Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Miras Hukukunda İyiniyet

Yazan : Yasemin Güllüoğlu [Yazarla İletişim]
Avukat LL.M. (LL.D. candidate)

Makale Özeti
İyiniyet kavramı bu çalışmada sınırlı olarak incelenmiştir. Genel anlamda miras hukukuyla olan ilinti ele alınmıştır.
Yazarın Notu
Makalem 1 dergi ve bir hukuk internet sitesinde yayınlanmıştır.

Miras Hukukunda İyiniyet

Medeni Kanun’ a göre, bir kimsenin iyiniyet iddiasında bulunabilmesi için, kişinin, özel durumların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermiş olması zorunludur. Gerekli dikkat ve özenin gösterilmiş olduğunun ispatı bu anlamda tek başına yetmemektedir. Bir kişinin iyiniyetli olduğunu iddia etmesi, bilgisizliğinin meydana gelmesinde kendisinin ihmalinin olmadığını da ispat etmesini gerektirecektir. Bazı durumlar vardır ki, kimse bu durumları bilmediğini iddia edemez. Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz şeklindeki durumlarda ya da ilan edilmesi kanunen zorunlu olan bir özel durumda, böyle bir olgunun herkes tarafından bilinebileceği öngörüldüğünden, hiç kimse tarafından “bilmemek ya da bilebilecek durumda olmamak” iddia edilemeyecektir. Ancak tam ehliyetsizin yaptığı işlemde tam korunamayacağını söyleyebiliriz ve bilemeyeceği iddiasında bulunabiliriz.

Kanunun iyiniyetin varlığını aramadığı bir durumda, kişinin iyiniyetli olup olmaması önem arz etmeyecektir. MK madde 3’te yer alan iyiniyet kavramı ancak kanun koyucunun bu duruma bir hukuki sonuç bağladığı bir durumunda bir anlam ifade edecektir.

Öte yandan kanunun iyiniyetin varlığını aradığı bir durumda iyiniyetli olduğu iddiasında bulunan taraf bu iddiasını ispatla yükümlü tutulmamaktadır. Zira bu durumda ispat yükü kişinin iyiniyetli olmadığını iddia eden kimsedir. Ayrıca MK madde 3’ün ikinci fıkrası iyiniyet iddiasının çürütülmesi ile ilgili durumu izah etmektedir.
İyiniyetli olma yükümlülüğü günlük hayattaki güven ilkesine dayanan işlemlerin yapılmasında önemli bir unsurdur. İyiniyet gözetilirken kamu yararı da göz ardı edilmemelidir.

Miras hukukunda aranan iyiniyet kavramı, daha çok üçüncü kişilerin yapmış olduğu işlemlerde görülmektedir. Ya da yasal mirasçı olmasına rağmen ortada mirasçı olmasına bir engel varsa, kişinin iyiniyetli olup olmamasına bakılır. Zamanaşımı süreleri de aynı şekilde ele alınmaktadır. Üçüncü kişi iyiniyetliyse süre en fazla 10 yıl, kötüniyetliyse 20 yıl olarak kanunda açıkça belirtilmiştir.

Bu konu incelenirken, birçok kitap taranmış ve miras hukuku alanında iyiniyet kavramının görünümü araştırılmaya çalışılmıştır. Miras hukuku kitaplarında açık ve net olarak bu konuya pek fazla yer verilmemiştir. Buna rağmen Medeni Kanun’un, Miras Hukuku bölümündeki maddeleri esas alınarak, başlıkla bağlantılı olarak inceleme yapılmıştır. Taranan kaynaklarda özellikle değinilen konu başlığının iyiniyetli üçüncü kişilerin zilyetliğinde zamanaşımı kavramı olmuştur. İyiniyetli üçüncü kişinin mirasçılığı ile iyiniyetli olarak mirastan kazanım sağlayan üçüncü kişinin terekeden yararlandığı durumlar Medeni Kanun’un esas olan maddeleri ile harmanlanmıştır. Ayrıca kötüniyetli üçüncü kişilerin mirastan kazanımlarında ayrı süreye bağlandığı Medeni Kanun’daki miras hukuku ile ilgili madde esas alınarak incelenmiştir.
İyiniyet Kavramına Genel Bakış

Yasal düzenleme içerisinde iyiniyet kavramına birçok yerde rastlamak mümkündür. Ancak muhtelif kanunlarda yer alan hükümler karşısında MK’nun 3. maddesi genel bir düzenleme getirmektedir. Buna göre; “ Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında
bulunamaz”

MK’nun 3. maddesinde değinildiği gibi, bir kimsenin iyiniyetli olduğunu yada olmadığını mevcut bir eksikliğin varlığından söz edilebiliyorsa eğer iyiniyet unsuru esas alınabilecektir. Bu husus maddede açıkça belirtilmiştir. Bu maddeden yapılacak çıkarımla iyiniyet kavramını; bir hakkın kazanılmasında var olan bir engeli, bir eksikliği bilmemek ya da özen gösterilmiş olsaydı dahi bilebilecek durumda olmamak şeklinde tanımlamak mümkündür .

Madde iyiniyeti açıklarken, kişinin somut durumun özellikleri itibariyle kendisinden beklenen özeni ve ihtimamı gösterip göstermediğinin aranması gerektiğini vurgulandığından, iyiniyet kavramının belirlenmesinde subjektif unsurlar esas alınacaktır. Hakkın kazanılmasına engel olan bir eksiklik bulunmamalı, kişi bu engeli bilmemeli veya bilebilecek durumda olmamalı ve kanun hakkın kazanılması için iyiniyet aramış olmalıdır.
Hakların kullanımı ve borçların düzgün bir şekilde ifasında iyiniyetle birlikte esas alınacak bir diğer kavram da “dürüstlük kuralı” dır. M.K’nun 2. maddesi uyarınca “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.’’ Maddenin devamında ise; “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” denilerek, iyiniyet kuralının dürüstlük kuralıyla iç içe ele alınması gerektiği ortaya konulmaktadır.
İyiniyetin Arandığı Kişiler

İyiniyet kavramı ancak kanun tarafından kendisine tanınmış olan hak kavramına sahip kişilerde aranmalıdır. Mesela mümeyyiz olmayan birinde iyiniyetin aranması mümkün olmayabilir. Mümeyyiz olmayan bireyin yaptığı hukuki işlemin kanun tarafından geçerli kabul edilmesi halinde ise ancak, kişinin iyiniyetli olarak davranıp davranmadığına bakılmalıdır.

Temyiz kudretine sahip olmayan bir kişide iyiniyet kavramı aranmaz. Fakat temyiz kudretine sahip olmayan kişi, yaptığı işlemlerde kanuni temsilciyle temsil ediliyorsa, yaptığı işlemde kendisinin değil de, kanuni temsilcisinin iyiniyeti aranmaktadır. Demek ki temsil edilen temyiz kudretine sahipse iyiniyetli olacaktır. Her iki tarafında iyiniyeti söz konusu olursa yapılan hukuki işlemin geçerliliği de o boyutta hüküm doğurmuş olur. Bu bahsettiklerimiz gerçek kişilerin yaptıkları hukuki işlemlerde iyiniyetli olup olmadıklarına göre değerlendirilir. Tüzel kişilere gelince tüm ortakların ve organların iyiniyetli olması aranacaktır.


Miras Hukukunun Genel İlkeleri

İyiniyet kavramı, Miras Hukuku açısından da önem arz eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Hukuk sistemi, bireyin toplum içerisindeki haklarının korunmasını, düzenlenmesini sağlamaktadır. Bu düzenlemeler sadece insanın sağlıklı dönemindeki sosyal yaşamıyla sınırlı kalmamaktadır. Bir kişinin ölümü sonrasında bıraktığı mirası kazanan mirasçıların durumu; bununla beraber gaiplik durumda meydana gelen hak ve yükümlülükler de hukuk düzenlemelerinin içerisine girmektedir. Miras Hukuku sayesinde, bir nevi ölüm sonrası hak ve hukuki yükümlülükler tayin edilmiş olur .

Miras Hukuku Medeni Hukukun bölümlerinden biridir. Tam ve sağlıklı doğan her insan kanun tarafından tanınmış haklara sahip olmaktadır. Aynı şekilde kişinin ölümü halinde de mevcut olan haklarının birilerine devredilmesi de kanun tarafından düzenlenmektedir . Miras hukukunda temel alınan asıl konu; kimlerin mirasçı olacağı ve mirasın taksiminin nasıl gerçekleştirileceğidir. Miras bırakan her zaman bir gerçek kişidir . Ancak, mirasçı olmak için, gerçek kişi olma şart aranmamaktadır. Tüzel kişiler de gerçek kişiler gibi mirasçı olabilirler.

Kişilerin sağlıklarında sahip oldukları hakları ve kendilerine yükletilmiş olan borçları onların malvarlıklarını göstermektedir. Bu kazanımlar ya da borçlar, bireyin ölümü halinde mevcut tereke mirasçılarına geçmektedir. Ölüme bağlı tasarruflar şekli ve maddi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar vasiyet ve miras sözleşmesiyken; maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar belirli mal bırakma ve mirastan feragat sözleşmesidir .

Mirasbırakan kişinin ölümüyle, hak ve borçların (tereke mallarının) intikal ettiği kişiler hukuken mirasçı olma hakkını kazanmış olurlar . Bireylerin ölümleriyle birlikte sahip oldukları malvarlıklarının alt ve üst soydan mirasçıları bulunmaktadır. Mirasçılar, kanunun kazandırdığı ölçü ve esaslarda murisin bıraktığı mallara mirasçı olabilirler. Medeni Hukukun, miras bölümünde ayrıntılı olarak anlatılan bu husus Anayasamızın 35. maddesinde de koruma altına alınmıştır. Anılan madde şöyle demektedir “Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir”. Bu maddeden de açıkça görülmektedir ki; miras bırakanın (murisin) terekesine mirasçı olmak, toplumun düzeninde, kazanılması gereken ve kanun tarafından da tanınmış bir haktır .
Zilyedin İyiniyetli ve Kötüniyetli Olmasının Miras
Sebebiyle Açılacak İstihkak Davasına Etkisi
MK madde 639’da açılacak istihkak davalarında zamanaşımı süreleri açıklanmıştır. Bir istihkak davası açılacağı zaman maddede belirtildiği gibi süreye tabi olarak hareket etmek gerekmektedir . Madde, aleyhine istihkak davası açılacak kişinin iyiniyetli ve kötüniyetli olmasına göre zamanaşımı süresini belirlemiştir. Buna göre; iyiniyetli kişilere karşı açılacak istihkak davasında zamanaşımı süresi, terekeye konu olan malı elinde bulundurduğunun öğrenildiği ve davacının kendisinin mirasçı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halükarda, miras bırakanın ölümünden itibaren veyahut ortada yazılmış bir vasiyetname var ise, vasiyetnamenin açılmasından itibaren on yıl olarak belirlenmiştir. Kötüniyetli kişilere karşı açılacak istihkak davasında ise zamanaşımı süresi yirmi yıldır .

Burada maddenin ana kıstası iyiniyet kavramıdır. Yani zamanaşımı süresinin belirgin olmasında kişinin iyiniyetli olmasını aramaktayız. İyiniyet ise ancak; miras hukukuna konu olan terekeye mirasçı olan kişinin, ölüme bağlı tasarrufta iptal sebebi olduğunu bilmediği veya bilebilecek durumda olmadığı ve ölüme bağlı bir bağış ya da menfaati kabul etmesi durumunda söz konusu olabilecektir. Şayet terekeyi elinde bulunduran kişi gerekli araştırmayı yapmış ve miras bırakanın mirasçılarından haberdar ise ve buna rağmen terekeyi elinde bulundurmuşsa o zaman kişinin kötüniyetli olduğundan söz edilecektir.

İyiniyetli mirasçı kanuni zamanaşımı süreleri olan (iyiniyetin arandığı durumlardaki sürelerde) bir ve on yıllık zamanaşımı sürelerinde kötüniyetli hale gelirse, asıl mirasçı yirmi yıllık zaman aşımı süresinde dava açabilir. Bu durumda iptal davası için süre geçmemiş sayılır. Buna rağmen bir ve on yıllık süreler geçtikten sonra kötüniyetli hale gelinmişse bu durumda dava açılmaz. Çünkü iptal davası açmak için süre geçmiş sayılacaktır .

Miras sebebiyle açılacak istihkak davası, MK madde 637 gereğince sadece yasal mirasçı veya atanmış mirasçı tarafından açılabilir. İstihkak davası açılırken, esas olarak davada iddia edilmesi gereken ve mirasbırakanın terekesindeki malın zilyedi bulunan kişiye karşı asıl mirasçı olan kişinin açacağı davada, ancak hüküm doğurabilecek bir iddiası varise açtığı dava hüküm doğurabilir . Madde şöyle diyor; “Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir.”

Miras sebebiyle açılan istihkak davasında tereke mallarının güvence altına alınması için (davacının davayı kazanması halinde ) MK madde 637-f. 3 gereğince tedbir alınır. Madde şöyle diyor “Bu davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. Hâkim, davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır.”

Üçüncü kişinin zamanaşımı süresini iddia ederek, terekedeki mala zilyet olmasını engellemek için (açılmış bir istihkak davasında) kıyas yoluyla MK madde 638 uygulanır. Madde şöyle diyor; “Miras sebebiyle istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke veya terekeye dâhil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir. Miras sebebiyle istihkak davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez.” Burada ki üçüncü kişinin gaip mirasçı olduğu söylenebilir. Maddeden de anlaşıldığı gibi gaibin sonradan kazanımı söz konusu olacaktır.
Tereke Mallarının İadesi Borcunda İyiniyet

Ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için açılacak davada zamanaşımı süresinin, zilyet olan kişinin iyiniyetli olup olmadığına göre değişlik gösterdiğine yukarıda değinilmiştir. İyiniyetli zilyede karşı açılacak bir iptal davasında süre on yıl, kötüniyetli bir zilyede karşı açılacak davada süre yirmi yıldır. MK madde 993’e göre “ İyiniyetli zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu yüzden herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir.” maddenin devamı şöyledir “ İyiniyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz.” Maddede belirtildiği gibi iyiniyetli zilyet olan kimse kullandığı şeyi geri vermekle yükümlü olduğunda, terekeye konu şeyi kullandığı, tükettiği veya farklı bir şekilde elinde olduğu sürede kullandığından dolayı dava açan asıl mirasçıya bir tazminat ödemek zorunda değildir . Ortada bir geri verme borcu var ise bu borcun iadesi ancak iyiniyet ilkelerine göre olur.

Zilyetliği elinde bulunduran kişi iyiniyetliyse MK’nun 993-994. maddeleri esas alınır. Madde 994’e göre iyiniyetli zilyet o şey için iyiniyetle ve yararlı olarak yaptığı şeyleri isteyebilir. Madde de şöyle açıklanmıştır “ İyiniyetli zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebilir ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabilir.” Maddenin devamında terekeye konu olan şey üzerinde bir eklenti yapılmışsa ve zarar vermeden bu eklentinin çıkarılması mümkünse buna göre hareket edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Madde şöyle devam ediyor “ İyiniyetli zilyet, diğer giderler için tazminat isteyemez. Ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabilir. Zilyedin elde ettiği ürünler, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edilir.”

Bununla beraber, iyiniyetli olmayan zilyet, hak sahibine geri vermesi gereken şey e bir zarar vermişse onu tazmin etmekle yükümlü olacaktır. MK madde 995’e göre “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır. İyiniyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir. İyiniyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.”
Mirasçılık Belgesine Güvenerek İşlem Yapan 3. Kişinin İyiniyeti
Herhangi bir yasal mirasçı sıfatı olmadan, miras bırakanın mirasına Sulh Hukuk mahkemesinden aldığı “Mirasçılık Belgesi” ile mirasçı olan kimseler, terekede bulunan mal ve haklar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisini bu belge ile kazanabilirler. Medeni Kanunumuzun 598. maddesi şöyledir “Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösterir bir belge verilir.” Mirasbırakan’a mirasçı olan kimseler bir ay içerisinde bu belgeyi alan kişilere karşı itirazda bulunabilirler . Mirasçılık belgesine sahip kişilerin haklarını kabul eden asıl mirasçılar bu kabul beyanlarıyla bağlı kalmak zorundadırlar . Ortada bir irade sakatlığı yoksa, irade sakatlığına dayanarak bir iptal davası dahi açılmamışsa, asıl mirasçıların sonradan tenkis veya miras sebebiyle istihkak davası açmaları uygun ve yerinde olmayacaktır. Ancak mirasçılık belgesi mahkeme kararıyla alınan bir belge olsa bile kanun gereğince yasal mirasçılar tarafından bu mirasçılık belgesinin geçersiz olduğu her zaman ileri sürülebilir . Madde şöyle devam etmektedir “ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır”.

Mirasçılık belgesine sahip bir kişiden, mirasbırakanın terekesinde yer alan bir mal (taşınır-taşınmaz) ile ilgili hukuki bir yarar sağlayan üçüncü kişi, bu kazanım sonrasında malı iade etmesi gerektiğinde üçüncü kişinin iyiniyetinin korunup korunmayacağı tartışılabilir.

Elinde mirasçılık belgesi bulunan kişinin, terekede yapacağı işlemlerde , tasarruf yapma yetkisi ve alacakları tahsil etme hakkı doğmaktadır. Mirasçılık belgesine güvenerek taşınır taşınmaz satın alan üçüncü kişinin haklarının korunup korunmayacağı yönünde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Yani üçüncü kişilerin iyiniyeti, asıl mirasçılara karşı korunamayacaktır. Ancak, üçüncü kişinin iyiniyeti zilyetlik ile ilgili Medeni Kanun’ da yer alan bazı hükümlere dayanılarak korunabileceği düşünülebilir. MK madde 988’ e göre “ bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur.”

Mirasçılık belgesiyle bir taşınmazı kendi üzerine alan kişi bu taşınmazı iyiniyetli üçüncü bir kişiye devrederse MK madde 1023’e göre “ tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” Taşınmaz mal için bu hüküm uygulamada gerektiği gibi korunmamaktadır. Taşınmaz malın zilyetliği üçüncü kişiye geçerken madde 988 nin uygulama alanı bulması yeteri kadar olmayabilir.

İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı, mirasçılık belgesine göre yapılan kazandırmalarda ise MK madde 1024 uygulanmaktadır. Madde şöyledir “ bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.”

Demek ki böyle durumda üçüncü kişinin iyiniyetli olması halinde esas olarak ele alınması gereken madde MK madde 2 ye göre dürüst davranma ilkesi ve madde 3’e göre iyiniyetli olma şartı aranmalıdır. Aksi takdirde hukukumuzda bu konuyla ilgili açık ve net bir madde görülmemektedir. Her ne kadar madde 988 ve 1023’ e göre iyiniyetli kazanım uygulanmaya çalışılsa da esas olan güven ilkesi ve iyiniyet olacaktır.
İyiniyetli Eşin Butlan Davasına Rağmen Mirasçı Olması Durumunda Kazanımları
Mirasçılık bakımından aile hukukuna da giren, ölen eşe mirasçı olan diğer eşin butlan sebebini bilmeme halinde ve bilebilecek durumda olmama halinde mirasçılığın ortadan kalkmaması onun iyiniyetli olması halinde mümkün olur. Şayet mirasçı olan eş kötüniyetliyse butlan kararı mirasçılığı ortadan kaldırır. MK madde 158-1 e göre “ evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.”
Evlenmenin butlanına henüz karar verilmemişken, eşlerden birinin ölmesi halinde mirasçı olan eş terekeden mirasçı olur. Evlenmenin butlanı davası mirasçılara geçmez. MK madde 159’ a göre “ evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, Mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.”

Sağ kalan eş evlenmeyle kazandığı hakları kullanmak istediğinde ancak iyiniyetli olması halinde evlenmeyle kazandığı haklarını kullanabilir ve kişisel durumunu koruyabilir . Bu durumda sağ kalan eş ölen eşine mirasçı olmaya devam eder. Herhangi bir ayrılık kararı yok ise ve evlilik yasal olarak devam ediyorsa, sağ kalan eş, ölen eşe mirasçı olur ve hakları yasal düzenlemedeki şekilde devameder. Butlan davası devam ederken eşin ölmesi durumunda sağ kalan eşin kötüniyetli olduğu iddiası ancak ispatla mümkün olacaktır.

MK madde 559 gereğince, “İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.” İptal davasının hak düşürücü süresinde iyiniyetli davalılara karşı on yıllık süre, kötüniyetli davalılara karşı yirmi yıla yükselmektedir. Şu halde burada iyiniyete göre değerlendirilir.

MK madde 506’a göre , tenkise tabi kazandırma alan kimsenin geri verme borcunda iyiniyetliyse iade borcu, sebepsiz zenginleşmede olduğu gibi sınırlıdır. MK madde 566’ya göre, “Kendisine tenkise tâbi bir kazandırma yapılmış olan kimse iyiniyetli ise, sadece mirasın geçmesi anında kazandırmadan elinde kalanı geri vermekle yükümlüdür; iyiniyetli değilse, iyiniyetli olmayan zilyedin geri verme borcuna ilişkin hükümlere göre sorumlu olur. Miras sözleşmesiyle elde ettiği kazandırma tenkise tâbi tutulan kimse, bu kazandırma için mirasbırakana verdiği karşılığın tenkis oranında geri verilmesini isteyebilir.” iyiniyetli olmayan zilyet elinde kalanı vermekle yükümlü olacaktır. İyiniyetli olmayan zilyetlere de bu madde hükmünce atıf yapılabilir.

MK madde 618 birinci fıkra gereğince, “Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar.’’ mirasın reddi halinde iyiniyetli mirasçıların iade borçları ( mirası reddetmişlerse son beş yılda aldıkları kazandırmaları iade borcu) bu zenginleşmeden iyiniyetli kişi sorumlu olmaz.
Evlatlığın Mirasçılığında İyiniyet
Aralarında herhangi bir kan bağı olmayan kişiler de birbirlerine mirasçı olabilirler . Bu şekil mirasçı olan kişiler ancak resmi olarak evlat edinilmiş çocuklardır. Sonradan kazanılan bu hakka mirasçı olan evlatlık, normal zümredeki bir mirasçı gibi aynı haklara sahip olur. MK madde 500’de “ evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olular.” Evlatlığın mirastan hak kazanabilmesi için tek şart evlat edinilmiş olması yada evlatlık ilişkisi geçerli olarak kurulmuş olmalıdır .

Kanuni yolla kazanılmış olan mirasçılık, eski MK da altsoyu olan mirasçı (evlilik içi) evlat edinmediği için sonradan nesebin düzeltilmesi talebinde bulunabilir. Nesebin düzeltilmesi kararı geçmişe etkili olduğu için, çocuğun nesebi düzelmiş ise veya evlat edinme sırasında evlenmeyle düzeltilmiş ama nüfus kaydına geçirilmemişse bu durumda eski medeni konunda mümkün olan evlat edinmenin iptali davası açılmayacağı ve evlatlığın mirasçılığına iyiniyetli olmasına rağmen bu nesep düzeltmenin etkili olamayacağı ileri sürülebilirdi. Ama bugün evlilik içinde çocuk sahibi olan kişi aynı zamanda evlat edinebilmektedir. Alt soyu olan biri evlat edinebileceği için iyiniyetli olup olmamasının önemi kalmamıştır .
Miras Kaçırma Sebebiyle yapılmış Muvazaada Üçüncü Kişinin İyiniyeti
Muvazaa iddiasında bulunan kişilerin hakları kanun tarafından koruma altına alınmıştır. Bu hakların kazanılmasında hukuki yollara başvurulabilinmektedir. Her ne kadar muvazaalı işlemi yapanlara karşı dava açılabiliyorsa, muvazaalı işlemi iyiniyetle yapan üçüncü kişilerinde hakları koruma altına alınmalıdır . Muvazaa iddiası ancak MK madde 2 gereğince dürüstlük kuralına aykırı bir davranıştan dolayı ileri sürülebilir. Bir malı (taşınır-taşınmaz) muvazaalı olarak devralan kişinin iyiniyetli olduğundan emin olmak gerekmektedir. Şöyle ki muvazaalı olarak devraldığı malın, yapılan bu muvazaalı işlemin olduğunu bilmiyor yada bilebilecek durumda olmaması gerekmektedir. Ayrıca bu muvazaalı devir işlemini alan üçüncü kişi olmalıdır. Bu üçüncü kişide aranan iyiniyetli olma kavramı MK madde 3 deki iyiniyet unsuru olmalıdır .
Murisin mirasçılar aleyhine yaptığı bu işlemlerde , muvazaa iddiasında bulunan yasal mirasçı, üçüncü kişinin iyiniyetli olmasına dayanarak iddiasını 1 yıl her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresiyle kabul ettirmelidir. Şayet üçüncü kişi kötüniyetli olarak bu muvazaa da mal iktisap etmişse zamanaşımı süresi yirmi yıl olacaktır.
SONUÇ

Yukarıda da belirtildiği üzere, iyiniyet, bir hakkın elde edilmesi veya bir hukuki sonucun doğmasında, var olan bir engeli bilmemek ya da gereken tüm özen gösterilmiş olsa dahi bilebilecek durumda olmamak bize iyiniyet kavramını açıklamaktadır. MK madde 3’te getirilmiş olan düzenlemede bu şekildedir. İyiniyetin sağladığı korumadan yararlanan kişi, kanun koyucu tarafından korunan kişidir.

Türk Hukukun da birçok yerde iyiniyet kavramı geniş yer almaktadır. Medeni Kanunun içinde miras hukuku ve iyiniyet kavramı irdelenmiştir. İnceleme yaparken ilgili tüm maddeler incelenmeye çalışılmıştır. Esas olan mirasbırakanın mirasçısı konumundaki kişilerin iyiniyetli olarak terekeye mirasçı olmalarıdır.

Kanun koyucu tarafından bir malın mülkiyetinin kazanılmasında, mülkiyeti kazanmak isteyen kişinin iyiniyetli olup olmadığına göre zamanaşımı sürelerini belirttiğini görmekteyiz. Taşınır mallar için, davasız ve aralıksız, 5 yıl süreyle iyiniyetle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurma; taşınmazlarda, davasız ve aralıksız, 10 yıl süreyle iyiniyetle ve malik sıfatıyla zilyetliği elinde bulundurma aranmaktadır. İyiniyetli mirasçılarda da bu hüküm aynen uygulanır.

Yasal mirasçı olmadıkları halde, mirasbırakanın terekesine zilyet olanların yaptıkları hukuki işlemlerde kanun koyucu üçüncü kişiyi korumaktadır. Bununla birlikte muvazaalı olarak mirastan mal kaçırmak için yapılan satımlarda, yapılan işleme taraf olan üçüncü kişinin açılacak muvazaa davasında iyiniyetli olma durumuna göre korunduğunu da görmekteyiz.

Evliliğin butlanı davası sürerken, mirasbırakan sıfatındaki eşin ölümü üzerine, diğer eş mirastan pay alabilmesi ancak iyiniyetli olmasına bağlıdır. Aksi takdirde terekeden mal alamayacaktır.

Kaynakça
Halil Akkanat, Türk Medeni Hukukunda İyiniyetin Korunması,Filiz Kitapevi, İstanbul 2010,s.17.

Enver Bozkurt, Hukukun Temel Kavramları, Asil Yayın, Ankara 2004, s. 156.
M. Ahmet Kılıçoğlu, Miras Hukuku, Turhan Kitapevi 2.bası, Ankara 2007, s. 1-2.
Hüseyin Hatemi, Miras Hukuku, Vedat Kitapçılık 4. Bası, İstanbul 2004, s. 1-2;Zahit İmre/Hasan Erman, Miras Hukuku, Der yayınları 7.Bası, İstanbul 2010/Bilge Öztan, Miras Hukuku, Turhan Kitapevi 2. Bası, Ankara 2007, s. 3-4/Necip Kocayusufpaşaoğlu, Miras Hukuku, Filiz kitapevi, İstanbul 1987, s. 3/ Necip Kocayusufpaşaoğlu, Miras Hukukuna Giriş,İsmail Akgün matbaası, İstanbul 1966, s. 3.
Gökhan Antalya, Miras Hukuku, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, s. 11.
Bozkurt, a.g.e., s. 158.
Naim İnan/Şeref Ertaş/Hakan Albaş, Miras Hukuku, Seçkin Yayıncılık 7.bası, Ankara 2008, s.69.
MustafaDural/Turgut Öz, Türk Özel Hukuku, Cilt IV. Miras Hukuku, Filiz Kitapevi, İstanbul 2009, s.2-3; Antalya, a.g.e., s. 15-16; İnan/Ertaş/Albaş, a.g.e., s. 60.
Hatemi , a.g.e., s. 142-143.
Antalya, a.g.e., s.20, eski Medeni Kanunumuzun 579. maddesinde, iyiniyetli olmayanlara karşı açılacak davalarda zamanaşımı süresinin 30 yıl olduğu ve yeni Medeni Kanunumuzda bu sürenin 20 yıl a indirildiği görülmektedir.; Rona Serozan/Baki İlkay Engin, Miras Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara2004, s. 94;Hatemi, a.g.e., s. 143.
M. Kemal Oğuzman, Miras Hukuku, Filiz Kitapevi, İstanbul 1995, s. 193;Dural/Öz,a.g.e., s. 227.
İmre/Erman, a.g.e.,s.394-395.
İmre/Erman, a.g.e.,s.399.
İmre/Erman, a.g.e.,s.299.
İmre/Erman, a.g.e. ,s.400.
Öztan, a.g.e.,s.279.
İmre/Erman, a.g.e.,s. 313 ; Serozan/Engin, a.g.e., s.40.
Köksal Kocaağa, Mirasçılık Belgesi (MK m.598) http://www.hukuk.gazi.edu.tr/editor/dergi/IX_88-109.pdf (Çevrimiçi) 02.03.2011.
Serozan/Engin, a.g.e., s.97.
YHGK E. 2002/1-1063 K. 2002/1076 T. 18.12.2002 ( kararda, tapu kaydında yolsuzluk bulunduğunu bilmeyen iyiniyetli 3. kişinin mirasçılık belgesiyle tapuya sahip kişiden tapuyu devralması sözkonusu olmuştur. Mirasçısı olmayan mirasbırakanın mirası normal şartlarda devlete kalmaktadır. Tapu kaydına güvenen 3. kişinin tapuyu devralması ve mirasa konu tapunun da devlete normalde intikal etmesi gerektiği savunulmuştur. www.kazanci.com (Çevrimiçi) 15.06.2011.
Kocaağa, (Çevrimiçi) 02.03.2011.
Hatemi, a.g.e., s. 112-113; Dural/Öz, a.g.e., s. 54.
Dural/Öz, a.g.e., s. 44-45.
Medeni Kanun Madde 506- Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir: 1. Altsoy için yasal miras payının yarısı, 2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, 3. (Mülga: 4/5/2007-5650/2 md.) 4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü.
Dural/Öz, a.g.e., s. 43.
Dural/Öz, a.g.e., s. 44; İmre/Erman, a.g.e.,s.31-33.
Mehmet Ayan, Miras Hukuku, Mimoza Yayıncılık 4.bası, Konya 2007, s. 46; evlatlık sadece evlat edinene mirasçı olur. Resmi olarak evlat edilmiş kişiye karşı açılacak iptal davasında, davayı açan yasal mirasçıların iyiniyetli hareket edip etmediklerine bakılmalıdır. Şöyle ki resmi olarak mirasbırakanın rızasıyla yapılmış bir evlat edinme işleminde evlatlığın iyiniyetli olduğu ve yasal mirasçılarla aynı hak ve yükümlülüklere sahip olduğu iddia edilir. Anca evlatlığın evlat edineni yanıltması yada hukuki olmayan bir yolla evlat edinilmesini sağladığında yapılan işlemin kötüniyetle yapıldığını ve asıl mirasçıların ancak bu durumda (kötü niyetli ve usulsüz işlem) iptal davası açabileceğini söyleyebiliriz.
Hatemi, a.g.e., s.27; İmre/Erman, a.g.e.,s. 35(dipnot13).
Cihan Yüksel Hatipoğlu, Murisin Mirasçılar Aleyhine Yaptığı Sağlararası Muvazaalı Muamelelerin Hukuki Sonuçları, Yetkin yayınları, Ankara 2004, s. 164.
Hatipoğlu, a.g.e., s. 165-166; Antalya, a.g.e., s.327.
YHGK, E. 2002/4-796 K. 2002/832 T. 16.10.2002( mirasbırakan mirasçılardan mal kaçırma kastı olmadan alacaklı olan 3. Kişilerden mirasın kaçırılması için muvazaa yoluyla tapuyu oğlunun adına yapmıştır. Diğer mirasçıların bu devir işlemine sesleri 8 yıl boyunca çıkmamıştır. Davacı tarafın kötüniyetli olarak bu muvazayı 8 yıl sonra açması mahkemece red sebebi olmuştur.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Miras Hukukunda İyiniyet" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Yasemin Güllüoğlu'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
05-03-2014 - 13:24
(1719 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
3962
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 16 saat 32 dakika 52 saniye önce.
* Ortalama Günde 2,30 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 29637, Kelime Sayısı : 3807, Boyut : 28,94 Kb.
* 2 kez yazdırıldı.
* 4 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1756
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,02805710 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.