Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Mal Rejimleri Ve Edinilmiş Mallara Katılma

Yazan : Av. Gülfidan Akkaz [Yazarla İletişim]
0212 519 31 62

Makale Özeti
Hukuk sistemimizde mal rejimlerinin genel olarak bir değerlendirmesinin yanı sıra özellikle yasal mal rejimi olarak kabul edilen Edinilmiş Mallara Katılma rejiminin incelenmesiyle ilgili bir çalışma. Uygulamada karşılan hukuki sorunlara örnekler ve konuyla ilgili yargıtay kararları yer almaktadır.

MAL REJİMLERİ VE EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNİN TASFİYESİ
Av. Gülfidan Akkaz

743 sayılı eski Medeni Kanunda mal ayrılığı, mal birliği ve mal ortaklığı rejimleri kabul edilmişti ve yasal mal rejimi olarak kabul edilen mal ayrılığı rejimi, sosyal ve ekonomik açılardan ihtiyaca cevap vermekten çok uzaktı. Toplumumuzda genel olarak ekonomik gücü elinde tutan taraf erkek olduğu için, evde çalışan ve ekonomik gücü bulunmayan kadının durumu mal rejimi ile de ağırlaştırılmış bulunmaktaydı.
Kanun koyucu 4721 sayılı yeni Medeni Kanundaki mal rejimleri düzenlemesiyle bu sorunu çözmeyi amaçlamış, yasal mal rejimi olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimini kabul ederek, ekonomik yönden zayıf olan kadının mağdur olmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır.
4721 sayılı Medeni Kanunda yasal mal rejimi olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi kabul edilmiş, buna alternatif olarak Mal Ortaklığı[1], Mal Ayrılığı[2] ve Paylaşmalı Mal Ayrılığı[3] rejimleri de kanunda yer almıştır. Bu rejimlerin çerçeveleri kanunda belirlenmiş olup, tarafların bunun dışına çıkmaları mümkün değildir.

Mal rejiminde egemen olan ilkeler ;

a) Genel olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda eşlerin kabul edebileceği mal rejimleri sınırlı olarak belirlenmiştir. Eşler bu rejimlerden birini seçmedikleri takdirde yasal mal rejimi olan Edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacaklardır[4]. Eşler, kanunda belirlenen mal rejimlerinden birini seçmekte özgürdürler ancak bu rejimlerden birini seçtikten sonra artık bu rejimin kanunda belirlenen sınırları ile bağlıdırlar yani karma bir rejim oluşturamazlar. Seçilen mal rejiminin kuralları eşler tarafından değiştirilemeyeceği gibi yeni bir mal rejimi de oluşturulamaz. Mal rejiminde tipe bağlılık kuralı geçerlidir[5] (MK 202/2).
Kanunda seçilebilir üç mal rejimi belirlenmiş olup, eşler bunlardan birini seçmek zorundadırlar;

1- Mal ayrılığı rejimi ( MK 242-243 )
2- Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ( MK 244 -255 )
3- Mal ortaklığı rejimi ( MK 256 -281 )

b) Mal rejiminin seçilmesi
Eşler evlenirken evlendirme memuruna yapacakları bir beyan ile mal rejimini seçebilecekleri gibi, evlendikten sonra da diledikleri zaman mal rejimini anlaşarak değiştirme özgürlüğüne sahiptirler. Mal rejimini değiştirme hakkından, önceden feragat edilmesi mümkün değildir.
aa) Evlenirken mal rejiminin seçimi ; Taraflar evlenme başvurusu sırasında, seçmek istedikleri mal rejimini yazılı olarak bildirebilirler. Bu bildirimin her iki eş tarafından imzalanması gereklidir. Tarafların böyle bir bildirimde bulunmamaları halinde yasal mal rejimi olan Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine tabi olacaklardır.
bb) Evlilik devam ederken mal rejiminin değiştirilmesi ;
i – Mal rejiminin sözleşme ile değiştirilmesi ( Mal Rejimi Sözleşmesi ). Eşler, evlenme başvurusu sırasında herhangi bir mal rejimini seçmedikleri takdirde yasal mal rejimine tabi olacakları hususunu yukarıda belirtmiştik. Ancak eşler bu mal rejiminden diledikleri zaman çıkarak kanunda belirtilen diğer mal rejimlerinden birini kabul edebilirler. Şayet eşler hangi mal rejimine geçecekleri konusunda aralarında anlaşmışlar ise yapmaları gereken şey bunu noterde yapacakları bir anlaşma ile onaylatmaktan ibarettir[6]. Eşler, mal rejimi sözleşmesini noterde onaylama veya düzenleme şeklinde yapabilirler[7].
Mal rejimi sözleşmesi yapabilmek için temyiz kudretinin bulunması gerekmektedir[8]. Mal rejimi sözleşmesi yapmak kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu için bizzat eşler tarafından yapılması gereklidir. Küçükler ve kısıtlıların mal rejimi sözleşmesi ise yasal temsilcilerinin rızasını alma şartına bağlanmıştır, sözleşmenin yasal temsilciler tarafından da imzalanması gerekmektedir[9].
İradeyi sakatlayan sebeplerden birinin bulunması durumunda sözleşmesinin iptali mümkündür. Bunun dışında muvazaa sebebiyle, şekil şartı eksikliği sebebiyle veya tipe aykırılık sebebiyle de mal rejimi sözleşmesinin iptali talep edilebilir. Mal rejiminin iptali ile ilgili taleplerde aile mahkemesi görevlidir.
Mal rejimi sözleşmesi; evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi, taraflarca başka bir mal rejiminin seçilmesi veya mahkeme tarafından başka bir mal rejimine geçilmesine karar verilmesine kadar devam eder. Evliliğin mahkeme tarafından iptal edilmesi veya boşanma sebebiyle sona ermesi halinde mal rejimi, dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Eşler mal rejimini süreli olarak da kabul edebilirler.
Eşler ayrıca edinilmiş mallara katılma rejiminde bazı edinilmiş malların kişisel mal sayılmasını kararlaştırabilecekleri[10] gibi kişisel malların gelirlerinin de kişisel mal sayılmasına karar verebilirler. Evlenme sonrası yapılacak olan bir mal rejimi sözleşmesi kural olarak kuruldukları andan itibaren geçerli olur ancak eşler bunun aksini kararlaştırarak mal rejimi sözleşmesinin evlilik tarihinden itibaren geçerli olmasını da sağlayabilirler.
Mal rejimi sözleşmesi yapma hakkından önceden feragat edilmesi mümkün olmayıp bu yönde yapılacak herhangi bir sözleşme geçerli olmaz.
ii - Mal rejiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesi; eşlerden biri, haklı bir sebebin varlığını ileri sürerek mal rejiminin değiştirilmesini her zaman isteyebilir[11]. Burada mal rejiminin değiştirilmesine karar verecek olan mahkeme, eşlerin bulundukları yerdeki Aile mahkemesi olup, haklı sebebin oluşup oluşmadığı hususunu takdir edecek olan da aile mahkemesi hakimidir. Rejim değişikliğini talep eden taraf, bunu ispatlamakla mükelleftir. Mal rejimi değişikliği talebiyle ilgili olarak kanunda haklı sebeplere bazı örnekler verilmiş olup bu haklı sebepler kanunda belirtilenlerle sınırlı değildir[12].
Eşler arasında mal ortaklığı rejimi varsa, eşlerden birinin icra takibi alacaklısı bu haczin uygulanmasından zarar görmüşse eşler arasındaki mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesini talep edebilir. Alacaklının bu talebinin mahkeme tarafından kabul edilmesi halinde eşler arasındaki mal rejimi dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sona erer.

Medeni Kanunda Düzenlenen Mal Rejimleri
1- Mal Ortaklığı: Eski Medeni Kanunda seçimlik mal rejimi olarak düzenlenen mal ortaklığı rejimi yeni kanunda da seçilebilir rejim mal rejimleri arasında yer almıştır. Mal ortaklığı rejimi, eşlerin kişisel malları ile ortaklık mallarını kapsar. Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar. Hiçbir eş, ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir.
2- Mal Ayrılığı: Eşlerin her biri kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf hakkına sahiptir ve kendi borçlarından kendi malvarlıkları ile sorumludurlar. Evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde mal paylaşımı söz konusu olmaz.
Medeni kanunun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce evlenmiş olan eşler 1 yıl içinde yani 01.01.2003 tarihine kadar notere başvurarak herhangi bir mal rejimini seçmedikleri takdirde yasal rejimini (Edinilmiş mallara katılma rejimini) seçmiş sayılırlar[13]. Eşler, sözleşme ile, edinilmiş mallara katılma rejiminin evlenme tarihinden itibaren geçerli olacağını kararlaştırabilirler. Aksi halde kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olurlar.
3- Paylaşmalı Mal Ayrılığı: Birçok yönüyle edinilmiş mallara katılma rejiminin aynısıdır. Mal rejiminin tasfiyesi halinde mümkün olduğu kadar malların ayni paylaşımı öngörülmüştür.

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİ

Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerden her biri veya mirasçıları, diğer eşin mal rejimi süresince edindiği mallara ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Bu rejimin anlaşılabilmesi için iki önemli kavramın ele alınması gerekmektedir. İlki edinilmiş mal kavramı diğer ise artık değer kavramıdır.
1- Edinilmiş mal- Kişisel mal kavramı :
Mal rejiminin devamı süresince eşlerden her birinin karşılığını vererek edindikleri mallar “edinilmiş mal” olarak kabul edilmiştir.[14] Eşler, aksini kararlaştırmadıkları takdirde diğer eşe ait artık değerin yarısı kadar hak sahibidir. Eşler yazılı bir sözleşme ile değer artışı payından vazgeçebilir veya pay oranını değiştirebilir. Örneğin diğer eşin değer artışı üzerinde %30 pay sahibi olunacağı şeklinde bir sözleşme yapılması mümkündür. Eşler böyle bir sözleşme yapmadıkları sürece bu pay oranı yarı yarıya olacaktır.
Edinilmiş mallar[15] özellikle şunlardır:

a- Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
b- Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı
ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,[16]
c- Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
d- Kişisel mallarının gelirleri, ( aksi sözleşme ile kararlaştırılabilir )
e- Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Kime ait olduğu belirlenemeyen mallar ise edinilmiş mal sayılırlar. Evlilik devam ettiği sürece her bir eş, gerek kendi kişisel malları gerekse edinilmiş mallarını dilediği gibi yönetme, tasarruf etme ve yararlanma hakkına sahiptir. Ancak eşlerden biri, evlilik birliğinin gerektirdiği giderlere katılma yükümlülüğünü ihlal ederse diğer eş tarafından tasarrufunun sınırlanması talep edilebilir. (Bu talep hakkı sadece edinilmiş mallara katılma rejimiyle sınırlı olmayıp, tüm mal rejimlerinde böyle bir talepte bulunma imkanı vardır)

Eşlerin herhangi bir karşılık vermeksizin sahip oldukları örneğin miras yoluyla kendilerine intikal eden mallar veya şans oyunlarında kazandıkları mallar edinilmiş mal sayılmayacaktır. Bunlara ilave olarak eşlerin evlenmeden önce edindikleri mallar, manevi tazminat alacakları ve şahsi kullanımına yarayan mallar örneğin giysi, spor aletleri, traş takımları ve benzeri gibi mallar da kişisel malları arasında yer alır. Kişisel malların yerine geçen değerler de yine kişisel mal grubuna girecektir. Eşler sözleşme ile meslek ve sanatın icrası için gerekli malları kişisel mal grubuna dahil edebilecekleri gibi kişisel malların gelirlerinin de kişisel mal sayılmasını kararlaştırabilirler.

Artık değer kavramı da yeni Medeni Kanunun yürürlüğe girmesi ile hukuk literatürümüze giren bir kavramdır. Kısaca eşlerin her birinin mal rejimi süresince edindikleri malların –edinilmiş mal grubuna giren mallar- mal rejiminin tasfiyesi sırasında toplam değerinden, bu mallara ait borçlar çıkarıldıktan sonra bulunan miktar artık değerdir. Artık değerin tespiti için ekleme ve denkleştirme işleminin de yapılması gerekmektedir.


EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA REJİMİNİN TASFİYESİ [17]

Mal rejimi, evlilik birliğinin sona ermesiyle doğal olarak sona erecektir. Bunun dışında evlilik birliği devam ederken de mal rejiminin sözleşme veya mahkeme kararıyla değiştirilmesi ya da ayrılık kararı ile sona erebilir. Boşanma veya evliliğin iptali gibi evliliğin sona ermesiyle mal rejiminin sona ermesi durumunda mal rejimi dava tarihinden itibaren sona ermiş sayılır. Tasfiye işleminde öncelikle her eş kendisine ait kişisel mallarını geri alır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ayni paylaşıma göre yapılmaz, her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur. [18] Bir eş kişisel borçlarını edinilmiş mallarından ödedi ise bu miktar tasfiyede edinilmiş malların denkleştirme alacağı olarak hesaba katılır
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ile ilgili olarak başlıca iki talep; katılma alacağı davası ve değer artışı davasıdır.
1- Katılma alacağı davası; eşlerden her birinin mal rejimi süresince edindiği malların, ekleme ve denkleştirmeler yapıldıktan sonra elde edilen toplam değerinden bu mallara ait borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktarın yarısı talep edilir. Bu düzenlemenin dayanağı, evlilik süresince edinilen malların eşlerin dayanışması neticesinde elde edildiği fikridir.[19] Katılma alacağı, eşlere ayni bir alacak hakkı sağlamaz yani malların ayni olarak paylaşılması söz konusu değildir. [20]
Katılma alacağı, mirasçılara geçebilir ve alacağın temliki yoluyla 3. Kişilere devri de mümkündür. Ancak evlilik sona ermeden önce böyle bir hak söz konusu olmadığından hacze konu olamaz, iflas masasına giremez ve devredilemez. Mal rejimi sona erdikten sonra borçlu eşin alacaklısı, katılma alacağının haczini talep edebilir.
Artık değerin hesaplanması için önce her bir eş kendine ait mallarını geri alır. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar[21] ve diğer eşin katılma payının azaltılması amacıyla yapılan devirler de edinilmiş mallara eklenir.[22] Diğer eşin katılma payının azaltılması amacıyla devredilen mallar için geriye dönük herhangi bir süre söz konusu değildir. Katılma payının azaltılması amacıyla yapılmış olmasının ispatlanması şartıyla mal rejimi süresince yapılan devirler, edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Katılma alacağının azaltılması kastıyla 3. Şahıslara devir yapılması durumunda 3. Şahsın iyi niyetli olsa da sonucu değiştirmez, eşin bunu malvarlığını azaltma kastıyla yaptığının ispatlanması değer olarak eklenmesi için yeterlidir. Eklenecek değerlerle ilgili [23] uyuşmazlıklarda, devrin yapıldığı 3. Şahsa da başvurulabilmesi için davanın 3. Şahsa ihbar edilmesi gerekmektedir. 3. Şahıs malı devretmiş olsa bile malın değeriyle sınırlı olmak üzere sorumluğu devam eder.
Malların tasfiye zamanındaki değeri esas alınır. Katılma alacağı davası, mal rejiminin sona ermesi ve katılma alacağının öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde ve her durumda mal rejiminin sona ermesinden itibaren 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Katılma alacağı davası, boşanma davasından bağımsız olarak görülmesi gereken bir davadır. Şayet boşanma davası ile birlikte açılmış ise tefrik edilerek boşanma davasının neticesinin beklenmesi gerekmektedir. Zira boşanma, her aşamada feragat ile sonuçlanabilir. Bu sebeple, eşlerin boşanması kesinleşmeden mal rejiminin tasfiyesi mümkün olmayacağından boşanma davası bekletici mesele yapılmalıdır.
Zina veya hayata kast gibi bir sebeple boşanma gerçekleşmiş ise hakim kusurlu eşin katılma alacağının azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir.[24] Katılma alacağının azaltılması veya tamamen kaldırılması için boşanma davasının zina veya hayata kast sebeplerinden biriyle açılmış olması ve bunun ispatlanması gerekmektedir. Bu iki sebep kanunda sınırlı olarak sayılmış olup bunlar dışındaki herhangi bir boşanma sebebiyle katılma alacağının azaltılması veya kaldırılması mümkün değildir.
2- Değer Artış Payı Alacağı Davası ; Eşlerden birinin diğer eşe ait bir malın edinilmesine, korunmasına, iyileştirilmesine hiç veya uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunan eş, tasfiye sırasında bu değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahiptir. Bu tanıma göre, uygun bir karşılık almış olan eşin değer artış payı talep etmesi söz konusu olmaz. Yeni medeni kanunun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinde önce yapılmış olan katkılar için de değer artışı için alacak hakkı bulunmaktadır. [25]
Değer artış payı alacağı Medeni Kanunu’nun 227. Maddesinde düzenlenmiştir; “Eşlerden biri, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. (1. F) Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler. ( 2. F) Eşler yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi pay oranını da değiştirebilirler.(3. F) “
Diğer eşe ait mal ile ilgili olarak yapılan katkı nakit olarak, çalışma şeklinde yardım ederek veya diğer eşe ait borcun üstlenilmesi şeklinde gerçekleşebilir. Nakit olarak katkıda bulunduğunu iddia eden eşin bu katkının kaynağını da göstermesi gerekmektedir. Çalışma yoluyla yapılan katkının da evlilik birliğinin gerektirdiği normal çalışma ve yardımlaşmanın üstünde bir katkı olması gerekmektedir. Örneğin kadının mutad ev işleri ve çocuk bakımı, değer artış payı almasını gerektirecek bir katkı sayılmayacaktır.[26] Yine eşin işyerinde devamlılık arzetmeyen ufak tefek yardım mahiyetindeki çalışmalar da değer artış payı talep etmeyi haklı kılacak düzeyde görülmemektedir.[27] Çalışma yoluyla yapılan katkının değeri belirlenirken, aynı iş için piyasada ne kadar ücret alınıyorsa o aranda bir katkı payı belirlenir ve mal içindeki oranına göre katkıda bulunan eşin değer artış payı buna göre hesaplanır. [28]
Bir eşin diğer eşe ait mal ile ilgili olarak katkısı bulunduğu ve değer artış payı alacağı bulunduğu iddiası varsa bu katkının niteliği, gerçekliği ve kaynakları titizlikle incelenmelidir. Yargıtay’ın bu konuda verdiği kararlarda söz konusu malın (değer artış payına konu olan mal) tapu kaydının getirtilmesi, malın önceki ve sonraki durumunun belirlenmesi (malın iyileştirilmesi ve korunması iddiası varsa), eşlerin maddi durumlarının belirlenmesi (özellikle malın edinilme tarihinde her bir eşin alım gücü ve değer artışına ne kadar katkıda bulunabileceğinin tespiti bakımından) belirlenmesi gerekmektedir.
Şayet eşlerden biri, diğeri için ziynet eşyalarını verdiğini iddia etmişse bu ziynet eşyalarının varlığı, miktarı ve malın edinilme tarihindeki değerinin araştırılması gerekmektedir.[29] Bunun gibi katkıda bulunduğunu iddia eden eşin katkısının türü, miktarı ve gerçekliğinin araştırılması gerekmektedir. Katkıda bulunan eşin, bir işte çalışması ve gelirinin bulunması mutlaka katkıda bulunduğunu göstermez. Zira çalışan herkes gelirini yatırım için kullanmamaktadır, bu iddiada bulunan eşin, gelirini eşine ait mal için katkıda bulunduğunu ispatlaması gerekir. [30] Katkıda bulunan eş eğer bağışlama kastıyla hareket etmişse MK md. 227’den kaynaklanan değer artışı alacağına ilişkin hakkına sahip olamaz.
Katkı oranı ile ilgili olarak bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve raporda özellikle hangi tarihe göre değerlendirme yapıldığının belirtilmesi gerekmektedir.
Değer artış payının belirlenmesinde eşin yaptığı katkının malın tüm değerine oranına bakılır. Yani malın edinilmesinde ¼ katkısı olan eş, tasfiye sırasında da malın değerinin ¼ ü oranında alacak hakkına sahip olacaktır.[31] Maldaki değer artışı da yine değer artışının gerçekleştiği zamandaki değerin oranının tasfiye zamanındaki değere uygulanmasıyla değer artış alacağı payı tespit edilebilir. Değer artış payı , malın tasfiye sırasındaki değerine göre belirlenir, şayet malda değer kaybı olmuşsa katkının başlangıcındaki değer esas alınacaktır.
Eğer eşlerden biri, edinilmiş mala ilişkin borcunu kişisel mallarından ödemişse. Edinilmiş mal grubu Kişisel mal grubu aleyhine zenginleşmiş olacaktır. Bunun önüne geçmek için bu değer kayması miktarı artık değer hesabında dikkate alınacaktır
3- Katılma alacağı ve değer artış payı davalarında usul; her iki dava da mal rejiminin tasfiyesi ile ilgili olduğu için görevli mahkeme aile mahkemesidir, görev kamu düzenine ilişkin olduğu için taraflarca ileri sürülmese dahi mahkeme hakimi tarafından yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması gerekmektedir. [32]
Değer artış payı alacağı ve katılma alacağı davası boşanma ile birlikte veya ayrı olarak açılabilir. Ancak mal rejiminin tasfiyesi ancak boşanma kesinleştikten sonra yapılabileceği için boşanmanın kesinleşmesi gerekmektedir.[33] Şayet boşanma davası ile birlikte bu davalardan biri açılmışsa davanın tefrik edilerek boşanmanın kesinleşmesi beklenmelidir. [34]
Şayet eşler arasında farklı bir anlaşma yoksa katılma alacağı veya değer artışı talebi 1 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu bir yıllık süre mal rejiminin sona ermesi[35] ve alacağın varlığının öğrenilmesi ile başlar, her halde 10 yıl sonra sona erer.[36] Mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olan mallar tasfiyede hesaba katılırlar, bu malların tasfiye sırasında mevcut olmaması önemli değildir. Mal rejiminin sona ermesinden sonra bu mallar herhangi bir şekilde yok olmuş olsa bile hesaba katılacaklardır.
Katılma alacağı veya değer artış payı nakit veya ayni olarak ödenebilir, bunun ne şekilde ödeneceği konusunda borçlu eşin seçimlik bir hakkı vardır. Hakkın kötüye kullanılması söz konusu olmadığı sürece alacaklı eşin buna itiraz hakkı yoktur. Katılma alacağı veya değer artış payının toplu olarak bir seferde ödenmesi her zaman mümkün olmayabilir. Şayet bu ödeme, borçlu eşin ekonomik gücünü aşıyorsa ödemeleri yapmak için münasip bir süre talep edebilir. Bu talep karşısında alacaklı eş, uygun bir süre beklemekle yükümlüdür. Bu yükümlülük kanundan kaynaklanmaktadır. [37]
Katılma alacağı ve değer artış payı davaları boşanmanın fer’i niteliğinde olmadığından nisbi harca tabidir. Harç tamamlattırılmadan davaya devam edilmesi mümkün değildir. [38]
Mal rejiminin tasfiyesi, mal rejimi sözleşmesiyle ilgili uyuşmazlıklar, aile konutu şerhiyle ilgili talepler ve mal rejiminin değiştirilmesiyle ilgili taleplerle ilgili olarak aile mahkemesi görevlidir. Bu görev kamu düzeninden olup resen nazara alınır. [39]
Mal rejiminin tasfiyesi ile ilgili davalarda aşağıdaki mahkemeler yetkilidir;
1- Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda ölenin son yerleşim yeri mahkemesi
2- Boşanmaya, evliliğin iptaline veya hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi durumunda bu davalarda yetkili olan mahkeme
3- Diğer davalarda davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi

SONUÇ
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ile ilgili hazırladığımız bu kısıtlı yazımızda, 4721 sayılı kanunla eşelere tanınan hakları özetlemeye çalıştık. Görüldüğü üzere yeni düzenleme ile eşlerin evlilik birliği içinde edinmiş oldukları mallar üzerinde evlilik süresince tarafların içinde oldukları dayanışmanın bir gereği olarak diğer eşe bir alacak hakkı tanınmış bulunmaktadır. Bu alacak hakkı sayesinde, ekonomik yönden zayıf olan taraf korunmuş olmaktadır. Her ne kadar edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinin zor olması, yıllar sonra hangi malların hangi gruba ait olduğunu tespit etmenin neredeyse imkansız olması, denkleştirmenin ve katılma alacağının hesaplamasının oldukça karmaşık olması bakımından eleştiriler olsa da eski Medeni Kanun düzenlemesine nazaran ekonomik yönden zayıf olan kadının korunmasına yönelik getirdiği yenilikler göz ardı edilemez. Tasfiye ve hesaplamaya yönelik eleştiriler ise bu konuda her geçen gün artan Yargıtay içtihatları ışığında zamanla azalacaktır.













KAYNAKÇA
1- DURAL, Mustafa ; OĞUZ, Tufan ; GÜMÜŞ, Mustafa Alper : Türk Özel Hukuku 3. Cilt- İstanbul 2005
2- GENÇKAN, Ömer Uğur : Mal Rejimleri Hukuku –Ankara 2007
3- GÜMÜŞ, Mustafa Alper : Teoride ve Uygulamada Evliliğin Genel Hükümleri ve Mal Rejimleri – İstanbul 2008
4- İstanbul Barosu Dergisi
5- www.kazanci.com
6- Yargıtay Kararları Dergisi




[1] MK 256-281

[2] MK 242-243

[3] MK 244-255

[4] “…Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içerisinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimi seçilmiş sayılır. ( 4722 sy Kanun md. 10/1 )Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. ( MK md. 202) Boşanma ile mevcut mal rejimi sona erer.( MK md. 214/2)
Taraflar, 24.12.1987’de evlenmişlerdir. 27.08.2003’te boşanma davası açılmış, 30.03.2004’te boşanmışladır. Davanın konusunu oluşturan taşınmaz 24.07.1998’de alınmış, bu dava ise 30.09.2003’te açılmıştır. Davacı, taşınmazın alınması sırasında katkıda bulunduğunu ileri sürerek bu katkının karşılığını istemiştir. Medeni kanunun 227. Maddesi, eşlerden birinin diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç yada uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olacağını hükme bağlamıştır..” 2. Hukuk Dairesi 07.03.2005 T. 2005/252 E.-2005/3306 K.

[5] DURAL-OĞUZ-GÜMÜŞ s 299-302.


[6] MK 205

[7] “…mal rejimi yapma yetkisinin düzenleme veya onaylama şeklinde sadece noterlere tanınmış bulunmasına göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddine ..” 2. Hukuk Dairesi 24.02.2005, E.16453-K. 2726

[8] MK 204/1

[9] MK 205/2

[10] Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kararlaştırabilirler.

[11] “ 1-Medeni Kanunun 206. Maddesi haklı bir sebebin varlığı halinde hakimin eşlerden birinin istemi üzerine mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verilebileceğini hükme bağlamıştır. Davacı eşi hakkında açmış olduğu boşanma davasının 02.10.2001’de retle sonuçlandığını, ayrı yaşadığını belirterek mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verilmesini istemiştir. 01.01.2002 tarihinde 4721 sayılı Medeni Kanun yürürlüğe girmiş, yasal mal rejiminin edinilmiş mallara katılma rejimi olduğu kabul edilmiştir. (md 202 )Sözü edilen yasanın 206. Maddesindeki 5 bent şeklinde yapılan düzenleme örnek niteliğindedir. Mahkemece tarafların delilleri toplanıp değerlendirilip sonucu uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. ” 2. Hukuk Dairesi 2004/2872 E.-2004/3909 K. 29.03.2004

[12] Mal rejimi değişikliği talebi için kanunda öngörülen örnekler; eşlerden birisine ait malvarlığının borca batık olması, eşlerden birinin ortaklıktaki payının haczedilmiş olması, eşlerden birinin diğer eşin veya ortaklığın menfaatlerini tehlikeye düşürmüş olması, mal ortaklığı rejiminde eşin ortaklı malları üzerinde bir tasarruf işleminin yapılması için gereken rızasını haklı bir sebep olmaksızın esirgemesi, eşlerden birinin diğer eşe malvarlığı, geliri, borçları veya ortaklık malları hakkında bilgi vermekten kaçınması, eşlerden birinin sürekli olarak temyiz kudretinden yoksun olması

[13] GENÇKAN sy. 620

[14]“…Olayları açıklamak, taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. ( HUMK.md.76 ) Davacı kişisel eşyalarını ve gönderdiği para ile alınan altınların mevcutsa aynen değilse bedellerinin yasal faiziyle davalıdan taksilini istemiştir. 1.1.2002 tarihinden sonra gönderilen para ile alınan altınlar varsa bu altınların edinilmiş mal olduğu açıktır. O halde mahkemece yapılacak iş kişisel eşyalarla, edinilmiş malları tanık beyanları ve alınma tarihlerine göre belirlemek, kanıtlanan kişisel eşyaları yönünden davayı kabul etmek, dava konusu edinilmiş mallar varsa bu mallar ile ilgili açılan boşanma davası sonucunu beklemek, buna göre bir karar vermekten ibarettir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

2-Kabule göre de, mal rejimi sona ermediği takdirde bu konuda karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması gerekirken, kesin hüküm oluşturacak şekilde ret hükmü kurulması da doğru bulunmamıştır.”2.Hukuk Dairesi E.2005/7671-.2005/10010,T. 27.6.2005


[15] MK 219

[16]“… 1- Dava konusu 1243 ada 2 parseldeki 25 nolu mesken 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun yürürlüğünden önce 24.11.2000 tarihinde alınmıştır. Kadının ev hanımı olduğu, katkısı olduğu hakkındaki iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu mesken davalının kişisel malı olup, bu dönemde 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisinin 186-190 maddelerinde ifadesini bulan mal ayrılığı hükümleri geçerlidir.

Bu konudaki talebin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırıdır.

2- Araç hakkındaki talebe gelince;

1.1.2002 tarihinde 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmiş, edinilmiş mallara katılma rejimi, yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. ( TMK. 202.md. )

Yasal mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte ( 7.5.2004 ) sona ermiştir. ( TMK.225/son )

Davalı koca 29.1.2003 tarihinde emekli olmuş, Oyak ve Emekli Sandığı tarafından kendisine toplu ödeme yapılmıştır. Davaya konu 34 ... 46 plakalı araç ise, davalı koca tarafından 15.5.2003 tarihinde alınmış ve 28.5.2003 tarihinde koca adına tescil edilmiştir.

Kocanın aracın emekli ikramiyesi ile alındığı hakkındaki savunmasının aksi de kanıtlanmamıştır.

Alınan emekli ikramiyesi edinilmiş mallardandır. Dava konusu araç ta edinilmiş malla ( emekli ikramiyesi ile ) alınmıştır. Mahkemece; kocaya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte ( boşanmanın dava tarihinde TMK. 225.md. ) bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değerinin hesaplanması, aracın ise edinilmiş mallardan kabul edilmesi, tasfiye hesabının bu esaslar çerçevesinde değerlendirilmesi, gerektiğinde bilirkişiden de görüş alınması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekir. ( TMK.m.228/2 ) Bu husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.” 2. Hukuk Dairesi 2006/6845 E. -2006/14701 K., 01.11.2006


[17] MK 225-241 md.

[18] GENÇCAN sy. 318

[19]“…Tarafların daha önce "mal ayrılığı rejimine" tabi iken 1.1.2002 tarihinden itibaren "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine" ( TMK. md. 218-241 ) tabi oldukları ve bu rejiminde boşanma davasının açıldığı 26.02.2004 tarihinde sona erdiği, boşanmaya dair kararın 26.04.2005 tarihinde kesinleşmesiyle de; "Değer Artış Payı" ( TMK. md. 227 ) ve "Katılma Alacağı" ( TMK. md. 236 ) davasının esasının incelenebilme koşulunun gerçekleştiği yönlerisabittir.

Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. ( TMK. md. 219/1 ) Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri o eşin kanuna göre kişisel malıdır. ( TMK. md. 220/2 ) Değer artış payı ve katılma alacağı hesabında "tasfiye tarihi" değerleri esas alınır. ( TMK. md. 227, 235 ) Tasfiye tarihi ise boşanma ve mal rejiminin sona erdiği tarih olmayıp, tasfiye veya değer artış payına yönelik açılmış bulunan davanın karar tarihidir. Değer artış payı davasına konu olan mal, daha önce elden çıkartılmışsa hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler. ( TMK. md.227/2 )

Davacı, dava dilekçesinde; davalı adına kayıtlı dava konusu mallara yaptığı katkının yanı sıra katılma alacağını da istemiştir. Mahkemece; davalı adına %75'i kayıtlı bulunan limited şirketin kurulma tarihi itibarıyla değerinin davalının "kişisel malı" olup "katılma alacağı" hesabından bunun çıkartılıp, 1.1.2002 tarihinden sonraki sürüm değerinin "edinilmiş mal" olarak dikkate alınması, otomobilin elden çıkartılmış bulunması nedeniyle değer artış payı hesabında Türk Medeni Kanunu madde 227/2 hükmünün gözetilmesi gerekirken; bunlar yapılmaksızın yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ” 2. Hukuk Dairesi 2006/7011 E.-2007/111 K., 22.01.2007


[20] GENÇCAN sy. 603

[21] Eşlerden birinin katılma alacağını alamaması durumunda, diğer eşin son bir yıl içinde karşılıksız kazandırmayı yaptığı 3. Şahsa karşı dava açma hakkı bulunmaktadır. Eşler bu davayı, hak kaybını öğrendikten itibaren 1 yıl içinde açabilirler.

[22] Eklenecek değerler

[23] Katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler ve mal rejiminin sona ermesinden 1 yıl öncesine kadar yapılmış karşılıksız kazandırmalar

[24] MK md. 236

[25] “…Davacının; alımında katkıda bulunduğunu iddia ettiği taşınmaz, 06.08.1998 tarihinde koca tarafından üçüncü kişiden kooperatif üyeliği devralınmak suretiyle iktisap edilmiştir. Taraflar 31.10.1980'de evlenmişlerdir. Boşanma davası ise 14.09.2004 tarihinde açılmış olup devam etmektedir.

Türk Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında, bu tarihe kadar, tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar. ( 4722 sayılı Yürürlük Kanunu m. 10/1 ) Şu halde, evlenme tarihinden, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadarki dönemde geçerli rejim mal ayrılığıdır. ( 743 s. MK m. 170 ) Bu tarihten sonra ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. ( TMK m. 202 )

Edinilmiş mallara katılma rejimi; edinilmiş mallar ( TMK m. 219 ) ile eşlerden her birinin kişisel mallarını (TMKm.220)kapsar.(TMKm.218)

Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri o eşin kişisel malıdır. ( TMK m.220/2)

Eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur.(TMKm.227/1)

Davacı, davalıya ait kişisel malın edinilmesi sırasında ziynetlerini bozdurarak ve babasından aldığı parayı koyarak katkıda bulunduğunu, katkısının, malın o tarihteki rayiç değerinin üçte biri oranında olduğunu ileri sürdüğüne göre, istek, Türk Medeni Kanununun 227. maddesine dayanmaktadır. Bu madde ise Aile Mahkemelerinin görevine girmektedir. O halde işin esasının incelenmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir...” 2. Hukuk Dairesi 2005/16726 E. -2006/1095 K., 07.02.2006


[26] “ kadının ev kadını olarak evin yemek, temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olması Türk Medeni Kanununun 227. Maddesi anlamında katkı sağlamaz. “ 2. Hukuk Dairesi 2007/8774 E.-2007/9394 K. 04.06.2007 T.

[27] “…Davalının işlettiği bakkal dükkanında davacının zaman zaman çalışması, taraflar arasında bir konuda ortaklık bulunduğunu kabule elverişli delille açıkça ortaya konmadıkça Medeni Kanunun 151/3 , 153/2 maddesinde gösterilen aileye müzaheret niteliğinde olup oradaki kazançlar sebebiyle davalının satın aldığı taşınmaz malın ortak alınmasında davacının katkıda bulunduğu kabul edilemez.” 2. Hukuk Dairesi 09.07.2001 9395-10735

[28] “…Davacı eş, davalı ile birlikte 6-7 yıl kooperatif aidatlarını ödedikten sonra daire sahibi olduklarını ancak dairenin davalı adına kayıtlı olması nedeniyle katkı payının ödetilmesini istemiş olup dosyadaki delillerden 1991-1998 yılları arasında kooperatif aidatlarının ödendiği dairenin 22.06.1999 tarihinde davalı adına tapusunun alındığı anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklandığı üzere mahkemece Medenin Kanunun 250. Maddesi gereğince taşınmazın değeri üzerinden hüküm kurulmuş ise de yeni medeni kanunla kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi 01.01.2002 tarihinden itibaren edinilen mallarda uygulanabilir. Dava konusu olayda ise kooperatife üye olmak suretiyle 22.06.1999 tarihinde dairenin tapusu alınmış olduğundan taşınmazın satın alındığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerinin olaya uygulanması gerekir. Dosyada bulunan 10.05.2003 tarihli bilirkişi raporunda davalı ve davacının kooperatif üyeliği süresince gelirleri karşılaştırılmış, davacının katkı oranının % 26, davalının katkı oranı ise %74 olarak belirlenmiştir. Davacı, davalı adına kayıtlı olan taşınmazın iktisap tarihine göre ancak katkı payı oranındaki bedelin ödetilmesini isteyebilir. Mahkemece davacının katkı payı göz önüne alınarak hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir..” 13. Hukuk Dairesi 2003/15455 E.-2004/5163 K.,12.04.2004

[29] “davacının el işi yaparak ayrıca 4 bilezik satarak evin alımına katkıda bulunduğu kanıtlanmıştır. Katkı payının tespit ile dava tarihindeki değere uyarlanarak katkı payının hüküm altına alınması gerektiğinin düşünülmemesi doğru bulunmamıştır.” 2. Hukuk Dairesi 18.12.2000 14233-15977

[30] “..davalı-karşı davacı Metin evlilik birliği içinde edinilip karısı adına tapuya kaydedilen iki adet evde kendisinin de “katkısı” bulunduğunu ileri sürerek, bu evlerin ½ değeri karşılığı olarak 30.000.000.000 TL nin kendisine verilmesini istemiş, mahkemece kocanın katkısının 1/3 olduğu kabul edilerek 19.750.000.000 TL ye hükmedilmiştir. Katkı payı istenilen taşınmazların edinildiği tarihte taraflar arasında mal ayrılığı rejimi bulunmaktadır. Toplanan delillerden kadının ayrı, kocanın ayrı acente işlettiği ve kadının taşınmazları kendi parasıyla aldığı anlaşılmaktadır. Koca bu taşınmazların alınmasında ve kooperatif ödentilerinde katkısı bulunduğunu kanıtlayamamıştır. Davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…” 2. Hukuk Dairesi 2004/326 E. – 2004/893 K., 26.01.2004

[31] “Taraflar müştereken çalışmış gayrimenkul ve fırını da müşterek yapmışlardır. O halde mahkemece yapılacak iş, taşınmazların ve kadının üzerindeki fırının değerini belirlemek, davacının bunlara katkı oranını tespit etmek, dava konusu taşınmazlar yönünden fırın değeri de düşülerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. “ 2. Hukuk Dairesi 12.06.2000 6205-7899

[32] “..davacının katılma alacağı ve değer artış alacağına yönelik davası 01.01.2002 tarihinden sonra açılmıştır. Medeni Kanunun 2. Kısımdan kaynaklanan davalara aile mahkemesinin bakacağı hükme bağlanmıştır. Görev kamu düzenine ilişkindir, mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması da zorunludur. “ 2. Hukuk Dairesi 19.10.2005, 16827/14492

[33] “ …dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle taraflar 03.07.1997 yılında evlenmişler ve evlilik birliği devam etmektedir. Edinilmiş mallara katılma rejimi dışında bir mal rejiminin seçildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Şu hale göre taraflar arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olup, evlilik birliği sona ermedikçe tasfiye gündeme gelemeyeceğinden ( MK md .225 ) sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanmasına … “ 2 Hukuk Dairesi 12.06.2006 T. , E. 3156- K.9328

[34] “.. 4- Davacı, eşi üzerine kayıtlı olup 17.02.2003’te satılan eve yaptığı katkının karşılığı 10 milyar lirayı da istemiştir. (TMK 227 ) Eşler arasında halen edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulandığı anlaşılmaktadır. (TMK 202) Boşanma hükmü kesinleşmeden tasfiye düşünülemez. (TMK 214 )başvurma harcı alınmıştır. Mahkemece nisbi harcın ikmal ettirilmesi , bu davanın tefrik edilmesi, dava şartı boşanma hükmünün sonucunun belirlenmesi , delillerin değerlendirilmesi sonucu uyarınca karar verilmesinin düşünülmemesi de yerinde değildir..” 2. Hukuk Dairesi 2005/2994 E. -2005/4123 K. 16.03.2005
“…Davacı-davalı kadının istediği eşya, borsa hesabı, mal rejimi nedeniyle binadan alacak, araca katkı bedeli ile ilgili istem, boşanmanın eki niteliğinde olmayıp, bu istemler ancak boşanma davası ile ilgili hüküm kesinleşip tasfiye gündeme geldiğinde karara bağlanabilir. Bu nedenle bu konudaki dava ve istemler tefrik edilerek boşanma ile ilgili davanın bekletici mesele yapılması ve sonucuna göre karar vermek gerekir.” 2. Hukuk Dairesi 2005/1208E.-2005/4267 K., T. 17.3.2005

[35] “..taraflar 25.06.2003 tarihinde evlendiklerine ve mal rejimi sözleşmesi yapmadıklarına göre aralarında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. (TMK md. 202/1) Mahkemece evliliğin iptal ve boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi halinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer .(TMK md. 225/2)
Mal rejiminin sona ermesi ve tasfiye halinde her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır. (TMK md. 226/1 ) daha sonra (15.04.2004 tarihinde ) açılan boşanma davası sonucu tarafların boşanmalarına karar verildiğine ve bu karar19.04.2005 tarihinde kesinleştiğine göre, mal rejimi, boşanma davasının açıldığı 15.04.2004 tarihinde sona ermiştir. Davanın başında mevcut olmayan, dava koşulu yargılama sırasında gerçekleşmiştir. Tarafların gösterdikleri deliller toplanarak işin esasının incelenmesi ve hasıl olacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken 16.05.1956 tarihli 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verilerek yazılı gerekçeyle hüküm tesisi doğru görülmemiştir…” 2. Hukuk Dairesi 2005/12451 E.-2005/14803 K., 25.10.2005

[36] “…Davacı, evlilik birliği içinde davalıya ait ev ve aracın edinilmesine kendilerine ve çocuklarına daha iyi bir gelecek temin etmek amacıyla katkıda bulunduğu, boşanma sonucu ev ve aracın davalıda kaldığını ileri sürdüğüne, bu nedenle katkısı karşılığı tazminat talep ettiğine göre tazminat isteği evlilik birliğinin devamı sırasında eşler arasında birlikte mal edinme konusunda akti bir ilişki kurulmuş olduğuna dayalıdır. eşlerin aralarında mal ayrılığı rejiminin geçerli olması açıklanan nitelikte akti ilişki kurmalarına engel değildir. Akti ilişkiden doğan alacak ve akte aykırı hareketler nedeniyle tazminat istekleri de kanunda başka surette bir hüküm mevcut olmadığına göre BK.125 maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez….” 2. Hukuk Dairesi E. 2007/15136-K. 2008/14789,T. 10.11.2008

[37] MK md. 239

[38] “davacının talebi eve katkı bedeline ilişkin olup peşin harç yatırılmıştır. Evin değeri belirlenip nisbi harcı tamamlattırılarak sonucuna göre hüküm kurmak gerekirken …”2. Hukuk Dairesi 29.12.2004 14697/16105
“…davacının maddi tazminat istemi Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. Maddesine dayanmamakta olup, katkı nedeniyle değer artış payına ilişkindir. Bu talep, boşanmanın ferisi olmayıp nisbi harca tabidir. Bu konuda Harçlar Kanunu’nun 30.32. maddeleri uyarınca nisbi harç alınmadan yargılamaya devamla, işin esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir..” 2. Hukuk Dairesi 22.11.2005 T. , 9876 E. -16120 K.
“…davalının aile konutu şerhi konulan evin değerinin yarısının kendisine verilmesine ilişkin talebi, boşanmanın eki niteliğinde olmadığından ayrıca harca tabidir. Mal rejiminin tasfiyesi konusunda harcı verilerek usulüne uygun olarak açılmış karşılık dava veya bağımsız bir dava bulunmadığı halde kesin hüküm oluşturacak şekilde davalının müşterek konutla ilgili talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” 2. Hukuk Dairesi 07.05.2005 T. 2005/4350 E.-2005/5573 K.

[39] “ Uyuşmazlık ve hüküm mal rejiminin tasfiyesine yöneliktir. Türk Medeni Kanununun 3. Kısmı hariç olmak üzere 2. Kitabından (TMK 118-395 ) doğan dava ve işlerde aile mahkemesi görevlidir.(4787 sayılı kanun m. 4/1 ) Bu yön gözetilmeden işin esasının incelenmesi doğru bulunmamıştır. “ 2. Hukuk Dairesi 2006/3938 E. -2006/10597 K. 03.07.2006
“…Asıl davanın konusu Türk Medeni kanununun md. 256 ve devamında düzenlenmiştir. Eşler arasındaki mal rejimlerinden kaynaklanan tüm davalar ister mal rejiminin tasfiyesi ister mal rejimi sözleşmesinin geçersizliğine dayansın aile mahkemelerinin görev alanına girer. “ 2. Hukuk Dairesi 2005/7364 E. -2005/9478 K., 20.06.2005
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Mal Rejimleri Ve Edinilmiş Mallara Katılma" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. Gülfidan Akkaz'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
11-10-2010 - 12:45
(1508 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 4 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 4 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
39374
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 saat 21 dakika 49 saniye önce.
* Ortalama Günde 26,09 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 66281, Kelime Sayısı : 5858, Boyut : 64,73 Kb.
* 10 kez yazdırıldı.
* 4 kez arkadaşa gönderildi.
* 27 kez indirildi.
* 8 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1267
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 1,05093598 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.