Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Yeni Cmk’da (5271 Sy) Düzenlenen Olağan Kanun Yolları Ve Eleştiriler

Yazan : Av. Yeliz Darende [yelizdarende@yahoo.com]
avukat

5271 SK’nın altıncı kitabı, “kanun yolları” başlığını taşımaktadır. 1. kısmında genel hükümler; 2. kısmında, olağan kanun yolları; 3. kısmında, olağanüstü kanun yolları yer almıştır.
Kanunun 260. maddesi “kanun yollarına başvurma hakkı” başlığını taşımaktadır. Buna göre; “Hakim ve mahkeme kararlarına karşı, cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karar bağlanmış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.” Görüldüğü üzere kanun metninde, “katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar”a da, kanun yollarına başvurma hakkı tanınmıştır. Oysa, suçtan zarar gördüğünü iddia eden kimsenin ceza muhakemesi sujesi olabilmesi ve katılana tanınan hakları (ve bunlardan biri olan kanun yollarına başvurma hakkını) kullanabilmesi için; katılma isteminde bulunması ve mahkemenin bu yönde olumlu karar vermesi gerekmektedir. Kanun metni lafzi yoruma tabi tutulduğunda, kişinin kanun yoluna başvurabilmesi için katılan sıfatına sahip olması aranmayacak; bu sıfatı alabilecek surette suçtan zarar görmesi yeterli olacaktır. Kanaatimce kanun metni, lafzi yorumun ötesine geçerek yorumlanmalı ve kanun koyucunun amacı saptanmalıdır. Tasarıdaki düzenleme de bu şekilde olduğundan, tasarının gerekçesi ve 5271 SK’nın “kamu davasına katılma”ya ilişkin hükümleri irdelenmelidir.
Tasarının gerekçesinde aynen şöyle denmektedir: “.../Madde gereğince cumhuriyet savcısı, sanık ve bu kanuna göre davaya katılan sıfatını almış olanlar ile bu konudaki istekleri mahkemece reddedilmiş veya 249. madde kapsamında bulunup, duruşmadan haberdar edilmemiş suçtan zarar görmüş kişiler de kanun yollarına başvuru hakkına sahiptirler”. Gerekçeye göre; “katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar” tabiriyle, 249. madde kapsamında bulunup, duruşmadan haberdar edilmemiş suçtan zarar görmüş kişiler kastedilmektedir (Tasarının 249. maddesi; suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların ilk derece mahkemesinin kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabileceklerini düzenlemiştir). Ancak gerekçe kanun metninden sayılmadığından, doğrudan kanun hükmü imiş gibi değerlendirilemeyecektir.
5271 SK’nın 237. maddesinde kimlerin kamu davasına katılabilecekleri belirtilmiştir. Hükme göre bu kişiler, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Hükümde, kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamayacağı; ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanacağı da belirtilmiştir. Görüldüğü üzere kamu davasına katılabilmek için, hüküm verilinceye kadar bu yönde bir istemde bulunulması gerekmektedir. 238. maddede, duruşmada şikayeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemeyeceğinin sorulacağı hükme bağlanmıştır. Davaya katılma, bu derece kolay şekilde ve hüküm verilinceye kadar yapılabilir iken; hiçbir surette davaya katılma isteminde bulunmamış, sadece bu sıfatı alabilecek surette suçtan zarar görmüş kişiye kanun yollarına başvurma hakkı tanınmaması gerektiği düşüncesindeyim. Tasarıdaki gerekçeyi ve katılmaya ilişkin kanun hükümlerini birlikte değerlendirdiğimde; kamu davasına katılabilecek kişilerin, duruşmadan haberdar edilmemiş olmaları durumunda kanun yollarına başvurabilecekleri sonucunu çıkarıyorum. Ancak bu konu yoruma açık olduğundan; uygulamada lafzi yorum yapılarak, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanlara da başvuru hakkı tanınabilir.

Olağan Kanun Yolları: 5271 SK’da olağan kanun yolları; 1. İtiraz (madde 267-271), 2. İstinaf (madde 272-285), 3. Temyiz (madde 286-307) şeklinde düzenlenmiştir.
1. İTİRAZ :
- İtiraz Olunabilecek Kararlar: İtiraz olunabilecek kararlar, 267. maddede hükme bağlanmıştır. Buna göre; hakim kararları ile, kanunun gösterdiği hallerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. 1412 SK, aksi yazılı olmadıkça hakim kararlarına karşı itiraz edilebileceğini düzenlemişken; 5271 SK böyle bir istisna hükmü koymamış, böylece tüm hakim kararlarına karşı itiraz yolu açık bırakılmıştır. Tasarıdaki düzenlemeye göre ise, ancak kanunun gösterdiği hallerde hakim veya mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecekti. Bu durumda itiraz yolu ilgili maddede açıkça belirtilmedikçe bu yola başvurulamayacaktı. Ancak kanuni düzenlemede, tasarıdan ayrılınmış ve hakim kararlarının tamamına karşı bu yol açık tutulmuştur.
267. maddeye göre ancak kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına kaşı itiraz yoluna gidilebilir. 1412 SK, mahkeme kararlarına itiraz edilemeyeceğini belirtmiş; ardından bunun istisnalarını düzenlemiştir.
- İtirazın Süreye Bağlanması: Yürürlükte bulunan Kanun uyarınca itiraz süreye tabi değildir, her zaman bu yola başvurulabilir. 5271 SK, bazen kararların özelliği bakımından itiraz süresini ilgili maddede belirtmiştir. Bunun dışında hakim veya mahkeme kararlarına karşı itiraz, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır. Görüldüğü üzere yeni kanunla itiraz, süreye bağlanmıştır.
- İtiraz Yoluna Başvurabilenler: 1412 SK, “Şahit, ehlihibre ve diğer şahıslar da kendilerine müteallik kararlar aleyhine itiraz edebilirler” hükmünü ihdas ederek; olağan kanun yollarına başvurma hakkı olanların dışında, sayılan kişilerin de itiraz yoluna başvurabilmesi imkanını getirmiştir. Ancak 5271 SK, kimlerin bu yola başvurabileceği konusunda bir düzenleme getirmemiştir. Bu durumda ancak, olağan kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar (cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karar bağlanmış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar) itiraz yoluna gidebilecektir. Ancak üçüncü şahıslar, kendi haklarında verilen kararlar yönünden, tali ceza davasının tarafı konumunda olacağından, bu nitelikteki (kendileriyle ilgili) kararlara karşı itiraz yoluna gidebilecekleri tabiidir. Belirtilen kişiler, 1412 SY’da da, ancak kendilerini ilgilendiren kararlara karşı bu yola gidebilmektelerdi.
-İtiraz Usulü ve İncelenmesi: İtiraz, kararı veren mercie verilecek bir dilekçe ile veya tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Kararına itiraz edilen hakim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde incelemeye yetkili mercie gönderir. Bu merciler 268. maddede açıkça belirtilmiştir. Merciin, itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir. Bunun tek istisnası; “ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına” itiraz edilebilmesidir.
- Acele İtiraz Usulünün Kaldırılması: 1412 SK’da yer alan acele itiraz usulü, farklı bir düzenlemeyle tasarıda da yer almıştır. Tasarıya göre acele itiraz, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren üç gün içinde yapılabilir. Ancak Kanunda buna yer verilmemiştir. 1412 SK’da itiraz için öngörülen bir süre olmadığından acele itiraz usulü yarar sağlıyordu. Ancak, 5271 SK ile itiraz yedi günlük süreye bağlandığından, acele itiraz yoluna ihtiyaç kalmamış ve bu sebeple kanımca yerinde olarak, tasarıda yer almasına rağmen Kanuna alınmamıştır. Böylece kararına itiraz olunan hakime, her durumda kararını gözden geçirme olanağı sağlanmıştır. Zira acele itiraz yolunda hakim kendi kararını değiştiremiyordu.

2. İSTİNAF:
5271 SK’nın getirdiği en önemli yenilik; olağan kanun yolu olarak düzenlenen “istinaf usulü”dür. Yeni düzenlemeye göre; ilk derece mahkemelerinden verilen kararlar aleyhine doğrudan temyiz yoluna gidilemeyecek; öncelikle istinaf yoluna başvurulacaktır. Hükmün maddi ve hukuki yönden incelenmesini sağlayan bu yola, “istinaf”; bu görevi yapacak olan mercie de “bölge adliye mahkemesi” adı verilmiştir.
Bilindiği üzere muhakeme sonunda iki konunun çözülmesi gerekmektedir. Bunlardan biri olayın tüm teferruatıyla öğrenilmesi, araştırılması ve bir olayın sabit kabul edilmesidir. Buna “maddi mesele” denmektedir. Diğeri ise; mahkemece sabit kabul edilen olayın hangi hukuki tipe, kalıba uygunluk gösterdiğinin saptanmasıdır; buna da hukuki mesele denmektedir. İşte temyiz makamı “hukuki mesele”yi ele alır ve mahkemece sabit kabul edilen olguya dokunmaksızın, bu olgunun uygulanan hukuki kalıba uygun düşüp düşmediğini araştırır. Ancak günümüzde temyiz makamı, sadece hukuki değerlendirme yapmakla kalmamakta; bunun yanında maddi meseleyi de çözmeye kalkmaktadır. Oysa maddi meselenin çözümü hakime aittir. Delilerle yüz yüze gelen, delillerin müşterekliğini sağlayan ilk derece mahkemesi hakimidir. Temyiz makamı delillerle yüz yüze gelmeksizin, dosyadan okuduğu belge ve bilgilerle maddi meseleyi çözemez. Bu sakıncanın giderilmesi açısından istinaf usulünün getirilmesi çok isabetli olmuştur. Zira istinaf mahkemesi, maddi ve hukuki meseleyi birlikte değerlendirecektir. İstinaf yolunda gerektiğinde deliller de incelenecek, yeni bir yargılama yapılarak ilk derece mahkemesinin hatalı kararları düzeltilebilecektir.
Bu durumda temyiz makamı, sadece hukuki meseleyi inceleyecektir. Ancak bu incelemede; mahkemece sabit kabul edilen olguya, doğru hukuki kalıbın uygulanıp uygulanmadığı hususunun yanı sıra; hakimin yüz yüze gelmediği deliller de incelenebilmelidir. Yani temyiz mercii, ilk derece mahkemesinin yüz yüze gelmek suretiyle elde ettiği bir delile ve buna dayanılarak yapılan tespite dokunamamalı; ancak yüz yüze gelmeksizin elde edilen delili ve bunun değerlendirmesini kontrol edebilmelidir. Örneğin; talimat yoluyla alınan bir tanık ifadesini yerel mahkeme hakimi okuyup değerlendirebileceğine göre; temyiz mercii hakimi evveliyatla bu değerlendirmeyi yapabilecektir. Zira burada beyan delili değil, belge deliline dayanılmaktadır. Buna karşın, temyiz merciin, duruşmada sırasında dinlenen tanık beyanını değerlendirme imkanı olmamalıdır. Zira bu delille yüz yüze gelmemiştir. Beyanların tutanağa geçirilmiş olması, onları belge delili haline getirmez. İlk derece hakimi, tanık dinlerken beyanı tam olarak tutanağa geçiremeyeceği gibi, tanığın anlatımındaki akıcılığı, mimiklerini, gösterdiği tepkileri de geçiremez. Çoğu zaman tanığın ne söylediğinden ziyade, bunu nasıl söylediği önemlidir ve hakimin kararına bu durum esas teşkil eder. Dolayısıyla ifade verenin tutum ve davranışlarını görmeyen, bunları sadece tutanaktan okuyan hakim, değerlendirmenin doğru olup olmadığını denetleyemez. Sonuç olarak; ilk derece hakiminin yüz yüze gelmek suretiyle edindiği delil ve buna dayalı olarak yaptığı değerlendirmenin temyiz incelemesine konu olmaması; bunun dışında elde edilen deliller ve bunların değerlendirmesinin incelemeye dahil edilmesi gerektiği kanısındayım.

İstinaf Yoluna Başvurulabilecek Kararlar:
Kural olarak ilk derece mahkemelerinden verilen kararlara karşı bu yola başvurulabilir. Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı da istinaf yolu açıktır. Ancak, sonuç olarak belirlenen iki bin lira dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine; üst sınırı beş yüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine; kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulamaz. On beş yıl ve daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler ise bölge adliye mahkemesi tarafından re’sen incelenecektir.

İstinaf İstemi, Etkisi ve Süresi:
Hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde bu yola başvurulabilmektedir. Ancak hüküm, başvuru hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa süre, tebliğden itibaren başlayacaktır.
273. maddeye göre; sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar; başvurularında gerekçe göstermek zorunda değildir. Ancak, cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte açıklamak zorundadır. Savcının bu istemi ilgililere tebliğ edilecek ve ilgililer de tebliğden itibaren yedi gün içinde cevaplarını bildirebilecektir.
Süresi içinde yapılan başvuru hükmün kesinleşmesini engeller. Hüküm, istinaf yoluna başvuranlara gerekçesiyle birlikte açıklanmamışsa; gerekçe, hükme karşı istinaf yoluna başvurulduğunun mahkemece öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde tebliğ edilir.
İstinaf istemi; sürenin geçmesinden sonra yapılmışsa, bu yola başvurulamayacak bir karara karşı ise, başvuranın buna hakkı yoksa hükmü veren mahkemece reddedilir. Mahkemece reddedilmeyen dilekçeler, karşı tarafa tebliğ olunur ve karşı taraf yedi gün içinde cevap verebilir. Karşı taraf cevap verdikten veya bunun için belirlene süre geçtikten sonra dosya; cumhuriyet başsavcılığı tarafından, bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Dosya burada incelenerek, varsa tebligat eksikliklerinin giderilmesi sağlanır, sunulması gereken belge ve deliller eklenir ve tebliğname düzenlenerek bölge adliye mahkemesi ceza dairesine verilir. Tebliğname ilgililere de tebliğ olunur.

Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme Ve Kovuşturma:
Bölge adliye mahkemesi, tebliğnameyi, dosyayı ve delilleri inceledikten sonra;
- İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin bir hukuka aykırılık; delillerde ve işlemlerde eksiklik yoksa ve ispat bakımından değerlendirme yerinde ise başvuruyu esastan reddeder,
- Kararda, hukuka kesin aykırılık hallerinden biri bulunuyorsa (md. 289) hükmü bozar ve dosyayı hükmü veren mahkemeye ya da kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderir. Görüldüğü üzere ilk derece mahkemesi kararı, kanunda belirtilen “hukuka kesin aykırılık halleri”nden birini taşıyorsa; bölge adliye mahkemesi dosyayı hükmü veren mahkeme yerine, yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir mahkemeye de gönderebilmektedir.
- Bu iki hal dışında ise gerekli tedbirleri aldıktan sonra ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verir.
Sonuç olarak; bölge adliye mahkemesinde davanın yeniden görülmesi için, ilk derece mahkemesi kararının usul veya esasa ilişkin bir hukuka aykırılık taşıması ve fakat bu hukuka aykırılığın “hukuka kesin aykırılık halleri”nden olmaması gerekmektedir.
Davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verildiğinde; duruşma günü belirlenip, gerekli çağrılar yapılır. Tutuksuz sanığa, kendi başvurusu üzerine açılacak duruşmaya gelmediği takdirde davasının reddedileceği de bildirilir.
Duruşma hazırlığı aşamasında, mahkemece gerekli görülen tanık ve bilirkişilerin dinlenmesine ve keşif yapılmasına karar verilir.
İlk derece mahkemesindeki duruşma hükümleri burada da uygulanır. Ancak farklı olarak;
- Dosyayı incelemek üzere görevlendirilen üyenin raporu; ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı; ilk derece mahkemesinde dinlenen tanık beyanlarını içerir tutanaklar, keşif tutanakları, bilirkişi raporu, bölge adliye mahkemesi duruşma hazırlığı aşamasında toplanan delil ve belgeler, yapılmışsa keşif ve bilirkişi açıklamalarına ilişkin tutanak ve raporlar okunur,
- Dinlenilmesi gerekli görülen tanık ve bilirkişiler çağrılır.

Sanık Lehine Başvurma Halinde Verilecek Hüküm:
İstinaf yoluna sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
284. maddede, bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemeyeceği, bunlara karşı her hangi bir kanun yoluna gidilemeyeceği hükme bağlanmıştır. İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklı tutulmuştur.

3. TEMYİZ:

Temyiz Edilebilecek Kararlar:
Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma (Bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararında hukuka kesin aykırılık hallerinin bulunması durumunda bozma kararı verebilmektedir) kararları temyiz edilemez. Bunun dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. Ancak Kanun bunun istisnalarını 286. maddede düzenlemiştir. Örneğin; sulh ceza mahkemelerinin görevine giren suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez.
288. maddeye göre temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.

Hukuka Kesin Aykırılık Halleri:
289. maddede hukuka kesin aykırılık halleri düzenlenmiştir. 280. maddeye göre; bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararında 289. maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde, hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verir.
294. maddeye göre temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Oysa 289. maddede “temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hallerde hukuka kesin aykırılık var sayılır” demektedir. Bu durumda hukuka kesin aykırılık hallerinin varlığı halinde temyiz eden, dilekçesinde temyiz sebeplerini göstermiş olmasa da, hüküm bu yönlerden temyiz incelemesinden geçecektir.
Hukuka kesin aykırılık halleri 289. maddede şöyle düzenlenmiştir:
“a)Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
b) Hakimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hakimin hükme katılması.
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması.
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi.
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.”

Temyiz Başvurusunun İçeriği :
294. madde şu hükmü içermektedir:
“Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır./ Temyiz sebebi, ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.”
1412 SK’a göre; temyiz eden taraf, hükmün hangi yönlerine itiraz ettiğini ve hangi nedenden dolayı bozulmasını istediğini temyiz dilekçesinde göstermelidir. Temyiz sebepleri ilk temiz isteğinin yapıldığı temyiz dilekçesinde gösterilmemişse, temyiz dilekçesi için belirlenen sürenin bitmesinden yahut gerekçeli karar henüz tebliğ edilmemişse tebliğinden itibaren bir hafta içinde hükmü temyiz olunan mahkemeye bu sebepleri ihtiva eden bir layiha da verilebilir.
1412 SK’nın 314/2. maddesine göre; “Lâyihanın verilmemesi veya istida veya beyanda temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mâni değildir”.
Görüldüğü üzere 1412 SK, temyiz sebeplerinin gösterilmesini zorunlu kılmamaktadır. Oysa yeni CMK, temyiz sebeplerinin temyiz başvurusunda gösterilmesi zorunluluğunu getirmiştir. 295. maddeye göre; temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse, temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir.
Temyiz dilekçesi temyiz sebeplerini içermiyorsa ne olacaktır? Bu sorunun cevabı 298. maddede düzenlenmiştir. Buna göre; temyiz dilekçesi temyiz sebeplerini içermiyorsa, Yargıtay temyiz istemini reddeder.
Hükmün temyiz incelemesinden geçebilmesi için temyiz sebeplerinin gösterilmesi gerekmektedir. İnceleme de, temyiz dilekçesinde gösterilen sebepler hakkında yapılacaktır. Oysa 1412 SK’a göre Yargıtay, temyiz dilekçesinde belirtilen hukuka aykırılıklarla bağlı değildir (zaten sebep gösterme zorunluluğu da yoktur); ileri sürülmemiş olsa bile hükme etkili olan tüm hukuka aykırılıkları kendiliğinden dikkate alır. Yeni CMK’a göre ise; temyiz başvurusunda gösterilen hukuka aykırılıklar, hükmü etkileyecek nitelikte ise, Yargıtay hükmü bozar. Hüküm temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık halleri de ilamda gösterilir.
Özetle; hükmün temyiz incelemesinden geçebilmesi için temyiz sebeplerinin gösterilmiş olması gerekmektedir. Aksi takdirde Yargıtay, temyiz istemini reddeder (Bunun istisnası; hukuka kesin aykırılık hallerinin bulunmasıdır). İnceleme, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bağlı olarak yapılır. Ancak hüküm, gösterilen sebeplerle bozulursa diğer hukuka aykırılık halleri de incelenecektir. Yani temyiz edilen hükmün, gösterilen sebepler dışında incelenebilmesi için; o sebeplerden birinin hükmü etkileyecek nitelikte hukuka aykırılık taşıması gerekmektedir. Gösterilen sebepler hükmün bozulmasına sebebiyet vermeyecek nitelikteyse; bu durumda belirtilmeyen hukuka aykırılıklar inceleme konusu yapılmayacaktır.
Yargıtayca 302. maddenin 1. fıkrası veya 303. madde uyarınca verilen kararlara ilişkin dosya, hükmü veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Bölge adliye mahkemesi dosyayı, yedi gün içinde gereğinin yapılması için ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığına verir. Yargıtay dosyayı 303. maddede belirtilen hallerin dışında, incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan bölge adliye mahkemesine veya diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderir.

Hükmün Bozulmasının Diğer Sanıklara Etkisi :
306. madde uyarınca; hüküm sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.

Davaya Yeniden Bakacak Mahkemenin İşlemleri :
Bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar. 307. maddeye göre; sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada var olan adreslerine davetiye tebliğ olunamaması veya tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise her halde dinlenmesi gerekir.
Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamaz.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Yeni Cmk’da (5271 Sy) Düzenlenen Olağan Kanun Yolları Ve Eleştiriler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. Yeliz Darende'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [yelizdarende@yahoo.com]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
15-02-2005 - 11:05
(3534 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 67 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 55 okuyucu (82%) makaleyi yararlı bulurken, 12 okuyucu (18%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
30997
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 18 saat 21 dakika 7 saniye önce.
* Ortalama Günde 8,77 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 23112, Kelime Sayısı : 2802, Boyut : 22,57 Kb.
* 72 kez yazdırıldı.
* 87 kez indirildi.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 180
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,18661499 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.