Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Yargıtay Kararları Işığında Alt İşveren-Asıl İşveren Uygulamalarında Sorumluluk

Yazan : Av. Alpaslan Akman [Yazarla İletişim]
Avukat

Yazarın Notu
İstanbul Barosu Dergisi Mayıs Haziran 2014

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA
ALT İŞVEREN-ASIL İŞVEREN
UYGULAMALARINDA
SORUMLULUK



Av. Alpaslan Akman1





1. GİRİŞ :

4857 sayılı İş Kanunu 2. maddesinde alt işveren-asıl işveren iş ilişkisi unsurları zikredilerek tanımlanmış ve işbu ilişki içerisindeki tarafların sorumlulukları ana hatlarıyla belirlenmiştir. Yazımızda, alt-asıl işveren ilişkisinde yer alan tarafların sorumluluğu, emsal Yargıtay kararları ışığında anlatılmaya çalışılacaktır. Öncelikle alt-asıl işveren ilişkisinin tanımı, unsurları ve işbu unsurların eksikliği halleri neticeleriyle açıklanacak, akabinde bağımsız işveren, işyeri devri, muvazaa gibi alt-asıl işveren ilişkisinde sorumluluğu etkileyen müesseseler üzerinde durulacak ve son olarak da alt-asıl işveren ilişkisinde yer alan tarafların sorumluluk hallerinin iş davalarındaki şümulü emsal Yargıtay kararları eşliğinde irdelenecektir.




2. TANIMLAR :


4857 Sayılı İş Kanunu 2. maddesi işveren- iş ilişkisi- işyeri gibi temel kavramların açıklamasına yer verdikten sonra 6. bendinde “alt işveren-asıl işveren ilişkisi”nin tanımını vermişti. Buna göre;

“Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir.”(4857 İş K.m 2/6)

Bu tanıma göre alt işveren-asıl işveren ilişkisinin belli unsurları ihtiva etmesi gerekmektedir. Bu unsurlar;
i. İşin asıl işverenin işyerinde yapılması
ii. Yapılan işin bir bölümünde yada yardımcı işlerde yapılması
iii. İşin, işletmenin ve işin gerektiği teknolojik nedenlerle alt işverence yapılması
iv. Alt işveren işçilerinin sadece o işte ve o işyerinde çalışması
şeklinde sayılabilir.

Bu unsurları barındıran bir alt-asıl işveren ilişkisinde, asıl işverenin de alt işverenin işçilerine karşı birlikte sorumluluk hükümlerine tabi olduğu aynı madde devamında belirtilmiştir.

“...Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.”(4857 İş K.m 2/6)

Kanun koyucu, asıl işverenin kanun, iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesinde doğan yükümlülüklerinde alt işverenle birlikte sorumlu olacağını işbu kanun hükmü ile açıkça ortaya koymaktadır.



3. KANUNDA ZİKREDİLEN UNSURLARIN EKSİKLİĞİ

Yukarıda zikredilen unsurlardan birini ya da birkaçını ihtiva etmeyen iş ilişkileri için, alt-asıl işverenlik ilişkisinin varlığından söz edilemeyecektir. Dolayısıyla işbu unsurların eksikliği durumundaki iş ilişkilerinin hukuki niteliği ile gerek alt işveren gerekse asıl işveren için söz konusu yükümlülükler, eksik unsurlara göre değişiklik gösterecektir.

Mezkûr unsurların eksikliği halleri ile bu hallerde iş ilişkilerinin hukuki durumlarını, emsal Yargıtay kararları ışığında maddeler halinde değerlendirdiğimizde;


İ. İŞ İLİŞKİSİNİN, ASIL İŞVERENİN İŞYERİNDE YAPILMAMASI :

Bir alt işveren-asıl işveren iş ilişkisinde, iş akdi ile belirlenen işin, asıl işverenin işyerinde yapılmaması halinde, işverenler arasında alt-asıl işveren ilişkisinin bulunmadığı Yargıtay'ın pek çok kararında zikredilmiştir.

“...Yasa, alt işverenlik için, bir işte, bir işin bölüm ya da eklentilerinde işverenden iş almayı aramaktadır. 87. madde anlamında aracıdan söz edebilmek için, aracının2 aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi ya da yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Bir diğer anlatımla, BİR İŞVERENE AİT İŞYERİNDEKİ ÜRETİM SÜRECİNE, başka bir işverenin dâhil olması durumunda "aracıdan" söz edilebilecektir. Bu anlamda bir bağlantının varlığı için, işyerinde üretilen mal ya da hizmetin niteliğine bakılması gerekir...
...ASIL İŞVEREN-ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN DOĞABİLMESİ İÇİN, İŞYERİNDE İŞÇİ ÇALIŞTIRAN BİR ASIL İŞVERENİN BULUNMASI, BU İŞVERENİN İŞYERİNE AİT BİR İŞİN YİNE ONA AİT İŞYERİNDE GÖRÜLÜYOR OLMASI GEREKİR...”3

Alt işverenin işçilerini sadece asıl işverenin işyerinde çalıştırması gerektiği, işçilerin farklı işverenlerin farklı işyerlerinde çalıştırması halinde alt-asıl işveren iş ilişkisinin kurulamayacağı hususu da Yüksek Mahkeme'nin yerleşik kararlarda sıkça zikredilen bir başka husustur.

ALT İŞVEREN, ÜSTLENDİĞİ İŞ İÇİN GÖREVLENDİRDİĞİ İŞÇİLERİNİ SADECE O İŞYERİNDE ALDIĞI İŞTE ÇALIŞTIRMALIDIR. İŞÇİLER SADECE ASIL İŞVERENE AİT İŞYERİNDE DEĞİL DE, FARKLI İŞVERENLERE AİT ÇEŞİTLİ İŞYERLERİNDE ÇALIŞIYORLARSA, O İŞÇİLER AÇISINDAN ASIL İŞVEREN-ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNDEN SÖZ EDİLEMEZ...”4



İİ. YAPILAN İŞİN BİR BÖLÜMÜNDE YADA YARDIMCI İŞLERDE YAPILMAMASI :

Alt-asıl işveren iş ilişkilerinde, alt işverenin iş akdiyle ifa ya da ifayı taahhüt ettiği işin, asıl işverenin iştigal konusunu oluşturan asli işi olmaması gerekmektedir. Daha açık bir ifade ile alt işverenin yaptığı iş, asıl işverenin yaptığı işin tamamlayıcısı, yardımcısı niteliğinde olan bir iş olmalıdır. Ayrıca, alt işverenin yaptığı işin, asıl işverenin yaptığı işe bağımlı ve bağlantılı olması gerekirken, asıl işten tamamen bağımsız bir işten söz edilememesi gerekmektedir. Yargıtay kararları ile ifade etmek gerekirse;

“...Öte yandan, asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre AYRI VE BAĞIMSIZ bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işverendir. İŞYERİNDEKİ ÜRETİMLE İLGİLİ OLMAYAN VE ASIL İŞİN TAMAMLAYICISI NİTELİĞİNDE BULUNMAYAN bir işin üstlenilmesi halinde, 506 sayılı Kanun uygulaması yönünden aracıdan söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacağından, hizmet tespiti davasında husumetin asıl işverene değil, hizmet akdinin tarafı olan bağımsız işverene yöneltilmesi gerekecektir. Eldeki davada böyle bir durum söz konusu değildir.”5

Açıkça görülmektedir ki, Yüksek Mahkeme asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde olmayan, yardımcı işin ifasından çok işçi temini niteliğine bürünen bir işin varlığı halinde, alt-asıl işveren (506 sayılı kanunda yer alan adıyla aracı) ilişkisinin değil, taraflar arasında bağımsız bir iş ilişkisinin bulunduğunu ortaya koymaktadır.6

Ancak asıl işin devredilemeyeceği, alt işverenin asıl işin tamamlayıcısı yardımcı işleri ifa etmesi gerektiği yönündeki kanun hükmü bazı istisnaları içermektedir. Örneğin, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 67. maddesinde sayılan işlerin ihale yoluyla 3. kişilere gördürülebileceği düzenlenmiştir. Benzer istisnai hallerdeki iş ilişkilerinin alt-asıl işveren ilişkisinin kurulmasına engel olmadığı Yüksek Mahkeme tarafından da kabul edilmiştir.

“...Öte yandan, belediyelerin asli işi olan temizlik, çöplerin toplanması ve nakline ilişkin hizmetlerin 5393 Sayılı Kanun’un 67. maddesi uyarınca başkasından satın alınması mümkündür. Buna göre davalılar arasındaki ilişkinin 4857 Sayılı Kanun’un 2. maddesine uygun olduğu kabul edilmelidir.”7


İİİ. İŞLETMENİN VE İŞİN GEREKTİĞİ TEKNOLOJİK NEDENLER DIŞINDA YAPILMASI:

Kanun, alt-asıl işveren iş ilişkisine konu işin, teknolojik ve işin gereği uzmanlık gerektirecek nedenlerin varlığı halinde alt işverene verilmesi gerektiğini belirtmektedir. Pek çok Yargıtay kararında zikredilen8 bu unsuru misallerle izah edersek;

“...Davacı, davalıya ait asıl işlerde çalışmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 2/6ncı maddesine göre asıl işin, İŞLETMENİN VE İŞİN GEREĞİYLE TEKNOLOJİK SEBEPLERLE UZMANLIK GEREKTİRMESİ halinde alt işverene verilmesi mümkündür. Somut olayda teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren bir durum bulunmadığı halde asıl iş alt işverene verilmiştir. Bu nedenle, davalıyla dava dışı dava dışı S... İnşaat Elekt. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisi 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 2/6 ncı maddesine uygun değildir. Davacının gerçek işvereni davalı şirket olduğundan, hakkındaki davanın taraf sıfatı yokluğu sebebiyle reddi hatalı olmuştur...”9


İV. ALT İŞVEREN İŞÇİLERİNİN SADECE O İŞTE VE O İŞYERİNDE ÇALIŞMASI :

Kanun, 2/6. maddesinde yaptığı tanımda alt işverenin işçilerini sadece o iş yerinde ve o işte çalıştırması gerektiğini açıkça belirtmektedir. İşbu husus Yüksek Mahkemenin kararlarında da zikredilmiştir.

“...Alt işveren, üstlendiği iş için görevlendirdiği işçilerini sadece o işyerinde aldığı işte çalıştırmalıdır. Alt işverene verilen iş, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin bir iş olmalı, asıl işe bağımlı ve asıl iş sürdüğü müddetçe devam eden bir iş olmalıdır..”10

Bununla birlikte Yüksek Mahkeme, işbu kararlarında işyerinde çalışan işçilerle ilgili başkaca unsurların varlığını da alt-asıl işveren ilişkisi mucibince zaruri görmektedir. Buna göre, işyerinde ve iş ilişkisine konu işte alt işverenin işçilerinin çalışması yeterli görülmemiştir. Mevzubahis işte ve işyerinde, asıl işverenin işçileri de alt işverenin işçileri ile birlikte çalışmalı ve asıl işveren asıl iştigal konusu işini kendi çalışanlarıyla devam ettirmelidir.

Yüksek Mahkemenin önemle belirttiği bir başka husus da, işyerinde çalışan işçilerin sigortalı olmalarıdır. Sigortalı işçi çalıştırmak, işveren olmanın şartlarından olup gerek asıl işverenin gerekse alt işverenin “işveren” vasıflarını kaybetmemeleri, iş ilişkisi boyunca bu sıfata haiz olmaları gerekmektedir. İşbu hususların belirtildiği bir kararı emsal olarak zikretmek gerekirse;

“...Sosyal Sigortalar Yasası'na göre, aracıdan söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan birtakım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. Aracı kavramı her şeyden önce, bir asıl işverenin varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmeyi ve nihayet asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmayı gerektirir. Asıl işverenle aracı arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin önemi yoktur. Önemli olan yön, asıl işverene ait işin aracı tarafından yapımının sağlanmasıdır.

Aracının asıl işverenden bir bölüm iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, aracı kavramının belirleyici özelliğini oluşturmaktadır. Aracı, her şeyden önce bir "asıl işveren"in varlığını zorunlu kılmaktadır. Maddede belirtilen koşullardan birisinin dahi yokluğu durumunda aracıdan söz edilemez.

Asıl işveren; SSK m. 4/1 gereğince, bu Yasa'nın 2. maddesinde belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek ya da tüzel kişi olup, işveren niteliği sigortalı çalıştırmanın doğal sonucudur. Yasanın tanımından hareketle, asıl işveren-alt işveren ilişkisi için, işyerinde "iş sahibi"nin de işçi çalıştırıyor olması koşulu aranır. Sigortalı çalıştırmayan iş sahibi "işveren" sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır...”11

Yukarıda zikredilen unsurların bulunmadığı bir iş ilişkisinin, 4857 sayılı İş Kanunu 2/6. maddesinde tanımı yapılan ve sınırları Yüksek Mahkeme kararları ile belirlenen alt-asıl işveren ilişkisi niteliği kazanamayacağı açıktır. Burada taraflar arasındaki ilişkinin nasıl değerlendirileceği ve hangi sorumluluk hükümlerine tabi olacağı kanun kadar Yargıtay kararları ile şekillenmektedir. Kanunda belirtilen asıl-alt işveren niteliğini kazanamamış bir iş ilişkisinin, Yargıtay kararlarında sıkça zikredilen muvazaa, işyeri ve iş sözleşmesi devri, bağımsız iş ilişkisi gibi kavramlarla birlikte değerlendirilerek hukuki niteliğine karar verilmelidir. Bu nedenle, Yargıtay kararları ışığında işbu kavramların açıklanmasına çalışılacaktır.


4. ALT-ASIL İŞVEREN İLİŞKİSİNDEN BAĞIMSIZ İŞVEREN

Yüksek Mahkeme pek çok kararında, kanuna göre alt-asıl işveren ilişkisi niteliğini kazanamayan bazı durumlarda bağımsız işverenin varlığından bahsetmektedir. Bu emsal kararları irdelediğimizde, kavramın tanımı da kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Yargıtay'ın konu ile ilgili hemen hemen tüm kararlarında zikrettiği tanımlama ve nitelemeyi dikkate aldığımızda;

“...Öte yandan, ASIL İŞVERENDEN ALINAN İŞ, ONUN SİGORTALI ÇALIŞTIRDIĞI İŞE GÖRE AYRI VE BAĞIMSIZ BİR NİTELİK TAŞIMAKTAYSA, İŞİ ALAN KİMSE ALT İŞVEREN DEĞİL, BAĞIMSIZ İŞVERENDİR. İŞYERİNDEKİ ÜRETİMLE İLGİLİ OLMAYAN VE ASIL İŞİN TAMAMLAYICISI NİTELİĞİNDE BULUNMAYAN BİR İŞİN ÜSTLENİLMESİ HALİNDE, 506 SAYILI YASA UYGULAMASI YÖNÜNDEN ARACIDAN SÖZ ETME OLANAĞI KALMAYACAK, ORTADA İKİ BAĞIMSIZ İŞVEREN BULUNACAĞINDAN, hizmet tespiti davasında husumetin asıl işverene değil, hizmet akdinin tarafı olan bağımsız işverene yöneltilmesi gerekecektir...”12

Mezkûr Hukuk Genel Kurulu kararı ile Yüksek Mahkeme, alt-asıl işveren ilişkisi niteliğinde bulunmayan, 2 ayrı bağımsız işverenin bulunduğu sözleşmelerde sorumluluğun hizmet akdi ile bağlı olunan tarafta olduğunu ve husumetin işbu tarafa yöneltilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu nedenle, alt-asıl işveren niteliği taşımayan bağımsız sözleşmelerde, asıl işverenin alt işverenle birlikte müteselsil ve müşterek sorumluluğundan bahsedilmeyecektir. Elbette işbu tespitimizden, Yargıtay'ın kararlarında sıkça zikrettiği işyeri devri, muvazaa gibi diğer durumlara dair değerlendirmeler muaftır. Emsal kararlarla devam edecek olursak;

“...Uyuşmazlık, somut olayda davacı şirket ile Durmuş arasındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren mi, yoksa iş sahibi müteahhit ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Yaptırılmakta olan bakım ve tadilat işinin kendi niteliği içinde tamamen bağımsız bir bütünsellik oluşturduğu dikkate alındığında, belirtilen bu maddi ve yasal olgular karşısında işin niteliği ve yürütümü bakımından otel işletmeciliği işinden tamamen farklı ve bağımsız nitelikteki bakım ve tadilat işinde sigortalı işçi çalıştırmayan otel işletmeciliği işvereni davacı şirketin 87. madde kapsamında asıl işveren olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, aralarındaki sözleşmede Durmuş'tan taşeron olarak söz edilmesinin sonuca etkili olmadığı, davacı şirket ile Durmuş arasındaki ilişkinin istisna akdine dayalı olduğunun kabulü gerekir...”13


Devamla, Yargıtay uygulamada sık sık karşılaşılan anahtar teslimi sözleşmeler için de aynı ilkeler ışığında karar vermektedir. Yargıtay'a göre, iştigal konusu inşaat olan taraflar arasındaki anahtar teslimi inşaat sözleşmelerinin alt-asıl işveren ilişkisi olması mümkün değildir.

“...Dosya içeriğine göre, davalı ile yüklenici şirket arasındaki sözleşme başlı başına anahtar teslim inşaat işi olup, eser sözleşmesidir. Dolayısıyla davalı kooperatif ve yüklenici arasındaki ilişki asıl işveren alt işveren ilişkisi değildir. Bu nedenle davalı kooperatife husumet yöneltilemeyeceğinden açılan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmaya gerektirmiştir...”14


5. ALT İŞVERENİN İŞ YERİ DEVRİ

Asıl işverenle kurduğu iş ilişkisinde alt işveren, iş akdine konu işi asıl işverenin işyerinde ifa edecektir. Ancak, alt işverenin işyeri, asıl işverene göre ayrık ve bağımsız bir hukuki niteliğe sahiptir. Şöyle ki 4857 sayılı İş Kanunu 3. maddesinde “... alt işveren, bu sıfatla mal ve hizmet üretimi için meydana getirdiği kendi işyeri için birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür” hükmü bulunmaktadır. Alt işverenin işyerinin bağımsız niteliği 1475 sayılı eski iş kanunu yürürlük zamanından beri yerleşik Yargıtay kararlarında zikredilen temel ilkelerdendir.15Dolayısıyla alt işveren bağımsız nitelikteki işyerini İş Kanunu hükümlerine uygun şekilde devredebilecektir.

“...İşyerinin tamamının veya bir bölümünün hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devri, işyeri devri olarak tanımlanabilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde, işyerinin bir bütün olarak veya bir bölümünün hukuki bir işleme dayalı olarak başkasına devri halinde, mevcut iş sözleşmelerinin devralana geçeceği düzenlenmiştir. Bu anlatıma göre, alt işverence asıl işverenden alınan iş kapsamında faaliyetini yürüttüğü işyerinin tamamen başka bir işverene devri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesi kapsamında işyeri devri niteliğindedir. Dairemizin kökleşmiş içtihatları bu yöndedir (Yargıtay 9. HD 18.09.2008 gün 2006/26306 E, 2008/23980 K)...”16

Anlaşıldığı üzere, alt işveren bağımsız nitelikteki işyerinde İş Kanunu 6. maddesi uyarınca işyeri devri yapabilecektir. Uygulamada alt işverenin iş akdinin süresinin sona ermesi, yeni ihaleyi almaması gibi durumlarda işçilerin hukuki durumu ve iş kanunu ve iş güvencesi kapsamındaki haklarına dair sorumlulukları açısından sorunlarla karşılaşılmaktadır. Örnek vermek gerekirse eski alt işverenin işçilerinin, yeni alt işveren yanında çalışmaya devam etmesi, çalışmaya devam etmedikleri durumlarda iş akdi feshinin hukuki niteliği ve sonuçları, alt işveren işçilerinin asıl işveren yanında çalışmaya başlaması gibi sorunlar sayılabilir. İşbu sorunların birbirinden farklı şekilde tezahür eden hukuki neticelerini belirtmek gerekirse;

i. İşyerini devralan yeni işverenle eski işveren arasında devir sözleşmesi bulunması halinde; mezkûr sözleşme kapsamında yeni alt işveren nezdinde çalışmaya devam eden işçiler hakkında işyeri devri hükümleri uygulanacaktır. Yeni alt işverende çalışmayan işçilerin iş akdi ise eski alt işveren tarafından feshedildiği kabul edilir.

ii. Eski alt işverenin, işçilerini tamamen alarak işyerinden ayrılması halinde; yeni alt işverenin işyerinde yeni başlayan işçileri için herhangi bir devrin söz konusu olmadığı açıktır.

iii. Bir devir sözleşmesi bulunmamasına rağmen eski alt işverenin işçilerin işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde; yeni alt işveren nezdinde kesintisiz çalışmayı sürdüren işçiler açısından 4857 sayılı İş Kanunu 6. maddesine göre işyeri devrinin kabulü gerekmektedir. Yeni alt işveren çalışan işçilerin hizmet akitlerini devralmıştır. Dolayısıyla devralan alt işverenin yanında çalışanlar açısından bir fesih söz konusu olmayıp iş akitleri devam etmektedir. Bu nedenle, böyle bir devir durumunun varlığı halinde, işveren ve işçiler açısından, gerek hizmet süresi gerekse işçilik hak ve alacakları yönünden feshin hukuki sonuçları uygulanmayacak, hizmet akdinin fasılasız devam ettiğinin kabulü gerekecektir.17

“...Somut olayda davacının davalı Milli Piyango İdaresi işyerinde diğer davalının işçisi olarak çalıştığı, ihalenin başka şirkete verilmesi üzerine iş aktininfeshedildiği ve davacının ihaleyi yeni alan şirkette ara vermeden çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Dosya içeriğinden işyerinin açık bir şekilde devredilmeyip zımni olarak devredildiği bellidir. Sosyal Sigortalar Kurumu na yapılan çıkış bildirimi de alt işverenin kurumsal açıdan yaptığı olağan bir işlemdir. Bu nedenle devri ortadan kaldırmaz. Davacı da ertesi gon işi alan diğer alt işveren yanında başlayarak bu olguyu doğrulamıştır. Bu nedenle feshe bağlı kıdem, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağının reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır...”18

İşyeri devri olarak kabul edilmeyen iş ilişkileri açısından asıl işverenin sorumluluğu ile ilgili Yargıtay kararları oldukça dikkat çekicidir. Buna göre asıl işverenin sorumluluğu, alt işverenlerin sorumluluğunu aşamayacaktır. Ancak kıdem tazminatı açısından, devreden alt işveren kendi döneminden sorumlu olurken, devralan alt işveren tüm dönemden sorumlu olacaktır.

“...Alt işverenlerin aralarında herhangi bir hukuki işleme bağlı olmaksızın değişmesini işyeri devri olarak kabul etmediğimiz takdirde, her bir alt işverenin kendi dönemiyle ilgili olarak işçilik haklarından sorumluğu söz konusu olacağından ve ASIL İŞVERENİN SORUMLULUĞU YASA GEREĞİ ALT İŞVERENİN SORUMLULUĞUNU AŞAMAYACAĞINDAN HAK KAYBINA NEDEN OLABİLECEKTİR. ÖRNEĞİN, İŞYERİNDE PERİYODİK OLARAK 11 AY 29 GÜN SÜRELERLE İŞÇİ ÇALIŞTIRAN ALT İŞVERENLER YÖNÜNDEN HİÇBİR ZAMAN KIDEM TAZMİNATI İLE İZİN ÜCRETİ ÖDEME YÜKÜMLÜLÜĞÜ DOĞMAZ VE BUNA RAĞMEN ASIL İŞVERENİN BU İŞÇİLİK HAKLARINDAN SORUMLULUĞU GÜNDEME GELİR. OYSA, ASIL İŞVERENİN SORUMLULUĞUNUN ALT İŞVEREN VEYA İŞVERENLERİN SORUMLULUĞUNU AŞMASI DÜŞÜNÜLEMEZ.
1475 Sayılı Yasa'nın 14/2. maddesi hükmü, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen işyeri devrini de içine alan daha geniş bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Gerçekten maddede, işyerlerini devir veya intikalinden söz edildikten sonra “.yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli.” denilmek suretiyle uygulama alanı 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesine göre daha geniş biçimde çizilmiştir. O HALDE KIDEM TAZMİNATI AÇISINDAN ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN SONA ERMESİNİN ARDINDAN İŞYERİNDEN AYRILAN ALT İŞVEREN İLE DAHA SONRA AYNI İŞİ ALAN ALT İŞVEREN ARASINDA HUKUKİ YA DA FİİLİ BİR BAĞLANTI OLSUN YA DA OLMASIN KIDEM TAZMİNATI AÇISINDAN ÖNCEKİ İŞVERENİN, DEVİR TARİHİNDEKİ ÜCRET VE KENDİ DÖNEMİ İLE SINIRLI SORUMLULUĞU, SON ALT İŞVERENİN İSE TÜM DÖNEMDEN SORUMLULUĞU KABUL EDİLMELİDİR...”19

Alt işverenlerin işyeri devri yaptıkları bir iş ilişkisinde, işçilerin kıdem tazminatı 4857 sayılı İş Yasası 6.maddesinde yer alan 2 yıllık sınırlama dikkate alınmaksızın devir öncesi ve sonrası tüm süreler dikkate alınarak hesaplanır. Ancak devreden alt işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki ücreti ile sınırlı sorumludur. Devreden alt işveren, devir tarihine kadar doğmuş ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarında sorumluluğu devir tarihinden itibaren 2 yıl süreyle sınırlı durumdayken ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinde bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Devralan işveren ise ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağının tümünden sorumluyken, diğer işçilik alacakları yönünden devir tarihinden itibaren sorumludur.

“...Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden sorumluluk ise son işverene ait olmakla devreden işverenin bu işçilik alacaklarından sorumluluğu bulunmamaktadır. Devralan işveren ihbar tazminatı ile kullandırılmayan izin ücretlerinden tek başına sorumludur.
İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumludur...”20



6. ALT İŞVEREN-ASIL İŞVEREN İLİŞKİSİNDE MUVAZAA


4857 sayılı İş Yasasının 2/7. maddesinde muvazaalı işlemlerden bahsedilmiştir. Asıl işin bölünerek yaptırılması, asıl işveren işçilerinin alt işveren yanında çalıştırılması gibi durumlar muvazaalı işlem olarak nitelendirilmiştir. Bu maddeye göre;
“Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin MUVAZAALI işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”

Yüksek Mahkeme'nin de, alt işveren-asıl işveren ilişkisinde muvazaa konusunda çok sayıda kararı mevcuttur. Örneğin, Yargıtay, asıl işin bölünmezliği ilkesinin ihlalinin muvazaa olarak niteleneceği ve muvazaalı alt-asıl işveren ilişkisinde işçilerin, asıl işverenin işçisi sayılacağı şeklinde kararlar vermiştir.

“...Gerçekten; 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinde getirilen kural asıl işin bölünerek alt işverene verilmemesidir. Ancak asıl işindir bölümünün "işletmenin ve işin gereği" veya "teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler" olması halinde alt işverene verilmesi olasıdır.
Bu koşullar asıl işveren alt işveren ilişkisinin sınırlarını oluşturmakta olup bu sınırların aşılması durumunda diğer bir deyişle alt işverene verilmesi mümkün olmayan bir işin alt işverene bırakılması ya da MUVAZAALI bir ilişki içine girilmesi halinde alt işveren işçilerinin baştan itibaren asıl işveren işçileri olarak işlem görecekleri hükme bağlanmıştır...
...Bu itibarla iş müfettişi ve yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporundan davalı işverenin asıl işin her bir bölümünü farklı alt işverene yaptırmak suretiyle böldüğü, bunun yukarıda açıklanan 4857 sayılı yaşanır 2. maddesinde belirtilen asıl işveren alt işveren ilişkisinin koşullarını taşımadığı anlaşıldığından alt işveren işçilerinin başlangıçtan itibaren asıl işveren işçileri olarak kabul edilip çoğunluk tespitinin bu çerçevede yapılması gerekir. Alt işverenler tarafından görülmekte olan işlerin yukarıda belirtilen unsurları taşımadığı, asıl işveren alt işveren ilişkisinde davalı işverenin asıl işin bölümlerini MUVAZAALI olarak alt işverenlere verdiği dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır...”21

Tam tersi durumda ise, yani alt-asıl işveren ilişkisinde, asıl iş bölünmemişse, iş yardımcı iş niteliğinde ise muvazaanın varlığından bahsedilemeyecektir.

“...TEMİZLİK İŞİ YARDIMCI İŞTİR, DAVALI ÜNİVERSİTE İLE DAVACININ İŞVERENİ OLAN DAVA DIŞI ALT İŞVERENLER ARASINDAKİ İLİŞKİ YASAL UNSURLARINI TAŞIMAKTADIR. Davalı E...Üniversitesi Rektörlüğü'nün, feshin geçersizliği davasında pasif husumetinin bulunmadığı, davacının işe iade davasının iş sözleşmesini fesheden son işvereni olan alt işveren aleyhine açması gerekirken, muvazaa iddia ederek davalı aleyhine açmasının hukuka uygun olmadığı, davalının feshin geçersizliği isteminde taraf sıfatı bulunmadığı anlaşıldığından, davanın reddi gerekir...”22

Yüksek Mahkeme, asıl işveren işçilerinin alt işveren tarafından çalıştırılmasını muvazaa sayarken, alt işveren değişmesine rağmen yeni alt işveren yanında çalışmaya devam eden işçilerin varlığını muvazaa saymamaktadır.

“...Somut olayda davalı Bakanlığa bağlı Adana Numune ve Araştırma Hastanesi ile davalı C. Temizlik Ltd.Şti. arasında yapılan 14.1.2009 tarihli hizmet alım sözleşmesine göre hastanenin "malzemeli temizlik ve hastane destek hizmeti (sekretarya, teknik destek ve kalorifercilik hizmeti, yük taşıma, bahçıvanlık, hasta karşılama, yönlendirme, bilgilendirme, santral hizmeti ve evrak transportu) hizmetleri davalı C. Temizlik Ltd.Şti.'ne verilmiştir. Davacı anılan sözleşme kapsamında davalı şirkete bağlı olarak sözleşme kapsamındaki işte çalışmış olup, iş sözleşmesi yazılı bir fesih bildirimi olmadan davalı şirketçe feshedilmiştir. Hizmet alım sözleşmesinin konusu olan hizmetlerin tamamı yardımcı işler olup, davacının temizlik işçisi olmasına rağmen fiilen sözleşmenin kapsamı dışında hastabakıcılık, hemşirelik gibi aslı işlerde çalıştırıldığı iddia ve ispat edilmiş değildir. Davalı Bakanlığın yardımcı işlerini alt işverene vermesi 4857 sayılı İş Kanunun 2/6-7.maddesi uyarınca mümkündür, idari ve teknik şartnamelerde yüklenicinin eleman seçiminde ve değişikliğinde idarenin uygun görüşünü alacağı, görev yerlerinin yüklenicinin bilgisi olmadan değiştirilmemesi, yıllık izin kullanma sürelerinin belirlenmesi konusunda idarenin bilgisi ve isteği doğrultusunda hareket edilmesi gibi düzenlemeler yer almakta ise de asıl işverenin denetim yetkisi, işyeri güvenliği ve işçilik alacaklarına karşı müteselsil sorumluluğu nedeniyle bu tür düzenlemelere yer vermesi olağan karşılanmalıdır. Bu nedenle sözü edilen hükümler alt işverenlik sözleşmesinin muvazaaya dayandığını göstermez. Keza, alt işverenlerin değişmesine rağmen işçinin ara vermeden yine alt işverene bağlı olarak çalışmış olması da alt işverenlik uygulamasının muvazaalı olduğunu kabule yeterli değildir. Mevcut olgulara göre geçerli ve muvazaaya dayanmayan bir asıl işveren-alt işverenlik sözleşmesi bulunmaktadır. Mahkemece asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu sonucuna varılarak davacının davalı Bakanlığa ait işyerine iadesi doğru olmamıştır...”23


Yüksek mahkeme yerleşik kararlarında, alt-asıl işveren ilişkisinin muvazaa yönünden incelenmesinde dikkat edilecek hususları teferruatlı olarak belirtme yoluna gitmiştir24. Buna göre;

“...Asıl-alt işveren ilişkisinde ilişkinin muvazaalı veya yasadaki unsurları taşıyıp taşımadığının belirlenmesinde,
Biri asıl diğer hukuksal ve ekonomik bağımsızlık ile ayrı bir iş organizasyonuna sahip iki ayrı işverenin bulunup bulunmadığı,
Alt işveren işçilerinin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılıp çalıştırılmadıkları,
Alt işverene verilen işin, işyerinde asıl işveren tarafından yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin yardımcı işlerinden olup olmadığı, alt işverene verilen işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olup olmadığı;
Alt işverenin daha önce o işyerinde çalıştırılan bir kişi olup olmadığı;
Alt işverenin işe uygun yeterli ekipman ile tecrübeye sahip olup olmadığı;
İstihdam edeceği işçilerin niteliklerinin yapılacak işe uygun olup olmadığı;
Alt işverene verilen işte asıl işveren adına koordinasyon ve denetimle görevlendirilenlerden başka asıl işverenin işçisinin çalışıp çalışmadığı;
Yapılan alt işverenlik sözleşmesinin iş hukukunun öngördüğü kamusal yükümlülüklerden kaçınmayı amaçlayıp amaçlamadığı;
Yapılan alt işverenlik sözleşmesinin işçilerin iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi yahut mevzuattan kaynaklanan bireysel veya kolektif haklarını kısıtlamaya ya da ortadan kaldırmaya yönelik yapılıp yapılmadığının araştırılması ve irdelenmesi gerekir...”25

Alt-asıl işveren ilişkisinde muvazaanın bulunması halinde,4857 sayılı İş Kanunu uyarınca alt işveren işçileri baştan beri asıl işverenin işçileri sayılacak, aradaki iş akdi bu tespitler göz önüne alınarak sonuç doğuracaktır. Ancak alt işveren işçilerinin bir kısmının, üstlenilen hizmet dışında asıl veya yardımcı başka işte çalıştırılmaları, asıl-alt işveren arasındaki sözleşmeyi tamamen muvazaalı hale getirmeyecektir. Böyle bir durumda, sadece başka işte çalıştırılan işçiler açısından asıl-alt işveren ilişkisinin unsurlarının bulunmadığı kabul edilecektir.

7. ALT-ASIL İŞVEREN İLİŞKİSİNE MÜSTENİT DAVALARDA SORUMLULUK

4857 Sayılı İş Kanunu 6. maddesi; “asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu” olduğunu hükme bağlamış olup yerleşik Yargıtay karalarında işbu sorumluluğun müşterek ve müteselsil sorumluluk olduğu belirtilmiştir.

İşbu sorumluluğun iş davalarındaki görünümü ile ilgili emsal Yargıtay kararları aşağıda incelenmeye çalışılacaktır.


İ. İŞÇİLİK ALACAKLARI TALEPLİ DAVALARDA SORUMLULUK :

İşçilik alacakları talepli davalarda, asıl ve alt işverenin birlikte sorumluluğu tartışmasızdır.26 İşçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla çalışma alacağı, yıllık izin alacağı vb tüm taleplerinde, asıl ve alt işveren müşterek ve müteselsilen sorumlu olacaktır.27

“...Mahkemece yargılama sonunda verdiği kısa karar usule aykırı tefhim edildiği gibi gerekçeli kararda davacı işçinin tazminat ve alacaklarından davalı asıl işverenin ayrı, davalı ortak girişimi oluşturan davalı alt işveren şirketleri ayrı hüküm altında sorumluluklarına karar vermiştir. Oysa açıklandığı gibi asıl-alt işveren ilişkisinde alt işveren işçisine karşı asıl ve alt işverenler birlikte müteselsilin ve müştereken sorumludurlar. Gerekçeli kararın hüküm fıkrasında asıl işveren yönünden ayrı, alt işverenler yönünden ayrı bentler altında tazminat ve alacakların iki kez infazına yol açacak şekilde karar verilmesi ve keza kabule göre de ortak girişimi oluşturan şirketlerin uyuşmazlıkta yeri olmayan B.K.’nun 523. Maddesi uyarınca altına alınan tazminat ve alacaklardan yarı yarıya sorumlu tutulması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir...”28


İİ. İŞ KAZASI NEDENİYLE DOĞAN TAZMİNAT DAVALARINDA SORUMLULUK :

İş kazasından doğan tazminat davalarında da, asıl işverenin alt işverenle birlikte müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğu tartışmasızdır. Yüksek Mahkeme'nin yerleşik kararları da bu doğrultudadır.29

“...Davalılardan A. Elektrik Makine İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’nin taşeronu olan davalılardan Y. Elektrik Ltd. Şti.’nin işçilerinden davacı, 30.6.2002 tarihinde, elektrik enerji nakil hattına ait direk üzerinde hat bağlantısı işinde çalıştığı sırada, izolatöre geçici olarak bağlanan çelik halatı çözmek için uzandığında üzerinde bulunduğu izolatörün ters dönmesi sonucu 14 metre yükseklikten aşağıya düşerek yaralanmış ve %100 malul kalmıştır.
İşin tamamı yerine bir bölümü devrolunduğunda devreden kişinin işverenlik sıfatı devam ettiğinden kusuru olmasa da olay tarihinde yürürlükte bulunan 1475 Sayılı İş Kanunu’nun 1/son maddesi gereğince sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, enerji iletim hatlarının yapımı işi, davalılardan TEİAŞ Genel Müdürlüğü’nün asıl işi olup, bu işi başka birine verse dahi işi alanla birlikte sorumluluğu devam edeceğinden, asıl işveren olarak taşeron şirketle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu düşünülmeksizin, davalı TEİAŞ Genel Müdürlüğü hakkındaki davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...”30

İİİ. İŞ GÜVENCESİ KAPSAMINDA İŞE İADE DAVALARINDA SORUMLULUK :

İşe iade davalarının sonuçlarından olan işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti konularında da, kanunda belirtilen birlikte sorumluluğun bir tezahürü olarak, alt ve asıl işverenin müşterek ve müteselsilen sorumluluğuna hükmedilecektir.

“...Somut uyuşmazlıkta, davalılar arasında işyeri güvenliği ve itfaiye işinin yapılması için sözleşme bulunduğu, davacı işçinin işvereni olan şirketinin bu işi üstlendiği, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi olduğu, davacının iş sözleşmesinin davalı alt işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiği de dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece feshin geçersizliğine karar verilmesi yerindedir. Davalılar arasında sözleşmeye konu olan kamu kurumuna ait işyerlerinin güvenliğinin sağlanması ve itfaiye işi asıl işin bir bölümü olmayıp, hizmet alım sözleşmesine konu iş alt işverenliğe verilebilecek niteliktedir. Davalı M. A.Ş. ile diğer davalı firma arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmaktadır. Asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan ve iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumlu olacağı kuralı dikkate alınmadan ve işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretinden birlikte sorumlu olduğu gözden kaçırılarak, alt işveren yönünden davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmesi hatalı bulunmuştur...”31

Ancak asıl işverenin İş Kanunu 2. maddesi mucibince müşterek ve müteselsil sorumluluğu “işe iade” kararı için geçerli değildir. İşbu birlikte sorumluluk hali, yalnızca yukarıdaki Yargıtay kararlarında zikredilen tazminatlar açısından geçerlidir. Zira, işçinin iş akdini feshetmeye yetkili tarafın alt işveren olduğu, dolayısıyla da asıl işverenin taraf sıfatı bulunmadığı göz önüne alınmalıdır. Bu sebeple, işe iade “hükmünün” alt işveren hakkında kurulması gerektiği Yargıtay tarafından dile getirilmiştir.

“...Feshin geçersizliği ve işe iade davasının alt ve asıl işveren ilişkisinde, her iki işverene birlikte açılması halinde, davacı işçi alt işveren işçisi olup, iş sözleşmesi alt işveren tarafından feshedildiğinden, feshin geçersizliği ve işe iade yükümlülüğü alt işverenindir. Asıl işverenin iş ilişkisinde, sözleşmede taraf sıfat bulunmadığından, işe iade yönünde bir yükümlülüğünden söz edilemez. Asıl işverenin işe iade kararı sonrası işçinin işe başlamak için başvurması ve alt işverenin işe almamasından kaynaklanan işe başlatmama tazminatı ile dört aya kadar boşta geçen süre ücretinden yukarıda belirtilen hüküm nedeni ile alt işverenle birlikte sorumluluğu vardır...”32

Kısacası, işe iade talebi hakkında alt işverene yönelik hüküm kurulurken, tazminatlar konusunda her iki işverenin birlikte sorumlu olduğu yönünde hüküm kurulacaktır. Dolayısıyla, işe iade davalarında, asıl ve alt işveren arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır.

“...Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usuli) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir.
Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünde hukuka uygun olup, maddi ve usuli bakımdan her iki tarafın haklarını korumasını sağlayan bir çözümdür.
Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava sıfat yokluğundan reddedilmelidir...”33

Bu sebeple, işe iade davasının sadece asıl işverene yöneltilmesi doğru değildir.34 Husumette yanılma olarak nitelenen böyle durumlarda, Yüksek Mahkeme yerleşik kararlarında, davanın alt işverene yöneltilmesi için süre verilmesi gerektiğini belirtmektedir.35 Ancak husumette yanılma olarak nitelenemeyecek durumlarda, işe iade davasının sadece asıl işveren aleyhine açılması mümkün değildir.36









1. İstanbul Barosu avukatlarından
2. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu 87. maddesi “aracı” adı altında alt işvereni tanımlamıştır. Bu maddeye göre; “Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir.” Ayrıca alt işveren, birçok Yargıtay kararlarında “taşeron”olarak zikredilmektedir.
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,2010/21-739 E, 2011/5 K, 02.02.2011 tarih
4. Yargıtay 9. HD 2011/3496 E. 2012/48 K. 16.01.2012 tarih
5. Yargıtay 9. HD. 2010/15422 E., 2012/3174 K., 27.02.2012 tarih
6. Yargıtay 9. HD., 2010/23498 E., 2011/5236 K., 28.02.2011 tarih; “...Davalı işverenin otel işletmeciliği konaklama ve eğlence işyerleri iş kolunda kalmaktadır. Otel, pansiyon, lokanta, büfe, pastane, kahvehane gibi konaklama, dinlenme ve yemek yerleri ile sinema, müzikli ve müziksiz her türlü eğlence yerleri, plaj, açık ve kapalı spor yerleri, hipodromlar, hamamlar, kaplıcalar, içmeceler, turistik tesislerde yapılan işler bu iş kolu kapsamındadır. Davalı işverenin otel hizmeti kapsamında alt işverene verdiği hizmetlerden genel temizlik, garaj ve otopark ile güvenlik hizmetleri yardımcı işlerden olması nedeni ile bu şekilde kurulan alt asıl işveren ilişkisi yasaya uygundur. Ancak bu hizmetlerin dışında verilen Restaurant ve Bar, Garson, Komi, Oda temizliği gibi hizmetler otel işletmeciliğinin asıl işlerindendir. Bu hizmetlerin verilmesi için işletme ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir olgu olması gerekir. Davalı işveren bu olguyu kanıtlayamadığı gibi asıl işlerini bir şirketten işçilik temini sureti ile aldığı anlaşılmaktadır...”
7. Yargıtay 9. HD. 2009/48077 E., 2010/5206 K., 01.03.2010 tarih
8. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,2010/21-739 E, 2011/5 K, 02.02.2011 tarih; “...Günümüzde pek çok işyerinde, teknolojik ve işin gereği uzmanlık gerektirici birçok iş alt işverene verilmektedir. Bu bağlamda akıllı binalarda, gökdelenlerde, iş yapan firmalar elbette ki temizlik işi gibi özen ve bilgi isteyen bir işi bir başka işverene yaptırması (alt işverene) madde kapsamında görülmelidir. Uygulamada, bilindiği gibi, çoğu zaman temizlik işlerini sözleşme ile alan firmalar değiştiği halde, temizlik işinde çalışan işçiler değişmemektedir.
Önemle vurgulanmalıdır ki; asıl işverenin asıl işi veya yardımcı işi veya teknolojik nedenle veya işin gereği uzmanlık gerektiren işle hiç ilgisi olmayan, görülen işe tamamen yabancı bir eser, yapı inşası, çatı tamiri, işyerinin badana boyası gibi geçici işler yönünden elbette ki, alt işveren-üst işveren ilişkisinden bahsedilemez...”
9. Yargıtay 22. HD.,2011/7730 E., 2011/2970 K., 24.10.2011 tarih
10. Yargıtay 9. HD. 2008/41361 E., 2008/34689 K., 22.12.2008 tarih
11. Yargıtay 21. HD. 2008/4432 E.,2008/7410 K., 06.05.2008 tarih
12. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2010/21-497 E.,2010/590 K., 10.11.2010 tarih; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2010/15422 E.,2012/3174 K., 27.02.2012 tarih; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012/21-75 E.,2012/280 K., 04.04.2012 tarih
13. Yargıtay 21. HD., 2008/4432 E., 2008/7410 K., 06.05.2008 tarih
14. Yargıtay 9. HD., 2008/20640 E., 2010/5868 K., 04.03.2010 tarih
15. Yargıtay HGK., 2001/9-711 E., 2001/820 K., 06.06.2001 tarih
16. Yargıtay 9. HD., 2009/25432 E., 2011/45458 K., 24.11.2011 tarih
17. Yargıtay 9. HD., 2008/9391 E., 2009/26150 K., 08.10.2009 tarih; “...Somut olayda davacı işçi alt işveren olan T... Ltd. Şti. nezdinde çalışmakta iken, bu şirketin ihaleyi kazanamaması nedeni ile 31.12.2005 tarihinde iş akdinin feshedildiğini ileri sürmüşse de, bu tarih sözleşme süresinin bitim tarihi olup, 01.01.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere alt işveren değişikliği olmuş, davacı işçi de çalışmasına devralan alt işveren nezdinde devam etmiştir. Bu durum işyeri devri olup, feshe bağlı haklar olan kıdem, ihbar tazminat ve izin ücreti gibi isteklerin doğması söz konusu olmaz (Dairemizin 2007/7239 E., 2007/34741 K. no.lu ve 2007/7240 E., 2007/ 34742 K. no.lu onama kararlan da bu yöndedir). Mahkemece feshe bağlı bu haklanın hüküm altına alınmış olması hatalıdır...”
18. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011/9-589 E., 2011/740 K., 07.12.2011 tarih
19. Yargıtay 9. HD., 2008/9391 E., 2009/26150 K., 08.10.2009 tarih
20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011/9-589 E., 2011/740 K., 07.12.2011 tarih
21. Yargıtay 9. HD., 2008/12851 E., 2008/8003 K., 10.04.2008 tarih
22. Yargıtay 9. HD., 2010/11733 E., 2010/11997 K., 03.05.2010 tarih
23. Yargıtay 9. HD., 2009/50102 E., 2010/6641 K., 15.03.2010 tarih
24. Yargıtay 9. HD., 2010/11733 E., 2010/11997 K., 03.05.2010 tarih, Yargıtay 9. HD., 2010/30244 E., 2010/24328 K., 20.09.2010 tarih
25. Yargıtay 9. HD., 2009/50102 E., 2010/6641 K., 15.03.2010 tarih
26. Yargıtay 9. HD., 2008/17081 E., 2008/12162 K., 12.05.2008 tarih; “...Diğer yandan dava dışı T. Güvenlik Sistemleri Temizlik ve İnsan Kaynakları Ltd. Şti davalılara ait işyerinde yardımcı iş mahiyetindeki temizlik ve yemekhane hizmetlerini üstlendiğinden davalılar ile dava dışı şirket arasında asıl-alt işveren ilişkisi vardır.
Asıl işveren iş sözleşmesinden kaynaklanan tazminat ve alacaklardan 1475 Sayılı Yasanın l/son ve 4857 Sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca alt işveren ile birlikte sorumludur...”
27. Yargıtay 9. HD., 2008/23429 E., 2008/20721 K., 21.07.2008 tarih; Yargıtay 9. HD., 2007/24560 E., 2008/186 K., 18.02.2008 tarih; Yargıtay 9. HD., 2008/43245 E., 2009/25694 K., 05.10.2009 tarih; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur. 4857 sayılı İş Kanunu ile asıl işverenin, bu Kanundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden sorumlu tutulması şeklindeki düzenleme, asıl işverenin sorumluluğunun genişletilmesi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda, ihbar, kıdem, kötü niyet ve işe iade sonucu işe başlatmama tazminatları ile ücret, fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatili, yıllık izin, ikramiye, pirim, yemek yardımı, yol yardımı gibi tüm işçilik haklarından birlikte sorumluluk esastır. Kanunu kullandığı “birlikte sorumluluk” deyiminden tam teselsülün dolayısı ile müşterek ve müteselsil sorumluluğun anlaşılması gerekir.
28. Yargıtay 9. HD., 2011/12247 E., 2011/13820 K., 09.05.2011 tarih
29. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2010/21-739 E., 2011/5 K., 02.02.2011 tarih; “...Somut olaya gelince; Davalılar arasındaki 05.12.2001 tarihli "Temizlik Hizmeti Sözleşmesi" ile Ankara Ticaret Odası Başkanlığı'nca Sögütözü Mevkii Ankara adresinde bulunan (ATO) binasının (içinde bulunduğu tüm boş alanlar, bahçe, otopark ve benzeri işyerlerinin bu sözleşme esaslarına göre) genel temizliğinin yaptırılması işi diğer davalı A... Tem. Güv. Hiz. Tur. ve İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti.'ye verilmiştir. Anılan sözleşmenin "Kapsam" başlıklı 3. maddesinin e bendinde; "İşbu sözleşme şartlarına ve esaslarına göre yapılacak her türlü temizlik, personel durumları ve benzeri işlerin takibi ve kontrolü (ATO) İdari İşler Müdürlüğü'nce yürütülecektir." ibaresi bulunmaktadır.
Sözleşmenin açıklanan niteliğine göre, davalı Ankara Ticaret Odası'nın diğer davalı temizlik firmasına işin tamamını devretmediği, yapılacak her türlü temizlik, personel durumları ve benzeri işlerin takip ve kontrolünün ATO İdari İşler Müdürlüğü'nce yerine getirileceği ve dolayısı ile ATO'nun üst işverenlik sıfatının devam ettiği anlaşılmakla; yerel mahkemece, davalılardan Ankara Ticaret Odası Başkanlığı'nın asıl işveren olduğunun kabulü ile davacı sigortalı işçinin manevi zararından alt işveren şirket ile birlikte davalı Ankara Ticaret Odası Başkanlığı'nın da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuş olması yerinde olup, karar usul ve yasaya uygun olmakla onanması gerekir...”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2009/12196 E., 2011/2975 K., 08.03.2011 tarih;“...Davaya konu somut olaya gelince; davalılardan E. E.'e ait binanın çatı işinin, sözleşme ile verilen diğer davalılardan T. T.'a ait asıl işyeri çalışanları ile yapıldığı, ölen sigortalının da, bu davalıya ait asıl işlerinden bildirildiği anlaşılmaktadır. Davaya konu kaza sonrası yapılan işlem ile, davalılardan E. E. adına da "bina onarım tadilatı" belirtilerek, işyeri tescili yapıldığı görülmüştür. Mahkemece, davalılardan E. E.'in işverenlik sıfatının bulunmadığı belirtilerek, hakkındaki davanın reddine karar verilmiş ise de; hükmün, eksik incelemeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle, iş kazasının meydana geldiği binada, sadece çatı onarımı işinin mi yapıldığı; yoksa, bunun dışında başkaca işler sebebiyle hizmet akdine dayalı çalışmaların bulunup-bulunmadığı, bina maliki olan davalılardan E. E.'in, binada yapılan başka işler sebebiyle sigortalı çalıştırıp-çalıştırmadığı araştırılmalı; sadece, çatı onarım işinin yapıldığının anlaşılması durumunda, işin sözleşme ile verilen davalılardan T. T. tarafından, asıl işyeri çalışanları ile yapıldığının anlaşılmasına göre, davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmayacağından, şimdiki gibi karar verilmeli; binada, çatı onarımı dışında başkaca inşaat işlerinin de yapıldığı ve diğer işlerde de sigortalı çalıştırıldığının anlaşılması durumunda, binanın maliki olan davalılardan E. E., asıl işveren olarak sorumlu olacağından, kusur oran ve aidiyetinin buna göre araştırılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekir...”
30. Yargıtay 21. HD., 2011/256 E., 2011/2067 K., 10.03.2011 tarih
31. Yargıtay 9. HD., 2008/43245 E., 2009/22668 K.,05.10.2009 tarih; Yargıtay 9. HD., 2008/43245 E., 2009/25694 K.,05.10.2009 tarih; Yargıtay 9. HD., 2010/18207 E., 2010/16763 K., 07.06.2010 tarih
32. Yargıtay 9. HD., 2010/18207 E., 2010/16763 K., 07.06.2010 tarih
33. Yargıtay 9. HD., 2011/4205 E., 2011/7310 K., 13.12.2011 tarih
34. Yargıtay 22. HD., 2011/5156 E., 2012/76 K., 16.01.2012 tarih; “...Davalı belediye, alt işverenlik ilişkisine dayandığına göre, davacının fesih sırasında kayıtlarda işvereni olarak gösterilen dava dışı şirketin de davada davalı safında yer alması gerekir. Dairemizin bu konuda oluşturduğu içtihat alt işverenlik ilişkisinin iddia edildiği durumlarda geleceğe dönük başka uyuşmazlıklara meydan verilmemesi bakımından alt işveren olduğu öne sürülen gerçek ya da tüzel kişinin de davada taraf olarak yer almasının gerekli olduğu yolundadır. Bu itibarla öncelikle, fesih sırasında davacının kayıtlarda işvereni olarak yazılı şirkete dava yöneltilerek dava kapsamına alınmalı,..”
35. Yargıtay 9. HD., 2010/23831 E., 2010/24220 K., 20.09.2010 tarih; “...Dosya içeriğine göre davacının alt işveren işçisi olarak davalı Sağlık Bakanlığı'na ait hastanede temizlik elemanı olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Alt işverenlik uygulamasının kanuna uygun olması ve muvazaaya dayandığının iddia ve ispat edilmemesi karşısında işe iade davasının sadece asıl işveren konumunda olan davalı Sağlık Bakanlığı'na yöneltilmesi doğru değildir. Ancak, işini davalı Sağlık Bakanlığı'na ait işyerinde ifa eden işçinin gerçek işverenin kim olduğu konusunda yanılması mümkündür. Bu nedenle, davacının Sağlık Bakanlığı'na karşı açılması husumette yanılma olarak değerlendirilmeli, davacıya davasını ait işverene karşı yöneltmesi için usulüne uygun süre verilmeli, davacının davasını alt işverene yöneltmesi halinde yargılamaya devam edilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir...”
36. Yargıtay 9. HD., 2010/49665 E., 2011/5998 K., 04.03.2011 tarih; “...Başka bir anlatımla, işe iade davası sadece asıl işveren aleyhine açılamaz.
Somut davada, davacı vekili, dava dilekçesinde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığını, gerçek işvereninin ıSKı Genel Müdürlüğü olduğunu belirterek davayı bilinçli bir şekilde sadece ıSKı Genel Müdürlüğü aleyhine açmıştır. Bu durumda husumette yanılmadan söz edilmesi de mümkün değildir.
Dosyada mevcut delilere göre davacının davalı ıSKı Genel Müdürlüğü’nün bir kısım işlerini üstlenen dava dışı şirketin işçisi olduğu, davalılar arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanmadığı anlaşılmakla, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine karar verilmelidir. Yazılı gerekçe ile davalı kurum hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmiş olması hatalı olmuştur.
Öte yandan, Medeni Usul Hukukuna göre ancak davada taraf olan kişiler hakkında hüküm kurulabilir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen kişilere davanın ihbar edilmesi onları davanın tarafı haline getirmez. İhbar olunan kimse davada davalı sıfatı kazanamayacağı gibi, bu kişi aleyhine hüküm de kurulamaz. Mahkemece davanın ihbar edildiği dava dışı firma aleyhine hüküm kurulması da doğru olmamıştır...”
---------------

------------------------------------------------------------

---------------

------------------------------------------------------------
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Yargıtay Kararları Işığında Alt İşveren-Asıl İşveren Uygulamalarında Sorumluluk" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. Alpaslan Akman'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
19-06-2015 - 16:48
(1611 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 4 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 4 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
22258
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 2 saat 26 dakika 32 saniye önce.
* Ortalama Günde 13,81 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 50648, Kelime Sayısı : 6126, Boyut : 49,46 Kb.
* 3 kez yazdırıldı.
* 1 kez arkadaşa gönderildi.
* 1 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1843
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,04270005 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.