Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Cinsel İstismar Ve Saldırı Suçlarına İlişkin Sorunlar-Eleştiri Ve Öneriler/ruh Sağlığının Bozulması Kavramı

Yazan : Abdulkadir Erol [Yazarla İletişim]
Muğla Cumhuriyet Savcısı

Makale Özeti
ÖZET Cinsel suçların, mağdurun ruh sağlığı üzerinde, travma etkisi göstermesi,kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu doğal ve olağan etkilerin temel normla karşılanması beklenir. Ruh veya beden sağlığının bozulması gibi geniş ve belirsiz tanıma sahip bir kavram, ceza yasamızda, cinsel suçlar bakımından, ağırlatıcı neden yapılmıştır. Cinsel suç mağdurunda ortaya çıkabilecek olumsuz belirtilerin, evrensel ve nesnel sınıflandırma ölçütlerine tabi tutulmadan, ruh veya beden sağlığının bozulması başlığı altında, ağırlatıcı neden yapılması, suçta ve cezada yasallık ilkesine aykırıdır. Temel norm ve ağırlatıcı neden arasındaki ayırımı, suçta ve cezada yasallık ilkesiyle bağdaşmayacak ölçülerde belirsiz hale getiren, genel nitelikteki ruh veya beden sağlığının bozulması kavramı, açık ve kesin bir tanıma kavuşturulamadığı sürece, eşitliğe aykırı uygulamalar veya gereksiz tartışmalar, gündemden düşmeyecektir. Fail şüphelisinin ceza alması istemiyle ortaya çıkan (veya çıkartılan) mağdurun, konuşma ve davranış özelliklerini, kişisel yorumunu da katarak gözleyen ve bunlardan sonuç çıkartan hekim, raporunu, gözlem, tespit ve tanıların dayanaklarını içerecek ve denetime olanak tanıyacak açıklıkta ve ayrıntıda düzenlemeli, mağdurda görülen ve fiilden kaynaklanan belirtiler, önceden nesnel evrensel ölçütlere tabi tutulmuş olmalıdır.

Abdulkadir EROL
Muğla Cumhuriyet Savcısı


CİNSEL İSTİSMAR VE SALDIRI SUÇLARINA İLİŞKİN
SORUNLAR-ELEŞTİRİ VE ÖNERİLER
RUH SAĞLIĞININ BOZULMASI KAVRAMI
ÖZET

Cinsel suçların, mağdurun ruh sağlığı üzerinde, travma etkisi göstermesi,kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu doğal ve olağan etkilerin temel normla karşılanması beklenir. Ruh veya beden sağlığının bozulması gibi geniş ve belirsiz tanıma sahip bir kavram, ceza yasamızda, cinsel suçlar bakımından, ağırlatıcı neden yapılmıştır. Cinsel suç mağdurunda ortaya çıkabilecek olumsuz belirtilerin, evrensel ve nesnel sınıflandırma ölçütlerine tabi tutulmadan, ruh veya beden sağlığının bozulması başlığı altında, ağırlatıcı neden yapılması, suçta ve cezada yasallık ilkesine aykırıdır.
Temel norm ve ağırlatıcı neden arasındaki ayırımı, suçta ve cezada yasallık ilkesiyle bağdaşmayacak ölçülerde belirsiz hale getiren, genel nitelikteki ruh veya beden sağlığının bozulması kavramı, açık ve kesin bir tanıma kavuşturulamadığı sürece, eşitliğe aykırı uygulamalar veya gereksiz tartışmalar, gündemden düşmeyecektir.
Fail şüphelisinin ceza alması istemiyle ortaya çıkan (veya çıkartılan) mağdurun, konuşma ve davranış özelliklerini, kişisel yorumunu da katarak gözleyen ve bunlardan sonuç çıkartan hekim, raporunu, gözlem, tespit ve tanıların dayanaklarını içerecek ve denetime olanak tanıyacak açıklıkta ve ayrıntıda düzenlemeli, mağdurda görülen ve fiilden kaynaklanan belirtiler, önceden nesnel evrensel ölçütlere tabi tutulmuş olmalıdır.


-I-
GİRİŞ

Türk Ceza Yasasının 102.maddesinin 5 ve 103.maddesinin 6.fıkraları, organ sokma (=penetrasyon) ve diğer eylemler arasında fark gözetmeden, ruh sağlığının bozulmasını, önemli bir artış nedeni saymıştır. Kavramların, genel ve geniş kapsamlı bir tanıma sahip olması, uygulamada önemli sorunlara neden olabilecektir..

Sıklıkla görülen, cinsel istismar ve saldırı suçlarının travma nedenlerinin başında geldiği ve ruh sağlığını ciddi biçimde etkilediği bilinen bir gerçektir. Temel cezanın, bu travmanın ortaya çıkardığı doğal ve kaçınılmaz etkileri kapsaması gerekir. Bu durumda, sağlığın bozulması haline dayalı artışın, ağır ve sürekli sağlık yitimi hallerine özgülenmesi daha doğru bir düşünce gibi durmaktadır. Aksi halde, aynı suça farklı ceza verilmesi veya farklı neticeli suçlara, (yükseltilen alt sınırdan) eşit ceza verilmesi gibi, adalete aykırı uygulamaların önü açılmış olacaktır. (Benzeri endişeler için (Prof. Dr. Yasemin BALCI. Herkes İçin Adli Tıp. 01.06.2009, sayı 434 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı)


Stres bozukluğu belirtilerinin, travma kaynağı sayılan cinsel davranışla etkileşimden sonra değil, ancak olayın aile, çevre ve adli makamlarca aleniyet kazanmasından itibaren görülmeye başlaması gibi, uygun nedensellik bağını tartışılır kılan bir hal dahi, çok ciddi raporlarda göz ardı edilmektedir.

Ruh sağlığının bozulduğuna dair, hiç bir olumsuz görünüm arz etmeyen mağdurun,(olayın, kendisine, tekrar tekrar yaşatılması sonucunu doğuracak biçimde) çok sayıda muayeneye tabi tutulması, stres bozukluğunun fiilden bağımsız şekilde oluşmasına veya ağırlaşmasına yol açabilecektir.

Bu paradoksu, kemik kırığı, damar kesisi, ekimoz, düşük, hastalık, organ veya fonksiyon bozukluğu veya kaybı gibi, oldukça somut ve objektif zarar ölçütlerini barındıran, yaralama suçu üzerinden, daha anlaşılabilir şekilde açıklayabiliriz.

Yasa koyucu, sadelik adına, kasten yaralama suçunu şöyle düzenlemiş olsun:

Kasten yaralama
Başkasının vücuduna acı veren veya sağlığını ya da algılama yeteneğini bozan kişi,... cezalandırılır.
Yaralama sonucu, mağdurun ruh veya beden sağlığı bozulmuş ise, verilecek ceza,... artırılır.

Her yaralama suçunda, kapsamı belirsiz ve genel artış nedeninin gerçekleştiği iddiası, zamanla basit ve ağır neticeli yaralama ayırımını önemsiz kılacak, temel norm yerini ağırlatıcı nedene bırakacak, her somut olguda, ruh veya beden sağlığının bozulup bozulmadığına ilişkin tartışmalar, yargılama sürecini çıkmaza sürükleyecektir. Aynı endişenin, cinsel istismar ve cinsel saldırı suçları bakımından da geçerli olduğu kanısındayız.

-II-
BEDEN VE RUH SAĞLIĞI KAVRAMI

Yasalarda tarifini bulamadığım, ruh sağlığı kavramının ne olduğunu anlamak üzere, saygın bir üniversitemizin Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanlığına,
1-Kişi ruh sağlığı nasıl tanımlanabilir?
2-Bir kişiye, ruh sağlığı bozulmuştur tanısı konulabilmesinin, ölçütleri ve asgari biçimsel koşulları nelerdir?
3-Ruh sağlığının bozulması hallerinin (geri dönüşüm olanağı ; ağırlık -hastalık) sınıflandırılabilmesi olanağı var mıdır? Temel soru (n) ları bakımından, açıklayıcı bilgi verilmesi veya kaynak gösterilmesi hususunda, yardım talebi ile başvurdum.

Bu başvuruya, ruh ve beden sağlığı kavramının kısa tanımının yapılmasının güç olduğu, bunların geniş kavramlar olup, tanımları ile ilgili olarak Dünya Sağlık Örgütü yayınlarına başvurulabileceği; cinsel saldırı veya cinsel istismara maruz kalmış bireylerde sıklıkla ortaya çıkabilecek, ruhsal bozukluklardan olan travma sonrası stres bozukluğu ve depresif bozukluk gibi tanıların özgün kriterlerin, DSM-IV veya ICD-10 gibi hastalık sınıflandırma kılavuzlarında belirlendiği; hastalıkların şiddetinin değerlendirilmesi amacıyla Hamilton Depresyon Ölçeği veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği gibi çeşitli klinik ölçekler kullanılabilmesine rağmen, çoğunlukla hastalığın şiddetinin ve geri dönüşüm olanağının belirlenmesi ancak hasta temelli bir yaklaşımla mümkün olacağı; konu ile ilgili olarak, Adli Psikiyatri El Kitabı-2005-Dr.Hüseyin Soysal ve Adli Psikiyatri Uygulama Kılavuzu-2007-Mustafa Sercan,Türkiye Psikiyatri Derneği Yayınları; kaynaklarına başvurulabileceği yanıtı verilmiştir.

Literatürde, WHO (World Health Organisation) Dünya Sağlık Örgütünce sağlığın,sadece hasta veya sakat olmamak değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hali, şeklinde tanımlanmasına karşın, ruh sağlığının, çok sayıdaki karmaşık ve görece unsurun bileşimiyle anlamlandırılabileceği yönünde genel bir kabulün varlığına tanık oldum. Tıbbın en karmaşık ve esnek dallarından biri durumundaki psikiyatrinin, içtenlikle ortaya koyduğu, kavramlara ilişkin, tanımlama sorunlarının, ceza ve yargılama hukukunda, ne kadar özenli davranmayı zorunlu kıldığını keşfettim.

-III-
TANI SÜRECİ

Tartışılması gereken konu, esasen, cinsel saldırı veya istismar suçlarının, mağdurların ruh sağlığı üzerinde travma etkisi yaratıp yaratmayacağı değil, bu travmalar arasında, herhangi bir ağırlık, süre ve derece farkı sebebiyle, faile verilecek cezalar arasında ayırıma gidilip gidilmeyeceği sorunudur.Çünkü, travmaya maruz kalan mağdurun, ruh sağlığı üzerinde, en hafif şekliyle, hafıza kaosu, endişe, gerilim, sıkıntı, üzüntü, karamsarlık, ilgisizlik, isteksizlik, halsizlik, karamsarlık, çaresizlik, uykusuzluk, huzursuzluk, kaygı, korku, saygı ve güven kaynaklı çeşitli bozulmaların oluşabileceğinin kabulü kadar, makul bir yaklaşım olamaz.

Hekim, gözlem, muayene, test ve diğer metotlardan yararlanarak, cetvel veya ölçek tabir edilen şablonları kullanarak, şu kadar sayıdaki belirtiden, ne kadarının var olduğunu belirlemek suretiyle, ruh sağlığının bozulup bozulmadığına karar verecektir. Bu ölçütlerin uygulanması, yeterli uzman, süre, klinik ortam ve fizik koşullara muhtaçtır. Mağdurların ruh sağlığının değerlendirilmesi sürecindeki aksama veya yetersizliğin, özellikle tutuklu olarak yürüyen ceza davalarında, yargı mercilerini güç durumda bırakacağı endişesi bir gerçektir.

Psikiyatrideki hastalık veya bozuklukları tanımlamada, sınıflandırmada ve teşhiste kullanılan (en yaygın bozukluk belirtisi olarak sunulan) DSMIV tablosu üzerinden ve travma sonrası akut stres bozukluğu (Posttraumatic stress disorder) ile endişe ve eleştirilerimizi açıklamaya çalışalım:

III.1-TANIM

1.Düşlerde ve uyanma düşüncelerinde, travmayı yeniden yaşama,
2.Travmanın hatırlatıcılarından kalıcı kaçınma ve böyle hatırlatıcılara yanıtın uyuşması,
3.Kalıcı aşırı canlandırma,
4.Anksiyete (kaygı, korku, gerilim, sıkıntı hali),
5.Depresyon [Ümitsizlik, karamsarlık, yetersizlik, kendine güvensizlik, çaresizlik, değersizlik duygusu, önemsiz nedenlerden ötürü suçluluk duyma veya kendini suçlama, sosyal yaşamdan çekilme, iştahsızlık veya aşırı yeme, uykusuzluk veya aşırı uyku, psikomotor heyecan veya yavaşlık, yoğunlaşma yetersizliği, unutkanlık, kararsızlık, neşesizlik, halsizlik, baş ağrısı gibi fiziksel şikayetler, normalde hoşlandığı etkinliklere veya genelde yaşama karşı ilgisizlik, (çocuklarda ve ergenlerde ayrıca huzursuzluk, can sıkıntısı), zevk alamama, aşırı durumlarda ölüm ve intihar düşünceleri, vb. ile tanımlanan ve belirlenebilir bir olaya 'bir sınavı, işini, yakınlarını kaybetme, vb. gibi' bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal bir çökkünlük. Bu tanımıyla depresyon normal, sıkça rastlanan, geçici bir ruh halidir ve genellikle herhangi bir müdahaleye gerek kalmaksızın kendiliğinden geçer. Bu ruh halinin dışavurumları son derece değişkendir ve kültüre özgü olabilir. termbank.net/psychology/1762.html]
6.Bilişsel güçlükler,
7.Belirtilerin, travmadan izleyen 4 hafta içinde ortaya çıkması,
8.Belirtilerin 2 gün-4 hafta arasında devam etmesi.

III.2-TANI ÖLÇÜTLERİ

A.Aşağıdakilerden her ikisinin de bulunduğu bir travmatik olayla karşılaşma:

1.Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşama, böyle bir olaya tanık olma ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelme;
2.Aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme tepkisi verme;

B.Travmatik olayı, aşağıdakilerden biri ya da daha fazlası yoluyla sürekli olarak yeniden yaşama:

1.Hayaller, düşünceler veya algılar yoluyla olayı, ele elmadan tekrar tekrar sıkıntı verici tarzda anımsama;
2.Olayı, sık sık sıkıntı verici bir biçimde rüyada görme;
3.Travmatik olay, sanki yeniden oluyormuş gibi davranma ya da hissetme(uyanmak üzereyken ya da sarhoşken ortaya çıkıyor olsa bile o yaşantıyı yeniden yaşıyor gibi olma duygusunu, yanılsamalar, varsanıları ve disosiyatif flashback epizodlarını kapsama;
4.Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyma;
5.Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran olaylarla karşılaşma üzerine fizyolojik tepki gösterme;

C. Aşağıdakilerden üçünün ya da daha fazlasının bulunması ile belirli travmaya eşlik etmiş uyaranlardan sürekli kaçınma ve genel tepki gösterme düzeyinde azalma:

1.Travmaya eşlik eden düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınmaya çabalama;
2.Travma ile ilgili anıları uyandıran etkinlikler, yerler ya da kişilerden uzak durmaya çabalama;
3.Travmanın önemli bir yönünü anımsayamama;
4.Önemli etkinliklere karşı ilgisinin ya da katılımının belirgin olarak azalması;
5.İnsanlardan uzaklaşma ya da insanlara yabancılaştığını hissetme;
6.Duygulanımda kısıtlılık;
7.Bir geleceği kalmadığı duygusunu yaşama;

D. Aşağıdakilerden 2 ya da daha fazlasının bulunması ile belirli artmış uyarılmışlık semptomlarının sürekli olması:

1.Uykuya dalmakta ya da sürdürmekte güçlük çekme;
2.İrritabilte (hırçınlık) ya da öfke patlamaları yaşama;
3.Düşüncelerinin belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta zorluk çekme;
4.Hipervijilans (Dikkatin iç ve dış uyaranlara karşı ileri derecede odaklanabilmesi);
5.Aşırı irkilme tepkisi gösterme;

E.Bozukluğun 1 aydan daha uzun sürmesi.

Belirtilerin 3 aydan kısa sürmesi akut; 3 ay ya da daha uzun sürmesi kronik; olayın 6 ay ya da daha sonrasında başlaması halinde ise. Gecikmeli başlangıç tipi travma sonrası stres bozukluğu tiplemesi yapılır.

F.Bozukluğun klinik açıdan, belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevsellikte diğer önemli alanlarında bozulmaya neden olması.

Cinsel istismara uğrayan her çocukta veya cinsel saldırıya uğrayan hemen her erişkinde, yukarıda sayılan belirtilerin bir çoğunun, hakaret gibi çok daha basit suçlarda da, bazılarının görülmesi doğal ve beklenebilir bir neticedir.

sağlam birey 1 >2>3...> n sağlığı bozulmuş birey

Hekim bilirkişi, mağdurun ve yakınlarının, iddia ve şikayetine, olaydan sonraki davranışlarına göre, belirtileri araştıracak ve saptayacak, sorular soracak, testler uygulayacak, gözlemde bulunacak, (sağlam bireylerde de zaman zaman görülen) izafi ve yoruma açık unsurların, eşik değerleri aşıp aşmadığına, bulanık mantığı (Fuzzy logic) kullanarak karar verecektir.

Mağduru gözleyen, sonuçlarını kaydeden ve bunlardan sonuç çıkartan hekim; tarafsız, dikkatli ve özenli davranmalı; (suç olgusundan bağımsız) diğer hastalarına karşı sergilediği, esnek yaklaşımı, adli olaylarda tekrarlayabilmelidir. Tanı unsurlarının, büyük oranda, (iddiasını kanıtlamak üzere yargı önünde çaba harcayan) mağdurun söz ve davranışlarına göre şekillenmesi beklenebilir bir neticedir.Zira istisnalar bir kenara bırakılacak olur ise, mağdurun, genel olarak, failin ceza almasında ve/veya daha ağır ceza almasında, çıkar sahibi olduğu açıktır.İddiasını hekim raporuna dayandırmak isteyen (ve fail şüphelisine karşı, doğal intikam duygusu taşıyan mağdurun) himaye avantajı elde etmek gayesi ile, iddiasıyla uyumlu çeşitli refleksler geliştirebileceği veya hekimi etkileyebileceği tehlikesi gözden kaçırılmamalıdır.Cinsel istismar ve saldırı suçunun, işlendiği yönündeki iddiayı öğrenen soruşturmacı, mağdurun ruh ve beden sağlığının bozulup bozulmadığı konusunda, derhal(gecikmeksizin) araştırma başlatacak; hekimin, mağdurun ruh sağlığına dair tanısı, iddiaların gerçekliğini tahkik yolunda ilerleyen adli süreci, kaçınılmaz biçimde etkileyecektir.

Suç ilişkisi dışındaki bireylerde görüldüğü takdirde, ruh sağlığının bozulduğuna (belirgin biçimde) işaret etmeyebilecek, kimi bulgular, suç mağdurları söz konusu olduğunda, gözlem ve yorum farkının yaratacağı değişken eşik değerlerin uygulanması nedeniyle, hastalık veya bozukluk belirtisi olarak değerlendirilebilecektir. (Bir çocuk köyünde, cinsel istismar iddiaları ile ilgili olarak yapılan soruşturma ve bunların basında yer alış şekli nedeniyle yaşanan olayların, istismardan tamamen ilgisiz çocukları da örselediği, karşı cinsle ilgili değer yargılarını bile etkilediği ile ilgili araştırma.Türkiye Klinikleri J Med Sci 2009; 29(2): 395-404 Dr. Burcu Özbaran, Dr. Özlem Gencer, Dr. Hande Kesikçi Ergin, Dr. Süha Miral, Dr. Cahide Aydın, Dr. Azmi Varan) Fiil ve failin iradesinden bağımsız olarak, mağdurun durumunu ağırlaştıran, diğer etkenler (soruşturmanın gizliliğinin ihlali; izlenebilirlik kaygısıyla haber ve yorumlara konu olma) cezanın artırılmasına yol açabilecektir.

-IV-
ELEŞTİRİ VE ÖNERİLER

Anayasa Mahkemesinin (05.06.2009/27249 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan) 26.02.2009/34 sayılı kararı ile, mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasının bağımsız ve ikinci bir ceza değil artırım sebebi olduğu; her somut olayda bozukluğun gerçekleşip gerçekleşmediğinin, yaş, bedensel gelişim, ruhsal ve sosyo-kültürel yapı gibi izafi karakterli unsurlar dikkate alınmak suretiyle, ilgili uzmanların raporlarıyla ortaya konulması gerekeceğinden, beden veya ruh sağlığının bozulmasının tanımının yapılmamasının, suçta yasallık ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı gerekçesiyle, (benzeri bir çok iptal başvurusu aynı nedenlerle) reddedilmiş; meselenin çözümü yasa koyucuya, hukuk ve tıp uygulayıcısına kalmıştır. Yasa koyucu, şimdilik hareketsizdir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın, kalıcı olduğunun doktor raporu ile saptanması durumunda, artış hükmünün uygulanabileceğini belirtmiştir.(CGK 20.11.2007/240)

5237 sayılı Türk Ceza Yasasında cinsel saldırı, cinsel istismar, çocuklarla cinsel ilişki ve cinsel taciz suçları ve cezalarının düzenleniş biçimine dair değişik eleştiri ve önerilerimizi aşağıdaki gibi takdim ediyoruz.

1-Cinsel suçlar ve cezaları, mağdurun iffet, eğitim, evlilik şansı, saygınlık, statü, gibi, önemli değerlerini koruyabilecek caydırıcılıkta olmalıdır. Temel cezalar, eylemin kötülüğü ve yol açabileceği zararları karşılayacak ölçülerde belirlenmelidir. Cinsel suçların mağdurda yaratacağı muhakkak veya zorunlu etkiler, belirsiz tartışmalara veya zahmetli süreçlere konu yapılmadan, suçun temel cezası ile, yaptırıma bağlanmalı; artış nedenleri ve bileşik suç kuralları, hiçbir yoruma veya kıyasa yer vermeyecek açıklıkta düzenlenmelidir. Cezanın kişiselleştirilmesi görevi, bu noktadan itibaren, hakime bırakılmalıdır.

2-Cinsel istismar ve cinsel saldırı suçları bölümünde yer alan TCK 102/4 ve 103/5.maddeleri ile yapılan yollama, mağdurun direncini kırmaya yönelik, cebir ve şiddet uygulanması ile sınırlıdır. Yani TCK 102/1,2 ve 103/1 ve 2.maddelerinde belirtilen eylemlerin fiziksel cebir ve şiddet kullanılmadan gerçekleştirilmesi hallerinde, kasten yaralama suçundan ayrıca ceza verilemeyecektir. Sözgelimi, kendisine direnen mağdura kuvvet kullanarak, kolunu kıran faile, ayrıca kasten yaralama suçundan ceza verilmesi gerekecek; buna karşılık, cebir ve şiddet kullanılmaksızın gerçekleştirilen bir cinsel istismar veya saldırı suçunun mağduruna, AİDS, Kırım Kongo kanamalı virüsü veya hepatit-C gibi iyileşme olanağı olmayan bir hastalık veya ortaya çıkan sorunlu gebelik, kürtaj veya doğum sebebiyle oluşan kısırlık, cinsel organlarda ve cinsel fonksiyonlarda kalıcı deformasyon...hallerinde, failin TCK 87/2-a maddesinden cezalandırılması mümkün olamayacaktır.

TCK 102/5 ve 103/6.maddelerinde yazılı, ruh veya beden sağılığının bozulması kavramı, mukayeseli ceza hukuku ve tıp uygulamaları ışığında, belirli ve ortak bir tanıma kavuşturmalıdır. Ağırlatıcı bir neden olarak ruh sağlığının bozulması, olağanın ötesinde, kalıcı ve yaşamı zorlaştıran ağırlığa sahip bir zararın varlığı, ölçütüne dayanmalıdır. Rahatsızlık veya hastalıkların, sınıflandırılması, tanısı ve tedavi süreleri bakımından, kabul edilen evrensel şablonlar, 16.07.2006/26230 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren, (son derece ayrıntılı) Özürlülük ölçütü, sınıflandırması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları hakkında yönetmelik, ekinde yer alan cetveller ve hesaplama tabloları ile çeşitli yasalara serpiştirilmiş tanım kırıntılarından faydalanılması olasıdır.

3-Bütün mağdurların, olay öncesi kişilik ve davranış özellikleri objektif biçimde incelemeye dahil edilmeli, bu hususta resmi sağlık kayıtlarındaki bilgilerle yetinilmemelidir. Yani tedavi girişiminde bulunmamış tüm mağdurların, olay öncesinde, tamamen sağlıklı olduğu, varsayımı (=önyargısı) ile hareket edilmemelidir. Mağdur üzerine yönelmesi muhtemel çevre ve (özellikle kendi ailesi ve yakınlarının) kamuoyu baskısının, ruh sağlığında yıkıcı etkiler meydana getirecek tepkiler yaratabileceği unutulmamalıdır. Bu konuda, özellikle aile bireylerinin de uyarılması ve eğitilmesi, olası zararları önleyici ve sınırlayıcı rol oynayabilecektir. Yatılı muayene ve gözlem yapılabilen, hükme elverişli olgunlukta rapor düzenleyebilecek uzman hekim, kurum ve diğer altyapı koşullarının, kurulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik sorunlar bir an evvel aşılmalıdır.

Yeterli gözlem ve araştırmaya dayanmayan raporların, bilime ve vicdana aykırı sonuçlar verebilmesi, cinsel suçların görülme sıklığı ve fail şüphelilerinin genellikle tutuklu oluşu, Adli Tıp ve diğer bilirkişilik kurumlarını zor durumda bırakmaktadır.

4-Çıkar bilinciyle hareket etme imkanından yoksun durumdaki çocuk mağdur ve tanığın, şüpheli veya sanıklarla yüzleşerek, travmanın başlamasına veya artmasına engel olunmalıdır. Anlatımın saptanması, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacından taviz verilmeden, çocuğa en az zarar verecek şekilde yapılmalıdır. Anlatımın doğruluğu konusunda fikir edinebilmek gayesiyle, kişi-yer-zaman-giysi-konuşma vb ölçüsünde ayrıntılara girilmeli; olayla ilişkilendirilen anlatımda kullanılan terim, kavram ve sembollerde tutarlılık bulunmasına özen gösterilmelidir. Anlatımın görüntülü kayda alınması suretiyle, ses tonu, söz akışı ve anlam bütünlüğü ile bedensel tepkileri birlikte değerlendirilerek, çocuk üzerinde meydana gelecek yönlendirmelerin en aza indirilmesi sağlanmalıdır. Öz olarak, CMK 52/3, CMK 196/4, CMK 200/1.maddeleri gayesine uygun çalıştırılmalıdır.

5-Fail şüphelisinin ceza ehliyetinin varlığının-yokluğunun ortaya çıkartılması, CMK 74.maddesinde gayet ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yöntem, sanığın, muhafaza ve tedavi tedbirini, hürriyeti bağlayıcı cezaya tercih edip etmediğini ayırmayı amaçlamıştır.

Failin ceza almasında veya cezasının ağırlaşmasında, az çok çıkar sahibi olan mağdurun, (gözlem ve muayene esnasındaki) söz ve davranışlarının, ne kadarının gerçek olduğu, eleştiri ve değerlendirmeye açık bir konudur. Doğal intikam duygusu, mağduru, abartılı ve refleks davranışlar içine itebilir. Hiç değilse, aralıklı, tekrara dayalı ve değişik hekimlerce yapılacak muayene ve testlerle, sınıf öğretmeni, yakın arkadaşlar, komşular, iş arkadaşları gibi, mağdurun ruh halini, doğal haliyle en iyi şekilde izleme ve anlama imkanı bulunan nispeten tarafsız tanıkların yardımı ile, kuşkuların giderilmesi düşünülmelidir.(Adana Oğuz Kaan Göksel Merkezinde, zorla cinsel istismar iddiasından kaynaklanan, travma belirtileri ile yatılı şekilde, gözleme tabi tutulan bir genç kızın, uzmanların dikkati sayesinde, aslında, sevdiği genç ile evlenebilmek ümidiyle, sevdiği gencin kendisiyle zorla birlikte olduğuna dair, asılsız olgu bildiriminde bulunduğu fark edilebilmiştir.İstismar olgularında asılsız bildiri: Bir olgu sunumu Dr. Gonca Gül Çelik, Yrd.Doç.Dr. Ayşegül Yolga Tahiroğlu, Prof.Dr., Çukurova Ü.T.F. Çocuk Ve Ergen Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları ABD Ayşe Avcı, Dr. Demet Meral, Prof. Dr. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp ABD, Necmi Çekin-Anadolu Psikiyatri Dergisi 2008; 9:49-53)

Mağdurun ayrıntılı ve sayıca fazla muayanesi ile yalın gerçeğe ulaşma düşüncesi, özensiz ve yetersiz bir psikiyatri hizmeti, ne yazık ki, yaşanmış travmanın izlerinin canlı kalmasına (hatta derinleşmesine) yol açabilecektir.

Olgulardan, kişisel gözlem ve yorumu ile sonuç çıkartan hekim, raporunda; bozukluğa ilişkin belirtileri; tanı ve dayanaklarını; fiil (travma) ile belirtiler arasındaki uygun nedensellik ilişkisini veya çelişkisini; iyileşme ve tedavi sürecini; bozukluğun ağırlığını, kalıcılığını ve olağan işlevleri zorlaştırma derecesini; ayrıntılı biçimde yazmalıdır. Gözlem, tespit ve tanıların dayanaklarını içermeyen, denetime ve eleştiriye olanak tanımayan raporlar, hükme dayanak yapılmamalıdır. (Çünkü, aksi tartışılamayan bir tezin, sağlamlığı ve doğruluğunu anlayabilme imkanı yoktur. Varsayımın gerçeklik gücü, yanlışlanabilirliğe açık olmasına bağlıdır)

6-Aynı mağdur üzerinde, birden fazla cinsel saldırı, istismar veya sair eylemlere, çok sayıdaki failin (iştirak kuralları haricinde veya birbirinden bağımsız fiillerle) katılması halinde, ruh sağlığının bozulması sonucundan, hangi failin, ne ölçüde sorumlu tutulabileceğine dair tıbbi ve hukuksal belirsizliğin nasıl çözümlenebileceği bir bilmece gibi karşımızda durmaktadır. Böyle bir durumda, iştirak ve eylem birliği içinde olmayan faillerin eylemleri arasında, kanıtların tümü itibarıyla, ağır neticeyi doğurmaya elverişli olanlar-olmayanlar türü bir ayırıma gidilemiyor ise, artık şüphe fail aleyhine yorumlanamamalıdır.

7-Cinsel istismar unsuru, sözgelimi, çocuğun sağlığına ve kişilik gelişimine zarar verebilecek, ahlak dışı davranışlar gibi yasal tanıma kavuşturulmalı; süreklilik ve bütünlük oluşturan sözlerin, davranışa dönüştüğü kabul edilmelidir.

Çocuklara yönelik söz ve davranışların cinsel istismar sayılabilmesi için:

a)Fail bakımından:

1.Aktif tarafı oluşturma;
2.Doğrudan veya dolaylı şekilde cinsel haz amacı gütme;
3.Yaş, gelişim veya statü farkı sebebiyle, egemen durumda olma;

b)Mağdur bakımından

1.Pasif tarafı oluşturma;
2.Sağlık, kişilik ve gelişim bakımından, olumsuz etkilenebilecek konumda olma;

c)Fiil bakımından

1.Ortalama anlayışa göre, cinsel içeriğe sahip söz ve davranışlardan oluşması;
2.Söz ve davranışların, ağırlık, yoğunluk ve zaman bakımından, çocuğun sağlığını, kişiliğini ve gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek ahlaka aykırılık sınırına ulaşması...gibi koşullar aranmalıdır.

Erişkinlik, bireylerin ergenlik, adolesan (yeniyetmelik) ve gençlik dönemlerini yaşayarak ulaştıkları bir olgunluk halidir. Her dönemin kendine özgü davranış biçimleri mevcuttur. Yasalar önünde, cinsel ilişkiye rıza, ancak 18 yaşın tamamlanması ile mümkündür. Hormonlar ve diğer tahrik edici unsurlar, bireylerde ergenlikten itibaren, cinsellikle ilgili duyguların yaşanmasına doğal bir zemin hazırlar. Dolayısıyla, istismarın, bu doğal gelişime veya sağlığa zarar verebilecek, eylemlere özgülenmesi yararlı olacaktır.Aksi halde, gelişim döneminin gerektirdiği karşılıklı davranışların (sözgelimi, içinde bulundukları dönemin doğal gereği, birbirleriyle öpüşen, 14 yaşındaki ortaokul son sınıftaki iki ergenin) cezalandırılması gerekecektir.

Cinsel istismar, çocuğun vücuduna temasla (doğrudan) veya vasıtalı biçimde işlenebileceğinden; fiilinin işlenişindeki kötülük, süreklilik ve verilen zararın ağırlığı dikkate alınarak temel ceza ve artış hükümleri, adalete uygun oranlarda kişiselleştirilmelidir. Cinsellik, pornografi vb konularda internet, arkadaş ortamı vb vesilelerle az çok bilgi edinmiş, yaşça büyük ergen çocuklar için cinsel istismar sayılamayacak bir davranışın, daha küçük yaşlardaki çocuklara yöneldildiğinde istismar sayılabilmesi, pekala mümkündür.

Cinsel arzuyu tahrik etmeye yönelik söz ve davranışlar içine girilmesi, cinsel temalı kadın-erkek ilişkilerinin çocuğun göreceği veya duyacağı ortamda yapılması veya tahrike elverişli içeriğe sahip görsel materyallerle çocuğun temasının sağlanması gibi durumları da, cinsel istismar kapsamında değerlendirmek gerekir.

8-Cinsel istismar ve saldırı suçlarının ortak tanımında yer alan, vücuda organ veya benzeri bir cisim sokulması unsuru açıklanmaya muhtaçtır.

Vücuda tabirinden, cinsel tatmin sağlamaya elverişli vagina, anüs veya ağız gibi vücut (çukurları) boşlukları anlaşılmalıdır. Cinsiyet değişikliklerinde, bu boşlukların yerine geçmek üzere oluşturulan vücut şekilleri, hatta, (sapkın eylemlerde) ameliyat gibi patolojik nedenlerle veya işkence suretiyle vücutta açılan yaraların bu anlamda boşluk sayılması pekala mümkündür.

Organ teriminden, penis, veya penise, fiziksel veya işlev yönünden benzeyen parmak veya el gibi vücut yapılarının kast edildiği düşünülebilir. Penis, el veya parmak gibi organlarla fiziksel veya işlevsel benzerliğe sahip yapay araçların tümü cisim kapsamında mütalaa edilmelidir.

Failin, (sapkın fikirler de dahil olmak üzere) belirlediği organ veya cisim ile hedeflediği vücut boşluğunun, cinsel yönden haz alınabilmesine (objektif) veya alabilmesine (subjektif) olanak tanıyacak nitelikte olması aranmalıdır. Bu konuda, organlardaki anomali, bedenler arasındaki büyüklük ve şekil farklı, sapkın cinsellik anlayışları vb yardımcı ölçütler kullanılabilecektir.

9-TCK 104/1.maddesinde yer alan şikayete bağlı cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunma suçu, onbeş yaşın üzerindeki iki çocuk tarafından birbirine karşı işlenmesi halinde, aynı olayın hem mağduru hem faili sayılması gibi bir paradoksa yol açması nedeniyle: Cinsel istismar suçunu oluşturmamak koşulu ile, onbeş yaşını bitiren bir çocuğun vücuduna organ sokmak suretiyle, cinsel ilişkide bulunan kişiye veya onbeş yaşını bitiren erkek çocuğun, kendi vücuduna organ sokması suretiyle cinsel ilişkide bulunmasını sağlayan yetişkin kişiye, şikayet üzerine, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir; biçiminde yeniden düzenlenmelidir.

10-Cinsel istismar veya saldırı suçunun zorla işlenmesi halinde, ayrıca kasten yaralama suçundan ceza verilebilmesi için:

(a)-Erişkin mağdurda, direncin kırılmasının ötesinde cebir uygulanması yeterli görülür iken;

(b)-Çocuk mağdurlar açısından, kasten yaralama suçunun ağır neticelerinden birinin gerçekleşmiş olması aranmaktadır.

Suçu işlemek için kullanılan cebrin, suç mağdurunun yaralanmasına neden olması halinde, erişkin veya çocuk mağdurlar arasındaki, nedeni anlaşılamayan (?) bu ayırıma son verilmelidir.

11-Erişkinlerde unsur, küçüklerde artırım nedeni yapılması gereken failin, olağan koşullarda gösterilmesi gereken direnç nedeniyle, mağdura karşı ancak zor kullanarak gerçekleştirebileceği bir eylemi, (sırf) mağdurun (ağır uyku, koma, ilaç veya madde bağımlılığı, felç...gibi etkenlerle) direnemeyecek durumda olmasından faydalanarak işlemesi hali tam aksine, erişkin mağdurlar için artırım nedeni; 15-18 yaş grubu için unsur yapılmış ve 15 yaşından küçükler için dikkate bile alınmamıştır.

12-Keza, cinsel saldırı ve istismar suçlarını unsur kabul eden ve kasten öldürme ve yaralama unsurunu bileşik suç kuralı dışına çıkartan bir hüküm içermemesi nedeniyle, TCK 77.maddesinde yazılı ceza, bireysel mağdurlara yönelik cinsel istismar ve cinsel saldırı (TCK 102,103.m) suçlarına nispeten oldukça yetersizdir.

13-Çocukları, müstehcen araç ve gereçlerin üretiminde kullanma, fuhşa yöneltme veya aracılık suçları, cinsel istismar bölümünde düzenlenmelidir.

-V-
Mevzuat değişikliği önerisi

Cinsel saldırı
MADDE 102. - (1) Bir kimseye, cebir veya tehdit kullanarak veya direnemeyecek durumda olmasından faydalanarak, cinsel saldırıda bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)Cinsel saldırının, vücuda organ veya benzeri bir cisim sokularak işlenmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu suçu, eşine karşı işleyen kişiye, şikayet üzerine, üç yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suçun;
a)Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,
b)Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımı bir mağdura karşı;
c)Silâhla;
d)Birden fazla kişi tarafından birlikte;
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar üçte birinden üçte ikisine kadar artırılır.
(4) Suç sebebiyle:
a)Yaşamsal bir tehlike;
b)Duyulardan veya organların birinde, kısmen veya tamamen işlev kaybı;
c)İyileşmesi olanaksız bir hastalık veya ruhsal bozukluk;
d)Gebelik, erken doğum, düşük veya çocuk yapma yeteneğinde kayıp;
e)Kemik kırığı veya yüzde kalıcı hasar; şeklinde bir zarar meydana gelmesi halinde, verilecek ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Çocukların cinsel istismarı
MADDE 103.-(1)Onbeş yaşını tamamlamayan veya tamamlamış olsa bile, algılama yeteneği gelişmemiş bir çocuğa veya hile kullanarak onbeş yaşından büyük bir çocuğa, cinsel istismarda bulunan kişiye, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun, 12 yaşından küçük olması halinde, verilecek ceza beş yıldan az olamaz. Cinsel istismar deyiminden, yaş farkı veya başka bir nedenden yararlanarak, doğrudan veya dolaylı biçimde cinsel haz sağlamak amacıyla yapılan, çocuğun sağlığına veya gelişimine zarar verebilecek ahlaka aykırı cinsel içerikli davranışlar, anlaşılır.
(2)-Cinsel istismar esnasında, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun, 12 yaşından küçük olması halinde verilecek ceza, on yıldan az olamaz.
(3)-Suçun, yaş küçüklüğü veya başka nedenlerle direnemeyecek haldeki bir mağdura karşı veya cebir veya tehdit kullanılarak, saldırı biçiminde işlenmesi halinde, verilecek ceza, yarısından, üçte ikisine kadar artırılır
(4)-Cinsel istismarın;
a)Üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle;
b)Silahla;
c)Birden fazla kişi tarafından birlikte;
işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, üçte birinden üçte ikisine kadar artırılır.
(5)-Cinsel istismarın;
a)Müstehcen içerikli ürün oluşturulması amacıyla;
b)Fuhşa özendirme veya aracılık şeklinde; işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek üçte birinden bir katına kadar artırılır.
(6)-Suç sebebiyle:
a)Yaşamsal bir tehlike;
b)Duyulardan veya organların birinde, kısmen veya tamamen işlev kaybı;
c)İyileşmesi olanaksız bir hastalık veya ruhsal bozukluk;
d)Gebelik, erken doğum, düşük veya çocuk yapma yeteneğinde kayıp;
e)Kemik kırığı veya yüzde kalıcı hasar; şeklinde bir zarar meydana gelmesi halinde, verilecek ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
(7)Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Çocuklarla cinsel ilişki
TCK 104-(1).Cinsel istismar suçunu oluşturmamak koşulu ile, onbeş yaşını bitiren bir çocuğun vücuduna organ sokmak suretiyle, cinsel ilişkide bulunan kişiye veya onbeş yaşını bitiren erkek çocuğunun, kendi vücuduna organ sokmasını sağlamak suretiyle cinsel ilişkide bulunan yetişkin kişiye, şikayet üzerine, 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir.

Cinsel taciz
MADDE 105 - (1).Cinsel saldırı veya istismar düzeyine varmayan, söz veya davranışlarla, başkasını cinsel amaçlı olarak rahatsız eden kişiye, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası veya adlî para cezası verilir.
(2).Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

-VI-
SONUÇ

1.Cinsel saldırı, cinsel istismar ve cinsel taciz suçlarının temel tanımı ve cezaları, bu suçların, mağdurun ruh ve beden sağlığı üzerinde yaratacağı travmanın, doğal ve kaçınılmaz etkileri göz önünde tutularak belirlenmelidir.

2.Temel hak ve hürriyetler ile suçların ve cezaların yasallığı alanındaki boşlukların, kıyas veya yorum yolu ile giderilebilmesi mümkün değildir.

3.Temel norm ve ağırlatıcı neden arasındaki ayırımı, suçta ve cezada yasallık ilkesiyle bağdaşmayacak ölçülerde belirsiz hale getiren, genel nitelikteki, ruh veya beden sağlığının bozulması kavramı, açık ve kesin bir tanıma kavuşturulamadığı sürece, eşitliğe aykırı uygulamalar veya gereksiz tartışmalar, yargının yakasını bırakmayacaktır.

4.(Yasanın değiştirilmemekte ısrar edilmesi halinde) Fail şüphelisinin ceza alması istemiyle ortaya çıkan (veya çıkartılan) mağdurun, konuşma ve davranış özelliklerini, kişisel yorumunu da katarak gözleyen ve bunlardan sonuç çıkartan hekimin, (gözlem, tespit ve tanıların dayanaklarını içerecek ve denetime olanak tanıyacak açıklıkta ve ayrıntıda rapor düzenlemesi) ve mağdurda görülebilecek belirtilerin, evrensel ve nesnel sınıflandırma ölçütlerine tabi tutulması koşulu aranmalıdır.

Mağdurun ruh sağlığında çeşitli şekil ve derecelerde meydana gelen bozulmaların, raporla tespiti, cezanın alt-üst sınırları arasındaki cezanın belirlenmesi için gerekli değil midir? Sorusu ile ilgili yazarın açıklaması:

Bir ceza normunun kıyasa veya geniş yoruma ihtiyaç göstermesi yahut ta kanun dışındaki bir genel düzenleyici işlemle (sözgelimi kanun hükmünde kararnameyle) yaratılması, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin çiğnenmesi anlamına gelecektir.

Tanımı bile tartışmalı “ruh sağlığı” kavramını, cezayı bir misli civarında artıran, şiddet nedeni yapmak, akılla izah edilebilecek bir düşünce tarzı değildir.

Ruh sağlığı ile ilgili tahribatın boyutlarının, “kemikteki kırık, yara, gebelik, düşük, patolojik hastalık ve fiziksel zorlama izleri gibi tartışmasız bir kesinlikte saptanacağı ve ölçüleceği tezi” aşırı iddialıdır.

Üstelik, fail ve fiil dışındaki (mağdurun fiilden önceki sağlık yapısı, soruşturma ve kovuşturma makamları ile olan etkileşim, ailenin, çevrenin ve medyanın olaya dair özel yaklaşımı vb) diğer etkilerin ayırımının yapılabilmesinin zorluğu da başka bir gerçektir.

Uzun tecrübeler sonunda oluşturulan ve her geçen gün geliştirilen ölçek şablonların, travma sonrası stres bozukluğu gibi gri vakalarda, yeterli kesinlikte netice verebilmesi ve bu neticelere güvenilerek, fevkalade uzun hapis cezalarının uygulanması, adalete duyulan güveni örseleyebilir.

Bu ölçeklerin kullanılması sırasında, eşik sınırların aşılıp aşılmadığı, (failin ceza almasında, doğal olarak çıkarı bulunan ve uğradığı fiilin ayrıntılarını, değişik kereler, şu veya bu merci önünde defalarca anlatmak zorunda bırakılan) mağdurun söz ve davranışları ile onu gözlemleyen hekim arasındaki, (dış alemdekilerin gerekçelerini tam anlamı ile öğrenemeyeceği) temasa göre şekillenecektir. Böyle bir uygulama ile ulaşılan “hekim kanaati”, duruşmada tartışılabilir ve aksi kanıtlanabilir olmaktan uzak bir soyut gerçeklik olarak, hükme doğrudan esas alındığı takdirde, engizisyona kayma tehlikesi mevcuttur. Bu tehlikenin varacağı son nokta, tekrara dayalı gerekçelerin son cümlesinde, yer alan, “bozulduğu”, “bozulmadığı” sözcükleri arasına gizlenmiş, “ma” (olumsuzluk) ekinden ibaret raporların ortaya çıkmasıdır.

Türk Ceza Yasasının, “cinsel suç kurbanlarının, ruh ve beden sağlığının bozulmamasını” genel ilke kabul ettiğini; “ruh veya beden sağlığının bozulması” halini olağanüstü ağırlıkta bir şiddet nedeni haline getirmiş olmasından anlıyoruz.

Filmlere konu olan, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanununun 21.11.1990 tarih ve 3679 sayılı yasanın 28.maddesi ile yürürlükten kaldırılan 438.maddesi de buna benzer bir mantıkla, “cinsel suç mağdurunun hayat kadını olması halinde, faile ceza indirimi yapılmasını” düzenliyordu. “Hayat kadınları, cinsel suçlardan az etkilenir, cezayı indirelim” formülü ile “tecavüz mağdurları genellikle ruh veya beden sağlığı bakımından zarar görmezler, aksi olursa da, cezayı, bir misli artırırız” mantığı arasında endişe verici bir benzerlik vardır.

Peki ne yapılmalıydı?

1-Cinsel saldırı ve istismar suçlarının, mağdur üzerinde, kaçınılmaz biçimde (en azından, travma sonrası stres bozukluğu seviyesinde) travma etkisine sahip olduğu gerçeği kabul edilerek, işe başlanabilirdi.

Bu kabulden itibaren, hemen tüm cinsel suç mağdurlarında görülen (travma sonrası stres bozukluğu vb) ortak tahribatın, (artış nedenlerine bırakılmaksızın) temel ceza ile karşılanması yoluna gidilmesi, daha isabetli bir çözüm tarzı olurdu. (Suçun temel tanımı ve cezası bakımından, basit ve tutarlı bir tanım, gereken caydırıcılığı içeren ağırlıkta alt-üst sınırlar yeterli gelecektir)

Hakim kararında, artış nedenlerinde yer almayan veya yer alması mümkün olmayan diğer tüm halleri (suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik vb) kapsayacak şekilde, cezayı belirleyecektir.

2-Maruz kalınan fiilin, doğal, kaçınılmaz ve ortak sonuçlarının ötesinde, ruh sağlığının temelli ve ağır biçimde yitimini çağrıştıran, bir bozukluk kuşkusu yoksa, artık, mağdurun ruh sağlığının bozulup bozulmadığı meselesinin tahkiki sürecine hiç girilmemelidir.

3-Ruh sağlığının bozulması kavramı, cezanın artış nedeni olarak kalacaksa, tıpkı TCK 87.maddesindeki kemik kırıkları gibi, vücut fonksiyonlarına etkisine göre, bir derecelendirmeye tabi tutularak, kademeli bir artış nedeni hüviyetine dönüştürülmelidir.

Kademeli sistem, en başta tıp ve hukuk uygulayıcısının vicdanını rahatlatacaktır.

-BİTTİ-
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Cinsel İstismar Ve Saldırı Suçlarına İlişkin Sorunlar-Eleştiri Ve Öneriler/ruh Sağlığının Bozulması Kavramı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Abdulkadir Erol'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
» Makale Bilgileri
Tarih
14-12-2009 - 00:10
(1687 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 9 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 9 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
10641
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 13 saat 5 dakika 8 saniye önce.
* Ortalama Günde 6,30 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 39812, Kelime Sayısı : 4712, Boyut : 38,88 Kb.
* 1 kez yazdırıldı.
* 1 kez arkadaşa gönderildi.
* 10 kez indirildi.
* 7 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1131
Yorumlar : 2
Yararlı bir makale olmuş, yazara teşekkür ederim.(...)
Mağdurun ruh sağlığında çeşitli şekil ve derecelerde meydana gelen bozulmaların, raporla tespiti, cezanın alt-üst sınırları arasındaki cezanın belirlenmesi için gerekli değil midir? Sorusu ile ilgili ... (...)
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,09031796 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.