Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Hukuki Kısa Bilgiler

Yazan : Emin Demir [Yazarla İletişim]
AVUKAT

Makale Özeti
1. BİNALARDA ARSA PAYININ BELİRLENMESİ VE BİNALARIN YENİDEN YAPILMASINDA GİDERLERE İŞTİRAK ARSA PAYI ORANINDA MI YOKSA BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN M2 ORANINDA MI KATILIM OLACAĞI HAKKINDA 2. PAYDAŞLAR ARASINDA SATIŞTA ÖNALIM (ŞUFA HAKKI) 3. YABANCI PARA CİNSİNDEN KİRALAMA-KİRA ARTIŞI 4. TANIMANIN İPTALİ DAVASI 5. BABALIK HÜKMÜ 6. ANA VE BABA EVLİ DEĞİLSE VELAYET 7. VESAYETİ GEREKTİREN HALLER- VASİNİN ATANMASI 8. ANONİM ŞİRKETLERDE İMTİYAZLI PAYLAR 9. KAMULAŞTIRILAN TAŞINMAZIN GERİ ALINMASI-TAPU İPTALİ VE TESCİL

ÇALIŞMA HAYATIM ESNASINDA ARAŞTIRMAK VE BİLGİ EDİNMEK DURUMUNDA KALDIĞIM BAZI KONULARA İLİŞKİN ÖZET BİLGİLERİ VE KONUSUNA GÖRE YARGITAY KARARLARINI, İHTİYAÇ DUYABİLECEK OLAN MESLEKTAŞLARIMIN DA İSTİFADE ETMESİ İÇİN BİR BÜTÜN HALİNDE YAYINLAMAK İSTEDİM. KONUSUNA GÖRE AYRIM YAPILMIŞ OLUP, MAKALE BOYUTUNA ULAŞMAYAN ANCAK KISA BİLGİLER OLARAK FAYDALI OLACAĞIN DÜŞÜNDÜĞÜ KONULAR BAŞLIK OLARAK AŞAĞIDA GÖSTERİLMİŞTİR.

1. BİNALARDA ARSA PAYININ BELİRLENMESİ VE BİNALARIN YENİDEN YAPILMASINDA GİDERLERE İŞTİRAK ARSA PAYI ORANINDA MI YOKSA BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN M2 ORANINDA MI KATILIM OLACAĞI HAKKINDA

2. PAYDAŞLAR ARASINDA SATIŞTA ÖNALIM (ŞUFA HAKKI)

3. YABANCI PARA CİNSİNDEN KİRALAMA-KİRA ARTIŞI

4. TANIMANIN İPTALİ DAVASI

5. BABALIK HÜKMÜ

6. ANA VE BABA EVLİ DEĞİLSE VELAYET

7. VESAYETİ GEREKTİREN HALLER- VASİNİN ATANMASI

8. ANONİM ŞİRKETLERDE İMTİYAZLI PAYLAR

9. KAMULAŞTIRILAN TAŞINMAZIN GERİ ALINMASI-TAPU İPTALİ VE TESCİL

BİLGİ NOTLARIM:

1. BİNALARDA ARSA PAYININ BELİRLENMESİ VE BİNALARIN YENİDEN YAPILMASINDA GİDERLERE İŞTİRAK ARSA PAYI ORANINDA MI YOKSA BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN M2 ORANINDA MI KATILIM OLACAĞI HAKKINDA
a-Binalarda arsa payının belirlenmesi:
634 sayılı Kat mülkiyeti Kanunun 5. Maddesi gereğince; Ana gayrimenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz. Yani her bağımsız bölüm için arsa payı belirlenmesi zorunludur.
Arsa payının hangi esasa göre belirleneceği ise aynı kanunun 3. Maddesinde düzenlenmiş olup, Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez.
Özet olarak her bir bağımısız bölüme düşecek arsa payının belirlenmesi kat irtifakının kurulduğu tarihte bağımısız bölümlerin konum ve büyüklükleri uyarınca hesaplanana değerleri baz alınarak orantılama yapılır.
Her Bağımsız Bölüme Düşen Arsa Payının Saptanmasında O Bölümün, Kat Mülkiyeti Veya Kat İrtifakı Kurulması Anındaki Değeri Gözönünde Tutulur. Bu Değer Yalnızca Metrekare Hesabına Göre Değil, Bölümün Kaçıncı Katta Olduğuna, Güneşten Yararlanma Durumuna, Cephelerinin Hangi Tarafta Olduğuna Da Bakılarak Hesaplanmalıdır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E. K. 1984 / 746-628
B-Yeniden yapılacak binalarda giderlere iştirak:
Kat Mülkiyeti Kanunun 46 ve devamı maddeleri uyarınca ana yapı tamamen yok olur ya da kamulaştırılsa kat mülkiyeti kendiliğinden sona erer . Ana yapının tamamen harap olması halinde Kat Mülkiye Kanunun 3. Maddesi gereğince her bağımsız bölüm maliki arsa üzerinde arsa payı oranında hak sahibi olur. Arsa üzerine yapılacak her maliyete her arsa sahibi kendi payı oranında katılımda bulunmalıdır.
Ana gayrimenkul kamulaştırılırsa, her bağımsız bölümün kamulaştırma bedeli bağlantılı bulunduğu arsa payı ve eklentileri de gözönünde tutularak ayrı ayrı takdir olunur ve o bölümün malikine ödenir hükmü göz önüne alındığında böyle bir yorumun kıyasen çıkarılması mümkündür.
Diğer yandan Kat Mülkiyeti Kanunun 20. Maddesinin b fıkrasına göre Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında;Katılmakla yükümlüdür.

Sonuç olarak binaların yeniden yapılmasında giderlere iştirak arsa payı oranında mı yoksa bağımsız bölümün m2 oranında mı katılım olacağı sorusunun cevabını :inşaat giderlerine katılımın belirlenmesinde arsa payı, arsa payının belirlenmesinde de bağımsız bölümün m2 side göz önünde alındığı için, arsa payı oranında katılım olması gerekmektedir.

2. PAYDAŞLAR ARASINDA SATIŞTA ÖNALIM (ŞUFA HAKKI)
Önalım Hakkı Türk Medeni Kanunun 732 ve devamı maddelerine düzenlenmiştir Paydaşlar arasında satışta üçüncü kişi bulunmadığı için önalım hakkının kullanılması söz konusu değildir. MK. md. 732, paylı mülkiyet payının kısmen veya tamamen üçüncü kişiye satılması durumunda diğer paydaşların yasal önalım hakkını kullanabileceğini hükme bağlayarak, paydaşlar arasında yapılan satımlarda yasal önalım hakkının kullanılmasını engellemiştir. Nitekim İsviçre Medeni Kanunu’nda da (İMK 682) bu durum “…paylı malik olmayan her kişiye karşı yasal önalım hakkı kullanılır…” denmek suretiyle açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla paydaşlar arasında yapılan satımlarda önalım hakkının kullanılamayacağı açıktır325 Paydaşlar arasında yapılan satımlarda önalım hakkının söz konusu olmayacağı, yukarıda da izah edildiği üzere326, yabancı üçüncü kişilerin paylı mülkiyet ilişkisine girmesine engel olmak ve önalım hakkına konu olan arazinin tek elde toplamak olan yasal önalım hakkının amacına da uygun düşmektedir.
Keza Yargıtay incelemesinde benzer olaylarda verilen örnek kararlarda, paydaşa satım yapılması halinde önalım hakkının kullanılamayacağı yönünde istikrar kazanmış görüş bulunmaktadır.
Ancak Paydaş Olmayan Birisine Yapılan Satışta Söz Konusu Olacağı (YARGITAY HUKUK GENEL KURULUE. 2005/6-230 K. 2005/244)
PAYDAŞIN PAYDAŞ ALEYHİNE ŞUFA HAKKI SÖZ KONUSU OLAMAZ ( Şufa Hakkını Bir Paydaşın Payın Üçüncü Şahsa Satması Halinde Diğer Paydaşların Kullanabilmesinin mümkün olduğu (YARGITAY6. HUKUK DAİRESİE. 2002/461K. 2002/621)
Diğer yandan, TMK nın 732 .maddesinde düzenlenen önalım hakkının Anayasa’ya aykırılığı dahi iddia edilmiş ise de Anayasa Mahkemesi 12.12.2007 tarih ve 2003/34 E.-2007/94-K kararıyla ,
mülkiyet hakkını sınırlandıran kuralın, paylı mülkiyet ilişkisinin bir bütün olarak tek elde toplanıp son bulmasını amaçlaması, dolayısıyla paydaşlar arasında meydana gelebilecek hukuk düzeninde istenmeyen anlaşmazlıkların önlenmesini sağlaması nedeniyle kamu yararına olduğu da kuşkusuzdur. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. şeklinde ki karar vermiştir.
Bu nedenler ile paydaşlar arasında yapılan satış işlemlerinde önalım hakkının kullanılmasının mümkün olmadığını ifade edebiliriz.

3. YABANCI PARA CİNSİNDEN KİRALAMA-KİRA ARTIŞI

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 344/4. fıkrası hükmü gereği “Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır”.
Bahsi geçen fıkra hükmünün yürürlüğü açısından işyeri kiralarında kiracının;
* TTK anlamında tacir olarak sayılan kişilerden ya da
* Özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişilerinden,
olması halleri bakımından istisna getirildiğine değinmekte fayda bulunmaktadır.
Buna göre; 4 Temmuz 2012 tarih ve 6353 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile değiştirilen 31 Mart 2011 tarih ve 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 2. maddesi hükmü gereğince, “Kiracının Türk Ticaret Kanununda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354 üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır”.
Neticeten, kiracının tacir olması durumunda sözleşme ile dövizde artış hükmü getirilebileceğini düşünmekteyim.

4. TANIMANIN İPTALİ DAVASI

Tanıma TMK’nın 295-300 maddelerinde düzenlenmiştir. Çocuğun babası tarafından tanınması ile birlikte TMK’nın 282. Maddesi gereğince çocuk ile baba arasında soybağı kurulmuş olur.
Türk Medeni Kanunun 298. Maddesine göre; tanımanın iptalini ana,çocuk ve çocuğun ölümü halinde altsoyu, Cumhuriyet Savcısı, Hazine ve diğer ilgililer dava edebilirler.
İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süredir.
Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Yukarıdaki süreler geçtiği halde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
Davanın tanımanın iptaline ilişkin bölümüyle ilgili olarak da, bu davada husumetin tanıyana yöneltilmesi ( TMK.md.298/2 ), küçüğü, davada temsil etmek üzere 17.07.2008 tarihli kararla atanan kayyımın duruşmaya çağrılarak davaya iştirakinin sağlanması ve göstermeleri halinde tarafların delillerinin toplanması,tanımanın iptali davasının tabii olduğu hak düşürücü sürelerin, davacı ana ve kayyım bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan hususlar gözetilmeden eksik hasım ve eksik inceleme ile hüküm kurulası doğru bulunmamıştır...(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2011/2-160 K. 2011/247 T. 29.4.2011)
Dosya içindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı H. C.'un evlilik dışı olarak doğan A. C.'yı İzmir 17. Noterliğinin 01.01.1998 tarih 27920 yevmiye numaralı senedi ile tanıması üzerine nüfusuna tescil edildiği, davanın ise 29.03.2011 tarihinde açıldığı anlaşıldığından; mahkemece, uyuşmazlığın tanımanın iptali olarak değerlendirilip bu kapsamda davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı ve davacı tarafın bir aylık gecikmeyi haklı kılan bir sebebi de ispatlayamadığı dikkate alınarak hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde bulunmayan gerekçeyle davanın kabulü doğru görülmemiştir. (YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ E. 2013/334 K. 2013/4887 T. 28.3.2013)

5. BABALIK HÜKMÜ

Türk Medeni Kanunun 301. Maddesine göre, çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilir.
Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir.
Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
Çocuk tarafından açılacak babalık davasında hak düşürücü süreye ilişkin TMK 301. Maddesinin 2. Fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği için çocuk yönünden herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır.
Somut olayda;davalı ile S. S.'nin evlilik dışı ilişkisinden olan küçük Emre'nin gerçek babasının davalı Muharrem olduğunun tespiti ile nafakaya hükmedilmesi istenmiş, mahkemece davalının kabulü gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava, küçük Emre'nin kayyımı tarafından açılmış babalığın tespiti, soybağının kurulması isteğine ilişkindir. Soybağına ilişkin davalarda, mahkemelerin hiç bir kuşku ve duraksamaya neden olmaksızın soybağının doğru olarak oluşturması zorunluluğu bulunduğu gözetilerek, mahkemece tarafların beyanları ile yetinilmeyip bu iddia ile ilgili olarak küçük Emre'nin biyolojik babasının davalı Muharrem olup olmadığı konusunda DNA testi yaptırılıp kan ve genetik bulgular yönünden re'sen araştırma yapılması gerekirken; sadece kabule dayanılarak, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Doğru görülmemiştir. (YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ E. 2013/3287 K. 2013/5680 T. 8.4.2013)
Davalıya 26.8.2010 tarihinde Tebligat Yasasının 21. maddesi uyarınca, 10.2.2011 tarihinde ise bizzat yapılan tebligatlar ile soybağına yönelik tıbbi inceleme yapılmasını sağlamak amacıyla davalının Adli Tıp Kurumuna sevki için belirlenen günlerde mahkemede hazır bulunması, aksi halde yargılama sonucunda oluşacak hukuki durumu kabul etmiş sayılacağı ihtar edilmiş; ancak davalı mahkemeye başvurmamıştır. Türk Medeni Kanununun 284/2. maddesi uyarınca yapılan ihtarlı davetiyeye rağmen tıbbi incelemeden kaçınan davalı aleyhine babalık olgusu ispat edilmiş sayılır. (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2013/4904 K. 2013/8620 T. 28.3.2013)

6. ANA VE BABA EVLİ DEĞİLSE VELAYET

Türk Medeni Kanunun 337. Maddesine göre; Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir.Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir.
Türk Medeni Kanununun 335 vd. maddelerinde düzenlenen velayete ilişkin hükümler gereğince, velayetin anne ve/veya baba dışındaki kimselere verilmesinin mümkün olmadığı, gerekli görülen hallerde aynı Kanunun 404 ve devamı maddelerince vasi tayin edilebileceği öngörülmüştür. Bu itibarla, mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2011/12018 K. 2011/22739 T. 19.12.2011)

7. VESAYETİ GEREKTİREN HALLER- VASİNİN ATANMASI

Velayet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.
Görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir halin varlığını öğrenen nüfus memurları, idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.
* Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.
* Vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.
* Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir.
* Vesayet makamının izni olmadıkça vesayet altındaki kişi yerleşim yerini değiştiremez.
Vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar.
Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir.Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.
Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.
Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.

8. ANONİM ŞİRKETLERDE İMTİYAZLI PAYLAR

Anonim şirketlerde pay orantısal anlamda eşit hak ve yetkiler vermektedir. Bu kuralın istisnasını imtiyazlı pay oluşturmaktadır ve diğer paylara göre üstün hak tanımaktadır. Her ne kadar TTK nın 478. Maddesinde bazı paylara imtiyaz tanınabileceği kural olarak kabul edilmiş ise de bu kuralında istisnasını TTK nun 478. Maddesinin 3. Fıkrasının yaptığı atıfla, TTK nun 360. Maddesi oluşturmaktadır. Buna göre pay sahipliği durumuna göre Esas sözleşmede öngörülmek şartı ile, belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Bu maddeye göre yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınan paylar imtiyazlı sayılır.
İmtiyaz kural olarak paya tanınan üstün bir hak ve istinai bir durum olduğu için kanunda sayılan hallerde ya da esas sözleşme ile kabul edilen şekilde sınırlı olarak tanınabilir. İmtiyaz; kâr payı, tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda, paya tanınan üstün bir hak veya kanunda öngörülmemiş yeni bir pay sahipliği hakkıdır.
Kar payına,tasfiye payına ve rüçhan hakkına üstünlük tanıyan imtiyazlar malvarlığına ilişkindir.
Oy hakkı ise eşit itibarî değerdeki paylara farklı sayıda oy hakkı verilerek tanınabilir. Bir paya en çok onbeş oy hakkı tanınabilmesi oy hakkında imtiyazın sınırıdır. (ATM den karar alınarak bu sınır kaldırılabilir)
Ayrıca esas sözleşme değişikliği, ibra ya da sorumluluk davası açılması gibi hallerde oy hakkında imtiyaz kullanılamaz hale gelecektir.
TTK m.454/1’e göre, ‘Genel kurulca, esas sözleşmenin değiştirilmesine dair verilen karar, imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikte ise, bu karar anılan pay sahiplerinin yapacakları özel bir toplantıda alacakları bir kararla onaylanmadıkça uygulanamaz’.

9. KAMULAŞTIRILAN TAŞINMAZIN GERİ ALINMASI-TAPU İPTALİ VE TESCİL


2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun 5. Maddesinin 7. Bendinde üniversite yönetim kurullarının kamu yararı kararı verebileceği düzenlenmiş olup,aynı kanunun 8. Maddesiyle idare tarafından pazarlık suretiyle kamulaştırma işleminin yapılabileceği öngörülmüştür.

2942 sayılı Kanunu 23. Maddesinde;
“Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya 22 nci Madde nin ikinci fıkrası uyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygun hiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir. Doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer.
Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.Özel kanunlarda bu Madde nin uygulanmayacağına ilişkin hükümler saklıdır. 1164 sayılı Arsa Ofisi Kanunu'na dayanılarak yapılan kamulaştırmalarda ve bu Kanunun 3 üncü Madde sinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda bu Madde hükmü uygulanmaz.” Malik ya da mirasçılarının bu koşullar altında geri alma hakkı düzenlenmiştir. Buna göre;

* Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren ilgili idare amaca uygun işlem ve tesisat 5 yıl içinde yapılmalıdır.

Bundan ayrı, yasanın öngördüğü 5 yıllık süre içerisinde salt tesis yapılıp yapılmadığı hususunun incelenip değerlendirilmesi yeterli olmayıp bu amaca yönelik olarak ödenek sağlanması, yatırım programına alınması, kamulaştırılan alanın imar durumunda değişiklik yapılması gibi hususlarda yürütülen işlemlerin ve yapılan yazışmaların da yasada öngörülen işlem kapsamında mütalaa edilmesi gerekirken mahkemece bu hususun gözardı edilip hiç bir işlem yapılmadığı sonucuna varılması da yasaya uygun düşmemektedir. YARGITAY18. HUKUK DAİRESİ E. 2002/6097 K. 2002/7058 T. 20.6.2002

Bundan ayrı, yasanın öngördüğü 5 yıllık süre içinde salt tesis yapılıp yapılmadığı hususunun incelenip değerlendirilmesi yeterli olmayıp, bu amaca yönelik olarak ödenek sağlanması, yatırım programına alınması, ihaleye çıkarma için izin, ihale yer teslimi gibi idari hazırlıklar, ifraz ve tevhit, kamulaştırılan alanın imar durumunda değişiklik yapılması ve imar düzenlemesi gibi hususlarda yürütülen işlemlerin ve yapılan yazışmaların da yasada öngörülen işlem kapsamında mütalaa edilmesi gerekirken, mahkemece bu hususlar yeterince araştırılmadan taşınmazlarla ilgili hiçbir işlem yapılmadığı sonucuna varılması da yasaya uygun düşmemektedir. YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ E. 2010/633 K. 2010/2681 T. 23.2.2010

Yapılmaz ise;
* Malik veya mirasçılar ödenen bedeli kanuni faizi ile birlikte ilgili idareye iade ederek taşınmazı geri alma hakkına sahiptir.

* Malik veya mirasçılar tarafından bu hakkın doğumundan itibaren 1 yıl içinde bu hak kullanılmazsa geri alma hakkı düşer.

Dosya içeriğinden, dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin projeye göre başka taşınmazların da kamulaştırıldığı anlaşıldığından, bu taşınmazlara ilişkin kamulaştırma bedellerinin hangi tarihlerde kesinleştiği tespit edilerek, 5 yıllık süreden sonra doğacak dava hakkının, bedeli en son kesinleşen taşınmaza göre tespiti gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmesi, doğru görülmemiştir. YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ E. 2010/945 K. 2010/11774 T. 21.6.2010
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Hukuki Kısa Bilgiler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Emin Demir'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
16-12-2016 - 11:42
(33 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
505
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 19 dakika 6 saniye önce.
* Ortalama Günde 14,85 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 20407, Kelime Sayısı : 2653, Boyut : 19,93 Kb.
* 1 kez yazdırıldı.
* 4 kez indirildi.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1931
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,08547306 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.