz ettiği önemi belirtmek açısından en önemli örnektir.
Bu şekilde siyasi partilerin doğuş sebeplerini ve ortaya çıkış şartlarını inceledikten sonra tanımları üzerinde durabiliriz.
2- Doktrinde ve Hukuksal Metinlerde Siyasi Parti Tanımları
Siyasal partilerin üzerinde uzlaşılan bir tanımına ne doktrinde ne de ülkelerin hukuksal metinlerinde rastlanmaktadır. Doktrinde ya da anayasalarda veya yasalarda birbirinden farklı birçok siyasi parti tanımı yapılmıştır.
a- Doktrinde
Türk Hukuk Doktrininde, ÖZBUDUN’a göre , siyasi partiler; “halkın desteğini sağlamak suretiyle devlet mekanizmasının kontrolünü ele geçirmeye veya sürdürmeye çalışan, sürekli ve istikrarlı bir örgüte sahip topluluklar”dır. Bu tanımda öne çıkan unsur, siyasi partilerin sürekliliği yani geçici nitelikte olmayışlarıdır. Gerçekten siyasi partiler amaçlarına ulaşmak için kurulmuş, eylem ve faaliyetlerinde süreklilik gösteren örgütlerdir. Kanımızca siyasi partinin bir tanımını yapmak yerine bir siyasi partide bulunması gereken unsurları yani onun ölçütlerini belirlemek, siyasi partileri kavramak bakımından daha verimli olacaktır. LA PALOMBARA ve WEINER’in belirttiği ve bizim de katıldığımız görüşe göre siyasi partilerin tanımında şu dört ölçüt bulunmalıdır :
Sürekli bir parti örgütünün varlığı,
Örgütün merkezle düzenli ilişkiler içinde yerel düzeyde faaliyet göstermesi,
Gerek ülke çapında gerekse yerel düzeyde tek başına veya ortaklaşa siyasi iktidarı ele geçirme ve elde tutma yönünde bilinçli çaba,
Değişik yollarla seçmenler arasında taraftar kazanma ya da herhangi bir biçimde halkın desteğini kazanma çabası.
Gerçekten bu dört ölçütten biri olmadan kurulan bir örgüt, tam anlamıyla bir siyasi parti değildir ve önemli bir seçmen kitlesi sağlayabilecek bir kapasitede de görülmemektedir.

b- Hukuksal Metinlerde
Siyasal partiler, çoğu Batı ülkesinde ne anayasalarla ne de özel yasalarla düzenlenmiş olmamakla birlikte ; Alman ve Portekiz Siyasal Partiler Yasası ile ülkemizde yürürlükte bulunan 2820 sayılı Siyasal Partiler Yasası'nın 3. maddesinde partilerin yasal tanımına yer verilmiştir .
3- Siyasal Partilerin İşlevleri
Temsili bir yönetim sistemi diğer bir deyişle demokratik bir rejim, halk ile devlet arasında bir bağlantı aracı olarak partileri zorunlu kılar; bu nedenledir ki Türkiye'de hem 1961 Anayasası hem de 1982 Anayasası siyasi partileri demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak nitelendirmiştir. Böylece siyasi partiler hem anayasalarla korunmuştur hem de ülkemizde ve bazı Batı ülkelerinde (örneğin Almanya, Portekiz, İspanya, Avusturya) daha ileri gidilerek özel yasalarla güvence altına alınmışlardır. Ancak kanımızca Türkiye'de partilerin yasalarla düzenlenmesinin onlar açısından güvenceler sağladığı söylenemez; çünkü ülkemizdeki düzenleme incelendiğinde görülecektir ki asıl amaç, siyasi partilerin devletçe sıkı bir şekilde kontrol altına alınması ve resmi ideolojinin sınırları içinde kalmalarını sağlamaktır. Bu konuyla ilgili ileride açıklamalarda bulunulacaktır. Tekrar siyasi partilerin işlevleri konusuna dönecek olursak; partilerin en önemli işlevi, toplumda dağınık durumda bulunan menfaat ve istekleri birleştirip bunları siyasal seçenekler durumuna getirerek siyasal temsili sağlamaktır . Partilerin diğer bir işlevi, hükümet etme veya muhalefet olma işlevidir. Bir parlamenter demokraside iktidara gelen parti hükümet olur diğer partiler ise muhalefet görevini üstlenir. Ayrıca siyasi partiler aynı zamanda birer eğitim ocağı veya siyaset okulu niteliğindedirler .

II- DEMOKRATİK TEORİ AÇISINDAN SİYASAL PARTİLERİN
YASAKLANMASI
Siyasal partilerin yasaklanması konusunda iki anlayıştan söz edilebilir:
1- Geleneksel Liberal Anlayış
Bu anlayışlardan ilki, devletin ideolojik yansızlığı tezini savunan “geleneksel liberal anlayış”tır. Bu anlayışa göre; demokratik devlet, kendi ortaya koyduğu ilkelerle çatışamaz, hiçbir yurttaşı-hatta bu kişiler özgürlükleri ilk fırsatta açıkça ortadan kaldırmak amacıyla hareket etseler bile- özgürlüklerinden tam olarak yararlanmaktan yoksun bırakamaz. Bu nedenle siyasi partiler, savundukları görüş ya da ideoloji ne olursa olsun yasaklanamaz ve siyasal sistemden ekarte edilemezler. Hem bu görüş sayesinde hem de liberal bireyciliğin etkisiyle siyasi partiler, II. Dünya Savaşı'na kadar mutlak bir dokunulmazlık alanından yararlanmışlardır.
2- Militan Demokrasi Anlayışı
Bu konuda ortaya atılan ikinci görüş ise “Özgürlük düşmanlarına özgürlük tanınamaz” ilkesini savunan “militan demokrasi” anlayışıdır. Militan demokrasi; faşizm, nasyonal sosyalizm, komünizm vb. özgürlükçü demokratik düzeni açıkça tehdit eden ve ortadan kaldırmayı amaçlayan totaliter akımlar karşısında, kendi demokratik değerlerini korumak amacıyla bu tür yıkıcı akımları savunan bireylerin ve grupların ifade ve örgütlenme özgürlüklerini kısıtlayan ve bunlara karşı hukuksal, siyasal ve toplumsal alanda aktif bir tutum içerisine giren klasik(liberal) demokrasinin 1930'lardan sonra siyasal ve toplumsal koşulların ortaya çıkardığı farklı bir yorumudur . Yani demokrasiyi yıkma özgürlüğünü savunan partilerin dahi demokratik rejimin sağlamış olduğu ifade ve örgütlenme özgürlüklerinden tam anlamıyla yararlanmaları gerektiğini savunmak ve demokrasiyi yıkmak isteyen partileri yasaklamamak, demokrasinin kendi sonunu hazırlaması anlamına gelir. Militan demokrasi anlayışı; II. Dünya Savaşı öncesinde ortaya çıkan totaliter partilerin, demokrasinin sınırsız fikir özgürlüğüne dayanarak onu baskı ve şiddet yoluyla yıkıp yok etmesi ve yerine faşist yönetimler kurması sonrasında bu yönetimlerin savaştan yenik çıkması sonucu popüler hale gelmiştir. Bu anlayış eleştirilmiş ve denmiştir ki militan demokrasi diye evrensel bir teori ve demokrasi teorisinde bu ad altında bir bahis yoktur ,bu anlayış aslında devletin özgürlükleri baskı altına almak için kullanacağı bir referansın adı olacaktır. Liberal demokrasinin tarihsel gelişimi içerisinde ortaya çıkan bir parantezi ifade eden bu anlayış süreklileştirilerek haklar ve özgürlüklerin üzerinde “Demokles’in Kılıcı” gibi sallanamaz .
Kanaatimizce, Almanya ve İtalya örnekleri de göstermiştir ki demokrasi, hukuksal normlar yoluyla özgürlükçü düzenini koruma altına almadıkça ve demokrasinin ilke kurallarına aykırı hareket eden kişi ya da kişi gruplarını dolayısıyla siyasi partileri yaptırımlarla engellemedikçe yıkılma tehlikesini içinde taşır ve totaliter bir rejime açık kapı bırakır. Zaten bu nedenledir ki bugün tüm dünyada az ya da çok militan demokrasi anlayışı uygulanmaktadır. Ancak bu konuda asıl meselenin hukuksal değil siyasal kültürle ilgili olduğunu belirtmekte yarar var. Eğer bir ülkede demokratik gelişmişlik düzeyi üst seviyedeyse yani demokrasinin ilke ve kurumları toplumun geniş kesimince benimsenmişse (örneğin İngiltere ve ABD'de böyledir), totaliter eğilim gösteren partiler rejim için tehlike arz etmeyecektir; ancak aksi durumda bu tür partilere karşı militan demokrasi anlayışı çerçevesinde önlemler alınması gerekir.

III- KARŞILAŞTIRMALI HUKUKTA SİYASAL PARTİ YASAKLARI
Bu kısımda bazı Batı ülkelerinden siyasi partiler rejimine ilişkin yasaklar konusundaki anayasal ve yasal ilke ve kurallardan örnekler verilecektir. Amacımız karşılaştırmalı hukukta yer alan parti yasaklarını inceleyip ülkemizdeki düzenlemelerin bu alandaki konumunu belirlemektir.
1- ABD
Siyasal partilerin ilk olarak XIX. yüzyılda ABD'de ortaya çıktığını belirtmiştik. ABD'de siyasi partiler dernek statüsünde kabul edilmekte ve doğrudan partilerin yasaklanmasına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır; ancak ifade ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin sınırlamalar ve kısıtlamalar partiler için de geçerlidir .
2- İngiltere
İngiltere'de de siyasi partiler XIX. Yüzyılın sonlarında kurulmuştur. İngiltere’de siyasi partiler konusunda geleneksel liberal tez hâkim olduğundan ve İngiliz siyasal kültürünün de liberal demokratik değerleri özümsemiş olmasından ötürü bu ülkede de siyasi parti yasakları ifade ve örgütlenme özgürlüğüne getirilen genel sınırlamalarla belirlenmiş bulunmaktadır.
3- Almanya
Siyasal partilerin yasaklanması denince elbette akla ilk gelen ülke Almanya'dır. Bu ülkede II. Dünya Savaşı'na kadar Weimar Anayasası ile kurulmuş olan sınırsız özgürlükler rejimi (bu anayasada doğrudan siyasi partilere ilişkin bir düzenleme bulunmadığından partilerin yasaklanması mümkün değildi), fanatik Yahudi düşmanı olan ve saldırgan bir milliyetçi tutum takınan, başında Hitler'in bulunduğu Nasyonal Sosyalist Parti (NSDAP)'yi doğurmuş ve bu parti 1933 seçimlerinde yaklaşık yüzde elli oranında oy alarak iktidar olmuştur. Hitler Başbakan olduktan sonra rakiplerini baskı ve şiddetle tasfiye etmiş, ülkenin demokratik rejimini yok edip faşist bir yönetim kurmuştur. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Batı Almanya'da Weimar Anayasası'nın siyasi partilere ilişkin duyarsızlığına tepki olarak , 1949 tarihli Bonn Anayasası'nda siyasi parti özgürlükleri militan demokrasi anlayışı doğrultusunda hatta bu anlayışın biraz da ötesine geçilerek kısıtlamaya tabi tutulmuştur. Nitekim 1953'te Sosyalist Rayh Partisi ve 1956'da da Alman Komünist Partisi anayasal kuralları ihlal ettikleri gerekçesiyle Alman Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştır.
Federal Anayasa'nın 21. maddesinin 2. fıkrasına göre ''amaçları ve mensuplarının davranışlarıyla özgür demokratik temel düzeni ihlal etmeye veya ortadan kaldırmaya veya Federal Alman Cumhuriyeti'nin varlığını tehlikeye düşürmeye yönelen partiler Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa'ya aykırılık sorunu konusunda Federal Anayasa Mahkemesi karar verir.'' Buna göre partilerin yasaklanması konusunda o partinin sadece üyelerinin değil taraftarlarının tutumu da göz önüne alınır ve bir parti ancak özgür demokratik temel düzeni ya da devletin varlığını hedef alırsa yasaklanabilir. Yani yasaklama nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bir partinin anayasaya aykırılığı konusunda yalnızca Federal Anayasa Mahkemesi'nin karar verebilmesi partiler için getirilmiş bir güvencedir.
4- Fransa
Fransa'da 1958 Anayasası partileri “ulusal egemenlik ve demokrasi ilkesine saygı göstermek”le yükümlü kılmıştır. Bu ilkelere aykırı hareket eden partiler, Cumhurbaşkanı’nın çıkaracağı bir kararnameyle kapatılabilir. Bu karar karşı Conseil d'Etat'da iptal davası açılabilir .
5- İtalya
İtalya da Almanya gibi demokratik yolların kullanılmasıyla iktidara gelen Mussolini’nin faşist yönetim kurduğu bir ülkedir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan 1947 tarihli İtalyan Anayasası'nın geçici 12. maddesinde kapatılan faşist partinin herhangi bir biçimde yeniden kurulması yasaklanmış, partilere ilişkin genel sınırlamalar dernek özgürlüğüyle ilgili düzenlemelerde yer almıştır. Ancak İtalyan hukuk düzeni parti yasağı davasına yabancıdır .
6- Portekiz
Son olarak Portekiz'e değinmek istiyoruz. Bu ülkede eğer parti; yasadışı ya da kamu ahlakına ya da kamu düzenine aykırı amaçlar taşıyorsa, sistematik olarak yasadışı araçların yardımı ile ulusal bağımsızlık, siyasal demokrasi ve Portekiz devletinin bütünlüğü konumundaki anayasal ilkeleri ihlal ya da silahlı kuvvetlerin disiplinini bozma amacı ile hareket ediyorsa, faşist ideolojiyi benimsiyorsa Anayasa Mahkemesi tarafından o partiye kapatma yaptırımı uygulanır .
7- Avrupa Ortak Siyasi Partiler Hukuku
Parti yasakları konusunda Avrupa Birliği'ndeki yenilik ve gelişmelere de değinmekte yarar görmekteyiz. AB üyesi devletler parti yasakları konusunda ortak bir hukuksal rejim oluşturmak amacıyla Avrupa Ortak Siyasal Partiler Hukuku'nun temellendirilmesi yoluna gitmiştir. Avrupa Ortak Siyasal Hukuku'nun verileri şunlardır:
Avrupa ölçeğinde birliğin bütünleştirici faktörü olarak partilerin kurulması ve faaliyette bulunması yolunu açan Avrupa Parlamentosu'nun 10 Aralık 1996 tarihli kararı,
Venedik Komisyonu olarak bilinen “Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu”nun “Siyasal Partilerin Yasaklanması, Kapatılması ve Benzer Önlemler Hakkında” geliştirdiği ilkeler,
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve bu sözleşmeyi yorumlama yetkisine sahip İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin içtihatları .
AB'ye aday ülke konumunda bulunan ve katılım müzakereleri gerçekleştiren ülkemizin siyasi partiler alanındaki hukuksal rejimini AB'nin siyasi partilerle ilgili bu üç kaynağıyla uyumlu hale getirmesi gerekmektedir.
8- Birinci Kuşak Partiler Hukuku-İkinci Kuşak Partiler Hukuku Ayrımı
Bu kavram, siyasi partilerle ilgili pozitif hukuk kurallarının uygulanması sonucu ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara cevap verecek yeni düzenlemelerin kapsam ve içeriğine verilen addır. Buna karşılık bugüne kadarki düzenlemeleri içeren bütüne “Birinci Kuşak Partiler Hukuku” denmektedir . Bu ayrım ilk olarak Alman Hukukçu Martin Morlok tarafından ortaya atılmıştır.
Buraya kadar siyasi partilerin demokrasi için arz ettiği önemden, tanımlarından, işlevlerinden karşılaştırmalı hukuktaki düzenlemelerden söz ettik. Şimdi ülkemizdeki durumu inceleyebiliriz.

IV- ULUSAL HUKUKUMUZDA SİYASİ PARTİ YASAKLARI
Ülkemizde siyasi parti yasakları konusunda tarihe bir gezinti yapmamız konunun daha iyi anlaşılması açısından faydalı olacaktır.
1- Osmanlı Dönemi'nde ve 1961 Anayasası’na Kadar Geçen Zamanda Parti Yasakları
Osmanlı Devleti döneminde siyasal amaçlı örgütler hiçbir zaman modern siyasi parti niteliğini kazanmamıştır. Bunda dernek kurma özgürlüğünün, dolayısıyla siyasi parti özgürlüğünün 1909 Kanuni Esasi değişikliğine kadar tanınmaması ve bu örgütlerin faaliyetlerini gizlice yürütmek zorunda kalmaları etkili olmuştur. Gerçekten 1876 tarihli Kanuni Esasi de dâhil olmak üzere Osmanlı pozitif hukukunda derneklere ve siyasi partilere ilişkin bir düzenleme bulunmuyordu. Kanuni Esasi'deki 1909 değişikliğiyle birlikte dernek özgürlüğü kabul edilmiş ve Osmanlı Devleti'nde bu tarihten itibaren birçok siyasi parti kurulmuştur.
Cumhuriyet döneminde de 1924 Anayasası dernek kurma özgürlüğünü tanımıştır. Bu anayasada siyasi partilere ilişkin bir düzenleme yer almadığından onlar da dernek statüsünde kabul edilmiştir. Bu dönemde kurulan birçok siyasi parti çıkarılan çeşitli yasalara (Takrir-i Sükun Yasası, 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu) dayanılarak Hükümet tarafından kapatılmıştır ve Türkiye'ye tek partili bir rejim sistemi egemen olmuştur. Böylece 1923 yılından 1945'e kadar toplam 22 yıl boyunca Cumhuriyet Halk Partisi tek parti olarak yönetimi elinde tutmuştur.
1946 yılında CHP içinden ayrılan bir grup milletvekili tarafından kurulan Demokrat Parti, aynı yıl yapılan seçimlere katılmış ve mecliste temsil olanağı bulmuştur. Böylece Türkiye'de çok partili yaşama gerçek anlamda geçilmiş olmuştur. Bundan sonraki tüm seçimlerde DP çoğunluk elde etmiş ve 27 Mayıs 1960 darbesine kadar iktidarda kalmıştır. Yapılan darbenin nedeni olarak toplumsal sorunların çözümünde zorlanan DP’nin anti demokratik ve hukuk dışı yöntemlere başvurması, kendisine muhalif olan tüm kesimleri sindirmeye yönelmesi gösterilmiştir . Bu darbeyle birlikte partilerin faaliyetleri yasaklanmış ve DP mahkeme kararıyla kapatılmıştır.
2- 1961 Anayasası Döneminde Parti Yasakları
Türkiye'de siyasi partiler, ilk kez 1961 Anayasası ile anayasal nitelik kazanarak derneklerden ayrı bir hukuksal rejime tabi tutulmuştur. Bu anayasada siyasi partilerin demokratik parlamenter sistemin vazgeçilmez unsurları oldukları vurgulanmıştır ve Bonn Anayasası'nda olduğu gibi ancak Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabilecekleri belirtilerek, siyasi partilere özgü bir güvence sağlanmıştır. Bu anayasada öngörülen parti yasaklarına baktığımızda militan demokrasi anlayışının izlerini görmek mümkündür. 1961 Anayasası'nın 57. maddesine göre; ''Siyasi partilerin tüzükleri, programları ve faaliyetleri, insan hak ve hürriyetlerine dayanan demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel hükmüne uygun olmak zorundadır. Bunlara uymayan partiler temelli kapatılır.''. Ayrıca Anayasa’nın 19. maddesine göre de, “Kimse, devletin sosyal, iktisadi, siyasi veya hukuki temel düzenin, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya şahsi çıkar veya nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek ve tüzel kişiler hakkında, kanunun gösterdiği hükümler uygulanır ve siyasi partiler Anayasa Mahkemesi'nce temelli kapatılır.”.
1961 Anayasası'nın partilerle ilgili hükümleri 13.07.1965 tarihli ve 648 sayılı Siyasal Partiler Yasası ile ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu yasa Anayasa'da öngörülen parti yasaklarını genişletmiş hatta anayasal dayanağı bulunmayan parti yasaklarına yer vermiştir .
3- 1982 Anayasası Döneminde Parti Yasakları
Ülkemizdeki terör ve şiddet olaylarının yoğun olarak yaşanması ve siyasal sistemde ciddi tıkanıklıkların görülmesi (örneğin Cumhurbaşkanının seçilememesi) sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Eylül 1980'de yönetime el koymuş ve tüm siyasi partiler yasaklanmıştır. Böylece 1982 Anayasası'nın oluşum sürecinde partiler dışlanmış ve partilere duyulan tepki bu anayasaya yansımış, partilerin ideolojik hareket alanları oldukça sınırı bir zemine oturtulmuştur.
1982 Anayasası'nın orijinal metninde (değişikliğe uğramamış olan hali) siyasi parti yasakları dağınık ve karışık bir biçimde düzenlenmişti. Anayasa'da 1995'te yapılan değişikliklerle birlikte anayasadaki bu konuyla ilgili anti demokratik hükümlerin çoğu kaldırılmış ve siyasi partiler için öngörülen yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler reform niteliğindeki bu anayasa değişikliği ile görece olarak daha makul bir seviyeye indirilmiştir . Bu nedenle 1995 değişikliklerinin ülkemiz siyasi partiler hukuku alanında bir dönüm noktası olduğu söylenebilir . Bu değişikliklerden bazıları; siyasi partiler ile sivil toplum kuruluşları arasındaki dayanışma ve yardımlaşma yasağının kaldırılması, parti üyeliğinin kapsamının genişletilmesi, partilerin yan kuruluşlar kurmasının serbest hale gelmesi ve partilere devletçe mali yardım yapılmasıdır. Ayrıca bu değişikliklerle birlikte parti kapatma nedeni olan yasaklarla bunun dışındaki yasaklar net bir biçimde ayırt edilmiştir.
a- Anayasamızda Parti Kapatma Nedenleri
Anayasamızda parti kapatma nedenleri sınırlı bir biçimde sayılmıştır. Doktrinin çok büyük bir kısmı ve Anayasa Mahkemesi sınırlılık tezini savunmaktadır. Kapatma nedenleri Anayasamızın 68. maddesinin 4. fıkrasında toplanmış, 69. maddenin 5. ve 6. fıkraları ise m.68/4 hükmünde öngörülen parti yasaklarına aykırılığı kapatma yaptırımına bağlamıştır. Parti yasaklarının toplandığı 68. maddenin 4. fıkrası şöyledir: “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”.
Görüldüğü üzere, yasaklardaki yoğunluk ve genişlik dikkat çekicidir. Yukarıda karşılaştırmalı hukuk bölümünde incelediğimiz Avrupa ülkelerinin parti yasaklama rejimiyle karşılaştırıldığında; anayasamızda öngörülen yasakların, Avrupa ölçütlerinin gerisinde olduğunu ve militan demokrasi anlayışının sınırlarını aşarak “militan devlet” ilkesini yerleştirmeyi amaçladığını söyleyebiliriz. Burada dikkati çeken bir nokta da eşitlik, hukuk devleti ve millet egemenliği ilkelerinin zaten devletin demokratik niteliği içinde yer almasına karşın gereksiz olarak sayılmasıdır .
Anayasamızda bir partinin kapatılmasına neden olan tüzük ve programı ile eylemleri farklı hukuksal rejimlere tabi tutulmuştur. Bu ayrım Anayasa'nın 69. maddesinin 5. ve 6. fıkralarında şöyle düzenlenmiştir:
“Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.
Bir siyasi partinin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi'nce tespit edilmesi halinde karar verilir.”.
Bir siyasi partinin organlarının eylemlerinden dolayı m.68/4'e aykırı nitelikteki eylemlerin odağı haline gelebilmesi için şu üç şartın gerçekleşmesi gerekir:
Kapatmaya yol açacak eylemlerin Anayasa m.68/4'te sayılan yasaklara aykırı nitelikte olması gerekir.
Bu nitelikteki eylemlerin partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya TBMM’deki parti grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca işlenmesi gerekir.
Söz konusu nitelikte eylemlerin işlenmesinde kararlılık bulunmalıdır.
Bir siyasi partinin üyelerinin eylemlerinden dolayı m.68/4'e aykırı nitelikteki eylemlerin odağı haline gelebilmesi için şu beş şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:
Kapatmaya yol açacak eylemlerin Anayasa m.68/4'te sayılan yasaklara aykırı nitelikte olması gerekir.
Bu nitelikteki eylemlerin partinin üyeleri tarafından işlenmesi gerekir.
Söz konusu nitelikte eylemlerin işlenmesinde yoğunluk bulunmalıdır.
Bu eylemlerin parti üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği hususunun, o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya TBMM'deki parti grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca bilinmesi ve zımnen veya açıkça benimsenmesi gerekir .
1961 Anayasası'nda olduğu gibi 1982 Anayasası'nda da partilerin kapatılmasına karar verme yetkisi Anayasa Mahkemesi'ne tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi önüne gelen davada, ilgili siyasi partinin 69. maddenin 5. ve 6. fıkralarına aykırı eylemlerini saptamışsa temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir (m.69/7).
Anayasamızda öngörülen son parti kapatma nedeni ise m.69/10'da düzenlenmiştir. Buna göre ''yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır.''Anayasa Mahkemesi'nce bir siyasi parti hakkında bu durumun saptanması halinde kapatma kararı verilmesi zorunludur. Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verilemez.
b- Anayasamızda Kapatma Yaptırımına Bağlanmayan Parti Yasakları
Siyasî partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olmalıdır (m.69/1).
Siyasî partiler, ticarî faaliyetlere girişemezler (m.69/2).
Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir (m.69/3).
c- Partilerin Kapatılması Usulü
Anayasamızın 68. maddesinin 4. fıkrasına göre, “siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi'nce kesin olarak karara bağlanır.”. Anayasa Mahkemesi, bir siyasi partinin kapatılmasına ancak üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla(yani en az yedi oyla) karar verebilir.
d- Siyasal Partiler Kanunu'nda Parti Yasakları
Siyasal parti yasaklarıyla ilgili olarak 2820 sayılı Siyasal Partiler Kanunu da hükümler içermektedir.
Bu kanunun 104'üncü maddesine göre, “bir siyasi partinin bu Kanunun 101'inci maddesi dışında kalan (101'inci maddede anayasamızda öngörülen parti kapatma nedenleri aynen yer almaktadır) emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi'ne Cumhuriyet Başsavcılığı'nca re'sen yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcılığı o siyasi partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için Anayasa Mahkemesi'nce re'sen dava açabilir.”. Yani Anayasa ve Siyasal Partiler Kanunu'nda yer alan “kapatma yaptırımına bağlanmayan parti yasakları”na aykırılık halinde “ihtar usulü” söz konusu olur.
Bu yasada, siyasi partilerle ilgili ayrıntılı düzenlemeler yer almaktadır. Anayasaya aykırı hükümlerin de yer aldığını düşündüğümüz bu yasa, siyasi parti yasaklarını aşırı ölçüde genişletmiş, partileri adeta resmi ideolojinin sınırları içinde hapsetmeye çalışmıştır, bir başka deyişle bu yasa aşırı müdahaleci bir yasa niteliğindedir . Bu yasada,1995 değişikliklerine uyum sağlanması amacıyla çıkarılan 4445 sayılı Yasa ile önemli değişiklikler yapılmıştır ancak Anayasa değişikliğinin etkisi tümüyle Siyasal Partiler Yasası'na yansıtılamamıştır. Bu uyum yasası ile SPY'de yasak olmaktan çıkarılan hükümler şunlardır: 12 Eylül 1980 Harekâtına karşı beyan ve tutum yasağı, siyasal dayanışma yasağı ve yan kuruluş yasağı .
2820 sayılı SPY'de kapatılan partinin devamı olma, bu kanunda öngörülen yasak parti adlarından birinin kullanılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın isteklerine uyulmaması, parti-içi demokrasi ilkesine aykırılık ve üniforma giydirme ve güvenlik kuvvetlerinin görevlerini üstlendirme siyasi partiler için ihtar yoluyla Devlet yardımından yoksun bırakma yaptırımına bağlanmıştır.
e- SPY'de Yer Alan Anayasa'ya Aykırı Hükümler ile Zımni İlga Konusu Hükümler
Anayasamızda demokratikleşme yolunda bazı değişiklikler de 2001'de yapılmıştır. Bu değişikliklerden en önemlisi 12 Eylül Rejimi döneminde çıkarılan yasal düzenlemelere yargı yolunu kapatan geçici 15. maddenin son fıkrasının yürürlükten kaldırılması olmuştur. Bu sayede Anayasa Mahkemesi SPY'deki Anayasa'ya aykırı hükümleri iptal edebilme imkânına kavuşmuştur.
SPY'de yer alıp Anayasa'ya aykırı olan bazı parti yasakları şunlardır: Seçimlere katılmama nedeniyle kapatılma (m.105) , Diyanet İşleri Başkanlığı'nın genel idare içinde yer almasına aykırı amaç gütme yasağı (m.89), azınlık yaratma yasağı (m.89).
1995 değişikliğinin, sonraki Anayasa olarak Anayasa'nın 177/e maddesi gereğince, doğrudan 2820 sayılı SPY'nin parti yasaklarına ilişkin belirli hükümlerini zımnen ilga ettiği ileri sürülebilir . SPY'deki zımnen ilga konusu parti yasaklarına örnek olarak; Tüzük ve program dışında faaliyette bulunma yasağı (m.90/2) ve SPY'nin 78’inci maddesinde öngörülen bazı yasaklar gösterilebilir.
f- Partilerin Kapatılmasında İHAM'nin Denetimi
İHAM, siyasi partileri İHAS'nin 11'inci maddesinde düzenlenmiş olan dernek özgürlüğü kapsamında görmektedir. Buna göre siyasi partiler dernek kurma hürriyetinden yararlanırlar. Dolayısıyla Türkiye'de Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan bir parti altı ay içinde İHAM'ye bireysel başvuruda bulunabilir.
İHAM içtihatlarına göre bir siyasi partinin kapatılabilmesi için şu üç şartın gerçekleşmesi gerekir :
Siyasal partilerin kapatılması hususunun kanunla düzenlenmesi veya önceden bilinebilir bir işlemle tespit edilmesi gerekir
Kapatma, meşru bir amaç gütmelidir.
Kapatma, “demokratik bir toplumda gereklilik” kriterine uygun olmalıdır.
Türkiye'de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan dokuz parti İHAM'ye başvurmuştur .İHAM bunların yedisinde Türkiye'nin İHAS'yi ihlal ettiğine karar vermiş, birinde (Refah Partisi kararında) Türkiye'yi haklı bulmuştur. Fazilet Partisi ise başvurusundan vazgeçtiğinden İHAM bu davada karar vermemiştir.
g- Parti Kapatma Davalarında İHAM ile Anayasa Mahkemesi'nin Yaklaşım Farkı
Anayasa Mahkemesi ile İHAM'ın parti kapatma davalarına ilişkin kararlarının birbirinden oldukça farklı olmasının iki nedeni bulunuyor : Birincisi, her iki Mahkemenin uygulamak durumunda bulunduğu normların birbirinden farklı olmasıdır (AYM, İHAS'yi parti kapatma davalarında doğrudan uygulamamaktadır); ikincisi ise, uygulanan normlar arasında açık bir çatışma bulunmasa bile her iki mahkeme arasında var olan, kuralların anlaşılış ve yorumlanış farkıdır.

V- SONUÇ
Demokratik siyasal işleyişteki önemlerinden dolayı Anayasamızın demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak nitelediği siyasi partiler, temsili demokrasilerde siyasi çoğulculuğun taşıyıcıları olarak siyasal düşünce ve faaliyetlerin örgütlü kullanım mekânlarıdırlar. Anayasamızda bu derecede önem atfedilen partiler paradoksal bir biçimde hukukumuzda çok aşırı yasaklara tabi tutulmuş, bu yasaklarla resmi ideolojinin belirlediği hareket alanı dışına çıkmaları önlenmiş, anayasanın arkasındaki felsefeyle uyumsuz olan partiler siyasal sistemden ekarte edilmeye çalışılmışlardır. Ne yazık ki 1982 Anayasası ve 2820 sayılı SPY birlikte göz önünde tutulduğunda böyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Ancak siyasi partilere yönelik bu dışlanma süreci yalnızca mevzuattan kaynaklanmamaktadır. AYM de verdiği kararlarda pozitivist, tek boyutlu ve otoriter nitelikler taşıyan ideoloji-eksenli paradigmayı benimsemekte ve benimsediği bu paradigma İHAM'nin (en azından siyasi parti davalarında) benimsediği hak-eksenli paradigmayla çatışmaktadır . Bunun sonucu olarak AYM bugüne kadar 26 siyasi partiyi kapatmış, bunların bir kısmı İHAM'ye başvurmuş, başvuran partilerin biri hariç tamamı haklı bulunmuştur.
Türkiye'de mevcut bulunan parti yasaklarının aşırılığı ve AYM'nin benimsemiş olduğu ideoloji-eksenli paradigmanın temelinde Türkiye'nin siyasal yaşamındaki demokratik kültür ve geleneğin yeterince yerleşememiş olması yatmaktadır. Bu olguyu aşmak için Anayasa'da 1995 ve 2001 yıllarında değişiklikler yapılmış, İHAS gibi uluslararası sözleşmeler iç hukuka üstün sayılmış vb. birçok adım atılmıştır ancak bunlar Türkiye'nin siyasi partiler rejiminin çağdaş standartlara ulaşmasını sağlayamamıştır.
Kanaatimizce Türkiye'nin bu alandaki demokratik çoğulcu standartları tam olarak yakalayabilmesi için;
Öncelikle bir partinin eylemleriyle desteklenmedikçe, yalnızca tüzük ve programından ötürü kapatma yaptırımına tabi olması rejimi sona erdirilmeli,
Anayasamızdaki parti yasakları sadeleştirilmeli, bir partinin kapatılabilmesi için o parti, faaliyetleriyle doğrudan özgür demokratik düzeni tehdit eden şiddet eylemlerine başvurmuş olmalı ya da bu tür faaliyetleri savunmalı,
SPY'deki Anayasa'ya aykırı hükümler yasama organı tarafından yürürlükten kaldırılmalı veya AYM tarafından iptal edilmeli,
Parti yasaklama rejimi, gerçek anlamda militan demokrasi anlayışına uygun olarak demokratik düzenin korunmasına hizmet etmeli, militan devletin korunmasına değil,
Bir partinin anayasanın temel değerlerini tartışmaya açması ve anayasanın barışçıl bir biçimde değiştirilmesini istemesi serbest olmalı,
Parti yasaklarının ihlali yalnızca kapatma yaptırımına bağlanmamalı, kapatma dışı ara modeller geliştirilmeli. Ülkemizde uygulanmakta olan devlet yardımından yoksun bırakma modeli, tüm partiler devletten mali yardım almadıklarından son derece yetersiz ve etkisiz bir yaptırımdır, başka etkin yaptırım modelleri uygulanmalı,
AYM, siyasi parti kapatma davalarında partinin şiddete başvurma ya da şiddeti savunma durumunu temel almalı, İHAM gibi hak-eksenli paradigmayı benimsemeli,özgürlük lehine yorum yöntemini uygulamalıdır .


KAYNAKÇA

AKARTÜRK, Ekrem Ali;Türk Hukukunda Siyasal Parti Yasakları, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, İstanbul 2008.
ARSLAN, Zühtü; “Anayasa Mahkemesi'nin Siyasal Partiler Politikası: ‘Ve Çağı’nda ‘Ya-ya da’cı Yaklaşımın Anakronizmi Üzerine Bir Deneme”, Liberal Düşünce, Yıl:6, Sayı:22, Bahar 2001.
DUVERGER, Maurice; Siyasi Partiler, Çev: Ergun Özbudun, Bilgi Yayınevi, 2. Bası, Ankara 1974.
ERDOĞAN, Mustafa; Anayasa Hukuku, Orion Yayınevi, 3. Basım, Ankara 2005. (Anayasa Hukuku).
ERDOĞAN, Mustafa; Siyasi Partiler, Devlet ve Demokrasi, Liberal Düşünce, Yıl:6, Sayı:22, Bahar 2001. (Siyasi Partiler).
GÖZLER, Kemal; Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi Yayınları, 4. Baskı, Bursa 2007.
HAKYEMEZ, Yusuf Şevki; Militan Demokrasi Anlayışı ve 1982 Anayasası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2000.
KAPANİ, Münci; Politika Bilimine Giriş, Bilgi Yayınevi, 5. Basım, Ankara 1989.
ÖZBUDUN, Ergun, Türk Siyasal Hayatı, Anadolu Üniversitesi Yayını, 1. Baskı, Eskişehir 2003. (Türk Siyasal Hayatı).
ÖZBUDUN, Ergun; Siyasal Partiler, AÜHF Yayını, 4.Bası, Ankara (tarihsiz). (Siyasal Partiler).
SAĞLAM, Fazıl; Siyasal Partiler Hukukunun Güncel Sorunları, Beta Yayınevi, İstanbul 1999.
TANİLLİ, Server; Devlet ve Demokrasi, Say Yayınları, 6. Bası, İstanbul1990.
TURHAN, Mehmet;”Siyasi Parti Yasakları”, Yeni Türkiye, Eylül-Ekim 1997, Yıl:3, Sayı:17.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Türkiye Ve Batı Ülkelerinde Siyasi Parti Yasakları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Emrah İrven'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
13-04-2010 - 14:25
(3737 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 3 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 3 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
8037
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 saat 46 dakika 42 saniye önce.
* Ortalama Günde 2,15 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 35453, Kelime Sayısı : 4224, Boyut : 34,62 Kb.
* 7 kez yazdırıldı.
* 7 kez indirildi.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1187
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
Forumumuzdaki İlgili Mesajlar
Erken Bitirme, Üstten Ders Alma Hakkında.
Meliha - 01-07-2018 - 08:26
Yeni Hukuk Fakültesi Öğrencilerine Tavsiyeler
sametcanaslan - 09-03-2018 - 23:39
Hukuk Eğitiminde Üniversitenin Önemi ?
Femida - 28-09-2017 - 20:14
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,04308891 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.