Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Belirsiz Alacak Davası Ve Kısmi Davanın Karşılaştırılması

Yazan : Stj. Av. Turan Gündönmez [Yazarla İletişim]

I. BÖLÜM
BELİRSİZ ALACAK DAVASI


1. GENEL OLARAK

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belirsiz alacak davasını konu alan 107. maddesinde; “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir” denilmektedir
Belirsiz alacak davasında, davacının dava açtığı tarihte talep sonucuna konu kılacağı alacak miktarı belirli olmadığından geçici (asgari) talep sonucu kavramı karşımıza çıkmaktadır. Geçici (asgari) talep sonucu tümüyle davacının iradesine göre belirlilik kazanan miktarı veya değeri değil; somut olayın koşullarına ve özelliklerine göre, objektif çerçevede tespit edilmesi mümkün olan miktarı veya değeri ifade etmektedir.
Belirsiz alacak davasında davacı tahkikat sonunda, belirsiz olan alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda başka bir deyişle geçici (asgari) talep sonucunun kesin talep sonucuna dönüştüğü anda iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir (HMK m.107/2).
Belirsiz alacak davasında talep sonucunun belirlenmesi üç ayrı zaman dilimi içinde söz konusu olabilmektedir. Alacağın belirlenmesi ilk olarak, davanın açılmasını takiben davalı tarafın açıklaması ve mahkemeye bilgi sunmasında sonra; ikinci olarak, ispat aşamasının sonunda ve son olarak alacak miktarının hakimin takdirine göre belirlendiği hallerde tahkikatın sonunda söz konusu olmaktadır.
HMK’nin “Belirsiz alacak davası” başlıklı 107. maddesinde yapılan değişiklikle, belirsiz alacak davalarında alacağın miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda davacının talebini kesin olarak belirlemesi tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık süreye tabi tutulmuştur. Değişiklik öncesi, davacının talebini belirlemesi bir süreye tabi değildi. Buna göre, davacı, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek bu iki haftalık süre içinde talebini kesin olarak belirlemekle yükümlü olacak ve eğer bu sürede belirleyemezse, dava, dava dilekçesinde belirtilen miktar ve değer üzerinden görülmeye devam edip karara bağlanacaktır. Alacağın belirli hale gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik olarak belirtilmişse, bundan sonra yeni bir arttırma isteğinin söz konusu yasağa tabi olacağı açıktır. Buna karşın, talep sonucunun kesin olarak belirtilmesinden sonra azaltılması mümkündür.
HMK m. 107/1,2 anlamında belirsiz alacak davası mahkemeden istenen hukuki himayeye göre kural olarak bir eda davasıdır. Dolayısıyla, belirsiz alacak davası sonucunda verilen eda hükmü, bir eda davasında olduğu gibi (HMK m.105), içinde tespit hükmünü ve eda emrini barındırır. Eda davaları davalının bir şeyi vermeye, yapmaya ve yapmamaya mahkûm edilmesini konu alan davalardır. Ancak belirsiz alacak davasında, davalının bir şeyi verme veya yapmama borcu söz konusu değildir. Şayet, belirsiz alacak davasının konusu yalnızca para alacakları olabildiğinden, davacı davalının parayı ödemeye mahkûm edilmesini isteyebilecektir.

2. BELİRSİZ ALACAK DAVASI ŞARTLARI
a. Talep Miktarı veya Değerinin Tam ve Kesin Olarak Belirlenmesinin İmkânsız Yahut Davacıdan Beklenemeyecek Olması
Belirsiz alacak davası, davacının dava dilekçesinde talep sonucunu belirleyemediği veya belirlemesinin imkânsız olduğu hallerde açılabilecek bir davadır. Başka bir deyişle, davacı alacağının miktarını belirleyebilir durumda ise belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı yoktur (HMK 114/1-h).
6100 sayılı Kanunun 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.
Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir.
Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.
Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Her bir davaya konu alacak bakımından, belirsiz alacak davasına ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak, belirleme yapılması gereklidir.

b. Alacaklının Hukuki İlişkiyi ve Asgari Değeri Gösterme Zorunluluğu
“Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri” dava dilekçesinde gösterme yükümlülüğü, belirsiz alacak davalarında, davacının kesin bir değer belirleyememesi nedeniyle geçici bir miktar veya değerin dilekçede gösterilmesi şeklinde tezahür eder.
Belirsiz alacak davasında, alacak miktarının üst sınırı belirsiz olup, talep sonucu belirli olduğundan, davacı, davanın başında iddiasıyla ilgili tüm vakıaların delillerini değil, talebini belirlemeye yönelik vakıaları ve bunların dayandığı delilleri net, somut bir biçimde ortaya koyması gerekmektedir. Davacı başlangıçta belli olmayan talep sonucunu, belirlenebilmesi mümkün olduğu anda iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı ile karşılaşmadan arttırabilir; ancak bunu yaparken yeni vakıalar ileri sürmesi söz konusu yasağı gündeme getirir. Başka bir deyişle, belirsiz alacak davasında, daha sonra değiştirilecek olan vakıalar değil, alacağın miktar veya değeridir.

3. ŞARTLARI BULUNMADIĞI HALDE AÇILAN BELİRSİZ ALACAK DAVASI
Belirsiz alacak davasının şartları kanunda belirtilmiş olmasına rağmen, şartlar gerçekleşmeden açılan belirsiz alacak davasının akıbeti düzenlenmemiştir. Bu durumda öğretideki bir görüşe göre, dava hemen reddedilmeyip, HMK m. 115/2 gereğince eksikliklerin tamamlanması, talebin belirli hale getirilmesi için kesin süre verilmesi gerektiği ileri sürülürken diğer bir görüşe göre ise, hukuki yarar eksikliği giderilebilecek bir dava şartı olmadığından, mahkemenin, davacıya olmayan hukuki yararın tamamlatılması için süre veremeyeceğini, dolayısıyla böyle bir durumda mahkemenin davayı usulden reddetmesi gerekeceği savunulmaktadır. Yargıtay, “şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda, davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir” görüşünü benimsemiştir.

4. BELİRSİZ ALACAK DAVASI ÇEŞİTLERİ
Belirsiz alacak davası mevcut yasal düzenleme çerçevesinde üç değişik şekilde açılabilir. Eda (tahsil talepli) davası niteliğinde belirsiz alacak davasının açılabileceği HMK’nin 107.maddesinin 1. ve 2. fıkralarında öngörülmüştür. Maddenin gerekçesine göre ise alacaklı, kısmi eda külli tespit davası da açabilir. Her bir dava türünün farklı özellikleri bulunmaktadır.
HMK 107/3 hükmünün kaldıran 28.07.2020 tarihli kanun değişikliği ile beraber artık üçüncü çeşit olan ‘tespit davası niteliğinde belirsiz alacak davasını’ açmak mümkün değildir.

a. Eda Davası (Tahsil Talepli) Niteliğinde Belirsiz Alacak Davası
Tahsil amaçlı açıldığında eda davası türünde olan belirsiz alacak davasının eda davasından farkı, istenilen alacağın dava açıldığı anda tam olarak belirlenememesidir. Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, alacaklı belirleyebildiği miktarı davaya konu etmelidir. Bu konuda rastgele bir miktarı talep etmesi doğru olmaz. Örneğin, işveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında 10 yıl ve asgari ücretten hizmeti görünen bir işçi, çalışma süresini 12 yıl ve ücretini net 2.000,00 TL olarak açıklamak suretiyle kıdem tazminatıyla ilgili belirsiz alacak tahsil davası açabilir. Bu davada, kayıtlarda geçen süre ve asgari ücrete göre belirlenebilen miktar talep edilmelidir. Başka bir anlatımla tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında alacaklı belirleyebildiği kadarıyla bir hesaplama yapmalı ve bu miktarı talep etmelidir. Dava dilekçesinde şimdilik kaydıyla farazi bir miktar (100,00 TL) gösterilmesi halinde, davanın, tahsil amaçlı belirsiz alacak davası olarak kabulü doğru olmaz. Tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında, işverenin vereceği cevap, ön inceleme aşamasında bu yönde uzlaşı veya tahkikat aşamasında belirsizlik ortadan kalktığında, HMK. 107/2. maddeye göre davacı miktarı arttırabilir ve alacağın tümünün tahsilini talep edebilir. Bu aşamada iddianın genişletilmesi yasağı devreye girmez.
HMK’nin 107. maddesinin gerekçesine göre, alacak belirli hale geldiğinde artırım, sadece bir kez yapılabilir. İkinci kez artırım yapılmak istenirse, iddianın genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalınır.
Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemeyeceğinden, davacının talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı definin de sonuca bir etkisi olmaz.
Tahsil talepli belirsiz alacak davasında faiz başlangıcı, davadan önce temerrüt söz konusu değilse dava tarihi olmalıdır. Alacak belirlendikten sonra arttırılan kısım için faiz başlangıcı temerrüt ya da dava tarihidir. Belirtmek gerekir ki, belirsiz alacak davasının alacaklıya sağladığı bütün imkânlar bir tek tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında ortaya çıkar.

b. Kısmi Eda Külli Tespit Davası Niteliğinde Belirsiz Alacak Davası
HMK 107. maddesinin gerekçesine göre belirsiz alacak davasının, kısmen eda davasıyla birlikte külli tespit davası olarak da açılabilmesi imkân dâhilindedir. O halde belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında, kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde kalan miktar da talep edilebilecektir.
Bunun tam eda davasından farkı, belirlenebilen miktarın talebi yerine, kısmi bir miktarın istenebilmesidir. Örneğin belirsiz bir alacak için alacaklı tarafından belirsiz alacak davası açıldığında ve 100,00 TL için tahsil, kalan miktarı için ise alacağın tespiti istendiğinde kısmi eda külli tespit davasından söz edilir. Zira alacaklı işveren veya resmi kurum kayıtlarında geçen belirleyebildiği miktarı davaya konu etmek yerine, farazi bir miktar için talepte bulunmuştur. Sözü edilen davanın kısmi davadan farkı ise, alacaklının kısmi dava açtığını belirtmeksizin belirsiz alacak davasından söz ederek taleplerde bulunmasına dayanır. Yukarıda açıklandığı üzere belirsiz bir alacak için alacaklının açıkça kısmi dava açtığını belirterek talepte bulunması veya belirsiz alacaktan söz edilmeksizin kısmi taleplerde bulunulması halinde davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilir.
Kısmi eda külli tespit davasının açıldığı anda alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Yargılama sırasındaki işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlayacağından yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemez. Bu nedenle yargılama sırasında arttırılan taleplere karşı yapılan zamanaşımı defi sonuca etkili değildir. Ancak faiz başlangıcı açısından tahsil amaçlı belirsiz alacak davasından farklı bir durum vardır. Davaya konu edilen miktar bakımından faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmının sadece tespiti istenmiş olması durumunda, belirlenen bakiye alacak miktarının ilerde talep edildiği tarihten itibaren faize karar verilmelidir. Yahut alacağın kalan kalan kısmının tespiti ile birlikte tahsili talep edilmesi durumunda, talep artırım dilekçesi ile talep edilen alacaklar yönünden sözü edilen dilekçenin mahkemeye verildiği tarihten itibaren faiz yürütülecektir.

c. Tespit Davası Niteliğinde Belirsiz Alacak Davası
Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılabilmesi HMK’nin 107 maddesinin 3. fıkrası ile mümkün idi. Anılan madde hükmünde, davanın talep miktarı belirtilmeksizin açılabileceği, belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunduğu ifade edilmiştir. Ne var ki, bu hüküm 7251 sayılı kanunun 7.maddesi ile 28.07.2020 tarihinde yürürlükten kaldırılmış olup, kanun değişikliği tarihinden itibaren tespit davası niteliğinde belirsiz alacak davası açmak mümkün değildir.

5. BELİRSİZ ALACAK DAVASI VE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ
Öğretideki bir diğer tartışmalı konu ise manevi tazminat alacaklarının durumudur. Bir görüş, manevi tazminat alacak miktarlarının, davacı tarafından belirlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle, belirsiz alacak davası şeklinde açılması gerektiğini savunurken; diğer görüş, manevi tazminat talepleri bölünebilir bir nitelik taşımadığından, yalnızca manevi tazminatın nedenini oluşturan zararın değişmeye/gelişmeye devam etmesi durumunda belirsiz alacak davası olarak açılabileceğini, hâkimin tazminat miktarıyla ilgili fikrinin bilinmemesi halini, belirsiz alacak davası açmaya hak veren bir hukuki yarar olamayacağını savunmaktadır. Yargıtay da manevi tazminatın bir bütün olduğu görüşünde olup, bu tazminat talebinin belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceğini savunmaktadır. Yargıtay’ın bu görüşü müstakar hale gelmiştir.

6. BELİRSİZ ALACAK DAVASINDA FAİZ
Eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası sonunda, asıl alacağa temerrüt faizi, alacağın tamamı için temerrüt varsa temerrüt tarihinden, yoksa dava tarihinden itibaren faiz yürütülebilecektir.
Kısmi eda külli tespit davasında, davaya konu edilen miktar bakımından faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmı için, söz konusu kısmın talep edildiği tarihten itibaren faiz işlemeye başlayacaktır.
Haksız fiil ve borçlunun kötü niyetli olduğu sebepsiz zenginleşme davalarında Türk Borçlar Kanunu 117/2. maddesindeki açık hüküm gereğince, belirsiz alacak davalarında da, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmenin doğduğu tarihten itibaren faiz istenebilecektir.


II. BÖLÜM
KISMİ DAVA
1. GENEL OLARAK
6100 sayılı HMK’nin 109. maddesinde hüküm altına alınmış olan kısmi dava, aynı hukuki ilişkiden doğan alacağın yalnızca belirli bir bölümünün dava edildiği, dava dışı fazlaya ilişkin alacakların işbu davaya konu edilmediği bir dava çeşitidir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Kısmi dava, tam davanın karşıtıdır.
Mahkeme kısmi davanın tamamen kabulüne karar vermiş ise kısmi davada verilen hüküm, açılacak ek davada kesin delil teşkil eder. Zira bu husus kısmi dava kurumunun başlıca amaçlarından birini oluşturur. Bununla birlikte açılan ek davada, alacağın bir kesiminin konu edildiği ilk davanın hakiminin, alacağın tamamına ilişkin yaptığı tespit kesin hüküm kuvvetine sahip değildir. Dolayısıyla bu iki husus birbirine karıştırılmamalıdır.
Zorunluluk halinde, birden fazla kısmi dava açma imkânı mevcut olup ayrıca, kısmi dava açılabilmesi olanağı, yalnızca eda davalarına mahsus değildir; tespit davaları da kısmi dava olarak açılabilir.
Davacının kısmi dava mı yoksa tam dava mı açtığı, dava dilekçesinin talep sonucu kısmından anlaşılır. Davacı, dava sebebi olarak gösterdiği hukuki ilişkiden doğan alacağının tümünü mü, yoksa yalnız bir kesimini mi dava ettiğini açıkça bildirmeli veya “fazlaya ilişkin haklarımı saklı tutuyorum” ya da “alacağımın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” gibi bir ifade kullanarak dolaylı bir şekilde de olsa kısmi dava açtığını belli etmelidir. Zira bu son hal dahi, davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için yeterlidir. Şayet, davacı alacağının yalnızca bir kesimi için dava açtığını açıkça yahut dolaylı bir biçimde bildirmemiş ise, dava kısmi dava değil tam dava sayılır. Ayrıca kısmi dava açma imkânı yalnız eda davalarına mahsus olmayıp, kısmi tespit davasının açılabilmesi de mümkündür.
Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması halinde, dava edilmeyen alacaktan feragat edilip edilmediği hususu ise HMK m.109/3’te düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla, talep konusunun geri kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olmadıkça, kısmi dava açmış olan davacının ileride ek dava açmasına veya davaya konu edilmemiş kısım için ıslah yoluna başvurmasına herhangi bir engel yoktur. Davacı ıslaha başvurmuşsa, buradaki ıslah kısmen ıslah olacaktır. Davayı genişletme ve değiştirme yasağının istisnalarından biri olan ıslah kavramının bir türünü teşkil eden kısmen ıslah hem davacı hem de davalı tarafından bir davada ancak bir kez başvurulabilecek usuli bir çaredir.
Kısmi dava ilk bakışta davalının hukuki yararına aykırı olarak görülebilir. Bunun nedeni, davalının birbirini takip eden birden fazla kısmi davaya muhatap olması ve alacağın tutarının son davaya kadar kesinlik kazanmamasıdır. Ancak davalı, kısmi davaya karşı dava olarak, borcun tamamının mevcut olmadığı hususunda bir menfi tespit davası açabilme olanağına sahiptir; dolayısıyla, kısmi dava, davalının hukuki durumunu ağırlaştırıcı bir etki doğurmamaktadır.
Kısmi dava açılması durumunda, zamanaşımı kesilmektedir. Ancak kesilen zamanaşımı, yalnızca açılan dava kısmı açısından ortaya çıkıp dava edilmeyen kısım için zamanaşımı kesilmez. Bu sebeple alacağın geri kalan kısmını da zamanaşımı süresi içinde ya aynı dava içerisinde ya da ayrı bir davada talep edilmesi gerekecektir. Aksi takdirde davalı zamanaşımı definde bulunabilecektir.

Son olarak, kısmi davanın açılabilmesi bakımından “talep konusu miktarın taraflar arasında tartışmalı veya belirsiz olması” şartının düzenlendiği HMK’nin ikinci fıkrası, 01.04.2015 tarih ve 6644 sayılı Kanunun 4. Maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, alacağın taraflar arasında tartışmasız ve belirli olup olmadığına bakılmaksızın kısmi dava açılması olanağı sağlanmıştır. Söz konusu hükmün kaldırılmasıyla birlikte artık kısmi dava açılmasının önünde “dürüstlük kuralına aykırı olma” hali dışında bir engel kalmamıştır.

2. KISMİ DAVA ŞARTLARI
a. Talep Konusu Edimin Niteliği İtibariyle Bölünebilir Olması
HMK m. 109’a göre kısmi dava açılabilmesi için; talep konusunun, niteliği itibariyle bölünebilir olması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Başka bir deyişle, kısmi dava niteliği itibariyle bölünebilir talepler için söz konusudur. Bölünebilir taleplerde talebin bir bölümü dava edilip diğer kısmı dava dışında bırakılmaktadır. Edimin bölünüp bölünemeyeceği sorunu bir usul hukuku sorunu değil; maddi hukuk sorunudur. Edimin bölünebilir olması ile kastedilen o edimin niteliğinde veya kıymetinde bir azalma olmaksızın kısmen ifa edilebilir nitelikte olmasıdır.
b. Alacağın Aynı Hukuki İlişkiden Doğmuş Muaccel Bir Alacak Olması
Madde metninde belirtilen şartların yanı sıra dava konusu alacağın aynı hukuki ilişkiden doğmuş ve muaccel olması da gerekir. Davacının aynı davalıdan farklı hukuki ilişkilere dayanarak birden fazla talebi varsa, bunlardan birini veya birkaçını talep ederek açtığı dava kısmi dava değildir. Burada davacı, farklı hukuki ilişkilerden kaynaklanan alacaklarının tamamını aynı kimseden talep etmektedir. Böyle bir durumda olsa olsa kümülatif dava yığılması söz konusu olabilir. Zira, talep sonucunun sayısına göre dava çeşitlerinden olan kümülatif dava yığılması, HMK m. 110’da düzenlenmiş olup, davacının aynı davalıya karşı olan birbirinden bağımsız, birden fazla asli talebini biri diğerinin yanında yer alacak şekilde aynı dava dilekçesinde birlikte ileri sürmesini ifade etmektedir.
c. Alacaktan Feragat Edilmemiş Olması
Ayrıca kısmi davanın doğası gereği bakiye haktan feragat edilmemiş olması da gerekir. Zira dava açıldığında, dava konusu edilebilecek haktan daha fazlasının varlığı halinde kısmi dava söz konusu olabilir yoksa, açılan dava tam dava olacaktır. HMK’nin 109. maddesinin 3. fıkrasında belirtildiği üzere; “dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez”.

3. KISMİ DAVASI VE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ
Manevi tazminat taleplerinin kısmi davaya konu oluşturamayacağı görüşüne göre, manevi tazminat talepleri her ne kadar bir para alacağı olarak nitelendiriliyorsa da bu durum manevi tazminatın gidermeye yöneldiği zararın bölünebilir olduğu anlamına gelmemektedir. Zira manevi zarar, hukuka aykırı eylem ya da davranışın işlendiği anda duyulan üzüntü, elem veya acı olup zamana yayılamaz. Dolayısıyla, davacının bu elem ve acısını takdir etmesi ve bir miktarla belirlemesi gerekmektedir. Manevi tazminat bir bütündür ve bölünemez. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yoluyla belirlenip karşı tarafa bildirildikten sonra yeni bir dava açmak suretiyle dahi arttırılamaz. Başka bir deyişle, manevi tazminat talepleri kısmi dava şeklinde ileri sürülmemekte ve tek bir dava ile istenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, manevi tazminatın mahiyetine aykırı hareket edilmesi söz konusu olur. Yargıtay da, kural olarak manevi tazminatın bölünemeyeceği görüşünde olup, bu yönde karar vermektedir.

4. KISMİ DAVADA FAİZ

Faiz, kısmi davaya konu olan alacak için yürütülebilecekken, dava dışı tutar için ancak ek dava açıldığı veya ıslaha başvurulduğu takdirde faiz yürütülebilir. Diğer bir anlatımla, kısmi dava açılırken talep edilen faiz, kısmi talep açısından işleyecektir. Dolayısıyla kısmi davada, talep konusunun geri kalan kısmı karşı tarafın muvafakati veya ıslah yoluyla artırıldığında, artırılan kısım için faiz istemi halinde, borçlu önceden temerrüde düşürülmemişse talep konusunun artırıldığı tarihten itibaren faiz talep edilebilecektir. Yalnız kısmi davanın konusunu haksız fiil oluşturuyorsa, davacı dava konusunu ıslah ederse, faiz ıslah tarihinden değil, TBK m. 117/2 açık hükmü gereği haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren hesaplanması talep edilebilecektir.
Faiz konusuna ilişkin olarak ayrıca şu hususa dikkat çekilmesi gerekmektedir. Faiz istenmeden yalnız asıl alacak için açılan dava, bir kısmi dava değildir; tam davadır. Çünkü faiz, asıl alacağın bir bölümü olmayıp, fer’i nitelikte ayrı bir alacaktır. Asıl alacak davasında faiz istenmemiş ve faiz isteme hakkı saklı tutulmamış olsa bile, davacı, faiz alacağından zımnî olarak feragat etmiş sayılmaz; daha sonra faiz için ayrı bir dava açabilir.

5. DİLEKÇEDE KISMİ DAVA İBARESİNİN BULUNMAMASI
Konuyla ilgili olarak öğretide KURU/ARSLAN/YILMAZ, davacı alacağın yalnız bir kısmı için dava ettiğini bildirmemiş veya fazlaya ilişkin haklarını belirtmemiş ise artık davayı kısmi dava değil, tam dava olarak saymak gerekeceğini, kısmi dava olarak açılan davanın tamamen kabulüne karar verilmişse de, bu hükmün, açılacak ek davada kesin delil niteliğinde olacağını ileri sürmektedir. PEKCANITEZ’in, alacağını talep ederken açtığı davanın kısmi dava olduğunu belirtmeyen davacı, bu davadaki hükmün kesinleşmesinden sonra alacağın geri kalan kısmını kesin hüküm engeli nedeniyle dava edemeyeceği görüşü, Yargıtay tarafından da benimsenmiştir.
AKİL ve TANRIVER’e göre ise, açılan kısmi dava ister açık ister örtülü olsun, davacıyı kısmi dava açtığına açıklamaya zorlayan bir hüküm olmadığı gerekçesiyle kesin hükmün varlığını, ileride ek dava açılmasına engel olmayacaktır. Dava konusu yapılmayan kısım, sonradan ayrı bir dava konusu yapıldığında, derdestlik itirazı veya ilk davadaki hüküm kesinleşse dahi kesin hüküm itirazı yapılamayacaktır. Ancak ilk davada verilen karar; kesin hüküm veya kesin delil teşkil etmese de, uygulamada, tarafları ve sebepleri aynı olduğundan karar verilirken ikinci mahkeme tarafından dikkate alınması kuvvetle muhtemeldir. Birden fazla kısmi davanın aynı anda açılmasında ise kural olarak davacının hukuki yararının olmadığı kabul edilir. Yalnızca davacının önceki derdest davasında, ıslah hakkını tüketmesi halinde, ek dava açmada hukuki yararı olduğu kabul edilir.

III. BÖLÜM
BELİRSİZ ALACAK DAVASI İLE KISMİ DAVANIN
KARŞILAŞTIRILMASI


1. ALACAK TÜRÜ BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA

Belirsiz alacak davası, sadece para alacakları için söz konusu olur. Konusu para olmayan eda davaları için belirsiz alacak davası açılamaz.
Kısmi davada böyle bir şart yoktur. Para alacaklarının bölünebilir nitelikte olması dolayısıyla, likit (belirli) para alacaklarının kısmi davaya konu olması tabiidir. Bunun yanında, para alacakları haricindeki alacaklar için de kısmi dava açılabilmektedir.

2. TALEP SONUCU BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA
Belirsiz alacak davasında davacının dava açtığı sırada gösterdiği değer geçicidir. Bu sebeple; (i) alacak tutarının belirlenmesinin ancak davalının mahkemeye bilgi vermesinden sonra belirlenebildiği durumlarda, (ii) alacak tutarının ancak yargılamanın tahkikat aşamasından sonra belirlenebildiği durumlarda, (iii) alacak tutarının hakim tarafından takdir edileceği durumlarda HMK 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının açılması söz konusu olacaktır. Dilekçedeki talep miktarının, bu aşamalardan sonra artık belirli hale gelen alacak miktarına tamamlanması esastır.
Kısmi davada, çoğu zaman dava açıldığı sırada dava değeri belirlidir. Kısmi dava ile talep edeceği alacak miktarının tamamını bilen veya belirleyebilen alacaklıya, bu alacağın bir kısmını talep edebilme imkânı verilmiştir. Islah yoluyla bu talep miktarı arttırılabilse de, esas olan dilekçedeki talep miktarının dava konusu olarak kalmasıdır.

3. TALEBİN BELİRLENMESİ BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA
Belirsiz alacak davasında; davacının, davayı belirleyebildiği miktar ile açma zorunluluğu bulunmaktadır. Başka bir deyişle, belirsiz alacak davasında alacaklı, dava dilekçesinde gösterdiği geçici dava değerini dilediği gibi belirleyememekte ve davanın açıldığı ana kadar belirleyebildiği alacağının miktarını veya değerini, geçici değer veya miktar olarak göstermek zorundadır. Bu koşulun istisnasını kısmi eda külli tespit davası niteliğindeki belirsiz alacak davası oluşturmaktadır. Bu belirsiz alacak davası türünde, alacaklının farazi bir talep miktarı ile dava açması mümkündür.
Kısmi davada böyle bir zorunluluk söz konusu olmamaktadır. Bu dava türünde alacaklı, talep sonucunu dürüstlük kuralına uygun olmak şartıyla, dilediği gibi belirleyebilmektedir.

4. HÜKMÜN TÜM ALACAĞA ETKİSİ BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA
Belirsiz alacak davasında amaç alacağın tamamına ilişkin bir hüküm kurdurmak olup, karar sonucu da alacağın tamamına ilişkin hüküm ve sonuçlar doğurmaktadır.
Kısmi davadaki karar, alacağın tamamı için değil, yalnızca dava edilen kısmı bakımından hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır.

5. TALEP MİKTARINI ARTTIRABİLME BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA
Belirsiz alacak davasının açılmış olması halinde; alacaklı, iddianın genişletilmesi yasağına takılmaksızın ve ıslaha başvurmasına gerek olmaksızın dava açtığı sırada belirttiği talebini bir dilekçe ile artırabilecektir.
Kısmi davada ise davacının, karşı tarafın muvafakat etmesi hali dışında, bir defaya mahsus olarak ıslah yoluyla talep miktarını arttırma olanağı vardır.

6. FAİZ BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA
Eda davası niteliğindeki belirsiz alacak davasında, ileride belirlenecek bakiye alacak miktarın temerrüt faizi, alacağın tamamı için temerrüt varsa temerrüt tarihinden, yoksa dava tarihinden itibaren faiz yürütülebilecektir. Diğer bir söyleyişle, davacının geçici talebini aşan kısım için de (alacağın tamamı için), dava açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilecektir. Bunun için davacının talebi koşuldur.
Kısmi eda külli tespit davasında, davaya konu edilen miktar bakımından faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmının sadece tespiti istenmiş olması durumunda, belirlenen bakiye alacak miktarının ilerde talep edildiği tarihten itibaren faize karar verilmelidir.
Yahut alacağın kalan kalan kısmının tespiti ile birlikte tahsili talep edilmesi durumunda, talep artırım dilekçesi ile talep edilen alacaklar yönünden sözü edilen dilekçenin mahkemeye verildiği tarihten itibaren faiz yürütülecektir.
Kısmi dava açılırken talep edilen faiz ise, yalnızca kısmi talep açısından işleyecektir. Dolayısıyla kısmi davada, talep konusunun geri kalan kısmı karşı tarafın muvafakati veya ıslah yoluyla artırıldığında, artırılan kısım için faiz istemi halinde, borçlu önceden temerrüde düşürülmemişse talep konusunun artırıldığı tarihten itibaren faiz talep edilebilecektir.
Haksız fiil ve borçlunun kötü niyetli olduğu sebepsiz zenginleşme davalarında Türk Borçlar Kanunu 117/2. maddesindeki açık hüküm gereğince; belirsiz alacak davalarında ve kısmi davalarda haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmenin doğduğu tarihten itibaren faiz istenebilecektir.

7. ZAMANAŞIMI BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA
Belirsiz alacak davasının açılmasıyla, alacaklının alacağının tamamı için hak düşürücü süre ve zamanaşımı kesilecektir. Bu dava türünde zamanaşımı yalnızca davaya konu geçici talep miktarı için değil, sonradan artırılacak olan alacak da dâhil olmak üzere tüm alacak için kesilmektedir. Bu sebeple belirsiz alacak davası, hak düşürücü süre ve zamanaşımı bakımından, davacıyı koruyucu bir nitelik taşımaktadır.
Alacaklının kısmi dava açmış olması halinde sadece kısmi olarak talep edilen alacak için hak düşürücü süre ve zamanaşımı kesilecektir. Daha sonra ıslah ile artırılan alacak miktarı bakımından ise bu süreler işlemeye devam edecek ve borçlu tarafından ileri sürülen zamanaşımı iddiası dikkate alınabilecektir.

8. UYGULAMA ALANLARI BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRMA
Belirsiz alacak davasının açılabildiği durumlarda kısmi dava da açılabilmektedir. Ancak, kısmi davanın açılabildiği her durumda belirsiz alacak davası açılamamaktadır.
Kısmi davanın uygulama alanı özellikle HMK m. 109/2’nin yürürlükten kaldırılmasıyla daha da genişlemiş olup, belirsiz alacak davasının uygulama alanından daha geniştir. Zira, belirsiz alacak davası sadece davanın açıldığı anda alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenememesi halinde söz konusu olabilmekte iken, kısmi davanın açılabilmesi (HMK m. 109/2’nin de kaldırılmasıyla) sadece dürüstlük kuralına aykırı olmama şartına bağlıdır. Söz konusu madde hükmü yürürlükten kaldırılmadan önce talep konusunun miktarının, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğu hallerde kısmi dava açılamamaktaydı. Artık kısmi dava, dava konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belirli olduğu hallerde de açılabilmektedir.

ANAHTAR KELİMELER: Belirsiz Alacak Davası, Kısmi Dava, Belirsiz Alacak Davası ile Kısmi Davanın Karşılaştırılması ve Farkları, Manevi Tazminat Talebi, Faiz

KAYNAKÇA
Yargıtay HGK., E.2015/22-1052 K.2015/1612 T.17.6.2015 sy. k.
PEKCANITEZ, ATALAY, ÖZEKES: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6. Baskı, Ankara 2018. (Ders Kitabı)
KURU: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2015. (Ders Kitabı)
Aybüke BASIM: Kısmi Dava, Belirsiz Alacak Davası Ve Manevi Tazminat Taleplerinin Bu Davalara Konu Olup Olamayacağı Sorunu, Ankara Üni. Hukuk Fak. Dergisi, 4 - 2016
Av. Erkan KORKMAZ: İş Hukukunda Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Dava, Ankara Barosu Dergisi, 1 - 2016
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Belirsiz Alacak Davası Ve Kısmi Davanın Karşılaştırılması" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Stj. Av. Turan Gündönmez'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
27-11-2020 - 15:49
(58 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
501
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 saat 42 dakika 42 saniye önce.
* Ortalama Günde 8,49 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 33970, Kelime Sayısı : 4188, Boyut : 33,17 Kb.
* 2 kez indirildi.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 2139
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,04489398 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.