Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Borçlar Hukuku Kavramları

Yazan : Stj. Av. Onur Özdoğan [Yazarla İletişim]
Stajyer Avukat

Makale Özeti
borçlar hukuku kavramlarının kısa özetleri

Borç İlişkisi:
Borç ilişkisi öyle bir ilişkidir ki,taraflardan biri,bu ilişki uyarınca ötekinden belirli bir davranışta bulunmasını isteme yetkisine sahiptir;öteki tarafta bu isteği yerine getirmekle yükümlüdür.
Alacaklı borç ilişkisinin aktif süjesidir. Edimi isteme yetkisine sahip olan tarafa alacaklı denir.
Borçlu ise pasif süjedir. Alacaklının isteğine uygun bir davranışın yükümlüsü olan borçludur.
Edim,borç ilişkisi uyarınca alacaklının istemeye yetkili olduğu,borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu davranıştır.
Alacak ve İstem:
Borç ilişkisi,alacaklı ile borçlu arasındaki tüm hukuksal bağı anlatır;alacak ise bunun içinde tekil bir bağlantıdır.
Alacak hakkının temel özelliği;alacaklıya,borçludan borçlandığı edimin yerine getirilmesini isteme yetkisini vermesidir.
Borç ve Sorumluluk:
Borcun esası,borçlunun belli bir davranışa yükümlü olmasıdır. Borçlunun borçtan sorumlu olması borca aykırı davranışlarının getireceği sonuçlara katlanması zorunluluğudur.
Malvarlığı ile Sorumluluk;borçlunun malvarlığına el koydurarak,alacağın alınabilmesidir.
Bazı hallerde borç olduğu halde sorumluluk doğmaz,bu tip borçlara tabi borç denir. Örneğin;kumar borcu(BK.504).
Bazı hallerde ise borç ilişkisine taraf olamayan 3. kişilerde borçtan sorumu olur. Örneğin bir kimsenin başkasının borcu için rehin vermesi durumu.
Sınırlı Sorumluluk:
Bir kimsenin borçtan doğan sorumluluğunu,malvarlığının bir bölümü yada belli malvarlığı unsurlarıyla sınırlayabilmesidir.
Niceliksel Sınırlama:
borçlunun,borca aykırı davrandığı takdirde,ödeyeceği tazminat tutarı peşin olarak saptanmışsa durum böyledir.(158/II).
Borç ilişkisinin Nisbi niteliği:
Bir hakkın nisbi oluşu;o hakkın sadece belirli kimselere karşı ileri sürülebilmesidir. Buna karşılık mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebilir.
Bunun sonucu olarak;borcunu yerini getirmeyip,borçlandığı şeyi 3. kişilere devreden borçluya karşı alacaklı,bu ilke nedeniyle,ancak bir tazminat isteminde bulunabilir. Edimi oluşturan şeyi onu elde eden 3. kişiden isteyemez.
HUKUKSAL İŞLEM VE SÖZLEŞME

Hukuksal Olay Eylem ve İşlem:
Herhangi bir olay,bir hukuksal ilişkinin doğmasına,değişmesine yada bozulmasına neden oluyorsa,buna hukuksal olay denir.
Hukuksal sonuç doğuran insan eylemlerine hukuksal eylem denir. Bu 3’e ayrılır:
İrade açıklamaları:
Hukuksal sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamalarıdır. Eyleme dönüşen irade,sadece eylemin meydana gelmesini değil aynı zamanda,bu eylemden hukuksal sonuç doğması amacını da içerir.
Dar anlamda hukuksal eylemler:
Belli bir eyleme dönüşen bilinçli bir istek vardır. Eylemden doğan hukuksal sonuç,iradeye dahil olmayabilir. Hukuksal değişim istendiği için değil,yasa bu eyleme o sonucu bağladığı için meydana gelir. Bunlar;hukuksal işlem benzerleri (BK.101/I,BK.106,BK.38) bilgi açıklamaları(BK.165) maddi eylemler
Hukuka aykırı eylemler:
Hukuka aykırı olan ve çoklukla kusurlu olarak nitelenen eylemlere de hukuksal sonuç bağlanır. (BK.96)
Hukuksal İşlem:
Belli bir hukuksal sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamaları yada bir hukuksal sonucun meydana getiren ve bu sonucun meydana gelemsine yönelik irade açıklamasını içeren olgular demetidir.


Bir taraflı hukuksal işlemler:
Hukuksal işlem bir kişinin irade açıklamasıyla meydana gelmektedir.
Çok taraflı hukuksal işlemler:
Birden çok kişinin o işleme taraf olarak katılması gerekmektedir. İki taraflı hukuksal işlem sözleşme denir.
Borçlandırıcı işlemler:
Bir kişinin malvarlığında bir borç meydana getiren işlemlerdir.
Tasarruf işlemleri:
Bir hakkı doğrudan doğruya etkileyerek,onu ortadan kaldıran,azaltan yada değiştiren hukuksal işlemdir. Bir tasarruf işleminin yapılabilmesi için tasarrufta bulunanın,bu işlemin konusunu oluşturacak hak üzerinde belli bir yetkiye sahip olması gerekmektedir.
Ölüme bağlı H.İ.:O Hukuksal işlemin sonuçları,o hukuksal işleme girişen kişinin ölümünden sonra meydana gelen işlemdir.
Sözleşme:
İki taraflı bir hukuksal işlemdir. Borçlandırıcı bir işlemdir. Sağlararası,şekle bağlı olmayan, sebebe bağlı bir hukuksal işlemdir.
Devir ve Feragat sözleşmeleri:
Bunlarda bir şey üzerindeki mülkiyet hakkının başkasına geçirilmesidir. Alım-satım,trampa
Kullandırma Söz.:
Bir şey veya bir hakkın kullandırılması amacını içerir. Ariyet,karz
Konusu iş olan Söz.
:Borç ilişkisinin konusu olan edim bir işin yapılaması yada görülmesidir.
Saklama Söz.:
Bu tür sözleşmelerde,bir şeyin saklanmak yada muhafaza edilmek için bir kimseye bırakılması edimdir. Vedia,ardiye söz.
Muhtaralı Söz.:
Bu gruba sokulan sözleşmelerde ortak özellik,sözleşmenin konusu olan edimin,taraflardan biri bakımından bir risk oluşturmasıdır. Kefalet,kumar ve bahis
Ortaklık Söz.:
Adi şirket sözleşmesi(BK.520-541)

Sözleşmenin bir tarafa yada her iki tarafa borç yüklemesi durumuna göre,sözleşmeler bir taraflı ve iki taraflı sözleşmeler olarak ikiye ayrılır.
İki taraflı sözleşmelerden bir bölümü tam iki taraflıdır(alım-satım);bir bölümde eksik iki taraflıdır. Bunlarda bir taraf baştan itibaren borç altındadır;diğer taraf ise sonradan(muhtemelen)borç altına girebilecektir.
Sözleşmenin Unsurları:
1-İrade
2-İradenin açıklanması
3-Karşılıklı irade
4-Konu:Bir sözleşmeyi meydana getirecek karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarının belirli bir hukuksal sonuca yönelmiş olması da şarttır.

SÖZLEŞMENİN KURULMASI


İrade açıklaması:
Sözleşme yapma iradesinin sarih ve zımni olarak beyan edilmesi
Karşılıklı birbirine uygun irade açıklaması:
sözleşmeyi oluşturan irade açıklamalarının birine icap,diğerine de kabul denir.
İcap:
Bir sözleşmenin kurulması için gerekli olan iki irade açıklamasından ilkine denir. İcap kesin bir sözleşme önerisidir ve bunu yapan kişi için bağlayıcıdır. Ne var ki icap sürelidir ve
İcapta bulunan,bağlılığı için kendisi için bir süre tayin etmişse ancak bu süre için bağlı olur.(BK.3)
Böyle bir süre yoksa;
İcap,hazır bulunan şahsa yapılmışsa,muhatap tarafından derhal kabul edilmelidir(BK.4).




İcap hazır olmayan birisine yapılmışsa sorun biraz daha yumuşar. Bk.5’e göre;mucip,zamanında ve muntazam olarak yollanmış bir kabul haberinin kendisine varacağı ana kadar icabıyla bağlıdır.
Mucibi bağlamayan icaplar:
İcap,bir sözleşmenin kurulması için kesin bir öneri niteliği taşımalıdır. Bu niteliği taşımayan icaplar mucibi bağlamaz(BK.7).
İcapta bulunurken bununla bağlı olmadığını belirtmişse bağlı olmaz. İcaba davet durumu da bu hükme tabidir. İcaba davette,bir sözleşmenin kurulması için iradesini açıklanmasını sağlamak ister.
Aleni ödül vaadi:
Bir kimsenin,belirli bir ödül vereceğini vaad ederek,bir işin yapılmasını,bir sonucun gerçekleşmesini herkese duyurması halidir. Yapılacak işi veya sonucu gerçekleştiren kimse,bu vaad uyarınca,ödüle hak kazanmaktadır.
Alelade ödül vaadi:
Burada,kesin bir sonucun elde edilmesi karşılığında bir ödül vaad edilir.
Ödüllü yarışma:Vaad eden kimse vaadiyle bir süre koymuşsa,süre sonuna kadar bağlıdır. Ancak bir süre yoksa;bağlılık vaad gerçekleşinceye kadar devam eder. Vaad eden kimse,ister süreli ister süresiz olsun,vaadinden dönme yetkisine sahiptir. Ancak bu yetkiyi kullanabilmesi için,ödülün verilmesi için istenen sonucun meydana gelmemiş olması gerekir. Sonuç elde edilmeden dönme halinde de,vaadinden dönenin,vaade dayanarak yaptığı masrafların ödenmesi gerekmektedir. Bu ödeme herhalde ödülün değerini geçemez(BK.8).
İcaptan dönme:
İcap açıklaması muhataba varmadan,mucip dönme haberini ulaştırırsa,icabın hükümsüz kalacağı öngörülmüştür. İki açıklamanın aynı zamanda varması veya 2. haber daha sonra varmakla beraber,muhatabın bunu daha önce öğrenmesi hallerinde de,icabın hükümsüz kalacağını kabul etmiştir.
Kabul:
Yapılan sözleşmenin muhatapça uygun görüldüğünü gösteren irade açıklamasıdır. Kabul iradesinin açıklanmasıdır ki,sözleşmenin meydana gelmesi için gereken karşılıklı iki iradenin mevcudiyeti şartının gerçekleştirir ve sonuç meydana gerçekleşmiş olur. İcaba uymayan bir kabul açıklaması,ya yeni bir icap yada icaba davet sayılır
İcapla kabul arasındaki uygunluk derecesi:
İki taraf akdin esaslı noktalarında uyuşurlar ise,2. derecedeki noktalar sükutla geçiştirilmiş olsa bile,akde münakit olmuş nazarıyla bakılır. İcap ve kabul şeklindeki iradelerin esaslı noktalar üzerinde içerikçe birbirine uygunluğu sözleşmeyi kurmaya yetiyor. ikinci derecedeki noktalar ise,ya kanunun tamamlayıcı hükümleriyle yada hakim tarafında tayin edilir(BK.2/II).
Kabul açıklaması:
İcabı yapan kimseye yöneltilecek bir açıklamadır. Bu irade açıklaması sarih yada zımni olabilir. Bazen susma(sükut),bazı hallerde,susan kimsenin belirli bir iradeye sahip olduğuna delalet edebilir. Bu da bir zımni kabul olur.
Kabulün geri alınması:
Kanun,sözleşmenin kurulmasından önce,kabul beyanının geri alınmasına müsaade etmiştir. Burada yürütülecek kural,icabın geri alınması hakkındaki kuraldır(BK.9).
Sözleşmenin kurulma anı:
İcap ve kabul birleşince,sözleşme kurulmuş olur. Sözleşmenin kabul haberinin gönderildiği anda(gönderme teorisi),mucibe vardığı anda(varma teorisi),mucip tarafından öğrenildiği anda(öğrenilme teorisi) kurulma anıyla ilgili görüşlerdir. Kanun,genel olarak,varma teorisini kabul etmektedir. Burada sözleşmenin kurulmasıyla hükümlerinin yürümeye başladığı anı birbirinden farklıdır.

SÖZLEŞMENİN ŞEKLİ


Şekil sorunu:
Sözleşmeyi kuracak olan iradelerin belli biçimlerde açıklanması gerekli değildir. Buna şekil serbestliği ilkesi denir.
Şeklin çeşitliği:
Sağlık-ispat şartı:
Sözleşmenin sağlık şartı olarak şeklinden bahsedildiği zaman belirli bir şekle uyulmadığı takdirde,yapılan sözleşmenin hüküm doğurmayacağı anlaşılır. Örneğin kefalet akdi yazılı olarak yapılması gerekir(BK.484).
İspat şartı olarak şekil ise usul hukukuyla ilgilidir. Burada yapılan bir işlemin mahkeme önünde ispatı söz konusudur. Örneğin belirli bir miktar paradan fazla alacak iddia eden kimse,bu alacağını yazılı bir delille ispat etmek zorundadır.
Kanuni şekil-iradi şekil:
Bir sözleşmenin hüküm doğurması için belirli bir şekle tabi olarak yapılması zorunluluğu kanuna dayanır. Örneğin,taraflar,yapmak niyetinde oldukları bir kira sözleşmesinin ancak yazılı şekilde yapıldığı takdirde geçerli olacağını kararlaştırabilirler(BK.16/I).buna da iradi şekil veya tarafların rızalarına dayanan şekil zorunluluğu denebilir.
Yazılı şekil-Resmi şekil-Tescil:
Yazılı sekil:Bu şekil,tarafların borç doğuran irade açılamalarını bir senede yazmaları ve bu açıklamanın altını imzalamaları ile meydana gelir. Adi yazılı şeklin en önemli unsuru imzadır. Senedi imzalayacak olan kişi,sözleşmede borç yüklenen taraftır. Kanun imzalı bir mektup veya aslı imzalı bir telgrafın da adi yazılı şekil gerçekleştirmeye yeteceğini kabul etmiştir(BK.13/II).
İmza borç yüklenen kişinin el yazısı ile atılmış olması şarttır(BK.14). körlerin imzası ise,ancak bunların imzaladıkları metnin içeriğini bildikleri ispat edildiği veya noterlikçe tasdik olunduğu hallerde kendilerini bağlar(BK.14/III).
İmza atmaya muktedir olmayanlar;imza yerine bir işaret koyabilirler(BK.15). noterlik kanuna göre(Md.75)bu işaret sol elin baş parmağının basılması ile de yapılır. Bu işaretin noterlikçe tasdiki şarttır. Yahut imza yerine resmi bir şahadetname kullanabilirler.



Resmi şekil:
İrade açıklamasının görevli resmi memur önünde vuku bulması ve onun tarafından zaptedilmesidir. Görevli resmi memur bu açıklamayı kural olarak,bir resmi senet üzerine geçirir ve açıklayana imza ettirerek,kendiside tasdik eder. Taşınmazlar üzerinde ayni hakların kazanılması için yapılan borç sözleşmeleri resmi şekilde yapılmadıkça geçerli olmazlar. Bunlara resmilik verecek makam ise,tapu daireleridir(Tapu K.26).
Tescil:
İşlemin resmi şekilde tutulan bir kütüğe(sicile) işlenmesi lazımdır. Bazı işlemlerin tamamlanması için bu kütüklere kayıt düşürülür. Buna da tescil denir.

Bir sözleşme sağlık şartının şekline riayetsizliğin sonucu mutlak butlan denilen hükümsüzlüktür.

SÖZLEŞMENİN KONUSU


Sözleşme serbestliği ilkesi:
Gerek edimin ne olacağına gerekse borç ilişkisinin diğer kurallarının belirlenmesinde kanun tarafları serbest bırakmıştır.
Sözleşme serbestliğinin sınırlandırılması:
Bu sınırlandırmanın sınırları BK. 19/II’ de gösterilmiştir. Bunlar;
Emredici kanun hükümlerine aykırılık:
Emredici hukuk kuralları,tarafların iradesiyle ortadan kaldırılamayan,uyulması zorunlu olan kurallardır. Örneğin taraflar,yaptıkları bir sözleşmeden doğan alacakların hiçbir suretle zaman aşımına uğramayacağını sözleşme yaparken kararlaştıramazlar. BK.139’ a göre ticaret kanunuyla yasaklanmış şeylerin alış verişi anlaşmaları geçersizdir.
Burada önemli bir sorunda kanundaki emredici kuralların dolaylı olarak ortadan kaldırılmasıdır. Buna kanuna karşı hile denir. Örneğin kanunla belirlenmiş orandan fazla faiz almak için sınırı geçen kısmına masraf,komisyon gibi isimler vermek suretiyle kanun ihlali vardır ve geçersizdir.
Kamu düzenine aykırılık:
Emredici dediğimiz hukuk kurallarının çoğuda,aslında bu temel düzenin korunması amacıyla konulmuş kurallardır. Bununla birlikte,bazı hallerde açıkça konulmuş kural olmasa da,yapılmak istenen sözleşmenin kamu düzenine sarsması ihtimali vardır. Bunun için sözleşmelerde kamu düzenine aykırı olamaz.
Ahlak ve adaba aykırılık:
Bir sözleşmenin gerek içerikçe,gerekse amaç yönünden ahlakın emirlerine aykırı olmaması lazımdır. Bazı hallerde ise,taahhüt edilen eylem doğrudan doğruya ahlaka aykırı gözükmez;ama amaca göre değerlendirildiğin de gayri ahlaki olduğu saptanır.
Kişilik haklarına aykırılık:
Hiçbir sözleşme maddi,manevi ve insani değerlere aykırı olamaz. Bir kimse,kolunun kesilmesi taahhüdünde bulunamaz. Taraflardan biri diğerinin kölesi olacağı yolunda bir sözleşme yapılamaz. Bu nedenlere aykırı olan sözleşmeler aynı zamanda ahlaka da aykırıdır.
Konusu imkansız olan sözleşmeler:
Kanun konusu imkansız olan sözleşmelerin hüküm doğurmayacağını kabul etmiştir. İki durum vardır;a)edim sözleşme yapılırken imkansızdır,b)edim sonradan imkansızlaşmıştır.



Maddi imkansızlık:
Bir kimsenin,Jüpiter’ i yeryüzüne indirme taahhüdü,enerjisiz çalışan makine yapma taahhüdü bu tür imkansızlıktır. Objektif bakımdan imkansız olmalıdır.
İktisadı imkansızlık:
Bu kural olarak sübjektif bir imkansızlıktır. 1980 yılında kapanan fabrikanın 2000 model ürün üretme taahhüdü gibi.
Hukuki imkansızlık:
Hukuk kuralları sebebiyle bir edimin yerine getirilmesine imkan yoktur. Bunun objektif imkansızlık olması gerekir.

Sözleşme yapma zorunluluğu ve sözleşme yapma vaadi:
Sözleşme yapma serbestliğini burada bir sözleşmeye taraf olup olmama özgürlüğü bakımında ele alınmaktadır.
Sözleşme yapma zorunluluğu:
Demiryolları,hava yolları gibi kamu hizmeti yapan kuruluşların sözleşme yapıp yapmamakta veya diledikleri kimse ile yapmamakla serbest değildir. Bunların sözleşme yapma zorunluluğu vardır.
Sözleşme yapma vaadi:
Sözleşme serbestliğinden kaynaklanan diğer bir durumsa,bir kimsenin ileride bir sözleşme yapmayı kendi isteğiyle kabul etmesidir. İşte bu bağlantı sözleşme yapma vaadi ile olur. Buna ön sözleşme denir. BK.22/I’ de ise,ön sözleşmenin,şekil yönünden asıl sözleşmenin tabi olacağı şekle tabi olacağı belirtilmiştir. Sözleşme yapma vaadi;şufa,vefa veya iştira hakkı meydana getiren sözleşmelerden ayırmak gerekir. Çünkü bunlarda sözleşme,bir vaadin yerine getirilmesini karşı taraftan talep etmekle değil,hak sahibinin bir taraflı irade açıklamasıyla kurulur.
Gabin:
Gabin,geniş anlamda,sömürmenin özel biçimidir. Sömürmeyi önlemek için kanun koyucu BK.21’ de gabin kurumunu düzenlemiş ve bu yoldan sözleşme serbestliğini sınırlamıştır. Şartları;
a)ivazlar arasında açık bir nispetsizlik olmalıdır. Yani,tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir dengesizlik olmalıdır.
b)Bu dengesizlik,bundan dolayı zarara uğrayacak tarafın,tecrübesizliğinden zor durumda olmasından veya hafifliğinden ileri gelmiş olmalıdır. Buradaki hafifliğin anlamı,yaptığı işin iktisadı sonuçlarını değerlendirmede düşüncesizce veya gayrı ciddi şekilde davranma demektir. Manevi bakımdan değil,maddi veya mali bakımdan sıkışık durumda olma gabinin şartını gerçekleştirir.
Gabinden karlı çıkan taraf,diğerinin durumunda istifade suretiyle,onu sömürme kasdı ile hareket edip,sözleşmeyi kurmuş olmalıdır. Bu niyet yoksa gabin olmaz.
Gabinin hükmü nisbi butlandır.

SÖZLEŞMELERİN YORUMLANMASI VE MUVAZAA

Yorum:
Bir hukuksal işlemin yorumlanması,onu kuran irade açıklamasının gerçek anlamının tespitidir. BK.18/I:Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde,iki tarafın gerek sevhen gerek akitteki hakiki maksatları gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır. Beyanlar arasında gizli bir uyuşmazlık varsa,sözleşme hükümsüzdür. Yorumda objektif iyiniyet uygulanır,ayrıca hal



icapları yorumlamada önemli bir yer tutar. Bunlarla birlikte ticari örf ve teamüllerin de etkisi olur. Tarafların ortak niyetlerini objektif olarak tespit etmek gerekir.
Bir sözleşmenin yapılmasında bazı noktalar açık bırakılması halinde kanundaki tamamlayıcı kurallara başvurulur,bu yorum değildir.

Muvazaa:
Açıklanan irade ile gerçek irade birbirine uyuşmaması durumunda iki ihtimal vardır:1. si bu uyuşmazlık irade sahibinin isteği dışında olmuştur. 2. si bu irade beyanında bulunan kişinin isteğiyle kasıtlı olarak yapılmıştır. Bu ikinci durum muvazaadır.
Tarafların gerçek maksatlarını gizleyerek,ortaklaşa hareketle,iradeleri ile beyanları arasında uyuşmazlık yaratmaları halidir. Amacı belirli bir çıkar sağlamak veya 3. kişilere karşı bir aldatmaca olarak meydana getirmişlerdir. Ortada gözüken sözleşmenin gerçek bir sözleşme olmaması,yani tarafların gerçek iradelerine dayanmaması teşkil etmektedir.
Adi muvazaa:
Taraflar arasında yapılmış zahiri sözleşme vardır. Taraflar,bu sözleşmeye rağmen hukuksal durumlarının aynı kalacağını kararlaştırmışlardır. Yani,aralarındaki gizli anlaşmaya göre bu sözleşmenin yapılmasından önce hangi hukuksal durumda iseler,yine öyle kalacaklardır.
Mevsuf muvazaa:
Taraflar arasında gerçekte bir sözleşme yapılmaktadır;fakat bunu gizlemek için bir de görüntü sözleşme yapılmaktadır. Örneğin taraflar arasında bir gayrimenkul için bir alım satım sözleşmesi yapılmaktadır;fakat yüksek tabu harcı ödememek için satım bedeli düşük gösterilerek işlem yapılması.

Muvazaanın hükmü butlandır. Tarafların gerçeği gizlemek için yaptığı sözleşme hükümsüzdür. Buna karşılık tarafların gerçek iradeleriyle yaptığı işlemler geçerli sayılacaktır.
Mevsuf muvazaa halinde yalnız zahiri değil,gizli sözleşmenin de hükümsüz olması ihtimali vardır. Eğer ikisi de şekle bağlı işlemse ikisi de hükümsüz olur. Aile hukukundaki bazı sözleşmelerde muvazaa ileri sürülemez.
Kanun koyucu hukuksal sebepten yoksun olan kazandırmaları genel olarak caiz saymamakta ve sebepsiz olarak işlem yapıldığı takdirde,bunun yapılmasından önceki durumun muhafazasını veya geri dönmesini istemektir. Yapılan kazandırmanın,sebepten yoksun olduğu için bir hükmünün olmadığı kabul edilir ve hükümsüz sayılır. Yada hukuksal sebepten yoksun kazandırma hüküm doğurur;fakat,kazan kimse neyi kazanmışsa onu,tersine bir kazandırıcı işlem yaparak geri verir ve eski duruma geri dönülür.
Bu konudaki düzenleme alış-veriş hayatında güvenin sağlanması ve korunması esasına dayanır. Bir kimse muvazaa ile 3. kişiler için riziko yaratıyorsa,bu rizikoyu 3. kişi değil, muvazaayı yaratan çekmelidir. 3. kişilerin bu hükümden yararlanması için iyiniyetli olması gerekir.
İnançlı işlem:
İnançlı işlemde taraflar belirli bir hukuksal durumu geçici olarak ihdas ederler;amaçları,yine bir görüntü yaratmak ve bu yoldan bazı hedeflere ulaşmaktır. Muvazaanın aksine gerçekten istenmiş ve meydana gelmiştir. Ancak taraflar istedikleri amaca ulaştıktan sonra,meydana getirdikleri bu durumu bozacaklarını birbirine taahhüt etmişlerdir.





SÖZLEŞMENİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ



Genel olarak hükümsüzlük:
Kanun,bir hukuksal işlemin hüküm doğurması için muteberlik şartlarına uygun olması koşulunu aramaktadır. Bu şartlara uyulmadan yapılmış işlemler hüküm doğurmazlar. İki tip hükümsüzlük vardır. Hukuksal işlem çürüktür ama mahkeme kararı olmadıkça yürürlüğünü sürdürür. Diğeri ise hükümsüzlük mahkeme kararına ihtiyaç duymaz,işlem başından beri hiçbir hüküm doğurmaz.
Yokluk:
Burada bir hukuksal işlemin yok sayılması,hiç yapılmamış gibi tutulması söz konusudur. Hiç kurulmamış sayılır.
Mutlak butlan:
Burarda bir işlem mevcuttur ama işlem ölü doğmuştur. Bu işlemdeki sakatlık giderilemeyecek boyuttadır.
Nisbi butlan:
İşlemdeki çürüklük düzelebilir bir sakatlık olması durumudur. İşlem doğmuştur;ama çürük doğmuştur. Bu giderilirse,işlem sağlık kazanabilir.
Mutlak butlan sebepleri:
BK.20 de sayılan durumlar,bular;
Bir sözleşmenin konusu emredici hükümlere aykırı ise.
Sözleşmenin konusu ahlaka aykırı ise.
Sözleşmenin konusu kişilik haklarına aykırı ise.

Sözleşmenin konusu kamu düzenine aykırı ise.
Sözleşmenin konusu imkansız ise hükümsüzdür.
Ehliyetsizlik:
Bir sözleşmede taraflardan biri veya her ikisi ehliyetsiz ise o işlem çürük bir işlem sayılır.
Ehliyetsizliğin bir sözleşmeyi mutlak butlanla hükümsüz kılacak derecede sakatlayabilmesi için temyiz kudretinden yoksun olma şeklinde bir ehliyetsizlik hali olması gerekir. Sınırlı ehliyetsizlikte ise işlem kanuni teslimcinin icazetiyle sıhhat kazanması mümkündür. Bunun için temyiz kudretine sahip küçüklerin veya mahcurların yaptıkları sözleşmeleri nisbi butlan halleri içine almak daha doğru olur.
Şekil noksanlığı:
Kanunda bir sözleşmenin şekli konusunda konulmuş bir kurala uyulmadan o akit yapılmış ve bu uymamanın ne gibi bir etki doğuracağı da ayrıca gösterilmemişse,sonuç akdin butlanıdır.
İrade ile ilgili mutlak butlanlar:
Bu durumlar muvazaa ve latife beyanı halleridir.
Mutlak butlanın sonuçları:
Bu durumda sözleşme kendiliğinden batıl olur;bunun için harekete geçilmesine gerek yoktur.
Hükümsüz bir sözleşme sebebiyle taraflar birbirlerine bazı edimlerde bulunmuşlarsa bunları yeri vermeleri icap eder. Mutlak butlanla sözleşme ölü doğmuştur ve tekrar canlandırılamaz. Ancak taraflar muteberlik şartlarına uyarak aynı konuda yeni bir sözleşme yapabilirler. Zaı hükümsüzlükler sonrada geçerlilik kazanabilir(temyiz kudretinin tekrar kazanılması).






Nisbi butlan:
Sözleşme sakat doğmuştur;fakat bu sakatlık giderilebilir bir sakatlıktır. Bütün akit hükümsüz kılınmaz sadece çürük olan kısım hükümsüzdür,geri kalan maddeler hüküm doğurur.
Nisbi butlanın sebepleri:
İrade bozukluğu:
İç irade ile açıklanan iradenin birbirini tutmamasıdır. Bir sözleşmeyi meydana getiren irade açıklaması gerçek bir iradeye uymuyorsa veya bu uygunluk mevcut olmakla birlikte,iradenin oluşumunda bazı sakatlıklar varsa irade bozukluğundan söz edilir. Bunlar hata,hile ve tehdittir.
Hata:
Bir konuda gerçeğe aykırı bir fikir sahibi olmaktır. Bundan başka,bir konuda doğru bir bilgiye sahip olduğu halde davranışta bilmeyerek buna aykırı hareket etmekte hata sayılır.
Bir kimse bir sözleşmeyi yaparken belirli bir iradeye sahip olduğu halde,açıklaması buna uymuyorsa,burada bir hata vardır. Bu hata çeşidine beyanda hata denir.
BK.23’ e göre sözleşmenin kurulması halinde taraflardan biri esaslı bir hataya düşerse,bu durum sözleşmenin nisbi butlanla hükümsüzlüğü sonucunu doğurur. Kanun esaslı hataları beyan hatalarıyla sınırlamıştır. BK.24’ e göre esaslı hata;
Sözleşmenin niteliğinde hata:
Bir kimse alım satım sözleşmesi için bir icapta bulunmak istiyor,fakat dalgınlıkla bağışlamak istediğini söylüyorsa durum böyledir.
Sözleşmenin konusunda hata:
Bir kişi kitap almaya gittiği yerden yanlışlıkla kalem istemesi.
Kişide hata:
A,B ile bir anlaşma yapmak istiyor ama yanlışlıkla C ile anlaşma yapıyorsa.
Miktarda hata:
10 kg buğday yerine 1000 kg istenmesidir.
Saik hataları,esaslı olmadıkları için nisbi butlan sebebi sayılmazlar(BK.24/II).
Esaslı hatanın hükmü,böyle bir hataya düşen taraf,belirli bir süre içinde muhatabına karşı bir açıklama yaparak anlaşmanın kendisini bağlamasını önleyebilir. Ancak bu yetki sadece hataya düşen tarafa tanınmıştır. Bunun zaman aşımı süresi 1 yıldır.
Bir vasıta tarafında yapılan hata halinde,vasıtaya başvurma halinde işlemi bozma hakkı vermektedir(BK.27).
Hukuksal ilişkiyi çözen taraf,eğer bu hata kendi kusurundan meydana gelmişse,karşı tarafa sözleşmenin ortadan kalkması sebebiyle uğradığı zararı ödemekle yükümlüdür(BK.26).
Hata sebebiyle sözleşmeyi hükümsüz kılmak isteyen taraf,hataya düştüğünü ispatlamak zorundadır.
Hile:
Bir taraf hataya düşmekte,fakat bu hatasına sebep olan etken,kendi yanılması değil,diğer tarafın hileli davranışı aldatması olmaktadır. BK.28 aldatmayı düzenlemiştir. Hilenin hükmü, hatadaki gibidir. Yani hileye maruz kalan taraf sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek,askıda hükümsüzlüğü kesin hale getirebilir. Düşülen hatanın esaslı olması şartı aranmaz. Sözleşmenin 3. kişilerin hilesi sonucu hükümsüz kalması için,bundan yararlananın bunu bilmesi(iyiniyetli olmaması) yada bilecek durumda olması gerekir(BK.28/II).
Hile aynı zamanda bir haksız fiile teşkil ediyorsa,sözleşmeye icazet verilmesi hileye uğrayanın hileyi yapandan tazminat istemesine engel değildir(BK.31/II).
Tehdit(ikrah):
Bir sözleşmeyi yapan kimse,buna korkutularak razı edilmişse,yine bir irade bozukluğu mevcuttur;fakat bu iradenin meydana gelmesindeki sebep saik uyandırılan korkudur. Tehdidin şartları;bir şahıs,kendisini yahut yakınlarından birinin hayatının veya şahsının yahut namus veya mallarının ağır ve derhal vuku bulacak bir tehlikeye maruz bulunduğu korkusu altında bırakılarak ve bu kanaatle bir sözleşme yapmışsa tehdit irade bozukluğuna sebep olmuştur. Yasal bir yetkinin kullanılacağı tehdit yaratmaz(BK.30/II). Ama bu yoldan elde edilen menfaat aşırı ise ,kanun bunu yine,iradeyi bozan bir tehdit saymaktadır. Tehdidin hükmü askıda hükümsüzlüktür. Zaman aşımı süresi 1 yıldır ve korkunun ortan kalkmasıyla başlar. Tehdit 3. kişi tarafından yapılıyorsa ve diğer taraf buna vakıf olmamışsa,bozulma halinde hakkaniyet neyi gerektiriyorsa tehdidi yapandan bir tazminat isteyebilir(BK29/II).
Gabin:
Kanun birbirini aşırı derecede sömüren bir sözleşme serbestliği tanımaz ve gabin duruma el koyar. BK.21’ e göre gabin mağduru hakkını alabilir.
Ehliyet noksanlığı:
Mümeyyiz küçükler ve mahcurların yalnız başlarına yaptıkları ivazlı hukuksal işlemleri mutlak butlanla sakat işlemler sayamayız;bunların,kanuni teslimcinin icazetiyle düzelmesi mümkündür.

SÖZLEŞMELERDE TEMSİL

Temsil:
Temsil ilişkisinin konusunu bir hukuksal işlem teşkil etmektedir. Temsil eden M,temsil edilen T’ yi,onun için giriştiği bir hukuksal işlemde temsil etmektedir. Burada M’ nin,T için hukuksal işlem yapması söz konusudur.
Dolaylı temsil:
Temsilci,temsil ettiği kişi için bir hukuksal işlem yapmakta,onun hesabına davranmaktadır. Ama başkasının adına davrandığını söylememekte,sıfatını gizlemektedir.
Doğrudan doğruya temsil:
Temsilcinin yaptığı sözleşmenin hüküm ve sonuçları kendi hukuk alanında değil,doğrudan doğruya temsil edilenin hukuk alanında meydana gelir. Şartları ise;
Temsil yetkisi:
Temsil edilen kimsenin mümessile,temsil konusunda bir yetki vermesi lazımdır. Bu tek taraflı bir hukuksal işlemdir. Temsil yetkisi,temsil edilen kimse tarafından verilir;onun iradesine dayanır. Bunun için buna dayanan ilişkiye iradi temsil veya rızaya dayanan temsil denir. Bunun tersi kanuni temsildir. Kanuni temsilde,irade açıklamasına muktedir olmayan (ehliyetsiz) bir kimsenin temsili söz konusudur. İradi temsil yetkisi sarahaten veya zımnen verilebilir. Yetkinin verilmesi için iradenin temsilci olan kişiye karşı açıklanması mutlak bir şart değildir. Yetkinin kapsamı,yetkiyi veren kişinin iradesine göre belli olur(BK.33). Temsil yetkisinin sona ermesi çeşitli sebeplere dayanır. İlk olarak anılması gereken sebep,yetkinin geri alınmasıdır. İradi temsilde yetki her zaman geri alınabilir(BK.34/I). Geri alma veya sınırlama hakkından vazgeçme hükümsüzdür(BK.34/II). Temsilcinin veya temsil edilenin ölümü,gaipliği ve ehliyetini kaybetmesiyle sona erer. Ayrıca kanun,temsilcinin veya temsil edilenin iflasını da yetkinin sona erme sebebi olarak saymıştır(BK.35).
Başkası adına davranma:
Temsilci,sözleşmeyi temsil edilen adına yaptığı bildirmişse,artık,temsil yetkisi de mevcut olmak kaydıyla,işlemden doğan sonuçlardan,temsil edilen kimse doğrudan doğruya yararlanır ve sorumlu olur. Başkası adına davranma bildirimi muhakkak temsilci tarafında yapılmış olması gerekmez;temsil edilen anlaşmayı yaptığı kişiye bu durumu bildirirse de olur(BK32/II ve III).
Doğrudan doğruya temsil:
Bu yetkiyi veren şahsın ehliyet sahibi olması lazımdır. Ehliyetsiz bir kimsenin yaptığı hukuksal işlemler hüküm ifade etmeyeceğinden,bunların temsil yetkisi verilmesi tarzındaki işlemleri de hükümsüz olur. Mümessilin temsil yetkisinin kazanılması yönünden ehliyetli olması şart değildir. Fakat,temsilci,başkasının adına da olsa bir hukuksal işleme girişince, artık ehliyetli olmalıdır. Temsilcinin tam ehliyetli olması şart olmadığından,sınırlı ehliyetliler de temsilci sıfatı ile geçerli işlem yapabilecekleri kabul edilmiştir.
Yetkisiz temsil:
Mümessil,alında yetkili olmadığı halde,başkasını temsil ediyormuş gibi davranarak,onun adına işlemlere girişirse, yetkisiz temsil söz konusu olur.
Yetkisiz temsil,mümessil tarafından temsil edilmeye kalkışmasına rağmen,temsil edilme durumunda olan kimse,yapılan işlemden hiçbir suretle etkilenmez;alacaklı ve borçlu olmaz(BK.38/I). Yetkinin aşılması durumu da böyle sonuç doğurur;temsilci,sahip olduğu yetkiyi aşarak,temsil edilen adına işlemler yapmışsa,aşan kısımlardan temsil edilen sorumlu olmaz. Temsil edilmek durumunda olan kimse,yetki vermediği halde kendi adına yapılan işleme razı olmak isteyebilir. Karşı taraf işlemi onun adına yapılmışçasına kabul ettiğine göre, durumu bu açıdan görmeli ve temsil edilmek durumunda olan kimsenin bu husustaki nihai kararı vermesine olanak sağlanmalıdır. Bu karar belli oluncaya kadar da,diğer taraf beklemek zorundadır.
BK.38/ikinci cümle,mümessil sıfatını takınan kimse ile işlem yapan 3. kişi,temsil edilmek istenen kimseden,bu iş için yetki verip vermeyeceği sorulur(icazet). Uygun bir sürede bu icazet verilmezse artık 3. kişi sözleşmeye bağlı olmaktan kurtulacaktır. Buna karşılık,temsil edilen kimse icazet verirse,işlem yapılırken temsil yetkisi varmış gibi hüküm doğurur.
İcazet verilmezse,yetkisiz temsilcinin yaptığı sözleşme hükümsüz kalacaktır. Bu yüzden zarara uğrayabilecek 3. kişi,sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı yetkisiz temsilciden alabilir(BK.39/I). Bizzat 3. kişi,gereken yetkiye sahip olmadığı biliyor yada bilmesi gerekiyorsa,tazminat isteyemez(BK.38/I). İcazet verilmeyen bir sözleşme gereğince yerine getirilmiş edimler varsa,bunlar,haksız iktisap hükümlerine göre istenir(BK.38).

HAKSIZ FİİLLERDEN DOĞAN BORÇLAR


Haksız fiil:
İki kişi arasında daha önceden bir borç ilişkisi yokken,bunlardan biri bir zarara uğramakta ve bu zarar diğerinin bir davranışından ileri gelmektedir. bu durum haksız fiili meydana getirmektedir. Haksız fiil sonucunda oluşan bu zararın,zararı meydan getiren kişi tarafından bunu tazminle yükümlüdür. Buna haksız fiil sorumluluğu denir. Haksız fiil sorumluluğunda,iki kişi arasında önceden bir hukuksal ilişki yokken,birinin fiili ile diğerinin zararına sebep olmaktadır. Kaynağı kanundur. Haksız fiil sorumluluk hallerinden biri ve en önemlisidir. Hata bir zararın meydana gelip gelmemesinden bağımsız olarak bu fiilin kamu düzenini sarsması halidir. Bu halde eylem,belirli şartlara uyuyorsa,suç sayılır. Bu suçu yapan ise cezalandırılır. Bu ceza sorumluluğudur. Ama eylem bir başkasının hukuk alanında zarara neden oluyorsa burada hukuksal sorumluluk söz konusudur. Bu durumda eylemin faili bu zararı gidermekle yükümlü olur. Kanun,bir zarar meydana getiren haksız fiili bir borç kaynağı saymaktadır. Zarar verenin(borçlu),zarara uğrayana(alacaklı) karşı zararı gidermekle(edim) yükümlü olmasıdır.
Haksız fiil sorumluluğunda temel ayrım:
Bu fiilin şüphesiz bir zarar doğurması gerekmesi ve sorumluluk şartlarına uyması lazımdır. Bu şart kusur şartıdır. Bu fiilin failine yükletilebilmesi için failin kusurlu olması gerekir. Bu fiilin,failin bilinç iradesizle yapılmış olması gerekir.





KUSURLU SORUMLULUK

Haksız fiilin unsurları:
BK.41’ de belirtildiği gibi;gerek kasten,gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs,o zararı tazmine mecbur olur. Hukuka aykırılık,kusur,zarar ve illiyet bağı
Hukuka aykırılık:
Bir fiilin haksız fiil sayılabilmesi için bunun hukuka aykırı olması gerekir. Bu aykırılığı ortandan kaldıran haller ise;
Mağdurun muvafakati:
Hukuka aykırı bir fiil sonucunda hakkı çiğnenen kimse,bu sonucu önceden kabul etmiş,bu fiili yapmasına rıza göstermişse,artık fiil hukuka aykırı değildir. Bu her zaman geçerli değildir, kişilik haklarının tecavüze uğradığı fiillerde muvafakat,böyle bir fiilin hukuka aykırılığını gidermez.
Kanuni görevin yapılması:
Bu hukuka aykırı sayılabilecek bir fiilin bu etkisini giderir. Celladın idamının cinayet sayılmaması gibi.
Meşru savunma:
Meşru savunma halinde yapılan fiiller bu kapsama girmez. Ama bir fiilin meşru savunma sayılabilmesi için,haksız bir tecavüz olması,bunun şahsa veya mallara karşı yapılmış bulunması gerekir. Ayrıca fiilin tecavüzün defi için yapılması ve tehlikenin giderilmesi için gerekli sınırlar içinde olması gerekir.
Kuvvet başvurma:
Bir şahsın gasbolunmak istenen hakkını korumak ve geri almak için;kamu yetkililerine başvurma işi geciktiren ve bu yüzden hakkın tekrar elde edilmesini zorlaştıran yada büsbütün imkansızlaştıracaksa,hak sahibine hakkını korumak için bizzat kuvvete başvurma hakkı tanımaktadır(BK.52/II).
Zorunluluk hali:
Bir kimse kendisini yada başkasını bir zarardan veya bir tehlikeden kurtarmak için,bu zararın veya tehlikenin ortaya çıkışıyla ilgili olmayan bir 3. şahısın mallarına bir zarar verirse,ıstırar halinden bahsedilir. Bu halde hukuka aykırılık ortadan kalkar;fakat meydana gelen zararı yerine tazmin borcu yine vardır,tazminat hesaplaması hakkaniyet esasları dikkate alınır(BK.52/II).
Kusur:
Herkesin hukuksal hayatı etkileyecek bütün fiilleri kendi bilinçli iradesinin denetimi altında bulunur ve bulunmalıdır. Hukuka aykırılık fiilin objektif takdiridir. Kast ve ihmal olarak ikiye ayrılır.
Kast:
Hukuka aykırı fiilin,sonuçları ile birlikte,bilerek ve istenerek işlenmesidir.
İhmal:
Hukuka aykırı fiil işleyen kimsenin bunun önlenmesi veya işlenmemesi için gerekli özeni göstermemiş olmasıdır. İhmal,ağır veya hafif ihmal olabilir. Ağır ihmal,herkesin yapmaktan kaçınacağı bir şeyi yapmak,açık tedbirsizlikte bulunmaktadır. Hafif ihmal de ise failin dikkatsiz veya ihtiyatsız davranması söz konusudur. Buna hükmederken,failin kusurlu olup olmadığına hükmederken,aynı durumda bulunacak orta zekada ve bilgide,tedbirli hayali bir şahsın hangi hususlarda ve hangi sınırlar içinde bir özen ödevi olacağı tespit edilecek ve failin tutumu bununla mukayese edilecektir. Bazen bir kimsenin bizzat kendi işkerinde gösterdiği ihtimam ölçüsü de kullanılır(BK.538).


Zarar:
Hukuka aykırı bir fiili kusurlu olarak işleyen bir kimsenin bu fiilinden dolayı sorumlu tutabilmesi için,bir başkasına zarar vermiş olması gerekir. Asıl anlamı ise,bir kimsenin malvarlığında rızası dışında meydana gelen bir azalmadır. Manevi zarar ise,kişisel değerler ve varlıklardaki,parayla ölçülemeyen azalmayı ifade eder.
Zarar,sözleşmeden doğan sorumluluk yönünden,müspet zarar ve menfi zarar olarak ikiye ayrılır. Müspet zarar,bir sözleşmenin sağladığı zarardır. Menfi zarar ise,genel olarak,bir sözleşmenin hükümsüz olması sebebiyle uğranan zarardır.
İlliyet bağı:
Bir kişinin işlediği hukuka aykırı fiil sebebiyle sorumlu tutulabilmesi için,işlenen fiille,meydana gelen zarar arasında illi(nedensel) bir ilişki yada bağlantı olmalıdır. Hukuksal olarak zararla fiil arasında bağlılığı mantık işlemi ile tespite mantıksal illiyet denir.
Uygun illiyet teorisine göre,genel hayat tecrübelerinin verilerine,olayların ampirik cereyan tarzına ve objektif bir ihtimale göre tespit edilmelidir. Yani,sonuç(zarar),bir olayın tipik bir sonucu olarak kabul edilebilmeli,sonuçla olay objektif bir ihtimale göre uygun olmalıdır. Sonucu meydana getiren fiiller birden ziyade ise,ortak illiyetten bahsedilir. Eğer iki fiil de aynı sonucu tek başına meydana getirmeye elverişli ise,mütefarik illiyet vardır. Birden fazla fiilden hangisinin sonucu meydana getirdiği tespit edilemiyorsa,alternatif illiyet mevcuttur.

KUSURSUZ SORUMLULUK


Kusursuz sorumluluk:
Bazı özel durumlarda bu ilkeden ayrılmış ve meydana gelen zararlarda failin kusuru olmasa bile,sorumluluğu kabul edilmiştir. Buna kusursuz sorumluluk denir.
Kullandığı cihazın,vasıtanın kendisine sağlayacağı faydaya karşılık olarak,birey,bunun yaratması mukadder olan tehlikelerden,kusurlu olmasa bile sorumlu tutulmalıdır. Bu sorumluluğa risk sorumluluğu denir.
Bazı hallerde failin kusurlu sayılması bile,zararı gidermesi hakkaniyet icabıdır. Buna da hakkaniyete dayanan sorumluluk denir. Kusurun objektifleştirilmiş bir tarzda takdir edilmesi dolayısıyla,burada da bir anlamda,objektif sorumluluk durumundan bahsedilebilir. Bu gibi hallerde zararın mağdurun sırtında bırakılmayıp,faile veya faille özel bir ilişkisi olan kimseye yükletilmesinin sebebi zararı meydan faaliyetin,sorumlu kimse bakımından yararlı bir faaliyet olmasıdır.
Temyiz kudretine sahip olmayanların haksız fiil sorumluluğu(BK.54):
Bu bir hakkaniyet sorumluluğudur. Temyiz kudretinden devamlı olarak yoksun olan kişilerin kusurlu sayılmayacağından verdiği zarardan sorumlu olmasa da,hakkaniyet gereği bir tazminata mahkum edilebileceği kabul edilmiştir. Temyiz kudretin geçici olarak yoksun olanlar ise,bu hale kendi kusurları ile düşmüşlerse,meydana getirdikleri zarardan sorumludurlar(BK.54/II). Temyiz kudretinden geçici yoksunluğunda failin kusuru yoksa sorumlu olmaz;fakat hakkaniyet gereği bir tazminata mahkum edilir(BK.54/I).
Adam çalıştıranların sorumluluğu(BK.55):
Müstahdem,istihdam edenin işini görürken,3. kişilere karşı bir haksız fiil işler ve zarar verirse istihdam eden bu zararı tazmine mecburdur. Şartları;
İki kişi arasında birinin diğerinin menfaatine bir iş görmesi şeklinde bir iş birliği olacak
Müstahdem,bu işi görürken,3. kişiye bir zarar verecek
Zarar verici fiil hukuka aykırı olacak
BK.55/II’ de istihdam edenin sorumluluktan kurtulma imkanlarını göstermiş;istihdam edenden beklenecek olan dikkat ihtimam,müstahdem seçerken,ona talimat verirken ve nezaret ederken gereken her şeyi yapmış olmaktır. Mücbir sebeplerden istihdam eden sorumlu değildir. Müstahdemin fiili kendisi bakımından kusurlu bir fiil ise,zarara uğrayan şahsın ona da başvurarak tazminat isteyebileceği doğaldır. BK.55/I gereğince ödemek zorunda kalan istihdam eden dahi,müstahdeme rücu etmek hakkına sahiptir(BK.55/III).
Hayvan idare edenlerin sorumluluğu(BK.56/57):
Bir hayvanı yönetiminde bulunduran kimse o hayvan tarafında meydana getiril zararı ödemekle yükümlü olmuştur. Şartları;
Zarar hayvan doğmuş olacak
Bu hayvan bir şahsın yönetiminde bulunmalıdır
Zararla hayvan arasında illiyet bağı bulunmalıdır
Bu sorumluluktan kurtulmak için,hayvanın söz konusu zararı vermemesi için gerekli olan f-her türlü tedbiri almış olduğunu veya almış olsaydı bile zararın yine doğacağını ispat etmelidir. Hayvanın zararı doğuran hareketi,b,r başkasının veya başkasına ait bir hayvanın ürkütmesi sonucunda yapmış olsa bile,yönetici yine sorumlu olur;fakat bu olayın olmasına d-neden olana bir rücu hakkı haizdir(BK.56/II). Bir hayvan bir kimsenin gayrimenkul zarar verirse,bu malın zilyedi yönetici zararı ödeyene kadar hayvanı elinde tutabilir. Buna hapis hakkı denir(BK.57).
Yapı sahibinin sorumluluğu(BK.58):
Bir yapının sahibi,onun kötü yapılmış olması veya bakımsızlığı yüzünden 3. kişilerin uğrayacağı zararı ödemekle yükümlü tutulur. Bu kusursuz sorumluluk hali olup risk sorumluluğuna dayanmaktadır. Malikin bu sorumlukta kusursuzluğunu ispatlayarak kurtulma şansı yoktur. Buna mukabil malik,kusurlu olanlara rücu hakkına haizdir(BK.58/II).
BK.59’ a göre;başkasına ait bir yapının veya benzeri sabit tesislerin doğurduğu tehlikeleri önlemek için gerekli tedbirlerin alınmasını isteme yetkisi vermektedir.

HAKSIZ FİİLİN SONUÇLARI

Haksız fiilin başlıca sonucu,zarara uğrayan kimse ile haksız fiil işleyen arasında,bu yüzden bir borç ilişkisinin meydana gelmesidir. Konusu ise zararın ödenmesidir.
Zararın hesaplanması:
Bir haksız fiil işleyen kimse,bu fiil sonucunda,meydana gelen bütün zararları ödemelidir. Zararı ve miktarı ispat etmek,zarara uğrayana düşer. Bu mümkün değilse hakimin takdiri ile belirlenir. Manevi zararların hesaplanması zorunlu olarak hakime düşer.
Tazminatın belirlenmesi:
Fiili işleyerek zararı meydana getiren kimse,doğan zararı tamamen gidermeli,ta bir tazminata sorumlu tutulmalıdır. Aynen tazmin,haksız fiilden sorumlu şahsın bu hükme mahkum edilmesi gerekir. Burada kural,eski hale iadedir.
Kusurun derecesine göre tazminat:
Ana kural tam tazmin olmakla beraber,hakime fiilin faillinin kusur derecesini dikkate alma yetkisi vermektedir(BK.43). BK.44/II’ de hafif kusur halinde başka bir indirim sebebi öngörülmüştür.
Müterafik kusur:
Bir kimse zararın doğmasına veya artıp,çoğalmasına kendi fiil ve davranışlarıyla katılmış bulunuyorsa,müterafik kusurdan bahsedilir. Zarara uğrayan kimse buna razı olduğu veya zararın doğmasına yahut artmasına yardım ettiği ve zarar verenin durumunu ağırlaştırdığı takdirde,hakim,duruma göre,tazminatın miktarını veya tazminatı büsbütün kaldırabilir(BK.44/I). Bir kimsenin zarara razı olması halinde tazminat gerekmez fakat;kişilik haklarından vazgeçme mümkün olmadığından,fiilin hukuka aykırılığı ortadan kalkmaz.
Özel haller:
Adam ölmesi halinde tazminat,öncelikle defin giderlerini kapsar. Bundan başka,haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren tedavi masrafları ve bu nedenle yitirilen kazançlar tazminata girer(BK.45/I). Ölenin yardımından yoksun kalanların destekleyen yoksun kalma tazminatı da istenebilir(BK.45/II).
Cismani zarara uğrayan kimsenin isteyebileceği tazminatın başlıca kalemi ise,çalışma gücünün yitirilmesi nedeniyle uğranılan ve ilerde uğranılacak zararlardır(BK.46). Cismani zarara uğrayan lehine hakim tarafından bir tazminata hükmedilmesi de mümkündür(BK.47).
Failin birden fazla olması:
Birden çok kişi bir zarar meydana getirmişlerse,bu zarardan müteselsilen ve birlikte sorumlu olurlar(BK.50). Müteselsilen sorumlulukta borçlulardan her biri,alacaklıya karşı,borcun tamamından sorumlu olurlar(BK.141).
Tazminat davası:
Mahkemeye başvurarak haksız fiil dolayısıyla uğradığı zararın tazminini talep eden kimse,bu davada,fiil’ i,zarar’ ı,kusur’ u,illiyet bağını ispatlamak zorundadır. Haksız fiile dayanarak açılmış bulunan tazminat davalarında,davaya bakan hakimin,ceza mahkemesinin aynı fiille ilgili kararlarla bağlı değildir(BK.53). haksız fiil sebebiyle açılacak tazminat davasının bir yıl içinde açılması gerekir(BK.60/I). Fakat kanun bunun da üst sınırını koymuş ve davanın,fiilin vukuundan itibaren 10 yıl içinde her halde açılması gerektiğini kabul etmiştir.

HAKSIZ İKTİSAPTAN DOĞAN BORÇLAR

Borç kaynağı olarak haksız iktisap:
Bir kişinin malvarlığında bir artma olmakta,fakat bu artış haklı bir sebebe dayanmamaktadır. Haksız yere fakirleşen alacaklı,haksız yere kazanılan malvarlığı artmasının edimi teşkil ettiği bir borç ilişkisidir.
Haksız iktisabın unsurları:
Bir iktisap olmalıdır
Bu artışa mukabil,bir başka şahsın malvarlığında bir eksilme olmalıdır
İktisap sebepsiz olmalıdır.
Bir malvarlığının artışında,ortada,bu artışı haklı kılan bir hukuki sebep yoksa bu bir haksız iktisaptır.
Haksız iktisabın temel hükmü:
Malvarlığı haksız olarak azalan taraf alacaklı sayılmakta ve bunun malvarlığı çoğaltan taraftan,bu çoğalmanın kendisine geri verilmesini isteme hakkına sahip olacağı kabul edilir. Eğer kanun,sebep olmadığı takdirde bir iktisabın varlığını esasen kabul etmiyorsa,haksız iktisap ilişkisi söz konusu değildir.

ÖZEL HAKSIZ İKTİSAP VE HAKSIZ İKTİSAP SAYILMAYAN HALLER

Özel haller:
İktisap muteber olmayan bir sebebe dayanıyorsa,alınanın geri verilmesi gerekir.
İktisap gerçekleşmemiş bir sebebe dayanıyorsa,zenginleşme sebepsizdir.
İktisap varlığı sona eren bir sebebe dayanıyorsa zenginleşme yine haksızdır.
Hataen tediye;BK.62’ de düzenlenmiştir. Hükme göre bir kimse diğerine,borçlu olmadığı halde,bir ödeme yapmışsa,bunu geri isteyebilir şartları;
Malvarlığı eksilen kişi bunu isteğiyle yapmış olacak
Ödemeyi yapanın kendini borçlu sanması gerekir.



Haksız iktisap sayılmayan haller:
Zaman aşımına uğramış borcun ödenmesi:
Bir kimse zaman aşımı sebebiyle alacaklı tarafından artık talep ve dava edilemeyecek ibr borcu,kendi isteğiyle öderse,bu ödemeyi geri isteyemez.
Ahlaki bir vazifenin yerine getirilmesi:
Bir kimse,kanunca mecbur olmadığı halde,bir başkasına ahlaki düşüncelerle bir kazandırma yaparsa bunu geriye isteyemez.
Haksız veya ahlaka bir amacın gerçekleşmesi için verilen şey:
Kazandırmanın sebebi bunlara dayanıyorsa verilen geri alınamaz.

HAKSIZ İKTİSAPTA GERİ VERME BORCU

Haksız iktisapta geri verme borcu,haksız olarak kazanılan şeyin ifadesidir. Kazanılan şey borçlunun malvarlığında aynen duruyorsa,olduğu gibi geri alınacaktır. Bu sebepten,borçlunun isteyeceği şey,karşı tarafın malvarlığında değer olarak ne artmışsa,odur. Bu da çoğunlukla para ile ifade edilir. Geri vermekle yükümlü olan iyiniyetli ise,iktisabından elinde ne kalmışsa onu geri verecektir(BK.63/I). Geri veren taraf,geri verdiği şey için yaptığı zorunlu harcamaları karşı taraftan isteyebilir(BK.64). ayrıca zararlarını da isteyebilir. Geri vermekle yükümlü olan kötüniyetli ise,elinde bulunan yada kalanı değil,iktisabın tümü geri alınır(BK.63/II). Zararları da tamamlayarak verecektir. O şeyin semerelerini de iade edecek;eğer sattıysa,bunların tutarını ödeyecektir. Verdiğini geri alma hakkı olduğunu öğrendiği andan itibaren bir yıl içinde dava açılmalıdır(BK.66).

BORCUN İFASI

İfa:
Borçlunun,borç ilişkisi gereğince yüklendiği edimi yerine getirmesidir. İfa borç ilişkisinin doğmasını doğal amacıdır.
İfanın konusu:
Bir borcun ifa edilmiş sayılabilmesi için,ifa teşkil eden fiil veya davranışın,borçlanılan edime uygun olması gerekir. Alacaklı razı olursa,borçlanılandan başka bir edimin de ifa sayılmasına engel yoktur. Bu hale ifa yerine edim denir. İfa edeceği edimden başka bir şey vermek suretiyle borçtan kurtulmak istemektedir. Fakat,bu şeyin verilmesiyle borç ortandan kalkmamakta alacaklının asıl edim üzerindeki hakkı devam etmektedir. Alacaklı ifa uğruna kendisine verilen şeyi asıl edim konusunu teşkil eden şeye çevirecek,ancak bu gerçekleştikten sonradır ki,borç ifa edilmiş olacaktır. Buna ifa uğruna edim denir(BK.170). ifa yerine edimde kar ve riziko alacaklının,ifa uğruna edimde ise kar ve riziko borçlunundur.
Bir edimin ifa sayılabilmesi için,bunun içerikçe borçlanılana uygun bulunması ve tam olması lazımdır.BK.68’ de bunun üzerinde durmuş ve kısmı tediye(para borçlarının ifası yerine kullanılır.) nin reddedebileceği belirtilmiştir.
Seçim hakkının kimin olduğu sorunu,her şeyden,önce,taraflar arasındaki özel anlaşmalara göre halledilir. Bir hüküm yoksa BK.71’ e göre seçim hakkı borçluya aittir.
Seçimlik hak ise bundan farklıdır. Bunda borçlunun sözleşmenin asıl konusunu teşkil eden şeyden başka belli bir şeyi de verebileceği ve bunu vermekle de borcundan kurutulacağı kararlaştırılır(BK.83/II). Seçim hakkı ile seçimlik yetki arasındaki fark,edimin imkansızlaşması nedeniyle,borcun düşmesinde kendini gösterir.
İfanın özellikleri:
Para borçları kural olarak,memleket parasıyla ödenir
Altın sikke para değil,mal olarak kabul edilir

Para borçlarının bir diğer sorunu da faizdir. Alacaklı bir müddet ana paradan mahrum kalmaktadır. Bunun için faiz alınmaktadır. Faiz bir bakıma da medeni semere olarak kabul edilmelidir. Özellikleri faiz bir para borcuna dayanır,faizin mevcut olması için bir asli borç gerekir,faiz zamanla birlikte yürür. Faizin doğması için;tarafların bu konuda bir sözleşme yapmış olmaları gerekir,sözleşme olmasa da bu kanunla doğabilir. Ticari işlemlerde kanuni faiz %50 dır. Temerrüt faizi ise merkez bankasının kısa vadeli krediler için uyguladığı reeskont faizi oranına göre belli olur. Adi işlemlerde taraflar faizi serbestçe belirleyebilir.
Bileşik faiz yasağı:
Faizin ana parayla eklenerek,meydana gelen yeni bütününe faiz yürütülmesine konulan yasaktır(BK.308/III). Ticari işlemlerin bazılarında en aşağı 3 aylık dönemler için müsaade edilmiştir(TK.8/II).
İfa edecek kişi:
Borcu,kural olarak borçlu öder. Borcun bizzat borçlu tarafından ifasında alacaklının bir çıkarı yoksa,borç,borçludan başka bir kimse tarafından da ifa edilebilir(BK.67). Alacaklı,böyle bir ifayı kabul etmek zorundadır. Kabul etmezse alacaklı temerrüde düşer.
Borçlu birden çoksa ifa nasıl olur?
Borcun konusu olan şey bölünebilir ise,genel kural,her birinin kendisine düşen kısmı ifa etmesidir. Eğer borç bölünebilir değilse,alacaklı,borçluların her birinden borcun tamamını isteme hakkına sahiptir. İfa eden borçlunun da diğerlerine rücu hakkı vardır(BK.69).
Alacaklı birden fazla ise

Borç bölünebilirse,borçlu her birine payına düşen kadar ödeme yapacaktır.
Borç bölünemiyorsa,alacaklılardan her biri borcun tamamını talep edebilir(BK.69).
Borcun ifa yeri:
İfa yeri,borçlanılan edimin yerine getirileceği yerdir. Yer taraflarca bir anlaşma yapılarak ta kararlaştırılabilir. Tarafların bir anlaşması mevcut değilse;yer işin niteliğine ve özelliğine bakılarak belirlenir.
Kanunda belli olan ifa yeri:
Para borcu;BK.73/I göre,tediye alacaklının ikametgahında yapılmaktadır. Buna götürülecek borçlar denir.
Parça borcu ise;o şeyin sözleşmesi yapılırken nerede ise orda yapılır.
Bunlar dışında kalan borçlar;doğum zamanlarında borçlunun ikametgahı olan yerde ifa edilir(BK.73/III). Bunlara aranılacak borçlar denir.


İFA ZAMANI

BK.74’e göre ifa zamanı anlaşılamıyorsa,ifanın derhal yapılması gerekir denilmektedir. Bir ecel varsa,bunun dolmasına kadar geçecek süre içinde borca,müeccel borç denir. Ecel yoksa,yahut dolmuşsa,borcun hemen ifası istenebilir ki,bu takdirde borç muaccel borçtur.
Muacceliyet:
Ecel taraflarca tayin edilmişse,bunu dolması ile borç muaccel olmuştur. Buna vade de denir. Vade dolunca borç muaccel olur. Bazen ifa zamanını kanun tayin eder. Taraflar vadeyi kararlaştırmamışlardır;fakat kanun tamamlayıcı bir kural koyarak,borcun ne zaman ifa edileceğini belirlemiştir. Borcun ifası ne kanundan ne anlaşmadan nede işin niteliğinden çıkartılamıyorsa ifa derhal istenir.
Ecel(vade) nasıl hesaplanır?

Borcun ifası için ayın başı veya sonu denilmişse;ayın 1. ve sonuncu günü vade dolar. Ayın ortası denilmişse ayın 15’ i anlaşılır(BK.75).




Müddet gün olarak tayin edilmişse,sözleşmenin kurulduğu gün sayılmayarak,kararlaştırılan günün sonunda vade tamamlanır(BK.76/III).
Müddet hafta olarak belirlenmişse muaccel olma zamanı,son haftanın kararlaştırılan güne ismen uyan gündür(BK.76/III).
Müddet ay olarak hesaplanmışsa,borç akdin kurulduğu güne tekabül eden tarihte son bulur. Akdin yapıldığı tarihe tekabül eden gün yoksa,ayın son günü vade biter(BK.76/III).
Vade Pazar veya kanunen tatil olan günlerde doluyorsa,tatili izleyen ilk güne geçer(BK.77).
Borçlu borcunu vadeden önce ödemesi(BK.80):
Kural olarak engel yoktur. Ama iki istisnası vardır;
Sözleşmede tersi bir hüküm varsa
Bazen vadeden önce ifa yasağı işin niteliğinden çıkar,örneğin vedia
Bu istisnalar dışında borçlu erken ifa yapabilir;fakat bunun için bir ıskonto talep etme hakkı yoktur. Bu kurallar yedek hukuk kurallarıdır,taraflar bunlara aykırı anlaşma yapabilirler.
İki tarafa borç yükleye sözleşmelerin ifası:
Burada sorun ilk önce kimin ifa edeceğidir?
Sözleşmede bununla ilgili bir hüküm konmuş olabilir.
Bu konuda örften yada işin niteliğinden bir sonuç çıkarılabilir.
Bazen de sırayı kanun belirler.
Eğer yukarıdakiler ilk kimin ödeyeceğini aydınlatmıyorsa derhal ifa kuralıdır. Kendi borcunu ifa etmemiş yada ifasını teklif etmemiş olan taraf;diğerinden borcunun ifasını talep edemez. Bu kaçınma hakkına borcun ifa edilmediği defi denir.

İFANIN İSPATI VE MAHSUP

Kısmen ifa halinde mahsup(BK.84):
Borçlu borcunu kısmen yerine getiriyorsa,bunu borcun aslından indirebilir. Fakat bu durum ancak faiz,masraf gibi yan edimler daha önce ifa edilmişse kabul edilir.
Birden fazla borçta ödemenin mahsubu(BK.85-86):
Borçlu aynı alacaklıya karşı birden çok borç ile sorumlu ise ve yaptığı ödeme bunlardan birine tahsis edilecekse;
Borçlu ödemenin hangi borç için yapıldığını belirleme özgürlüğüne sahiptir. Alacaklı itiraz edemez. Borçlu bir bildirimde bulunmamışsa,ödeme,borçlardan muaccel olana kabul olunur. Muaccel borç birden çoksa,önce takip edilene;takip edilen yoksa,vadesi önce dolana mahsup yapılır. Vadeler aynı ise,ödeme mahsubu orantılı olarak yapılır. Hiçbir borcun vadesi gelmemişse,ödeme bunların içinde teminatı en düşük olana yapılır.
Makbuz ve senetlerin geri verilmesi(BK.87-89):
Borçlu borcunu tamamen ödemişse,borç senedinin kendisine geri verilmesini isteyebilir. Kısmi ödeme halinde ise buna hakkı yoktur;sadece tediyesini ispata yarayacak bir makbuz isteyebilir. Bununla beraber borçlunun kısmı ödemenin yapıldığı asıl senet üzerinde gösterilmesini isteme hakkı vardır.
Senet alacaklı tarafından kaybedilmişse,ödeyen borçlu,kendisine senedin iptali edildiğini ve borcun ödendiğini gösteren düzenlenmiş bir belgenin verilmesini isteyebilir.
Kira,bedeli,faiz gibi belirli dönemlerde ödenen borçlarda da,borcunu ödeyen borçlu makbuz isteyebilir.





ALACAKLININ TEMERÜDÜ

Genel olarak şartları:
Temerrüdün anlamı direnmedir. Alacaklının temerrüdü denince,alacaklının borçlu tarafından yapılan ifa girişimini önleyecek tarzda direnmesidir. BK.90’ a göre;
Alacaklı,borç ilişiğinin gerekli kıldığı biçimde,zamanda ve yerde,usulüne uygun olarak kendisine borçlu tarafından sunulan edimi kabulden kaçınırsa,temerrüde düşmüş olur.
Bundan başka alacaklının borçlu tarafından yerine getirilecek edim için,önce kendisi bir takım işler yapmak ödevi var ise ve borçlu bunlar yapılmadığı için borcunu yerine getiremiyorsa,yine alacaklı temerrüdü hali söz konusudur. Temerrüdün şartları;
Borçlu borcunu ifa için edimi alacaklıya sunmuş olmalıdır. Bu sunuş,fiili ve ciddi bir ifa niteliğinde olmalıdır.
Sunulan edim,borçlanılan edime uygun bir edim olmalıdır.
Alacaklı sunulan edimi reddetmiş olmalı veya kendisi tarafından yapılması gereken ön hazırlıkları yapmamak suretiyle ifanın gerçekleşmesine haksız şekilde engel olmalıdır.
Hükümleri:
Tevdi(BK.92):
Alacaklı temerrüde düştüğü takdirde borçlu,alacaklıya teslim edeceği şeyi uygun bit yere tevdi ederek borcundan kurtulur. Tevdi halinde malın hasar uğramasından borçlu sorumlu olmaz. Tevdi masraflarını ödemek borçluya değil alacaklıya aittir. Borçlu tevdi ettiği şeyi tekrar geri alabilir,ama borç bütün sonuçlarıyla tekrar doğar(BK.93).
Satma hakkı(BK.92):
Borcun konusunu teşkil eden şeyin niteliğini veya edimin özelliği tevdiye engel ise;yahut tevdi veya muhafaza çok masraflı ise borçlu bu şeyi satarak,bedelli tevdi eder ve borçtan kurtulur. Bu hakkın kullanılabilmesi için,önce alacaklıya bu husus ihtar edilmesi gerekir. Sonra hakime başvurulur,onun izniyle satış açık arttırmayla yapılır. Değeri açık arttırma masraflarını korumayacak biçimde önemsiz ise,açık arttırma yapılmaksızın satış da mümkündür. Ayrıca bu hallerde hakim,ihtar yapılmadan satışa izin vermektedir.
Sözleşmeden dönme(BK.94):
Edim,bir şeyin verilmesi değil de,bir işin yapılması ise;tevdi imkanı yoktur. Borçlunun,borçlu temerrüdü hakkındaki hükümlere uyarak,akitten dönebileceği kabul edilmektedir. Borçlunun tazminat talebinde bulunma hakkı da haizdir.
Bunlardan başka alacaklı temerrüdü şu hükümleri de doğurur;
Alacaklı temerrüdü düştüğü andan itibaren hasar alacaklıya geçer
Alacaklı temerrüde düştüğü andan itibaren teslimi söz konusu olan şeyin muhafaza masraflarından sorumludur.
İfayı teklif eden borçlu mütemerrit ise,alacaklının reddi anından itibaren bu temerrüdü(o ana kadar doğan sonuçlar saklı kalmak üzere)son bulur.
Borcu ifa teşebbüsü alacaklının temerrüdü sonucunda akim kalan borçlu,mukabil edimi talep edebilir.










Alacaklı temerrüdü hükümlerinin uygulanacağı özel haller(BK.95):
Alacaklı gaip ise veya alacaklının kim olduğu bilinmiyorsa;yahut birden çok şahıs kendilerinin asıl alacaklı olduğunu ileri sürerek,ifanın kendilerine yapılmasını istiyorsalar ve borçlu da haklı olarak tereddüde düşüyorsa,durum böyledir. Bu gibi hallerde borçlu,borçlu olduğu şeyi tevdi ederek veya yapma borcu ise sözleşmeden dönerek,borcundan kurtulabilecektir.

BORCUN İFA EDİLMEMESİ

Borcun ifa edilmemesi(adem-i ifa),borçlunun,borç ilişiği gereğince yerine getirmekle yükümlü olduğu edimi yapmamasıdır. Yani borç,borcunu yerine getirememiştir,nedenler;borçlanılan edimin yerine getirilememesinin sebebi,karşılaşılan imkansızlık halidir veya edimin yapılması mümkündür;fakat borçlu,ifayı yapmamakta yada yapamamaktadır. Eğer edim borç ilişiği kurulduğunda objektif olarak imkansızsa borç ilişkisi meydana gelmemiştir. Ama borç,borç ilişiği kurulduktan sonra imkansızlaşmışsa bu bir ifa edilmemiş borçtur. Edim borçluya atfedilmeyecek bir nedenden imkansızlaşmışsa buna borçlunun kusuru olmaksızın edimin imkansızlaşması denir. Yükümlü bulunan borçluya atfedilebilecek bir sebeple imkansızlaşmışsa,bu hal borçlunun kusuru sonucunda edimin imkansızlaşması hali denir. Borcun ifa edilmesi mümkünken borçlunun çeşitli sebeplerle bunu yerine getirmemesi veya getirememesi hali,yine bir adem-i ifa halidir. Borçlu borcunu ifa etmesi gereken zamanda kendiliğinden yerine getirmezse,alacaklı ona borcunu ihtar ederse,borçlu temerrüde düşmüş olur.

İfa davası ve ifaya zorlama:
Kanunun işlevi,alacağını alamamış olan alacaklıya,her şeyden önce,alacaklı olduğu şeyi aynen almak çaresini sağlamaktır. Yani,alacaklı,borcunu ifa etmeyen borçlusuna karşı böyle bir ifa davasıyla donatılmalı ve aldığı kararı da zorla uygulayabilmelidir.
Özel haller:
Bununla beraber,bazı özel hallerde,alacaklının aynen ifayı değil,fakat sadece bunun yerine geçen tazminatı isteyebileceği kabul olunmuştur.
Cebri icra:
Alacaklının aldığı kararın gerekirse zor kullanılarak uygulanmasını sağlayacak organlar gerekmektedir,işte adalet örgütü içersinde bu görevi alan organlar cebri icra makamlarıdır. Hukuku zorla uygulayan,hak sahiplerinin çiğnenen haklarına fiilen kavuşmasını sağlayan organlardır. Cebri icra makamları,icra daireleri ve iflas dairelerinden oluşur.
EDİMİN BORÇLUNUN KUSURU İLE İMKANSIZLAŞMASI


Borçlanılan edimin,borçlunun kusuru dolayısıyla imkansızlaşması ve bu yüzden ifa edilmemesi yahut eksik ifa edilmesidir. Bu halde borçlunun, borç sorumluluğu denir. Borçlunun,borçlanılan edimi kendi kusuru ile imkansızlaştırarak,alacaklının zararına sebep olmasına,genel olarak,akdi sorumluluk denir.
Sorumluluğun şartları:
İlk şart edimin,borçlunun kusur ile imkansızlaşmasıdır. Bunun objektif yada sübjektif olması fark etmez. Bu imkansızlık ekonomik,maddi ve hukuki olabilir. Sözleşmenin yapıldığı zamanki şartlarda esaslı bir değişme olması ve bu değişme nedeniyle iktisadı yıkımına yol açabilecek güçleşmesi göz önünde tutulabilir. BK.365/II göre,şartlardaki değişikler göz önünde tutacak hakim,bedeli çoğaltmaya veya sözleşmeyi feshe karar verebilir. Geçici imkansızlık,imkansızlık sayılmaz. Fakat borcun ifası belirli zamanda yapılması gerekiyorsa,bu durum sürekli imkansızlığa eş sayılır.
Borçlu,borçlandığı şeyi kasten tahrip ederse kusurludur(kast). Aynı şeyi muhafaza edemediği için çaldırırsa,bu suretle meydana gelen imkansızlıkta yine kusurludur(ihmal). İmkansızlığın kendi kusurundan olmadığını ispat borçluya aittir. Kusursuzluğun ispatı,imkansızlığın bir kaza yada mücbir sebebe dayandığını ispatla mümkündür. Mücbir sebep hali ise,genel olarak,beşeri güçle önlenemeyecek bir olayı ifade eder. Kaza,borçlunun kendi durumunda olan herhangi bir kişiden beklenen her türlü tedbiri almasına rağmen,sonucu önleyememesi halidir. Borçlu,imkansızlığı ispatlayarak borcundan kurtulmuş olur ve imkansızlık sebebiyle borcundan kurtulmuş olur. İmkansızlık alacaklının fiili ile meydana gelmişse,borçlu yine sorumluluktan kurtulur. Borçlunun,kusurundan sorumlu,kusursuzluğunda sorumsuz olması yasal kuraldır. Fakat taraflar başka türlü anlaşmalar yapabilir.
Borçlunun sorumluluğu ağırlaştıran anlaşmalar:
Borçlunun mücbir sebeplerden de sorumlu olacağı kabul edilir.
Borçlunun sorumluluğunu azaltan anlaşmalar:
Borçlunun kasdı yada ağır ihmalinden sorumlu olmayacağı karalaştırmışsa,batıldır(BK.99/I).
Ama bu hafif ihmallerde geçerli olur.
Sorumluluğun hafifletilmesi hali hafif ihmaller için konmuşsa bile hakim iki halde bu anlaşmaları batıl sayabilir;1)alacaklı borçlunun hizmetinde ise 2)sorumluluğu doğuran faaliyet devletçe verilmiş bir imtiyaza dayanıyorsa(BK.99/II).
Sorumluluğu azaltan şart,bizzat borçlunun değil de,yanında çalıştırdığı bir şahsın kusurundan sorumlu olamamaya yönelik ise,bu şart,kural olarak,bütün kusur halleri içindir(BK.100/II).
BK.101/I e göre;bir borcun ifasını veya akitten doğan bir hakkın kullanılmasını yardımcı bir şahsa bırakan borçlu,bu şahıs işin görülmesi için yaptığı fiillerden dolayısıyla sorumludur. Böyle bir yardımcıya başvurmakta haklı bile olsa,bu sorumluluğu vardır. Hatta,meydana gelen sonuçta,yardımcı şahsın kusuru olmasa dahi,iş sahibi sorumlu tutulmuştur. Borçlu bundan kurtulmak için,meydana gelen zararın,işin görülmesi ile ilgili olmayan bir fiilden doğduğu ispatlamak zorundadır.
Borca aykırılığın bir sorumluluk doğurması için,alacaklının borçlunun kusurundan zarar görmesi gerekir. İfanın hiç yapılmaması veya ancak kısmen yapılmış olması sebebiyle,malvarlığında ifanın meydana getireceği fazlalıktan mahrum kalmış olmaktır. İşte bu mahrumiyet,onun bakımından bir zarardır(müspet zarar). Alacaklı,ifanın maddi değerlerini ifade eden bu menfaatten başka,yine ifadan mahrum kalmış olması sebebiyle,başka zararlara da uğramışsa bunları da talep edebilir(kar kaybını da zarar saymak gerekir.). zararın içine gireceği illi,yet bağıntısıyla tespit edilecektir. Akdi sorumlulukta da,sorumluluğun doğması için,zararla kusur arasında uygun bir illiyet bağı olması gerekir.
Tazminat:
Borçlunun sorumluluğu demek,borcun ifa etmemek suretiyle alacaklıya verdiği zararı ödemekle yükümlü bulunması demektir. Borçlu,alacaklının bu yüzden uğradığı zararı tazmin etmeğe mecburdur. BK.98’ de tazminatın borçlunun kusuruna göre hükme bağlanacağı gösterilmiştir. Tazminat belirlemekte haksız fiil sorumluluğundaki hükümler(BK.42) ve akdi sorumluluk halinde de kıyasen uygulanacaktır(BK.98/II). Alacaklının tazminat talebi,borçlunun borcunu tamamen veya kısmen ifa etmemesi halinde inhisar etmektedir(BK.96). ifa mümkünse alacaklı yine ancak ifayı ve gecikme sebebiyle uğradığı zararı isteyebilir,alacaklının ifadan vazgeçerek tazminat isteme hakkı yoktur. Borcunu yerine getirdiği halde,edimi gerektiği gibi ifa etmemiş borçlunun bu gibi sonuçlardan da sorumlu olacağı kabul edilmesi gerekir.




Alacağını alamayan alacaklı,uğradığı zararı borçlusundan talep edecektir. Borçlu bu talebi reddettiği takdirde,aleyhine bir dava açılmak zorunluluğu vardır. Bu davaya akdi sorumluluğa dayanan tazminat davası denir. Davada,sözleşmenin varlığı,edimin imkansızlığı ve zararı ispatlamak davacıya düşer. Kusursuzluğun ispatı ise davalıya düşer.
Tarafların ön anlaşmada birbirlerine karşı dürüstlük kurallarına uygun bir davranış içinde olmaları gerektiği,bunun kanuni bir yükümlülük olduğu kabul edilmektedir. Yükümlülüğün çiğnenmesi halinde,bunu çiğneyen taraf,müzakere aşamasında bir kusur işlemiş sayılır. Bu yüzden diğer taraf bir zarara uğramışsa,bu zararın giderilmesi kendisinden istenebilir.
Sözleşmeye aykırı bir fiil aynı zamanda haksız fiil sorumluluğu doğuran bir fiil olabilir. Bir talahuk(yarışma) halinde zarara uğrayan,sorumluyu ister sözleşmeye göre ister haksız fiile göre dava edebilir.
BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ


Borçlu,borçlandığı edimi zamanında yerine getirmediği takdirde temerrüde düşer. Bu haldeki borçluya mütemerrit borçlu denir. Edim mümkün iken borçlu bunun ifası gereken zamanda yerine getirmemektedir. İfası mümkün edimini zamanında yapması dolayısıyla ortaya çıkan adem-i ifanın ne gibi hükümler doğuracağı BK.101-108 de düzenlenmiştir.
Temerrüdün şartları(BK.101):
Borç muaccel olmalıdır.
Alacaklı,borcu muaccel olan borçlusuna,borcunu ödemesi için ihtarda bulunmalıdır. Bu ihtar borçlunun temerrüde düşmesi ve alacaklının bu temerrüt halinden yararlanarak borçluya karşı bazı haklar ileri sürebilmesi için şarttır. Ticari hayatta buna protesto denir. Kanun iki durumda ihtara gerek olmayacağını belirlemiş;1)kesin bir vade varsa2)iki taraftan biri vadeyi belirlemede yetkili kıllınmışsa ihtar gerekli değildir. Bazı hallerde iyiniyet gereğince ihtara gerek kalmaz,mesela borçlu borcunu ifa etmeyeceğini açıkça beyan etmişse.
Borçlu zamanında ifa etmemekle kusurlu olmasa bile temerrüde düşer.
Temerrüdün borçlu bakımından ana hükümleri:
İfada gecikmiş olması sebebiyle alacaklının maruz kalacağı bütün zararları ödemekle yükümlüdür(BK.102/I). Edimin bir kaza sonucunda imkansızlaşması halinden de sorumludur.
Borçlu bir miktar paranın tediyesinde temerrüde düşmüşse,alacaklının zarara uğrayıp uğramadığına bakılmaksızın temerrüt faizi uygulanır(BK.103). temerrüt faizi fazlası kararlaştırılmamışsa,yıllık %64 üzerinden hesaplanır. Ticari işlemlerde ise temerrüt faizi merkez bankasınca uygulanan reeskont faizine bağlıdır. Temerrüt faizi temerrüt gününden işlemeye başlar. Faiz ve irat gibi bir borçta yahut bağışlanan bir miktar paranın ifasında temerrüde düşülmüşse,faizin başlangıcı,mahkeme veya icraya başvurma günüdür(BK.104/I). Bunun aksine sözleşmeler hakim tarafından değiştirilebilir(BK.104/II).temerrüt faizine faiz yürütülmez(BK.104/III).
Alacaklı,para borcundan borçlunun temerrüde düşmesi dolayısıyla temerrüt faizinden çok zarara uğradığını ispatlayabilirse(buna munzam zarar denir),bu fazla zararın ödenmesini isteyebilir(BK.105).
Borçlunun gecikmesinde kusuru olmamışsa ve bunu ispatlayabilirse,gecikme sebebiyle doğan zararlar ödenmez(BK102/II). Para borçlarında,temerrüt faizini aşan zarar bakımından kusursuzluğu ispatlamak borçluya düşer(BK.105).
Borçlu gecikmede kusursuz olduğumu ispatlayabilirse,kaza halinden sorumlu tutulmaz. Borcu vakti zamanında ifa etmiş olsa di dahi,kazanın vuku bulacağını ispatlarsa,sorumluluktan kurtulabilir(BK.102/II).
Borçlunun temerrüt faizi ile yükümlü olması kusura bağlı değildir.




Borçlunun temerrüdü sebebiyle alacaklının halkları:
Kanun,temerrüdün iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmeden meydana gelmesi hali ile diğer halleri birbirinden ayırıyor. Eğer temerrüt iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmede,taraflardan birinin borcu vaktinde ifa etmemesinden ileri gelmişse,bu halde kanun(BK.106,108) borçlunun vaziyetini daha da ağırlaştırıyor ve alacaklıya bir takım özel haklar sağlıyor.
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü halinde alacaklının hakları:
Alacaklı,BK. 106,108 deki hükümlerden yararlanarak,bazı özel haklar ve yetkilere sahip olacak ve bunları kullanabilecektir.
Bu hükümler için ilk şart,borç,ilişiğinin,karşılıklı edimler yükleyen bir sözleşmeden doğmasıdır. Alım satım,kira,istisna sözleşmeleri böyledir.
2. şart,borçlunun temerrüde düşmesidir.
Borçluya,borcunu ifa için son bir fırsatın verilmesi gerekir. Buna mehil tayini denir. Kanuna göre alacaklı,mütemerrit borçlusuna,borcunu ifa etmesi için uygun bir mehil(süre) verecek veya böyle bir mehlin tayinini hakimden isteyecek(BK.106/I).
Kanun(BK.107) bazı hallerde böyle bir mehil tayinine lüzum kalmaksızın,alacaklının, temerrütle birlikte,derhal bu yetkilere sahip olacağını kabul etmiştir. Bunun için tayinin faydasız olması,alacaklı için ifanın artık anlamını ve faydasını kaybettiği veya bir borcun muhakkak belli bir zamanda ifa edilmesinin kesinlikle kararlaştırıldığı hallerdir.
Alacaklı her şeyden önce,ifayı ve gecikme sebebiyle uğradığı ek zararların ödenmesini isteyebilir.
Alacaklı ifa yerine sözleşmenin ifa edilmesinden vazgeçtiğini derhal bildirerek,borcunu yerine getirilmemesi sebebiyle uğradığı zararın ödenmesini talep edebilir. Alacaklı bu hakkı kullanmak istiyorsa,borçluya mehlin sonunda derhal bir bildirimde bulunmak zorundadır.
Alacaklı mehlin sonunda ifa veya ifa yerine tazminat isteyeceğine sözleşmeyi feshedebilir. Fesihle birlikte borçlunun sorumluluğu tamamen ortandan kalkmaz;kusursuzluğunu ispatlamadıkça,alacaklının uğradığı zararları ödemekle sorumludur(BK.108/II).
Alacaklı kendi edimini ifa etmişse,fesih halinde,bunu haksız iktisaba dayanarak geri isteyebilir(BK.108/I).
BK.211/III’ de satılan malı teslim etmiş olan satıcının,satış parasını ödemekte temerrüde düşen alıcıya karşı,bu hakkını ayrıca saklı tutmamışsa,akdi feshedemeyeceği öngörülmüştür.
Bu hükmün,satım sözleşmesinde,BK.106’ daki genel kuralın uygulama gücünü sınırladığı anlaşılmaktadır.
Borçlunun ifada kısmen gecikmiş olması da temerrüt bakımından özel bir hal sayılır. BK.106 daki kurallar,edimin sadece ifada geciken bölümü bakımından uygulamak gerekir.

BORÇLARIN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE ETKİSİ

Borç ilişkisi nisbi bir hak ilişkisi kurar. Borç ilişiğine taraf olanlardan ayırmak için bu ilişkiye taraf olmayanlara üçüncü kişiler denir.
Halefiyet(BK.109):
Halefiyet bir borç ilişiğinde üçüncü bir kişinin,alacaklının yerini almasıdır.
Üçüncü kişi borçlunun borcunu alacaklıya öderse ve bu ödemesi sonucunda kendisine ait bir malı rehinden kurtarırsa,alacaklıya halef olur.
Alacaklıya borcu ödeyen 3.kişi,böyle bir rehin ilişiği yoksa,ödemesi sebebiyle halef sayılmaz. Yalnız borçlu,ödemeyi yapan kişinin alacaklıya halef olmasını kabul ettiğini,alacaklıya bildirirse,halefiyet yine gerçekleşir. BK.109 da bahsedilen halefiyet halleri bunlardır.


Üçüncü kişi lehine sözleşme(BK.111):
Bir sözleşmeyi yapan taraflar,bu işlemle meydan gelecek alacak hakkından bir 3.kişinin yararlanmasını isteyebilirler. Bu takdirde sözleşme üçüncü kişinin menfaatine yapılmış olur.
Hiç kuşkusuz sözleşmeye taraf olan kişi,borçludan borcun ifasını isteyebilir. Eğer sözleşmeye taraf olanların ortak niyetine,işlem lehine yapılmış 3.kişi dahi borcun ifasını isteyebilir.
Lehine sözleşme yapılan 3.kişi,tarafların niyetine veya örfe göre sözleşmeden doğan hakkı bizzat talep edebilecek mevkide ise ve bu hakkı kullanmak istediğini borçluya da bildirmişse,asıl alacaklı,artık borçluya bu borcundan ibra edemez.(BK.111/III).
Üçüncü kişinin fiilini taahhüt(BK.110):
Sözleşmeyle taraf olan kimse,diğer tarafa üçüncü bir kişinin bir edimini taahhüt etmektedir. Böyle bir taahhüdü içeren sözleşmeye,daha geniş anlamda,garanti akdi denir. Başkasının fiili taahhüt bir kefalet değildir.
BORCUN SONA ERMESİ


Birincisi,taraflar arasındaki borç ilişiğinin tümünün çözülmesi. İkincisi ise,bir bütün teşkil eden borç ilişiği içinde,yer alan münferit bir alacağın ortadan kalkmasıdır. Bir borç ilişiğinde birden fazla alacak hakkı bulunabileceğinden,bu ikinci tarz,her zaman borç ilişiğinin tün olarak sona ermesi anlamında değildir. Borç ilişiğini çözen başlıca sebepler;
Bozma sözleşmesi:
Taraflar,yapacakları yeni bir sözleşme ile,borç ilişiğimim tümünü ortadan kaldırabilirler.
Bazı sözleşmelerde,taraflardan birinin ölümü

Sürenin dolması:
Sürekli bir ilişik doğuran sözleşmelerde,taraflardan birinin,kanuna veya sözleşmeye göre sahip olduğu hakkı kullanarak,borç ilişkisini çözebilmesi halini eklemek gerekir. Borç bağını bu suretle sona erdiren tarafın sahip olduğu yetkiye,fesih yetkisi denir.
Dönme adı verilen yetki de borç ilişiğini çözer.
BK.113 göre borcun düşme halleri:
İfa:Bir borcun doğal sona eriş sebebidir.
Sürenin dolması veya taraflardan birinin ölümü,yalnız tüm olarak borç ilişkisinin değil,münferit alacağın sona ermesi için de bir sebep teşkil edebilir.
İbra:Alacaklının edimi elde etmeksizin,borçlusunu borçtan kurtarmasıdır. İbra aslında tek taraflı bir vazgeçme değil,iki taraflı bir hukuksal işlemdir. Yani,borçlunun kabul ile meydana gelir. Bu bakımdan ibra,bir ayni haktan feragatla aynı şey değildir. İbra bir tasarruf işlemidir ve borçlu bakımından bir kazandırıcı işlem teşkil eder.
Borcun düşmesinin ana hükümleri:
Borcun düşmesi,alacaklının artık alacak hakkına sahip olmaması,borçlunun da yükümlülükten kurtulmasıdır. Borç bir kere düşer;düşen borç artık kendiliğinden geri gelmez. Bunun için onu tekrar doğuracak işlemlere ihtiyacı vardır. Asıl borç düşünce,alacağa bağlı yan haklar da düşer(BK.113/II). BK.113/II,asıl borcun düşmesi halinde,işlenmiş faizler hakkında şu kuralı koyuyor:Ayrıca bir açıklama yapılarak saklı tutulmuşsa,işlenmiş ve birikmiş faiz alacakları da,asıl borçla birlikte düşecektir. Ama taşınmaz rehni,kıymetli evrak ve konkordato hakkındaki özel hükümler saklıdır.






TECDİT(YENİLEME):
Kavram ve şartları:
Tecdit,yeni bir borç meydana getirmek suretiyle,eskisinin ortadan kaldırılmasıdır. Tecdit, alacaklı ile borçlu arasında yapılan yeni bir işlemle meydan gelir. Tecdidin geçerli olması,b,r alacağın varlığını şart kılar. Tecdidin en önemli şartı,tarafların yenileme niyetidir.BK.114/II ye göre,bu niyet,yapılan işlemden açıkça anlaşılabilmelidir. Bu niyet yoksa,tarafların,eski borcu da muhafaza ederek,yeni bir sözleşme yaptıkları farz olunur. Borçlunu alacaklıya borç için yeni bir senet vermesi,bir kambiyo taahhüdünde bulunması,yeni bir kefalet imzalaması. Bu hallerde kural,eski borcun yanına,yeni bir borcun daha meydana gelmesidir. Kanun,bunlardan başka,muhtelif kalemlerin bir hesabı cari’ de toplanmasını da tecdit saymıyor(BK.115/I).
Tecdidin hükmü:
Tecdidin hükmü eski borcun düşmesidir. Bununla beraber eski borca bağlı yan haklar da düşer.
ALACAKLI VE BORÇLU SIFATININ BİRLEŞMESİ:
BK.116’ ya göre,alacaklı ve borçlu sıfatları bir kişide birleşirse,borç düşer. Borçlunun alacak hakkı üzerinde rehin veya intifa hakkı kazanması halinde,birleşme yoktur. Yani,alacak ve borç bu halde devam eder.
Hükmü:
Birleşmenin hükmü borcun düşmesidir. Bunun bir sonucu da,BK.113 gereğince yan hakların da düşmesidir. Ancak 3.kişilerin alacak üzerinde rehin ve intifa hakları varsa,bunlar birleşmeye rağmen devam ederler. BK.116/II’ de,birleşmenin ortadan kalkması ile borcun yeniden doğacağı belirtilmiştir. Kanun,taşınmaz rehni ile kıymetli evraka ait hükümleri saklı tutuyor.
TAKAS

Takas,birbirlerine karşı aynı türden alacaklara sahip olan kimseler arasında söz konusu olan bir hesaplaşma tarzıdır.
Takasın şartları(BK.118):
Karşılıklılık:
Takastan bahsedilmek için,her şeyden önce iki ayrı kimsenin karşılıklı olarak birbirlerinden alacaklı olmaları gerekir.
BK.120’ de 3.kişi lehine bir taahhütte bulunan kimsenin bu borcu ile,taahhüt ettirenin borcu arasında da karşılıklılık olmayacağı belirtilmiştir. Bunun gibi kefilin kefaletten doğan borcu ile,asıl borçlunun alacaklıdan alacağı arasında da takas için gerekli karşılıklılık yoktur.
Benzeşme:
İki karşılıklı alacağın takasa elverişli olabilmesi,bunların aynı nitelikte olmasına bağlıdır. Alacakların konusunu teşkil eden edimlerini birbirine benzeşmesi gerekir. Parça borçlarında,aynı çeşitten fakat farklı nitelikte şeylere ilişkin borçlarda,verme borcu ile yapma borcu arasında vb. takas imkanı yoktur.
Muaccellik:
Bir alacağın takası için gerekli olan bir diğer şartta borcun muaccel olmasıdır. Alacaklı tarafından zaman itibarıyla ifası istenebilir bir borç olması gerekir. Karşılıklı borçların takası için ikisinin de muaccel olması gerekir. Bazı hallerde muaccel olmayan borç ta,takasa elverişli olabilir.
Takasın yapılması:
Kanun bunun için bir irade açıklaması aramaktadır. Takası gerçekleştirmek için irade açıklamasına takas beyanı denir. Bu beyan bir taraflı bir hukuksal işlemdir. Bu işlem bir yenilik doğuran hakka dayanır. Tarafların biri,borcu ile alacağını takas ettiğini karşı tarafa


bildirerek,bu hakkını kullanmış olacaktır(BK.122/I). Karşı tarafın alacağı muaccel olmasa bile,alacağı olan taraf takas isteyebilir. Ama alacağı muaccel olmayan taraf bu beyanda bulunamaz. Takası ileri süren tarafın alacağının ihtilaflı olması,takas dermayanına engel değildir. Alacağı ihtilafsız olan taraf bu takasa itiraz edebilir ve kendi alacağını dava edebilir. Takas beyanında bulunan tarafın bunun için dayandığı alacak,talep ve dava edilebilir bir alacak olması gerekir. Bunu istisnası zaman aşımına uğramış borçlarda görülür. Zaman aşımına uğramış borç talep ve dava edilebilir olamamasına karşın,alacaklı buna takas için dayanabilir. BK:118/III’ e göre,zaman aşımına uğrayan alacak,takas şartlarının tamamlandığı tarihte henüz zamanaşımına uğramamış idiyse,alacaklı takas talebinde bulunabilir. BK.124’ e göre borçlu önceden takastan feragat edebilir. Yani,daha borç ilişiği kurulurken yada sonra, borçlu diğer tarafın alacak talebine karşı takas dermeyan etmeyeceğini taahhüt edebilir. BK.123’ de takası kanunen önlenmiş bazı alacaklar sayılmıştır.
Takasın hükmü:
BK.122/II’ e göre takas halinde her iki borç,takas edilebilecekleri andan itibaren en az olan borç oranında düşer. Beyan yapılınca,bunun hükmü,takas şartları tamamlandığı ana kadar geriye etkili sayılmıştır. Böylece borçlar takas beyanının yapıldığı zaman değil,takas şartlarının gerçekleşeceği an düşmüş olacaktır. İki borç miktarca farklı ise,takas sonucunda az olan borç tamamen,diğeri ise kısmen sona erer. Mahsup alacaktan indirilme yapılması sözkonusudur. Fakat indirilen miktar mukabil bir alacak değildir.

İMKANSIZLIK
Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede bir edim imkansızlık nedeniyle düşerse,diğer tarafın mukabil borcunun da düşmesine neden olur. Hatta bu edim yerine getirilmişse,haksız iktisaba dayanarak geri istenir(BK.117/II). Fakat kanunla veya sözleşmeye göre,bir tarafın borcunun devam edeceği kabul edilmişse,borcundan kurtulan borçlu,diğerinde edimini yerine getirmesini isteyebilir veya edimi almışsa,geri vermekle yükümlü olmaz. Satılan belli bir şey daha satıcının elindeyken bir kaza sonucunda telef olsa bile,alıcı bedeli ödemekle yükümlü olur(BK.183). bu hallerde hasardan bahsedilir. Alım-satım sözleşmesinde hasar,BK.183’ e göre alıcıya aittir.
ZAMANAŞIMI

Zamanaşımı,bir alacağın uzun bir süre ileri sürülmemesi sebebiyle,alacaklının bunu talep yetkisini kaybetmesidir. Bu bir alacak hakkının ileri sürülmesi imkanını sınırlayan zamanaşımıdır. Bir borç ilişiğine dayanan alacak hakkının ileri sürülmesini engelleyen zamanaşımına düşürücü zamanaşımı denir. Sukut-u hak süresi de denilen süre zamanaşımından farklıdır. Zamanaşımında bizzat değil,hakkın ileri sürülmesi imkanı ortandan kalkar. Hak düşümü süresinde ise,belli bir sürenin geçmesi,bizzat hakkın ortadan kalkmasına sebep olmaktadır. Bir dava içinde,hakim sukut-u hakkı resen göz önünde tutar;fakat zamanaşımını taraflar ileri sürmedikçe resen göz önüne alamaz(BK.140). Zamanaşımı süresi dolmuşsa borç değil,bunu talep ve dava hakkı düşer. Borcun kendisi,zamanaşımına rağmen doğal borç olarak devam eder.
Şartlar:
Zamanaşımının iki müspet şartı vardır:1.si borcun muaccel olması,2.si ise,bu muaccellikten itibaren,bir sürenin dolmasıdır.






Muaccellik:
Zamanaşımı borcun ileri sürülmesini engelleyen bir kurum olduğuna göre,bunun gerçekleşmesi için,önce borcun ifasının istenebilir olması gerekeceği doğaldır. Kanun bir halde muaccellik şartını yumuşatıyor. Borç alacaklının bir ihbarı ile muaccel olacaksa,zamanaşımı,bu ihbarın yapılabileceği günden itibaren işlemeğe başlar(BK.128).
Sürenin dolması:
Zamanaşımının gerçekleşmesi için,kanunda öngörülmüş belirli bir sürenin geçmesi gerekir. Bunun için BK.125-126’ ta bakmak gerekir;
BK.125,kanunda özel bir hüküm bulamazsak,bir borcun 10 yıllık bir zamanaşımı süresi olduğu kabul edilmektedir.
BK.126, 5 yıllık bir zamanaşımı süresi saha kabul edilmektedir. Bu madde dört bentte sayılan özel kişilerden doğan borçlar için gereklidir. Maddede 5 yıllık zamanaşımına tutulan borçlar; kira borcu,faiz borcu,vekalet ve hizmet sözleşmelerinden doğan borçlardır.
Sürenin hesaplanmasında,zamanaşımının başlangıç günü hesaba katılmaz. Buna mukabil,hak sürenin son günü kullanılmazsa,zamanaşımı tamamlanmış olur(BK.130).
Zamanaşımı hakkında kanunda yazılı süreler,sözleşmeler ile değiştirilemez(BK.127).
Zamanaşımının kesilmesi ve durması:
BK:133’ e göre,zamanaşımının kesilmesi,bunu doğuran olayın vukubulduğu ana kadar işleyen sürenin yanması ve bu andan itibaren yeni bir sürenin işlemeğe başlaması demektir.
Zamanaşımının durması:
Durma sebebinin ortaya çıkmasıyla süre o zamana kadar işlemiş olan saklı kalmak üzere durur. Sebep ortadan kalkınca yeniden işlemeğe başlar. Bunun sebepleri BK.132’ de 6 bent halinde sayılmıştır. Velayet devam ettikçe çocukların anne ve babadan alacakları,karı-kocanın evlilik bağı devam ettikçe birbirinden alacakları,hizmet sözleşmesi devamı süresince hizmetlilerin patrondan alacakları vb. hakkında zamanaşımı işlemez.
Zamanaşımının hükmü:
Zamanaşımı süresinin dolması,bir borcun düşmesine yol açmaz. Zamanaşımı sadece alacağın ileri sürülmesini engelleyen bir sebeptir. Kanun borçlunun bununla ilgili savunmasını bir defi olarak düzenlemiş ve buna zamanaşımı defi demiştir. Asıl alacak hakkında zamanaşımı varsa,bu durum feri haklara da etkiler,onlarda zamanaşımına uğrar(BK.131). Yalnız rehinler bakımından iki özel hüküm vardır;alacak taşınır rehni ile temin edilmişse,bu teminat alacağın zamanaşımına uğramasını önlemez. Fakat alacaklı,alacağını bu rehinden alma hakkına haizdir(BK.138). Alacak için taşınmaz rehni tesis olunması halinde ise durum,tamamen farklıdır;bu rehin alacak hakkında zamanaşımının işlemesine engel olur(eski MK..779). Başka deyişle,taşınmazla teminata bağlanmış alacak,rehin devam ettikçe zamanaşımına uğramaz.
Zamanaşımı süresinin dolmasından önce alacaklı borçluya dava ederse,bu hareketi ile zamanaşımını kesmiş olacaktır. Fakat bu dava bakımından şöyle bir ihtimal vardırava yetkisiz bir mahkemede açılmış olduğundan reddolunabilir. Bu red usuli sakatlıklara ilişkin olduğundan red kararı,esas hak bakımından kesin hüküm değildir. Bu gibi hallerde BK.137’ de ikinci davayı açmak için 60 günlük bir ek süre tanınmıştır.
Borçlunun zamanaşımı savunmasını ileri sürmekten,önceden vazgeçmesi hükümsüzdür (BK.239/I). Borçlu,borcunu ikrar etmek suretiyle zamanaşımını kesebilir. Sözkonusu olan feragat değil,işlenmiş sürenin yanması ve yeni bir sürenin işlemeye başlamasıdır. Borçlu, işlemiş dolmuş bir zamanaşımından feragat edebilir,bu geçerlidir.




BORÇLARIN ÇEŞİTLERİ

Müteselsil borçlar:
Bir borç ilişkisinde birden çok borçlu varsa ve bunların her biri alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul etmişse,müteselsil(zincirleme) borçtan bahsedilir (BK.141). Başlıca özelliği,borcun tamamından her bir borçlunun ayrı ayrı sorumlu olmasıdır.
Teselsülün kaynağı bu konuda borçlular tarafından yapılan taahhüttür(BK.141/I). BK.2’ ye göre teselsül kanundan doğabilir. BK.50’ ye göre,birlikte haksız fiil işleyenlerin borç sorumluluğu,müteselsil sorumluluktur. Müteselsil borçta,borçlular arasında teselsül halinde sorumluluk vardır. Kanun buna paralel olarak,alacaklılar arasında da teselsül olabileceğini kabul etmiştir. BK.148’ de düzenlenen alacaklılar arasında teselsül ilişkisi,borçlu teselsülü kadar önem taşımamakla birlikte,bazı ihtiyaçlara cevap vermektedir.
Borçlu,alacağın tamamı üzerinde,birden çok alacaklıdan her birinin tek başına alacaklı olmasını temin etmek üzere bir beyanda bulunursa,alacaklı teselsül hali doğabilir. Bunun gerçekleşmesi için alacaklılarında bu teklifi kabul etmesi gerekir.
Alacaklılar arasında böyle bir teselsül varsa,borçlu,alacaklılardan birine edimi vererek, borçtan kurtulabilir. Bununla beraber,bir alacaklı alacağı takibe başlamışsa,bu serbestlik artık kalkar.
Teselsülün hükümleri:
En önemli hüküm borçlulardan her birinin alacaklıya karşı,borcun tamamından sorumlu olmalarıdır(BK.141/I). Bunun için alacaklı,müteselsil borçlulardan hepsinden yada birinden borcun tamamını isteyebilir(BK.141/II).
Müteselsil borçlulardan her birini alacaklıya karşı,kendisiyle olan kişisel ilişkilere dayanarak savunmada bulunabilirler. Bundan başka müteselsil borçlu,müteselsilen borcun konusu veya sebebi dolayısıyla çıkan diğer savunma çarelerine de başvurabilir.
Müteselsil borçlulardan her biri,diğerleriyle ortak olarak sahip olduğu savunmaları yapmayı ihmal ederse,diğerlerine karşı da sorumlu olur(BK.143).
Aksine sözleşme olmadıkça,müteselsil borçlulardan biri,kendi fiiliyle diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz(BK.144).
Borçlulardan biri ödemeyle veya takas yoluyla borcu kısmen yada tamamen düşürürse,diğer müteselsil borçlu da bundan yararlanır(BK.145/I). Yani borç kısmen yada tamamen sukut etmiş olur.
Müteselsil borçlular arasındaki ilişkiler:
Müteselsilen borçlulardan her biri,borcun tamamı ile sorumludur. Fakat bu sorumluluk alacaklıya karşıdır. Borçlular kendi aralarında borçtan hangi oranlarda sorum olacaklarına ayrıca karar verebilirler.
Borçlular arasındaki iç ilişkide sorumluluğa katılma yönünde bir şey karalaştırılmamışsa, kural olarak,eşit pay esası yürür. Alacaklıya kendisine düşen paydan fazla ödeme yapan borçlu,diğer borçlulara,bu fazla nispetinde ve paylarına göre rücu hakkına haizdir(BK.146/I).
Rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlu,ödediği miktar nispetinde alacaklıya halef olur(BK.147).
Alacaklı,müteselsil borçlulardan birinin durumunu iyileştirerek,diğerlerine zarar verirse, bu fiilin sonuçlarına katlanmak zorundadır(BK.147/II).
Müteselsil borçlular birbirlerine karşı,diğerlerinin hukuksal durumunu ağırlaştıracak fiillerden kaçınmaya mecburlardır(BK.144).





ŞARTLI BORÇLAR

Bir borcun varlığı gelecekteki vukuu şüpheli bir olaya bağlı bulunuyorsa,o şarta bağlı borç denir. Gelecekte vukubulacak belirli olayların şimdiden yapılması tasarlanan bir sözleşmeye şu veya bu yönde etki yapması taraflarca istenen sonuç olabilir. İşte,bu isteği gerçekleştirecek araç şartlı sözleşmedir. Şart,gelecekte meydana gelecek bir olaydır. Fakat bu olayın vukubulacağı kesin değildir. Şart teşkil eden olayın gelecekteki bir olay olması lazımdır.
Borcun şartta bağlanması:
Şartlı bir sözleşmede borçlanan kimse,şartlı da olsa,yine borçlanmıştır. Ne var ki şart gerçekleşinceye kadar bu borcun varlığı askıdadır,yani borç askıda hükümsüzdür. Bir sözleşme yapılırken şarta bağlanabileceği gibi,yapıldıktan sonrada şartta bağlanabilir. Tarafların şartı ortak kararlaştırmış olması gerekir. Kanuna veya ahlaka aykırı bir fiil şart olmaz,olsa bile borç hükümsüzdür(BK.155). Şartın objektif bakımdan gerçekleşmesi şüpheli olması gerek ve yeter. Her çeşit hukuksal işlem,kural olarak,şartta bağlanabilir. Ama aile hukukunda bir çok işlem şart kabul etmez.
Şartın çeşitleri:
Taliki şart:
Bir sözleşmenin hükümlerinin yürürlüğe girmesinin bir şartta tabi tutulduğu hallerdir(BK.149).
İnfisahı(bozucu) şart:
Hükümleri yürüyen bir akdin bu hükümlerine son veren şarttır(BK.152).
Şartın hükümleri:
Şartın gerçekleşmesinden önceki hükümleri:
Taliki şartta bağlı bir borç varsa,alacaklı borçludan,borcun ifasını isteyemez. Yalnız BK.150 ye göre borçlu,şart gerçekleşinceye kadar,borcunun gereği gibi ifasına engel olacak işlemlerden girişmekten kaçınmaya yükümlüdür.
Şartta rağmen borçlanılan şey alacaklıya verilmişse,yararlanma hakkı artık alacaklıya geçer. İlerde şart gerçekleşirse,alacaklının bu çeşit yararlanmaları iade borcu yoktur(BK.151/I). Buna karşılık şart gerçekleşmemişse,alacaklı,bu yoldan kazandıklarını iade etmesi gerekir(BK.151/III).
İnfisahı şart ise kural olarak geriye etkili değildir(BK152/II).alacaklı yürürlüğe giren borç gereğince edimi almışsa,bundan yararlanır. Aldığı şeyi geri verir;fakat yararlanmaları iade borcu yoktur.
Şartın gerçekleşmesi ve ortak hükümler:
Taraflar kural olarak şartın gerçekleşmesine engel olabilirler;fakat bu durum tarafların ortak niyetlerine ve sözleşmesinin mahiyetine göre,iyiniyet kurallarına aykırı ise,bu hareket tarzı makbul sayılmayacaktır. BK.154 e göre,şartın gerçekleşmesine olunması halinde,o şartın gerçekleşmiş sayılacağı kabul edilmiştir. Kararlaştırılan şart iki taraftan birinin bizzat yapması gereken bir iş ise,o tarafın ölümü halinde,onun yerine mirasçısı geçer(BK.153).
Şartın gerçekleşmesinin sonuçları:
Taliki şart gerçekleşirse,sözleşmenin hükümleri işlemeye başlar. BK.150/II,alacaklıya,borçlunun,şarta aykırı olarak yaptığı tasarrufları da iptal ettirme hakkı vermektedir. İnfisahı şart gerçekleşirse borç ilişkisi sona erer.







PEY AKÇESİ VE DÖNME AKÇESİ

Pey akçesi:
Bazı sözleşmelerde taraflardan birinin diğerine sözleşmenin yapıldığına delil olmak üzere bir miktar para verirse,bu pey akçesi olur. Sözleşmenin yapılış olduğunun delili olarak verilen pey akçenin sözleşmesinin ifası sonunda kimin hesabına kalacağı sorunu BK.156/II de açıklanmıştır.
Dönme akçesi:
Taraflar bazen,sözleşmenin yapıldığı esnada verilen bir miktar paraya bir başka anlam verirler. Bu para sadece işlemin yapılmış olduğunun delili için değil,aynı zamanda sözleşme ile bağlılıktan kurtulma imkanı da taraflara sağlayacaktır. Dönme akçesi verilmesi halinde akit bağı zayıflamaktadır. Çünkü iki tarafta sözleşmeden dönme imkanı bulurlar(BK.156/II).
Ücret tevkifi:
İşveren işçinin ücretinden bir kısmını,vermesi muhtemel zararlar için tutması demektir(BK.157).
CEZAİ ŞART
Borçlunun,alacaklıya karşı,esas borcu ifa etmemesi veya zamanında ifa etmemesi halinde bir miktar para ödemeyi taahhüt ederse,bu cezai şart olur.
Cezai şartla,alacağını alamayan alacaklı bu yüzden uğradığı zararı ispatlamak yükünden kurtulur. Cezai şart asıl sözleşmeye bağlı bir sözleşmeden doğar. Bu borcun yan borcu kabul edilir. Eğer asıl borç batılsa,yan borçta batıl olur(BK.161/III).
Cezai şartın çeşitleri ve hükümleri:
Cezai şart bir akdin hiç ifa edilmemesi veya eksik ifa edilmesi halleri için kararlaştırılabilir(BK.158/I).
Borçlunun borcun ifa etmemesi kusursuz imkansızlık sebebine dayanıyorsa,ceza da ödemez(BK.161/III). Ama borçlunun bundan da sorumlu olacağı kararlaştırılmışsa cezayı öder(BK161/II).
Adem-i ifa yada noksan ifaya dayanıyorsa sadece cezayı isteyebilir.
Borcun ifası mümkünken borçlu ifa etmiyorsa veya eksik ifa ediyorsa borçlu ya ifayı yada cezayı isteyebilir(BK.158/I).sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ikisini de talep edemez.
Cezai şart edimin kararlaştırılan yer ve zamanda olmaması hali içinde koyulabilir(BK.158/II).
Burada alacaklı hem ifayı hem de cezayı isteyebilir.
Alacaklı bu hakkından açıkça vazgeçmişse ikisinden birini isteyebilir.
Her halde borçlunun cezayı vererek borçtan kurtulması mümkündür.
Cezai şartla ilgili diğer hükümler:
Cezai şartın uygulanması için alacaklının bir zarara uğraması gerekmez(BK.159).
Alacaklının uğradığı zarar cezayı geçiyorsa,bunu da isteyebilir. Ama ispat yükü alacaklıya geçer(BK.159/II).
Taraflar cezayı serbestçe tayin eder(BK.161/I). Ceza fahişse hakime başvurulup bunun uygun bir bedele indirilmesi istenebilir(BK.161/III).
ALACAĞIN TEMLİKİ
Bir borç ilişkisine bağlı bulunan alacağın,3.kişiye devredilmesidir. Temlikte yapılan devir işlemine borçlunun katılması yada razı olması sözkonusu değildir. Alacağın temlikinde, alacağı devreden alacaklı,temlik edilen alacak bakımından borç ilişkisinden çıkar ve onun yerine alacağı devralan girer. Alacaklının bu şekilde,borçlunu rızasına bağlı olmaksızın,alacağını başka bir kişiye devredebileceği BK.162/I de belirtilmiştir. Bu bir tasarruf işlemidir. Ortada geçerli bir sebep olmadığı halde alacak temlik edilmişse,sonraki alacaklı bunu yine iktisap etmiş olur. Bu kurum sayesinde alacaklar,eşya üzerindeki haklar gibi dolaşım kazanırlar.

Temlikin konusu:
Temlik edenden,temlik edilene geçen münferit alacaktır. Her çeşit alacak temlike konu olabilir.BK.162 istisnaları belirtilmiştir;
Kanun:bazı alacaklar kanunda açık bir hüküm bulunması sebebiyle temlike konu olamazlar.
İşin mahiyeti:bazı alacaklar da mahiyeti onların temlikine engeldir.
Sözleşme:bir borç ilişkisinin tarafları,kanundan veya işin mahiyetinden değil, taraflarca yapılan anlaşmayla kararlaştırılmıştır. Burada yapılan temlikler hiçbir şekilde hüküm kazanmaz,3,kişinin iyiniyetli olması durumu değiştirmez. Bunun istisnası BK.162/II de belirtilmiştir. Bu yasak borçlunun korunması için konulmuştur,borç onay verirse temlik işlemi gerçekleşir. Müstakbel alacaklarda temlike konu olabilirler.
Temlikin şartları:
Temlik işlemi bir sözleşme olduğundan tek taraflı iradeyle yapılamaz temellük edende iradesini açıklamak zorundadır. Temellük edenin yazılması icabeder,ama yazılmaya da bilir, buna beyaz temlik denir.
BK.163 e göre temlik yazılı olarak yapılmadıkça muteber olmaz. Bu senettin yazılmasında BK.12-13 hükümleri uygulanır. Alacağın temliki işlemi için borçluya ihbar şart değildir. Ama temellük eden şu riski üstüne alır,borçlu iyiniyetle borcunu eski alacaklıya öderse yada bir başka kişiye öderse borçlu borcundan kurtulur(BK.166). alacağın ispatıyla ilgili belgelerin temellük edene verilmesine gerek yoktur,temlik senedi tek başına yeterli delil olur.
Bir alacak kanun hükmü veya bir mahkeme kararı dolayısıyla yeni bir alacaklıya geçebilir buna kanuni temlik denir(BK.164). alacaklının rızasına ve şekle tabi değildir.
Temlikin hükümleri
Kısmı temlikte temellük eden alacaklıyla birlikte alacaklı olur. Temlik edilen asıl alacağa bağlı bir yan haklarda temellük eden geçer(BK168/I). Buna rağmen hapis hakkı temellük edene geçmez(eski MK.864).
Yalnız temlikten itibaren işleyerek faizler değil gecikmiş yani işleyerek birikmiş ve ödenmemiş faizlerde temlik edilen alacağın kapsamına girer(BK.168/III).
Temlik edenin şahsına bağlı olan rüçhan haklar temellük edene geçmez.
Borçlunun durumu:
Temlik rızasına bağlı değildir. Ama ağır bir durma düşmesine müsaade edilmez.
Borçlu temlikten haberi olmaksızın önceki alacaklıya borcu ifa ederse borcundan kurtulur(BK.165).
Ardarda yapılan temliklerde borçlu aynı şeklide korunur.
Borçlu alacağın temliki dolayısıyla taraflar arasındaki ihtilaflardan etkilenmemektedir. Kanun bu gibi çekişme hallerinde ödemeden kaçınma imkanı vermiştir. Veya ödemeyi mahkemeye yaparak borcundan kurtulma imkanı vardır.(BK.166/I). Fakat ödemeyi bir alacaklıya yaparsa ve bu gerçek alacaklı değilse tekrar ödeme yapmak zorunda kalır(BK.166/II).
Borçlu,temlik sonucunda alacaklı sıfatını kazandığı ileri sürerek ifa talebinde bulunan temellük eden temlikin geçerli olmadığını ileri sürebilir.
Borçlu,önceki alacaklıya karşı ileri sürebileceği itiraz ve defileri yeni alacaklıya karşı da ileri sürebilir(BK.167/I). BK.18/II de bir istisna vardır. Borçlu yazılı borç ikrarına dayanarak alacağı temellük edene karşı,muvazaa itirazda bulunamaz.
Borçlu,bir alacağına dayanarak temlik edene takas önerisinde bulunabilir.
Sağlama:
Alacaklı bir karşılık alınarak temlik edilmişse,temlik eden bu alacağın temlik zamanında mevcut olduğu sonraki alacaklıya garanti etmiş olur. Bir karşılık olmaksızın temlikte ise böyle bir garanti yoktur(BK.169/I,III). Alacaklıya bir karşılık alınarak temlik edilmiş bulunsa bile temli eden ayrıca taahhüt etmişse,borçlunun aciz halinden dolayı temellük edene karşı sorumlu değildir(BK.169/III).
Alacaklı,ifa uğruna edim olarak temlik etmişse,temellük edenin,borçludan elde ettiği veya gerekli özeni gösterseydi elde edebileceği miktarı borçtan düşmesi gerekir(BK.170).
Temlik kanun icabı meydana gelmişse sağlama(garanti) borcu yoktur(BK.171/II).
Temlik eden garanti borcu sebebiyle sonraki alacaklıya karşı sorumlu tutulunca,bu sorumluluk temlik karşısında almış olduğu anapara ile bunun faizini kapsar.

BORCUN NAKLİ
Borçlunun,borç ilişkisinin dışına çıkarak,yerine başka bir kişiye geçirmesi,alacağın temlikine nazaran alacaklının onayına ihtiyaç duymaktadır.
Borcun naklinin taahhüdü:
Bu işlem,borçlu ile onun yerine geçecek 3. kişinin arasında yapılan bir iç işlemdir. 3.şahıs borçluya,alacaklının da rızasını alarak borcu üzerine almayı ve kendisini borçtan kurtarmayı taahhüt eder. Borçtan kurtulma akdi denir(BK.173).
Borç nakli sözleşmesi:
3.kişi ile alacaklı arasına da yapılır(BK.174). kanun bu sözleşmenin kuruluşuna ilgi BK.174-175 de özel hükümler koymuştur.
Borcun naklinin hükümleri:
Alacaklı bakımından borcun nakli ana hükmü borçlunun değişmesidir.
Alacağa bağlı yan haklar da eskisi gibi devam eder,borçlunun şahsına özeller hariç(BK.176/I).
Rehin ve kefaletler 3. kişilerin razı olduklarını beyan etmeleriyle devam eder(BK.176/II).
Yeni borçlu savunma hakları ileri sürme hakkına sahiptir.(BK.177).
Önceki borçlunun kişisel defilerini kullanamaz ve önceki borçluyla arasındaki ilişkiye dayanan defileri de ileri süremez(BK.177/II,III).
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Borçlar Hukuku Kavramları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Stj. Av. Onur Özdoğan'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
26-11-2006 - 01:31
(2886 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 25 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 21 okuyucu (84%) makaleyi yararlı bulurken, 4 okuyucu (16%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
123172
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 30 dakika 2 saniye önce.
* Ortalama Günde 42,66 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 142608, Kelime Sayısı : 12305, Boyut : 139,27 Kb.
* 45 kez yazdırıldı.
* 15 kez arkadaşa gönderildi.
* 140 kez indirildi.
* 27 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 413
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,71171188 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.