Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargı İçtihatları

THS Mesleki Hukuk Rehberi
Başlıklar
PÜF NOKTALARI ve İÇTİHATLAR

(Aşağıdaki içtihatlar üyemiz Sayın Av.Hatun Olguner'in özel arşivinden alınmıştır. Yılların emeğine ve paylaşımcı yüreğine teşekkür ederiz.)


BÖLÜM I...... HUKUK ALANI İLE İLGİLİ BAZI İÇTİHATLAR :
1- Nüfus kaydının bulunmaması velayetin ve tedbir nafakasının düzenlenmesine engel değildir. Tarafların müşterek beyanı ile varlığı belli olan bir çocuğun sırf nüfus kaydının bulunmaması hukuki düzenlemelere engel değildir.
2- Nüfusa kayıtlı olmayan kişilere ilişkin tanık delili ile veraset ilamı tanzim edilebileceğine ilişkin HGK kararı mevcuttur.
3- Yargıtay görüş ve uygulamaları ;Türkiye"nin de taraf olduğu Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmesine göre,kendisini ilgilendiren her konuda ve velayet konusunda çocuğun görüşüne başvurulması ve reyinin alınması gerektiği yönündedir.
4- Kardeşlerin birbirinden ayrılmaması,alıştıkları çevreden ayrılmamaları velayetin tayininde nazara alınacak esaslardandır.
5- Süresinde açılmayan karşılık davanın reddine değil,ayrılmasına karar verilmesi gerektiğine dair içtihatlar son zamanlarda verilmiştir.
6- Velayeti kendisinde olmayan çocuğunu kaçıran anne veya babanın çocuğun menfaatlerini düşünmediği,bu nedenle şahsi ilişki hakkının kaldırılabileceğine dair ;
7- Şahsi ilişki hakkının kullanılmasına mani olmanın velayet hakkının değiştirilmesine neden olacağına dair ;
8- İpotek alacaklısının resmi senetle düzenlenmiş ipoteğe dayalı ipotek hakkını BK alacağın temliki hükümlerine göre adi yazılı belge ile başkalarına devredebileceğine ve borçlunun muvafakatinin gerekmediğine dair
9- Yeni TCK kapsamında ilk kez düzenlenen ; aile düzenine karşı suçlar başlığı altında yeralan M. 233/2 ile,hamile eşini çaresiz durumda terketmek suçunun ve m. 234 ile velayeti kendisinde olmayan çocuğunu kaçırma suçunun yer aldığı ve bu suçtan dolayı verilecek cezanın ertelenemeyeceği,paraya çevrilemeyeceğine dair
10- Eşlerden biri için ahlaki görev teşkil eden hususların diğer eş için de ahlaki görev sayılacağı ve bu kapsamda eşin ailesine,özellikle anne,baba ve kardeşlerine saygısızlık yapmanın kusur ve boşanma sebebi teşkil edeceği;
11- İradi olmayan sebeplerle yaptığı hareketlerden dolayı eşin kusurlu sayılamayacağı,hareketlerin iradi olup olmadığı yönünde uzman görüşüne başvurulması gerekeceği;
12-Tenfiz davalarının basit yargılama usulüne tabi olduğu ve bu nedenle adli aravermede bakılabileceği;
13- Borcu ödeyen kefilin alacaklının haklarına halef olacağı ve alacaklı bankanın haklarına halef olarak icra takibine devam edebileceği,icra takibinden önce borcu ödemişse takip hakkını temliken bankadan alabileceği,vasıta rehin hakları için de aynı prosedürün geçerli olduğu;
14- Menkul rehninin,menkulün rehin hakkı sahibine teslim edilmemiş olması halinde rehin hakkının geçerli olmayacağı ve doğmayacağı,ancak rehin hakkı sahibinin yediemin olarak rehin borçlusuna menkulü teslim etmiş olması halinde rehin hakkının geçerlilik kazanabileceği;
15- İİK daki icra inkar tazminatına istirdat davaları nedeniyle hükmedilemeyeceği;
16- Kanunen resmi şekil ve yazılı şekle tabi tutulmuş akitlerin,şekle uygun yapılmamış olmakla beraber her iki tarafın edimini yerine getirmiş olması halinde şekil eksikliğine rağmen geçerlilik kazanmış olacakları; ( Özellikle tapulu taşınmazların haricen satışı durumlarında satıcı parasını almış,alıcı da gayrımenkulü teslim almış ve uzun süredir kullanagelmekte ise,şekil eksikliğini ileri sürmenin artık hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceğine dair içtihat adilanedir,kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde de aynı görüş ve uygulama ile haklı ve adil sonuçlara ulaşan çok sayıda içtihat mevcuttur)

- Resmi Şekilde Yapılmadığı halde,taraflar arasında filen kurulmuş ve yaşanmış olan evlatlık ilişkisinin varlığına ve biçim eksikliğine rağmen geçerli bulunacağına;
- Babalık davasına ilişkin hak düşürücü sürenin davalının hileli davranışları nedeniyle kaçırılmış olduğu iddiasının dinlenmesi ve kanıtlanması halinde davanın bu nedenle süresinde açılmış sayılacağına,süreden dolayı reddedilemeyeceğine dair (HGK)
- Su,elektrik,doğal gaz gibi tek eldenh yürütülen hizmetlere ilişkin iltihaki sözleşmelerin,hizmet veren kurumlar tarafından haksız sebeplerle vatandaşla kurulmaması,abonelik isteğinin haksız sebeple reddi,sürüncemede bırakılması halinde asliye hukuk mahkemelerine " sözleşmenin mahkemece kurulması " hususunda dava açılabileceği ;
- Kiranın devri halinde,kiraya verenin amt kiracıya karşı dava açamayacağı,kendi sözleşmesinin tarafı olan üst kiracıya tahliye davası açabileceği( mecurda alt kiracının oturması halinde alt kiracıya değil,kirayı devreden kendi kiracısına);
- Tenkis davası ile muvazaa davasının şartlarının aynı olayda birleşmesi halinde,tenkis davasının sürelere tabi olmasına rağmen ,yalnızca muvazaa nedeniyle murisin işleminin iptalinin süreye tabi olmadan(muvazaa davaları süreye tabu değildir)her zaman istenebileceği ;(tenkis davasına ilişkin sürelerin kaçırılması halinde muvazaa nedeniyle her zaman murisin işleminin iptalini istemek mümkün olmakla,aynı zamanda davaya konu malın tamamı terekeye dönebilmektedir.)
- Satın alınan vasıtanın çalıntı çıkması hukuki ayıp olup satın alanın bu hukuki ayıp nedeniyle sözleşmenin feshini isteyebileceği,ancak vasıta bedeli olarak ödediği paranın
iadesini,ancak bir önceki kendi satıcısına kendi bedel iade borcunu yerine getirdiği zaman isteyebileceği,diğer bir anlatımla kendisine karşı fesih hakkı kullanan alıcıya bedeli iade ettiğinde,kendi satıcına rüce ederek,bu nedenle kendisinin zararını teşkil eden,iade ettiği bedeli aynen isteyebileceği( Hırsızlık mahsülü aracın birden çok el değiştirmiş olması halinde,her alıcı kendi satıcısına fesih ihbarında bulunup parasını geri alacak,rızaen veya dava yolu ile bedeli ödemeyen satıcı,
kendi satıcısından bedelin iadesini isteyemeyecek)
- Karayolları Trafik Kanununa göre, objektif sorumluluk sahibi olan araç maliki,aynı zamanda aracın işleteni değilse zarardan sorumlu tutulamayacağı,aracı kendi nam ve hesabına işleten,fayda ve zararı kendisine ait olmak üzere kullanan uzun süreli kiralama,ariyet gibi sebeplerle araca fiilen hakim olan işletenin sorumlu tutulacağı,ancak bu durumda trafik kayıtları esas alınarak dava açan davacı aleyhine,işletenin araç malikinden başkası olup olmadığını araştırma görevi yüklenemeyeceğinden ve dava açarken kayıtlara dayanmış olması normal olduğundan araç maliki lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemeyeceği ;
yönünde Yargıtay görüş ve uygulamaları,içtihatları mevcuttur.
- Sigortalılığın kamusal bir hak ve görev olduğu,hizmet tesbit davası açan davacının davasını takip etmemesi,feragat etmesi halinde re"sen yargılamaya devamla delillerin resen toplanması ve elde edilecek sonuca göre davanın karara bağlanması gerektiği yönünde de içtihatlar vardır.

--Sağlığınca bakma sözleşmesinin varlık kazanabilmesi ,miras sözleşmesinin biçiminde(resmi şekilde) yapılmasına bağlıdır. Burada biçim geçerlilik koşuludur. Ne var ki edimin yerine getirilmesine karşın biçim eksikliğini ileri sürmek MK m 2 ile çelişir.
Davacılar yanlar arasında kurulan sözleşme ilişkisi uyarınca üçüncü kişiyi sağlığınca bakıp gözetmiş ve böylece edimlerini yerine getirmiş iseler,artık somut olayda biçim eksikliği tartışma konusu yapılamaz. MK m 2 buna engeldir. Üstelik MK m 2 bu olasılıkta biçim eksikliğini giderir. (13.HD 10.11.1980 T 5020-5684)

Aynı doğrultuda,kat karşılığı inşaat sözleşmeleri ile ilgili karar : (14.HD 7.5.1985 T 8820 E 3269 K ve
15.HD 6.11.1980T 2148 E 2279 K)

Evlatlık Sözleşmesi ile İlgili :

" ... genel kural böyle olmakla birlikte şekil eksikliği veya bozukluğu nedeniyle sözleşmenin iptali isteminde bulunmak hakkında Medeni kanunun 2. maddesinin :
... herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir.. hükmü uyarınca dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacak bir biçimde kullanılmaması zorunludur. Olayda evlatlık sözleşmesi resmi şekilde yapılmamış ise de taraflar evlat edinenin ölümüne kadar sözleşmenin gereklerini (adi yazılı sözleşme) geçerli olduğu düşüncesi ile yerine getirmişler ve davacılar ancak evlat edinenin ölümünden sonra sözleşmenin sözleşmenin iptali için mahkemeye müracaat etmişlerdir. Davacıların bu davranışı hakkın kötüye kullanılması olup yasal bakımdan korunmaya değer görülemez. " (HGK 2.10.1970 1971/2-180-1043)
--- Veraset- Nüfusa Kayıtlı Olmayan Kişi İçin Veraset Belgesi İstenebileceği ve Tanık Dahil Her Tür Delille İspatın Mümkün Bulunduğu ( Y HGK 3.2.1999 E 1999/2-58-53)

-- İpotekle güvenceye bağlı bir alacak adi yazılı belge ile temlik edilebilir:

İpotekle inancaya bağlanmış bir alacağın temliki için tapuda işlem yapılması zorunlu değildir. Bir tasarrufi işlem olan temlik,BK m 162 ve Medeni Yasa 806 hükmünce yazılı adi belgeyle yapılabilir.(4.HD 22.4.1971 12962-3837
-- İCRA DOSYASINA İBRAZ EDİLMİŞ VEKALETİN MERCİ DOSYASINA İBRAZININ ZORUNLU OLMADIĞI :

iCRA DOSYASINDA VEKALETNAME BULUNMASI HALİNDE MERCİİ DOSYASINA İBRAZ ZORUNLU DEĞİLDİR. ( HGK 1997/12-637-807)

-- Adli Tıp Kurumu en son merci değildir. (HGK 23.1.1968,
E 73- K : 7)
-- Adli Tıp Fizik Şubesinin Raporu imza incelemesinde Son Merci Değildir : 11. HD 31.10.1978 978/4159-4845)
--Sağlıklı Bir Sonuca Varılmak İçin Güzel Sanatlar Akademisi Öğretim Üyelerinden Rapor Alınmalıdır. (Yazı ve İmza İncelemeleri Hususunda) : 11.HD 9.12.1976. 6984-5291

-- Çeklerde Lehtarın Tüzel Kişiliğinin Bulunmaması Halinde
Çek Hamiline Yazılmış Sayılır : 12.HD 30.1.2001 334-1395

-- Ceza Yargılamasının gereğinin hiçbir duraksamaya yer bırakmadan maddi gerçeğin ortaya çıkmak olmasını sağlamak olması,Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Şubesinin sahtecilik konusunda rapor düzenlemekte son mercii olmaması... karşısında çelişkiyi ve doğan duraksamayı gidermek üzere,
her türlü teknik aygıttan yararlanacak yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak ... ayrıntılı rapor alınması gerekirken eksik soruşturma nedeniyle hükmün bozulmasına ... 6. CD 20.10.2000 6184-7183

--- Satın aldığı aracın hırsızlık mahsülü olduğunun anlaşılması halinde alıcının hukuki ayıp nedeniyle akdin feshi ve ödediği paranın iadesi( kendi alıcısına semeni iade etmiş olmak koşulu ile bu kez kendi satıcısından iadeyi talep edebileceği : 11.HD 8.5.1984 1949-2702; verdiği senetlere borçlu bulunmadığı konusunda menfi tesbit davası açabileceğine dair:11.HD 18.6.1982 2779-2945

-- Noterlikçe re"sen düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan şahsi hakkın,satış vaadinde bulunanın rızası aranmaksızın üçüncü kişiye yazılı biçimde temliki geçerlidir. Temellük eden kişi satış vaadinde bulunana karşı ferağa icbar davası açabilir :
14. HD 141 E 859 K 16.2.1982 T.

-- İTM de incelenen bir konunun dava konusu edilmesi derdestlik itirazı ile karşılaşamaz.
11 HD 20.4.1993, 764-2695

--Görevsiz mahkemede açılan davanın görevsizlik kararı kesinleşmeden görevli mahkemede açılması mümkündür. Derdestlik iddiasında bulunullamaz. 13.HD 1993 9059-8632

--İcra Tetkik Mercii Kararları kesin hüküm teşkil etmez,genel mahkemeleri bağlamaz : 15 HD 1991 2654-5848

-- Karşılık Dava süresinde açılmamışsa davanın reddine değilayrılmasına karar verilmelidir.
2 HD 21.10.2003 11046-14024

-- Davalı banka TTK m 711/son maddesi uyarınca aldığı ödemeden men talimatı karşısında çek bedelini bloke etmiş olsa bile ödeme mükellefiyeti altında olmadığından,aksine davranışı kendisini keşideciye karşı sorumlu kılacağından hamilin çek bedelini tahsil istemiyle bankaya karşı açtığı davanın dinlenmesi mümkün değildir.
11. HD 8.2.2001 T 2001/185-955

-- Davadan feragatin karşı tarafın hilesi ile gerçekleştiğinden bahisle , feragatin iptalini/feshini ve davaya devam edilmesini bir başka dava ile talep etmek imkanı vardır. 14. HD 2002/9403-2003/143 20.1.2003
Aynı konuda : HGK 8.11.1995 2-660-947

BÖLÜM II........................
Uygulamada çok sık karşılaşılan,tekelden verilen kamusal hizmetlerle ilgili abonelik sözleşmelerinin,haksız nedenlerle vatandaşla yapılmaması durumunda,hukuki çözüm ve kavramlarla ilgili örnekler :

" kişilerin belirlenen koşullara uymak ve bir karşılık ödemek yoluyla hizmetten yararlanmayı sağlayan ve iltihaki akit olarak nitelenen sözleşme,özel hukuk kurallarına bağlıdır.Kişinin ödemesi gereken ücretle ilgili davalarda genel mahkemeler görevlidir."
İBK 5.4.1944 4-12
----------------------------------------------------------
"...Teşebbüsün yerine getirmekle yükümlü olduğu kamu hizmeti gereğince icap.genel ve devamlı bir nitelik taşır.Herkes,her zaman böyle bir icabı kabul edebilir.
... Davalı idare gerçekten kamu hizmeti görmektedir.Bu hizmet,davaya konu olan işte,beldeye su sağlamadır. Ancak idare,hizmetten yararlanma hakkını taşıyan bütün kişilere olanaklar elverdiğince ve eşitlikle işlem yapmak zorundadır.Bedel karşılığında ve belirli şartlar altında yararlanılan bu hizmetlerin idari vasfı olmayıp akdi niteliği vardır. İltihaki sözleşmeler(katılınabilen sözleşmeler),bir kamu hizmeti ifa edip hukuken ve fiilen tekel durumu arzeden (nakliye müesseseleri ,elektrik,su,havagazı, gibi)teşebbüslere ait formüle edilmiş sözleşmeleri ifade eder.Teşebbüs,icabı kabul eden kişi ile eğer o kişi gerekli şartları haiz ise sözleşme yapmaktan kaçınamaz. Ve hele tekel durumunun kötüye kullanılması niteliğinde şartlar ileri süremez.
... O halde idarenin kanuni bir sakınca ve hukuki engel yoksa bu sözleşmeleri yapmak ve hizmeti ferde ulaştırma ödevi vardır. GEREK BU SÖZLEŞMENİN KURULMASI VE GEREKSE KURULMUŞ OLAN SÖZLEŞMELERDEN KAYNAKLI UYUŞMAZLIKLAR ÖZEL HUKUK HÜKÜMLERİNE TABİDİR,GENEL MAHKEMELERDE ÇÖZÜMLENİR.
.. hernekadar,dava dilekçesinde bu binaya iskan ruhsatının verilmiş sayılması konusunda da hüküm kurulması talep edilmişse de ,bu konuda idarece 30 gün içinde cevap verilmemesi halinde yasa gereği iskan verilmiş sayılacağından anılan konuda hüküm kurulmasına gerek yoktur. O halde idare mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi yasaya aykırıdır. (4 HD 31.3.1987 2137-2410
----------------------------------------------------------
"... Buraya kadar açıklananlardan çıkan sonuç şudur : Gerek bu tür sözleşmelerin kurulması,gerekse kurulmuş olan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların özel hukuk hükümlerince genel mahkemelerde çözümlenmesi gerekir..."
4 HD 17.6.1982 5688-6311
----------------------------------------------------------

"...İltihaki sözleşmeler bir kamu hizmeti ifa edip hukuken ya da eylemli olarak tekel durumu arzeden ve halkın bağlanması gereken teşebbüslere ait formüle edilmiş sözleşmeleri ifade eder. Teşebbüs sözleşme yapmaktan kaçınamaz ve hele tekel durumunun kötüniyetle istismarı niteliğinde koşullar ileri süremez.
4. HD 28.3.1980 1671-3675
--------------------------------------------------------
Aynı doğrultuda , Y HGK 13.5.1977 1976/4- E 1977-K 481
-----------
elektrik bağlanması talebine ilişkin :
11. HD 4.4.l983 1360-1645
------------
KAMU İDARESİ YA DA MAHALLİ İDARELER VEYA KAMU KURUMLARINCA VERİLEN HİZMETLER :
(PTT,İETT;EGO,SU,ELEKTRİK,DEMİRYOLLARI,TELEFON,GAZ ,V.B)

BÖLÜM II-A...... BANKANIN SORUMLULUĞU İLE İLGİLİ İÇTİHATLAR:
OBJEKTİF ÖZEN/BASİRETLİ TÜCCAR GİBİ DAVRANMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

... Davacı vekili müvekkilinin banka nezdindeki hesabındaki 20.146.000.000 Tl.parasının 16 ayrı işlemle OA isimli kişi tarafından,şifresi kırılarak çekildiğini,elektronik bankacılık hizmetinde gerekli güvenliği sağlayamayan davalı bankanın sorumlu olduğunu,ileri sürerek tüm zararın tazminini istemiştir.
Davalı vekili,davalının kişisel güvenliğini kendisinin koruyamadığını,sanal klavye kullanmadığını,davacının kusuru nedeniyle zararın gerçekleştiğini savunmuştur.
Mahkemece mübrez belgelere,bilirkişi incelemesine göre,davacının hesabından kısa aralıklarla 16 ayrı işlemle 20.146.000.000 Tl.nin internet şubesi aracılığı ile davacı hesabından başka hesaplara havale edildiğinin anlaşıldığı,bu havaleyi farketmesi gereken banka güvenlik sisteminin bankaca işletilmediğini,iki gün sonra sisteme girmeye çalışan davacının kullanıcı şifresinin değiştirilmesi nedeniyle girememesine karşın bankanın herhangi bir kilitleme yapmadığı,objektif özen yükümlülüğünü ihlal eden bankanın hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu ,davacının müterafik kusurunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın tamamen kabulüne karar verilmiştir .
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

.... dava dosyası içindeki bilgi ve belgelere,16 ayrı işlemi farketmeyen banka güvenlik sisteminin ve ek güvenlik tedbirlerinin banka tarafından alınmamış olması (bilgisayar korsanlığını önlemeye yönelik te bankanın yükümlülüğü bulunmasına),davacının sanal klavye kullanması halinde bilgisayar korsanlığını engellemeye teknik olarak yetmeyeceğinin anlaşılmasına göre,hükmün ONANMASINA karar verilmiştir.

11 HD 2005/4748-2006/7341

---------------------------------------------------

Davalı bankanın her ne kadar hayali bir şirkete çek verirken gerekli özen ve dikkati göstermesi gerekirse de,tacir olan davacının kabul ettiği çeklerin güvenirliğini,keşideci gözüken şirketin sermaye durumunu,imzaların yetkili kişilere aidiyetini araştırması
gerekir.

ve ayrıca : çekte imzası bulunan tüm sorumlular için hukuk yolları tüketilmeden takiplerin semeresiz kaldığından sözedilemez.

11 HD 1998/3999-5855
Aynı doğrultuda ,
11 HD 21.12.1991,9465-1162
11 HD 2.11.2000,5855-8492

----------------------------------------------------

... bankalar birer itibar ve itimat müesseseleri olup,3167 sayılı yasanın 9.maddesine göre yasaklı şahsa ihmali hareketle çek karnesi vermeleri nedeniyle oluşan zarardan sorumludurlar. Ancak bu sorumluluk çek bedelinin tüm yasal girişimlere rağmen asıl borçlusundan tahsil edilememesine bağlıdır.

(TTK m 20/f-2 3167 SY m 2,1/f-2,3167 SY m 9)

19 HD 1992/6584 1993/2158

--------------------------------------------------
.. Uyuşmazlık dava dışı şirketten davaya konu iki adet çeki alan davacı şirketin dava konusu olayda müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı tacir olup ticari ilişkide bulunduğu kişilerin ticari itibarını araştırıp sonucuna göre ilişki kurmak,özenli davranmak/basiretli davranmak durumunda olduğundan müterafik kusurunun bulunduğunu kabul etmek gerekir.(3167 SK m.2,m.9;TTK m 20. BK m 44 HMUK m 74

11 HD 2004/1712-11165
--------------------------------------------------

... Davacı vekili,müvekkili kurumun İzmir Alsancak Dispanserine ait çalınan 50 yaprak çek defterinin içinden 10 yaprak kopartılarak her biri 19.500.000 TL olarak dava dışı AA lehine düzenlenip,14.8.1997 tarihinde davalının 10 ayrı şubesine ibrazı sonucu ödeme yapılarak müvekkilinin toplam 195.000.000 Tl.zarara uğratıldığını,davalının sahte çekleri ödediği için TTK.nun 724.maddesi uyarınca sorumluluğu bulunduğunu öne sürerek bu miktarın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, çek defterini iyi saklamamış olan davacı keşidecinin neden olduğu zarardan müvekkilinin sorumlu tutulamaycağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Somut olayda davacı keşideci,çeklerin çalınmasında ve çalındığının zamanında bildirilmemesinde kusurlu olduğu gibi,davalı banka da iç genelgelerde önlem olarak belirtilen incele ve araştırmaları yapmadan ,ödeme yapmakla kusurludur. Bankanın genelgesinde 20.000.000 tl.nin altındaki miktarları provizyonsuz yapabileceği yazılı ise,de bu şart bankayı yasal basiret yükümlülüğünden kurtarmaz. O halde,başka bilirkişi heyeti seçilerek,bankanın da müterafik kusurlu olduğu gözetilerek inceleme yapılmalıdır.Eksik inceleme ile davanın reddi bozmayı gerektirmiştir.

11 D 19.4.2001 ,1590-3376
-------------------------------------------------
Sahte vekaletnameye dayalı çek ödemesi yapan bankanın,objektif özen yükümlülüğü ve adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluğu mevcuttur.

Sahte vekile ödeme yapılması : Somut olayda davalı banka ,davacı ile dava dışı, VS nin bankayı dolandırmak amacıyla işbirliği yaptıklarını iddia etmişse de, BK m 100 doğrultusunda bir kurtuluş kanıtı getirememiştir.
Birer itimat kurumu olan bankalar,aldıkları mevduatı özenle korumak zorundadırlar. Objektif özen yükümlülüğünün hafif ihlalinden ve hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.

HGK nun 15.6.1994 gün ve 1994-11-178-398 sayılı ilamında açıklanan ilkeler somut olaya uygulandığında,mahkemece de kabul edildiği gibi,davalı bankaya 3.şahıs tarafından ibraz edilen v.namenin sahte olduğu,ve bu sahte vekalet ile paraların çekildiği,davacının bu sahteciliğe karıştığının kanıtlanamadığı uyuşmazlık konusu değildir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmek gerekirken,reddine karar verilmesi doğru görülmemiş,hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.

11 HD 4.2.1999 8627-468

----------------------------------------------------
Tahrif edilmiş çeki ödeyen banka kusurlu olup keşidecinin tüm zararını ödemek zorundadır.(Tahrifatla miktar,120 Tl.den 6.550.000 Tl.ye yükseltilip çekilmiştir)

11 HD 18.2.1991 9226-1049
-------------------------------------------------

BÖLÜM III...................
BOŞANMA VE VELAYET HUKUKU İLE İLGİLİ İÇTİHATLAR :
- Davacı kocanın,karısını sürekli dövdüğü ve kadının bir kez tepki niteliğinde evin camını kırması halinde,kadının camı kırması,v.s. tepki mahiyetindeki bir hareketin kusur kabul edilmeyeceği ve dayak atan kocanın tam kusurlu kabul edilip davasının reddi gerekeceği.
2 HD 16.2.2001 2001/385-2649
---------------------------------------------------------
- Kişisel ilişkiyi engellemek velayetin değiştirilmesi sebebidir. 2 HD 30.10.2000 2000/12847-13179
---------------------------------------------------------
_ Her hafta sonu kişisel ilişki kurulamaz. 2 HD 30.1.2001 2000/14834 2001/1474
--------------------------------------------------------
_ Varlığı tereddütsüz ise çocuğun nüfusa kayıtlı olmaması velayeti ve nafakayı düzenlemeye engel değildir.
2 HD 31.10.1985 8631/8789
Aynı Konuda : 2 HD 15.1.1971 4294-234
----------------------------------------------------------
_ Eşlerin 6 senedir ayrı yaşaması : Toplanan delillerden tarafların 6 yıldır ayrı yaşadığı,davalı kocanın evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediği anlaşılmıştır. BU durum,evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını göstermektedir. Boşanmaya karar verilmesi gerekir.
2 HD 2003/2031 - 3192 10.3.2003
--------------------------------------------------------
_Feragat,kesin hükmün sonuçlarını feragat tarihinde oluşturur. Hükmün şekli bakımdan kesinleşmesine gerek yoktur.
2 HD 12,5.2003 5914-7018
----------------------------------------------------------
_ Anneanne ve dedenin küçükle şahsi ilişki hakkı :
... dava reddedilmiş ise de ; anneanne ve dedenin küçükle kşisel ilişki kurulmasını isteme hakları yeni Medeni Yasamızın 325. maddesinde kanuni bir hak olarak tanınmıştır. O halde davacılar ile küçük Tuana arasında kanuna uygun kişisel ilişki kurulması gerekirken davanın reddi doğru görülmemiştir. 2 HD 1.4.2003 1841-4624
----------------------------------------------------------
Anne bakım ve şefkatine muhtaç yaşı çok küçük çocuğun babanın velayetine bırakılması kanuna aykırıdır.
2 HD 18.3.2002 2002/2832-3872
2 HD 3.4.2003 2003/3650-4811
----------------------------------------------------------
Türkiye"nin de taraf olduğu, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmadan velayeti hakkında karar verilmesi bozma sebebidir.
2 HD 3.4.2003 2003/3393-4801
2 HD 6.3.2003 2003/1779-2976
---------------------------------------------------------
Velayet tayin edilirken,çocuğun alıştığı çevreden ayrılmamasına özen gösterilmelidir. 30.3.2001 2000/15996 E
---------------------------------------------------------
Gerek velayet gerekse kişisel ilişki ile ilgili verilen hükümler maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezler. Şartlara göre her zaman değiştirilebilirler.
HGK 15.4.1992 1992-2- 140-248
----------------------------------------------------------
Zorunluluk bulunmadıkça,velayet tayininde kardeşler birbirinden ayrılmamalıdır.
2 HD 12.2.1999 1998/13459-1999/1037
----------------------------------------------------------
Nafaka tüm sosyal ihtiyaçlara cevap vermelidir.
2 HD 1.2.1971 403-674
----------------------------------------------------------
Nafakaya karar verilirken yüksek gelir ve malvarlığı gözönünde bulundurulmalıdır. 12.2.1988 1184-1455 2 HD
----------------------------------------------------------Alıştırılan yaşayışa,takdir edilen nafaka uygun olmalıdır.
2 HD 26.10.1970 6023-5561
---------------------------------------------------------
Boşanmaya neden olan olayların iradi olup olmadığı yönünde uzman hekim raporu alınmadan kararv erilemez.
( Hareketlerin akıl hastalığı düzeyinde olmasa bile,iradi olmadığı yönünde uzman raporunun bulunması halinde kusur izafe edilmeyeceği yönünde uygulama mevcuttur)
Y HD 1.10.1993 7331-8593
---------------------------------------------------------
Eşlerden birinin ruhsal rahatsızlığı nedeniyle irade dışı sarfettiği söz ve davranışları,MK m 134 kapsamında boşanma nedeni olamaz. 2 HD 2.10.1998 8711-10191
---------------------------------------------------------
İradi olmayan davranış boşanma nedeni yapılamaz,bu davranışlar nedeniyle MY m 134/1 uyarınca boşanma kararı verilemez. 2 HD 5.2.1996 518-1154
---------------------------------------------------------
Velayet davasında ikinci tanık listesi verilebilir.
Kamu düzenini ilgilendiren davalardan olduğundan ikinci tanık listesi yasağı uygulanamaz.
HGK 1969-2-1258e 73/70 k
-------------------------------------------------------
Annesinin hareketlerini idrak çağında olmayan çocuğun velayetinin anneye verilmesinde sakınca yoktur. Küçük Muhammet,annesinin hareketlerini idrak çağında olmayıp etkilenme tehlikesi yoktur. Anne bakım ve şefkatine ihtiyacı nazara alınarak velayeti anneye verilmelidir.
2 HD 2003/2695-3752 18.3.2003

Aynı Konuda : " Ananın başka bir erkekle nikahsız yaşaması,muayyen yaşta olup iyiyi kötüyü anlayacak çağda olmayan küçük üzerindeki velayetin nezini gerektirmez. " 2 HD 3.5.1951 3104/3417
--------------------------------------------------------
Yeni MY ya göre,evlilik dışı çocuğun velayeti kanunen ve kendiliğinden anneye aittir. 2 HD 22.4.2003 3082-5905
----------------------------------------------------------
Velayet davasında kabul hukuki sonuç doğurmaz.
Davalı Anne davayı kabul etmiştir,ancak velayetin değiştirilmesini gerektirir olgu yoktur. davanın reddi gerekir.
2 HD 7.7.2003 6135-10192
--------------------------------------------------------
Her hafta sonu kişisel ilişki kurulamaz.
2 HD 8.4.2003 4098-5074 ; 22.5.2003 6456-7475
--------------------------------------------------------
Şahsi ilişkiyi engellemek velayetin değiştirilmesi sebebidir.( Davacının ilamı icraya koyarak ilişki kurması mümkün ise de,bu hakkını kullanmamış olması aleyhine yorumlanamaz.
HGK 7.6.2000 2000/2-927-974
---------------------------------------------------------
Nafaka tayininde,kocanın eşine sağladığı önceki yaşamı incelenmelidir.
2 HD 18.1.1974 55-243
----------------------------------------------------------
Soyut tanık sözleri ile,anne bakımına muhtaç çocuğun velayeti babaya verilemez.
YHGK 7.2.1973 2-123-37

Babanın velayet için fiili durumu hukukileştirmeye çalışması ( fiili durum yaratarak çocuğu yanında tutup,velayeti almaya çalışması kabul edilemez)
HGK 6.5.1972 2-601/296
-----------------------------------------------------
Evlenmek tek başına velayetin değiştirilmesi sebebi değildir. Başkaca haklı sebeplerin varlığı aranır.
2 HD 27.10.2000 2000/12525-13085
--------------------------------------------------------
Hakim,gerekli gördüğü takdirde,ayrıntılı ifadelerini tesbit için tanıkları yeniden dinlemeli,olayların yeri,zamanı,sebebi,kimin öncelikle kusur işlediğini v.s. hususları tesbit için ayrıntılı ifade almalıdır.
2 HD 22.2.2001 2001 / 875-2906
---------------------------------------------------------
Hamile eşini çaresizlik içinde terketmek suçtur.
Yeni TCK m 233/2
--------------------------------------------------------
Aile hukukukndan doğan bakım,eğitim v edestek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi,şikayet üzerine 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yeni TCK m 233/1
--------------------------------------------------------
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması( Velayeti kendisinden alınmış olan ana veya babanın,üçüncü derece dahil kan hısmının çocuğu kaçırması ) suçtur. Yeni TCK m 234
----------------------------------------------------------
Davacının emekli sandığından emekli maaaşı alması halinde
yoksulluk nafakasının kesilmesi gerekeceği.
2 HD 9.12.1991 12801-15320
----------------------------------------------------------Başka kadınla ilişki kuran davacı tam kusurludur.
--------------------------------------------------------
Kadının boşandıktan sonra belli bir kişi ile evlmilik dışı ilişkiye girmesi başlıbaşına velayetin nezini gerektirmez. Velayetin anadan alınması doğru görülmemiştir
7.7.1992 2 HD 6511/7640
------------------------------------------------------
Çocuk ile anne baba arasında kişisel ilişki kurulması zorunlu değildir. Çocuga zarar verecek önemli sebepler varsa kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir,kaldırılabilir. 2 HD 9.7.2003 7602-10488
(Davaya Konu Olay :
Anne küçüğü kaçırdığından ve kişisel ilişki hakkını zedelediğinden ana ile çocuk arasındaki kişisel ilişki hakkının kaldırılması gerekir.)
--------------------------------------------------------

Karı Kocadan birinin ahlaki bir görevinin yerine getirilmesi olan yönler diğeri için de ahlaki görevdir.
Davacının ayrı evde oturan ve arasıra misafir olarak gelen hasta ve bakıma muhtaç annesine davalının yardım görevini yerine getirmemesi boşanma sebebidir.
HGK 26.4.1995 2- 164-419
---------------------------------------------------------
Boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tenfizi isteğinin,Türk Hukukunun uygulanmamış olması yönünden reddedilebilmesi için,davalı tarafın bu yöne itirazda bulunmuş olması gerekir. 2 HD 3.12.2001 15765-17095
----------------------------------------------------
Velayet düzenlenirken çocuğun menfaatleri ön planda tutulmalı,gerekirse çocuk ile veli arasında bir süre kişisel ilişki kurulmamalıdır. Kişisel ilişki mutlak bir zaruret değildir.

2 HD 2.10.1992 8023-8927
----------------------------------------------------------
Reşit çocuklar,ihtiyaç ve zaruret halinde iseler,hali refah içindeki anne baba,kardeşlerinden yardım nafakası isteyebilirler. Anne,baba yönünden de aynı kural geçerlidir.İhtiyacı ve koşulları var ise,reşit çocuğundan
yardım nafakası isteyebilirler.
-------------------------------------------------------
Eşit kusur halinde maddi manevi tazminata karar verilemez.
---------------------------------------------------------
Velayet düzenlenirken kardeşlerin birbirinden ayrılmamasına özen gösterilmelidir.
2 HD 29.1.2003 2002/ 15343 2003/ 1248
2 HD 26.5.2003 3970-7616
---------------------------------------------------------
Tam kusurlu eşin boşanma talebi reddedilir.
---------------------------------------------------------
Boşanma kararı uzun süre teblige çıkmamışve tarafların birlikteliği devam etmişse boşanma talebinin serbest irade ürünü olmadığı ortaya çıkmış olur ve boşanmadan sonra birlikte yaşamakla geçmiş hadiseler affedilmiş sayılır. Bu durumda,temyiz incelemesi sonunda davanın reddine karar verilmektedir. 30.9.2003 2 HD 11443-12452
---------------------------------------------------------
Uzun süre önceki olay boşanma nedeni olamaz.
2 HD 9.6.1987 3698-5066
-------------------------------------------------------
Boşanma davası için verilen vekaletnamenin fotoğraflı olması ve boşanma konusunda açık yetki taşıması gerekir.HGK 22.1.2003 2003-2-36-10
--------------------------------------------------------
Kadının,eşinin ilk eşinden olan çocuklarına bakmaması ve hakaret etmesi boşanma sebebidir.
--------------------------------------------------------
Kadının aşırı ibadet sebebiyle ev görevlerini ihmal etmesi kusur ve boşanma sebebidir. 18.1.2001 2000/18420
2001/662
----------------------------------------------------------
Anlaşmalı boşanma hükmünün 6 yıl tebliğe çıkarılmaması ve eşlerin bu arada birlikte yaşaması halinde,kararın tebliğe çıkarılması MK m 2 ye aykırılık teşkil eder, boşanma kararının bozulması gerekir.
8.1.2001 2 HD 2000/20633 2001/142
---------------------------------------------------------
Yanlı tanık beyanlarına dayanılarak karar verilemez.
13.10.2003 2 HD 2003/11612-13441
------------------------------------------------------
İştirak nafakası kamu düzenine ilişkindir. Boşanma sırasında istenmemiş olsa bile,hüküm kesinleştikten sonra istenebilir.
----------------------------------------------------------

Kocasının hareketlerinin yarattığı şaşkınlıkla bir kere "deli",bir kere de "yalancı" diye hakaret etmesi kusur ve boşanma sebebi sayılamaz.
HGK 2.2.1994 1993/2-787- 1994/22
----------------------------------------------------------

Boşanma kararının üç yıl sonra tebliğe çıkarılması hakkın kötüye kullanılmasıdır. 18.2.2004 2 HD 2003/16350-2004/1814
----------------------------------------------------------
Babasından yetim aylığı alan eş lehine tayin edilen yoksulluk nafakası kaldırılır.
7.3.2002 1906-3043
---------------------------------------------------------
Asgari ücretin altında geliri olan kimse yoksul sayılır.
Y HGK 30.9.1992 1992/2-468-536
----------------------------------------------------------Hoşgörü ile karşılanan ve affedilen olaylar boşanma nedeni sayılamaz. 26.6.1990 1581-6640
-----------------------------------------------------
Kusursuz,daha az kusurlu veya eşit kusurlu eş yoksulluk nafakası isteyebilir. 19.6.1992 2 HD 92/7148-7480
------------------------------------------------------

Anne bakım ve şefkatine muhtaç küçüğün dava süresince tedbir mahiyetindeki velayet hakkı anneye verilmelidir.
2 HD 26.12.2002 2002/13565-14877
----------------------------------------------------

BÖLÜM IV........................
BOŞANMA DAVASI KAPSAMINDA MAHKEMECE RE"SEN ALINMASI GEREKLİ TEDBİRLER :

M.K. M 169

" Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim,davanın devamı süresince gerekli olan,özellikle eşlerin barınmasına,geçimine,karı koca mallarının yönetimine,çocukların bakım ve korunmasına ilişkin önlemleri re"sen alır."

KONU İLE İLGİLİ İÇTİHAT ÖRNEKLERİ :

- " istem olmasa bile,davanın devamı süresince gerekli önlemlerin davaya bakan hakim tarafından kendiliğinden alınması zorunludur." HGK 17.10.2001 2001/2-701-727
---------------------------------------------------------
Nafaka davaları adli aravermede de görülür. Bu nedenle adli aravermede süreler işler. 2 HD 6.12.2001 2001/15564-17263
----------------------------------------------------------
Başka erkekle yaşayan kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilemez.2 HD 27.12.2001 2002/16729-18114
------------------------------------------------------

Açıkça tedbir nafakası istemediğini beyan eden eş lehine mahkemece re"sen tedbir nafakasına hükmedilemez.
HGK 19.3.1997 1997-2-23-228
------------------------------------------------------

Davacı kadın çalıştığına ve geliri bulunduğuna göre,tedbir nafakasına hükmedilemez. 2 HD 23.1.2003
2002/15075 2003/923
--------------------------------------------------
Boşanma davası açılınca hakim,özellikle eşlerin barınmasına,geçimine ilişkin önlemleri kendiliğinden alır.

2 HD 14.4.2003 2003/4364-5347
-----------------------------------------------------
Açılan boşanma davasında kusurlu eş lehine tedbir nafakası takdiri gerekir. 4721 sayılı TMK 169.maddesinde de,137.maddedeki bu hüküm sadeleştirilmek suretiyle aynen korunmuş,boşanma veya ayrılık davası açılınca,hakimin davanın devamı süresince eşlerin barınmasına,geçimine ,çocukların bakım ve korunmasına ilişkin önlemleri kendiliğinden alacağı hükme bağlanmış,kusursuzluğun gerektiği yönünde bir düzenleme getirmemiştir.HGK 28.1.2004 2004/2-8-27
------------------------------------------------------
İştirak nafakası için talep gerekli değildir. Hakim,talep olmasa dahi iştirak nfakasına hükmeder. 2 HD 3.6.1991
1991/5998-8653
----------------------------------------------------
EŞLER AYRI YAŞARKEN VEYA BOŞANMA DAVASI SÜRERKEN HAKİM,KÜÇÜKLERİN VELAYET HAKKINI TEDBİREN EŞLERDEN BİRİNE VEREBİLİR. 2 HD 14.7.2003 9568-10748
---------------------------------------------------
"EŞLERİN FİİLEN AYRI YAŞAMASI HALİNDE EŞLERİN ZITLAŞARAK ÇOCUKLARI DİĞERİNİN GÖRMESİNİ ENGELLEMEYE KARŞI ÇOCUKLARIN KİMDE KALACAĞININ BELİRLENEREK KİŞİSEL İLİŞKİNİN DÜZENLENMESİ GEREKİR." 12.6.1991 2 hd 6454-9161
------------------------------------------------------
" ÇOCUKLARI ÖNLEM OLARAK ANNEYE BIRAKMAK,İNFAZDA ZORLUK ARZETMEYECEK KİŞİSEL İLİŞKİ KURMAK,KÜÇÜKLER LEHİNE TEDBİR NAFAKASINA HÜKMETMEK GEREKİR." 11.6.1991 5153-9136 2 HD
--------------------------------------------------------
aynı doğrultuda : HGK 8.11.1967 245/512 S Kararı,yukarıdaki kararlara dayanak teşkil eden ilk Genel Kurul Kararıdır.
-------------------------------------------------

BÖLÜM V........................
KESİN SÜRE İLE İLGİLİ İÇTİHATLAR

-- Kesin sürenin amacı,davanın bir an önce sonuçlanmasını sağlamaktır. Davacı vekilinin ertelenmeye neden olmadan delillerini sunması karşısında,kesin mehilden beklenen amaç gerçekleştiğinden,tanıkların dinlenmesi konusunda verilecek ara karara göre işlem yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken,eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
2 HD 2005/2252 2005/4095
------------------------------------------------------
-- Keşif giderlerinin yatırılması için kesin süre verilirken,bu giderlerin neler olduğu açıkça gösterilmeli ve bir keşfin yapılabilmesi yönünden gerekli bütün giderler sayılıp açıklanmalıdır. ( Mahkeme yolluğu,araç ücreti,davetiye gideleri v.s. tüm giderler tek tek gösterilmeli,davacı(ilgili) hangi işler için ne miktar para yatırması gerektiği hakkında tam bilgi sahibi olmalıdır)O halde tüm giderleri belli etmeyen kesin mehle dayalı ara kararı yasaya uygun değildir,sonuç doğurmaz.
Hükmün bozulmasına. 1 HD 4.12.2000 2000/14937-15203
------------------------------------------------------
-- Davacı,tanıkları adına davetiye gideri ve yolluklarının
(tanık ücretlerinin) yatırılması için mahkemece verilen kesin önelin gereğini yerine getirmemişse de ; bu önelin verildiği oturumu takip eden oturum gününde tanıklarını hazır etmiştir.Bu durumda tanıkların dinlenmesi icap eder.
HGK 15.4.1992 1992/2-131 E 1992/240 K
------------------------------------------------------
-- Kesin mehil yargılamanın süratle yapılması amacına uygun olarak verildiği takdirde hüküm ifade eder. Somut olayda,mahkeme delil ve belgelerin ibrazı için on günlük kesin mehil vermiştir. Bu mehil ancak yargılamanın süratle yapılması amacına uygun ise geçerlidir. Mahkeme delil ve belgelerin ibrazı dışında bir işlem yapılmasına karar vermemiştir. Bu durumda verilen kesin mehlin yasanın amacına uygun,makul v eyerinde olduğu kabul edilemez.Çünkü mahkeme delillerin toplanmasına sonraki oturumda başlayacaktır.Açıklanan nedenlerle yasanın amacına uygun olarak verilmeyen kesin mehle uyulmamış olması nedeniyle delillerin toplanmaması yasaya aykırıdır.
HGK 7.6.2000 2000/13-925-950
---------------------------------------------------
-- Hakimin tayin ettiği süreler kural olarak kesin değildir. Ancak;hakim sürenin kesin olduğuna karar verirse,tanıdığı sürede yapılacak işlerin ne olduğunu hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıklamalı,kesin süreye uymamanın sonuçlarını anlatmalı ve uyulmaması durumunda davanın reddedileceği(mevcut delil durumuna göre karar verileceği)açıkça belirtilerek ilgili taraf uyarılmalıdır."Kesin sürenin sonuçları ihtar edildi" şeklindeki uyarı yeterli ve geçerli olmayıp,bu sonucun ne olduğu,davanın reddedileceği v.s. doğacak hukuki netice açıkça anlatılmalıdır. Uyarı " kesin sürenin sonuçları anlatıldı" denmekle yetinilerek yapıldığına göre ara kararı geçersizdir,HMUK 163.maddesinde öngörülen kesin süre sonuçlarını doğurmayacağı ortadadır.HÜKMÜN BOZULMASINA.
18.HD 2001/11434-11449 11.12.2001
----------------------------------------------------
-- Geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle,davaların uzamasını engellemek üzere konan kesin mehil kuralı,kanunun amacına uygun olarak kullanılmalıdır. Davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.Kesin mehile ilişkin ara kararı açık ve eksiksiz olmalıdır.Bunun yanında verilen süre yeterli olmalı,emredilen işler gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalıdır. Ayrıca hakim,süreye uymamanın sonuçlarını açıkça anlatmalıdır.Somut olayda geçit hakkı bedeli yönünden verilen süre bu nitelikleri taşımamaktadır.Verilen sürenin başlangıcı belirtilmemiş,bedelin kesin süre içinde yatırılmamasının sonuçları açıkça anlatılmamıştır.Verilen süre bir sonuç doğurmaz,hakkı düşürmez.
HGK 10.10.2001 2001/14-940-709
------------------------------------------------------
Aynı doğrultuda HGK 26.1.2000 2000/1-23-17
------------------------------------------------------
Delil listesi her ne kadar kesin süre geçirildikten sonra verilmiş ise de;celse kaybına neden olunmamış,oturum tarihine kadar dosyaya sunulmuştur. O halde kesin süre amacına ulaşmıştır. Delillerin toplanması gerekirken kesin süre içinde bildirilmediği gerekçesi ile toplanmaması yasaya aykırıdır.
1 HD 21.9.1987 5634-7686
--------------------------------------------------
"Kesin sürenin anlam ve yasal sonuçları kendisine açıkça anlatıldı" denilerek yetinilmiş,kesin süreye uyulmamasının yaptırımlarının ne olacağı duruşma tutanağına geçirilmemiştir.Bu itibarla verilen kesin mehil yasaya aykırıdır.Sonuç doğurmaz.
3 HD 28.8.1981 25-585
-------------------------------------------------------

-- Kesin mehlin hukuki sonuç doğurması için ara kararının usulüne uygun bulunması gerekir.
... Anayasamızın 18. maddesi ile angarya yasaklanmış bulunduğundan,gerekli yolculuk,oturma giderleri ile yevmiyesi ödenmeden tanıkları tanıklığa zorlamak anayasanın bu hükmü ile bağdaşmaz. ... Şu halde,mahkemeler dinlenmesine karar verilen tanıkların ücretlerinide açıkça belirlemek zorundadırlar.Bu zorunluluğu dikkate almadan oluşturulan ara kararları v ekesin mehil sonuç doğurmaz.(HGK 22.11.1972 8-832-935 sayılı kararı dayanak alınarak)
Hükmün bu nedenle BOZULMASINA.
2 HD 20003961-7009 26.6.2000
-----------------------------------------------------
Kesin süre verilmesinizorunlu kılan bir hal olmadıkça mahkeme kesin süre vermemelidir.Yazışma yolu ile belgelerin celbine karar verildiğine,bu konuda kesin süre vermeyi gerekli kılan bir durum bulunmadığına,davacı vekili yapmak zorunda olmadığı bir işi yükümlenmiş olduğuna ve resmi dairelerin kilitli dolaplarını açmak iktidarına sahip olmadığına göre,verilen kesin mehlin yasaya uygun olduğundan bahsedilemez,öyle bir kesin mehil sonuç doğurmaz.
1 HD 18.5.1978 5420-6061
---------------------------------------------------
Mahkeme,kamu merciinden celbine karar verebileceği ve kendi elde edebileceği bir yazıyı taraflardan kesin mehil ile isteyemez.
1 HD 18.5.1978 495-731
----------------------------------------------------
... Kesin mehil,yargılamanın süratle yapılması amacına uygun olarak verildiği takdirde hüküm ifade eder. 10 günlük kesin mehilde delillerin ibrazından başka bir işlimi karar verilmemiş olduğuna göre,verilen mehlin yasanın amacına uygun ve yerinde bir süre olduğunu kabule hukuken olanak yoktur. Davacı celse günü ve celse kaybına mahal vermeden delillerini ibraz etmiş olduğuna göre,delilleri toplanmalıdır.
13 HD 5.10.1999 1999/5884-6686
------------------------------------------------------
Davacıya tanıklarını duruşmada hazır etmesi için kesin süre verilemez.
2 HD 12.2.1985 957-1247
--------------------------------------------------------
Kesin süre,davanın bir an önce sonuçlanmasını sağlama amacı taşır. Belgedeki imza üzerinde inceleme yaptırılıp imzanın davacı şirket temsilcisine ait olmadığı belirlendikten sonra,davanın kesin mehilde delil ibraz edilmemiş olmasına dayanılarak reddi,hükmün konuluş amacına aykırıdır.
19 HD 4.2.1999 19680-1498
------------------------------------------------------

Süre ilgili tarafın yapabileceği işler için verilir.
.. Keşif giderleri yatırılsa bile,keşif yapma imkanı doğmamışsa başka bir anlatımla belirtilen giderler yatırılsa bile kesin süreden amaçlanan görevi yerine getirilmesi imkanından söz edilemeyecek ise kesin sürenin bağlayıcılığından sözedilemez. Mahkemece .... tarihinde keşif icrasına,.... Tl nın depo edilmesine,taraf tanıklarının keşif mahallinde hazır edilmesi halinde keşif mahallinde dinlenmesine karar verilmiştir. HMUK m 258 e göre tanıklar usulen tebliğ olunacak davetiye ile çağrılır,kanunda tarafların tanıkları hazır etmesine ilişkin bir kural yoktur. Bu halde verilen kesin süre yasaya uygun değildir,keşif ücreti yatırılsaydı bile,tanıklar hazır edilemeyeceğinden kesin süreden amaçlanan görevin yerine getirilme olanığı olmayacak idi. Bu nedenle kararın bozulması gerekir.

HGK 28.9.1994 17-354-550


BÖLÜM VII .....................
AVUKATLIK HUKUKU İLE İLGİLİ TBB VE YARGITAY KARARLARI
--- Avukat,sözleşme hükümlerine ters düşmese bile toplumun önem verdiği moral değerlere ters bulunan bir amacın gerçekleşmesine araç olamaz. Çünkü avukatlık herşeyden önce bir kamu hizmetidir ve avukat kamunun avukatlık mesleğine güveninin sarsılmamasını sağlayacak biçimde çalışmak zorundadır.Bazı davranışlarının yasaya uygunluğu yeterli mazeret sayılamaz.Avukat hukuka uygunluk ölçüsüne bağlıdır.
(TBB Disiplin K. Kararı 1.2.1992 1992/99-1)
---------------------------------------------------
--- Meslek Kuralları"nın 23. maddesi gereğince avukatın,yargıç ve savcılarla ilişkilerinde karşılıklı saygı esastır.Bu saygının yalnızca avukattan beklenen bir yükümlülük olarak algılanmaması ve " karşılıklılık " esasına bağlı olduğunun unutulmaması gerekir.Kendi meslek edimlerini yerine getirmeyen bir yargıcın,avukattan mesleki bir edim beklemeye hakkı yoktur.
(İstanbul Barosu Disiplin K Kararı. 21.7.1998 26/73 )
( Karara konu olay, başka duruşmaya yetişebilmek için duruşmasını öncelikli sıra ile almak isteyen avukata,mahkeme hakiminin "beklemesinin zorunlu olduğunu söylemesi" üzerine,bu talep ve karşılık tutum ile ilgili tutanak tutmak ve kaleme vermek isteyen avukatın duruşma disiplinini bozduğu gerekçesi ile yapılan şikayetten kaynaklı bir olaydır)
Not : Aynı doğrultuda 28.1.1995 gün ve 5-8 sayılı TBB Dis. K.Kararı mevcut olup,bu karar Adalet Bakanlığı"nca onanmamıştır.)
----------------------------------------------------
--- Avukatlık mesleğinin amacı,her türlü hukuksal sorun ve anlaşmazlıkların adalete uygun olarak çözümlenmesine ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasına yardımcı olmaktır.Avukatın bu amacı aşarak,vekalet görevini eyleme dönüştürmesi disiplin suçunu oluşturur.
TBB Dis. K.K. 14.7.1990 47/10
-----------------------------------------------
--- Avukat sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir edilen ücretinden dolayı davadaki diğer taraftan,ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkına sahiptir. İBK 7.4.1954 12-9
----------------------------------------------------
--Avukat muvazaalı işlere alet olmamalıdır. TBB Ds.K.K.
----------------------------------------------------
--- Avukatlık Kanununun 165. maddesindeki iş terimi icra işlerini de kapsar. 4 HD 30.1.1969 2187-904
---------------------------------------------------
--- Avukatın karşı tarafla anlaştığı iddiasıyla baroya başvuran ve hiçbir delil ibraz edemeyen müvekkile karşı açılan manevi tazminat davasında avukatın meslek onurunun zedelenip zedelenmediği incelenerek uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekir. ... Davalının tüm temyiz itirazlarının reddine. 13 HD 14.5.1990 3498-3509
----------------------------------------------------
--- Sanık tarafından müdafaa şahidi olarak gösterilen şahsın mücerret sanığın müdafii olması tanıklıktan çekinme sebebi teşkil etmeyeceğine,CMUK m 48 de müdafilerin ancak bu sıfatları sebebiyle vakıf oldukları sır hakkında bilgi vermekten kaçınabilecekleri yazılı bulunmasına göre mücerret vekil olduğunu söyleyen müdafiiye tanıklıktan çekinme hakkı tanınmış olması yolsuzdur. 2 CD 5.5.1944 3226-5012
--------------------------------------------------
--- Avukat olmayan sanığın,muvazaalı yollardan alacak devralarak ve Borçlar K. nun temlike ilişkin hükümlerini kötüye kullanarak 218 adet senedi müştekiden ciro aldığı ve icra takibine koyarak takip etmek ve karşılıklarını tahsil etmek suretiyle 1136 sayılı kanunun 35 ve 63/3 maddelerinde yer alan suçu işlemiştir. Bunu yaparken de ,suçluluktan kurtulmak amacıyla avukat Ö E adına düzenlenen vekaletnamelerin örneğini dosyalara ibraz etmek suretiyle kanuna karşı hile kullanmıştır.Bu hile,unsurları ile oluşan suçu ortadan kaldırmaz.
CGK 16.5.1983 149/241
------------------------------------------------

--- Vekilin davayı takip etmemesi nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılması tazminat için yeterli olmayıp ayrıca davacının maddi zararının varlığı da kanıtlanmalıdr

13.HD 9.5.1996 3956-4329
---------------------------------------------------

--- AVUKATIN HÜKMÜ SÜRESİNDE TEMYİZ ETMEMESİ

Vekil genel olarak hizmet sözleşmesinde işçinin sorumlu olduğu özenin eşi olan özenden sorumludur.Kural olarak,özetle özen borcunun sınırı özellikle sözleşme hükümlerine göre belirlenir. ... Avukatın hükmü temyiz etmemesi,özen ve sadakat gösterme borcuna aykırılık teşkil eder. Ne var ki,sorumluluk için zararın gerçekleşmesi koşuldur. O nedenle,avukatın hükmü temyiz etmiş olsaydı,Yargıtayca vekillik veren yararına bozulup bozulmayacağının saptanması gerekir.( Hükmün bozulup bozulmayacağını takdir hakkı,hukuk kaidelerini olaya uygulayarak tazminat davasına bakan hakimce varılacak yargıya ve kanaate göre belirlenecektir.)

4 HD 22.2.1974 3098-865
---------------------------------------------------
Süre aşımı nedeniyle temyiz dilekçesinin reddi,avukatı bu yüzden doğacak müvekkil zararı ile sorumlu kılar. Ancak süresi içinde temyiz yapılmış olsa bile,sonucun değişmeyeceği durumlarda tazminat yükümlülüğü düşünülemez.
4 HD 9.10.1973 9028-8640
Aynı doğrultuda : 4 HD 31.5.1943 2180-1694
--------------------------------------------------

--- Oğlunun davasını takip için baba ile avukat arasında yapılan sözleşme,babanın temsilci sıfatı yok ise,tam üçüncü kişi yararına sözleşmedir.
13 HD 5.3.1991 7510-2429
-------------------------------------------------------
Hasılı davaya iştirak niteleğinde olmamak,davada gösterilen başarıya göre değişmek ve yüzde yirmibeşi aşmamak üzere,dava olunan veya hükmolunan şeyin değerinin
belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. HGK 3.3.1993 13/ 26-95
-----------------------------------------------------

--- Vekil sıfatıyla - vekaletname ekleyerek- takibe itiraz eden vekilin vekaletnamesinin geçersiz olduğunun,kendi vekil edeni tarafından itiraz da edilmediğine göre, alacaklı tarafından ilerisürülemeyeceği
12 HD 6.10.1992 4940-12030
---------------------------------------------------
--- sanıkla birlikte,duruşmaya gelen ve hakim önünde müdafi olarak kabul edildiği sanık tarafından bildirilen vekaletnamesiz müdafiin hükmü temyiz etmesi halinde,dosyada sanığın açık bir muhalefeti bulunmuyorsa CMUK m 290 uyarınca bu temyizin geçerli olduğuna 2/3 ü aşan çoğunlukla karar verildi. İBK 18.11.1975 7-9
-------------------------------------------------------

--- Dava açılırken vekaletname verilmemiş ise,belirlenen süre içinde vekaletname ibraz edilmesi veya asilin aynı süre içinde yapılan işlemlere icazet verdiğine dair dilekçe vermesi ve aynı anlama gelmek üzere sonradan vekaletname vermesi ve bu vekaletin dosyaya ibrazı halinde davanın görülmesi icap eder.
8 HD 30.6.1986 6359-6696
------------------------------------------------
Gecikmesinde zarar umulan hallerde mahkemenin vereceği kesin süre içinde vekaletname getirilmez veya aynı süre içinde asil yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçe ile mahkemeye bildirmezse dava açılmamış sayılır.
2 HD 26.4.1993 3446-4232
-------------------------------------------------
--- Genel vekilin icra takibini açmak için talimat aldığını ispat etmesi gerekir. ancak,takibe konu belgenin kendisine teslim edilmiş olması durumunda talimat var sayılır. Bu durumda,talimat vermediğini,müvekkilin ispat etmesi gerekir. 4 HD 12.11.1965 7441-5786
---------------------------------------------------

--- Evlat edinme şahsa bağlı haklardandır. Bu konuda dava açabilmesi için avukata özel yetki verilmesi gerekir.Öyle bir yetki yok ise,verilen karar bozulmalıdır.

2 HD 23.1.1946 45-451
------------------------------------------------------

--- Saat belli edilmeden çıkarılan veya tüm duruşma saatlerinin 9.00 gibi tek saat olarak belirlenmiş olduğu durumlarda,duruşmanın çalışma saatinin sonuna kadar bekletilmesi gerekir. HGK 23.10.1971 683-6137
-------------------------------------------------

--- Vekaletname vermeden mazeret bildirilmesi durumunda vekaletnamenin sonradan ibraz edilmesi de mümkündür. Vekaletnamesi bulunmadığından mazeret hakkında karar verilmeden ve davanın düşmesine karar verilmesi isabetsizdir. 12 HD 27.3.1980 1037-2876
-------------------------------------------------
--- Davacı vekili,başka duruşmasında tanık dinlendiğini ve bu nedenle uzun süren diğer bir duruşma nedeniyle geç kaldığını ve bu duruşmaya ilişkin zaptı ibraz ederek,dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesinden hemen sonra mahkemeye müracaat ettiğine ve bu müracaatı üzerine hemen celse açılarak duruşma icra edildiğine göre,29.3.1988 tarihli bu işlemden kaldırma kararı kalkmış olmaktadır. Bu durumda HYUY m 409/son ve 5. fıkradaki koşullar oluşmamıştır. O halde bozma kararı yanlıştır. Bozma kararının kaldırılarak hükmün onanması gerekmiştir. 2 HD 5.2.1991 5244-7880
--------------------------------------------------------------

--- Davacı vekili,duruşmaya gelmek üzere bindiği taksinin lastiğinin patladığını,bu nedenle geç kaldığını ,başka vasıta bulamadığını beyan eden dilekçe vererek eski hale getirme talebinde bulunmuştur.(Taksi şirketinden aldığı belgeyi eklemiştir) Ancak bu talep aynı gün bitirilen yargılamada nazara alınmamış,başka araç bulabileceği gerekçesi ile talebi reddedilmiştir.Ayrıca davalı tarafın takibi nedeniyle dava hükme bağlanmış ve dava takipsizlikten reddedilmiştir. Davacı vekili,eski hale getirme talebinin reddine ilişkin bu kararı temyiz etmektedir.Davacı vekilinin,İstanbul gibi bir yerde bindiği taksinin lastiğinin patlaması ve vasıta bulamaması olağandır. Ayrıca başka vasıta bulmamış olması da kusur kabul edilemez. Nihayetinde olay,duruşmaya 20 dakika geç kalmaktan ibarettir. Öyle bir sebeple davanın esasının araştırılmaması ve davalıya savunma imkanı verilmemesi hukuka aykırıdır. Eski hale getirme talebinin kabulü ile davanın reddi kararının kaldırılması ve iddianın incelenmesi gerekir. Bu nedenlerle hükmün bozulmasına.
6 HD 9.6.1980 2018-6065
---------------------------------------------------------------------
--- Avukat davacı,haksız olarak azledildiğine göre,dava tarihi olan 11 3 1987 tarihindeki auvkatlık asgari ücret tarifesi hükümlerine dava konusu miktar üzerinden hesaplanacak nisbi ücreti vekaleti de isteyebilir.
13 HD 26.9.1991 6986-8398

------------------------------------------------------

--- Hiçbir delil ve emare olmadığı halde,karşı tarafla anlaştığı için azlettim diyen müvekkil,avukatın kişilik haklarına saldırmış olur. HGK 21.1.1987 4-932-28
------------------------------------------------------
Borca itirazlarda,itiraz konusu borç miktarı üzerinden nisbi olarak vekalet ücreti hükmedilmesi gerekir.

12 HD 12.3.1981 919-2411
------------------------------------------------------

Bölüm SON .... CEZA HUKUKU ile İlgili İçtihatlar :
1- Özellikle Hırsızlık suçlarında,gözcülük yapan kişinin ikiden fazla kimselerin suç işlemesi halinde üst sınırdan ceza alacağına dair hükme esas olmak üzere,üç kişinin hesabında üçüncü kişi olarak kabul edilmesi için istikrar kazanan Yargıtay Görüşüne göre,keşif yapılarak,gözcünün olay yerini görecek bir yerde bulunması halinde 3 kişinin hesabına dahil edilmesi,olay yerinden uzakta ve olay yerini göremeyecek bir yerde bulunduğunun anlaşılması halinde ise 3 kişinin hesabına dahil edilemeyeceği ve fer"i fail olarak cezalandırılacağı,diğer iki failin ise bu durumda 3 kişi ile suç işlemiş sayılamayacakları,ferden ceza tayini gerekeceği ;
2- Pasaport kontrolünde pasaportun sahteliğinin polis tarafından farkedilmiş olması halinde pasaportun iğfal kabiliyetinin bulunmadığının eylemli olarak ortaya çıkmış olmasına göre fail hakkında beraat kararı verilmesi gerekeceği ;
3- Sahte nüfus cüzdanı v.b. resmi belgelerde ve genel olarak sahtecilik suçlarında belgenin aldatma gücü (iğfal kabiliyetinin ) bulunmaması,özellikle kontrollerde veya işlem sırasında memurlarca sahteliğin anlaşılmış olması durumunda iğfal kabiliyetinin bulunmadığı ortaya çıkan sahte belgelerden dolayı sahtecilikten ceza verilemeyeceği;
- Çeklerden ötürü dolandırılık tahkikatı ve yargılaması da yapılıyorsa,doğmuş borç için sonradan verilen çeklerle ilgili olarak ayrıca dolandırıcılık suçunun oluşamayacağı,doğmuş borç için daha sonra çek verme suçunun yalnızca karşılıksız çek vermek olabileceği,dolandırıcılık iddiasının ve eyleminin sözkonusu olamayacağı,ancak alışverişin çeke duyulan ve failce duyurulan güven neticesinde gerçekleşmiş olması ve alışveriş sırasında borç doğuran işlemin çeke dayalı güven neticesi ve aynı anda çek verilmesi halinde karşılıksız çek ve ayrıca dolandırıcılık suçunun sözkonusu edilebileceği ;unsurları oluşmadığından karşılıksız çek vermekten ceza verilememesi halinde dolandırıcılık suçunun unsurlarının yine,doğmuş borçtan sonra /doğmakta olan borç sırasında verilmesi zamanına göre araştırılacağı ;
4- Asıl amacı kimliğini gizlemek olan sanığın,sahte nüfus cüzdanı,sahte ehliyet,sahte pasaport yaptırıp taşıması halinde ; her biri için ayrı ayrı ceza verilemeyeceği,tek kasıt(kimliğini gizleme kastı) altında birden çok suç işleme hali nedeniyle en ağır cezayı gerektiren eylemden ötürü ve eski TCK m. 80 ile artırım yapılarak ceza verilmekle yetinilmesi gerektiği ;
5- Sahte çekin bankaya ibrazı sırasında sahteliğinin farkedilerek ödenmemesi halinde sahtecilik suçundan beraat,dolandırıcılığa eksik teşebbüs suçundan ceza verilmesi gerektiği ;
6- Birlikte çalışan karı-koca,kardeş,ticari temsilci ve vekillerin resmi vekaletname olmasa bile,önceden mevcut rıza,yazılı izin var ise adi yazılı yetki ile de birbirlerinin yerine çek,bono,v.s. kıymetli evrat imzalamaları halinde sahtecilik suçunun manevi ögesinin oluşmayacağı ve beraat kararı verilmesi gerekeceği ;
6- Piyasaya sahte para sürme suçunun mahiyeti gereği temadi eden suçlardan bulunduğu ve bu nedenle birden çok kişiye sahte para vermenin tek eylem ve temadi kavramı içinde tek suç teşkil edeceği,sahte para verilen her mağdur adedince değil,tüm mağdurlar piyasa kavramını oluşturmakla tek ceza verilmesi gerektiği ve eski TCK m. 80 ile artırım yapılmasının dahi mümkün bulunmadığına dair,

- Bilinçli taksir olarak kabul edilen hallerden birkaçı :
alkollü araç kullanma,kırmızı ışıkta geçme,ehliyetsiz araç kullanma neticesinde gerçekleşen trafik kazaları.
-Eski TCK ile yeni TCK hükümlerinin karşılıştarılması ve lehe kanunun tatbiki taleplerini içeren uyarlama istemleri ile ilgili duruşma açılmasının zorunlu olduğu durumlar :
- iki kanun arasında ceza miktarının farklı bulunması;
- Yeni kanunun cezayı erteleme kapsamına almış olması;
- yeni kanuna göre takdir hakkının kullanılması ile ilgili düzenleme getirilmiş olması ve takdir hakkını kullanma imkanının bulunması ,
- Yeni kanuna göre cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin uygulama yapma olanağının bulunması gibi hallerde uyarlama taleplerinin mutlaka duruşmalı olarak değerlendirilmesi zorunludur.
--- Modern ceza hukuku ve politikalarına göre sanık lehine uygulama ve değerlendirme esas olup,şartları mevcut olduğu halde erteleme-paraya çevirme taleplerinin dosya ile sabit haklı sebebi ve gerekçesi olmadan reddedilmesi bozma sebebi yapılmaktadır.
---Yargıtay görüş ve uygulamalarına göre,cezanın alt sınırdan tayini sırasında olumlu değerlendirilen sanığın kişiliğinin,paraya çevirme ve erteleme,takdiri tahfif sebepleri ile takdiren cezanın indirilmesi taleplerinin reddi suretiyle bu kez olumsuz olarak değerlendirilmesi takdirde ve gerekçede çelişki olarak kabul edilmekte ve bu nedenle yerel mahkeme kararları bozulabilmektedir. (CGK nun bu doğrultuda görüş ve uygulamalarını yansıtan çok sayıda kararı vardır)
-- Borcunu ödemediği için mühürlenen sayacını sökerek elektrik tüketen abonenin hırsızlık kastı bulunmadığından beraatine,mühür fekki suçundan tecziyesine karar verilmektedir.(mühürü fekketse de sayaçtan geçirerek kullanmış olduğu için hırsızlık kastı olmadığı kabul edilmektedir.)
---Aranan şahısların,Kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak suçu ile ilgili yapılan tahkikat kapsamında,kullanılan sahte kimlik bilgilerinin nüfustan araştırılarak öyle bir isim mevcut ise suçun iftira olarak kabulü,öyle bir isim yok ise kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak suçunun gerçekleştiğinin kabul edileceği ;
--Sahte tapu düzenlemek suçu ile ilgili olarak,tapu kayıtlarının aleniyeti ve esasen tapu belgelerinin tek başına hukuki kıymeti bulunmaması,hak sahipliğini ispat etmemesi,tapu kayıtlarının hukuki değer taşıması ve bu kayıtların herkese açık olması sebepleri ile tapu belgesindeki sahteciliğin suç teşkil etmeyeceği,tapu kayıtlarındaki sahteciliğin suç teşkil edeceği ve tapu kayıtlarının HMUK da teker teker sayılan "aksi ispat edilenceye kadar geçerli sayılan belgeler arasında sayılmadığı" yönünde Y.Ceza Daireleri kararları ve uygulamaları mevcuttur.

--------" resmi evrakta sahtecilik " suçları ile ilgili,suçun oluşması için zorunlu olan : iğfal kabiliyeti ile ilgili, Yargıtayın istikrar kazanan uygulamasına yeni bir örnek olarak ;

Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi"nce verilen bir cezanın ,yine iğfal kabiliyetinin bulunmadığı ve suçun oluşmadığı nazara alınmadan ceza verilmiş olması nedeniyle "BOZULMASI " yönünde,Y CBS nın 17.5.2007 tarihli mütalaası,dün tebliğ edildi.( Davaya konu olayda,banka tarafından yeni formu ile değiştirilmek üzere bankaya iade edilen çeklerin,her nasılsa çek sahibi olmayan bir sanık tarafından ele geçirilerek doldurulması ve başka bir kişi tarafından da bankaya ibraz edilmesi,ancak banka memuru tarafından sahteliğinin farkedilerek ödenmemesi üzerine açılmış,sahte çek tanzimi ve dolandırıcılık davası vardı ve her iki suçtan mahkemece ceza tayin edilmişti. Tedavülden kalkan çeklerde iğfal kabiliyetinin bulunmadığı ve eylemli olarak banka memurunun iğfal olmamış olması karşısında suçun oluşmadığını savunmuştuk.)

Ayrıca,çeki alışverişte kullanmayan sanık yönünden dolandırıcılık suçunun da oluşmadığına dair savunma ve bu yöne ilişkin temyiz talebi doğrultusunda,dolandırıcılık suçunun ne surette oluştuğunun açıklanmamamış ve tartışılmamış olması nedeniyle de bozma mütalaası verilmiştir.

Yargıtayımızın yerleşmiş uygulamalarına göre,çekle dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi,çekin alışveriş sırasında ve borcun doğumu anında,alacaklı kişinin,çeke güvenerek hukuki ilişkiyi kurmasına bağlıdır ve borcun doğumu ile çekin verilmesinin aynı anda olması,çekle dolandırıcılık suçunun oluşması açısından önem arzetmektedir. Doğmuş borç için,sonradan çek verilmesi dolandırıcılık suçunun oluşmasını engellemektedir.

------ Ölen ve eşi yan yana sanığın görüş alanında bulunmaktadırlar.Sanık av tüfeği ile kocaya ateş eder. Koca ölür,kadın yaralanır.Sanığın bir kişiyi öldürdüğü,diğerini ise öldürmeye teşebbüs ettiği iddiasıyla dava açılır.Mahkeme sanığı,bir kişiyi öldürmekten mahkum eder,kadına karşı olan eylem sebebiyle ise TCK m 44 gözetilerek ( fikri içtima) hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verir.

Yargıtay Kararı : " Olay anında yaralananın ölenin yanında bulunduğu,sanığın ölene ateş ettiği sırada mağdurun da isabet alarak yaralanabileceğini öngörebilecek durumda olduğu anlaşılmakla,mağdura karşı eylemin olası kast ile yaralama olarak vasıflandırılması gerekirken yazılı şekilde,ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

1 CD 2006/1345 2007/21629
---------------------------------------------------
Sahtecilik suçundan sanık Kıyas Uygun hakkında mahkumiyete ilişkin Iğdır Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.3.2003 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan,C Savcılığının bozma isteyen 1.4.2004 tarihli tebliğnamesi daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü : Asıl olan tapu dairesindeki herkese açık olan kayıtlar olup,tapu belgelerinin hukuksal değerlerinin bulunmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine hükümlülüğüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
6 CD 14.11.2005 2004/5983 2005/10076
------------------------------------------------------
Eşi olan katılanın önceden rızasını gösteren noterden verdiği muvafakatname ve aynı işyerinde birlikte çalıştıkları gözetildiğinde müşterek taşınmazın kendi şirketine kiraya verilmesinde kira sözleşmesine katılanın yerine imza atan sanığın eyleminde zarar verme bilinci bulunmamakla sahtecilik suçu oluşmamıştır.
CGK 30.11.1999 6/280-292
---------------------------------------------------
Sanığın önceden mevcut rızaya dayanarak annesi adına suça konu bonoya sahte imza attığı anlaşıldığından,sanıkta sahtekarlık kastı bulunmamaktadır.
Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir.Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının bulunduğu kabul olunamaz. Yargıtayın duraksamasız uygulamaları bu yöndedir.
... Bu itibarla yüklenen suçun manevi ögesi bulunmadığından direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.
CGK 30.3.1992 6/80-98
---------------------------------------------------
Tapu dairelerinde düzenlenen resmi senetlerin,HMUK m 295 te sayılan sahteliği ispat edilinceye kadar muteber evraktan sayılamayacağı gözetilmeden TCK m 342/1 yerine m 342/2 ile ceza tayini bozmayı gerektirmiştir.
6 CD 15.4.1997 4245/4169
------------------------------------------------
Sanığın imam nikahlı eşinden doğan çocuklarını resmi nikahlı eşinden doğmuş gibi göstererek nüfusa kaydettirme şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK m 342/1 deki suçu oluşturması karşısında davaya bakmanın Ağır Ceza Mh. görevine girdiği gözetilmeden duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması...
6 CD 22.10.2002 8814/12023
Aynı Doğrultuda : 6 CD 21.5.2002 4507/6721
--------------------------------------------------
Boşanma hükmüne ilişkin tebligatı,diğer sanık Ahmet ile anlaşarak kendi adresine gönderilen tebligat evrakını "davalının kızkardeşi olduğu ve birlikte oturduğu" na inandırıp posta memurunu yanıltarak tebellüğ eden sanığın,tebligatın yapılmasını sağlamaktan ibaret eylemi tebligatla sınırlı olduğu ve bu durumda sanıkların eyleminin TCK m 342/2 ye değil, M 342/1 e temas ettiği gözetilmeksizin fazla ceza tayini...
6 CD 24.12.1999 7168/8053
---------------------------------------------
Ceza Genel Kurulunun 23.1.1967 gün ve 37/10 sayılı kararı ve bu doğrultuda süreklilik arzeden kararlarında vurgulandığı üzere :

TCK m 491,492,493 ün son fıkralarının;hırsızlık suçlarının işlenmesinde ister asli ister fer"i fail olsun suça katılmış olmakla beraber,suçun işlenmesi sırasında suç mahallinde bizzat bulunan şerikler hakkında uygulanabileceği benimsenmiştir.Buna göre şeriklerin asli veya fer"i iştiraki değil,suçun işlendiği sırada somut olarak suç yerinde bulunup bulunmamaları fail sayısının tayininde rol oynayacaktır. ... İncelenen olayda,savunma ve keşif tutanağına göre hayvanların çalındığı ağıldan 3 km uzakta bekleyen 3. sanık Cemal"in olay yerini görebilecek konumda olup olmadığı saptanıp buna göre TCK m 491/son hükmünün uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerekirken... ( OYBİRLİĞİ İLE )
CGK 12,6.1995 6-161-197
------------------------------------------------
Olaya gözcülük yaptıkları anlaşılan kişilerin otomobil içinde bekledikleri yerden hırsızlık mahallinin görülüp görülmediği keşfen saptanmadan 493/son fıkrasının uygulanması bozmayı gerektirmiştir.
6 CD 15.2.1999 478/393
----------------------------------------------
Sanığın sahte kimlikle açtırdığı çek hesabı ile aldığı çek karnesinden düzenlediği sahte çekleri katılana vermekten ibaret eyleminin TCK m 504/1 de yazılı nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması ..
6 CD 17.6.2002 11069/8414
-----------------------------------------------
Sanığın bulduğu boş çeki sahte olarak imzalayıp bankaya ibraz etmesi üzerine,çekin sahteliğinin banka memurunca anlaşılıp ödeme yapılmaması nedeniyle eylemin nitelikli dolandırıcılık suçuna eksik kalkışma olup olmadığı tartışılmadan M 342/1 ile hüküm kurulması...
6 CD 3.3. 1993 968/2128
-----------------------------------------------------
Taklit paranın tedavüle konmasında kamu davası açılıncaya kadar değişik kişilere sahte para verilmesi suçun temadi unsurunu teşkil ettiğinden birleştirilen dosyalardaki iddianamelerin tarihlerinin farklı olmasına rağmen her iki suç ta iddianamelerin tarihinden önce işlenmiş olduğundan ayrı suçlar sayılamayacağı gibi TCK m 80 in de,suçun temadi eden suçlardan olması(teselsülün suçun bünyesi içinde bulunması ) karşısında uygulanamayacağının gözetilmemesi...
8 CD 3.4.1990 2249/3401
Aynı Doğrultuda : 8 CD 16.11.1993 9885/11450
-----------------------------------------------------
Sanığın abone olmadan sayaçtan geçirmek suretiyle elektrik kullanmaktan ibaret eyleminde müsned suçun manevi unsurunun oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi...
11 CD 25.3.1997 768/812
Aynı Doğrultuda : 6 CD 6.2.1997 473/1063
----------------------------------------------------
Sayacın önünün açık olması tek başına enerji hırsızlığı suçunun kanıtı olmamakla,suça konu elektrik sayacına ait varsa sayaç ayar bakım istasyon raporu getirtilerek suç tarihi itibariyle sanığın evinde bulunan priz,lambalar,kullandığı elektrikli aletler yerinde saptanıp bulunacak kurulu güce ve dosyadaki tüketim belgelerine göre,elektrik tüketimini engelleyici bir eylemin bulunup bulunmadğına ilişkin bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle kanıtların bir bütün halinde değerlendirilip sanığın suç kastının belirlenmesi gerekmekle eksik inceleme ile hüküm tayini bozmayı gerektirmiştir.
6 CD 18.9.2006 2004/4920 2006/ 8238
-----------------------------------------------------------
9.6.1993 tarihli iddianemenin hem sahte vekaletname düzenlenmesini,hem de vekaletnamenin tapu dairesinde yapılan ipotek işleminde kullanılmasını kapsadığı ve eylemin mahkemece de bu şekilde benimsendiği anlaşılmakla,sanık hakkında TCK nun 80. maddesinin uygulanmaması... 6 CD 24.6.1996 1792/7003
------------------------------------------------------------
Sanığın boşanmayı sağlamak için sahte kimlikle noterde vekaletname
düzenletip mahkeme ilamı almaktan ibaret eylemlerinin TCK m 342/2,80. maddelerine uyduğu gözetilmeden TCK m 342/1,80,350/1-3 maddeleri ile uygulama yapılması... 6 CD 3.7.1992 5116/5359
-----------------------------------------------------------
Sanığın süresi içinde icra müdürlüğüne verdiği dilekçede " haczi kabil malının bulunmadığını " bildiren dilekçesinin malbeyanı mahiyetinde olduğu gözetilmeden mahkumiyetine karar verilmesi...
8 CD 6.3.1987 818/1899
------------------------------------------------------------
Trafik olaylarına ilişkin incelemelerde Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi son merci olmadığı cihetle kusur oranına ilişkin farklı raporların birbirine ve diğer delillere göre birlikte serbestçe münakaşa ve takdir edilerek sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken Adli Tıp Kurumunun son merci olduğundan bahisle raporunun tartışmasız kabulü suretiyle hüküm tesisi doğru görülmemiştir. 2 CD 27.9.1990 8431/9611
------------------------------------------------------------
Ceza tayini sırasında "sanığın şahsi ve sosyal durumu ile suçun işleniş şekli"nazara alınarak cezanın alt sınırdan tayini ile olumlu değerlendirme yapılmışken,aynı nedenlerin özgürlüğü bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesinde sanığın aleyhine değerlendirilmesi ve cezanın paraya çevrilmesi halinde sanık üzerinde aynı etkiyi göstermeyeceğine karar verilirken sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirilmemesi gerekçede çelişki oluşturur.

Özgürlüğü bağlayıcı cezanın 647 sayılı yasanın 4. maddesi uyarınca para cezasına veya diğer önlemlere çevrilmesi cezanın kişiselleştirilmesini öngören yargısal kişiselleştirme kurumudur.Mahkemece bu talebin reddine karar verilmesi halinde dosya kapsamı ile sabit olan haklı ve yasal gerekçeler gösterilmelidir.

Öte yandan modern ceza hukukunda "yaptırım" kavramı değişikliğe uğramıştır.Artık sadece suçluya azap ve ızdırap vermek amacı güden yaptırımlar sisteminin toplumsal çıkarlarla bağdaşamayacağı anlaşılmış ve suçlunun ıslahı ile birlikte toplumsal yararı gözeten ve aynı zamanda toplumun tepkisini gösteren karma nitelikte yaptırımlar kabul edilmiştir.

Adli sicilde hükümlülük kaydı bulunmayan,dosyaya hiçbir olumsuzluğu yansımayan sanık hakkında,olumlu özellikleri nazara alınarak takdiri nedenlerle cezasında indirim de yapıldığı halde, aynı nedenler hapsin paraya çevrilmesinde aleyhine değerlendirilmiş,gerekçede çelişkiye düşülmüştür. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
CGK 7 .11.2000 209-214
Aynı Doğrultuda : CGK 16.11.1999 2-232-277
-------------------------------------------------------
"... Nitekim 7.6.1976 tarihli İBK da : ( ...gösterilecek gerekçenin sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır.Talebin bu niteliği,yasa koyucunun amaç amacına uygun olduğu gibi,kararı aydınlatmak,keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etme niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir..." denilmektedir.

İçtihadı Birleştirme Kararı"ndaki bu açıklamalar karşısında,yasa koyucunun amacına göz atmakta da,konunun değerlendirilmesi yönünden yarar ve hatta zorunluluk vardır.

Yasa tasarısının gerekçesinde benimsenen : (Prensipler) başlığı altındaki
4. Madde, " Kısa süreli hpis cezalarında,suçlunun kendi kendini ıslah etmesine imkan vermek ve mümkün olduğu kadar,bu cezalar yerine,elastiki, para cezası veya buna paralel diğer tedbirlerin uygulanabilmesi..." denilmektedir.

Metinde yer alan " Mümkün olduğu kadar" deyimi,genişletici bir uygulamanın kanun vazıınca amaçlandığını açıkça göstermektedir. Keza,gerekçede vurgulanan,bu tür suçlardan cezaevine girenlerin fazlalığı ve bunun devlete yüklediği ağır külfetin giderilmesi,cezaevine girme korkusunun sağladığı,suç işlemeyi önleyici hassanın yıkılmaması,bu suretle şahsın ve toplumun korunması ilkelerinin gerçekleştirilmesi,bu nevi suç faillerinin ağır cezalı suç failleri ile birarada kalmalarından doğacak birçok sakıncaların önlenmesi maksadına matuf yasal düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.

ŞU HALE GÖRE ; SÖZÜ EDİLEN YASA HÜKÜMLERİNİN UYGULANMAMASI YÖNÜNDE GEREKÇELERİN YUKARIDA SAYILAN FAYDALARIN BULUNMADIĞINI GÖSTERECEK KİŞİSEL VE OLAYSAL ÖGELERİ İÇERMESİ GEREKİR.YASADAKİ DEYİMLERİN TEKRARI BU ANLAMDA YASAL BİR GEREKÇE OLARAK KABUL EDİLEMEZ.

Olayın 2/8 kusurla sebebiyet verilen trafik kazasından ibaret oluşu,sanığın 40 yaşında,evli,üç çocuklu,sabıkasız oluşu gibi olgular karşısında,yerel mahkeme kararındaki,647 sayılı yasanın 4.maddesinin uygulanmaması için gösterilen gerekçe,sözü edilen maddenin konuluşundaki amaç ve espriye ve yukarıda yapılan açıklamalara uygun görülmediğinden direnme kararının bozulmasına oybirliği ile karar verildi.
CGK 3.5.1982 9-154-193
-----------------------------------------------------------------
"... 647 Sayılı Yasanın 4. maddesinin gerekçesine dayalı olarak 7.6.1976 T ve 4/3 Sayılı İBK ile,yerleşmiş YCGK kararlarında açıklandığı üzere,özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi,cezanın yargısal kişiselleştirme kurumudur. " Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine para cezası veya diğer tedbirlerin uygulanmasına karar verilebilcektir" denilerek infazla ilgili eski sistemin terk edildiği açıklanmıştır. Öte yandan modern ceza hukukunda "ceza" kavramı değişikliğe uğramıştır.Sadece suçluya ızdırap vermek amacını güden yaptırımların yerini suçluların ıslahı ile birlikte toplumun da korunmasını öngören karma nitelikte yaptırımlara bırakmıştır. Sanık lehine olarak kabul edilen bu yöndeki uygulamaya,sanıığın talebi olmasa dahi,mahkemece re"sen karar verilebilir. Kazada eşi,yakınları ölen ve yaralanan sanığın babasını,sanık oğlunun cezaevine girmesiyle perişan edecek ve adeta sanığın babasını da cezalandırmış olacak bu durum modern ceza kavramı ile bağdaşmamaktadır.Bu nedenlerle direnme hükmünün bozulmasına (Oybirliği ile) karar verildi.
CGK 27.6.2000 2-136-146
--------------------------------------------------------------
" Evli,dört çocuk annesi,Almanya"da işçi olarak çalışan sanığın,ölenlerin yakınlarını, tazminat ödemek suretiyle tatmin ettiği nazara alınarak,647 SY m 4 uyarınca hürriyeti bağlayıcı cezasının paraya çevrilmesinin,şahsi ve sosyal durumuna,hak ve adalet kurallarına uygun düşeceği düşünülmeden,bu husustaki talebinin reddi yasaya aykırıdır..."
2 CD 16.11.1995 10444-12198
-----------------------------------------------------------------
60 Yaşında,evli,4 çocuklu,sabıkasız,ehliyetli şoför olup ölenin tedavisine
teşebbüs etmiş olması sanığın kişiliğinin olumluluk göstergesi olup hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya çevrilmemesi yasaya aykırıdır.
2 CD 16.11.1995 10708/12176
----------------------------------------------------------------
647 Sayılı Yasanın 4. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin kararın gerekçesi,ceza alt sınırdan tayin edilirken dayanılan gerekçe ile çelişmemelidir. CGK 20.4.1999 2/75-73
-------------------------------------------------------
Sanığın telefonu aracı kılıp kendisini Hazerli Yusuf olarak tanıtarak dolandırıcılık yapması ve haksız çıkar elde etmesi TCK m 504/3 e uyan (nitelikli dolandırıcılık)suçunu oluşturur. 6 CD 29.11.2001 14197/14681
---------------------------------------------------------
Yurt dışında iş bulacağı ve oturma izni sağlayacağından bahisle yakınanları kandırıp haksız çıkar sağlayan sanığın eyleminin(1475 sayılı yasadaki suç ile birlike) aynı zamanda TCk m 504/4 teki suçu da oluşturduğu,bu durumda TCK m 79 da gözetilerek daha ağır cezayı gerektiren TCK 504/4 maddesindeki suçtan tecziyesine karar verilekle yetinilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı hükmün kurulması ...
6 CD 16.10.2001 11336/12310
Aynı Doğrultuda : 6 CD 18.11.1997 11243/11048
6 CD 21.10.1997 9874/9662
-------------------------------------------------------------
"Şahsi ve sosyal durumu,suçun işleniş şekli gözönüne alınarak cezası alt sınırdan belirlenen ve yargılamada izlenen olumlu davranış ve tutumu nedeniyle TCK m 59 ile cezasından indirim yapılan sanığın cezasının paraya çevrilmesi isteği bu kabullere ters düşecek biçimde reddedilmekle gerekçede çelişkiye düşülmüştür.
CGK 29.9.1998 2/227-279
------------------------------------------------------------
TEK görevlilerince borcunu ödemediğinden sayacı mühürlenen sanığın mühürü fekkederek elektrik tüketmesi şeklinde gerçekleşen eylemi ile kullanılan elektrik sayaçtan geçtiğine göre eylemde hırsızlık değil,mühür fekki vasfı vardır. (TCK 274/1) 6 CD 3.2.1993 9316-732
-------------------------------------------------------------
Sanığın müşteki adına çıkarılan tebligatı " işçisi" diyerek ilgili memura yalan söylemek suretiyle almaktan ibaret eyleminin 7201 S Teb. K. m 55 e uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden TCK m 343/2 ile hükümlülük kararı verilmesi. 6 CD 5.6.2000 4409/4398
Aynı Doğrultada : 6 CD 21.5.2002 90/6719
------------------------------------------------------------
Sanığın kendisi yerine bir başkasını sınava soktuğunun henüz başlangıçta kimlik kontrolü aşamasında anlaşılmış olması karşısında eylemin TCK m 343/1 e uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden aynı yasanın 345. maddesi ile uygulama yapılması.
6 CD 1.10.2001 10839/11513
-------------------------------------------------------------
Yerine başkasının ÖSS sınavına girmesini sağlayan sanığın eylemi,bu durumun sınavda anlaşılmayıp,sınav sonunda sınav kağıtlarının görevlilere teslimi aşamasında fotoğrağlardaki farklılıktan saptanmış olması ve ÖSS sınav sonuçlarının iptal edilmesi karşısında eylemin TCK m 345 teki suçu oluşturduğu halde,m 343 ile ceza tayini bozmayı gerektirmiştir. 6 CD 6.6.2002 5037/7723
------------------------------------------------------------
Sanık tarafından ibraz edilen ve kendi fotoğrafını taşıyan,ancak başkasına ait kimlik bilgilerini içeren nüfus cüzdanına itibar etmeyen polisler sahteliği farkedip sanığı yakalamış bulunduklarına göre,nüfus cüzdanının iğfal kabiliyeti bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Bu itibarla polisleri aldatamayan ve aldatıcılık niteliği bulanmayan nüfus cüzdanı ile sahtecilik suçu oluşmamıştır. Direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. CGK 21.11.1994 6-275/294
---------------------------------------------------------------
Suça konu pasaportla hava limanında yurt dışına çıkış yapmak istenirken pasaport kontrolünde vizenin sahte olduğu anlaşılmış olması karşısında aldatma yeteneğinin ne şekilde oluştuğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden yazılı kararın verilmesi.
6 CD 11.6.2002 6483/8025
------------------------------------------------------------
Suça konu sürücü belgesi elde edilemediğine ve iğfal kabiliyet bulunup bulunmadığına dair rapor elde edilemediğine göre suç unsurları oluşmadığından beraat kararı verilmelidir.
6 CD 9.10.2001 11949/11970
Aynı Doğrultuda : 6 CD 27.9.2000 6375/6489
--------------------------------------------------------------
Dosya içeriğine göre,katılanın,borcuna karşılık,sanığa 450.000 liralık bono verdiği,sanığında 450.000 rakamının önüne 15 rakamlarını ilave ederek boş olan yazı kısmını da doldurduğu ve ciro ederek başkasına verdiği anlaşılan olayda yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık objektif iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.

Suça konu senetle ilgili ekspertiz raporunda sol başa eklenen 15 rakamının ilk bakışta anlaşıldığı,tahrifatın iğfal kabiliyeti bulunmadığı belirtilmiş,mahkemece yapılan incelemede de aynı belirlemeler yapılmıştır. O halde,üzerinde tahrifat yapıldığı ilk bakışta anlaşılan bonoda sahtecilik suçunun unsurları oluşmaz.İğfal kabiliyeti objektif ölçülere göre yoktur. CGK 22.5.1998 6-144-200
-----------------------------------------------------------
Onaysız fotokopiden ibaret belgede iğfal kabiliyetinin ne şekilde oluştuğu tartışılıp açıklanmadan mahkumiyet kararı verilmesi...
6 CD 18.12.2000 9986-9821 Aynı Doğrultuda :
6 CD 25.3.1996 3267/3103
------------------------------------------------------------
Avustralya Başkonsolosluğunca vize istemi ile başvuranların verdikleri belgelerin ilgili kurumlardan teyidinin mutlak olarak istenip istenmediği,
belgelerin konsolosluğu şüpheye düşürecek mahiyette bulunup bulunmadığı,iğfal kabiliyeti ile ilgili rapor da aldırılarak delillerin bir bütün halinde değerlendirilerek suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı belirlenmelidir. 6 CD 10.5.2001 7600-7929
-------------------------------------------------------------
Sanığın tapu sicilindeki ilgili haneleri silip yerine kendi el yazısı ile yeni yazıları yazdığı,inceleme yapan müdürce ilk bakışta farkedildiğine göre,iğfal kabiliyetinin ne surette oluştuğu açıklanmadan ve eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturup oluşturmadığı da tartışılmadan,TCK m 339 ile hüküm kurulması...
6 CD 30.9.1992 5206-6143
--------------------------------------------------------------
Sanığın tabanca ile etkili mesafeden mağdurun göğüs bölgesine ateş ederek neden olduğu olayda,olayın akabinde mağdurun ölmesini engellemek amacıyla zaman geçirmeksizin sağlık kuruluşuna götürerek tedavisini yaptırmış olması ve ölümün gerçekleşmemiş olması karşısında
5237 sayılı yasanın 36. maddesinin(gönüllü vazgeçme) uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması.
1 CD 21.3.2007 1825-1786 Aynı Doğrultuda :
1 CD 07.02.2007 3317-249
---------------------------------------------------------------
1-Sanığın tüm aşamalarda "mağdura ait büfenin kepengini indirip asma kilidi ve camı kırdığını,ancak pişman olup hırsızlık yapmaktan vazgeçtiğini " savunmuş bulunması ve eylemi tamamlamasına mani başkaca bir etkenin de olmaması karşısında 765 SK m 61/son(5237 SK m 36/1)maddesinin uygulama yeri bulunup bulunmadığının tartışılmaması;
2- 765 SK m 61/son(5237 SK m 36/1)in uygulanması durumunda, kendiliğinden vazgeçme aşamasına kadar oluşan mala zarar verme suçundan, mağdurun şikayetinden vazgeçmiş bulunduğu nazara alınarak hüküm tesis edilmelidir. 6 CD 23.2.2006 722/1709
----------------------------------------------------------------
Odadaki şahısların isabet alabileceğini öngörebileceği halde,alkollü olan sanığın kontrol amacı ile ateş etmesi neticesinde mermi isabetiyle ölüm vukubulduğuna göre,sanığın bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verdiğinin
kabulü gerekir. 1 CD 11.12.2006 4308-5530
-----------------------------------------------------------------
Tehdit fiilinde objektif kortucu ve endişe vericilik yeterli olup,somut olayda mağdurun korkup korkmadığı araştırılmaz.
Kavga ve tartışma sırasında haksız bir fiilin kendisinde husule getirdiği şiddetli öfkenin etkisi ile sarfedilen sözler,koşulları varsa ancak yasal indirim sebebi olarak kabul edilebilir ise de,önceden ilke boyutunda kastı kaldıran ve suçun oluşumunu engelleyen bir husus olarak kabul edilemez. Bu itibarla,sanığın,mağdurun sövmesinin yarattığı haksız kışkırtma sonucu katulana yönelttiği " senin ecelin benim elimden mi olacak) biçimindeki sözlerinin tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden beraat kararı verilmesi... 4 CD 13.3.2007 2005/13379-2007/2407
---------------------------------------------------------------
Sayacın mühürleri ile oynanmış olmasının tek başına atılı suçu oluşturmayacağı gözetilerek katılan idareden sayaca ait suç tarihinden önce ve sonraki 1 er ıyıllık dönemleri kapsayan tüketim belgeleri getirtilerek,evdeki elektrikli aletler,lamba,priz sayısı ile kullandığı tüm aletler esas alınarak elektrik tüketiminde düşme olup olmadığına dair bilirkişi görüşü alındıktan sonra delillerin bir bütün halinde takdiri ile hukuki durumun tayini yerine eksik inceleme ile hüküm kurulması.
6 CD 1.2.2007 3900-907
---------------------------------------------------------------
Oluşu mahkemece kabul edilen,sanığın görevi gereği yapması gereken ipotek tesisi işlemini yapma karşılığında müştekiden 250 YTL isteyip alma şeklindeki eylemi,765 sayılı yasanın 212/1 maddesine göre suç tarihi itibariyle rüşvet almak suçunu oluşturduğu,5237 sayılı TCK m 252 de rüşvet suçunun 765 sayılı yasadan farklı olarak yalnızca,kamu görevlisinin görevlerinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişi ile vardığı anlaşmayla yarar sağlaması olarak düzenlendiği ve bu durumda,765 SY 211/1 maddesinde düzenlenen yapılması gereken iş için menfaat sağlamanın 5237 sayılı yasada rüşvet suçu olarak kabul edilmediği ve 257.maddedeki görevi kötüye kullanma suçu vasfında bulunduğu;aynı yasanın 7/2 maddesine göre 5252 sayılı Y. nın 9/3 maddesi gereğince yapılacak lehe yasa değerlendirmesinde karşılaştırmanın buna göre yapılması gerektiği halde,eylemin 5237 SY nın 252. maddesine uyduğunun kabulü yasaya aykırıdır. 5 CD 3.5.2007 84-3195
---------------------------------------------------------------
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 1412 S CMUK 97/2 maddesi ve aynı yönde hüküm bulunan 5271 S CMUK 118/4 maddesi gereğince " C Savcısı hazır olmaksızın konut,işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmüne aykırı davranılması suretiyle dava konusu eşyanın usulsüz yapılan arama sonucu ele geçmesi ve aleyhine başka delil de bulunmaması nedeniyle sonucu itibariyle beraat kararı doğru olduğundan hükmün onanması gerekmiştir.7 CD 22.3.2007 7699-1958
--------------------------------------------------------------
1-Taksirle ölüme neden olma suçu ile ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarının reddine ; Ancak :
2-Trafik güvenliğini tehliyeke düşürme suçuna yönelik temyize gelince,bir fiil ile birden fazla suçun oluşmasına neden olan sanığın yalnızca daha ağır cezayı gerektiren bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan sorumlu tutulması gerektiği gözetilmeden ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye düşürme suçundan da mahkumiyet kararı verilmesi kanuna aykırıdır. 9 CD 12.6.2007 4639-5186

-----------------
PARADAN DÖNÜŞEN HAPİS CEZALARINDA ÜST SINIR Hakkında
" 765 sayılı TCK" nın 77/4 maddesinde :" Birleştirilen para cezalarının şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çevrilmesi halinde bu ceza müddeti beş seneyi geçemez" hükmüne yer verilmiş,647 S Kanunun 5/11 maddesinde ise," para cezası yerine getirilen hapis cezası 3 yılı geçemez. TCK nun 84.maddesi hükmü saklıdır" hükmü öngörülmüştür.

647 S Kanunun 5/11 maddesi,tek bir hüküm ile verilen para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilmesi durumundaki azami sınırı göstermekte iken,765 S TCK nın 77/4 maddesi,birden fazla hükümle verilen para cezalarının toplanması sonucu bulunan cezanın ödenmemesi nedeniyle çevrilen hapis cezasının üst sınırını göstermektedir.Bu nedenle daha sonra yürürlüğe giren 647 S K nun 5/11 maddesi hükmüyle,765 S TCK nın 77/4 maddesindeki 5 yıl sınırının 3 yıla indirildiğini kabul etmek mümkün değildir.

Somut olayda,yedi ayrı mahkeme hükmüyle verilen para cezalarının içtimaı sözkonusu olup,her bir para cezasının hapis cezasına dönüştürülmesi sonucunda bulunan hiçbir ceza 3 yıldan fazla değildir ve toplanan para cezasının dönüştürüldüğü hapis cezasının üst sınırı da 5 yıldır.Bu nedenle kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde olmayıp itirazı halleden merciin gerekçesi yasaya uygundur.Ancak toplam hapis süresi kararda belirtildiği şekilde 1617 gün olmayıp 1914 gündür ve 5 yıl 2 ay 29 güne tekabül etmektedir.Böylelikle hükümlünün yatacağı süre itiraz merciince hesap edildiği gibi 4 yıl 5 ay 7 gün hapis olmayıp azami sınır olan 5 yıldır.
Bu nedenle İstanbul 4. Ağır Ceza Mh. nin 30.3.2006 gün ve 2006/233 Müt.sayılı kararının 5271 S CMK nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA karar verilmiştir."
10.CD 2006/10303-10707


ÇEK HUKUKU İLE İLGİLİ İÇTİHATLAR


... Yukarıda açıklanan nedenlerle çeklerde keşide yerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde anlaşılabilir olması koşulu ile kısaltılmış olarak yazılması halinde, sırf keşide yerinin kısaltılmış olarak yazılmış olması sebebiyle geçersiz sayılamayacağına ve içtihatlar arasındaki aykırılığın böylece giderilmesine 2/3 ü aşan çoğunlukla karar verildi.
İBK 14.12.1992, 1-5
-------------------------------------------------
Çeklerde keşide tarihine ait gün ve ay hanelerinin maddi yanılgı sonucu yer değiştirmiş olması geçerliliğini etkilemez. 10 CD,19.11.2002,23695-25909
-------------------------------------------------
İmkansız bir tarih olan 31.2.1999 tarihinin keşide tarihi olarak kabulü mümkün değildir. 10 CD 18.9.2001,12106-20740
-------------------------------------------------
"Zong", " T. Ova"K.Eli","Adp","Adap","K.sel","Als", "İzm",
"C.Köy","Erz","Trb","Esk","M.K.P.","Ant","İsk","Ka y","Dnz""Sam","Blk" şeklindeki kısaltmalar keşide yeri olarak kabul edilmemektedir.
-------------------------------------------------
"A.Koca" şeklindeki kısaltmanın tereddütsüz olarak " Akçakoca" yı ifade ettiği,"ERZM" şeklindeki kısaltmanın Erzurum"u açık seçik ifade ettiği,
"Eskş"kısaltmasının"Eskişehir"i,"B.eski" kısaltmasının "Babaeskiyi" ifade ettiği, "İst"kısaltmasının İstanbul"u,
"K.Bey" kısaltmasının "Karacabey"i ifade ettiği
ve keşide yeri olarak kabul edildiğine dair içtihatlar vardır.
------------------------------------------------
Çekin ibrazından sonra ciro edilmesi alacağın temliki hükmündedir.Bu yolla çeki ciro alanın şikayet hakkı yoktur. 10 CD 4.5.1998,3141-4382
------------------------------------------------
Karşılıksız çek keşide etme suçunda şikayet hakkı çeki ibraz eden hamil ile çek arkasında ciro silsilesinde imzası olan kişilere aittir.Müştekinin cirosu,araya sıkıştırılmış görünümünde olup,bankadan gelen cevabi yazıya ekli çek fotokopisinde,ibraz anında bu cironun mevcut olmadığı görülmektedir.Bu hususun tekrar araştırılması,fotokopide teknik eksikliğin bulunup bulunmadığının tesbiti ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. 10 CD 5.3.1996,1820-2053

Aynı doğrultuda : 10 CD 23.3.1998,1883-2861
--------------------------------------------------
Aynı banka şubesinden alınan çek defterlerinin tümünün iade edilmemesi tek suçu oluşturur.
10 CD 18.6.2001,10886-18994
--------------------------------------------------
Suçtan zarar gören durumunda olmadığı halde bankanın müdahilliğine karar verilmesi,bozma sebebidir.
10.CD 13.11.2001,16631-23505
--------------------------------------------------
Yargıtay CEza Genel Kurulu"nun 2.3.1992 gün,7-351-55 sayılı kararında açıklandığı üzere,süresi içinde eylemden şikayet bulunduğundan,keşidecinin belirlenmesi halinde hakkında ek iddianame ile dava açılabilir.
10.CD 4.4.2000 625-4475
-------------------------------------------------

Şikayet ve dava hakkı çek hamiline aittir.Çek arkasında imzasının bulunmaması,sadece adı ve soyadının yazılı olmasınedeniyle ciro silsilesinde yeralmayan ve çeki bankaya ibraz eden konumunda olmayan kişinin şikayet hakkı bulunmamaktadır.Şikayet eden kişinin yalnızca ad ve soyadının yazılı olması,imzasının bulunmaması halinde şikayet hakkı yoktur.
CGK 11.5.1999 10-105-108
--------------------------------------------------
Kim tarafından yapıldığı belli olmayan imza iptali geçersiz olup sırf bu şekilde silinme şikayet hakkını düşürmez. 10 CD 20.4.1998,2819-3714
--------------------------------------------------
Sonradan eklenmiş görüntüsü veren cironun ibraz anında bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
10 CD 16.2.1998 181/919
--------------------------------------------------
Çekteki imzanın kime ait olduğunu bilmeyen müştekinin eylemi anlatarak yaptığı şikayet yeterlidir. Faili belirlemek iddia makamına aittir.
10 CD 7.2.1994 12225-1016
-----------------------------------------------
Çekin ibrazından sonra çeki ciro alan alacağı temlik almış olur,şikayet hakkı yoktur.
CGK 22.10.1990,7-222-327
-----------------------------------------------
31.11.1995 tarihi imkansız değildir.
10 CD 9.2.199814350-457
-----------------------------------------------
31.4.1994 keşide tarihi,30.4.1994 olarak kabul edilir.

10 CD 9.2.1998 14583-494
------------------------------------------------
Çekin keşide yeri ve tarihi ibraz anında tamamlanabilir.
10 CD 9.6.1997 7549-6967
-------------------------------------------------
30 Şubat mümkün olmayan bir tarih olduğundan ve takvimde bulunmayan bir tarih olduğundan keşide tarihi olarak kabul edilemez. CGK 31.1.1994 10-334-4
-------------------------------------------------
Aval verenin hukuki sorumluluğu mevcuttur,ancak keşideci olarak cezanlandırılamaz.
10 CD 16.11.1998,9481-10970
------------------------------------------------
Ltd. Şkt. müdürü olan sanığın yetkisi devam ederken boş olarak imzaladığı,ancak yetkisi bittikten sonra doldurulan çekten sorumluluğu yoktur.
10 CD 11.4.1997 , 4645-4586
-------------------------------------------------
Keşideci ile birlikte çekin ön yüzünü imzalayan avalistin cezai sorumluluğu yoktur. Keşideci yanına atılan yetkisiz imza aval mahiyetinde olup cezai sorumluluk doğurmaz.
10 CD 20.5.1993 , 1183-6178
-------------------------------------------------
İbraz tarihinden önce açılan menfi tesbit davasının bekletici mesele yapılması zorunludur.
10 CD 1.2.2000, 16260-1007
------------------------------------------------
Çekin ibrazından sonra açılan menfi tesbit davasının bekletici mesele yapılamayacağı,ancak ibrazdan önce açılan menfi tesbit ve iptal davalarının bekletici mesele yapılması gerekeceği.
10 CD 14.9.1998,6824-787
----------------------------------------------
Müdahil hakkında açılan " bedelsiz senedi kullanmak" ve menfi tesbit davasının sonucu beklenmelidir.
10 CD 19.11.1996,11661-12266
-----------------------------------------------
KOCASI TARAFINDAN,BANKADA HESAP AÇMA VE BU HESAPTAN ÇEK DÜZENLEME HUSUSLARINDA EŞİNİ YETKİLİ KILAR NİTELİKTE VEKALET VERMEYE İKNA EDİLEN VE BUNUN SONUÇLARINI ÖNGÖRECEK DURUMDA OLMAYIP TİCARİ HAYATLA İLGİSİ BULUNMAYAN EV HANIMI SANIĞIN,BİLAHARE KOCASININ DÜZENLEDİĞİ ÇEKİN KARŞILIKSIZ ÇIKMASI NEDENİYLE OLUŞAN SUÇA İŞTİRAK İRADESİ SAPTANAMADIĞINDAN SUÇUN MANEVİ UNSURU OLUŞMAMIŞTIR.
CGK 22.6.1999 10-160-172
----------------------------------------------
Müdahilin çeki kötüniyetle ele geçirdiğinin sanık tarafından ispatı gerekir.10 CD 27.12.1994,11548-14935
-----------------------------------------------
Çekin ciro yoluyla müdahilin eline geçmiş olması halinde,sanıkla müdahil yüzyüze gelmemiş,sanığın müdahile hile ve desise kullanmış olması mümkün görülmediğinden dolandırıcılık suçu oluşmaz.
10.CD 7.2.1994-12238-1018
----------------------------------------------
Şikayete konu edildiği halde,davaya ve hükme konu edilmeyen çek hakkında zamanaşımı süresinin dolumuna kadar kamu davası açılması mümkün görülmüştür.
10 CD 4.6.2001,9632-17610
----------------------------------------------
Suça konu çek yaprağının yırtılan bölümlerinin biraraya getirilip yapıştırılmasıyla hukuksal değerini yitirmediği ve icra takibine konu yapıldığı anlaşılmıştır.Bu itibarla sanığın suçu eksik kalkışma aşamasında kalmıştır.
6 CD 17.9.2002,7626-10244
-------------------------------------------------
Sanığın,kardeşi O.Y. nin onayı ile çeki kendi adı ile imzaladığının ve bu durumu bilen müşteki şirkete verdiğinin anlaşılması karşısında sahtecilik suçu oluşmaz. 6 CD 2.5.2002 4621-5663
------------------------------------------------
Sanığın yakınanın elinden aldığı çeki geri vermeyip yırtması TCK m 348 aracılığı ile m 342/1 deki suçu oluşturur. 6 CD 4.3.2002 790-2402
------------------------------------------------
Sanığın ,ödeyeceğinden bahisle çeki alıp,kendi cirosunu çizmek suretiyle borçtan kurtulmaya çalışması TCK m 348 delaletiyle 342/1 deki suçu oluşturur.
6 CD 7.4.1997 3710-3652
------------------------------------------------
Vekaletnamede çek keşide etme yetkisi yok ise de,sanığın,
hesap sahibi kardeşinin bankaya verdiği muvafakat ile çeki imzalamış olması halinde 3167 SK m 16 daki suç oluşur.(CGK 30.11.1999 T 1999-10-285-292 sayılı kararında belirtildiği üzere BK m 450 gereğince,anılan hesaptan çek keşide etme yetkisinin var olduğu kabul edilmiştir.)
10 CD 30.6.2003 2002/26104- 2003/18123
---------------------------------------------------
Vekaletnamede çek keşide etme yetkisinin verildiğine dair ifade yok ise de,sanığın suça konu çeki babasının izni ile imzalayıp imzalamdığı araştırılıp,izni var ise 3167 SK m 16 da yazılı suçun oluştuğu kabul edilmelidir.
10.CD 9.6.2003 2003/2453-14559
---------------------------------------------------

Faili belirleme görevi kamu davasını açan iddia makamına aittir. 10 CD 10.12.2002 28757-26319
--------------------------------------------------
Ticari mümessil,iyiniyetli üçüncü kişilere karşı müessese sahibi hesabına,kambiyo taahhütlerinde bulunmak ve onun adına müessesenin gayesine dahil olan tüm tasarrufları yapmak yetkisine sahiptir. Bu itibarla keşide ettiği çek muteberdir,sırf çek keşide etme yetkisi olmaması nedeniyle dolandırıcılık suçu oluşmaz ,3167 sy M 16 daki suç oluşur.(TTK m 415,BK m 450)

10 CD 3.6.2003 13515-14424
------------------------------------------------------

Sanığın,sorgusunda,suça konu olan ve oğlu ZHK ye ait çeki,onun sözlü iznini alarak imzaladığını belirtmesi karşısında ZHK tanık olarak dinlendikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması.
6 CD 25.1.2002 17335-568

Aynı doğrultuda, 6 CD 20.11.2002 8023-130303
-----------------------------------------------------------
Önceden mevcut rızaya dayalı olarak babasına ait çeki keşide ederek katılana veren sanık,mağdura zarar verme bilinciyle hareket etmediğinden ,sahtecilik suçu oluşmaz.

CGK 25.5.2004 6-93-126
-----------------------------------------------------------------
Sanığın,ihtaratın yapıldığı tarihte elinde boş çek defteri kalmadığını(tüm çek yapraklarını kullanmış olduğunu,ileri tarihli olarak keşide ederek elinden çıkarmış olduğunu) belirtmesi halinde,aksi sabit olmayan bu savunmaya itibar edilmesi ve beraat kararı verilmesi gerekir.
10 CD 14.11.2003 2867-20593

Aynı doğrultuda : 10 CD 23.6. 2003 2002/23909 2003/ 17177
------------------------------------------------------------------

Çeklerin bankaya ibrazından sonra,katılan elindeyken zayi olduğu gerekçesiyle iptaline ilişkin karar ,sanığın cezalandırılmasına engel teşkil etmez.

10 CD 24.6.2003 2002/27871 2003/17381
-------------------------------------------------------------------
Dolandırıcılık/Çekin Önceden Doğan Borç İçin Verilip Verilmediği :

Suça konu çekin sanık tarafından Ö E San ve Tic Ltd Şkt. ne verilmesine,çek arkasında birinci ciranta olarak görünen R K nin çeki müdahil MG ye ciro etmesine,sanığın ise savunmasında,aldığı vantilatörlere karşılık müştekiye suça konu çeki verdiğini belirtmesine göre, öncelikle sanık ve müdahilin etraflıca ifadeleri alınıp çekin önceden doğan bir borç için verilip verilmediği,alışveriş sırasında sanık ile müdahilin yüzyüze gelip gelmediği araştırılıp,sanığın ne şekilde hile ve desise kullanarak karşı tarafı hataya düşürdüğü karar yerinde açıklanıp tartışılmadan hüküm kurulması.

10 CD 17.6.2003 2002/13495-2003/16529
-------------------------------------------------------------------------Sanığın önceden doğan borç nedeniyle sonradan suça konu çeki verdiği; bu durumda yasal ögeleri oluşmadığı gözetilmeden dolandırıcılık hüküm kurulması.

6 CD 2.7.2002 7054-9480


Aynı doğrultuda: 11 CD 21.11.2002 7260-9321

6 CD 8.4.2002 3385-4610
******************************
İcra dosyasına yapılan ödemenin çek bedelini,%10 tazminatı ve gecikme faizini
karşılaması halinde kamu davasının düşmesine karar verilmeledir.
10 CD 15.4.2003 2002/2296-2003/4889
------------------------------------------------------------------
3863 Sayılı yasa ile değişik 3167 SY m 16/2 ile,keşidecinin çek bedelinin karşılıksız kalan kısmını % 10 tazminatı ve gecikme faizi ile muhatap bankaya veya şubesine yatırması halinde vazgeçme koşulu aranmaksızın kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmelidir.
10 CD 15.4.2003 2002/13366 2003/7647
-----------------------------------------------------------------
İcra dairesine ödeme halinde müştekinin yasal hamillik sıfatı dolayısı ile şikayet hakkı sona erer.
10 CD 24.3.2003 2002/5702-2003/3004
72053 okuyucu tarafından okundu.

Site yararlanma sözleşmemizin 1. maddesinde belirtilen "Türk Hukuk Sitesi içinde yer alan tüm bilgi ve dökümanlar amatör amaçlarla ve Türk Hukukçularına yararlı olması gayesiyle hazırlanmıştır. Her ne kadar bu sitenin gerek güncellenmesi gerek her türlü hazırlığı aşamasında son derece itina ve dikkat gösterilmekte ise de, Site içinde yer alan bilgilerin doğruluğu ve güncelliği ve Site'den verilen linkler nedeniyle hiçbir hukuki sorumluluk kabul edilmez." uyarımız bu sayfa için de aynen geçerlidir. Lütfen bu sayfada yer alan hiçbir bilgiyi doğruluğunu bizzat teyid etmeden kullanmayınız.

THS Sunucusu bu sayfayı 0,15495610 saniyede 16 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.