| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım selamlar.
Kesinleşen Tüketici Hakem Heyetlerine Karşı Hakem Kararının İptali Davası açılamayacağını hükmeden Yargıtay ilamları hatırlıyorum. Elimde bir Hakem Heyeti Kararının İptali davası var, THH kararı kesinleşmiş. Hatırladığım kadarıyla bu konudaki iptal davaları itiraz mahiyetinde değildi. Aksi bir Yargıtay ilamı biliyor musunuz? Şimdiden teşekkürler.
|
|
|
|
|
|
|
|
Tacir kişi faaliyet alanı dahilinde, iş ilişkilerinin yoğunlaştığı ve sürekli uğraş alanını konu alan ve taraf olduğu bir sözleşmenin şeklen geçersizliğini öne sürerse bu iddiası tacirin basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü göz önünde bulundurularak TMK md. 2 çerçevesinde kötü niyetli iddia olarak değerlendirilebilir mi ?
|
|
|
|
|
|
|
|
Herkese merhabalar, dosyamızı borçludan tahsil edemiyoruz yakınlarına 89/1 yollamayı düşünüyoruz fakat T.C bilgileri elimizde yok sadece isim ve soyisimleri var ne yapabiliriz?
|
|
|
|
|
|
|
Herkese merhaba,
Müvekkilin ticaret yaptığı birisi var. Bu kişi X ve Y adında iki şirketin de yetkilisi.
Müvekkil bu kişiden bir çek alıyor. Çek X şirketi emrine düzenlenmiş fakat Y şirketi kaşesi vurulmuş. Kaşe üzerindeki imza bu kişiye ait.
Bu durumda bu çeki hangi firmaya karşı ileri sürebiliriz? Emrine düzenlenen mi kaşesi bulunan mı?
Saygılarımla.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba, örneğin bir taşınmaz haczinde haczi koyduktan sonra 1 sene dolmadan haczin yenilenmesi mi gerekmektedir? Yoksa satış istenmediği sürece 1 sene dolmadan haciz yenilemek her halükarda haciz sıramızı sıfırlar mı? Yani satış istenmediği varsayımda haciz sıramızı korumak için 1 sene dolmadan haczi yenilememiz gerekiyorsa bunu UYAP portaldan talep oluşturarak istediğimizde yenilemeye dair bir ibare içermiyor ilk defa haciz konuyormuş gibi bir içeriği var dolayısıyla yenilemek istiyorsak bunun ayrıca yenilenme ve sıramızın korunması ibaresini ekleyerek mi yapmamız lazım. Bu konuda haciz süreci ile ilgili bilgilendirirseniz çok sevinirim.
|
|
|
|
|
Yazan : avbeste,
Tarih : 20-01-2026 18:02
|
|
Meslektaşlarım merhaba. Müvekkil lehine ‘’Başta ….. bağımsız bölüm numaralı konut niteliğindeki taşınmaz olmak üzere, sahibi ve hissedarı bulunduğum ve bundan sonra her türlü yolla sahibi ve hissedarı bulunacağım bilcümle para, taşınır ve taşınmaz mallar üzerindeki bilumum hak ve hisselerimin tamamını ...'a vasiyet ediyorum’’ şeklindeki vasiyetname için atanmış mirasçılık belgesi mi yoksa vasiyet alacaklısı belgesi mi istenmelidir? Vasiyette tüm gayrimenkullerin vasiyet edilmesi halinde belirli mal vasiyeti olacağına ilişkin kararlar okudum ancak somut olayda para,taşınır, taşınmaz tüm malvarlığı denmiş. Ben atanmış mirasçılık olması gerektiği kanaatindeyim ancak bilgisi olan varsa aydınlatabilirse çok sevinirim.
|
|
|
|
|
|
|
Meslektaşlarım merhaba,
Müvekkil şirket aracına çarpılması suretiyle oluşan kaza nedeniyle müvekkil aracındaki mahrumiyet bedelini dava konusu edeceğiz.
Davayı işleten sıfatıyla uzun süreli kiralayan şirket ve araç sürücüsü aleyhine açacağız.(araç sahibine açmıyorum çünkü işleten şirket uzun süreli kiralamış) Bu durumda ATM de mi açmalıyım? (müvekkil şirket, davalılardan biri olan işleten de şirket) Bu durumda arabuluculuk yoluna da gitmeliyim sanırım?
Veya asliye hukukta mı açmalıyım?
teşekkür ederim herkese.
|
|
|
|
|
|
|
Selamlar,
Evvel konuları incelediğimde bu uyuşmazlığa ilişkin pek detaylı bir konu başlığı göremedim. Bu sebeple sorularıma cevap bulamadım. Ayrıyeten Yargıtay kararlarını da inceledim fakat yine aklımda bir takım soru işaretleri kaldı. aşağıda anlatacağım konuda yardımlarınızı rica ederim.
OLAYIN ÖZETİ:
Müvekkil vergi açılışı olan, yıllık gelir vergisine tabi bir emlakçı. Ticari kredi ile son model bir araç satın alıyor. Gün içerisinde şehir içinde seyahat halindeyken bir tur otobüsü aracına çarpıyor ve maddi hasarlı kaza meydana geliyor.
Sürecin devamında ZMMS kapsamında KEP üzerinden başvuru yapıldı. Müvekkilin kasko sigortacısının karşı tarafın sigortacısına rücusu sebebiyle ZMMS limiti dolduğundan sebep yaklaşık 20.000,00TL gibi çok düşük bir meblağ ZMMS sigortacısı tarafından ödendi.
Bu davayı işleten ve araç sürücüsü olan kusurlu davalılara karşı ikame edeceğim. Kar kaybı ve değer kaybı olarak talep etmeyi, haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte Asliye Ticaret Mahkemesinde davayı açmayı düşünüyorum.
Cevap aradığım sorular ise şunlardır:
1- Yargıtay kararlarında çoğunlukla sigortacı firma da davalı olarak dahil edildiğinden bu davada sigortacı firmayı davalı olarak göstermeme gerek var mı? Poliçe limiti dolduğundan ZMM sigortacısı ile herhangi bir ihtilafımız kalmamış oluyor. Bu sebeple davalı olarak göstermeme gerek olmadığını düşünüyorum.
2- Müvekkilin vergi açılışı emlakçılık mesleği üzerinden tanımlanmış. Burada karşı tarafın aracının seyahat otobüsü firmasına ait olması kapsamında davanın ticari dava olduğuna mutlak şekilde kanaat getirilebilir mi?
3- Her iki talep bakımından da (Değer Kaybı ve Hak mahrumiyeti/Kar Kaybı) istenecek faiz türü ne olmalı?
4- Müvekkilin karı olmaması sebebiyle söz konusu talebi araçtan mahrum kalınan gün kapsamında mezkur aracın günlük kiralama bedelinden talep edebilir miyim?
Şimdiden ilginize teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Kımyetli meslektaşlarım merhabalar;
Müvekkilimiz aleyhine bonoya dayalı icra takibi açıldı ve tarafımızca bonodaki imzaların tarafımıza ait olmadığı iddiası ile imzaya itiraz davası açıldı. Davanın açıldığı aşamada tedbir talebimiz reddedildi ve müvekkil üzerine kayıtlı taşınmazlara haciz tatbik edildi. Dava neticesinde davayı kazandık ve mahkemece takibin durması yönünde karar verildi. Haciz tatbik edilen taşınmazlardan birisi müvekkil yönünden önem arz ediyor ve satılması gerekiyor. Diğer taşınmazlar da borcu ödemeye fazlasıyla yeterli. Yerel mahkeme tarafından verilen bu takibin durdurulması kararı ile söz konusu taşınmaz üzerindeki haciz kaldırılabilir mi? Kaldırılamaz ise ne şekilde bir yol haritası önerirsiniz?
|
|
|
|
|
Yazan : milatsu,
Tarih : 19-01-2026 22:45
|
Merabalar meslektaşlarım.
Muris tüm malvarlıgini muvazaa ile edinmiş durumda. Ayrıca vasiyetname ile mallarını bir derneğe bıraktı. Vasiyet iptali davamız hak düşürücü Süre nedeniyle ret yedi.
Vaziyetler mirasçılar ıskat edilmişti. Şimdi ıskat edilmeyen bir torun var ilk muvazaayı yapan dede ölmeden doğan. Dedeye muvazaa davası açarak vasiyet borçlusu ve muvazaa ile zenginleşen amcayı borçlandırarak hak kazandığı miktarı vasiyet alacaklısından talep edebilir mi, yoksa vasiyet
alacaklısı cüzi haleftir borçlardan sorumlu değildir deyip konuyu kapatmak mı gerekiyor.
Veya tek tek sayfa da tüm malını bıraktığı için külli halef diyebilirsiniz. Vasiyet yeni açıldı.
Muvazaa davasında davalı vasiyet alacaklısı mi olacaktır.
|
|
|
|
|
Yazan : Ad Rem,
Tarih : 19-01-2026 09:32
|
Merhaba. Davalı A yönünden davanın kısmen kabulüne, davalı B yönünden ise reddine karar vermiştir. Davalı B hakkındaki ret kararı istinaf edilmediği için kesinleşecektir. Ancak Davalı A hakkındaki kısmen kabul kararı tarafımızca esas ve vekalet ücreti yönünden istinaf edilmiştir.
Bu durumda; istinaf edilen davalı A yönünden tehiri icra prosedürü işletilebilirken, davası reddedilen ve kararı kesinleşen davalı B lehine hükmedilen vekalet ücretinin tahsili nasıl gerçekleştirilecektir? Mahkeme her iki davalı için tek bir vekalet ücretine hükmettiyse, kararın bir kısmının kesinleşmesi bir kısmının istinaf edilmesi vekalet ücretini nasıl etkiler?
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar.Denetim süresi içerisinde alt sınırı 1 yılın üstünde olan basit yaralama ve tehdit suçu işleniyor.Dosya şu an poliste.Karşı taraf şikayetçi.İnfaz kanununa göre iddianamenin düzenlenmesiyle d.s.müdürlüğünün bildirimi ile infaz hakimi açık cezaevine gönderme kararı verebiliyor.Yani infaz hakiminin takdirinde.Uygulamada nasıl oluyor? infaz hakimleri denetimde iken işlenen suçtan dolayı açılan davanın kesinlesmesini mi bekliyor, (ki öyle olsa denetimde iken işlenen suçtan dolayı açılan dava kesinleşene kadar zaten denetim de biter), yoksa infaz hakimi denetimde iken işlenen alt sınırı 1yılın üstünde olan suçtan dolayı iddianamenin düzenlenmesiyle hükümlüyü direkt açık cezaevine gönderme kararı mı veriyor? Bir de diyelimki basit yaralama ve tehditten iddianame duzenlendi,basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralanma ceza alt sınırı 1 yılın altında, tehdit suçunun alt sınırıyla toplanarak mı hesaplanıyor yasada belirtilen alt ceza sınırı ,Teşekkürler
|
|
|
|
|
Yazan : imsel,
Tarih : 14-01-2026 13:33
|
|
kadastro davasında davacı idik.mahkeme kararı davalılar üzerine tespit gibi davamızı reddetti.dayanağımız osmanlı tapusu.6 tane davacı önce davayı açmış müvekkiller davacılardan birinin mirasçısı.müvekkillerin yaklaşık 100 tane davalı var ve müvekkillerin masraf için maddi durumu şu anda yok.kararın diğer davacılar tarafından kanun yoluna götürülmesi eğer karar bozulursa davalı müvekkillere de sirayet eder mi yoksa muhakkak kanun yoluna başvurulmalı mı?
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba sayın meslektaşlarım
müvekkillerimin vefat eden babalarıyla kiracıları arasında bir kira sözleşmesi düzenlenmiş ancak kira sözleşmesinin başlangıç tarihi sözleşmeden belli olmuyor. Kira ü ücretinin ödeneceğinin belirtilen hesaplara da baktığımda bu tarihi net olarak çıkaramıyoruz. Çünkü kiracı ilk olarak 2016 yılının temmuz ayında banka yoluyla kira ücretini göndermiş. Kiracı bütün su elektrik ve doğalgaz aboneliklerini 11.01.2016 tarihinde üzerine almış. Bu durumda açacağımız kira tespit davasında kira sözleşmesinin başlangıç tarihi olarak bu tarihi belirtsek ve kiracı bu duruma itiraz etmese acaba mahkeme bunu nasıl değerlendirir. sözleşmede kira artış oranı bulunması nedeniyle bugün açacağımız dava da 11.01.2025 tarihinden itirbaren yeni kira ücretinin tespitini talep edeceğiz.
Değerli görüşleriniz için şimdiden teşekkür ederim
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba herkese. Tahliye taahhütnamesine dayalı örnek 14 icra takibi başlattık ve kiracı imzaya itiraz edince itirazın iptali davası açtık. Mahkeme ön incelemede davalı kiracıya mahkeme huzurunda imza örneği vermesi aksi takdirde imza inkarından vazgeçmiş sayılacağı ihtaratlı süre verdi ve davalı kiracı süresinde imza örneği vermediği için bu husus kesinleşti ancak davalı süreyi kaçırdığını fark edince bu sefer sırf imza incelemesi yaptırıp hukuk mahkemesine bu dosya gelebilsin diye savcılığa sahtecilikten suç duyurusunda bulundu ve bunun bekletici mesele yapılmasını istedi, açık bir iftira attı davacı müvekkile yani müvekkil bu konuda iftira hakkını kullanacak zaten. Hukuk mahkemesinden imza inkarından vazgeçmiş bir davalının aynı hususta savcılığa sahtecilikten suç duyurusu hukuk mahkemesinde artık bekletici mesele yapılabilir mi ki? Zaten savcılık dosyasında şüpheli görünen müvekkilin sahtecilik yapmadığı bilirkişi raporuyla ortaya çıkacak müvekkilin el ürünü olmadığı ortaya çıkacak, davalı kiracının el ürünü mü değil mi diye araştırılmayacak çünkü sadece şüpheli gözüken müvekkil sahtecilik yaptı mı yapmadı mı diye imza incelemesi yapılacak (iftiradan suç duyurusunda bulunacak sonra da müvekkil gerçek ortaya çıkınca). Bu konuda emsal veya bilgisi olan var mı? Teşekkürler.
|
|
|
|
|
Yazan : Matrix,
Tarih : 08-01-2026 16:08
|
Merhaba.... 2021 Yılındaki 7343 Sayılı kanun ile İİK. 115. maddesi tamamen değişmiştir. 115/5 mad. göre ; " Satış talebi teklif verme başladıktan sonra geri alınamaz. Teklif verme süresinin bitimine kadar borcun tamamen ödenmesi halinde satış durdurulur. " hükmünü havidir.
Peki; Ortaklığın Giderilmesine ilişkin İHALE AŞAMASINDA ;tüm taraflarının ihale başladıktan sonra ( teklif verildikten fakat ihale bitmeden evvel ) VAZGEÇMESİ HALİNDE satış düşürülecek midir ?
Teşekkürler.
|
|
|
|
|
Yazan : measfuyu,
Tarih : 08-01-2026 11:24
|
Meslektaşlarım merhaba,
Bir asliye ticaret dosyasında avukatın hem iki kefilin hem de asıl alacaklının vekilliği yapması noktasında menfaat çatışması durumunu sormak istedim. Tarafların birbirlerine yönelik aksi bir talepleri bulunmuyor. Burada menfaat çatışması durumunu nasıl değerlendirirsiniz. Emsal bir karar bilginiz mevcut mudur ? Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Sayın meslektaşlarım öncelikle herkese iyi çalışmalar dilerim.
Müvekkillerime miras yolu ile geçen bir işyerine ilişkin kira alacağı sebebi ile örnek13 icra takibi başlatmış bulunmaktayım. Ve fakat aşağıda belirteceğim üzere bazı sorularım bulunmaktadır. Şimdiden herkese teşekkür ederim.
1-Başlatmış olduğum icra takibinde 1/7'yi ayrıntılı şekilde doldurdum (Sözleşme bilgileri, taşınmaz adresi vs.) ve fakat ayrıca 1/8'e(..borcun sebebi)kısmına herhangi bir şey yazmadım. Yarın dava açtığım zaman borcun sebebi belirtilmemiştir diye açacağım davada veyahut başkaca bir problem olur mu?
2-1/9'a haciz ve tahliye yolu olarak belirttim fakat 1/7'de ayrıca bu husustan bahsetmedim. Bu durum problem yaratır mı?
3-Söz konusu sözleşme 2013 yılına ait. O zamanki adresle mevcutta ki adres farklı(büyükşehire geçme vb.durumlardan ötürü) ben hem sözleşmede ki adresi hem de zabıtada bulunan işyeri ruhsat güncel adresini yazdım. Tahliye davasında bu durum sıkıntı yaratır mı?
Şimdiden herkese teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
İdare Mahkemesi nezdinde açtığımız destekten yoksun kalma talepli tam yargı davamız tam kabul ile sonuçlandı ve idare tarafından alacağımız ödendi. Akabinde Bölge İdare Mahkemesi tarafından İYUK m.15/1-a uyarınca tekrar istinaf yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı verilmiştir. İncelediğim yargıtay kararlarında HUMK hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanacağı, kesin kararın tebliğine müteakip 10 gün içerisinde doğru yargı yerinde dava açılması gerektiği, açılacak davanın ilk davanın devamı niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
Bu kapsamda ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyi, kesinleştikten sonra adli yargıda dava açmayı düşünüyorum. Fakat bu arada müvekkilim vefat etti. İşler iyice sarpa sardı, anlamadığım çok husus mevcut. Talep destekten yoksun kalma fakat talep ettiğim kişi vefat etti. Bu alacağı mirasçılar yoluyla hala talep etme şansım var mı? Ben davayı ıslah etmiştim. Yeni açacağım dava da ıslah edilen tutar üzerinden mi harçlanacak, ödediğim harçlar ne olacak, alacağımın zamanaşımına uğrama durumu var mı, idare yaptığı ödemeyi ne zaman geri isteyebilir? Bu süreci deneyimlemiş meslektaşlardan yardım istiyorum. Teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Kıymetli meslektaşlarım merhaba. Elimde özeti şu şekilde olan bir olay mevcut.
2008 tarihli vasiyetname ile davacı ve davalıların murisi kendi adına kayıtlı taşınmazlar bakımından belirli mal bırakma vasiyetinde bulunmuştur. Murisin ölümü sonrası vasiyetnamenin açılması üzerine davacı davalılara karşı vasiyetnamenin iptali, olmadığı takdirde tenkis ve davalılardan A’nın muristen aldığı vekâlete dayalı yaptığı satışlardan doğan bedelden miras hissesine düşen kısmın kendisine verilmesi, olmadığı takdirde tenkisi yönünde talepte bulunmuştur.
Yerel mahkemece vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak dâvası tefrik edilmiş ve tefrik edilen dâva vasiyetnamenin iptali, olmadığı takdirde tenkis istemli dâva yönünden bekletici mesele kabul edilmiştir.
Yerel mahkemece vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak dâvası bakımından kısmen kabul ile davalı A'nın davacıya bir miktar para ödemesine hükmedilmiştir.
Derece mahkemesinin kararı BAM tarafından “(…) dava konusu taşınmazların miras bırakan M tarafından vasiyetnameye konu edildiği ve bu vasiyetnamenin iptaline ilişkin olarak ve Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında dava açıldığı anlaşılmıştır. Vasiyetnamenin iptaline yönelik verilebilecek bir kararın taşınmazların mülkiyet durumlarını doğrudan etkileyeceği açıktır. Bu durumda mahkemece ilgili dava dosyasının karara bağlanıp bağlanmadığı, karara bağlanmış ise kesinleşip kesinleşmediği tespit edilmeli, dava kesin olarak sonuçlanmamış ise işbu bu dava yönünden HMK’nun 165/1. maddesi uyarınca bekletici mesele yapılıp sonucu beklenildikten sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken (…)” şeklindeki gerekçe ile kaldırılmıştır.
Şahsi kanaatim şu şekilde:
Tenkis saklı paylı mirasçılar bakımından saklı paylarının ihlâl edilmesi sebebiyle tenkisi kabil kazandırmaların saklı payı ihlâl etmeyecek düzeye indirilmesidir. Saklı payın ihlâlinden bahsedebilmek için öncelikle murisin fiktif terekesi tespit olunarak tasarruf nisabı belirlenmeli ve buna göre belirleme yapılmalıdır.
BAM kararındaki vasiyetnamenin iptalinin mülkiyet durumunu değiştireceği yönündeki tespite şüpheyle yaklaşılmalıdır. Zira vasiyetname ile doğrudan mülkiyetin geçmesi söz konusu olmayacağı gibi vasiyetnamenin iptali ancak vasiyetnamenin tenfizi ile gerçekleşen mülkiyet devirlerine etki edebilir. Dâva konusu olayda vasiyetnameye konu 18 adet taşınmazın 14’ü hâlâ terekede yer almaktadır. Kalan 4 adet taşınmaz ise murisin ölümünden evvel başkalarına devredilmiş olup vasiyetnamenin tenfizi kapsamında bir mülkiyet devri olmamıştır. O hâlde vasiyetnamenin iptali ancak vasiyet alacaklarının alacak hakkına etki edebilecektir. Görüldüğü üzere BAM kararındaki mülkiyet durumunun etkileneceğine yönelik gerekçe isabetli değildir.
Davacının talep ettiği alacak hakkının murisin terekesinden kaynaklandığı açıktır. Davacının vekâlet görevinin kötüye kullanılması dâvası neticesinde elde edeceği alacak mirastan aldığı bir değer olup bu kısmın saklı payının zedelenip zedelenmediğine yönelik incelemede gözetilmesi gerektiği açıktır. Tenkis için mutlak surette saklı payın zedelenmesi gerekmekte olup örneğin söz konusu alacak gözetilerek yapılacak hesapta davacının saklı payını karşılar şekilde bir alacak elde ettiği anlaşılırsa artık tenkise yönelik talepte bulunması mümkün olmayacaktır. Bu sebeple öncelikle bu dâvanın neticelenmesi ve buna göre işlem yapılması gerekirken tam tersinin yapılması gerektiği iddiası doğru değildir.
Sizlerin de fikirlerini almak isterim. Önce ÖBT iptal ve tenkis talebi mi incelenmeli? Bana çok isabetli gelmiyor bu durum. Benzer karar da bulamadım. Muris muvazaası sebebiyle tapu iptal ve tescil bakımından karar mevcut, tenkisten önce iptal ve tescil incelenmeli diyor Yargıtay, bu durum da esasen çok farklı değil.
|
|
|
|