Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Haksız Rekabet-Rekabet Hukuku Hakkında Case Study

Yazan : Can Gürsoy [Yazarla İletişim]

T.C. KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ REKABET HUKUKU DERSİ







REKABET HUKUKU-HAKSIZ REKABET İLİŞKİSİ İÇERİSİNDE OLAY İNCELEMESİ




HAZIRLAYAN
CAN GÜRSOY


2007.09.13.008

















HUKUKİ MESELE


R.A.Ş. E marka bilgisayarları beri Türkiye’de satmaktadır. R.A.Ş, bu amaçla reklam kampanyalarına girişmiş; tamir ve bakım servisi ağı kurmuştur. Bunların yanında R.A.Ş. bilgisayar piyasasında hâkim konumda(%50) denilebilecek bir firmadır. Almanya’daki üretici firma ile yapılan anlaşma gereği R.A.Ş., mezkûr bilgisayarların Türkiye’de tek satıcısı konumuna gelmiştir.

Bu arada piyasadaki başka bir bilgisayar firması, bahse konu bilgisayarları Almanya’dan değil de Amerika’dan 110 volt olanları 220’ye değiştirerek ithal etmeye başlamıştır. Ayrıca cihazdaki dil karakterini de Türkçeye çevirmektedir.

Bahse konu bilgisayarların Amerika’dan ithal edilip 110 volttan 220 volta çıkarılmasını ve yazı karakterinin Türkçeye çevrilmesini haksız rekabet, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun hükümleri çerçevesinde tartışınız.



HUKUKİ MÜTALAA



Yukarıdaki olayın haksız rekabet ve rekabet hükümleri çerçevesinde incelenmesinden evvel haksız rekabetin ne olduğunun, rekabet hukukunun ne olduğunun ve iki hukuki olgunun da neyi amaçladıklarının bilinmesi gerekmektedir.

Ayrıca olayımızda tek satıcılık sözleşmesi kapsamında bu hukuki olguların ihlalleri ve kanun hükümlerine aykırılık iddiaları olduğu için evveliyatla “tek satıcılık sözleşmesi”nin de ne olduğuna değinmemiz gerektiği kanısındayız.


I.TEK SATICILIK SÖZLEŞMESİ

Hasan İşgüzar tarafından yapılan ve doktrinde kabul edilen tanıma göre “Tek Satıcılık Sözleşmesi, Yapımcıyla Tek Satıcı arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir akittir ki; bununla yapımcı mamullerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir coğrafi bölgede inhisari(tekel) olarak satması için tek satıcıya göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da aldığı bu malları, kendi nam ve hesabına satarak ürünün sürümünü arttırıcı faaliyette bulunmayı taahhüt etmektedir”[1].

Doktrin, bizim de katıldığımız görüşe göre tek satıcıyı bağımsız bir tacir yardımcısı olarak adlandırmaktadır[2]. Ancak tek satıcılık sözleşmesinde önemli olan husus, tek satıcının kendi nam ve hesabına hareket ederek kendisine verilen malların satış ve pazarlamasını en üst seviyeye ulaştırmaya çalışmasıdır.

Sonuç itibarı ile tek satıcılık sözleşmesi rekabet hükümleri çerçevesinde malın yapılışından nihai tüketiciye ulaşması aşamalarını bir yerde birleştiren dikey anlaşmalar kapsamında bir dağıtım anlaşması olarak kabul edilmektedir.




A)Unsurları
· Belirli bir bölgede belirli bir ürün için tek satıcının o olması
Bu husus temel unsurdur. Belirli bir bölgede belirli ürün veya ürünler için bir kişi tek satıcı olarak tayin edilmektedir. Bu bağlamda yapımcı tek satıcıya verdiği bu yetki neticesinde o bölge içerisinde üçüncü kişi diye tabir edeceğimiz tüketicilere doğrudan satış yapamayacaktır.

Yılmaz Aslan, böyle bir anlaşmanın varlığı halinde ülkenin bölgelere ayrılacağının ve her bölgedeki dağıtıcının birer tekel oluşturacağını belirterek böyle, dağıtıcıya basit tekel sağlanmış olacağını; buna ek olarak anlaşmaya diğer dağıtıcıların bölgeye satış yapmalarını yasaklayıcı hüküm konulursa[3], bu durumda tekelin güçlendirilmiş olacağını ve en sonunda yapımcının, üçüncü kişilerin dağıtıcının bölgesinde satış yapmasını önleyici tedbirler almayı üstlenmesiyle[4] bir başka deyişle kusursuz bir dağıtım ağı kurarsa da mutlak tekelin sağlanmış olacağını belirtmiştir[5].

Acaba hukukumuz bakımından oluşturulan bu tekeller korunabilir mi veya korunmalı mıdır? Rekabet hukukunun işlevi ve amacı, tam da bu noktada devreye girmektedir. Bununla ilgili değerlendirme, ilerleyen bölümlerde sizlerle paylaşılacaktır.

· Tek Satıcılığın sürekli olması gereği
Tek satıcılık sözleşmesinin niteliği ve taraflar arasındaki ilişki gereği bu sözleşmenin sürekli bir sözleşme olduğu kabul edilmektedir. Sürekli sözleşme ise doktrinde bir akdi ilişkinin asli borçlarından en az birinin sürekli, aralıklı veya dönemli edimleri gerektirmesi olarak oluşacağı kabul edilmiştir[6].

· Kendi nam ve hesabına davranabilme yeteneği
Tek satıcı, diğer tacir yardımcılarından farklı olarak kendi nam ve hesabına hareket etme ehliyetine sahiptir. Başka bir deyişle tek satıcı hem hukuki hem de ekonomik olarak tacirden bağımsızdır. Bu bağlamda sattığı malların karı da zararı da kendisine ait olacaktır.

· Ürünün alıcı ve tüketicilere ulaştırılmasında pazarlama şekillerinin uygulanması yükümü
Tek satıcı, kendisine verilen malların sürümünü arttırmak için reklam yapmak, müşteri ilişkilerini geliştirmek, satış sonrası servis ve bakım vermek yükümlülüğü altındadır. Tek satıcı bu yükümlülükleri süreklidir ve özenle yerine getirmesi gerekmektedir[7].

Görüldüğü üzere; tek satıcılık sözleşmelerinde daha doğrusu tek satıcılık gibi dağıtım sözleşmelerindeki amaç, tek satıcıya veya dağıtıcıya belli bir ürün için tekel hakkı vererek onun iyi kar elde etmesini sağlamak ve buna karşın tüm çabasını o malın satışını ve bu şekilde malın sürümünü arttırmaya yöneltmektir. Ancak bu amaca ulaşmak için aynı ürünü satanlar arasında rekabetten kaçınılmaktadır. Bu hükümler çerçevesinde üçüncü kişilerin bu malı farklı yollardan elde ederek tekrardan satabilme yetkileri kısıtlanmaya hatta bertaraf edilmeye çalışılmaktadır.

Somut hadise bağlamında da R.A.Ş. diğer bilgisayar firmasının tek satıcılık sözleşmesine aykırı hareket ettiğinden bahisle haksız rekabet yaptığını ve bu durumun bertaraf edilmesini dermeyan etmektedir.
Yukarıda değindiğimiz gibi R.A.Ş.’nin tek satıcılık sözleşmesi ihlal edildiğinden ötürü haksız rekabet hükümlerine dayanabilmesi için bilgisayar yapımcısının kusursuz bir dağıtım ağı yaratmış olması gerekmekte, diğer firmaların veya tüketicilerin ürünü hiçbir şekilde başka bir dağıtıcıdan almamasını sağlamalı ve yaptığı sözleşmelere bu yönde hükümler koymalıdır. Aksi takdirde sözleşmelerin nisbiliği ilkesi mucibince aralarındaki tek satıcılık sözleşmesine dayanarak haksız rekabet hükümlerine dayanamayacaktır.

II. HAKSIZ REKABET
Avrupa’da haksız rekabet, en başlarda iktisadi rekabetle dolayısı ile iktisadi hayatla pek ilgilendirilmemiş sadece aralarında güven ilişkisi olan şahıslarla yetinilerek haksız rekabetin sadece bu şahıslar arasında cereyan edeceği kabul edilmiştir.

Ancak günümüzde ağırlık kazanan görüşe göre haksız rekabetin sadece arasında güven ilişkisi bulunan şahısları veya sadece rakipleri birbirinden korumak için değil bilakis tüketicinin, rekabetin kurum olarak ve diğer ilgililerin dolayısı ile daha geniş şekilde tüm ekonominin korunması amaçlanmaktadır. Sabih Arkan, makalesinde bu hususta yaptığı atıfla haksız rekabet hükümlerinin rekabetin fonksiyonlarını yerine getirmesini koruma altına alır; bu hususta haksız rekabet hükümlerinin iktisat politikası yönünden tarafsız olamayacağını belirtmiştir[8].

Türk Hukukunda da haksız rekabet hükümleri ile sadece rakipler arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi değil bunun yanında düzgün işleyen bir iktisadi rekabetin de amaçlandığı kabul edilmektedir. Bilindiği üzere, haksız rekabet hükümleri, Türk Ticaret Kanunumuzun 56 vd. maddelerinde düzenlenmekte 56. maddede basit olarak tanımlanmakta ve 57.maddede de en çok karşılaşılan haksız rekabet halleri sayılmaktadır. Ancak dediğimiz gibi bu haller tahdidi değildir.

Haksız rekabeti, temelinde genelde haksız bir fiil olan iktisadi rekabetin her türlü kötü niyetli kullanımı olarak tanımlayabiliriz. Görüldüğü gibi bu tanım, Medeni Kanunumuzun 2.maddesindeki dürüst davranma ve hakkın kötüye kullanılması ilkesine dayandırılmaktadır.

Bu bağlamda burada kötüye kullanılan hak rekabet hakkı olmalıdır. Rekabet hakkı, eğer hukuka aykırı yollarla kullanılırsa, örneğin bir kimse, başkasının işçilerine rüşvet vermek sureti ile kendisine menfaat sağlamışsa, mesele olmayacak ancak eğer ortada hukuka aykırı bir durum yoksa dürüstlük kuralına aykırılığı ispat etmekte problemler yaşanacaktır.

Bu gibi durumlarda uygulanması gereken ilke ise “emek ilkesi” olacaktır. Bu ilkeye göre ekonomik faaliyet gösteren bir kişinin bu faaliyeti gösterirken harcadığı çaba az ise kazanacağı menfaatin de az olması gerekmektedir. Eğer buna benzer bir durumun aksi bir durum söz konusu ise yani bir kişi az emek sarf ederken çok büyük menfaatler sağlıyorsa doktrinde kabul edilen “parazit rekabet-bedavacılık” durumu söz konusu olabilecektir.

Ancak gerek doktrin gerekse Yargıtay’ın müstakar mahiyetteki kararları ile kabul edilen görüşe göre parazit rekabetin dahi tek başına haksız rekabet oluşturmayacağı, parazit rekabet yapan kişinin dürüstlük ilkesine aykırı hareket etmesi gerektiği belirtilmiştir[9]. Bir başka deyişle parazit rekabet yapan kişinin tek satıcıyı veya dağıtıcıyı kötülemesi veya ürünü hukuka aykırı yollardan ithal etmesi gibi durumlar aranmaktadır.

Olayımızda da R.A.Ş. diğer firmanın kendisinin emeğinden faydalandığını, bu bilgisayarları ilk Türkiye’ye kendilerinin getirdiğini, belli bir servis ağı belli bir pazar oluşturduğunu ve diğer şirketin bu hususlardan haksız yere faydalandığını, ayrıca ürünün niteliğinin değiştirildiğini ve böylece haksız rekabet hükümlerine aykırı davrandığını iddia ve beyan etmektedir.

Kanımızca burada yine bilgisayarları Amerika’dan ithal eden firmanın kötü niyeti ispat edilmeden haksız rekabet hükümlerine gidilemeyecektir. Bunun yanında haksız rekabet hükümlerinin düzenlenme amacı nazara alındığında bahse konu ürünün niteliğinin değiştirilmesi tüketicinin menfaatine olacaksa, haksız rekabet teşkil etmeyecek; aksi bir durum söz konusuysa mesela ürünün özellikleri kötüleştirilerek satılıyorsa haksız rekabet durumu hâsıl olacaktır.

III. REKABET HUKUKU
Rekabet hukuku da rekabete başka bir açıdan bakarak belli bir ürün pazarında rekabeti engelleyici, sınırlayıcı uygulama ve anlaşmaları yasaklayarak bir teşebbüsün hâkim durumunu kötüye kullanmasını engelleyerek serbest, etkin bir iktisadi rekabet ortamının kurulmasını ve korunmasını amaçlamaktadır. Kısacası etkin-serbest bir iktisadi rekabet ortamı yaratıldığı zaman da tüketicilerin istedikleri ürünü istedikleri sağlayıcı veya satıcıdan daha az fiyatta almaları sağlanacaktır.

Bu bağlamda Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun yürürlüğe sokulmuş ve bu kanunun “ANLAŞMA ve UYUMLU EYLEMLER” başlıklı 4., “HAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMASI” başlıklı 6. ve “BİRLEŞME veya DEVRALMALAR” başlıklı 7. maddelerinde hangi hallerin rekabet ihlali sayılacağı düzenlenmiştir.

Olayımıza konu tek satıcılık gibi dağıtım anlaşmaları da genelde bazı sınırlamalar ihtiva ettiğinden ve kanunda düzenlenen hükümler çerçevesinde yapılıyorsa rekabet ihlali olarak kabul edilmektedir. Dağıtım anlaşmaları, marka içi rekabeti de sınırladığından rekabet ihlallerine sebep olmaktadır.

Ayrıca dağıtım anlaşmaları, belli bir pazarın paylaşımı yönünde ve pazara girişleri engelleyici mahiyette olursa yani belli bölgelerde fazla marka yoksa ve siz o bölgede tek satıcılık gibi bir dağıtım anlaşması ile zaten dar olan pazara girişleri önlerseniz ve pazarı belli bir firmanın tekeline veya hâkimliğine bırakırsanız bu durum haliyle rekabet ihlali olacak ve hukuk düzeni tarafından korunmayacaktır.

Tüm bunlara karşın dağıtım anlaşmaları, farklı markalar arasında aynı ürün hakkında rekabeti teşvik etmektedir. Ayrıca satış sonrası teknik destek, servis ve danışmanlık gibi hizmetleri sağlayabilmektedir. Dağıtım anlaşmaları belki de sadece bu yönleri ile tüketicinin menfaatine çalışmaktadır. İşte kanun koyucumuz dağıtım anlaşmalarının bunun gibi yararları da olduğundan RKHK’nın “Muafiyet” başlıklı 5.maddesi tahtında bazı anlaşmaların rekabet ihlali teşkil etmeyeceğini düzenlemiştir[10].

Örnek vermek gerekirse Rekabet Kurulu, 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’ni yayınlayarak yürürlüğe sokmuş ve bu tebliğin yürürlüğe girmesi ile yürürlükten kaldırılan (Motorlu Taşıtlar Dağıtım Anlaşmalarına İlişkin Grup muafiyet tebliği gibi) tebliğlerde belirtilen hangi sözleşmelere grup muafiyeti verileceği hükümleri kaldırılmış salt hangi sözleşmelere verilmeyeceği sayılarak sözleşme yapma özgürlüklerindeki sınırlamalar belirtilen menfi durumlar hariç kaldırılmıştır.

Yine RKHK’nın 4.maddesi mucibince “mal ve hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması veya kontrolü, rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına itilmesi yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi, rekabet ihlali olarak düzenlenmiştir.

Bunun yanında yukarıda değindiğimiz üzere madde 6 uyarınca da bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanılması yasaklanmış, kötüye kullanımın bir şekli olarak da ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler sayılmıştır.

Kaldı ki; Anayasamızın 48. maddesinde çalışma ve sözleşme hürriyetinden bahsederken 167. maddesinde de devletin piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve piyasaları geliştirici tedbirleri alacağı, piyasalarda fiili ve anlaşmalar neticesinde doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyeceği derpiş edilerek rekabet hukukunun amacı yani serbest ve etkin rekabetin sağlanması hüküm anayasal bir güvence kazanmıştır.

Somut hadise bağlamında ise söz konusu bilgisayar ithalatı hakkında her hangi bir grup muafiyeti veya bireysel muafiyet bulunmadığından bahse konu tek satıcılık sözleşmesi bu yönüyle bu hükümden yararlanamayacaktır. R.A.Ş.’ye bahse konu bilgisayarların satışı konusunda tekel hakkına dayanarak diğer firmanın piyasaya girişi engellenmek istenmektedir. Ayrıca R.A.Ş. bilgisayar piyasasında hâkim durumda da olduğundan işbu durumunu başka bir firmanın piyasaya girmesini engelleyerek de kötüye kullanmış olmaktadır.

Kanımızca burada piyasada birçok markanın bulunduğu savunması, diğer markaların çok az Pazar payına sahip olmaları bakımından dermeyan edilemeyecektir.




IV. SONUÇ
Tek satıcılık sözleşmesi, netice itibarı ile bir sözleşme olduğundan yapımcı ve dağıtıcı arasında muteber olacak; satıcının veya sağlayıcının diğer dağıtıcıların fiillerini taahhüt etmesi veya bu dağıtıcılarla yapacağı anlaşmalara dağıtıcı, olayımızda R.A.Ş., lehine hükümler koyup kusursuz bir dağıtım ağı kurulmadığı sürece bu anlaşmadan haberi olmayan 3.kişiler, hiçbir şekilde bu sözleşmeyi ihlal ettikleri gerekçesi ile sorumlu tutulamayacaklardır.
Satıcı veya sağlayıcının böyle bir kusursuz dağıtım ağı kurmadığı durumlarda tek satıcı, üçüncü kişi eğer haksız bir fiil işlerse BK 41’e göre tazminata, haksız rekabet hükümlerineyse ,ancak ve ancak üçüncü kişinin TTK 57’de belirtilen haksız rekabet fiillerinden birini işlemesi halinde başvurabilecektir[11].






































KAYNAKÇA


1. Hasan İşgüzar, Tek Satıcılık Sözleşmesi, Dayınlarlı Hukuk Yayınları, Kadıoğlu Matbaası Ankara 1989

2. Reha Poroy-Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, Betaş Yayınları 8.Bası, İstanbul 1998

3. Sabih Arkan, Haksız Rekabet ve Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Hükümleri Arasındaki İlişki, Prof. Dr. Turgut. Kalpsüz’e Armağan, Ankara 2003

4. Nurkut İnan, Tek Satıcılık Sözleşmesi ve Üçüncü Kişiler, Batider 1993, s.60

5. Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi 2006

6. Kemal Oğuzman-Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Filiz Kitabevi İstanbul 2000





[1] Bkz. Hasan İşgüzar, Tek Satıcılık Sözleşmesi, Dayınlarlı Hukuk Yayınları, Kadıoğlu Matbaası Ankara 1989, s.14

[2] Bkz. Poroy-Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, Betaş Yayınları 8.Bası, İstanbul 1998, s.185

[3] İnan, bu durumun BK 111 bağlamında “başkası lehine şart-kendi namına hareket eden bir kimse, üçüncü bir kişi lehine bir edimin yapılmasına söz verdirmişse, üçüncü kişiye edimde bulunulmasını talep etme hakkı vardır.” oluşturacağını ve bu şartın ihlali neticesinde dağıtıcı veya tek satıcının ürünleri satan üçüncü kişiye talep hakkı doğuracağını belirtmektedir. Nurkut İnan, Tek Satıcılık Sözleşmesi ve Üçüncü Kişiler, Batider 1993, s.60

[4] İnan bu durumda ise BK 110 bağlamında “başkasının fiilini taahhüt-bir kişinin edimini başkasına taahhüt eden kimse, üçüncü kişinin bu taahhüdünü ifa etmemesi halinde bundan doğan zararı ödemeye mecburdur.” hükmünün uygulanacağını ve bu hüküm yerine getirilmediği takdirde yapımcının tek satıcının zararını karşılaması gerektiğini belirtmektedir. Bkz. Nurkut İnan a.g.e s.60

[5] Bkz. Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi 2006, s.74

[6] Bkz. Kemal Oğuzman-Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Filiz Kitabevi İstanbul 2000, s.48

[7] Bkz. Nurkut İnan, a.g.e, s.59

[8] Bkz. Sabih Arkan, Haksız Rekabet ve Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Hükümleri Arasındaki İlişki, Prof. Dr. Turgut. Kalpsüz’e Armağan, Ankara 2003 s.6

[9] Bkz. Yargıtay 11.HD. 26.05.1999 tarih, 1999/2086E., 1999/4505K. Sayılı “LANCOME” kararı bkz. Kazancı İnternet Bilgi Bankası

[10] İnan, muafiyetin tanınması için 4 şartın bulunması gerektiğinden bahsetmektedir. 1)Söz konusu ürünün üretim ya da dağıtımında iyileşme sağlanması 2)Tüketicinin bu iyileşmelerden yararlanması 3)Rekabet sınırlamasının zorunlu olması 4)İlgili ürün pazarında rekabetin tamamen ortadan kalkamaması durumlarında muafiyet sağlanabilecektir. Bkz. a.g.e, s.70

[11] İnan, tek satıcının sözleşmeden doğan işbu hakkını üçüncü kişiye haksız rekabet hükümlerine göre ileri sürebilmesi için üçüncü kişinin rekabet hakkının kötüye kullanılması niteliğindeki bir eylemin varlığını aramakta; sadece ithalat ve satış, hatta düşük fiyatta satış işlemlerinin kötüye kullanım olmadığını ancak bu işlemlerin hileli, hukuka veya ahlaka aykırı bir biçimde gerçekleşmesi gerektiğini belirtmektedir. Buna ek olarak salt paralel ithalat ve satış işlemlerini yorum yaparak haksız rekabet olarak belirlemek rekabeti düzenleyici ve koruyucu hukuk kurallarına ve dolayısıyla da anayasanın 167.maddesine aykırı düşeceğini belirtmektedir. Bkz. a.g.e, s. 77
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Haksız Rekabet-Rekabet Hukuku Hakkında Case Study" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Can Gürsoy'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
18-12-2007 - 23:51
(4375 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 1 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 1 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
11655
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 2 gün 4 saat 42 saniye önce.
* Ortalama Günde 2,66 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 27280, Kelime Sayısı : 2446, Boyut : 26,64 Kb.
* 8 kez yazdırıldı.
* 13 kez indirildi.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 725
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,08388090 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.