| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar , Aile Mahkemesi boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi içerikli kararında, nafaka, maddi-manevi tazminat ile hisse-tapu devri kararı verdi, karar kesinleşti. Para alacağından hariç alacaklar için tavzihe ihtiyaç duyuldu. İlamın bir kısmının tavzihe ihtiyaç duyması ya da dava konusu yapılması gerekmesi halinde, para alacaklarını ilamlı icra konusu yapmak ilamların bölünmezliği ilkesinin ihlali midir? yaptırımı ne olur? teşekkür ederim
|
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhabalar, meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasında kusur tespitinde önem arz ettiği için sulh hukuk mahkemesinden mobese görüntülerinin alınması talepli delil tespiti istedik. Geçen hafta cuma günü açmıştım davayı, ancak bugün baktığımda karara çıkmış görünüyor. Dosyada herhangi bir işlem yapılmadan -UYAP üzerinden kontrol ettiğimizde bir gelişme yoktu- bu şekilde bu kadar kısa sürede karara çıkması talebimizin reddedildiğini mi gösteriyor?
|
|
|
|
|
|
|
|
Sayın meslektaşlarım merhabalar, tahsil zamanaşımına uğramış olmasına rağmen e-Devlet’te görünmeye devam eden vergi borçlarının silinmesi amacıyla, idareye yapılan başvuru (İYUK m.10 kapsamında) sonrasında vergi borcunun silinmesi için vergi mahkemesinde açılan davalarda olumlu sonuç alan meslektaşım var mı? Özellikle son dönemde bu yönde verilmiş emsal Danıştay veya BİM kararlarına sahip olan meslektaşların paylaşımını rica ederim 🙏🏻
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba,
Bir dosyamda, müvekkil ile kiracı arasında hiçbir iletişim yok. Kiracı kira artışlarını kendisi belirleyerek ödüyor. 2024 yılı için 5.000 TL ödüyor.
2024 Haziran ayında ödeme yapmıyor, 2024 Temmuz ayında 2.500 TL ödüyor, 2024 Ekim ve 2025 Ocak aylarında da hiçbir ödeme yapmıyor.
Bunun üzerine öncelikle 2024 Haziran, Temmuz ve Ekim ayları için aylık 5.000 TL üzerinden, Temmuz ayı için ise eksik ödenen 2.500 TL üzerinden bir icra takibi yapmıştık.
2025 Ocak ayında da ödeme yapmaması üzerine yine 5.000 TL üzerinden ikinci bir icra takibi başlattık.
Borçlu iki icra takibine de itirazda bulunmadan ödeme yaptı. Daha sonrasında iki haklı ihtar nedeniyle tahliye davası açtık.
Davada bilirkişi yasal olarak 2024 yılında kira bedelinin 2.500 TL olması gerektiğini, talep edilen kira bedellerinin yasal sınırın üstünde olduğunu tespit etti. Bu nedenle Temmuz ayı kira bedelinin ödenmiş olduğu, Haziran, Ekim ve Ocak ayı kira bedellerinin ise ödenmemiş olduğunu tespit etmiş.
Bu durumda iki haklı ihtar davasında ihtarlarımız haksız kabul edilir mi? Sonuçta ödenmeyen kira bedelleri doğru ancak miktar konusunda bir irdeleme yapılmış bilirkişi tarafından. Davalının herhangi bir itirazı ya da bu yönde bir beyanı bulunmamakta.
Değerli dönüşleriniz için şimdiden teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Aihm başvurusu yapacağım ilk defa, daha önce başvuran meslektaşlarıma bir kaç sorum olacaktı. Araştırdığım kadarıyla yargılamanın başından itibaren eksik hiçbir belge olmayacak şekilde ,her duruşma evrakı da dahil, ek olarak eklemem gerekiyormuş sanırım. Bu evrakları eklersem 130 sayfa yapıyor.
Bu evrakları Ek olarak eklediğimde evrakların üstüne EK-1 , EK-30 vs yazacak mıyım?
Ek-1 mesela 4 sayfa diyelim sayfaların altına 1,2.. yazarak belirtecek miyim?
bu yazıların bilgisayar yazısı olması şart mı yoksa el yazısı ile yazabilir miyim? Böyle teknik soruların cevabına ihtiyacım var. Şimdiden teşekkür ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
Selamlar meslektaşlarım,
Müvekkil (işleten), haksız fiil tazminat ilamından doğan borcun tamamını icra dosyasına ödeyip kapattı. İç ilişkideki pay için sürücüye karşı başlattığımız ilamsız takibe (Örnek 7) tazminata konu haksız fiilden ceza davası açılan ve ceza alan borçlu; 'olayla alakam yok,'diyerek borca itiraz etti.
Bu durumda itirazın iptali davası için;
Görevli mahkeme Asliye Hukuk mudur? (İcra Hukuk'un dar yetkili incelemesi bu 'olayla alakam yok' savunmasını aşar mı?)Görüşleriniz için teşekkür ederim
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba, bir uyuşturucu dosyasında görüşünüzü almak isterim.
Müvekkil aracıyla seyir halindeyken yunus polisleri tarafından durduruluyor arama kararı yok, kimlik tespiti için aşağı davet ediliyor. Kimlik tespitinden sonra aranan şahıslardan olmadığı anlaşılıyor, kendisine üzerinde suç unsuru olup olmadığı soruluyor ve arabanın arka koltuğundaki poşet içinde bulunan 12 tablet (156 adet) Galara hapı ile 0.7 gram esrarı teslim ediyor. Müvekkilin ifadesi bu şekilde. Kolluğun tuttuğu tutanak ise yine aynı şekilde ancak fark şu: Üzerinde suç unsuru olup olmadığı sorulduğunda, cebinden çıkarıp teslim ettiğini yazıyorlar.
İlk sorum şu: Müvekkil maddelerin arka koltukta olduğunu ve üstünün tişörtle örtülü olduğunu söylüyor. 12 adet tablet hapı cebine sığdırması imkansız kolluğun bu tutanağını bu tezle çürütebilir miyiz?
İkinci olarak: Yukarıda belirttiğim gibi adli arama ve önleme araması yok, PVSK 4/A kapsamında durdurma var. Müvekkil hakkında da hiçbir ihbar yok. Kolluk kuvvetleri suç unsuru olduğunu bilmeden önce müvekkil maddeleri rızası ile teslim ediyor. Dışarıdan bakıldığında üstü kapalı olduğu için maddeler görülemez. Bu durumda TCK 192/2’nin uygulanması gerektiği kanaatindeyim. Buna ilişkin bildiğiniz bir Yargıtay içtihatı var mı? Av. Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız hocamız seminerlerinde bu durumlarda TCK 192/2’nin uygulandığı kararlar olduğunu söylemişti ancak ben hep 192/3’ün uygulandığı kararlar buldum.
Son sorum ise şu: Dosyada müvekkilin uyuşturucu sattığına ilişkin ne bir ihbar, ne HTS kaydı ne de tanık beyanı var. Bunu destekleyen , yasak maddeyi sattığına ilişkin ihbar, görüşme kayıtları, mesajlar veya sosyal medya paylaşımları gibi deliller de yok. Bu durumda dosyada beraat alma ihtimalini görüyor musunuz?
|
|
|
|
|
|
|
Alacaklı bono metnindeki ihtilaf durumunda hangi yer mahkemelerinin yetkili olduğu kısma daha önce "Ankara" yazıldığı halde Ankara yazısını üzerini çizmeden "Kırıkkale" şeklinde yazıyor ve Kírıkkale icra dairesinde takibi başlatıyor. Zira borçlu da Kırıkkale'de ikamet ediyor.Ödeme emri de borçluya Kırıkkale'de tebliğ edilmiş.Ticaret mahkemesinde görülen menfi tespit davasinda davalı/alacaklı senet duzenlenirken ihtilaf durumunda hangi yer mahkemelerinin yetkili olacağı hususunun yazılı olduğu kısma Ankara yazildigi halde borçlu Kırıkkale'de ikamet ettiginden ben daha sonra Ankara yazısını çizmeden başka bir kalemle altına Kırıkkale yazdim şeklinde yazılı beyanda bulunmuş.Davalı/alacaklının daha sonra Kirikkale şeklinde yazdım derken, senet duzenlendikten sonra yazdım diye bir beyanı yok.Yani alacaklı/davalı "daha sonra yazdim derken borclunun huzurunda Ankara yazıldıktan sonra yine borçlunun huzurunda ama Ankara yazildiktan daha sonra başka bir kalemle Kırıkkale yazdim şeklinde bir beyanda bulunsa geçerli olur mu? Borclu tacir, alacaklı ise tacir değil.Somut olayda; takip dayanağı bonoda keşideci ve lehtar gerçek kişi olup borçlu/davacı tacir, davalı/alacaklı ise tacir olmadigindana göre bonodaki yetki sozlesmesi, İcra Dairelerinin yetkili kılındığına dair yetki kaydı geçersiz mıdır? Bu durum
davalı/alacaklının ticaret mahkemesindeki menfi tespit davasını kaybetmesine neden olabilir mi, bu durum senedin ve takibin geçerliliğine olumsuz bir etkisi olur mu? Teşekkürler
|
|
|
|
|
|
|
bir şirketin düzenlediği çek karşılıksız çıktığı için icra takibine koyduk. aynı zamanda icra ceza mahkemesinde karşılık çeke sebebiyet verme suçundan şikayetçi olduk. Şikayet dilekçemizde şikayet edilen kişi olarak ''.....Şirket yetkilisi : A**.... '' dedik. çünkü keşide tarihinde şirket yetkilisi A**** görünüyordu.
şirket vekili imzaya itiraz etti.imza itiraz davası , icra ceza davasında bekletici mesele yapıldı.
imza itiraz davasında bilirkişi raporu tanzim edilirken şirketin eski yetkilisinin imzası da karşılaştırılmış.(hakim her iki yetkilinin de ismini vererek rapor talep etmiş) ve imza şirketin eski yetkilisine ait çıktı.
bizim icra ceza şikayetimiz .... şirket yetkilisi : A** olarak yapılmıştı. ama dediğim gibi imza keşide tarihindeki yetkiliye değil, önceki yetkiliye ait çıktı.
son olarak her ne kadar keşide tarihinde imzası ait çıkan kişi yetkili görünmese de, çek ileri tarihli olarak keşide edilmişti. yani asıl çek tanzim tarihinde imzası ait çıkan kişi de yetkiliydi. ama çekin ileri tarihli keşide edildiğini ispatlamamız da mümkün görünmüyor.
bizi nasıl bir durum bekliyor
Daha az göster
|
|
|
|
|
Yazan : av. aee,
Tarih : 24-03-2026 13:50
|
|
İyi günler dilerim. Müvekkil 2020 yılında müteahhidden bir daire alıyor. Ancak daire alındıktan sonra bina ruhsatı iptal ediliyor. Davacı yan parsel sahibi. Davalı ilçe belediyesi. Davalı belediye ile yan parsel sahibi arasında görülen idari davada idare mahkemesi ruhsatı iptal ediyor, yıkım kararı veriliyor ve bu karar BİM in kesin kararıyla onanıyor. Bu durumda kat maliklerinin zararlarının giderilmesi için başvurulabileceği yollar var mıdır, varsa bu yollar nelerdir? Teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba Sayın Meslektaşlarım. Müvekkilimin borçlu olduğu icra dosyasında haline münasip evinin haczedilemeyeceğinden bahisle Meskeniyet iddiasına dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunduk.
Bu şikayeti 103 davetiyesinin tebliğini veya kıymet takdir raporunu beklemeden öğrenme tarihi itibariyle yaptık.
İcra Hukuk Mahkemesi, "takip dosyası ve evrak işlem kütüğüne göre; şikayete konu edilen taşınmaz üzerine taşınmaz üzerine 19.02.2026 tarihinde haciz konulduğu, bu hacze ilişkin evrakı ilk olarak davacı borçlunun 19.02.2026 17:22:07 tarih ve saatinde vatandaş portal üzerinden görererek öğrendiği." gerekçesiyle, şikayetimizi süresinde olmadığından bahisle usulden reddetti.
Yine Mahkeme kurduğu kararda, "Kural olarak haciz sırasında bulunmayan borçlunun İİK.nun 103.maddesi gereğince hacizden haberdar edilmesi gereklidir. Davet kağıdı ile haciz yokluğunda yapılmış olan alacaklıya veya borçluya verilen üç günlük süre, haciz işlemine karşı şikayet süresinin (m.16)işlemeye başlamasını ve böylece haciz işleminin kesinleşmesini sağlamak içindir. Ne var ki, uygulamada sıkça görüldüğü üzere (103) haciz davetiyesinin tebliğ edilmemesi halinde hacizden haberdar olan borçlunun hacizle ilgili İcra Mahkemesine yapacağı başvurunun süresinde olup olmadığı öğrenme tarihine göre tespit edilir. Ancak, haciz haricen öğrenilse bile bilahare takip dosyasında borçluya (103) haciz varakası tebliği halinde anılan maddedeki hakları kullanma açısından borçluya yeni bir hak bahşedildiğinin kabulü gerekir (Yargıtay
12. Hukuk Dairesi'nin 2015/6506 Esas,2015/16605 Karar sayılı kararı " içtihadına yer vermiş.
Bu safahatta aklıma takılan konu, anılan karara yönelik istinaf kanun yoluna başvurulduğu takdirde, dosya istinafta iken 103 davetiyesinin tebliğinden sonra tekrar haczedilmezlik şikayetinde bulunduğumuz takdirde derdestlik itirazı ile karşılaşıp karşılaşmayacağımız hususu. Evet, haczin yenilendiği senaryoda tekrar bir şikayet imkanımız olacak fakat haciz yenilenmeden kıymet takdir raporu veya 103 davetiyesi gönderildiğinde yapacağımız şikayetin tekrar usulden reddedilmesi ihtimali var.
Kural olarak, Şikayet bir dava değildir. Şikayet, icra ve iflas dairelerinin kanuna aykırı olan veya uygulandığı somut olaya uygun bulunmayan işlemlerin iptali ile düzeltilmesini veya yerine getirilmeyen yahut sebepsiz yere sürüncemede bırakılan bir hakkın yerine getirilmesini sağlamak için kabul edilen icra ve iflas hukukuna özgü bir kanun yoludur. Şikayetin bir dava olmaması nedeniyle, şikayet dilekçesinin HMK’nun 119. maddesindeki şartları taşımasına da gerek yoktur. Yine icra mahkemesine yapılan şikayet HMK anlamında bir dava olmadığından ıslah müessesesinin uygulanamayacağına dair içtihatlar da mevcut. Fakat "derdestlik itirazı" yönünden var olan şikayetin, yapılacak yeni şikayete etkisi ne olur, görüşleriz nelerdir merak etmekteyim.
Paylaşacağınız her türlü görüş ve kararlar, öneriler genç meslektaşınız bendenizce önem arz etmektedir. İlginiz ve vaktinize teşekkür ediyor ve iyi çalışmalar diliyorum.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhabalar, sorum biraz uzun olacak yardımcı olabilirseniz çok mutlu olurum.
Site Yönetimi Vekiliyiz.
Müteahhit firma 2012 senesinde binayı inşa etti ve inşa sırasında kazan dairesi için A firmasının kazanlarını kullandı. 2012 senesinde kazanlar kullanılmaya başlandı.
04/02/2024 tarihine sitenin kazan dairesinde yangın çıktı.
Yangına ilişkin olarak Sigorta aracılığıyla 21/03/2024 tarihli bilirkişi raporu düzenlendi. Bilirkişi raporunda A firmasının kazanlarında oluşan elektriksel arıza nedeniyle yangının meydana geldiği tespit edildi ve sigorta tarafından site yönetimine poliçe kapsamında ödeme yapıldı.
Yangın kaynaklı oluşan zarar nedeniyle sigorta tarafından karşılanmayan bedel yönünden A firmasına dava açmak istiyoruz.
1- Davada görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi mi görevlidir yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi mi?
2- Davada zamanaşımı süresi hangi tarih itibariyle başlayacaktır ? Gerçekleşen olaya ilişkin ceza zamanaşımı hükümleri uygulanabilir mi ?
3- Bize sigorta tarafından bir bedel belirtilmiş ve buna ilişkin ödeme yapılmış ancak kusur oranı yer almıyor. Dava belirsiz alacak davası olarak mı açılmalıdır yoksa tam dava olarak mı ?
4- Asliye hukuk mahkemesinde dava açarsam ama sonrasında görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğuna karar verilirse sonradan arabuluculuk görüşmeleri gerçekleştirebilir miyim ? Tüketici mahkemesi arabuluculuk dava şartının gerçekleştirilmemesi nedeniyle usulden ret kararı verir mi ?
Katkılarınız için şimdiden teşekkür eder, iyi günler dilerim.
|
|
|
|
|
Yazan : avbeste,
Tarih : 18-03-2026 15:41
|
|
Meslektaşlarım merhaba. 10 yıllık kiracının tahliyesi için noterden ihtar çektim. Muhatabın adresi konut olmasına rağmen PTT'den sorguladığımda işyerinde daimi çalışana teslim edilmiş görünüyor. PTT ile görüşmelerimde daimi çalışanın adının da sisteme postacı tarafından ''zelkeze olarak(?)'' girildiğini ilettiler. Yani postacının hatalı tutumundan mütevellit işyeri olmayan bir yerde kime tebliğ edildiği dahi belli olmayan bir ihtarname var elimizde. Dava açmak için gerekli ihtar tebliğ süremiz de oldukça az kaldı. Bu durumda noterden muhatabın aynı adresine tekrardan tebligat çıkartmasını mı istemeliyim? Yine aynı posta memuruna denk gelirsek hem süre anlamında kayıp yaşayacağız hem de amacımıza ulaşamayacağız. Tebligat K. m. 21/2 istesem usulsüz tebligat mı olur?
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba,
Bir ceza dosyasında sanık müdafii olarak görev yaptım. Yerel mahkeme tarafından müvekkil sanığın beraatine karar verilmiş ve kararın hüküm fıkrasında, AAÜT uyarınca 30.000 TL vekâlet ücretinin sanık lehine hazineden tahsiline hükmedilmiştir (Temmuz 2025).
Kararın kesinleşmesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığı aleyhine ilgili vekâlet ücretinin tahsili amacıyla icra takibi başlattım (Kasım 2025). İcra dosyası kapsamında anapara, işlemiş faiz ve icra vekâlet ücreti ile birlikte ödeme yapılmış, ancak ödeme sırasında KDV’nin yarısı ile stopaj kesintisi yapılmış; ayrıca cezaevi harcı ve damga vergisi kesintileri de uygulanarak net tutar tarafıma ödenmiştir. Akabinde faturamı düzenleyerek ilgili birime sundum (Aralık 2025).
Ancak bu süreçte müşteki tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşınmış ve BAM tarafından yerel mahkeme kararı bozulmuş, dosya eksikliklerin giderilmesi amacıyla kesin nitelikte olmak üzere mahkemesine iade edilmiştir.
Bu gelişme üzerine, daha önce tahsil etmiş olduğum beraat vekâlet ücretinin akıbeti hususunda tereddüt yaşamaktayım. Cumhuriyet Başsavcılığı idari birimi ile yaptığım görüşmede, icra dosyası kapsamında tahsil edilen tutarın tamamının (icra vekâlet ücreti dahil olmak üzere icra dosya hesabında gözüken tüm tutarın), ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iade edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bu çerçevede;
Öncelikle, benzer bir durumla karşılaşan meslektaş olup olmadığını ve uygulamada nasıl bir yol izlendiğini öğrenmek isterim.
İkinci olarak, ödeme sırasında tarafımdan tahsil edilmeyen; doğrudan kesinti yoluyla hazineye aktarılan KDV, stopaj, damga vergisi ve cezaevi harcı gibi kalemlerin de iade kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda ciddi tereddüt yaşamaktayım. Zira fiilen elime geçen tutar ile icra dosyasında tahsil edilmiş görünen toplam tutar arasında yaklaşık 12.000 TL civarında fark bulunmaktadır. Hiç tahsil etmediğim bir bedelden sorumlu tutulmamın hukuki dayanağı konusunda görüşlerinize ihtiyaç duymaktayım.
Son olarak, tahsil edilen vekâlet ücretine ilişkin olarak düzenlediğim fatura kapsamında KDV’nin kalan kısmını beyan ederek ödemiş bulunmaktayım ve ilgili tutarı gelir olarak da kaydettim. Kararın bozulması sonrasında bu vergisel işlemlerin nasıl düzeltileceği, iade veya mahsup imkânı bulunup bulunmadığı hususunda da tecrübe paylaşımına ihtiyaç duymaktayım.
Bu süreçte hem icra hukuku hem de vergi hukuku boyutu bulunan bu durumla ilgili görüş, emsal uygulama veya yargı kararı paylaşabilecek meslektaşların katkılarını rica ederim.
Saygılarımla.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlar merhaba,
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında davacı mirasçılar lehine karar alınıp hüküm kesinleştikten sonra, miras payı oranında tapu tescilleri yapıldı.
Bu aşamadan sonra, aynı taşınmaz yönünden paydaş davacı tarafından muvazalı tescili kesinleşen davalıya ecrimisil ve müdahalenin meni talepli dava açıldı.
Taşınmaz bir bina ve fiilen çok sayıda mesken ve işyeri olarak kullanılıyor. Bilirkişi raporunda, keşif sırasında bazı kiracıların kirayı davalı tarafa ödediklerini beyan ettikleri, bazı bağımsız bölümlerin davalı tarafından kiraya verildiğinin anlaşıldığı ve davacının payına düşen ecrimisil bedelinin hesaplandığı görüldü. Ayrıca sadece bu birleşen dosya yönünden müdahalenin meni talebi bulunduğu için bilirkişi taşınmazın dava tarihi itibarıyla değerini de ayrıca belirledi.
Mahkeme son celsede ıslah ve harç tamamlama için süre verdi. Burada tereddütte kaldığım hususlar şunlar:
Müdahalenin meni talebini mutlaka ıslah edip harcını tamamlamak gerekir mi?
Müdahalenin meni talebi ıslah edilmez veya nispi harç tamamlanmazsa bu talep usulden reddedilir mi, yoksa açılmamış sayılma mı gündeme gelir?
Bu durumda davalı lehine hükmedilecek karşı vekâlet ücreti nispi mi olur, maktu mu olur?
Uygulamada bu tip dosyalarda, muris muvazaası davası sonrasında açılan ecrimisil dosyasında men’i müdahale talebini sürdürmek mi, yoksa sadece ecrimisil yönünden devam etmek mi daha güvenli görülüyor?
Benzer dosya tecrübesi olan meslektaşların görüşünü rica ederim.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,, güncel içtihatlara göre maaş alacakları belirsiz olarak mı? kısmi dava olarak mı açılmalıdır? Bir de bazı mahkemeler kısmi dava açılması durumunda ihtara rağmen faiz süresini ıslahtan başlatıyorlarmış doğru mu? Yanıtlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
Yazan : avbeste,
Tarih : 10-03-2026 13:15
|
Meslektaşlarım merhaba. 2017 yılında müvekkile 12.330 GBP (sterlin) ilamsız icra takibi başlatılmış. Takipte tahsil tarihi üzerindeki kur üzerinden ödenmesi talebi ve o günkü kurdan TL karşılığı yer alıyor. Ayrıca asıl alacağa adi kanuni faiz işlenmesi talep edilmiş. Daha sonrasında müvekkil tarafından itirazın iptali davası açılmış ancak dava 2026 şubat ayında reddedilmiş. İşbu hükümdeki tutarlar da ek takip talebi ile eklenerek müvekkile yeni bir ödeme emri gönderilmiş. Müvekkil bu aşamada bize geldi. Daha evvel sterlin şeklinde icra takibi görmemiştim. Sormak istediğim sorular şunlar;
1-Yabancı para alacaklarına uygulanması gereken faiz oranının "Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranları" olduğu hükme bağlanmış. Geçmiş dönemlere ait bu faiz oranlarını gösteren bir listeye nereden ulaşabilirim?
2- Bu hükme rağmen alacaklı takip talebinde adi kanuni faiz istemiş. Bu durumda yapılabilecek bir şey var mı?
3- Tehir-i icra prosedürü için icra dosya kapak hesabı istedik. Kapak hesabı yapılırken takip konusu 12.330 sterlin bugünkü kur üzerinden türk lirasına çevirilip bunun üzerinden adi kanuni faiz işletildi. Ortaya 1.5 milyon TL gibi oldukça yüksek bir tutar çıktı. Hesaplamanın bu şekilde yapılması doğru mudur? Değilse doğrusu nasıldır? Bilgisi olan üstadlarımın yardımını rica ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar değerli meslektaşlarım. Sizlere mühim bir sorum olacaktı.
Müvekkil kanser hastalığının son günlerinde olduğunu düşündüğü babasıyla kardeşinin engellemesi dolayısıyla görüştürülmüyor. Telefonla sağlık durumu hakkında bilgi dahi alamıyor. Benden ricası ise son defa babasını görüp helallik istemesi yönünde.
Maalesef hiçbir dava türüne benzetemedim. Son çare olarak hakimin hukuk yaratmasından bahisle kişisel ilişki kurulması talebinde bulunacağım.
Sizlerin fikirleri nelerdir? En ufak bir önerinize dahi ihtiyacım var. Saygılarımla...
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarımın bir müvekkilim 2019 yıllında boşanma davası devam ederken imam nikahlı yaşadığı şimdiki eşinden bir çocuğu olmuş ama çocuk evlilik içinde doğduğu kabul edilerek önceki eşin nufusuna kayıt edilmiş mevcut yeni eş ve asıl baba çocuğu kendi nufusuna almak istiyor anne ve çocoğun vekaleti var ve öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre de geçmiş, bu durumda soybağının reddi davası için mahkemeden öncelikle kayyım atanmasını talep edip sonrasında kayyımın vekaletnamelendirmesiyle mi davayı takip etmeliyim yoksa direkt baba olduğunu iddia eden kişi adına mı dava açmalıyım? Bu konu da fikirleriniz benim için önemli, şimdiden teşekür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Herkese selamlar, Müvekkilim bir trafik kazasına karışmış, Olay yerinde kolluk kuvvetleri tarafından yapılan alkolmetre testinde alkol oranı **0.00** çıkmıştır. Aynı gece hastaneye götürülmüş; ancak **kan veya idrar örneği alınmadan**, yalnızca hastanede bulunan bir cihaza üfletilmesi sonucunda **alkollü olduğuna dair doktor raporu** düzenlenmiştir.
Bu durumda, **kan ve idrar testi yapılmaksızın yalnızca cihazla yapılan ölçüme dayanılarak düzenlenen doktor raporunun hukuki geçerliliği nedir?**
Bu konuda **Yargıtay kararı bulunan** veya **benzer bir durumla karşılaşmış meslektaşların görüş ve tecrübeleri** var mıdır?
|
|
|
|