Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas: 2012/8516, Karar: 2012/12142 İçtihat

Üyemizin Özeti
Davalı koca tarafından 15.4.2003 tarihinde açılan boşanma davası ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilerek kesinleşmiş, kocanın 3.10.2007 tarihinde açtığı ikinci boşanma davasında TMK m. 166/son gereği tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.

Davanın konusu; davacı kadının, 6.6.2006 tarihinde satın alınarak tapuda davalı koca adına tescil edilen taşınmazda, yasal mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan artık değer üzerinden katılma alacağı talebidir.

Fiili ayrılık döneminde, fakat evlilik birliği devam ederken edinilen davaya konu taşınmazın davalı kocanın kişisel malı olduğu ispat edilemediği sürece edinilmiş mal kabul edilmesi gerekir. Burada ispat yükü kişisel mal olduğunu iddia eden davalıya düşmektedir ve davalı, taşınmazın, kişisel malı olduğunu ispatlayamamıştır.

Fiili ayrılık döneminde diğer eşin edindiği mala katkıda bulunulması kural olarak hayatın olağan akışına aykırı olduğundan bu dönem itibarıyla değer artış payı alacağının istenemeyeceği kabul edilmekte ise de; katılma alacağı için eşin herhangi bir katkısı gerekmeyip bu hak yasadan kaynaklandığından, resmi evlilik devam ettiği sürece edinilen malların mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olması durumunda tasfiye edileceği yasa gereğidir. Tarafların fiilen ayrı yaşıyor olmaları katılma alacağını ortadan kaldırmaz.
(Karar Tarihi : 11.12.2012)
"Taraflar arasındaki davanın kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı B____ vekili, taraflar arasında 1.1.2002 tarihinden sonra edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğunu, bu tarih sonrası edinilen malların söz konusu bu rejime göre tasfiye edileceğini ve davacının yarı hakkı bulunduğunu açıklayarak bu dönemde alınan ve davalı adına tapuya tescil edilen 3297 parselde 5 numaralı meskenin yarı hissesinin değeri olan 10.000 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da yatırdığı dilekçesiyle talebini 60.000 TL'ye yükseltmiştir.

Davalı İ____ vekili, tarafların 2002 yılından beri fiilen ayrı olduklarını, davacının ayrılık döneminde alınan davaya konu taşınmazda katkıya dayalı talepte bulunamayacağını, davacının bir katkısı da olmadığını, davalının evlilik öncesi sahibi olduğu Avcılar'daki taşınmazın satışından gelen parayla davaya konu taşınmazın parasının ödendiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 37.200 TL'nin 10.000 TL'sinin dava tarihinden, kalanının ise, ıslah tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekiliyle davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 24.7.1999 tarihinde evlenmişlerdir. İ____ tarafından B____ aleyhine 15.4.2003 tarihinde açılan boşanma davası K____ Aile Mahkemesi'nin 1.7.2004 tarih 2003/____ Esas 2004/____ Karar sayılı ilamıyla ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilmiş, hüküm temyiz edilmeden 28.9.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı İ____ 3.10.2007 tarihinde açtığı boşanma davasında ilk kararın kesinleştiği tarihten itibaren tarafların bir araya gelmediklerini ve yasal koşulların gerçekleştiğini açıklayarak boşanmaya karar verilmesini istemiş, K____ 3. Aile Mahkemesi'nin 3.6.2009 tarih 2007/____ Esas 2009/____ Karar sayılı ilamıyla davacının talebi yerinde görülerek TMK.nun 166/son maddesi gereği tarafların boşanmalarına karar verilmiş, kesinleşen ilam sonucu boşanma kararı nüfusa 27.12.2011 tarihinde işlenmiştir.

Dava konusu 3297 parselde 5 numaralı dubleks mesken 6.6.2006 tarihinde davalı İ____ Ö____ adına satın alınarak tapuya tescil edilmiştir.

Davacı tarafından dava dilekçesi ve yargılama boyunca gerek yasal edinilmiş mallara katılma rejiminden ve gerek katkıdan söz edilmekte ise de 1.1.2002 tarihi sonrası çalışma karşılığı elde edilen gelir ve emekli maaşı edinilmiş mal niteliğinde (TMK.nun 219.m) olduğuna göre davacının kişisel mal veya değerle katkıyı gerektiren değer artış payı alacağı istemediği, talebinin yasal mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan artık değer üzerinden katılma alacağı niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.

Evlilik içinde 1.1.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK.nun 231, 236/1. m.). TMK.nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala dair borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar bu durumlarıyla tasfiyeye konu edilir (TMK.nun 231/1 m.). Söz konusu mal varlıklarının devredilmesi durumunda ise devredildiği tarih esas alınarak hesaplama yapılır (TMK.nun 235/son m.)

Karşılıklı temyiz nedenleri gözetilerek eldeki dosyada öncelikle çözümlenmesi gereken husus davaya konu taşınmazın edinildiği 6.6.2006 tarihinden önce 2002-2003 yıllarından itibaren taraflar arasındaki fiili ayrılığın mal rejiminin sona ermesi bakımından önemi olup olmadığı, mal rejiminin reddedilen ilk boşanma davasının dava tarihi 15.4.2003 tarihi itibarıyla mı, yoksa, boşanmayla sonuçlanan 2. davanın dava tarihi 3.10.2007 tarihi itibarıyla mı sona erdiğidir.

Tarafların ilk boşanma davasının açıldığı 15.4.2003 tarihinden itibaren fiilen ayrı yaşadıkları hususunda bir ihtilaf yoktur. Kaldı ki boşanmayla sonuçlanan 2. dosyada mahkeme gerekçesinde de tarafların fiilen 3.10.2007 tarihi öncesinde 4 yıl boyunca fiilen bir araya gelmedikleri kabul edilmiş, TMK.nun 166/son maddesi gereği boşanmaya hükmedilmiştir. Taraflar arasındaki evliliğin reddedilen boşanmayla sona erdiği kabul edilemez. Fiilen ayrılık tek başına boşanma nedeni değildir. Ancak TMK.nun 166/son maddesinde yazılı diğer koşullarla birlikte boşanma sebebi olarak kabul edilebilir. Red kararı sonrası evlilik resmi olarak devam ettiğine göre taraflar arasındaki evliliğin kabulle sonuçlanan 2. boşanma kararının kesinleştiği tarihte sona erdiğinde şüphe yoktur.

TMK.nun 225. maddesinde ise mal rejiminin ne şekilde sona ereceği ve sona erme tarihi yazılı olup, boşanma sebebiyle evliliğin sona ermesi durumunda mal rejimi boşanma dava tarihi itibarıyla sona erecektir. Bu maddede fiili ayrılık mal rejiminin sona erme sebepleri arasında sayılmamıştır. Fiili ayrılık halinde haklarının zarar göreceğini düşünen eş haklı sebebin de bulunması halinde TMK.nun 206. maddesine göre mal ayrılığına geçilmesi isteğinde bulunabileceği gibi sözleşme ile mal rejiminin değiştirilmesi yoluna da gidebilecektir. TMK.nun 227. maddesine dayanan değer artış payı alacağında eşlerden birinin diğer eşin mal edinmesinde katkısından söz edilmekte ise de, TMK.nun 236. maddesine dayanan katılma alacağında eşlerden birinin herhangi bir katkısı gerekli olmadığı gibi eşlerden birinin diğer eşin edindiği mal üzerindeki hakkı yasadan kaynaklanan şahsi hak niteliğindedir. Değer artış payı alacağı bakımından fiili ayrılık döneminde diğer eşin edindiği mala katkıda bulunulması kural olarak, hayatın olağan akışına aykırı olduğundan bu dönem itibarıyla değer artış payı alacağının istenemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer yandan eşlerden birinin bu dönemde diğer eşin edindiği mala TMK.nun 227. maddesinde belirtildiği şekilde kişisel mal veya geliriyle katkıda bulunduğunu ispat etmesi halinde değer artış payı talep etmesine yasal bir engel de yoktur. Ancak katılma alacağı daha farklı yasal düzenleme içermektedir. Katılma alacağı için az yukarıda yazılı olduğu gibi eşin herhangi bir katkısı gerekmemektedir. Bu hak yasadan kaynaklanmaktadır. Resmi evlilik devam ettiği sürece edinilen malların mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olması durumunda (TMK.nun 235.m.) tasfiye edileceği yasa gereğidir. İlk açtığı boşanma davası reddedilen eşin az veya ağır kusurlu olması, diğer eşe karşı evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olması TMK.nun 174. maddesinde yazılı tazminatlar ile TMK.nun 175. maddesinde yazılı nafaka bakımından önemli ise de TMK.nun 236/2. maddesi dışında mal rejiminin tasfiyesi bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Tüm bu açıklamalar karşısında tarafların fiilen ayrı yaşıyor olmaları katılma alacağını ortadan kaldırmadığına göre bu hususa yönelen davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.

Bu kabule göre davacı ve davalı arasındaki mal rejimi, kabulle sonuçlanan boşanma davasının sonuçlandığı 3.10.2007 tarihinde sona ermiş olup, eşler arasında başka mal rejimi seçilmediğinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM'nin 170. m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar (4721 Sayılı TMK.nun 225/2. m) yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4721 Sayılı TMK.nun 202.m). Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2. maddesi uyarınca kabulle sonuçlanan boşanma davasının açıldığı 3.10.2007 tarihi itibariyle sona ermiştir.

Evlilik içinde 6.6.2006 tarihinde edinilen davaya konu taşınmazın TMK.nun 222/1. maddesi gereği davalı tarafından kişisel malı olduğu ispat edilemediği sürece TMK.nun 222/3. maddesi gereği edinilmiş mal kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Burada ispat yükü kişisel mal olduğunu iddia eden davalıya düşmektedir. Toplanan delillerden davalı tarafından davaya konu taşınmazın evlenme öncesi sahibi olduğu diğer bir taşınmazın satışından gelirle edinildiği savunulmuş ise de getirtilen tapu kaydına göre diğer taşınmazın boşanma sonrasında 22.6.2009 tarihinde satıldığı anlaşılmış olup davalı savunmasını ispat edememiştir. Mahkemece davacının gerek emekli maaşı gerek terzilik yaparak ve fiili ayrılık tarihine kadar elde ettiği gelirden hareketle yaptığı hesaplama sonunda bulduğu %31 katkı oranıyla davaya konu taşınmazın karar tarihine en yakın tarih (keşif tarihi) itibarıyla belirlenen 120.000 TL değerin çarpımı sonunda bulduğu miktara hükmedilmiş ise de, katılma alacağının niteliği dikkate alındığında bu hesaplama yöntemine itibar edilmesi mümkün değildir. Edinilmiş mal niteliğindeki (TMK.nun 219.m.) çalışma karşılığı elde edilen gelirle yapılan katkının katılma alacağında bir önemi yoktur. Bu bakımdan mahkemece karar tarihine en yakın sürüm değeri dikkate alınarak, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala dair borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekirken, davanın niteliğiyle ilgisi olmayan bir takım hesaplamalardan, katkı oranından hareketle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

KARAR : Açıklanan sebeple davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 Sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 558,00 TL peşin harcın istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine ve 579,15 TL peşin harcın da istenmesi halinde davalıya iadesine 11.12.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi."
İlgili Mevzuat Hükmü : Türk Medeni Kanunu MADDE 236 :Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

Gerekçesi için Bkz.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Nevra ÖKSÜZ
Hukukçu
Avukat
Şerh Son Güncelleme: 28-06-2015

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02532196 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.