Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Eşler Arasındaki Mal Rejimlerinin, Mirasçılığa Ve Miras Paylarına Etkileri

Yazan : Av. Can Doğanel [Yazarla İletişim]
Avukat

Yazarın Notu
Bu makale Türk Hukuk Sitesi Miras Hukuk Çalışma Grubunun miras hukukuna ilişkin hukuk kütüphanesi oluşturma projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Eşler Arasındaki Mal Rejimlerinin, Mirasçılığa ve Miras Paylarına Etkileri


I-Genel Olarak

1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
uygulamasında eşler arasındaki mal rejimleri yeniden düzenlenmiş ve eski yasal mal rejimi olan Mal Ayrılığı Rejiminin yerini Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi almıştır. Bu çalışmada ağırlıklı olarak halen yürürlükte bulunan yasal mal rejimi olan Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Mirasçılığa ve Miras Paylarına Etkileri üzerinde durulacak, ancak diğer mal rejimleri de anılan kapsamda kısaca değerlendirilecektir.

II- Sağ Kalan Eşin mirasçılık sıfatını kazanması

Bilindiği üzere miras ölümle açılır. Ölüm anında ölen eşe yasal olarak evlilik bağı
ile bağlı olan diğer eş yasa gereği yasal mirasçılık sıfatını kazanır.

Bundan başka Batıl Olan Evlenmeler başlığı altındaki düzenlemeler içerik itibariyle yorumlandığında TMK 158 ve 159. maddeleri icabı batıl olan bir evlenmenin tarafı olan eşin durumu iyiniyetli veya kötüniyetli olmasına göre ikili bir ayrıma tabi tutulacaktır.

Madde 158 - Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.

Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Madde 159 - Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.

Görüldüğü üzere 158/1 hükmünce evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanacağı kişisel durumunu koruyacaktır. 159. maddede ise açıkça iyiniyetli olmayan eşin yasal mirasçılık sıfatını kazanamayacağından bahsedilmekle, cümlenin tersine yorumundan batıl bir evlenmenin tarafı olan eşin iyiniyetli olmak koşulu ile gerek bu evlenmenin butlanına karar verilmiş ve gerekse evlilik ölüm ile sona ermiş olsun, yasal mirasçı olacağı yasa koyucunun iradesi olarak ortaya çıkmıştır.

Yeni Medeni Kanunumuzun getirdiği enteresan bir hüküm de 181. maddedir.
Buna göre;

Madde 181 - Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.

Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması halinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

Görüldüğü üzere ölüm anında miras bırakan tarafından açılmış derdest bir boşanma davası bulunması halinde 181/2 hükmüne göre yasal mirasçılardan birinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması halinde ölüm anında kesinleşmiş bir boşanma hükmü olmamakla birlikte, mirasçılardan birince davaya devam olunması ve dava olunan eşin kusurlu olduğunun ispatlanması halinde verilen hüküm aynen miras bırakanın ölümünden önce verilip, kesinleşmiş bir boşanmanın hüküm ve sonuçlarını doğuracak ve bu surette sağ kalan eş mirasçı olamayacaktır.

Bu konuda görüşüm sahsa sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımının mirasçılara intikalinin Hukuk Genel İlkeleri ile uygunluğunun bulunmadığı yönündedir. Burada mutlaka bir düzenleme getirilecekse, mirasçılıktan çıkarma ile ilgili miras hukuku kurallarına paralel şekilde, miras bırakan veya yakınlarına karşı ağır bir suç işleme veya aile hukukundan doğan yükümlülükleri yerine getirmeme koşullarından birinin aranması daha yerinde olurdu. Yapılabilecek başka bir düzenleme şekli ise özel boşanma sebeplerinden bazıları sınırlı olarak sayılarak, bunlardan birinin varlığı halinde davaya devam edilebileceğinin düzenlenmesi olabilirdi. Örneğin, akıl hastalığı ve genel boşanma sebebi olarak kabul edilen şiddetli geçimsizlik dışındaki hallerde mirasçılar tarafından davaya devam edilmesine imkan tanınması çok daha yerinde olurdu.

Sonuç olarak özetle, eşin ölümü anında diğer eş yasa gereği yasal mirasçı statüsündedir. Batıl bir evlenmenin tarafı olan eş butlan sebebine nazaran iyiniyetli olması durumunda mirasçılık sıfatını kazanır. Nihayet miras bırakanın ölümü anında miras bırakan tarafından açılmış ve devam etmekte olan bir boşanma davasının bulunması durumunda kural olarak bu davanın varlığı sağ kalan eşin mirasçılığını etkilemez. Ancak istisnaen mirasçılardan birinin davaya devam edip sağ kalan eşin kusurunun ispatlanması halinde sağ kalan eş mirasçılık sıfatını kaybedecektir.

III- Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Terekenin Durumu

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi eski yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejiminden farklı olarak, evlilik içerisinde edinilen ve kişisel mallar dışında kalan tüm malvarlığı değerleri üzerinde eşlerin paylı mülkiyetini ifade etmektedir. Bu durum karşısında eşlerden birinin ölümü halinde terekenin tespitinden önce halledilmesi gereken husus, eşler arasındaki yasal mal rejiminin tasfiyesidir. (Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer.MK 225/1) Sağ kalan eş öncelikle evliliğin ölüm ile sona ermiş olmasından dolayı mal rejiminin tasfiyesini istemek ve bununla hangi malvarlığı değerlerinin evlilik sırasında edinildiğini tespit ettirmek ve eşler arasındaki ilişkide kendine düşen hissenin belirlenmesini istemek hakkına sahiptir. Tasfiyede miras bırakana kalan malvarlığı değerlerinin net’i (artık değeri) terekeyi oluşturacaktır. Başka bir deyişle evli olarak ölen miras bırakanın terekesinin aktifi, kişisel malları ile edinilmiş mallar üzerindeki paylı mülkiyetten gelen haklarından ibarettir. Ancak buraya kadar bahsedilen hususlar Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine tabi olan mallar için söz konusudur. Zira Yargıtay pek çok kararında 4722 sayılı yasanın 1. maddesine vurgu yaparak Medeni Kanunun yürürlük tarihi olan 1.1.2002 tarihinden önce edinilen mallar hakkında önceki mal rejimine ilişkin kuralların uygulanacağına değinmektedir. (Aile mahkemeleri MK.nun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinden sonra karı-koca arasında edinilmiş mallar yönünden çıkacak uyuşmazlıklara ilişkin olan davalara bakmakla görevlidir. Bu tarihten önce edinilmiş mallar yönünden çıkacak uyuşmazlıklar Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür. Davacı bu davasında 22.12.1998 tarihinde alınan araç yönünden talepte bulunduğuna görevi davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesi yetkili ve görevlidir. Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1. maddesi Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukuki sonuçlarına bu olayların hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise o kanunun uygulanacağı hükmünü getirmiştir. Davaya konu araç 1.1.2002 tarihinden önce edinildiğinden 743 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esası incelenip, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.T.C. YARGITAY 13.Hukuk Dairesi Esas: 2004/12997 Karar: 2005/1167 Karar Tarihi: 01.02.2005)

Bu durumda sağ kalan eş ile mirasçılar arasında terekeye dahil olduğu iddia edilen bir mal hakkındaki olası ihtilaflarda malın edinildiği tarih dikkate alınarak, 1.1.2002 tarihi öncesinde edinilen mallar hakkında eski mal rejimi, bu tarihten sonra edinilen mallar hakkında ise yukarıda da açıklandığı üzere Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine ilişkin kurallar uygulanacaktır. Bu durumda malın edinildiği tarihe göre bir ikili ayrım söz konusudur.

a- 1.1.2002 tarihinden önce edinilen bir mal hakkında, sağ kalan eş ile mirasçılar arasında çıkabilecek olası ihtilaflar eski mal rejimine ilişkin kurallara tabi olacaktır. (Yasal mal rejiminden ayrılma çok nadir görüldüğünden burada kastedilen Mal Ayrılığı Rejimidir.) Bu durumda miras bırakan 1.1.2002 tarihi sonrasında dahi ölmüş olsa malın edinildiği tarih nazara alınarak bu tarihten yani 1.1.2002 tarihinden önce edilen mallar hakkında sağ kalan eşin yasal mirasçılara karşı bu maldaki katkı payından doğan bir alacak davası açmak suretiyle bu alacağının terekeden düşülmesini isteyebilecektir. Bu davanın dayanağı ise TMK 227. maddesidir. Mal 1.1.2002 tarihi öncesinde edinilmekle miras bırakan adına kayıtlı bulunursa, sağ kalan eş bu maldaki katkısını terekeye karşı TMK 227. maddeye dayanan alacak davası ile ileri sürebilecektir. (Taraflar 24.12.1987'de evlenmişlerdir. 27.08.2003'te boşanma davası açılmış, 30.03.2004'de boşanmışlardır. Davanın konusunu oluşturan taşınmaz 24.07.1998'de alınmış bu dava ise 30.09.2003'te açılmıştır. Davacı taşınmazın alınması sırasında katkıda bulunduğunu ileri sürerek bu katkının karşılığını istemiştir. Medeni Kanunun 227. maddesi eşlerden birinin diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine, veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olacağını hükme bağlamıştır. Mahkemece bu isteğin Medeni Kanunun 202-241 maddeleri çerçevesinde değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. T.C. YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2005/252 Karar: 2005/3306 Karar Tarihi: 07.03.2005) Burada 1.1.2002 tarihinden önce edinilen bir mal hakkında önceki mal rejimine ilişkin hükümler uygulanacak denilirken yukarıda aktarılan iki karar ve dolayısıyla 2. ve 13. Hukuk Daireleri arasında bir görüş ayrılığı bulunduğu düşünülebilir. 2. Daire kararlarında değer artış payına (katkı payı) ilişkin taleplerde malın edinilme tarihine bakmaksızın yeni TMK hükümlerinin uygulanması gerektiğini vurgularken, 13. daire aksine eski TMK uygulamasındaki katkı payı davası ve buna ilişkin usul ve hükümlerin uygulanması gerektiği görüşündedir. Burada bir görüş ayrılığı bulunmakla birlikte, kanaatimizce sonuca bir etkisi yoktur. Zira eski TMK zamanında bu dava mal rejimleri içerisinde düzenlenmiş olmayıp, bir eşin diğer eşe karşı açtığı ve özünde alacak davası niteliğinde bir davadır. Yeni TMK’nun getirdiği bu talebin mal rejiminin tasfiyesi süreci içerisinde değerlendirilmesinden ibarettir. Sonuç olarak yeni TMK eski uygulamada katkı payı talepli davalarda uygulana gelen ilkelerden ayrılmayı gerektirecek yeni bir ilke getirmediğinden iki daire arasındaki bu görüş farkının neticeye bir etkisi bulunmamaktadır.

b- 1.1.2002 tarihinden sonra edinilen bir mal hakkında çıkacak ihtilaflarda ise öncelikle mal rejiminin tasfiyesine ilişkin bir dava açılarak kişisel mallar, edinilmiş mallar vs. ayrı ayrı tespit edilecektir. Tasfiye sonunda miras bırakana ait kişisel mallar ve paylı mülkiyete dahil edinilmiş malların tasfiyesi sonucunda ortaya çıkan ve miras bırakana düşen artık değer terekeyi oluşturacaktır.
Hemen belirtmek gerekir ki Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Bütünüyle
tasfiyesi başlı başına bir çalışmanın konusu olabilecek detayları içermektedir. Bu çalışmanın kapsamı tasfiye sürecinde karşılaşılacak her türlü ihtilafı incelemeye olanak vermemektedir.
Sonuç olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi söz konusu olduğunda ölen eşin terekesinin nasıl tespit edileceğine kısaca değinmiş bulunuyoruz. Bu bağlamda ölen eşin terekesi, tasfiye sonucunda ölen eşe ait olduğu tespit edilen kişisel mallar ile edinilmiş mallara ilişkin artık değerden ibaret bulunmaktadır. Sağ kalan eş, ayrıca birlikte mirasçı olduğu zümreye bağlı olarak değişen oranlarda, miras bırakan eşin kişisel mallarına ve edinilmiş malları üzerindeki artık değerden ibaret bulunan terekesine miras payı oranında katılacaktır.

IV- Aile Konutu ve Ev Eşyası Üzerinde Sağ Kalan Eşin Hakları:

MK’nun 240. maddesindeki düzenleme göre sağ kalan eş ölen eşe ait aile konutu üzerinde katılma alacağına mahsup edilmek, yetmezse bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.(MK 240/3) Burada bahsedilen haklı sebeplerden kastedilenin intifa ve oturma haklarının kullanılmasının diğer mirasçıları zarara uğratmak kastı ile kullanılamayacağı olmalıdır.

Sağ kalan eş aynı şekilde ev eşyaları üzerinde mülkiyet hakkının
tanınmasını da talep etmek hakkına sahiptir.(MK 240/2)

Sağ kalan eş, miras bırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve
altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri saklıdır. (MK 240/son) Bu hükümle sağ kalan eşin, miras bırakanla aynı mesleki faaliyeti sürdüren mirasçısının varlığı halinde bu hakkına sınırlama getirilerek, mesleki faaliyetin devamlılığına öncelik tanınırken, tarımsal taşınmazlar hakkında ise miras hukuku hükümlerinin saklı olduğu hükme bağlanmıştır.

V- Katılma Alacağının Karşılanmaması Halinde Üçüncü Kişilere Yapılan Karşılıksız Kazandırmaların Geri İstenmesi:

Sağ kalan eş, katılma alacağının ölen eşin terekesinden karşılanmaması durumunda edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları lehine karşılıksız kazandırma yapılan üçüncü kişilerden katılma alacağından eksik kalan miktarla sınırlı olarak geri istemek hakkına sahiptir. Bu hakkın dava yoluyla ileri sürülmesi durumunda MK 241/2 hükmü uyarınca hakların zedelendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde 5 yıl içerisinde kullanılması gerekmektedir. Maddenin lafzı göz önüne alındığında burada anılan sürenin hak düşürücü süre olduğuna dair bir şüphe yoktur.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Eşler Arasındaki Mal Rejimlerinin, Mirasçılığa Ve Miras Paylarına Etkileri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. Can Doğanel'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
11-02-2007 - 01:32
(2759 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 9 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 8 okuyucu (89%) makaleyi yararlı bulurken, 1 okuyucu (11%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
31873
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 saat 49 dakika 55 saniye önce.
* Ortalama Günde 11,55 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 15419, Kelime Sayısı : 1740, Boyut : 15,06 Kb.
* 21 kez yazdırıldı.
* 36 kez indirildi.
* 25 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 497
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,10223603 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.