Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Sağlık Hizmeti Sunumunda Dil Engeli Ve Hasta Hakkı Olarak Tercümandan Yararlanma Hakkı

Yazan : Yrd. Doç. Dr. Özge Yücel [Yazarla İletişim]
Öğretim Üyesi

Makale Özeti
Çalışmamızda sağlık hizmetinde dil engelinin anlamı, sebepleri ve dilsel erişilebilirliğin sağlık hakkı ve hasta hakları bağlamındaki önemi ortaya koyulmuştur. Dil engeli hastanın sağlık çalışanlarıyla iletişim yetersizliği ile ilgilidir, başlıca sebepleri fiziksel engeller ve turizm, göç ya da dilsel azınlığa mensup olma sebebiyle kullanılan dilde yetkin olmamaktır. Dil engeliyle karşılaşan kişilere Türkiye’de yasal olarak güvence altına alınmış bir şekilde tercümana erişme hakkı tanınmadığından, hastaların sağlık hizmetine erişim ve sağlıklı yaşama hakkı yanında özerklik, mahremiyet ve aydınlatılmış onam hakları ihlal edilmiş olmaktadır. Konuya ilişkin öneriler, uluslararası sözleşmeler ile farklı ülkelerdeki düzenlemelerin incelemesi ile ulaşılan bilgiler ışığında ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Yazarın Notu
Makale, Terazi Hukuk Dergisinin Cilt 12, Sayı 129, Mayıs 2017 sayısında 50-65. sayfalarında yayımlanmıştır. Atıfların dergiye yapılması gerekmektedir. Atıf Şekli: Yücel, Özge, "Sağlık Hizmeti Sunumunda Dil Engeli ve Hasta Hakkı Olarak Tercümandan Yararlanma Hakkı", Terazi Hukuk Dergisi, Cilt 12, Sayı 129, 2017, 50-65.

SAĞLIK HİZMETİ SUNUMUNDA DİL ENGELİ VE HASTA HAKKI OLARAK TERCÜMANDAN YARARLANMA HAKKI
LANGUAGE BARRIERS IN HEALTH CARE SERVICE AND THE RIGHT TO AN INTERPRETER AS A RIGHT OF PATIENT

Abstract: In this paper, meaning of language barriers in health care, significance of linguistic accessibility in terms of right to health and rights of patients are discussed. Language barriers are relevant to inability to communicate with health professionals. Physical disabilities, migration, belonging to linguistic minorities or tourism consists main reasons of language barriers. In Turkey, since there is no legal guarantee for the right to an interpreter, right to access health care, right to health, also right to privacy, autonomy, informed consent have been violated. Recommendations about this subject are suggested by analyzing international conventions and domestic regulations in various countries.

I- SAĞLIK HİZMETİ SUNUMUNDA DİL ENGELİNİN ANLAMI VE NEDENLERİ
A- SAĞLIK HİZMETİ SUNUMUNDA DİL ENGELİ VE DİLSEL ERİŞİLEBİLİRLİĞİN ANLAMI
Dil engeli, İngilizce literatürde geçen “language barriers” kavramına denk düşmektedir.[1] Dilbilimciler, dil yeterliliği ile iletişim yeterliliğinin birbirinden farklı olduğuna işaret ederek iletişim yeterliliğinin dilbilimi açısından doğru kurulmuş ifadeler arasından kendi durumuna uygun düşen ve belirli bir durumdaki sosyal normları yansıtabilen ifadeyi seçebilme yeteneğini gerektirdiğini belirtmektedir.[2] İletişim yeterliliğine sahip olmayan kişilerin sıklıkla literatürde kullanıldığı şekliyle dil engeliyle karşılaştığı görülmektedir. Bunun aşağıda ele alınacağı gibi farklı sebepleri bulunmaktadır. Avrupa Hasta Hakları Şartının 5’inci maddesinde kullanılan, “hastanın dilsel özellikleri” ifadesi,[3] tüm iletişim engellerini kapsaması bakımından isabetlidir, ancak soruna yeterince vurgu yapmaması sebebiyle çalışmamızda dil engeli ve dilsel erişilebilirlik kavramları kullanılacaktır. Dil engelinin tıbbi hizmet sunumundaki anlamı sağlık hizmetlerinde meydana getirdiği eşitsizliktir.[4] Sağlık eşitsizliğinden zarar gören bireyler için özel önlemlere başvurulmaması, onlar aleyhine ayırımcılık sonucunu doğurabilmektedir. Dilsel erişilebilirlik bu ayırımcılığın önlenmesi ve ortadan kaldırılması için alınacak önlemlerde izlenecek hedefi ortaya koymak üzere ileri sürdüğümüz bir kavramdır. Bununla, sağlık hakkına ilişkin BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesinin 14 no.lu Genel Yorumunda açıklanan ölçütlerden erişilebilirlik ölçütüne gönderme yapılmaktadır. Çalışmamızda, özellikle tercümandan yararlanma hakkı üzerinde durulmakla birlikte, farklı medya araçları yoluyla her tür bilgi metnine ulaşma hakkı da dilsel erişilebilirliğin kapsamındadır.
Dil engelinin haklara etkilerini aşağıda incelemeye geçmeden önce, tıbbın uygulanmasında fiili olarak hangi aksaklıklara ve sorunlara yol açtığına ve böylelikle haklarla ilişkisinden önce meydana getirdiği ilk sonuçlara göz atmakta yarar bulunmaktadır. Bu sorunları beş kategoride topladığımızda bunlar; tıbbi bakım hizmetine başvurulamaması veya önleyici hizmetlerin verilememesi[5], hastanın külfetlerini yerine getirememesi, tıbbi hatalı uygulamalar, gereksiz müdahaleler ve hasta psikolojisine etkileri[6] şeklinde sıralanabilir. Bu kategorilere giren sorunlar[7] Tablo-1’de sıralanmaktadır.
Tablo-1: Dil Engelinin Hasta-Hekim İlişkisinde Yarattığı Sorunlar
Tıbbi Bakım Hizmetine Başvurulamaması veya Verilememesi
Muayeneye Başvurmaktan Çekinme,
Önleyici Tıbbi Müdahalelere Başvurulmasında Güçlükler,
Tıbben Gerektiği Halde İşlem Sonrası Kontrollerin Yapılmaması,
Hastanın Külfetlerini Yerine Getirememesi
Öykü Alınamaması Sebebiyle Tanının Koyulamaması
İlacı Yanlış Dozda Kullanma,
Tetkikler ve Tedavi İçin Hastanın İşbirliği Yapamaması
Tıbbi Hatalı Uygulamalar
Tanının Koyulamaması, Özellikle Psikiyatrik Tanıda Hata,
Onamın Eksikliği,
Ağır, Ciddi Tıbbi Uygulama Hataları,
Beslenme ve Egzersiz Danışmanlığı Yapılamaması,
Kanser Hastalarında Ağrı ve Acıların Giderilememesi
Gereksiz Müdahaleler
Hastaneye Gereksiz Kabul İşlemleri ve Gereksiz Tedavi İşlemleri,
Tanı Tetkiklerinin Gereksiz Yere Fazla ve Pahalı Yapılması
Hasta Psikolojisine Etkileri
Hekimden ve Müdahalelerinden Memnuniyetsizlik,
Ayırımcılık Duygusu


B- GÖRME, İŞİTME VEYA KONUŞMA ENGELLİLİĞİ
Engelliliğin sağlık hizmetlerine erişimdeki etkisini açıklamadan önce Türkiye’nin taraf olduğu ve 3.12.2008 tarihli ve 5825 sayılı Kanunla onaylanarak yürürlüğe giren BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin hükümleri incelenmelidir.[8] Sözleşmenin ilk maddesinin ikinci fıkrasına göre engelli, “diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri” kapsayan bir kavramdır. Görme, işitme veya konuşma engeli bulunan bireylerin iletişim becerilerinin geliştirilmesi konusunda Sözleşmenin 24’üncü maddesinin üçüncü bendinde taraf devletlere bazı yükümlülükler yüklenmektedir:
“(a) Braille ve diğer biçimlerdeki yazıların okunmasının öğrenilmesi, beden dilinin ve alternatif iletişim araçları ve biçimleri ile yeni çevreye alışma ve bu çevrede hareket etme becerilerinin öğrenilmesi, akran desteği ve rehberlik hizmetlerinin kolaylaştırılması;
(b) İşaret dilinin öğrenilmesine, işitme ve konuşma engellilerin dilsel kimliğinin gelişimine yardımcı olunması;
(c) Görme, işitme veya hem görme hem işitme-konuşma engellilerin özellikle çocukların eğitiminin en uygun dille, iletişim araç ve biçimleriyle, onların akademik ve sosyal gelişimini artırıcı ortamlarda sunulmasının sağlanması.”
Engellilerin sağlık hizmetine erişimde karşılaşabileceği dil engeli, duyusal engeller bakımından gündeme gelecektir. Diğer bir ifadeyle görme, işitme veya konuşma engeli bulunan hastalar yönünden tercümana ulaşma ihtiyacı meydana gelebilir. Görme engelli olan bireyler, eğer aynı zamanda işitme veya konuşma engelli değilse, yani işitsel olarak iletişim engeli bulunmuyorsa sağlık hizmetlerinde dil engeliyle esas itibarıyla karşılaşmayacaktır. Yani hekimi veya diğer sağlık çalışanlarını anlayabilir ve onlara kendini ifade edebilir, böylelikle aydınlatılma, sağlık çalışanını tanıma, seçme, değiştirme hakkını kullanabilir ve tedaviye onam hakkını kullanabilir. Buna karşılık, onamın yazılı olarak alınması gereken durumlarda görme engelli hastanın onam formundaki bilgileri edindiğinden emin olmak ve imzasını ya da imza yerine geçen işareti kullanmasını sağlamak gerekmektedir. Böylelikle kısmen de olsa görme engelliler için dil engeli ortaya çıkabilmektedir. Bu engelin aşılması için, görme engellilerin okuyabildiği Braille alfabesinde formların ve bilgilendirici metinlerin hazırlanması gerekmektedir.[9]
İşitme veya konuşma engelli olan bireyler için dil engeli belirgin biçimde kendini göstermektedir. Çünkü sağlık çalışanları ile hasta arasındaki iletişim genellikle en etkili biçimde sözlü olarak kurulabilir. Fakat sağlık çalışanları işaret dilini genellikle bilmediğinden hastayla iletişim kuramaz.[10] Hastanın okuma-yazma bildiği varsayılırsa birbirlerine yazı yazarak anlaşmaya çalışabilecekleri düşünülse de bu iletişimin fazlasıyla gecikmesine ve etkinliğini sağlayamamasına yol açabilir. İletişimdeki gecikme tıbbi hizmetlerde sağlığın daha çok bozulmasına veya yaşam kaybına yol açabilir. Hastanın okuma-yazma bilmemesi durumunda ise işaret diliyle anlaşmak dışında bir yol kalmamaktadır. Bu nedenle sağlık çalışanlarının işaret dilini öğrenmeye teşvik edilmesi yanında, hastaların sağlık hizmetine erişimini güvence altına alabilmek için işaret dilini bilen tercümana erişim sağlanması gerekmektedir.[11] Bu noktada engelli bireylerin erişilebilirliğe ilişkin haklarının temelinde bağımsız ve özerk yaşamalarını temin etme ilkesinin bulunduğu hatırlatılmalıdır. BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin 9’uncu maddesinin ilk fıkrası bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sağlık hizmetlerinde tercümana ulaşma ihtiyacı hastanın aydınlatılması ve bu koşulla kendisinden onam alınabilmesi için vazgeçilmez niteliktedir. Bu konuda gerekli önlemlerin alınması için Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin 25’inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi hükmünde şu düzenlemeye yer verilmiştir: Taraf devletler “sağlık profesyonellerinin engellilere sunduğu tıbbi bakımın diğer bireylere sundukları bakımla aynı kalitede olmasını ve bu bakımın hastaların bağımsız ve aydınlatılmış onaylarına dayanmasını sağlamak amacıyla diğer tedbirlerin yanı sıra eğitim vererek, kamu kurumları ile özel kurumlar tarafından sunulan sağlık bakımının etik standartlarını yayımlayarak engellilerin insan hakları, onuru, özerkliği ve ihtiyaçları hakkında bilinç yaratır”. 1.7.2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunda, bu konuda herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Bununla birlikte, Yasanın üçüncü maddesinin (b) bendindeki dolaylı ayırımcılık tanımı, engelliler için sağlık hizmetlerinde dil engelinin aşılmamasının dolaylı ayrımcılık anlamına geldiğini göstermektedir: “Görünüşte ayrımcı olmayan her türlü eylem, işlem ve uygulamalar sonucunda engelliliğe dayalı ayrımcılık temeliyle bağlantılı olarak, engellinin hak ve özgürlüklerden yararlanması bakımından nesnel olarak haklılaştırılamayan dezavantajlı bir konuma sokulması”. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 24’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hükme göre; “Sağlık kurum ve kuruluşları tarafından engellilerin durumuna uygun bilgilendirme yapılmasına ve rıza alınmasına yönelik gerekli tedbirler alınır.” Fakat bu tedbirlerin ne olduğu konusunda ve uygulamaya geçirilmesinin denetimi konusunda somut bir düzenlemeye rastlanmamaktadır.
Türkiye BM Sözleşmesine yukarıda açıklandığı gibi taraf olduğundan ve iç hukukuna göre yürürlüğe girmiş bulunduğundan, dil engelinin sağlık hizmetlerinde aşılması için “diğer tedbirlerin yanında eğitim verme” yükümlülüğü altındadır. Eğitimle, hem işaret dilinin kullanılması konusunda engellilere ve sağlık çalışanlarına eğitim verilmesi[12] hem de bilinç yaratılması kast edilmektedir. Diğer tedbirler ifadesiyle de, engellilerin ayrımcılığa uğramadan hasta haklarından yararlanabilmesi için her tür hizmete ve tabii ki bu bağlamda tercümana gecikmeksizin ve ücretsiz biçimde erişme hakkının sağlanması gerekmektedir. Bunun için de, sadece birkaç hastanede işaret dili eğitiminin verilmesi ya da birkaç işaret dili tercümanının istihdamı yeterli değildir, tüm sağlık kurumlarında bilgiye erişim ve hekimle iletişim için engellerin ortadan kaldırılması sağlanmalıdır.
C- GÖÇMENLİK VEYA ETNİK KÖKEN SEBEBİYLE DİLSEL AZINLIĞA MENSUP OLMA
Birleşmiş Milletlerce 1993’te ilan edilen Ulusal veya Etnik, Dinsel veya Dilsel Azınlıkların Korunmasına Dair Bildirinin dördüncü maddesinin ilk paragrafına göre; “Devletler gerektiği takdirde, azınlıklara mensup olan kişilerin bütün insan haklarını ve temel özgürlükleri hiç bir ayrımcılığa maruz kalmadan tam ve etkili bir biçimde ve hukuk önünde tam bir eşitlik içinde kullanabilmelerini sağlayacak tedbirler alır”.[13] BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 26’ncı maddesi de, yasaların her bağlamda ayrımcılığa karşı eşit ve etkili korumayı temin edeceğini öngörmektedir. Sözleşmenin 27’nci maddesinde ise dilsel azınlıkların kendi dillerini kullanma hakkından yoksun bırakılamayacağından söz edilmektedir.
Türkiye’nin 2004 yılında taraf olduğu Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmenin 28’inci maddesine göre; “Göçmen işçiler ve aile fertleri, yaşamlarının korunması veya sağlık yönünden düzeltilmesi mümkün olmayan bir zararın önlenmesi için gerekli olan her türlü tıbbi bakım görme hakkına, ilgili Devletin vatandaşlarına yapılan uygulamaya eşit olarak sahiptirler”.[14]Sözleşmenin 70’inci maddesi de taraf devletlere, kendi vatandaşlarına uyguladığı önlemlerden daha olumsuz olmamak üzere, düzenli durumdaki göçmen işçilerin ve aile fertlerinin çalışma ve hayat şartlarının uygunluk, güvenlik ve sağlık standartları ile insanlık onuru ilkelerine uygun olması için önlem alma yükümlülüğü yüklediğinden göçmenlere sağlık hizmetlerinde dilsel erişilebilirlik sağlamak da devletlerin yükümlülüğüdür. Bu konuda Türkiye’nin taraf olduğu bir diğer sözleşme de, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmedir.[15] Sözleşmenin m. 5/e/iv hükmüne göre taraf devletler, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken ayrımı yapmaksızın, sağlık, tedavi, sosyal güvenlik ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkından yararlanmada herkesin kanun önünde eşitlik hakkını garanti altına almak yükümlülüğünü üstlenirler. Sağlık hizmetlerinde dil engeliyle karşılaşan kimselerin ayırımcılığa uğramaması için devletin tedbir almak zorunda olduğu, diğer bir ifadeyle, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.[16]
Türkiye’de dilsel azınlığa mensup olan, yani Türkçesi yetersiz olan kişiler ya göçmendir ya da yerli olmakla birlikte anadili farklıdır ve Türkçeyi konuşma ve anlama becerileri, ya hiç yoktur ya da yetersizdir. Göçmenler içinde, oturmak veya çalışmak amacıyla gelen ve izinli ya da izinsiz olarak Türkiye’de kalmaya devam eden düzenli ve düzensiz göçmenler yanında uluslararası koruma başvurusunda bulunan veya bu korumadan yararlanan mülteciler, şartlı mülteciler ve ikincil koruma statüsündeki yabancılar bulunmaktadır. Sözü edilen hukuksal statüler 4.4.2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 3’üncü maddesinde tanımlanmaktadır. Türkiye’de şu anda uluslararası korumadan yararlanan kişilerin büyük çoğunluğunu Suriyeliler oluşturmaktadır.[17] Çoğunluğu Arapça konuşan ve Türkçe bilmeyen Suriyeliler yanında Kürtçe, Farsça, Rusça konuşan göçmenler de bulunmaktadır. Göçmenler dil bilmemenin yanında yabancısı olduğu toplum düzenini, hukuk kurallarını ve hizmet işleyişini de bilmemektedir, sağlık okur-yazarlığından uzak olduklarından[18] kendilerini salgın ve bulaşıcı hastalıklardan korumak için gerekli bilgileri edinme olanağından da yoksundur.[19]
Dilsel azınlığa mensup olan diğer grup ise Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olup anadili Türkçe olmayan ve Türkçeyi yetkin kullanamayan kişilerdir. Özellikle okuma-yazma bilmeyen ve anadili Kürtçe olan kişiler bu bağlamda örnek gösterilebilir. Hatta anadili Türkçe olan, fakat okuma-yazma bilmeyen kişilerin de aydınlatılmış onam formlarını okuma, anlama ve kabul etme olanağından mahrum oldukları için kısmen de olsa dil engeliyle karşı karşıya bulundukları söylenebilir. 2016 yılında açıklanan verilere göre Türkiye’de en az 7 milyon kişinin okuma-yazma bilmediği[20] dikkate alındığında sorunun toplumsal düzeyde önemsiz olmadığı görülecektir. Ülkede yaşayan kişilerin Türkçe öğrenebilmesi için devletin gerekli olanakları sağlaması yanında, herhangi bir sebeple Türkçeyi yetkin kullanamayan kişilere sağlık hizmetinin sunulabilmesi için tercümana erişme olanağı sağlanmalıdır.[21] Hangi dillerde tercümanlık hizmetinin sağlanacağı konusunda nüfus verilerine göre tespit yapılmalı ve yurttaş-yabancı gibi bir ayırım gözetilmeden, dil engeliyle karşılaşan her birey için hizmet sunulmalıdır.
Dil engeli ve tercümana ulaşma hakkına ilişkin bir düzenlemeye 22.10.2014 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Geçici Koruma Yönetmeliğinde rastlanmaktadır. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa dayanarak çıkarılan Yönetmeliğin 31’inci maddesi şu hükmü içermektedir: “Bu Yönetmelik kapsamındaki iş ve işlemlerde, yabancıyla tercüman olmaksızın istenilen düzeyde iletişim kurulamadığında tercümanlık hizmetleri ücretsiz olarak sağlanır.” Ücretsiz olarak tercümana ulaşma hakkının fiilen ne ölçüde tanınabildiği, nasıl uygulamaya geçirildiği hakkında yeterli bilgi edinilememektedir. İstanbul’da Suriyelilerin yoğun yaşadığı yerlerde birkaç sağlık biriminde Arapça hizmet verildiği ifade edilmekte ise de bu kliniklerin devlete ait olup olmadığı ve sağlık hizmetlerini ve bu arada tercümanlık hizmetini ücretsiz olarak verip vermediği bilinmemektedir.[22] Ayrıca belirtmek gerekir ki söz konusu isabetli düzenleme, sadece uluslararası korumadan yararlanan kişiler için getirilmiş olup yurttaşlar için geçerli değildir.
D- SAĞLIK TURİZMİ
Küreselleşmenin bir sonucu olarak ve ayrıca insanlar üzerinde önleme, koruma, teşhis, tedavi etme amaçlarından biriyle girişilen tıbbi müdahalelere ilişkin teknolojilerin belirli ülkelerde son derece hızlı biçimde geliştirilmesi sebebiyle ya da kendi ülkesinde izin verilmemesi sebebiyle yerleşim yeri olan ya da yurttaşı olduğu ülkenin dışında başka bir ülkeye giriş yapılmaktadır. Bunun sonucunda öngörülen bir dil engeli ortaya çıkmaktadır.
Sağlık turizmine açılan, bu yönde politikalar oluşturan sağlık kuruluşları en çok talep edilen dillerde veya sadece İngilizce gibi en yaygın konuşulan bir dilde tercüman istihdam ederek soruna çözüm getirmeyi hedeflemektedir.[23] Buradaki yaklaşım, ticari yaşamdaki talebe karşılık uygun bir arz sağlamaktır, dolayısıyla müşteri memnuniyeti, rekabetçi piyasa koşullarına uyum sağlama gibi hedefler ön plandadır. Hasta, müşteri olarak görüldüğünde, sağlanan hizmet de hakkın gereği olmayacak, sözleşmenin gereği olarak kabul edilebilecektir. Sözleşmenin gereği sağlanan tercümanlık hizmetinin kalitesindeki eksiklik bir tüketici sorunudur; oysaki hakkın gereği sunulan tercümanlık hizmetinin kalitesindeki eksiklik, nihai olarak devletin sorumlu tutulabileceği bir insan hakları ihlali meselesi olarak karşımıza çıkar.
Türkiye’de sağlık turizminin gelişmesiyle birlikte sağlık tercümanlığına duyulan ihtiyaç göz önünde bulundurularak Uluslararası Hasta Koordinasyon Merkezi ve Birimi ile Uluslararası Hasta Destek Hattı kurulmuştur. Bu hizmetlerin örgütlenmesini ve işleyişini düzenlemek üzere 23.07.2013 tarihli ve 25541 sayılı Bakan Onayıyla, “Sağlık Turizmi ve Turist Sağlığı Kapsamında Sunulacak Sağlık Hizmetleri Hakkında Yönerge” yürürlüğe koyulmuştur.[24] Yönergenin 6’ncı maddesine göre “(1) Türkçe bilmeyen uluslararası hastaların veya acil sağlık hizmetine ihtiyaç duyan turistlerin, 112 acil çağrı merkezlerini veya sağlık hizmeti hakkında bilgi edinmek veya hasta hakları ile ilgili şikâyetleri için 184 Sabim hattını aramaları halinde, çağrı merkezleri bu çağrıları Uluslararası Hasta Destek Hattına telekonferans ile yönlendirir. (2) Uluslararası destek hattına gelecek çağrılara cevap verecek ve danışmanlık yapacak yabancı dil bilen, yeterli sayıda sağlık personeli istihdam edilir. (3) Ülkemize yurtdışından gelen Türkçe bilmeyen kişilere, 444 47 28 numaralı uluslararası destek hattından 7 gün 24 saat İngilizce, Almanca, Arapça, Rusça, Farsça, Fransızca olmak üzere gerekli olan dillerde sağlık konularında tercümanlık ve danışmanlık hizmeti verilir. Ayrıca yaz dönemlerinde gerektiğinde gelen çağrıların yoğunluğuna göre yabancı dil bilen yeterli sayıda tercüman, ilave hizmet alımı usulü ile temin edilir.(4) Bu destek hattından, sağlık hizmeti alınan kuruluşun özel veya kamuya ait olduğuna bakılmaksızın ülkemizde bulunan tüm yabancılar yararlanabilir.” Bu düzenleme çerçevesinde yabancı dilde destek hattından, sadece turistlerin değil, tüm yabancı hastaların yararlanabileceği anlaşılmaktadır. Destek hattı aracılığıyla sağlanan tercümanlık devlet tarafından ücretsiz sunulurken, telefonla görüşme ücreti şehir içi görüşme tarifesi üzerinden hesaplanmaktadır. Onam formlarına ilişkin olarak Yönergenin 5’inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre; “Özel sağlık kuruluşları da dahil uluslararası hastaların sağlık kuruluşuna başvurularında kullanılacak, hasta rızasının alınmasına yönelik formlar asgari İngilizce olmak üzere farklı dillerde düzenlenir.” Öyle anlaşılıyor ki aslında genel olarak dilsel erişilebilirlik hakkında destek hattı ve onam formlarıyla ilgili yapılmak istenen düzenleme sağlık turizmine ilişkin bir yönergeye yerleştirilmiştir. Bu açıdan düzenlemenin sistematik olarak isabetli olmadığı açıktır.
Özel sağlık kuruluşunda sunulan tercümanlık hizmetine ilişkin olarak ise bu yönergeyle ayrıca düzenlemeler yapılmıştır. Yönergenin 12’nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre; “Özel kuruluş/sigorta, sağlık kuruluşuna getirmiş olduğu yönerge kapsamındaki hastalara sunduğu tercümanlık, danışmanlık ve destek hizmetleri için hastalardan, hastanın almış olduğu sağlık hizmetleri haricinde bir ücret talep edebilir. Bu bedel, faturada sağlık hizmetinden ayrı olarak belirtilecek olup, ayrıca sağlık kuruluşunun sağlık hizmet bedelinin ayrıntılı dökümünün, faturanın ekinde verilmesi zorunludur. Hasta veya özel sigorta, sağlık kuruluşundan sunulan tedavi bedelinin ayrıntısını talep etme hakkına sahiptir.” Yönergenin 13’üncü maddesine göre mülteciler, sığınma başvurusu sahibi ve iltica başvurusu sahibi statüsünde olanlar, sığınmacılar, vatansızlar, insan ticareti mağdurları vs., yani sağlık turisti sayılamayacak kimseler, bu yönerge kapsamındaki hükümlerin (ücretlendirme) dışındadır. Çünkü eğer bir yabancı, uluslararası korumadan yararlanıyorsa yukarıda da açıklandığı üzere ücretsiz olarak tercümana ulaşma hakkına sahip sayılmaktadır.
II- DİL ENGELİNİN SAĞLIK HAKKINA ETKİLERİ
Hasta hakları ile sağlık hakkı arasında sıkı bir bağlantı bulunmaktadır. Sağlık hakkı bireylere, devletten doğrudan veya dolaylı olarak özel ya da kamu sektöründeki hizmet sunucuları aracılığıyla sağlık hizmetlerine erişim için talep hakkı sağlarken; hasta hakları, sunulan tıbbi bakım hizmetinin insan onuruna, kişilik hakkına ve insan haklarına uygun biçimde sunulmasını isteme hakkı vermektedir. Sağlık hakkının BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesindeki düzenleme çerçevesindeki anlamı “mümkün olan en yüksek sağlık standardıdır” ve bu standardın Komitenin 14 No.lu Genel Yorumuna göre çeşitli unsurları ve ölçütleri bulunmaktadır.[25] Sağlık standardının iki belirleyici temel unsuru bulunmaktadır: altyapı hizmetleri ve tıbbi bakım hizmetleri. Her ikisi için de geçerli olmak üzere sunulan hizmetlerin sağlık hakkına uygun olduğunu ileri sürebilmenin dört temel koşulu bulunmaktadır: mevcudiyet, erişilebilirlik, kabul edilebilirlik ve kalite. Erişilebilirlik ölçütünün birbirinden farklı bileşenleri bulunmaktadır: herkes için erişilebilir olma (ayrım yapmama), bilgiye erişim, fiziksel erişim ve ekonomik erişilebilirlik.[26]
Türkiye’nin de taraf olduğu[27] Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin 1’inci maddesinin ilk fıkrasına göre; “Bu Sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak; biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkese, bütünlüklerine ve diğer hak ve temel hürriyetlerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.” Tüm insanların kimliğinin korunması ve ayrım yapılmadan haklarına saygı gösterilmesi ifadelerini içeren söz konusu düzenleme, kişilerin dilsel erişilebilirlik, yani tercümana ulaşma hakkını, kendi dilinde sağlık hizmetinden yararlanma hakkını güvence altına alan bir hükümdür. Avrupa Hasta Hakları Statüsü de devletlere, hastaların dilsel özelliklerine uygun olarak gerekli tüm bilgileri sağlama ve sağlık bakım sağlayıcılarını eğitmek, bilgi sağlayıcı materyalleri hazırlayıp dağıtmak suretiyle tüm bilgileri kolay erişilebilir kılma görevi yüklemektedir.[28]
BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin engellilerin sağlık hakkına ilişkin 25’inci maddesine göre; “Taraf Devletler engellilerin engelliliğe dayalı ayrımcılığa uğramaksızın ulaşılabilir en yüksek sağlık standardından yararlanma hakkını tanır.” BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesindeki ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına atıf yapıldığından, sağlık hakkına uygun hizmet verilip verilmediği konusunda söz konusu Sözleşmeye göre belirlenen ölçütlerin esas alınacağı sonucuna varılmaktadır. Bu ölçütlerden ayrım yapmama, fiziksel, ekonomik açıdan erişilebilir ve bilgiye erişim imkânının sağlanması, Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme m. 25’te de sayılmaktadır. Bu düzenlemeyle taraf devletlere yüklenen yükümlülükler arasında şunlar dikkat çekmektedir: “parasız veya karşılanabilir bir maliyetle sağlanan sağlık bakımı ve programlarının, engellilere diğer bireylerle aynı kapsam, kalite ve standartta sağlanması”, “sağlık hizmetlerinin kırsal alanlar dahil olmak üzere mümkün olduğu kadar kişilerin yaşadıkları yerlerin yakınına götürülmesini temin etme”, “sağlık profesyonellerinin engellilere sunduğu tıbbi bakımın diğer bireylere sundukları bakımla aynı kalitede olmasını ve bu bakımın hastaların bağımsız ve aydınlatılmış onaylarına dayanmasını sağlamak amacıyla diğer tedbirlerin yanı sıra eğitim vererek, kamu kurumları ile özel kurumlar tarafından sunulan sağlık bakımının etik standartlarını yayımlayarak engellilerin insan hakları, onuru, özerkliği ve ihtiyaçları hakkında bilinç yaratma”.
Tıbbi hizmetlerin sunumunda tercümanlıktan yararlanma hakkı, herkes için sağlık ve tıbbi bakım hizmetinin sunulabilmesi, dolayısıyla ayrımcılığın önlenmesi için zorunludur. Bu hakkın açıkça ve ayrıca yasada düzenlenmiş olmaması hakkın varlığını kabule engel değildir.[29] Çünkü AİHM içtihadında da işaret edildiği gibi, devletlerin kişilerin özgürlüklerinin korunması için pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi, gerekli önlemleri alması beklenir.[30] Bu bağlamda devletin pozitif yükümlülüğü, yaşam ve vücut bütünlüğü dil engeli sebebiyle risk altında bulunan bireyler için koruma tedbirinin alınmasında kendini göstermektedir. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, sağlık hizmetlerine erişilebilirlik bakımından devletlerin pozitif yükümlülük altında bulunduğuna açıkça işaret etmektedir.[31]
Bilgiye erişimde ya da fiziksel veya ekonomik erişilebilirlik konusunda dil engeli sebebiyle yapısal engellerle karşılaşan kişilerin sağlık hizmetine erişimde eşit haklara sahip olduğu da söylenemeyecek ve bu kişiler bakımından dolaylı ayrımcılık yapıldığı iddia edilebilecektir.[32] Bilgiye erişim, sağlık hakkı için olduğu kadar kişinin kamusal hizmetlerle ilgili ve kendisiyle ilgili her tür işlem ve davranış konusunda bir siyasal hak konusu oluşturmaktadır.[33] Bilgi edinme hakkı Anayasa ile güvence altına alınan aktif statü haklarından biridir. Özel hukuk açısından bakıldığında da kişinin kendisiyle ilgili meselelerde bilgi edinmesi, Anayasal özgürlüklerle güvence altına alınan kişilik hakkına dahil değerler arasında bulunmaktadır. Kişi kendi kaderini özgürce tayin etme hakkına sahip olduğuna göre bilgi alma, öğrenme ve bu doğrultuda kendisiyle ilgili kararları alma olanağına sahip olmak kişinin kişiliğini serbestçe koruma ve geliştirme hakkından ayrılamaz niteliktedir.
Dil engeli bulunan kişiler hizmete erişebilse bile, yeterli ve doğru iletişim kuramadığı için, sunulan hizmetin kalitesi ciddi biçimde olumsuz etkilenir. Sağlık hizmetinin kalitesi yukarıda da açıklandığı gibi, sağlık hakkının ölçütleri arasında yer aldığından öngörülen bir niteliksizlik sebebinin ortadan kaldırılmaması sağlık hakkının ihlali anlamına gelir.
III- DİL ENGELİNİN VÜCUT BÜTÜNLÜĞÜNÜN KORUNMASINA ETKİLERİ
Sağlık hizmetlerinin iki temel unsurundan birini oluşturan tıbbi bakım hizmetlerinin sunulmasında insan haklarının korunması ve kişilik hakkına saygı duyulması, hasta haklarının zeminini oluşturmaktadır. Kişinin vücut bütünlüğünün korunmasına etkili olan hasta hakları, özellikle şunlardır: tedaviyi reddetme ve durdurma hakkı, aydınlatılma hakkı, sağlık çalışanını tanıma - seçme - değiştirme hakkı ve son olarak hatalı veya gereksiz tıbbi müdahalelerden korunma hakkıyla ilişkisi. Söz konusu hakların, birbiriyle etkileşim halinde ve dolayısıyla bütün oldukları gözden kaçırılmamalıdır. Esasen tümünün amacı, hastanın özerkliğine saygı duyulmasını sağlamaktır. Özerkliğe saygı duyulabilmesinin gerektirdiği yükümlülüklere ve koşullara bağlı olarak hasta hakları somutlaştırılmaktadır.
Hastanın kişiliğini serbestçe geliştirme ve koruma hakkı, en başta vücut bütünlüğünün korunmasına ve böylece tıbbi müdahaleleri durdurma ve reddetme hakkına saygı duyulmasına bağlıdır. Bunun temelinde kişinin özel yaşamına saygı, kendi kaderini özgürce tayin etme ve irade özerkliğine saygı ilkeleri yatmaktadır. Hastanın kendi kaderini tayin edebilmesi, iradesini özgürce belirleyebilmesi için öncelikle kendi tıbbi durumu hakkında ve uygulanması düşünülen tıbbi müdahalelerin yararları ve riskleri hakkında hastanın anlayabileceği dilde aydınlatılması şarttır.[34] İrade oluşturmanın iki vazgeçilmez unsuru vardır: durumu algılayabilme (idrak edebilme) ve farklı seçenekler arasında seçim yapabilme, karar verebilme. Aydınlatılmadığı, anlayamadığı bir konuda kişinin yaptığı hiçbir seçim iradi sayılamaz. Bu nedenledir ki tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için, hastadan alınan rızanın aydınlatılmış olması aranmaktadır. Dolayısıyla, tıbbi bakım hizmetlerine erişimde dil engeline takılan ve aydınlanamayan hastaların en çok da, özerkliğine saygı ve vücut bütünlüğünün korunmasını isteme hakkı ihlal edilmiş olur.[35] Nitekim Avrupa Hasta Hakları Şartının onamla ilgili 6’ncı maddesinde yer alan hükme göre; “Sağlık bakım hizmet sağlayıcıları ve profesyoneller hastanın anlayabileceği bir dil kullanmalı ve hasta ile teknik altyapısı olmayan kişilerin anlayabileceği bir şekilde iletişim kurmalıdır”.[36] İç hukukumuzda ise 1998 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliğinin 18’inci maddesinin ilk fıkrasına göre; “Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir.” Türk Tabipleri Birliğince 1999’da yayımlanan Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26’ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre; “Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. ... Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.”[37] Aydınlatılma hakkı sağlık çalışanını tanıma, seçme ve değiştirme hakkıyla da çok sıkı biçimde bağlantılıdır. Çünkü kendisine tıbbi hizmet sunacak kişinin kimliği ve nitelikleri hakkında bilgi ve fikir sahibi olmak aydınlatılma hakkının tanınmasının bir gereğidir. Böylelikle kişi, tıbbi müdahaleyi kabul etme veya reddetme seçeneklerini değerlendirme olanağına kavuşabilir. Nitekim Roma Statüsü olarak da bilinen 2002 tarihli Avrupa Hasta Hakları Şartı (Temel Belge) özgür seçim hakkına ilişkin 7’nci maddesinde ,“Sağlık hizmeti sağlayan kuruluşların, hastalara belli bir tedaviyi uygulayabilecek olan çeşitli merkezler ve hekimler ve bunların eylemlerinin sonuçları hakkında bilgi sağlayarak bu hakkı güvence altına alma görevleri vardır. Bu kuruluşlar, bu hakkın kullanılmasını kısıtlayan her türlü engeli ortadan kaldırmak zorundadır” hükmünü öngörmektedir.[38]
Kendini ifade etmede daha rahat hissettiğini beyan ettiği dilde tıbbi hizmetten yararlanamayan bireylerle, resmi dilde kurulan iletişim kazaları sonucunda yanlış veya gereksiz tıbbi müdahalelere maruz kalmak suretiyle gereksiz acı ve ağrıdan sakınma hakkı ihlal edilmektedir.[39] Tıbbi hizmet talebinde bulunan bir kimse, olağan koşullarda yabancı dilde iletişim kurabilirken, içinde bulunduğu durumda acı çektiği için veya iyi hissetmediği için kendini yeterince iyi ifade edemeyebilir veya karşısındaki kişiyi tam olarak anlayamayabilir. Çünkü insan anadilinde olduğu kadar yabancı dilde iletişim bakımından her zaman yetenekli olmayabilir. Ama hasta yine de kısıtlı da olsa o dilde konuşabildiği için veya tercüman bulunmaması sebebiyle o dilde konuşmaya zorlandığında, hem iletişimde gereksiz gecikmeler yaşanacak hem de yanlış tanı koyulması ve yanlış tedavi önerilmesi kaçınılmaz hale gelecektir.
AİHM’e, haksız biçimde özgürlüğünden yoksun bırakıldığı gerekçesiyle işkence ve kötü muamele yasağına dayanarak başvuruda bulunan bir Belçika vatandaşı, bulundurulduğu akıl hastanesinde genellikle Fransızca iletişim kurulduğunu, ama anadilinin Flamanca olması sebebiyle kendisini yeterince iyi ifade edemediğini, bunun da tedavisinin etkililiğini olumsuz etkilediğini ileri sürmüştür.[40] Ancak Komisyon hazırladığı raporda, bu hastanede çalışanların Flamanca da konuşabildiğinden hastanın isteseydi bu dilde iletişim kurabileceğini, ayrıca dil sebebiyle bazı yanlış anlaşılmalar gerçekleştiyse bile bunun tedavi sürecini etkilemediğini belirtmiştir. Sadece Flamanca konuşulan bir kuruma naklinin kendisi için daha tercih edilir olmasına karşın, bunun tedavisinin etkililiği bakımından vazgeçilmez nitelikte olmadığına da yine raporda işaret edilmiştir.[41] Böylelikle AİHM, sağlıkta dil engeline bir davada dolaylı olarak da olsa değinmiş, ama hastanın aydınlatılmasının tedavinin etkililiği, hastanın özerkliği ve vücut bütünlüğünün korunması ile gereksiz acıdan ve ağrıdan sakınma hakkı bakımından önemini yeterince değerlendirememiştir.
IV- TERCÜMANLIK HİZMETİNİN KAMU HİZMETİ OLARAK SUNULMAMASININ SONUÇLARI
A- SAĞLIK HİZMETİNE HİÇ ERİŞEMEME VEYA GEÇ ERİŞME
Hastanın, tercümana ulaşma hakkının tanınmadığı hallerde sağlık hizmetine erişememesinin iki nedeni olabilir. Birincisi, hasta kendini ifade edemeyeceği için ve hekimi anlayamayacağı için hekime veya sağlık kurumuna başvurmaktan vazgeçer, kaçınır.[42] İkinci olasılıkta ise hekimin hastayı anlamaması ve tercüman temin edilememesi sebebiyle hekim, hastaya hizmet sunmaktan kaçınır ve hastayı geri çevirir.[43] Her iki durumda da hasta sağlık hizmetine erişememiş olur ve sağlığı bozulur, acı çekmeye devam eder ya da zaten bozulmuş olan sağlığı daha kötüleşir ve belki de hasta yaşamını kaybeder. Sonuç itibarıyla önleyici, palyatif veya tedavi amaçlı bakım hizmetlerine erişemeyen hasta nitelikli biçimde yaşama hakkından mahrum kalır.
Hastaya tercümana ulaşma hakkının kamu hizmeti olarak sunulmamasının yol açtığı diğer bir sonuç ise, hastanın kendi kendine tercüman bulmaya çalışması veya hastanenin o anda hastaya yardımcı olabilmek için tercüman arayışı içine girmesi sonucunda sağlık hizmetinin gecikmesidir. Hastanın kendi bulduğu tercüman, ya hatır için tercümandır ve aile üyelerinden veya arkadaş çevresinden seçilmiş olup ücretsiz yapmayı üstlenir ve genellikle bu konuda hiçbir deneyimi yoktur. Bu tür durumlarda hasta, dil bilen yakınının kendine vakit ayırmasını, yanına gelmesini beklemek zorunda kalır.[44] Hasta ücret karşılığında profesyonel bir tercümanla anlaşarak da başvurmuş olabilir, ama bu sağlık turizmi dışında düşük bir olasılık olarak görünmektedir. Sağlık kurumunun, anlık krizi çözmek amacıyla kendi çabalarıyla tercüman bulmaya çalışması halinde de hastanın sağlık hizmetine geç erişebileceği ortadadır.[45]
Hizmete erişim hakkı bağlamında sorulması gereken soru şudur: Hekim hastanın dilini anlamadığı için hastayı geri çevirme yetkisine sahip olabilir mi? Bunun yanıtı, hekimin veya sağlık kurumunun sözleşmeyi yapıp yapmama özgürlüğünün kapsamında ve sınırlarında aranabilir. Sözleşme yapma özgürlüğü bulunmadığında yani kanun hükmü veya dürüstlük kuralı gereği sözleşme yapma zorunluluğu bulunan hallerde hekimin hizmetten çekilme hakkının ya da yetkisinin olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Türk hukukunda sağlık hizmeti Anayasanın 56’ncı maddesi karşısında bir kamu hizmetidir. İdare ile hasta arasında kurulan hasta kabul ilişkisinin niteliği, tipik olarak kamu hizmetidir ve idare hukuku kurallarına bağlıdır.[46] Bu çerçevede idare kamu hizmetini sunmaktan kaçınamaz ve zaten ücreti ödensin ödenmesin kurulan ilişki özel hukuk kurallarına tabi bir sözleşme ilişkisi değildir.[47] Dolayısıyla, idarenin sunduğu hizmetler yönünden bireyler kamusal objektif bir hukuksal durumda sayılmaktadır[48], bu nedenle hastayı kabulden kaçınmak mümkün değildir. Fakat hekimin meşru savunma gereği, kendisine şiddet uygulayan hastaya bakmaktan çekilmeye yetkisi olduğu kabul edilmektedir.[49]
Özel sağlık kurumları ve serbest çalışan hekimler yönünden, ilke olarak sözleşme yapma özgürlüğünün bulunduğu kabul edilir; çünkü borçlar hukukuna tabi bir sözleşme ilişkisinde esas olan tarafların irade özerkliğine ve sözleşme özgürlüğüne sahip olmasıdır. Acil müdahale gerektiren durumlar için, kanun hükümleriyle, hastayı kabul etme ve gerekli müdahaleleri yapma konusunda özel sağlık kurumlarına ve kişilere yükümlülük yüklenmiştir.[50] Sözleşme yapıp yapmama özgürlüğü ve sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğü bu bağlamda kanun hükmüyle sınırlandırılmıştır, gerçi açık bir kanun hükmü olmasaydı da ahlak kuralları ve dürüstlük ilkesi gereğince, yine sözleşme yapma zorunluluğunun doğacağı ileri sürülebilirdi. Bunların dışında hasta ile hekim ya da sağlık kurumu arasındaki sözleşme ilişkisinin, 28.11.2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereğince tüketici işlemi sayılmasıyla birlikte tüketicilerin korunmasına ilişkin özel yasal düzenlemelerin uygulanması gündeme gelmiştir. Yasanın m. 3/l hükmüne göre tüketici işlemi, “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi” kapsar. Eser, vekâlet ve benzeri sözleşmelerin Yasa kapsamına dahil edilmesiyle birlikte, hekimlik ya da hastaneye kabul sözleşmesi, ister vekâlet sözleşmesi sayılsın ister vekâlet benzeri isimsiz işgörme sözleşmesi sayılsın, taraflarından biri mesleki amaçla hareket eden hekim ya da ticari amaçla hareket eden özel sağlık kurumu, diğeri ise ticari ya da mesleki olmayan amaçla hareket eden kişi, yani tüketici olduğu için tıbbın uygulanması amacıyla yapılacak sözleşmeler tüketici işlemi sayılır hale gelmiştir[51]. Sözleşme yapma özgürlüğüne Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleriyle de sınırlandırma getirildiği görülmektedir. Yasanın 6’ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre, “hizmet sağlamaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınılamaz”. Böylelikle, Yasa gereğince umumi olarak hizmet sunan veya sunduğunu duyuran hizmet sağlayıcıları, sözleşme yapıp yapmama özgürlüğüne de sözleşmenin tarafını seçme özgürlüğüne de sahip değildir. Yalnızca haklı nedenlerin varlığını ortaya koymak koşuluyla, hizmet sağlamak amacıyla sözleşme yapmaktan kaçınılabilir. Bir nedenin haklılığının takdiri TMK m. 2, yani dürüstlük ilkesine göre belirlenir. Bu bakımdan haklı nedene örnek olarak, sağlık çalışanlarına gösterilen şiddet, ücretin ödenmemesi veya hastanın tedavi için işbirliği yapmamakta direnmesi, yani külfetlerini bilerek isteyerek yerine getirmemesi gösterilebilir.
Hastanın, hekimlerin konuştuğu dilde iletişim kuramaması idare veya özel sağlık kurumları açısından hizmet sağlamaktan kaçınma konusunda haklı bir sebep sayılamayacaktır.[52] Çünkü hastaya yüklenebilir bir kusur bulunmamaktadır. Şiddet halinde ya da hastaya düşen külfetlerin yerine getirilmemesinde ise, hastaya yüklenebilir kusur söz konusudur. Hastanın kullandığı ilaçları, geçirdiği hastalıkları sorulduğunda bilinçli olarak bildirmemesi, hastanın kendi külfetini yerine getirmediği anlamına gelirken soruyu anlayamadığı ya da kendini ifade edemediği için bildirememesi, külfetin ihlali olarak yorumlanamaz. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunucusu, ister idare ister gerçek veya tüzel özel hukuk kişileri olsun dil engeli sebebiyle hastaya hizmet sunmaktan kaçınma yetkisine sahip değildir. Bununla birlikte, çeşitli sebeplerle örneğin, teknik aksaklık yüzünden tercümana erişilememesi nedeniyle hastayı kabul etmemek yalnızca zorunluluk haline dayanabilir. Zira hastanın daha büyük sağlık birimine yönlendirilmemesi hastanın sağlığını daha olumsuz etkileyebileceği için, hastanın üstün yararını korumak adına başka bir yol bulunmadığı için hizmet verilmemiş olur. Özel sağlık kurumları eliyle hizmet sunulsa bile, idare her şartta hizmete erişilebilirliği temin etmekle ve bunun için gerekli örgütlenmeyi ve denetimi yürütmekle yükümlüdür.
B- AD HOC (HATIR İÇİN) VEYA TURİSTİK TERCÜMANLARIN YANLIŞ TERCÜMESİ
Tercümanlık, doğru sözcüğü bulmaktan ziyade dinlemek ve iletilmek istenen duygu ve düşünceyi iletmeyi gerektirdiği için, tercümanlıkta sosyal ve kültürel kodlara, tabulara, duygulara ve özellikle korkulara aşina olmak, onları tanımak gereklidir.[53] Bu konuda “kanser” sözcüğü, örnek gösterilmekte ve bazı toplumlarda insan üzerinde yarattığı yıkıcı etkilerden kaçınmak amacıyla tercüme ederken “kanser” yerine farklı bir sözcüğün kullanılabileceği belirtilmektedir.[54] Bu nedenle, sağlık tercümanlığının insan doğasını anlamak ve anlatmak ile yakından ilgili olduğuna dikkat çekmek gerekir. Çünkü insanlar, psikolojik etmenlerle ya da yaş küçüklüğü sebebiyle bazen yaşadıkları acıyı tarif etmekte veya öykülerini anlaşılır biçimde anlatmakta güçlük çekebilir ve sözcükleri yerinde kullanamayabilir ve bu da yanlış tercüme edilme olasılığını artırabilir.[55]
Devlet tarafından örgütlenmiş biçimde tıbbi hizmetlerde tercümana ulaşma hakkı tanınmadığında, hastalar ya beraberinde getirdiği hatır için tercümanlardan ya da turistik amaçlara dönük profesyonel tercümanlardan yararlanmaktadır. Her iki olasılıkta da, tercümanların tıbbi terminolojiye yabancı olması sebebiyle doğru tercüme yapmaması ciddi bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır.[56] Bu risk, herhangi bir tercüme hizmetinde hayati önem taşımayabilir ve genellikle bir felakete yol açmaz. Ama tıbbi tercümede yapılabilecek ufak bir hata, yaşamın göz göre göre kaybedilmesine ya da hastalığın ağırlaşmasına yol açabileceğinden yanlış tercüme olasılığının en aza indirilmesi yaşamsal bir zorunluluktur.[57] Bu açıdan devletin tıbbi tercüme yükümlülüğünü yerine getirmemesi, insan haklarının korunmasında devletlere yüklenen pozitif yükümlülüklerin ihlali anlamına gelir.[58] Devletlere yüklenen söz konusu pozitif yükümlülükler, sağlık hizmetleri bağlamında, özellikle yaşam hakkı ile insan onuruyla bağdaşmayan muamele yasağı ile ilgili olarak gündeme gelmektedir. AİHM, tıbbi hizmetlerde kusurlar sonucunda yaşamın sona erdiği ya da kişinin sağlığını kaybettiği olaylarda, devletler aleyhine yapılan başvurular hakkında verilen kararlarda AİHS m. 2 ve m. 3’e dayanmaktadır.[59]
Tıbbi terminolojiye yabancı olan amatör veya profesyonel tercümanlar, hem hastanın kendi durumunu anlayamaması yüzünden özerkliğin ihlaline hem de gereksiz tıbbi müdahalelerden kaçınma ve hastayı en kısa sürede sağlığına kavuşturma amaçları doğrultusunda hastaya zarar vermeme prensibinin ihlal edilmesine yol açabilecektir. Hasta, içinde bulunduğu durumu ya da hekiminin önerilerini doğru anlayamadığında tıbbi müdahaleye onam verme veya bunu reddetme ya da durdurma hakkını kullanamayacak, farklı tedavi seçenekleri arasında seçim yapamayacak ve böylelikle kendi bedeni üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma olanağından, kendi kaderini tayin etme hakkından yoksun bırakılacaktır. Öte yandan hekim ya da yardımcı sağlık çalışanları, hastayı doğru anlamadığında tıbbi tanıyı yanlış koyabilir, tedavi programını yanlış belirleyebilir ve bunun sonucunda hastaya tıbben yardım etmek isterken hastanın yarar görmemesine ve dahası zarar görmesine, hatta ölümüne yol açabilir. Üstelik neden yanlış tanı ya da tedavi belirlendiğini, hasta da hekim de anlayamayabilir; çünkü tercümana güvenerek iletişim kurdukları için tercümanın doğru tercüme ettiğini varsayabilirler.[60]
Yanlış tercüme yapılmasına yol açabilecek bir diğer neden, turistik amaçlara dönük tercümanlık ile sağlık tercümanlığının amaçları ile odaklandıkları ilkelerin ve yaklaşımların birbirinden farklı olmasıdır. Turistik tercümanlıkta amaç, kişilere en hızlı biçimde çevresindeki kişilerle iletişim kurmasını ve çevresine tümüyle yabancı kalmamasını sağlamaktır. Oysaki sağlık tercümanlığında amaç, basitçe iletişim kurmaktan öte hastanın hekimi, hekimin hastayı tam, birebir, her ayrıntısıyla birlikte ve doğru biçimde anlaması ve birbirlerine kendilerini anlatabilmesidir. Bir başka ifadeyle, hastanın tam olarak aydınlanması da hekimin hastasını tam ve doğru biçimde anlaması da, hastanın tıbbi durumunun saptanabilmesi ve hastaya uygun tıbbi hizmetlerin sunulabilmesi için olmazsa olmazdır. Oysaki turistik tercümanlıkta ufak iletişim hatalarının bedeli yaşam değil, sadece bilgi eksikliği olacaktır. Bu nedenle sağlık hakkı ve hasta hakları odaklı dil desteği yaklaşımının geliştirilmesi ve bu doğrultuda tıbbi terminolojiye hâkim, hasta hakları eğitimi almış tercümanların yetiştirilmesi gerektiği[61] gibi, bu tercümanların sağlık profesyonelleriyle ekip halinde çalışabilmesi için, sağlık çalışanlarına yönelik hizmet içi eğitimlerin sürekliliği sağlanmalıdır.[62] Sağlık tercümanlığı anlayışı yerleştirilmelidir ki, dil engellerinin veya yanlış çevirinin yol açacağı insan hakları ihlallerinin önüne geçilmesi için etkili politikalar oluşturma yükümlülüğü devletlere yüklenebilsin.[63] Tercümanlık, kamu hizmeti olarak sağlık hakkının bir parçası değil de, kişilerin kendi özel meselesi olarak görüldüğü takdirde, tercümanlığın yol açacağı hataların sonuçları insan hakları ihlali olarak nitelendirilemez ve bundan dolayı devlete sorumluluk yüklenemez.
C- MAHREMİYET HAKKININ İHLALİ VEYA ŞİDDET TEHLİKESİ
Mahremiyet ihlali ya da şiddet tehlikesi ile tıbbi bakım için sunulan tercümanlık hizmeti bağlamında, özellikle ad-hoc, yani hatır için tercümanlıkta karşılaşılacaktır.[64] Kişilerin kendi beraberlerinde getirdikleri tercümanlar sıklıkla aile üyeleri ve özellikle çocuklardır. Bu nedenle, tercüman rolünü üstlenen kişiler tercümanlık yaparken hastanın şikâyetlerine, acılarına, tıbbi tanısına ve tedavi önerilerine ister istemez tanıklık eder ve öğrenir. Oysaki bu bilgiler hastaların en özel bilgileri olup sır niteliğindedir. Bir diğer ifadeyle, özel alandan bile daha dar bir alanı oluşturan gizli alana dahil bilgileri hasta dışındaki kimseler mecburiyet sebebiyle öğrenir. Böylelikle kişilerin mahremiyet hakkı, zor durumda kalmış olmaları sebebiyle ihlal edilebilecektir. Oysaki Hekimlik Meslek Etiği Kuralları m. 26/2’deki hükme göre; “Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler”. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 18’inci maddesinin altıncı fıkrasına göre ise; “Bilgilendirme uygun ortamda ve hastanın mahremiyeti korunarak yapılır”.
2010’da yapılan bir araştırmada deneyimli ve profesyonel tercümanlar yardımıyla iletişim kuran hastaların memnuniyet oranı %94 iken; ad hoc tercümanlar yardımıyla iletişim kuran hastaların memnuniyet oranının sadece %18’de kalmasının temelinde profesyonel tercüme yanında kanaatimizce mahremiyet konusunda endişe duyulmaması da bulunmaktadır.[65] Bu tezimiz karşısında, hastaların, zaten aile üyeleriyle tıbbi tanılarını paylaşmak isteyebilecekleri ileri sürülemez. Zira bu konudaki karar her zaman hastaya ait olmalıdır, hastanın karar verebilecek duruma gelmesi, yani özerkliğini koruyabilmesi için ise, öncelikle bu bilgilere en çok ilgi duyan ve öğrenmesi muhtemel olan kişilerden önce hekimi ile iletişim kurabilmeli ve aydınlatıldıktan sonra paylaşıp paylaşmama hususunda gerçekten özgür olabilmelidir.[66]
Hastanın beraberinde hatır için tercüman getirdiği durumlarda, tercümanın muayene ve tedavi sürecine dahil edilmesine hastanın açık veya örtülü biçimde gösterdiği rızanın MK m. 23 bakımından tartışmaya açık olduğu açıktır. Türk Medenî Kanununun 23’üncü maddesinin amacı, kişinin özerkliğini bir başkasına bırakmaması, kendisiyle ilgili kararlar alma gücünü, tasarruf olanağını daima kendi elinde tutabilmesidir. Bu nedenle, kişinin ehliyetlerinden, özgürlüklerinden kısmen ya da tamamen vazgeçmesi, başkasına devretmesi ve hukuka ya da ahlaka aykırı biçimde kısıtlaması mümkün değildir. Kişilik hakkının devredilemez, vazgeçilemez ve aşırı sınırlandırılamaz niteliği, kişinin bir insan olarak maddi ve manevi varlığını serbestçe geliştirebilmesini temin etmek içindir. Bu amaca aykırı düşen sözleşmeler, Türk Borçlar Kanununun 27’nci maddesi gereği, sözleşmeyi düzenleme özgürlüğünün sınırlarını ihlal eder ve geçersizlik yaptırımına tabi olur. Benzer biçimde tıbbi hizmetlerde de en kısa sürede ve masrafsız biçimde hekime derdini anlatabilmek ve tıbbi hizmet alabilmek için hasta, mahremiyetinin ihlal edilmesine rıza göstermek zorunda bırakılmaktadır.[67]
Mahremiyet hakkının ihlal edilmesiyle bağlantılı olarak ortaya çıkan bir başka ciddi sorun da şiddet tehlikesine maruz kalmaktır. Ev içi şiddetin temel sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ataerkil ideoloji olduğu göz önüne alındığında, kadın hastalar ile kız çocuk hastaları bakımından yabancı dil bilen aile yakınlarının muayene ve tedaviye dahil edilmesiyle birlikte tanık olabilecekleri her tür özel bilgi (tıbbi tanı, cinsel ilişki durumu, psikiyatri muayenesi esnasında paylaşılan sırlar gibi) şiddete davetiye çıkarabilecektir.[68] Özellikle kadın hastalıkları ve doğum polikliniği ile psikiyatri polikliniğindeki tıbbi hizmetlerde bu risk önemli ölçüde artmaktadır. Gebe olduğu öğrenilen bir kadın üzerinde doğum yapması veya yapmaması yönünde kurulabilecek baskılar ya da evlenmemiş olan bir kadının gebeliğinin ya da jinekolojik muayenesinin öğrenilmesiyle birlikte, bekaretini kaybetmesi sebebiyle kadının öldürülmesi ya da yaralanması olasılığı bu konuda örnek olarak gösterilebilir. Bunların yanında, bulaşıcı hastalıklara ilişkin tanılar da şiddet tehlikesini doğurabilecek niteliktedir. Bu bağlamda, özellikle damgalanma ve ötekileştirme sebebi oluşturabilen HIV tanısının hasta yakını tarafından bu yolla öğrenilmesi, hastaya yönelik şiddet veya ayrımcılık uygulanması yönünden tehdit oluşturur.[69]
Şiddet görme tehlikesinin bulunduğu hallerde aile üyelerinin ya da hayat arkadaşının tıbbi duruma tanıklık etmesi, kişinin kendi bedeni üzerindeki tıbbi müdahaleler konusunda karar verme özgürlüğüne müdahale riskini ciddi biçimde artırabilir. Böyle bir durumda, hasta mahremiyet hakkına saygı duyulması olanağından yoksun kaldığı gibi tedaviyi ret ya da durdurma ya da farklı tıbbi müdahaleler arasında seçim yapma olanağından, yani özerkliğin bu yönünden de yoksun kalmaktadır. Söz konusu durum, hastanın en temel hasta haklarından ve kişiliğinin dış saldırılara karşı korunması imkânından yoksun kalma riski altında olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, tercümana ulaşma hakkı bir hasta hakkı olarak devlet tarafından örgütlenmediği sürece, mahremiyet hakkının ve özerkliğin çeşitli yönlerden ihlal edilmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.
V- TIBBİ HİZMETLERDE DİLSEL ERİŞİLEBİLİRLİK HAKKINA İLİŞKİN DÜZENLEMELER VE ÖNERİLER
A- BAZI AVRUPA ÜLKELERİNDE VE ABD’DEKİ YASAL DÜZENLEMELER
ABD’de federal düzeyde bu konuda özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte, 1964 tarihli Medeni Haklar Kanununun VI. Bölümündeki düzenlemenin dilsel erişilebilirlik hakkının yasal zeminini oluşturduğu kabul edilmektedir. Bu düzenlemeye göre, ABD’de hiç kimse ırk, renk, ulusal köken sebebiyle herhangi bir hizmetten veya federal mali destek sağlanan faaliyetten, örneğin, devletin ücretsiz sunduğu sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılamaz ve bu konuda ayırımcılığa maruz bırakılamaz.[70] Dile dayalı ayrımcılığın ulusal köken ayrımcılığı olarak yorumlanmaktadır ve bu nedenle böyle bir ayrımcılık sonucunun doğmaması için dil desteğinin şart olduğu kabul edilmektedir.[71] Ayrıca ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Departmanının yayımladığı “Kültürel ve Dilsel Açıdan Uygun Hizmetlere İlişkin Ulusal Standartlar”ın 5’inci ilâ 8’inci maddelerinde “İletişim ve Dil Desteği” hakkında hükümler yer almaktadır.[72] Bu hükümler şöyle sıralanabilir: 5- İngilizcesi kısıtlı olan veya başka türlü iletişim ihtiyacı olan bireylere tüm sağlık hizmetlerine zamanında ve ücretsiz erişebilmeleri için dil desteği önerilir. 6- Tüm bireyler dil desteği hizmetlerinin sunulabilir olup olmadığı hakkında açıkça ve tercih ettikleri dilde, sözlü ve yazılı olarak bilgilendirilir. 7- Eğitimli olmayan kişilerin veya küçüklerin tercüman olarak kullanılmasının önüne geçilerek kişilerin nitelikli tercümana erişme hakkı temin edilir. 8- Bölgedeki nüfusun yaygın olarak kullandığı dillerde olmak üzere kolay anlaşılabilir basılı ve görsel-işitsel yayın malzemeleri hazırlanır.
Dil desteği konusunda en kapsamlı düzenlemeler içeren yasa, ABD’nin California eyaletinde[73] çıkarılmış olan SB 853 no.lu Tıbbi Bakım Dil Desteği Yasası olup 2003’te kabul edilmesine karşın 1 Ocak 2009’da yürürlüğe girmiştir.[74] Yasanın getirdiği en önemli hüküm, dil desteğinin hastalara sigorta şirketleri tarafından ayrıca ücret alınmadan sunulmasıdır. Bölüm 3’teki (a), (c), (d), (e) bentlerine göre, eşik (asgari) yabancı dillerin belirlenmesi ve sigortalıların etnik köken ve dil verilerinin toplanması için ihtiyaç tespiti yapılması öngörülmekte ve Bölüm 2/1’de önemli belgelerin eşik dillerine çevrilmesi şart koşulmaktadır. Bölüm 2/2-4’te hasta ile sağlık çalışanları arasındaki iletişimin tüm aşamalarında tercümana erişim hakkının zamanında, kaliteli, erişilebilir ve ücretsiz sağlanması öngörülmektedir. Ayrıca bir hasta hakkı olarak ücretsiz dil desteği hizmetlerine erişim olanağı konusunda hastaların bilgilendirilme hakkı bulunduğu (Bölüm 4/3/b/v), tercümanların verdiği hizmet ile çeviri hizmetlerinin kaliteli olması (Bölüm 2/2) teminat altına alınmaktadır.[75]
AB hukukunda 2011/24/EU no.lu direktifin gerekçesinde, engelli olan ve farklı dil engelleriyle karşılaşan AB yurttaşlarının AB üyesi ülkelerde sağlık hizmeti almalarının önündeki haksız engellerin kaldırılmasının amaçlandığı belirtilmektedir. Direktifin m. 4/2/a-b, m. 6/5 hükümleriyle, üye ülkelerde sunulan sağlık hizmetlerinin erişilebilirliği, kalitesi gibi konularda uygun araçlarla, malzemelerle engellilere bilgi verilmesi öngörülmektedir.[76] Böylelikle, açıkça tercümana ulaşma hakkından söz edilmemekle birlikte, dil engelleri AB üyesi ülkelerin yurttaşlarının medeni hak sorunlarından biri olarak değerlendirilmektedir.
1997 tarihli İzlanda Hasta Hakları Kanununun 5’inci maddesinin ilk fıkrasına göre; hastanın tıbbi durumu, önerilen tedavi, bunun niteliği, riskleri ve yararları, alternatif tedavi yöntemleri ve tedavinin reddi halinde doğacak sonuçlar, başka bir hekime veya sağlık çalışanına danışma olanağı hakkında bilgilendirilme hakkı bulunmaktadır. İkinci fıkraya göre, hastanın anlayabileceği şekilde ve koşullarda bu bilgilendirme sağlanmalıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında açıkça, dil engeline değinilmekte ve hastaya bu konuda özel bir hak tanınmaktadır: Eğer hasta İzlandaca anlamıyorsa veya işaret dili kullanıyorsa bu maddeye göre verilmesi gereken bilgilerin tercümesi sağlanır.[77]
İsveç’te Sağlık Hizmetleri Kanununda (Bölüm 3/b ve 18/b) görme ve işitme engeli bulunanlar için günlük yaşamlarında ve sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için tercümana erişim olanağı sağlanacağı öngörülmektedir.[78] Hasta (Hakları) Kanununun 1’inci Bölümünün 9’uncu paragrafında da engelli kişilere günlük yaşamlarında ve sağlık hizmetlerine erişimlerinde tercümanlık hizmeti yanında yardımcı teknolojilere erişme olanağının sunulması öngörülmektedir.[79] Ayrıca İsveç Hasta (Hakları) Kanununun “Bilgi” başlıklı 3’üncü Bölümünün 6’ncı ve 7’nci paragraflarında yer alan düzenleme, her tür dil engeli bakımından erişilebilirlik imkânının tanınması için devlete yükümlülük yüklemektedir. Buna göre “(6) Bilgi alıcının yaşı, olgunluk, tecrübe, dil kökenine (kimliğine) ve diğer bireysel koşullara uygun olmalıdır. Alıcının bilgi almak istememesi durumunda alıcının arzusuna saygı duyulmalıdır. (7) Sağlanan bilgilerin alıcı tarafından anlaşıldığından mümkün olduğu kadar emin olunmalıdır. Bilgiler yazılı olarak verilmelidir, gerekirse alıcının isteğine göre veya alıcının bireysel koşullarına göre verilmelidir.”[80] Böylece, hem dil kimliği kavramıyla dilsel-kültürel azınlığa mensup olan kişilerin sağlık hizmetine erişiminin önündeki engele dikkat çekilerek bilgilendirmenin bu doğrultuda gerekli tedbirler alınarak yapılması öngörülmüştür hem de 7’nci paragrafta alıcının bireysel koşullarına dikkat çekilerek her tür erişim engelini kapsar bir ifade kullanılmıştır. Nitekim uygulamada İsveççe konuşamayanlar için ücretsiz olarak tercüman sağlandığı ve ücretin sağlık kurumlarının bütçesinden karşılandığı ifade edilmektedir.[81] Buna dayanak olarak, sözü edilen Yasanın sağlık hizmetlerinin herkese eşitlik ve insan onuruna saygı ilkeleri çerçevesinde sunulacağı hükmü gösterilmektedir.[82]
1992 tarihli Finlandiya Hasta Hakları ve Statüsü Kanununun hastanın sağlık hizmetine erişim hakkının düzenlendiği 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre; “Hastanın anadili, bireysel gereksinimleri ve kültürü, onun bakımında ve tedavisinde mümkün olduğu kadar dikkate alınmak zorundadır.” Hastanın bilgilenme hakkının öngörüldüğü 5’inci maddeye göre hastanın sağlık durumu, tedavinin önemi, alternatif tedavi yöntemleri ve sonuçları, tedavinin uygulanması halinde tedaviye ilişkin diğer etkenler hakkında bilgilendirilmeye hakkı vardır. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasına göre sağlık çalışanları, bu bilgilendirmeyi hastanın anlayabileceği bir şekilde yapmalıdır. Eğer sağlık çalışanı hastanın kullandığı dili bilmiyorsa veya hasta işitme engelli ya da konuşma engelli olduğu için anlaşılamıyorsa, mümkün oldukça tercüme sağlanır.[83] Gerek İzlanda Yasasında gerek Finlandiya Yasasında, sadece dil engeli olan hastalara tercüme hizmeti sunulacağı belirtilmekle beraber, bu hizmetin organizasyonu ve finansmanı hakkında herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bununla birlikte bu düzenlemelerin hasta haklarına ilişkin yasada öngörülmesi, tercümana ulaşma hakkının bir insan hakkı olarak tanındığı anlamına gelmektedir. Nitekim Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç ve İsveç arasında 1981’de yapılan Nordik Dil Sözleşmesiyle,[84] söz konusu taraf devletlerin dillerini konuşan kişilerin bu ülkelerin herhangi birinde sağlık hizmetlerine kendi anadillerinde erişim hakkının teminat altına alınması için ücretsiz olarak tercüman sağlanması yükümlülüğü taraf devletlere yüklenmiştir.[85]
B- TERCÜMANDAN YARARLANMA HAKKININ TANINMASINDA UYULMASI GEREKEN İLKELER
1- MAHREMİYET (KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI) HAKKI
Tercümandan yararlanma hakkının tanınmasında, mahremiyet hakkının farklı yönleri bulunduğu görülmektedir. Hastanın bedeninin görünürlüğüne ilişkin mahremiyet yanında, hastanın tıbbi tanı ve diğer her tür özel bilgilerinin tercümana karşı korunması ve bu hususta hastanın bilgilendirilmesi gerekmektedir.[86] Tercümanlık yapmak için zorunlu olduğu ölçüde bedeni görmesine izin verilmeli, bu hususta hasta tercüman tarafından bilgilendirilmelidir. Tercümanın hasta bedenini görmesi gerekmediği durumlarda bir paravan yardımıyla muayeneye eşlik etmesi sağlanarak hasta mahremiyeti korunabilir. Mahremiyet hakkı beraberinde, hastaya imkân bulunduğunda (yani birden çok tercüman varsa) tercümanı tanıma, seçme ve değiştirme hakkını da getirmektedir. Sağlık tercümanının da bir sağlık çalışanı olması sebebiyle, hasta hakları gereği sağlık çalışanlarını ve dolayısıyla sağlık tercümanını seçme ve değiştirme hakkı bulunmaktadır. Hekimin, hastaya tıbbi tanıyı açıklamadan önce, tercüman aracılığıyla mahremiyet hakkı hususunda hastayı bilgilendirmesi doğabilecek olası uyuşmazlıkların önüne geçilmesinde yardımcı olacaktır.
Tercümanlık hizmetinin verilebilmesi için ön hazırlık olarak yapılabilen veri toplama ve işleme faaliyeti sırasında da mahremiyet hakkına saygı duyulmalıdır.[87] Bu bağlamda mahremiyetin önemi, özellikle ayrımcı tutumların ve davranışların önüne geçilmesinde kendini gösterir. Kişilere istatistik amacıyla yöneltilecek dil sorusunun yanıtının, sistemde o kişinin kimlik bilgileriyle eşleştirmeden anonim istatistik verisine dönüştürülmesi kişilerin ayrımcı uygulamalarla karşılaşma endişesinin önüne geçebilecektir. Hasta dosyasında zorunlu olarak bulunan tercümanlık kayıtlarının ve dolayısıyla dil bilgilerinin gizliliğinin korunmasına da özen gösterilmesi gerekmektedir. Tüm sağlık verilerine olduğu gibi, dil engeliyle ilgili verilere de, sadece hastanın başvurduğu sağlık çalışanı tarafından ve sadece başvurduğu anla sınırlı olarak erişilebilir olması gereklidir. Fakat Türkiye’de şu anda kullanılan sağlık veri sistemindeki bilgilere, herhangi bir hekim tarafından istenildiği zaman erişilebilir olması yönüyle hastanın mahremiyet hakkını ihlal etmektedir.
2- AYRIMCILIK YASAĞI
Tercümandan yararlanma hakkının tanınmasında ayrımcılık yasağından kast edilen, özellikle doğrudan ayrımcılığın önüne geçilmesidir. Biraz daha açmak gerekirse, dil engeline takılan bireylerin bazılarına hak tanıyıp bazılarına çeşitli sebeplerle hak tanımamak, dil engeliyle karşılaşan kişiler arasında, yani eşit durumdaki kişilere eşitsiz muamele yapmak, ayrımcılık uygulamak anlamına gelir. Bu bağlamda yurttaş ya da oturma izni olup olmadığına bakılmaksızın tüm kişilere, sırf insan olması sebebiyle, anlayabildiği dilde hizmet sunulması gerekmektedir.[88] Ülkemiz açısından bu konuda öncelikle Kürtçe konuşan yurttaşlar ve sonra da Arapça konuşan Suriyeliler bakımından ayrımcı tutumların ve politikaların izlendiği görülebilmektedir.[89] İngilizce veya Almanca konuşan turistler veya göçmenler için tercümanlık hizmetinin sunulmasında ise bu türden bir tutuma rastlanmamaktadır.[90]
Doğrudan ayrımcılığın temelinde, genellikle yabancı düşmanlığı ve nefret söylemi bulunmaktadır. Sürekli hedef gösterilen mültecilere tercümandan yararlanma hizmetinin sunulması yabancı düşmanlığı ve nefretinin etkisiyle gereksiz bir hizmet gibi yansıtılabilmektedir. Kürtçe konuşan yurttaşlar içinse, tercüman sağlamama yönündeki negatif politika, kendi dilleri yerine Türkçe konuşmaları bakımından bir baskı aygıtı olarak kullanıldığı ileri sürülebilir. Dilsel ve etnik azınlıkların eğitimi, dili konularındaki politik yaklaşımlar sağlık hizmetinin sunumunda bir yana bırakılmadığında, sağlık hizmeti talebinde bulunan bir yurttaşın hangi sebeple o sırada yeterli Türkçe konuşamadığını sorgulamak ve bu konuda çekişme içine girmek, hastanın sağlık hizmetine erişememesine ve sağlığının bozulmasına yol açar. Dolayısıyla, politik bir mesele gibi görünen bu konudaki tercihler, nihayetinde kişilerin yaşam hakkına saygı duyulup duyulmadığı sorununa dayanmaktadır.
Dil engeliyle karşılaşan bireyler arasında yapılan ayırımcılığın bir diğer boyutu engellilerin bağımsız yaşama haklarının fiilen tanınmamasına dayanmaktadır. Engellilere aile bireylerinden yardım alması yönünde dolaylı biçimde dayatmada bulunulmaktadır. Tıpkı resmi dilde konuşamayan göçmenlerde olduğu gibi, engellilere işaret dilinde sağlık hizmeti sunulması aciliyeti olmayan bir sorun gibi ele alınabilmektedir.
Münferit olarak bazı hastanelerde tercüman görevlendirilmesi, ama diğer hastanelerde bu konuda hiçbir girişimin bulunmaması, merkezi olarak bu konuda geliştirilen bir politikanın olmaması, dil desteğini güvence altına alan herhangi bir yasal düzenlemenin bulunmaması dilsel erişilebilirlik hakkının tanınmasında bireylerin ayırımcılığa uğrama riskini artıran etmenlerdir. Ayırımcılıktan uzak bir hizmet temini için dil desteğinin nasıl sağlanacağı hakkında ayrıntılı düzenlemelerin kabul edilmesi ve uygulanması gerekmektedir.
3- FİZİKSEL ERİŞİLEBİLİRLİK
Fiziksel erişilebilirlik, daha ziyade engelliler ve yaşlılar için öne çıkan bir ölçüt olmakla birlikte, esasen sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi planları doğrultusunda toplum için koruyucu-önleyici sağlık hizmetlerinin sunumunda fiziksel erişilebilirlik oldukça büyük önem taşımaktadır. Ne var ki neoliberal sağlık politikaları çerçevesinde tıbbi bakım hizmetlerinin metalaştırılması ve hizmet sunucularının tekelleştirilmesi yoluyla kapitalin tek elde toplanması ve böylelikle kârın en üst seviyeye yükseltilmesi hedeflenmektedir.[91] Bu amaç doğrultusunda şehir hastaneleri ile ikinci basamak sağlık hizmetlerinin şehir merkezinden uzak büyük bir yerleşke içinde dev binalarda sunulması planlanmaktadır.[92] Durum böyle olunca, yerleşim birimleri eksenli olmak üzere fiziksel erişilebilirlik odaklı sağlık hizmeti sunumu anlayışı terk edilmektedir.[93] Fiziksel erişilebilirlikten yoksunluğun, toplumun çeşitli açılardan dezavantajlı gruplarını daha fazla olumsuz şekilde etkileyeceği açıktır. Bu gruplar içinde ekonomik özgürlüğü bulunmayan, işsiz, geçim zorlukları içinde bulunan kişiler de yer almaktadır.
Tercümanlık hizmetinin, sadece bir ya da birkaç hastanede erişilebilir olması dil engeliyle karşılaşan kişiler bakımından sağlık hizmetlerinin fiziksel anlamda erişilemez olması anlamına gelecektir. Bu bakımdan engelli dostu ya da göçmen dostu hastane önerileri[94] hastaların hizmete erişiminin önünde engel oluşturduğu gibi, sağlık kurumunu seçme ve değiştirme hakkını kullanmalarına da engel olan bir yaklaşımdır.[95] Özellikle acil servisler düşünüldüğünde, tercümanlık hizmetinin çoğu yerde bulunmaması, sağlık hizmetine hiç erişilememesi sonucunu doğurur. Bu nedenle, dil engeli bulunan veya bulunmayan herkes için erişilebilir sağlık hizmetinin sunulması, tüm sağlık birimlerinde tercümana erişme olanağının sağlanmasıyla mümkündür. Bu durumda tercüman istihdamının yetersiz kalacağı veya masraflı olacağı ileri sürülebilirse de gelişen teknolojiyle buna ucuz ve pratik bir çözüm bulmak mümkündür. Ülkenin herhangi bir yerindeki sağlık biriminde hasta tarafından istenen dildeki tercümanla görüntülü çevrimiçi görüşmeler (video-konferans) yoluyla iletişim kurulduğu takdirde zaman kaybı olmaksızın ve etkili biçimde iletişim kurulabilir.[96] Bunların yanında, tercümana, özellikle yoğun olarak ihtiyaç duyulan illerde ve ilçelerde ise sağlık kurumlarında daimi olarak tercüman bulundurulması da yerinde olabilir.
Yazılı metinlerin tercüme edilmesinde tercümanlardan yararlanılabilir; fakat herkesin aynı anda hizmete en etkili biçimde erişebilmesi için tüm onam formlarının ve bilgi formlarının, önceden, sık kullanılan yabancı dillere ve Braille alfabesine çevrilmesi ve gerek internet ortamında gerek tüm sağlık kurumlarında erişilebilir halde bulundurulması gerekmektedir.[97]
4- EKONOMİK ERİŞİLEBİLİRLİK
Tercümanlık hizmetinin finansmanının kime yükleneceği sorusunun yanıtı da bunun bir insan hakkı olarak ele alınıp alınmadığına göre değişir. Sağlık hizmetinde dilsel erişilebilirliğin sağlık hakkının tanınması için vazgeçilmez bir koşul olması karşısında, dilsel erişilebilirliğin ekonomik olarak erişilebilir olmasını sağlamak da devletin yükümlülüğüdür. Dil engeli sebebiyle sağlık hizmetinden yararlanamamak, bireylerin ayrımcılığa uğramasına ve insan hakları ihlaline yol açar. Sağlık tercümanlığının sağlık hizmetinin bir parçası haline geldiği göz önünde bulundurulduğunda, sağlık hakkının kriterleri arasında yer alan ekonomik erişilebilirlik, dil engeliyle karşılaşan bireylerin sağlık hakkının tanınıp tanınmadığı noktasında belirleyici bir rol üstlenmektedir.[98] Sosyal devlet ilkesi doğrultusunda sağlık hizmetinin maliyetinin devlet tarafından karşılanması sebebiyle, sağlıkta tercümanlık hizmetinin de aynı şekilde karşılanması, yani bireylere ücretsiz sağlanması gerekmektedir.[99]
Neoliberal dalganın etkisi altında sağlıkta dönüşüm programı olarak özetlenen sağlığın metalaştırılması, özelleştirme politikaları sonucunda sosyal devlet ilkesinden ciddi ölçüde uzaklaşıldığı, bunun yerine ekonomik gücü yeterli olmayanın masraflarının devletçe karşılanması yoluna gidildiği söylenebilir. Bu doğrultuda sağlık tercümanlığında da benzer biçimde, ekonomik olarak gücü bulunan hastalardan masrafa kendilerinin katlanmaları, gücü yeterli olmayan hastalar için ise devletin karşılaması önerilmektedir.[100] Kanaatimizce, mali gücü olup olmadığına bakılmaksızın herkese ücretsiz ve daimi olarak tercümana erişme hakkı tanınmalıdır; çünkü dil engeliyle karşılaşan kişilerin çoğu farklı faktörlerin, fiziksel engeller, okur-yazar olmama, yoksulluk, topluma yabancılık vs., etkisiyle sağlık hizmetlerine erişme konusunda dil engeli dışında da dezavantajlı durumdadır.[101] Dolayısıyla fiziksel, toplumsal, ekonomik dezavantajlar sebebiyle hizmetlerden yararlanmada eşit fırsata sahip olmayan kişiler için pozitif ayrımcılık politikasının izlenmesi yerinde olacaktır.
SONUÇ
Sağlık hizmetlerine, yani önleyici-koruyucu, tanı veya tedavi amaçlı tıbbi bakım hizmetlerine erişimde, hem sağlık hakkının tanınabilmesi hem de hasta haklarına saygı duyulabilmesi için, kişinin anlayabildiği dilde ve yöntemlerle iletişim kurulması zorunludur. Aksi takdirde hizmetlerin erişilebilir olduğu ileri sürülemeyecek ve diğer yandan kişi aydınlatılamadığı için, tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması mümkün olmayacaktır. Bu durumda kişi, ya hizmete hiç erişemeyecek ya aydınlatılmadan onamı alındığı için hukuka aykırı bir müdahale meydana gelecektir. Bu bakımdan, sağlık çalışanlarının iletişim dilini anlayamayan herkes için dil engeli bulunduğu dikkate alınırsa dilsel erişilebilirlik, sağlık hizmetlerinin erişilebilir ve kabul edilebilir nitelikte sayılması için bir ön koşuldur. Dil engeli, ya duyusal engeller (görme-işitme-konuşma engeli) sebebiyle ya da iletişim kurulan dilin kişinin anadili olmaması sebebiyle kendisini göstermektedir. Dolayısıyla, görme-işitme-konuşma engeli bulunanlar dışında turistler, mülteciler veya yurttaş olan kültürel-dilsel azınlıklar da dil engeliyle karşılaşmaktadır. Dilsel-kültürel çeşitlilik her kişiye onun koşullarına, özelliklerine uygun biçimde hizmet planlamayı gerektirmektedir.
Dil engelinin aşılması için, özellikle sağlık çalışanlarıyla kurulan iletişimde simultane tercümeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç devlet tarafından profesyonel tercümanlar aracılığıyla karşılanmadığında, kişiler, ya hizmete başvurmaktan kaçınmakta ya memnuniyetsiz veya ayırımcılık duygusu ile kurumdan ayrılmakta ya da kendi yakınları içinden, örneğin çocuğu, eşi, komşusu vs., seçtiği amatör tercümandan yardım almaktadır. Amatör tercümanın tıbbi terminolojiye yabancı olması ve tercümanlık ilkeleri konusunda yeterli bilgiden ve deneyimden yoksun olması sebebiyle, hem yanlış tercüme riski doğacak hem de hasta mecbur kaldığı için mahremiyet hakkının ihlaline göz yumacak ve belki de ev içi şiddet riskinin olduğu hallerde şiddet tehlikesinden kaçınmak için yanlış bilgi verebilecek ya da şiddetten kendisini koruyamayacaktır. Yanlış tercüme riskinin meydana getirdiği sonuç yaşamsal önemde olduğundan, bu konuda devletin hiçbir hizmet sunmaması yaşam ve vücut bütünlüğünün korunması hakkı yönünden pozitif yükümlülük ihlali anlamına gelir.
Ülkemiz açısından tercümana ulaşma hakkının açık ve somut bir yasal dayanağı bulunmayıp dolaylı olarak bu hakkın çeşitli yönetmeliklerde tanındığı görülmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliğine göre, hastanın anlayabildiği dilde aydınlatma yükümlülüğünün öngörülmesi ve engelliler için özel tedbirlerin alınmasının öngörülmesi bu bakımdan en önemli düzenlemedir. Geçici Koruma Yönetmeliğinde, uluslararası korumadan yararlanan yabancılara ücretsiz tercüman sağlanacağı belirtilmektedir. Sağlık turizmine ilişkin çıkarılan yönergeyle, ülkemizde Türkçe bilmeyen tüm yabancılara hizmet sunacak bir uluslararası hasta destek biriminin kurulduğu ve bu birim tarafından 7/24 ücretsiz tercümanlık desteği sunulacağı öngörülmektedir. Fakat bu hizmetler ve düzenlemeler, dil engeliyle karşılaşan herkesi kapsayıcı, yasal zemini olan ve dolayısıyla insan haklarını güvence altına alan nitelikte değildir. Uluslararası hasta destek birimiyle, duyusal engeli bulunanlar ve yerli dilsel-kültürel azınlıklar dışlanırken Geçici Koruma Yönetmeliğiyle, uluslararası korumadan yararlananlar dışındaki herkes dışlanmaktadır.
Dolayısıyla, ülkemizde daimi ve ücretsiz olarak tercümana ulaşma imkânının güvence altına alındığı bir yasal düzenleme yapılması gerekmektedir. Sadece belirli noktalarda birkaç sağlık kurumunda tercüman bulundurulması, çoğu kişi için mekânsal açıdan ve ekonomik yönden sağlık hizmetlerindeki fiziksel erişilebilirlik standardını, dolayısıyla sağlık hakkını ihlal edeceği gibi, sağlık kurumunu ve çalışanını seçme ve değiştirme hakkının kullanılmasını etkisiz hale getireceği için hasta haklarını da ihlal eder. Bu nedenle, ekonomik ve pratik bir çözüm olarak, devletçe istihdam edilecek tercümanlara 7/24 ulaşılabilmesi için video konferans yöntemine başvurulması ve bunun için altyapının kurulması gereklidir. Ayrıca insan hakları odaklı bir sağlık hizmeti sunumu için, sağlık tercümanlığı anlayışının yerleştirilmesi ve sağlık tercümanlarının hasta hakları konusunda ve tıbbi terminoloji konusunda sürekli eğitime tabi tutulması gerekmektedir. Özellikle sır saklama yükümlülüğü, hastanın seçme ve değiştirme hakkı, mahremiyet hakkı ve özerklik hakkına saygı duyulan bir yaklaşımla tercümanlık hizmeti sunulmalıdır. Tercümana ulaşma hakkının tanınması sayesinde, hastaların sağlık hizmetine zamanında ve nitelikli biçimde erişme hakkına saygı duyulduğu gibi, hastaların özerklik ve mahremiyet gibi kişilik değerlerine ilişkin kişilik hakkına da saygı duyulması mümkün hale gelir.

KAYNAKÇA
Achermann, Alberto ve Künzli, Jorg. “Übersetzen im Gesundheitsbereich: Ansprüche und Kostentragung. Gutachten zuhanden des Bundesamts für Gesundheit”, Direktionsbereich Gesundheitspolitik, Fachbereich Migration und Gesundheit. Bern, 30.06.2008, http://www.migesplus.ch/fileadmin/migesexpert/Dokumente/U%CC%88bersetzen%20im%20Gesundheitsbereich_Anspru% CC%88che%20und%20Kostentragung.pdf (Erişim tarihi: 23.03.2017).
Bart-Plange, Jayne. “Equal Protection Violations: An Asylum-Seeker’s Right to Medicaid Benefits and Primary Healthcare”, UMKC Law Review, 83, (2014): 207-231.
Chen, Alice Hm, Youdelman, Mara K., ve Brooks, Jamie. “The Legal Framework for Language Access in Healthcare Settings: Title VI and Beyond”, Journal of General Internal Medicine, 22, Suppl. 2, (2007): 362-367. doi: 10.1007/s11606-007-0366-2.
Council of Europe. Committee of Experts on Health Services in a Multicultural Society (SP-SSM), Adapting Health Care Services to Cultural Diversity in Multicultural Europe, Explanatory Memorandum, https://rm.coe.int/CoERMPublicCommonSearchServices/DisplayDCTMContent?documentId=09000016805d7397 (Erişim tarihi: 23.03.2017).
Çağlar, Selda. “Engellilerin Erişebilirlik Hakkı ve Türkiye’de Erişebilirlikleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 61, Sayı: 2, (2012): 543 vd.
Diamond, Lisa C. ve Jacobs, Elizabeth A. “Let’s Not Contribute to Disparities: The Best Method for Teaching Clinicians How to Overcome Language Barriers to Health Care”, Journal of General Internal Medicine, 25, Suppl. 2, (2009): 189-193. doi: 10.1007/s11606-009-1201-8.
Emre, Özge ve Sert, Gürkan. “Avrupa Hasta Hakları Şartı”, Türkiye Biyoetik Dergisi, 1 Sayı: 4, (2014): 198-205.
Flores, Glenn. “Language Barriers to Health Care in the United States”, The New England Journal of Medicine, 355, Number 3, (2006): 229-231. doi: 10.1056/NEJMp058316.
Flubacher, Peter. “Wenn uns unsere Patienten nicht verstehen – wenn wir unsere Patienten nicht verstehen– Wechselseitiger Gewinn in der Arzt-Patienten-Kommunikation durch Zusammenarbeit mit professionellen Dolmetschern”, Schweizerisches Medizin-Forum, 11, Number 30-31, (2011): 520-523.
Genç, Deniz. “Göçmenlik, Dil Engeli ve Sağlık Hizmetleri”, SD (Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü) Dergisi, 40, (2016): 44-47, http://www.sdplatform.com/Images/Filemanager/SD_40.pdf (Erişim tarihi: 19.03.2017).
Gregg, Jessica ve Saha, Somnath. “Communicative Competence: A Framework for Understanding Language Barriers in Health Care”, Journal of General Internal Medicine, 22, Suppl. 2, (2007): 369. doi: 10.1007/s11606-007-0364-4.
Kaplan, Gürsel. “İdarenin Sağlık Kamu Hizmetinin Yürütülmesinden Kaynaklanan Hukuki Sorumluluğu Alanında Yeni Gelişmeler”, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Dergisi, 19, (2004): 173-199, http://www.idare.gen.tr/kaplan-saglik.htm (Erişim tarihi: 23.03.2017).
Kempen, Abigail Van. “Health Law- Legal Risks of Ineffective Communication”, Virtual Mentor- Americal Medical Association Journal of Ethics. 9, Number 8, (2007): 555-558.
Korff, Douwe. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz Kitap, Avrupa Konseyi İnsan Hakları El Kitapları, No. 8, Belçika: Avrupa Konseyi, 2006.
Mercado, Vashti. “Healthcare Litigation: Overcoming Language Barriers to Reduce Liability”, Health Law & Policy, 1, Number 1, (2007): 26-27.
Norström, Eva. “Community Interpreting in Sweden and Its Significance to Guaranteeing Legal and Medical Security. Cultural Diversity”, Multilingualism and Ethnic Minorities in Sweden, International Conference, September 2-3, 2009, Stockholm, Sweden. SensPublic – International Web Journal, (2010), http://www.sens-public.org/IMG/pdf/SensPublic_Eva_Norstrom_Cultural_diversity_Multili nguism_and_Ethnic_minorities_in_Sweden.pdf (Erişim tarihi: 16.03.2017).
Norström, Eva, Gustaffson, Kristina ve Fioretos, Ingrid. “Interpreters in Sweden – A Tool for Equal Rights”, Gramma- Journal of Theory and Critism, 19, (2011): 59-75, http://www.enl.auth.gr/gramma/gramma11/Norstrom_Gustafsson_Fioretos.pdf 20.03.2017.
Rodríguez, Fátima Marinely. “Organizational Responses to Address Access and Quality of Care Issues for Limited English Proficient (LEP) Patient Populations.” Dissertation, Public Health, University of California, Berkeley, 2011.
Smedley, Brian D. “Moving Toward Health Equity in New York: State Strategies to Eliminate Health Disparities. A Report for the Minority Health Council”, NY State Department of Health, http://dhss.delaware.gov/dhss/dph/mh/files/statestrategiestoeliminatehealthdisparities.pdf (Erişim tarihi: 22.03.2017).
Sözer, Ali Nazım. “Sağlıkta Yeniden Yapılanmanın (Özelleştirmenin) Devamı Olarak Şehir Hastaneleri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 15, Özel Sayı, (2014): 215-253.
Tan, Turgut. “Anayasa Mahkemesi Kararlarında Kamu Hizmeti Yaklaşımı”, Anayasa Yargısı Dergisi, 8, (1991): 233-252.
Terui, Sachiko. “Conceptualizing the Pathways and Processes between Language Barriers and Health Disparities: Review, Synthesis, and Extention”, Journal of Immigrant Minority Health, 19, (2017): 215-224. doi: 10.1007/s10903-015-0322-x.
Theurich, Jan-Peter. “Viele Zeit, aber für wenige Patienten”, Deutsche Gesellschaft für Verhaltenstherapie e.V. (2012) http://www.dgvt.de/aktuell/details/article/viel-zeit-aber-fa14r-wenige-patienten1/?tx_ttnews%5BbackPid%5D=2102&cHash=2817a04af6676d0 54b23b7de0bfebb1d (Erişim tarihi: 21.03.2017).
UN Committee on Economic, Social and Cultural Rights. Report on the 22nd, 23th and 24th Sessions, E/2001/22 E/C.12/2000/21, Annex IV: General Comment No. 14 (2000), The Right to the Highest Attainable Standard of Health (Art. 12 of the Covenant): 128-148, http://www.un.org/documents/ecosoc/docs/2001/e2001-22.pdf (Erişim tarihi: 24.03.2017).
U. S. Department of Health and Human Services. “National Standards on Culturally and Linguistically Appropriate Services (CLAS)”, https://www.thinkculturalhealth.hhs.gov/pdfs/EnhancedNationalCLASStandards.pdf (Erişim tarihi: 22.03.2017).
Ünlütürk Ulutaş, Çağla. “Türkiye’de Sağlık Hizmeti Üretiminin Dönüşümü.” Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı, Ankara 2011.


[1] Sachiko Terui, “Conceptualizing the Pathways and Processes between Language Barriers and Health Disparities: Review, Synthesis, and Extention”, Journal of Immigrant Minority Health, 19 (2017): 215, doi: 10.1007/s10903-015-0322-x.

[2] Jessica Gregg ve Somnath Saha, “Communicative Competence: A Framework for Understanding Language Barriers in Health Care”, Journal of General Internal Medicine. 22, Suppl. 2, (2007): 369, doi: 10.1007/s11606-007-0364-4’ten naklen Gumperz J. Sociolinguistics and communication in small groups. In: Pride JB, Holmes J, eds. Sociolinguistics. Harmondsworth: Penguin Books Ltd; 1972: 203-24.

[3]“Sağlık hizmetleri, hizmet sağlayıcıları ve profesyonelleri; hastanın özellikle dinsel, etnik veya dilsel özelliklerini göz önünde bulundurarak her hastaya yönelik bilgi sunmalıdırlar. Sağlık hizmeti sağlayan kuruluşların, bürokratik engelleri kaldırarak, sağlık bakım sağlayıcılarını eğiterek, bilgi sağlayıcı materyalleri hazırlayarak ve dağıtarak tüm bilgileri kolay erişilebilir kılma görevi vardır.” Özge Emre ve Gürkan Sert, “Avrupa Hasta Hakları Şartı”, Türkiye Biyoetik Dergisi, 1, Sayı: 4, (2014): 202.

[4] Terui, 215; Brian D. Smedley, “Moving Toward Health Equity in New York: State Strategies to Eliminate Health Disparities, A Report for the Minority Health Council”, New York State Department of Health: 3, http://dhss.delaware.gov/dhss/dph/mh/files/statestrategiestoeliminatehealthdisparities.pdf (Erişim tarihi: 22.03.2017).

[5]Terui, 216-218.

[6]Terui, 217.

[7] Peter Flubacher, “Wenn uns unsere Patienten nicht verstehen – wenn wir unsere Patienten nicht verstehen– Wechselseitiger Gewinn in der Arzt-Patienten-Kommunikation durch Zusammenarbeit mit professionellen Dolmetschern”, Schweizerisches Medizin-Forum. 11, 30-31, (2011): 521; Deniz Genç, “Göçmenlik, Dil Engeli ve Sağlık Hizmetleri”, SD (Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü) Dergisi, 40, (2016): 47, http://www.sdplatform.com/Images/Filemanager/SD_40.pdf19.03.2017; Vashti Mercado, “Healthcare Litigation: Overcoming Language Barriers to Reduce Liability”, Health Law & Policy, 1, 1, (2007): 27; Council of Europe, Committee of Experts on Health Services in a Multicultural Society (SP-SSM), “Adapting Health Care Services to Cultural Diversity in Multicultural Europe, Explanatory Memorandum”, https://rm.coe.int/CoERMPublicCommonSearchServices/DisplayDCTMContent?documentId=09000016805d7397 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[8] BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme http://www.un.org/disabilities/documents/natl/turkey.doc (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[9] Engellilerin erişim haklarıyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Selda Çağlar, “Engellilerin Erişebilirlik Hakkı ve Türkiye’de Erişebilirlikleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 61, Sayı: 2, (2012): 543 vd.

[10]Hastanelerde işaret dili engeli hakkında bkz. http://www.memurlar.net/haber/267149/http://www.milliyet.com.tr/saglik-bakanligi-ndan-isitme-engellilere-ankara-yerelhaber-786467/ (Erişim tarihi: 19.03.2017).

[11]Mercado, 27.

[12]Sağlık çalışanları işaret dili öğreniyor http://izmirkuzey.khb.saglik.gov.tr/17649_-hastane-calisanlari-engelleri; http://www.radikal.com.tr/saglik/doktorlar-isaret-dilini-ogreniyor-1037578/ (Erişim tarihi: 19.03.2017).

[13] Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararı, https://www.ombudsman.gov.tr/contents/files/716b2--Ulusal-veya-Etnik,-Dinsel-veya-Dilsel-Azinliklara-Mensup-Olan-Kisilerin-Haklarina-Dair-Bildiri.pdf (Erişim tarihi: 16.03.2017).

[14]http://www.goc.gov.tr/icerik3/tum-gocmen-iscilerin-ve-aile-fertlerinin-haklarinin-korunmasina-dair-uluslararasi-sozlesme_340_341_639 (Erişim tarihi: 16.03.2017).

[15] 3.4.2002 tarihli 4750 sayılı Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun, https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4750.html (Erişim tarihi: 16.03.2017).

[16]Aynı yönde bkz. Achermann ve Künzli, 13.

[17] “Göç İdaresi Genel Müdürlüğünce, Türkiye'de bulunan 2 milyon 957 bin 454 Suriyelinin biyometrik verileriyle kayıt altına alındığı bildirildi. Bu sayı 2012'de 14 bin 237 kişiydi.” T24 Bağımsız İnternet Gazetesi, 15.03.2017, http://t24.com.tr/haber/iste-turkiyedeki-suriyeli-gocmen-sayisi,393950 (Erişim tarihi: 19.03.2017).

[18] Smedley, 22.

[19] Terui, 216-217; Genç, 47, http://www.sdplatform.com/Images/Filemanager/SD_40.pdf 19.03.2017; http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/10/151008_multeciler_saglik (Erişim tarihi: 19.03.2017). Ayrıca bkz. Mercado, 26; Jayne, Bart-Plange, “Equal Protection Violations: An Asylum-Seeker’s Right to Medicaid Benefits and Primary Health Care”, UMKC Law Review, 83, (2014): 221.

[20] http://www.dw.com/tr/758-milyon-ki%C5%9Fi-okuma-yazma-bilmiyor/a-19528013 (Erişim tarihi: 19.03.2017).

[21]Sağlık Bakanlığı, Kürtçenin yoğun konuşulduğu illerde başlayıp ülke geneline yaygınlaştırılmak üzere randevulu Kürtçe tercümanlık hizmetinin sunulacağını 2013’te açıklamış olmakla birlikte hizmetin örgütlenmesi ve işleyişi hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamaktadır. http://www.saglikaktuel.com/haber/hastanelere-kurtce-tercuman-ve-randevu-sistemi-geliyor-33870.htm (Erişim tarihi: 19.03.2017).

[22] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/10/151008_multeciler_saglik (Erişim tarihi: 19.03.2017).

[23] Bu konudaki haberler için bkz. http://www.memurlar.net/haber/379152/; http://www.trthaber.com/haber/saglik/hastanelerde-saglik-turizmi-sertifikali-personel-calisacak-237064.html; http://www.mersinhsm.gov.tr/haberayrinti.aspx?HaberID=b8c69af8-a84d-4ed2-85d6-62a99883f25e&HaberSiraNo=2945 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[24] https://www.saglik.gov.tr/Eklenti/1375,saglik-turizmi-ve-turist-sagligi-kapsaminda-sunulacak-saglik-hizmetleri-hakkinda-yonergedocx.docx?0 (Erişim tarihi: 19.03.2017).

[25] UN Committee on Economic, Social and Cultural Rights, Report on the 22nd, 23th and 24th Sessions, E/2001/22 E/C.12/2000/21, Annex IV: General Comment No. 14 (2000), The Right to the Highest Attainable Standard of Health (Art. 12 of the Covenant): 128-148, http://www.un.org/documents/ecosoc/docs/2001/e2001-22.pdf (Erişim tarihi: 24.03.2017)..

[26] Çağlar, 546.

[27] Sözleşme Türkiye’de 20.04.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. http://www.hasta.saglik.gov.tr/TR,4776/insan-haklari-ve-biyotip-sozlesmesi.html (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[28]Emre ve Sert, 202.

[29]Aynı yönde bkz. Alice Hm Chen, Mara K. Youdelman, ve Jamie Brooks, “The Legal Framework for Language Access in Healthcare Settings: Title VI and Beyond”, Journal of General Internal Medicine, 22, Suppl. 2, (2007): 362, doi: 10.1007/s11606-007-0366-2.

[30]Douwe Korff, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz Kitap, Avrupa Konseyi İnsan Hakları El Kitapları, No. 8, (Belçika: Avrupa Konseyi, 2006): “2. madde uyarınca yaşamı güvence altına almak amacıyla her türlü gerekli adımların atılması yönündeki pozitif yükümlülük […] her şeyden önce devlete yaşam hakkını tehlikeye sokan durumlara karşı etkili bir caydırıcılık sağlamak üzere bir kanuni ve idari yapı oluşturmayı gerektirmektedir […]”

[31] UN Committee on Economic, Social and Cultural Rights, 138-141, http://www.un.org/documents/ecosoc/docs/2001/e2001-22.pdf (Erişim tarihi: 24.03.2017).

[32]Council of Europe. Committee of Experts on Health Services in a Multicultural Society. https://rm.coe.int/CoERMPublicCommonSearchServices/DisplayDCTMContent?documentId=09000016805d7397 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[33]Chen, Youdelman ve Brooks, 366-367.

[34] Alberto Achermann ve Jorg Künzli, “Übersetzen im Gesundheitsbereich: Ansprüche und Kostentragung. Gutachten zuhanden des Bundesamts für Gesundheit”, Direktionsbereich Gesundheitspolitik, Fachbereich Migration und Gesundheit. (Bern, 30.06.2008): 2, 18, http://www.migesplus.ch/fileadmin/migesexpert/Dokumente/U%CC%88bersetzen%20im%20Gesundheitsbereich_Anspru% CC%88che%20und%20Kostentragung.pdf (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[35] Fátima Marinely Rodríguez, “Organizational Responses to Address Access and Quality of Care Issues for Limited English Proficient (LEP) Patient Populations.” (Dissertation, Public Health, University of California, Berkeley, 2011), 7-8.

[36]Emre ve Sert, 202-203.

[37]http://www.ttb.org.tr/mevzuat/index.php?option=com_content&id=65&Itemid=31 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[38]Emre ve Sert, 203.

[39]Achermann ve Künzli, 20-21.

[40]European Commission of Human Rights, Application No. 10448/83, Dhoest v Belgium, Report of the Commission (adopted on 14 May 1987), http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-45385 (Erişim tarihi: 09.03.2017).

[41] Dhoest v Belgium, Prg. 65, http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-45385 (Erişim tarihi: 09.03.2017).

[42]Terui, 219, 222.

[43]Japonya’da yapılan bir araştırmada etnik-kültürel çeşitliliğin en yaygın olduğu Tokyo’daki büyük hastanelerin %30’u Japonca bilmeyen hastaları kabul etmediklerini veya etmeyeceklerini bildirmiştir. Söz konusu hastaneler buna gerekçe olarak hatır için tercümanlardan yararlandıklarını varsaydıklarını bildirmişlerdir. Terui, 220.

[44]Bkz. Terui, 219.

[45]Krş. Terui, 219.

[46]Turgut Tan, “Anayasa Mahkemesi Kararlarında Kamu Hizmeti Yaklaşımı”, Anayasa Yargısı Dergisi, 8, (1991): 234-235.

[47]Gürsel Kaplan, “İdarenin Sağlık Kamu Hizmetinin Yürütülmesinden Kaynaklanan Hukuki Sorumluluğu Alanında Yeni Gelişmeler”, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Dergisi, 19, (2004): 173-199, http://www.idare.gen.tr/kaplan-saglik.htm (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[48]Kaplan, 173-199, http://www.idare.gen.tr/kaplan-saglik.htm (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[49]Sağlık Bakanlığı’nın 14.05.2012 tarihli Çalışan Güvenliği Genelgesinin altıncı maddesine göre, “sağlık çalışanları, sağlık hizmeti sunumu esnasında şiddete uğraması halinde, acil verilmesi gereken hizmetler hariç olmak üzere hizmetten çekilme talebinde bulunabilir.”

[50]27.03.2002 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği m. 39; 11.05.2000 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği m. 14-15.

[51]Bu bağlamda hastanın tüketici olarak, hekimlik ilişkisinin ise tüketici işlemi olarak nitelendirilmesinin sağlığın metalaştırılması anlamına geldiği ve nihayetinde hastanın da sağlık çalışanlarının da vücut bütünlüğüne, insan onuruna yabancılaştırıldığı açıktır.

[52]Aynı yönde bkz. Mercado, 27.

[53]Eva Norström, “Community Interpreting in Sweden and Its Significance to Guaranteeing Legal and Medical Security. Cultural Diversity, Multilingualism and Ethnic Minorities in Sweden”, International Conference, Stockholm, Sweden, SensPublic – International Webjournal, (September 2-3, 2009): 7, http://www.sens-public.org/IMG/pdf/SensPublic_Eva_Norstrom_Cultural_diversity_Multili nguism_and_Ethnic_minorities_in_Sweden.pdf 16.03.2017; Gregg ve Saha, 369.

[54]Gregg ve Saha, 369.

[55] Terui, 217-218; Flubacher, 521; Abigail Van Kempen, “Health Law- Legal Risks of Ineffective Communication”, Virtual Mentor- Americal Medical Association Journal of Ethics. 9, 8, (2007): 555.

[56]Japonya’da sağlık tercümanlığı gönüllüler tarafından amatör olarak yürütüldüğünden gönüllülerin yanlış tercüme riski sebebiyle doğacak zararlar için sorumluluk sigortası yaptırdıklarına işaret edilmektedir. Terui, 220. Zarar gören hastanın tazminat talepleri için bu uygulama bir çözüm gibi görünse de tercümana ulaşma hakkının insan hakkı olarak kabul edilmediğini ve devletin bu konuda kendi yükümlülüklerini kabul etmediğini göstermektedir.

[57]Bu konuda örnekler için bkz. Glenn Flores, “Language Barriers to Health Care in the United States”, The New England Journal of Medicine, 355, 3, (2006): 229-230, doi: 10.1056/NEJMp058316; Kempen, 555.

[58]Aynı yönde bkz. Achermann ve Künzli, 47-48.

[59]Bkz. AİHM İkinci Bölüm, Altuğ ve Diğerleri/Türkiye Davası (Başvuru No. 32086/07), Karar 30.06.2015, Prg. 64, http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-157635 23.03.2017: “Sözleşme’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, § 104, 2 Haziran 2009)”; ECHR Grand Chamber, Case of Center for Legal Resources on Behalf of Valentin Câmpeanu v Romania (Appl. No. 47848/08), Judgment 17.07.2014 http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-145577 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[60]Bkz. Gregg ve Saha, 370.

[61]Aynı yönde bkz. Rodríguez, 9.

[62] Eva Norström, Kristina Gustaffson ve Ingrid Fioretos. “Interpreters in Sweden – A Tool for Equal Rights”, Gramma - Journal of Theory and Critism, 19, (2011): 72-73, http://www.enl.auth.gr/gramma/gramma11/Norstrom_Gustafsson_Fioretos.pdf 20.03.2017; Lisa C. Diamond and Elizabeth A. Jacobs, “Let’s Not Contribute to Disparities: The Best Method for Teaching Clinicians How to Overcome Language Barriers to Health Care”, Journal of General Internal Medicine, 25, Suppl. 2, (2009): 190-192, doi: 10.1007/s11606-009-1201-8.

[63]Diamond ve Jacobs, 189.

[64]Achermann ve Künzli, 43-44.

[65]Flubacher, 522.

[66]Bkz. Smedley, 31; Kempen, 557.

[67]Kempen, 557.

[68] Flores, 231.

[69] Aynı yönde bkz. Flores, 231.

[70]Chen, Youdelman ve Brooks, 362.

[71] Chen, Youdelman ve Brooks, 362-363.

[72] U.S. Department of Health and Human Services, “National Standards on Culturally and Linguistically Appropriate Services (CLAS)”, https://www.thinkculturalhealth.hhs.gov/pdfs/EnhancedNationalCLASStandards.pdf (Erişim tarihi: 22.03.2017).

[73]Kültürel çeşitlilik sebebiyle tercüman talebinin en yaygın olduğu eyaletlerden birinin California olduğu belirtilmektedir. Bu yasa çıkmadan önceki dönemde pek çok eyaletin aksine California’da tercüman maliyetinin hastalara yüklendiği ifade edilmektedir. Rodríguez, 8-9.

[74] http://www.leginfo.ca.gov/pub/03-04/bill/sen/sb_08510900/sb_853_bill_20031009_chaptered.html (Erişim tarihi: 09.03.2017).

[75]http://cpehn.org/policy-center/cultural-and-linguistic-competency/sb-853-health-care-language-assistance-act (Erişim tarihi: 09.03.2017).

[76]Directive 2011/24/EU OF The European Parliament and of the Council of 9 March 2011 on the application of patients’ rights in cross-border healthcare, http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?qid=1490271288379&uri=CELEX:32011L0024 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[77]Patients’ Rights Act, No. 74/1997 https://eng.velferdarraduneyti.is/media/acrobat-enskar_sidur/Patients-Rights-Act-No-74-1997.pdf (Erişim tarihi: 06.03.2017).

[78] Hälso- och sjukvårdslag (1982:763), https://www.riksdagen.se/sv/dokument-lagar/dokument/svensk-forfattningssamling/halso--och-sjukvardslag-1982763_sfs-1982-763 23.03.2017; The Health and Medical Services Act (1982: 763), Sweden, http://www.ilo.org/dyn/travail/docs/1643/health%20a%20nd%20medical%20insurance%20act.pdf (Erişim tarihi: 21.03.2017).

[79] Patientlag (2014:821), https://www.riksdagen.se/sv/dokument-lagar/dokument/svensk-forfattningssamling/patientlag-2014821_sfs-2014-821 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[80] Patientlag (2014:821), https://www.riksdagen.se/sv/dokument-lagar/dokument/svensk-forfattningssamling/patientlag-2014821_sfs-2014-821 (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[81] Jan-Peter Theurich, “Viele Zeit, aber für wenige Patienten”, Deutsche Gesellschaft für Verhaltenstherapie e.V. (2012), http://www.dgvt.de/aktuell/details/article/viel-zeit-aber-fa14r-wenige-patienten1/?tx_ttnews%5BbackPid%5D=2102&cHash=2817a04af6676d0 54b23b7de0bfebb1d 21.03.2017; https://www.1177.se/Other-languages/Turkiska/Regler-och-rattigheter/Tolktjanst/ (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[82]Norström, 5.

[83]Act on the Status and Rights of Patients, No. 785/1992, http://www.finlex.fi/en/laki/kaannokset/1992/en19920785.pdf (Erişim tarihi: 07.03.2017).

[84]http://www.norden.org/en/om-samarbejdet-1/nordic-agreements/treaties-and-agreements/language/the-nordic-language-convention (Erişim tarihi: 22.03.2017).

[85]Norström, 5.

[86] Flubacher, 522; Kempen, 557; https://www.1177.se/Other-languages/Turkiska/Regler-och-rattigheter/Tolktjanst/ (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[87]Bkz. Smedley, 11.

[88]Achermann ve Künzli, 2.

[89] https://www.evrensel.net/haber/81502/saglik-muayenesine-kurtce-tercuman-engeli ; http://www.haberler.com/turk-saglik-sen-baskani-sancar-farkli-dillerde-5934267-haberi/ (Erişim tarihi: 16.03.2017).

[90]Benzer bir yaklaşıma Japonya’da da rastlandığı ifade edilmektedir. Bkz. Terui, 221.

[91] Ayrıntılı bilgi için bkz. Çağla Ünlütürk Ulutaş, “Türkiye’de Sağlık Hizmeti Üretiminin Dönüşümü” (Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı, Ankara, 2011), 38, 74, 79.

[92] Şehir hastaneleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Ali Nazım Sözer, “Sağlıkta Yeniden Yapılanmanın (Özelleştirmenin) Devamı Olarak Şehir Hastaneleri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 15, Özel Sayı, (2014): 215 vd.

[93]Sözer, 243-246.

[94]Bu konuda bkz. Terui, 220-221.

[95]Aynı yönde bkz. Achermann ve Künzli, 19.

[96]Kempen, 557.

[97]Bkz. https://www.1177.se/Other-languages/Turkiska/Regler-och-rattigheter/Tolktjanst/ (Erişim tarihi: 23.03.2017).

[98]Bkz. Flubacher, 522-523.

[99] Norström, Gustaffson ve Fioretos, 61, http://www.enl.auth.gr/gramma/gramma11/Norstrom_Gustafsson_Fioretos.pdf 20.03.2017.

[100] Bkz. Achermann ve Künzli, 67-68.

[101] Norström, 5; Council of Europe. Committee of Experts on Health Services in a Multicultural Society, https://rm.coe.int/CoERMPublicCommonSearchServices/DisplayDCTMContent?documentId=09000016805d7397 (Erişim tarihi: 23.03.2017).
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Sağlık Hizmeti Sunumunda Dil Engeli Ve Hasta Hakkı Olarak Tercümandan Yararlanma Hakkı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Yrd. Doç. Dr. Özge Yücel'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
27-09-2017 - 13:05
(25 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 1 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 1 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
154
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 2 saat 38 dakika 39 saniye önce.
* Ortalama Günde 5,92 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 120637, Kelime Sayısı : 11893, Boyut : 117,81 Kb.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1980
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,47269511 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.