| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
Değerli meslektaşlarım, üzerinde çalıştığım bir trafik kazası dosyasında izlenecek yol ve sigorta limitleri hususunda tecrübelerinize danışmak istiyorum.
Olay Özeti: Müvekkilin 30 yaşındaki oğlu, motosikletiyle seyir halindeyken arıza nedeniyle dörtlülerini yakmış ancak yola reflektör koymamış olan bir kamyona arkadan çarpmıştır. İlk raporda müvekkil %75, kamyon %25 kusurlu bulunmuştur.
Hasar Durumu: Mağdurun sağ eli fonksiyonunu tamamen yitirmiş fizik tedaviyle belki çok az bir kısmı kazanılırsa ilerde kazanılacak, bacak, kalça ve kaburga kırıkları mevcuttur. Ayrıca mağdur tek böbrekli olup malulen emeklidir; ancak kaza öncesi ünv. sınavlarına hazırlanmaktaydı.
Sorularım:
Bakıcı Gideri: Sağ el kaybı ve çoklu kırıklar nedeniyle 'sürekli bakıcı gideri' talebinin ZMMS teminatından karşılanması konusunda güncel tahkim uygulamaları ne yöndedir?
Efor Kaybı: Kişinin malulen emekli olması, kaza sonrası oluşan 'yeni' maluliyeti nedeniyle efor kaybı tazminatı almasına engel teşkil eder mi?
Gelir Matrahı: Henüz mesleğe başlamamış ancak sınav hazırlığı aşamasındaki bir mağdur için asgari ücret yerine 'hedeflediği mesleğin emsal ücreti' üzerinden hesaplama yaptırabilen meslektaşım var mı?Ekonomik geleceğin sarsılmasından dolayı ek tazminat alınabilir mi?
Kusur: Arkadan çarpma vakalarında 'reflektör eksikliği' nedeniyle kamyon kusurunu %40-50 bandına çekebilen emsal kararlarınız mevcut mudur?
Sigortadan limitleri en üstten tutarak geçici iş görememezlik tazminatı,Sürekli İş Göremezlik ,Hem geçici hem de sürekli olarak Bakıcı Gideri, ekonomik gelir sarsılması ve motorun onarım bedellerini istemek yeterli midir,anne ve baba içinde destekten yoksun kalma tazminatını sigorta karşılar mı? atladığım bir kalem var mı? Önce Hasar dosyası mı açtırmalıyım daha sonra mı taleplerde bulunulmalı? Ayrıca sigorta limitini aşan oran içinde sürücüye ayrıca dava açma hakkım devam etmektedir değil mi?
Değerli görüşleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : avbeste,
Tarih : 10-03-2026 13:15
|
Meslektaşlarım merhaba. 2017 yılında müvekkile 12.330 GBP (sterlin) ilamsız icra takibi başlatılmış. Takipte tahsil tarihi üzerindeki kur üzerinden ödenmesi talebi ve o günkü kurdan TL karşılığı yer alıyor. Ayrıca asıl alacağa adi kanuni faiz işlenmesi talep edilmiş. Daha sonrasında müvekkil tarafından itirazın iptali davası açılmış ancak dava 2026 şubat ayında reddedilmiş. İşbu hükümdeki tutarlar da ek takip talebi ile eklenerek müvekkile yeni bir ödeme emri gönderilmiş. Müvekkil bu aşamada bize geldi. Daha evvel sterlin şeklinde icra takibi görmemiştim. Sormak istediğim sorular şunlar;
1-Yabancı para alacaklarına uygulanması gereken faiz oranının "Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranları" olduğu hükme bağlanmış. Geçmiş dönemlere ait bu faiz oranlarını gösteren bir listeye nereden ulaşabilirim?
2- Bu hükme rağmen alacaklı takip talebinde adi kanuni faiz istemiş. Bu durumda yapılabilecek bir şey var mı?
3- Tehir-i icra prosedürü için icra dosya kapak hesabı istedik. Kapak hesabı yapılırken takip konusu 12.330 sterlin bugünkü kur üzerinden türk lirasına çevirilip bunun üzerinden adi kanuni faiz işletildi. Ortaya 1.5 milyon TL gibi oldukça yüksek bir tutar çıktı. Hesaplamanın bu şekilde yapılması doğru mudur? Değilse doğrusu nasıldır? Bilgisi olan üstadlarımın yardımını rica ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar değerli meslektaşlarım. Sizlere mühim bir sorum olacaktı.
Müvekkil kanser hastalığının son günlerinde olduğunu düşündüğü babasıyla kardeşinin engellemesi dolayısıyla görüştürülmüyor. Telefonla sağlık durumu hakkında bilgi dahi alamıyor. Benden ricası ise son defa babasını görüp helallik istemesi yönünde.
Maalesef hiçbir dava türüne benzetemedim. Son çare olarak hakimin hukuk yaratmasından bahisle kişisel ilişki kurulması talebinde bulunacağım.
Sizlerin fikirleri nelerdir? En ufak bir önerinize dahi ihtiyacım var. Saygılarımla...
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarımın bir müvekkilim 2019 yıllında boşanma davası devam ederken imam nikahlı yaşadığı şimdiki eşinden bir çocuğu olmuş ama çocuk evlilik içinde doğduğu kabul edilerek önceki eşin nufusuna kayıt edilmiş mevcut yeni eş ve asıl baba çocuğu kendi nufusuna almak istiyor anne ve çocoğun vekaleti var ve öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre de geçmiş, bu durumda soybağının reddi davası için mahkemeden öncelikle kayyım atanmasını talep edip sonrasında kayyımın vekaletnamelendirmesiyle mi davayı takip etmeliyim yoksa direkt baba olduğunu iddia eden kişi adına mı dava açmalıyım? Bu konu da fikirleriniz benim için önemli, şimdiden teşekür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Herkese selamlar, Müvekkilim bir trafik kazasına karışmış, Olay yerinde kolluk kuvvetleri tarafından yapılan alkolmetre testinde alkol oranı **0.00** çıkmıştır. Aynı gece hastaneye götürülmüş; ancak **kan veya idrar örneği alınmadan**, yalnızca hastanede bulunan bir cihaza üfletilmesi sonucunda **alkollü olduğuna dair doktor raporu** düzenlenmiştir.
Bu durumda, **kan ve idrar testi yapılmaksızın yalnızca cihazla yapılan ölçüme dayanılarak düzenlenen doktor raporunun hukuki geçerliliği nedir?**
Bu konuda **Yargıtay kararı bulunan** veya **benzer bir durumla karşılaşmış meslektaşların görüş ve tecrübeleri** var mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhabalar, tanker operatörü olarak çalışan işçi vekili olarak iş alacak davası açacağız ancak işverenin takograf kayıtlarını kanunen saklama süresi nedir, kanunda üç farklı süre olduğundan emin olamadık. Yardımcı olursanız sevinirim 🙏🏻
|
|
|
|
|
|
|
Sayın Meslektaşlarım,
Bu kez kendime air bir mesele için görüşlerinize ihtiyacım var.
Ankarada bir dairem vardı . 3 yıldır oğlum oturuyor. Evden oyun yazıyor biterse oyun sitelerine yükleyip satmak için bir yazılım şirketi(ltd Şti) kurdu. Şirket kağıt üstünde. Faaliyeti yok sadece muhasebeci rutin beyannameleri veriyor.
Oğlum oturduğu için kira sözleşmesi de yapmadık. Çankaya Belediyesi bana (mallik adına) geçmiş dönem için 2 yıllık emlak vergisi cezası (oran farkı) ve usulsüzlük cezası yazmış henüz tebligat yapılmadı .e devletten gördüm. .. Bu konuda vergi mahkemesi danıştay kararı bulamadım .internette vergi dairelerinin özelgeleri var.
Bir de mart ayı beyanname ayı. Ben bu dairem için vergi dairesine gelir vergisi beyanında bulunmam gerekiyor mu?
Konu bana çok yabancı. Vergi mevzuatı da çok karmaşık.
Bu konuda yargı kararlarına ihtiyacım var. Bu senenin emlak vergileri de iş yeri cinsinden tahakkuk ettirilmiş.
Hukuken doğru olan neyse ödemek gerekiyorsa ödeyeceğiz artık.
Konu hakkında beni bilgilendirirseniz sevinirim.
Sevgi saygı ve selamlar.
|
|
|
|
|
Yazan : yrmnkr,
Tarih : 05-03-2026 14:09
|
Müvekkil bundan 20 sene önce, inşaat firmasından bir taşınmaz satın almış. O zaman henüz kat mülkiyetine geçilmemiş olduğundan kendisine verilen tapuda bir arsa payı oranı yazıyor. O zamandan beri Müvekkil taşınmazı kullanıyor ve kiraya veriyor. Yeni açılan bir ecr-i misil davası ile aslında kendisine bağımsız bölümün 1/10'u oranında arsa payı devredildiği ve daire üzerinden arsa sahiplerinden birinin 8/10 oranında, bir başka arsa sahibinin ise 1/10 oranında paydaş olduğunu öğrendi. Müvekkilin zamanında taşınmazı satın almış olduğu inşaat firması iflas nedeniyle aktif değil. Büyük bir ihtimalle kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre arsa sahiplerinin payları düzeltilmemiş olduğundan Müvekkil ile hissedar kaldılar.
Bir tapu iptal ve tescil davası ile bağımsız bölümün tamamının Müvekkile devrini sağlayabilir miyiz? Kıymetli görüşlerinizi rica ederim...
|
|
|
|
|
Yazan : yasminly,
Tarih : 05-03-2026 13:35
|
Mimar müvekkilim, bir müteahhit şirketle sözlü anlaşma yaparak proje çizim sürecini yürütmüş. Hazırlık etüdü, ön proje, kesin proje, uygulama projesi ile sistem ve montaj çalışmalarını tamamlayıp belediye sistemine yüklemiş; süreç içinde talep edilen revizyonları da yerine getirmiş. Ancak müteahhit "süreç uzadı" gerekçesiyle başka bir mimarla devam etmiş ve projede köklü bir değişiklik yapılmadan ruhsat alınmış.
Sorun şu: Taraflar arasında yazılı sözleşme olmadığından hizmet bedelini doğrudan ispatlayamıyoruz.
Bu durumda Mimarlar Odası asgari ücret tarifesinden hesaplayarak belirli alacak davası mı açmak daha sağlıklı olur, yoksa belirsiz alacak davası açmamızda hukuki bir engel var mı?
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba,
Müvekkil bi arkadaşına üstü doldurulmamış şekilde hatır çeki veriyor. Ancak hatır çeki verdiği kişi üçüncü kişilere çeki boş bir şekilde veriyor. Müvekkilin bu çekleri şu an ödeme durumu yok hatır çeki verdiği kişi de şu an kendisine ödeyemiyor. Keşideci olduğumız için çalınma nedeniyle iptaldavası açamıyoruz sanırım bu yüzden tek yol menfi tespit davası açmak mıdır? Amacımız çekleri iptal etmek değil aslında ödeme için zaman kazanmak sadece. Bu yüzden en hızlı şekilde ödeme yasağı kararı almamız için önerileriniz nelerdir? Şimdiden teşekkür ederim
|
|
|
|
|
|
|
|
sayın meslektaşlar,konu şöyle: müvekkil işçiden, işyerinde meydana gelen bir tartışma sebebiyle savunması isteniyor. aynı savunma kağıdında başka bir konuya atıf yapılarak bu konuda da uyarılmıştınız deniyor. biz savunmada böyle bir yazılı uyarı ve savunma süreci olmadığından itiraz ettik ve savunmaya konu asıl olaya ilişkin beyanlarımızı da hatta tanık ismi bildirerek sunduk. şimdi işverenin ilgili birimi işçiye yazılı uyarı verileceğini yazıyı hazırladığını ifade etmiş. tanık bildirdiğimiz diğer işçileri de çağırıp dinlemedi. korkumuz şu aşamada fesih değil ancak bu yazılı uyarıya karşı, çalışmaya da devam ederken izlenebilecek hukuki bir yol var mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba , müvekkilin yaklaşık 10 yıldır kullanımında olan arazi müvekkilin başvurusu ile 6831 sayılı kanun kapsamında 2b orman arazisi dışına çıkarılmış. Askı süresi dolmuş. Ancak zilyet olarak müvekkilin ismi yazılmamış. Şerhler hanesi şu an boş ve başka bir kullanıcı da yazılmamış. Buna direkt hazineye karşı hak sahipliğinin zilyetliğe bağlı olarak tespiti ve tescili davası mı açmalıyım? yine taşınmazın değerini davaya esas değer olarak göstermem gerekir mi? teşekkür ederim
|
|
|
|
|
Yazan : milatsu,
Tarih : 03-03-2026 05:29
|
Günaydın sayın meslektaşlarım. Müvekkil ağır kaldırarak çalıştığı iş yerinde disk hernisi(fıtık) sebebiyle meslek hastalığı raporu aldı ve efor kaybı tazminatı davası açtık.
11 yıldır devam ediyor. 6 tane bilirkişi raporu, yeni hastane raporları derken hakim bu kadar rapor kafamı karıştırdı diyerek ATK'dan rapor istedi. Atk raporunda disk hernisi iş yerinden olabileceği gibi toplumda ev hanimindan gündelik hayatta ağır kaldıran anı hareket edenlerin de karşılaştığı bir hastalıktır diyerek meslek hastalığı değil ama İŞLE İLİŞKİLİ HASTALIKTIR ancak iş yeri koşulları hastalığın seyrinde etkilidir şeklinde kanaat bildirdi. Bu durumda efor tazminatı verilir mi, meslek hastalığı değil diye dava düşer mi. İş kazası ve meslek hastalığı ile ilgili emsaller çok ama İŞLE ilişkili hastalıkla ilgili Yargıtay kararı ya da emsal karar bulamadım bi türlü. Tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Müteselsil sorumluluktan doğan rücu davası ve icra prosedürüne ilişkin, özellikle işleten-sürücü iç ilişkisi noktasında görüşlerinize ihtiyaç duymaktayım.
Olayın Özeti:
Müvekkilim X, araç işleteni sıfatıyla "kusursuz sorumlu" kabul edilerek, sürücü Y ile birlikte müteselsilen tazminata mahkum edilmiştir. Yerel mahkeme kararındaki sorumluluk gerekçesi şu şekildedir:
"Sayılı davada maddi tazminat talebinin KABULÜ ile;
a) Sürekli işgöremezlik tazminatı bakımından ...TL'nin %20 kusur oranına göre belirlenen bedel kapsamında tamamının davalı Y ve işleten davalı X'den müşterek ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,"
İcra dosyasında, faizler vekalet ücreti vb borcun tamamı müvekkil tarafından alacaklıyla yapılan protokol çerçevesinde haricen ödenmiştir. Protokolde; yapılan ödemelerin müteselsil borçlu Y borcuna mahsuben yapıldığı ve halefiyet ilkesinin geçerli olduğu (TBK m. 168) açıkça kayıt altına alınmıştır.
Sorularım:
Rücu Oranı (Tamamı mı, Yarısı mı?): Müvekkil "kusursuz sorumlu" olan araç işletenidir; sürücü Y ise kazada kusurlu bulunan taraftır. TBK m. 167 uyarınca iç ilişkide paylar aksi kararlaştırılmadıkça eşit kabul edilse de, işleten-sürücü ilişkisinde işletenin şahsi kusuru bulunmadığı hallerde ödenen bedelin tamamının sürücüye rücu edilebileceğine dair Yargıtay uygulamaları mevcut mudur?
- Protokolde de ödemenin sürücünün borcuna mahsuben yapıldığı belirtilmiştir. Sizce davayı ödenen tutarın tamamı üzerinden mi, yoksa müteselsil sorumluluk paylaşımı gereği yarısı üzerinden mi açmalıyız?
-Sürücüye Tebligat Çıkmış Olması ve Açık Dosya Durumu: Müvekkile henüz tebligat çıkmadığı için harç avantajı adına "feragat" ile dosyası kapatılacaktır. Ancak diğer borçlu Y tebligat çıkartılmıştır. Müvekkil yönünden dosya feragatle kapanırken, Müteselsil borçlu Y yönünden (tebligat çıktığı için) dosyanın açık kalması veya takibin devam etmesi, müvekkilin açacağı rücu davasında veya halefiyet hakkının kullanımında hukuki bir engel teşkil eder mi?
-İspat Vasıtaları: Elimizdeki açıklamalı IBAN hareketleri ve ödeme konusundaki anlaşma protokolü müvekkil yönünden icra dosyasının "infaz" yerine "feragat" ile kapatılmasına rağmen rücu hakkımızı korumada yeterli olur mu?
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba değerli meslektaşlarım, üzerinde çalıştığım bir iş hukuku dosyasında hem usul hem de esasa dair tecrübelerinize ihtiyacım var:
Olay Özeti:
Müvekkil, 2021-2022 arası A Şirketinde, 2022-2026 arası aynı gruptaki B Şirketinde çalışmıştır. 05.01.2026'da haklı fesih yapılmıştır. Arabuluculukta her iki şirketi de aynı vekil temsil etmiş, ancak anlaşma sağlanamamıştır.
Sorularım:
1. Husumet ve Red Vekalet Ücreti: Maaş borcu ve 4 yıllık kıdem sadece B şirketi döneminde doğmuştur. Ancak şirketler arasında organik bağ (aynı grup ismi, web sitesinde grup vurgusu, aynı mahallede yakın adresler, ortak vekil) mevcuttur. A ve B şirketini müştereken ve müteselsilen sorumlu tutarak dava açtığımızda; mahkeme 'maaş borcundan sadece son işveren sorumludur' diyerek A yönünden husumetten red verirse, aleyhimize nispi vekalet ücreti çıkar mı? Bu riski minimize etmek için A şirketine karşı talebi sadece 'kıdem tazminatı' ile mi sınırlamalıyım?
2. Belirsiz Alacak vs. Belirli Alacak: * Maaş alacağı (4 ay + bakiye) miktar olarak nettir. Bunu 'Belirsiz Alacak' olarak açıp sembolik rakam göstermem durumunda, HMK 107 uyarınca 'hukuki yarar yokluğundan usulden red riski nedir?
Maaş alacağını tam rakam üzerinden 'Belirli Alacak' olarak açıp; Kıdem, FM, UBGT ve Yıllık İzin gibi kalemleri 'Belirsiz Alacak' olarak açmak (aynı dilekçede karma dava) pratik bir çözüm müdür?
3. Yan Hakların Bedel Olarak Talebi: * Multinet ve Özel Sağlık Sigortası: Sözleşmeyle sağlanan bu hakların ödenmeyen kısımlarının bedel olarak tahsili noktasında Yargıtay'ın 'sosyal yardım' nitelendirmesi üzerinden dava yoluyla tahsili mümkün müdür?
BES ve Yönetici BES: Bordroda kesilen ancak fona aktarılmayan tutarları 'haksız kesinti' olarak iş mahkemesinde talep etmemde bir sakınca var mıdır?
4. Diğer Kalemler: Prim, AGİ ,Fazla Mesai (FM), UBGT, Hafta Tatili ve Yıllık İzin alacaklarını da belirsiz alacak altında talep edeceğim.
5. Grup Şirketi İspatı: Vergi numaraları farklı olsa da web sitesi görselleri ve arabuluculuktaki ortak vekil 'Organik Bağ'ın ispatı için kafi midir, yoksa Ticaret Sicil Gazetesi üzerinden ortaklık yapısını da dosyaya sunmak şart mıdır?
Tecrübeli meslektaşlarımın değerli yorumlarını bekliyorum.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba, bir ecrimisil davasında davacılar vekili; davalılar aleyhine hükmedilen rakamı ayrı ayrı icra takibine konu etmiş ve itiraz süresi geçirilmiş ve takip kesinleştirilmiş. Bu hususta ne yapılabilir?
|
|
|
|
|
|
|
Değerli meslektaşlarım hepinize merhabalar.
Müvekkil bir sahne sanatçısı. Müvekkilin eşi, 2026 yılbaşı gecesi programı için bir işletme ile şifahi olarak bir bedel üzerinden anlaşıyor ve yılbaşı gecesi sahne alınması konusunda karar kılınıyor.
Bunun üzerine işletmeci olarak bilinen şahıs organizasyonun yapılacağı yere ait sosyal medya hesapları üzerinden reklam, tanıtım ve afiş filmlerini yayınlıyor.
Devam eden süreçte yılbaşı programından 1 gün önce 30.12 tarihinde işletmeci olarak bilinen şahıs müvekkilin eşine gerekli ve yeterli rezervasyon yapılmadığından programın dernek yönetim kurulu tarafından iptal edildiğini bildiriyor. Müvekkil de bu kadar geç haber verilmesi sebebi ile haliyle yeni bir program ayarlayamıyor.
Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması sebebiyle eser sözleşmesinden kaynaklı menfi veya müspet zarar yoluna gitmeyi düşünüyorum. Miktarın senetle ispat sınırı üzerinde olması sebebi ile doğrudan bir icra takibi yapma veya açacağım dava tanık dinletme imkanım bulunmayacağından ilgili kuruluşlardan ücret tespiti talebinde bulunacağım. Sizlere sorum şu değerli meslektaşlarım;
1-Karşı taraf şahıs ile görüşmeleri müvekkilin eşi yapıyor ancak reklam yüzü olarak müvekkil yer alıyor bu durumda davayı hangisi adına açmalıyım,
2-İşletmeci olarak bilinen şahsın kullandığı yerin sahibi olan dernek ile görüşüldüğünde kendilerinin şahıs ile bir bağının olmadığı, bir başka kişi ile sözleşmelerinin olduğu ve onun işçisi olarak bildikleri bildiriliyor. Sözleşmeli kişiye çekmiş olduğumuz ihtar sonucu ise kendisinin çalışanı olmadığını bildiriyor.
3-Elimde yazılı bir sözleşme bulunmaması sebebi ile davayı menfi veya müspet hangisine dayanarak hangi mahkemede açmalıyım ?
Yardımcı olabilirseniz müteşekkir olurum. İyi çalışmalar dilerim.
|
|
|
|
|
|
|
Müvekkilin, işyerinde müdüre yönelik tehditte bulunduğu iddiasıyla iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilmiştir. İddiaya konu eylem bakımından savcılığa herhangi bir suç duyurusunda bulunulmamış, ceza soruşturması/kovuşturması başlatılmamıştır.
Yargıtay kararlarında, işçinin eyleminin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmesi halinde ceza yargılamasının sonucunun beklenmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelere rastlanmaktadır.
Somut olayda ceza soruşturması dahi bulunmaması karşısında, yalnızca işveren beyanına dayanılarak yapılan feshin haklı nedene dayandığının kabulü mümkün müdür? Ceza soruşturması/kovuşturması bulunmaması, haklı fesih iddiasının ispatı bakımından nasıl değerlendirilmektedir? Yargıtay’ın, suç teşkil ettiği ileri sürülen eylemler yönünden en azından suç duyurusunda bulunulmuş olmasını aradığına dair istikrar kazanmış içtihadı mevcut mudur?
|
|
|
|
|
Yazan : EARSLAN,
Tarih : 18-02-2026 13:44
|
|
-
|
|
|
|
|
|
|
Olay Özeti ve Hukuki Değerlendirme Talebi
Müvekkil: 22 yaşında, sabıkasız ve olayların iç yüzünden habersiz bir genç.
Olayın Gelişimi:
Satın Alım: Deprem bölgesindeki ağır hasarlı X aracı, 175.000 TL bedelle satın alınıyor.
Çenç (Change) İşlemi: X aracının şasi bilgileri, İzmir’den çalınan (hasarsız/sıfır ayarında) Y aracına aktarılıyor. (Müvekkilin bu işleme dahil olduğuna dair delil bulunmadığı gibi teknik kapasitesi ve fiziki imkanı da yoktur).
Vekalet ve Tescil: Sanık A (Öğretmen), müvekkile güven aşılayarak aracı onun üzerine tescil ettirmek istiyor. Sanık C’nin yönlendirmesiyle müvekkil, Maraş’taki tescil işlemleri için hiç tanımadığı bir şahsa vekalet çıkarıyor. Araç bedeli olan 175.000 TL banka üzerinden gönderiliyor, bu para bankadan gönderişmiş fakat müvekkil göndermemiş (Satıcı beyanıyla sabit).
Plaka Değişimi: Sanık D, müvekkili arayarak İstanbul’da "plaka kayıp" beyanıyla yeni plaka çıkarmasını istiyor. Müvekkil, hocasına (Sanık A) olan güveniyle bu işlemi yapıyor; tüm masraflar diğer sanıklarca karşılanıyor.
Satış: Sanık B, müşteki ile 1.2 Milyon TL üzerinden (200 bin peşin, kalan senetle) sözlü anlaşma sağlıyor. Satış noterden gerçekleşiyor.
Para Trafiği: Müştekinin müvekkile gönderdiği tüm paralar, bekletilmeksizin diğer sanıklara ve Sanık A’nın borçlu olduğu bir prodüktöre (tanık beyanıyla sabit) transfer ediliyor. Müvekkilin hiçbir ekonomik menfaati bulunmuyor.
Hukuki Tartışma:
Resmi Belgede Sahtecilik (RBS): Müvekkilin çenç işlemini yaptığına dair delil yoktur. Ayrıca işlemin yapıldığı tarihte müvekkilin başka bir şehirde olması sebebiyle "mekansal imkansızlık" mevcuttur. Maddi unsurun oluşmadığı kanaatindeyim.
Nitelikli Dolandırıcılık: Zarar unsuru her halükarda yerine gelmiş zarar giderilmemiştir, etkin pişmanlık uygulanması söz konusu değildir zarar karşılanmamıştır. Hile ve aldatma fiillerinin tamamı Sanık B tarafından gerçekleştirilmiştir. Müvekkilin suç işleme kastı yoktur; organizasyonda "piyon" olarak kullanılmıştır. Menfaat bakımından kendine menfaat sağlaması söz konusu değildir, fakat diğer sanıklara menfaat sağlamış olmaktadır. Bu durumda mahkemece zarar hile ve aldatma yönünden müvekkil sorumlu tutulursa, bu durumda beraatini sağlamak için kastın yokluğuna yüklenmek gerekecek.
Soru ve Taleplerim:
Müvekkilin suç işleme kastının bulunmadığı ve manevi unsurun oluşmadığı gerekçesiyle beraatine dair Yargıtay ilamı veya doktrin görüşü paylaşabilir misiniz?
Olayda TCK m. 30 (Hata) hükümlerinin uygulanabilirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Savunmayı güçlendirecek başkaca bir strateji öneriniz var mıdır?
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|