Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas: 2010/953, Karar: 2010/2148 İçtihat

Üyemizin Özeti
TMK m.236/1'in son cümlesi alacakların takası yönünde emredici niteliktedir. Ne var ki, takasın yapılabilmesi için takas isteğinde bulunan kişinin de artık değeri istemesi gerekir. Davalı tarafından ileri sürülmüş böyle bir istek söz konusu değildir. Takasın olabilmesi için en azından yöntemine uygun bir biçimde harcı yatırılmak suretiyle bir isteğin olması ve bu isteğe bağlı olarak belirlenmiş ve kanıtlanmış bir alacağın bulunması gerekir. Sadece takas defi isteğinde bulunmak yeterli değildir.

Ayrıca inceleyiniz: http://www.turkhukuksitesi.com/serh.php?did=16306
(Karar Tarihi : 27.4.2010)
"Davacı vekili, Bursa 3. Aile Mahkemesinin 2005/537 Esas ve 2005/1276 Karar sayılı kararıyla tarafların boşandıklarını, evlilik birliği devam ederken 2061 ada 17 sayılı parselde kayıtlı olan evin banka kredisiyle alındığını, taksitlerin bizzat vekil edeni tarafından ödendiğini açıklayarak öncelikle 20.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiş, 10.07.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle istenen miktarı 26.110,89 TL'ye çıkardığını açıklamıştır.

Davalı vekili, açılan davayı kabul etmediklerini, tarafların karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle birbirlerinden herhangi bir talep olmadan boşandıklarını, boşandıktan 1,5 yıl sonra davanın açıldığını, taşınmaz ilk alındığında 2 yıl süreyle borçlarını birlikte ödediklerini, kredi borcunun da halen devam ettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, zamanaşımı itirazının reddine, katılma alacağı olarak 26.110,89 TL'sinin 20.000,00 TL'si için dava tarihinden, 6.110,89 TL kısmı için ise ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, 31.12.2003 tarihinde satın alınan taşınmaz nedeniyle TMK'nın 231. maddesi gereğince istenen katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunmuştur. Dava dilekçesi 08.01.2008 tarihinde davalı asile tebliğ edilmiştir. Davalı F____ G____ herhangi bir zamanaşımı definde bulunmamıştır. 29.02.2008 tarihli yargılama oturumunda davalı tarafından yapılan açıklamalar ise defi niteliğinde değildir. Davalı vekili, dava dilekçesinin davalı F____ G____'e tebliğ edildiği 08.01.2008 tarihinden çok sonra 27.10.2008 havale tarihli dilekçesiyle zamanaşımı definde bulunmuştur. 27.10.2008 tarihli dilekçe davacı tarafa tebliğ edilmemiş olup, davacı vekili dosya arasında bulunan 03.02.2009 tarihli dilekçesiyle zamanaşımı define karşı koymuş ve Borçlar Kanununun 125. maddesi gereğince davanın on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu bildirmiştir. Yapılan bu açıklamalar karşısında davalı tarafın süresinde ve yöntemine uygun bir biçimde zamanaşımı definde bulunduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemenin zamanaşımı itirazının reddi yönündeki görüşü yerindedir.

Öte yandan, davalı vekili her ne kadar tarafların anlaşmalı boşandıklarını ve davacının tutanağa geçen beyanıyla mal rejimine ilişkin herhangi bir isteği bulunmadığını bildirmiş ise de, Bursa 3. Aile Mahkemesinin boşanmaya ilişkin 29.12.2009 günlü yargılama tutanağı üzerinde yapılan incelemede; davalı T____ K____ (görülmekte olan davada davacı) "Açılan boşanma davasını kabul ettiğini, nafaka ve tazminat talebi bulunmadığını..." bildirmiştir. Davacı T____ K____'nin boşanma dosyasına geçen ve açıklanan bu beyanının mal rejimiyle ve onun sonuçlarıyla bir bağlantısının ve ilgisinin bulunmadığı açıktır. Sadece boşanmanın fer'i niteliğinde bulunan nafaka ve tazminat haklarıyla ilgilidir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz isteği de yerinde bulunmamıştır.

Davalı vekilinin takas istemine yönelik temyiz itirazlarına gelince; TMK'nın 236/1. fıkrasında; "Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinden hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir" denilmiştir. Görüldüğü gibi fıkranın son cümlesi alacakların takası yönünde emredici niteliktedir. Ne var ki, takasın yapılabilmesi için takas isteğinde bulunan kişinin de artık değeri istemesi gerekir. Davalı tarafından ileri sürülmüş böyle bir istek söz konusu değildir. Takasın olabilmesi için en azından yöntemine uygun bir biçimde harcı yatırılmak suretiyle bir isteğin olması ve bu isteğe bağlı olarak belirlenmiş ve kanıtlanmış bir alacağın bulunması gerekir. Sadece takas defi isteğinde bulunmak yeterli değildir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları da yerinde değildir.

Buna karşılık, uyuşmazlık konusu 2061 ada 17 sayılı parsel üzerinde bulunan binadan 41 nolu bağımsız bölümün 31.12.2003 tarihinde satış yoluyla B____ kızı F____ K____ tarafından satın alındığı ve onun adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Taraflar 02.11.19 tarihinde evlenmişler, 16.06.2005 tarihinde açılan dava da Bursa 3. Aile Mahkemesinin 07.03.2006 tarihinde kesinleşen hükmüyle boşanmışlardır. Dava konusu yapılan 4 nolu bağımsız bölüm edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı tarafından satın alınmıştır. Taraflar TMK'nın 6 ve 222. maddeleri gereğince iddiasını kanıtlamakla yükümlüdürler. TMK'nın 222 /son fıkrası uyarınca, bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Her iki taraf da; 4 nolu bağımsız bölümü kendi kişisel mallarıyla aldıklarını kanıtlayamadıklarına göre edinilmiş mal sayılır.

Hükme esas alınan uzman bilirkişi Av. İ____ İ____'a ait 09.07.2009 tarihli rapor ilke olarak yöntemine uygun bir biçimde hazırlanmıştır. Davacı vekili, dava dilekçesinde 20.000,00 TL maddi tazminatın hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir. Ne var ki fazlaya ilişkin haklarını dava dilekçesiyle saklı tutmadığı halde, 10.07.2009 tarihli dilekçesiyle dava konusu miktarı 20.000,00 TL'den 26.110,89 TL'ye çıkartmış ve harcını da yatırmıştır. Dava dilekçesiyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığına göre isteğini bu miktarla sınırlandırmış ve fazlaya ilişkin hakkından da böylece vazgeçmiş sayılır. Bu bakımdan, 10.07.2009 tarihli ıslah dilekçesinin değerlendirmeye alınması düşünülemez. Hükmün HUMK'un 74. maddesi gereğince istekle bağlı olarak kurulması gerekir.

KARAR : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle ıslah ile artırılan miktar yönünden yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 750 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine ve 297,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 27.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."
İlgili Mevzuat Hükmü : Türk Medeni Kanunu MADDE 236 :Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

Gerekçesi için Bkz.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Nevra ÖKSÜZ
Hukukçu
Avukat
Şerh Son Güncelleme: 27-06-2015

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02905989 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.