| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
Sayın Meslektaşlarım,
Velayetin değiştirilmesi davası açtık. Dava aşamasında velayet tedbiren müvekkile verildi. Akabinde talep dilekçesi gönderdik. Talep dilekçemizde davalıya ödenen iştirak nafakasının kaldırılmasına ve çocuğun velayeti tedbiren bize verildiği için tedbir nafakası talep ettik. Mahkeme davalının aldığı iştirak nafakasını kaldırdı fakat bizim istediğimiz tedbir nafakasını reddetti. Tedbir nafakasını reddetmesine gerekçe olarak da ; dava dilekçesinde nafaka talebimizin olmamasından kaynaklı olduğunu belirtti. Mahkeme gerekçeli kararında da iştirak nafakası hükmetmedi.
İştirak nafakası velayetin düzenlenmesine yönelik davalarda bu davaların ferisi
niteliğindedir. Bilindiği üzere feri talepler asıl talebin sonucuna bağlıdır. Ayrıca iştirak nafakası, çocuğun
korunmasına yönelik olup kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle dava dilekçesinde iştirak nafakası
talebinde bulunulmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmedilmelidir. (Yargıtay HGK
2017/2444 E. , 2019/51 K.)
Talep dilekçemizde bu üstteki karara dayanmıştık. Şimdi böyle bir durumda dava dilekçesinde olmaması halinde istinaf yoluna mı gitmeliyiz ? Yoksa ayrı olarak iştirak nafakası için dava mı açmalıyım ?
Ayrı olarak dava açarsam ilgili mahkeme velayetin değiştirilmesi davasında bu yönde karar verilmeliydi diyerek hukuki yarar yokluğundan red kararı verebilir mi ?
Tecrübesi olan meslektaşlarımdan yardım rica ediyorum. İyi çalışmalar.
|
|
|
|
|
|
|
Herkese merhabalar, taşınmazın tapu kaydında 9/10 oranlı (müteveffa) ve 1/10 oranlı olmak üzere toplamda 2 malik gözükmekte. 9/10 oranlı malikin tapu kayıtları hatalı tutulmuş ve baba adı yanlış yazılmış kadastro işlemleri sırasında. 1/10 oranlı malik de ortalığın giderilmesi davası açmış ve normalde 9/10 oranı olan kişi yerine aynı ad soyadda başka bir kişi taraf göstermiş. daha sonra mahkeme tarafından kendisine verilen yetki doğrultusunda tapu kaydında düzeltim davası açmış. biz ise 9/10 oranlı malik müteveffanın mirasçısıyız. tapu kaydında düzeltim davası ile ortaklığın giderilmesi davası karara bağlandıktan sonra yaşananlardan müvekkilin haberi olmuş. ortaklığın giderilmesi davası için yargılamanın yenilenmesi talep ettik. mahkeme ise talebimizi şu gerekçe ile kabul etti;
"Hal böyle olunca; İş bu davada tüm tapu maliklerinin davada taraf gösterilmesinin zorunlu olduğu, mahkemece taraf teşkilinin kamu düzeninden olması nedeni ile, mahkemece tapuda isim tashihi yolu ile mülkiyet aktarımı yapılmış olma durumu da dikkate alınarak gerçek tapu maliki yönünden tapu kayıtlarının düzeltilmesi için tapu iptal ve tescil davası açmak üzere davalı Münevver Aydar vekiline yetki ve süre verilmesi, tapu kayıtları düzeltildikten sonra gerçek tapu malikinin (ölü ise mirasçılarının) davaya katılımı sağlanarak dava dilekçesi tebliğ edilip taraf teşkili cihetine gidilmesi gerekirken eksik taraf teşkili ile karar verilmesinin isabetsiz olduğu anlaşılmakla davalı Münevver Aydar vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusun kabulü ile hükmün HMK'nın 353(1)a-4 maddesi gereği kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir."
Bize tapu iptal tescil davası açmamız için süre ve yetki verildi. Son tahlilde tapuda 1/10 paylı malik, 9/10 paylı hatalı kayıtlı müteveffa bulunmakta. biz tapu iptal tescil davasında kimi davalı göstermeliyiz?
Şimdiden herkese çok teşekkür ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba. Ceza muhakemesinde sanığın sorgusu yapıldıktan sonra görevsizlik/yetkisizlik/birleştirme kararı verilerek dosya başka ceza mahkemesine gönderildiğinde dosya kendisine gelen mahkeme sanığı tekrar dinlemek ve savunmasını almak zorunda mıdır bu 3 halde de? Teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba, Müvekkil hakkında şikayetçi olundu. Ceza hukuku alanıyla ilgili bir miktar karışık bir olaya dair sorum mevcuttur. Şimdiden teşekkürler.
1-Müvekkil galerici olup, şikayetçilerin 150.000 TL değerindeki eski aracını almış, karşılığında mülkiyeti muhafaza kaydıyla bir Seat marka araç verilmiştir. Bu işlem için müvekkil elden 50.000 TL almış, kalan bakiye için aylık 25.000 TL tutarında taksit planlanmıştır.
2- 3-4 ay sonra şikayetçiler aracı geri getirerek 2018 model Corolla talep etmiştir. Bu değişimle birlikte ek 50.000 TL ödeme öngörülmüş ve aylık taksit tutarı 75.000 TL’ye yükselmiştir. Aracın teslimi yapılmış ancak devrin borç bitiminde gerçekleşmesi kararlaştırılmıştır.
3- Yaklaşık 1-2 ay sonra şikayetçiler bu kez Transporter marka araç istemiş ve teslim almışlardır; bu aşamada da henüz bir devir işlemi yapılmamıştır. Transporter için 470.000 TL eksik bakiye kalmış ve bu tutarın aylık 50.000 TL taksitlerle ödenmesi konusunda anlaşılmıştır.
4-Şikayetçiler 3 ay boyunca ödeme yapmamışlardır. Ayrıca Transporter onlardayken şikayetçiler yaklaşık 160.000 - 170.000 TL tutarında trafik cezası yapmıştır.
5- Şikayetçilerin ilk arabalarını geri istemeleri üzerine taraflar yeniden anlaşmıştır. Müvekkil bu aşamada iki araç vermiştir. Birinin tescili yapılmış, ancak diğerinin satışı şikayetçiler tarafından alınmamıştır.
6-Şikayetçilerin kullanımındaki devri yapılmayan araca trafik cezaları nedeniyle haciz gelmiştir. Şikayetçiler cezaları ödemeyi ve aracı teslim almayı reddetmiştir.
Bu konuyla ilgili taraflar yazılı sözleşme yapmamış, şikayetçilerin ödeme dekontları var, müvekkil yönünden ise 3 adet tanık tüm sürece vakıf.
Bu olayda suç kapsamına girecek bir durum var mıdır ? İspat hukuku bağlamında ne gibi delillerin toplanması talep edilebilir. Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Müvekkilin malik sıfatıyla zilyet olduğu tapusuz taşınmaz için olağanüstü zamanaşımına dayalı dava açmış bulunmaktayız. Tescil için aranan bütün şartları sağlamakla birlikte dava konusu taşınmaz kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında kalmaktadır. Bu nedenle biz orman araştırması yaparken sadece orman kadastrosu sınırları dışında olup olmadığına bakılması gerektiği, orman sınırları dışındaysa başkaca bir incelemeye gerek olmadığı düşüncesindeyiz. Mahkemeler ise buna rağmen hava fotoğraflarını istiyor ve bilirkişi incelemesinde eski tarihli hava fotoğraflarına göre orman incelemesi yapılıyor.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/756 E., 2025/483 K. sayılı kararının da bizim görüşümüzü desteklediğini düşünüyorum.
Ancak Yargıtay kararında seri bazda orman kadastrosundan bahsedilmekte ve araştırmalarıma rağmen seri bazdan kastedilenin ne olduğuna dair başkaca bir kaynak da bulamadım. Bu konuda fikri olan meslektaşımız var mıdır ?
|
|
|
|
|
|
|
Sayın Meslektaşlarım,
Sigorta tahkim komisyonunda ''Değer kaybı ve hasar farkı tazminatı'' konulu dava ikame ettik. Sigorta şirketi vekili tarafından cevap dilekçesi sunuldu. Cevap dilekçesinde müvekkilin 2 tane geçmiş kazasına ilişkin ''Kaza tespit tutanağı ve kaza tespit tutanağı uygulaması (kusurların gösterildiği ekran)'' ekran görüntüleri alınarak dilekçeye eklenmiştir.
Sigorta şirketi tarafının zaten dava aşamasında bilgiye bizden daha rahat eriştiğini biliyoruz. Fakat müvekkilin geçmiş kazalarındaki bu evrakları bu şekilde bulması ve mahkemeye sunması hukuka uygun mudur ? Bu konu hakkında bilgisi olan var ise aydınlatırsanız memnun olurum. İyi çalışmalar.
|
|
|
|
|
Yazan : yasminly,
Tarih : 27-01-2026 10:53
|
|
Merhaba meslektaşlarım, Müvekkil mimar sözlü bir şekilde mimari proje için anlaşma yapmış. müvekkil, projeleri hazırlamış, ruhsat başvurusunu yapmış ve sisteme yüklendikten sonra belediyenin onayı geçmesi için eksiklik varsa geri gönderip, revizyonları yapmıştır. Fakat İş sahibi iş neden uzadı diye başka mimar ile anlaşmıştır. Geri kalan aşamalarda müvekkil ile devam edilmemiştir. Geri kalan aşamalarda hangi eksiklik olduğunu ve hangi aşamaların tamamlandığını bilmiyoruz. Bu durumda yine müvekkilin işbu proje üzerinden bedel isteme hakkı söz konusu olur mu ve projenin gelen aşamasına kadar mı belilrlenir?
|
|
|
|
|
Yazan : Av.Gh,
Tarih : 27-01-2026 09:18
|
Merhabalar,
Halihazırda devam eden bir alacak davamda davalı sayısı 2 iken, ölümler sonucu taraf sayısı neredeyse 30 kişiye kadar çıktı. Davalıların çoğunluğu yurt dışında. 4 yıldır dava dilekçesinin tebliğ edilmesini bekliyorum.
Bu davalılardan ihtiyari dava arkadaşı olan bir grup var ve bu kişiler Türkiye'de. (davalı sayısının artmasının nedeni mirasçıların dosyaya eklenmesi)
Dosyayı takipsiz bırakmayı ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini sağlamayı, daha sonra sayısı az olan gruba yeniden dava açmayı planlıyorum. Kafamı karıştıran bir durum var yalnızca, dava açılmamış sayılınca bu kararında tebliğ ile kesinleşmesi beklenir mi ? Eğer böyle bir durum olursa takipsiz bırakmamın hiç bir anlamı olmayacak. şimdiden teşekkürler.
|
|
|
|
|
Yazan : avebs,
Tarih : 27-01-2026 00:16
|
Sevgili hukukçular selamlar. Annesi ve babası tarafından terk edilen çocuğun müvekkil amcası tarafından bakıldığı, bizim de velayetin kaldırılması talebinde bulunduğumuz bir dosyam var.
Hakim tensip zaptında dosyayı çekişmesiz yargı işi değil dava olarak ele alarak bir çok ara karar verdi, bir de tarafımıza dahili dava dilekçesi vermememiz hâlinde dava şartı yokluğundan davayı reddedeceğine dair tebligat yaptı.
Ben her iki kararın da son derece yanlış olduğunu düşünüyorum, velayet kamu düzenine ilişkin olup re'sen araştırma ilkesine tabi olduğundan hakimin dilekçemizde belirttiğimiz üzere çocuğun velayeti kaybedecek olan anne-babasını tespit edip hukuki dinlenilme hakkının gerçekleşmesi için tebligat yapması gerekirdi.
İşin dava olarak nitelendirilmesi de yanlış olmuştur çünkü aslında amcanın anneden talep ettiği bir hak bulunmamaktadır. Yaptığımız iş sadece çocuğun korunması için mahkemeye talepte bulunmak. Dosyanın amcayla anne arasında bir dava olarak görülmesi hem hukuken hem mantıken doğru gözükmüyor.
Dosyanın dava olarak görülmesi tek başına bozma sebebi olur mu? Hakimin ilgilileri belirleyip kendiliğinden dosyaya eklemesi gerekir mi? Dahili dava dilekçesi vermediğimizden "dava" reddedilse istinaftan döner mi? Bununla ilgili tecrübelerinizi ve varsa emsal kararları merak ediyorum. Teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
|
Değerli Meslektaşlarım Merhaba,
Somut bir olayda karşılaştığımız ve doktrin/uygulama arasında tereddüt yaşadığımız bir konu hakkında değerli görüşlerinizi ve varsa Yargıtay dayanaklarınızı rica ediyorum.
Olay: İşveren tarafından iş akdi feshedilen bir personelimize ihbar süresi (bildirim öneli) tebliğ edilmiştir. Personel ihbar süresini çalışarak geçirmektedir. Ancak ihbar süresinin tamamlanmasına 1 hafta kala, personel doğum öncesi analık iznine ayrılmak için aldığı raporu müvekkil şirkete iletmiştir.
Yaptığım araştırmalarda "Raporlu olunan süreler ihbar süresinden sayılmaz, ihbar süresi rapor bitiminden sonra kaldığı yerden işlemeye devam eder" (süre uzar) şeklinde bir durumla karşılaşıyorum.
Ancak "analık izni" özelinde bazı kaynaklarda, fesih bildiriminin önceden yapılmış olması nedeniyle ihbar süresinin işlemeye devam edeceği ve rapor süresi içinde ihbar süresinin (fesih tarihinin) kendiliğinden dolacağı yönünde görüşler de bulunmaktadır.
Bu kapsamda:
Doğum (analık) raporu da standart hastalık raporları gibi ihbar süresini durdurur mu? Yani ihbar süresinin bitimine kalan 1 haftalık bakiye süre, 16 haftalık analık izni bittikten sonra mı kullandırılmalıdır?
Yoksa rapor süresi işlemeye devam ederken, ihbar süresinin bitiş tarihi (resmi çıkış tarihi) geldiğinde, rapor devam etmesine rağmen çıkış işlemi yapılabilir mi?
Eğer rapor süresi ihbarı uzatıyorsa ve biz rapor bitimini beklemeden çıkış yaparsak, personelin bakiye kalan 1 haftalık süresi için ihbar tazminatı ödememiz gerekir mi?
Ayrıca personele usulüne uygun fesih bildirimi yapılmış ancak personel doğum ödeneğinden yararlanmak için işten çıkış tarihinin uzatılmasını rica ediyor. İşveren de personeli mağdur etmek istemiyor.
Burada atılması gereken en doğru adım nedir?
Konuyla ilgili güncel Yargıtay kararı veya uygulama tecrübesi olan meslektaşlarımın yorumlarını beklerim. Katkısı olan tüm meslektaşlarıma şimdiden teşekkür ederim.
Saygılarımla,
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar,
müvekkile yapılan sosyal medyadan hakaret nedeniyle açılan ceza davasında sanık ceza alıyor. adli para cezasına hükmediyor (HAGB uygulamıyor) kesin karar.
Biz bu aşamadan kesinleşen ceza mahkemesi vekalet ücretimizi sanıktan tahsil ediyoruz.
Daha sonra Cumhuriyet başsavcılığı İlamat ve infaz bürosu mahkemeye yazı yazıyor ve
"5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 7/2 maddesinde yazılı " Suçun işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun
uygulanır ve infaz olunur." hükmü gereği yapılan değişiklik nedeniyle,
25/12/2025 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 Sayılı Kanunun 16 Maddesi ile 5237
sayılı Türk Ceza Kanunun 75. Maddesi değiştirilerek TCK. 125/1,125/2,125/3(b) ve (c) , 125/4
maddelerinde belirtilen "Hakaret " suçları önödeme kapsamına alındığından,
*Hükümlüye ait ilamın incelenerek, cezanın önödeme kapsamında kalıp kalmadığının
Mahkemenizce değerlendirilmesi, önödeme kapsamında kalması ve daha önce önödeme teklifinin
yapılmadığının tespiti durumunda Mahkemenizce önödeme işlemleri yapılmak üzere ilamın İNFAZIN
DURDURULMASINA karar verilmesi, umhuriyet Başsavcılığımızda hakaret suçuna ilişkin olarak çok sayıda ilamat kaydının
bulunduğu, ceza fişi/müddetnamelerde 125/3-a maddesinin yer almadığı, 125/1-125/2 maddelerinin yer
aldığı, bu durumun mağduriyete sebep olmaması açısından ilamınız incelenerek TCK 125/3-a maddesi
uygulanması durumunda bahse konu talebimizin dikkate alınmayarak Cumhuriyet Başsavcılığımıza bilgi
verilmesi hususunda;
Gereği ivedilikle talep olunur" şekinde bir müzekkere yazıyor.
Bunun üzerine ceza mahkemesi ek karar ile İnfazın durdurulmasına ve sanığa Ön Ödeme İhtaratı gönderilmesine karar veriyor.
Sorum şu Değerli Meslektaşlarım: Sanık bu ön ödeme tutarını öderse ceza mahkemesinin DÜŞME kararı vereceği açık ve net. Peki ya daha önce kesinleşen ceza mahkemesi nedeniyle tahsil ettiğimiz vekalet ücreti ne olacak?
Saygılarımla
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar değerli üstatlarım. Sizlere bir sorum olacaktı.
Müvekkil bir arsasını sattıktan sonra satış bedelini maalesef tahsil edemiyor. Kendisine bu bedele dair bir çek veriliyor ancak çek de bankaya ibraz edildikten sonra sahte çıkıyor.
Bir süre sonra ise arsanın üçüncü bir kişiye satıldığını öğreniyoruz. Müvekkil satışın muvazaalı olduğunu, en azından belediyeden alınan rayiç bedele göre gerçekleşmiş olduğunu söylüyor. Buna dair iki sorum olacak;
1) Bu durumda sizce ne yapılabilir? Tapu iptal davası düşündüm fakat mantıklı olur mu? Örneğin gerçek bedelinin çok altında, söz misali belediyede yer alan rakama göre bir satış gerçekleşmiş olması davamızda haklı çıkmamızı sağlar mı?
2) Arsanın satıldığı üçüncü kişiyi maalesef bilmiyoruz, ismen dahi kim olduğunu tanımıyoruz. Bununla ilgili bir öneriniz var mı? Hiçbir çözümü yok mudur?
Şimdiden her birinize teşekkür ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım,
Müvekkile karşı, kiralananı göstermeye izin istemli bir dava ikame edildi ve tensiple birlikte keşif masrafları için davacı tarafa kesin süre verildi, buna rağmen keşif harcı, bilirkişi ücreti, yol gideri davacı tarafça yatırılmadı, yani, keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacak.
Şu halde, dava ilk duruşmada direkt red ile mi sonuçlanacaktır?
|
|
|
|
|
Yazan : Haakan,
Tarih : 26-01-2026 13:35
|
Meslektaşlarım öncelikle herkese kolaylıklar dilerim.
Müvekkil şirkete dosyayla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen sırasıyla 89/1,89/2 ve 89/3 haciz ihbarnamesi gönderilmiş. Bu tebligatlar UETS hesabına yapılmış ve müvekkil gözden kaçırdığı için dosyaya borçlu olarak eklenmiştir.
Akabinde aynı icra dairesinden, aynı meslektaş tarafından farklı dosyalardan da 89/1 gönderilmiştir ancak bunları farkettiğimiz için itiraz edip durdurabildik.
Süresini kaçırdığımız ve borçlu olarak eklendiğimiz dosyada bu aşamada neler yapabiliriz?
15 günlük menfi tespit davası açma süresi geçmiş ancak yine de reddedilecek olmasına rağmen tedbir talepli dava açtık.
Dosya borcunu ödeyip istirdat davası açma gibi bir durumumuzda mevcut ancak en sağlam nasıl ilerleyeibiriz.
Şimdiden çok teşekkür ederim
|
|
|
|
|
Yazan : Av.HBC,
Tarih : 26-01-2026 09:17
|
Meslektaşlarım merhabalar,
Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye talepli icra takibi neticesinde itirazın iptali davasında tahliye kararı verildi ve karar kesinleşti. Ancak cebri icra yoluna başvurulmadan bu karar sonrasında kiracı evi tahliye etti. Akabinde mahkeme kararından kaynaklı vekalet ücreti, yargılama gideri vs. icra takibine konuldu. Söz konusu icra takibi sonrasında aldığımız dosya hesabında maktu icra vekalet ücreti yanında tahliye vekalet ücreti de hesaplanmış.
Cebri icra suretiyle tahliye işlemleri yapılmadan tahliye vekalet ücreti hesaplanması doğru mudur?
Tahliye vekalet ücreti haricindeki kısım ödendi ve icra dairesine kapatma talebi atıldı, daire para alacağı yönünden talebin kabulüne, tahliye yönünden takibin devamına karar verdi. Bu durumda kiracı vekili olarak taşınmazın tahliye edildiğini icra dairesine bildirirsek (ikametgah vs. belgelerle) dosya kapanabilir mi yoksa alacaklı vekilinin bu hususu bildirmesi mi gerekir?
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım. Yıllık izin ücreti alacağı için açtığımız davada davalı, işyeri uygulamasından hukuka aykırı olarak vazgeçtiği için tanık dinleteceğiz. Tanığımız ise 2011 tarihinde emeklilik sebebiyle işten ayrıldı. İşten ayrılması üzerinden 10 yılı aşkın süre geçmesi söz konusu olduğu için işverenin bu hususa dayanarak tanığın özlük dosyasını sunamaması durumunda tanık beyanları mahkemece ne şekilde değerlendirilebilir? İşyeri uygulamasından 2018 senesi sonlarına doğru vazgeçildiği için işten ayrıldığı süre 10 yılı aşmayan tanık bulmak da pek mümkün olmuyor. Ne tavsiye edersiniz?
İlaveten, daha evvel aynı konuda aynı davalıya açılıp kabul edilerek kesinleşen 2 farklı dava dosyasını da delil listemizde belirttik. Bu dosyalardaki tanık beyanları kendi dosyamız yönünden ele alınır mı ? Şimdiden teşekkür ediyorum.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba. 2019 yılında bir avukat üstadımız tarafından açılan bir dava var ancak kendisi daha sonra vefat ettiği için davayı şu an ben takip ediyorum.
Dava dilekçesinin sonuç kısmı aynen şu şekilde:
''1-) Murisin sağlığında yaptığı tasarruflarının muris muvazası sebebi ile iptaline,
2-) Murisin davaya konu vasiyetname ile müvekkil saklı payını tecavüz ettiği bu suretle de müvekkilimi mağdur ettiği açıkça belli olan vasiyete konu tasarrufunun tenkisi ile müvekkilin saklı payına tecavüz teşkil eden kısmının iptaline karar verilmesini,
3-) Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini... arz ve talep ederiz.''
Anlaşılacağı üzere eksik ve hatalı taleplerde bulunulmuş. Şu an itibariyle deliller toplandı, tanıklar dinlendi, bilirkişi raporları alındı, tenkis hesabı yapıldı, özetle artık son aşamaya gelindi. Tahkikat tamamlanmadan ıslah ile bu talepleri toparlayıp düzeltmek mümkün olur mu sizce? Mümkünse de nasıl bir ıslah yapılmnalı? Çok zor durumdayım, yardıma ihtiyacım var. Desteklerinize talibim.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhabalar, mahkemece ön inceleme duruşmasında; tüm tanıkların gelecek celse dinlenmesine, isim ve adreslerini bildirmek ve masraf yatırmak için tarafımıza kesin süre verilmesine; tebligatın iade dönmesi halinde mernis adresine tebligat yapılmasına; masraf yatırılmaz yahut tanıklar duruşma günü hazır edilmezse tanık dinletmekten vazgeçmiş sayılmamıza karar verildi.
4 tanığımız var ikisinin tebligatı iade döndü. Mahkemece yeniden tebligat için herhangi bir işlem de tesis edilmedi. Öte yandan usulüne uygun tebligat yapılan tanıklarımızın ikisi de yurtdışında. Tebligatı iade dönenler de gelemeyeceklerini söylediler. Bu durumda tanıklar duruşmada hazır edilmezse dinletmekten vazgeçmiş sayılacağımıza ilişkin ihtar geçerli midir? Tebligatın iade dönüp dönmemesi fark etmeksizin bir sonraki duruşma hazır etmemiz yahut ihzar müzekkeresi düzenlenmesi gerektiği kanaatindeyim ama emin olmak istedim. Şimdiden teşekkürler
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar, çekişmeli boşanma olarak başladığımız davada müvekkilden maalesef ücretimi alamadım. Karşı tarafın avukatıyla anlaşma sağlayarak bilgim dışında anlaşmalı boşanmaya dönmesi için talepte bulunmuş kendi müvekkilim. Azilname de göndermedi hala vekalet ilişkimiz devam etmekte. Anlaşamlı boşanma için duruşma günü verildiğinde duruşmaya katılarak (müvekkil protokolde yargılama giderlerinden feragat etse bile) ben karşı taraftan alacağım vekalet ücreti talebinde bulunabilir miyim acaba bilginiz var mı?
|
|
|
|
|
Yazan : yasminly,
Tarih : 23-01-2026 13:58
|
Müvekkil aleyhine, TMK m.166/1 kapsamında boşanma davası açılmıştır. Davacı taraf, müvekkilin sadakatsiz davrandığını ve evi terk ettiğini ileri sürmektedir.
Oysa müvekkil, evlilik süresince fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış, bu nedenle can güvenliği endişesiyle ortak konutu terk etmek zorunda kalmıştır. Taraflar arasında 2–3 yıldır fiili ayrılık mevcuttur. Müvekkil, boşanmayı kabul etmekle birlikte, davacı tarafın iddia ettiği gibi ağır kusurlu değildir. Kusur ispatı için karşı dava açmak gerekli mi? ya da karşı tarafın açmış olduğu davada müvekkilin az kusurlu karşı tarafın ağır kusurlu olduğunu ispat ettirip boşanma gerçekleşir mi? (müvekkilin nafaka, tazminat gibi talepleri yok sadece boşanmak istiyor)
|
|
|
|