Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yanıt Bekleyen Hukukçu Meslektaşların Soruları
Kanallar : Lütfen Seçiniz

Hukuk Haberleri :
Şu anda yeni bir haber yok. Dilerseniz siz ekleyebilirsiniz.

Yazan : Avukatt2121, Tarih : Bugün 13:17
Bir işçilik alacağı davamda "Birlikte İstihdam" ve "Organik Bağ" iddiasıyla iki ayrı grup şirketini (A ve B Şirketi) müştereken ve müteselsilen sorumlu tutarak davalı gösterdim. Dava açılışında her iki şirketten de tüm kalemleri 1.000 TL sembolik rakamla talep ettim.
Sormak istediğim husus şu:
Yargılama aşamasında bilirkişi raporu geldiğinde; rapor davalılardan sadece birini (örneğin B şirketini) sorumlu tutarsa veya A şirketinin sorumluluğunu sadece belli bir dönemle sınırlarsa, ıslah/miktar artırım dilekçemde sadece sorumlu görünen şirket yönünden rakamı yükseltip, diğer şirket yönünden 1.000 TL’de bırakmam usulen mümkün müdür?

Müteselsil borçlulukta seçimlik hak kapsamında, ıslahı sadece tek bir davalıya yöneltmenin;

Diğer davalı (sorumsuz görünen) yönünden davayı 1.000 TL’de sabitleyerek karşı vekalet ücreti riskini minimize etme noktasındaki görüşleriniz nelerdir?

Uygulamada mahkemelerin "asıl alacak bir bütündür, müteselsil sorumlulukta ayrım yapılamaz" şeklinde bir direnciyle karşılaşır mıyım?

Değerli görüşleriniz ve varsa bu yöndeki tecrübeleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :52, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukat.exe, Tarih : 07-04-2026 13:17
Meslektaşlarım merhabalar,

Miras bırakan 1990 yılında vefat etmiş ve geride bıraktığı taşınmazların hangi il ve ilçelerde bulunduğu haricinde hiçbir bilgi yok. Tereke tespit davası kapsamında Tapu Müdürlüklerine müzekkere yazıldı ancak bazı tapu müdürlükleri müzekkere cevaplarında takbis öncesi aktif ve pasif kayıtların araştırılabilmesi için taşınmazların ada parsel ve sair bilgilerinin bildirilmesi istenmiş. Böyle bir durumla karşılaşan oldu mu? Nasıl ilerleyebileceğimiz konusunda yardımcı olabilecek meslektaşlara şimdiden teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :763, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Yağmurb, Tarih : 06-04-2026 11:58
Merhaba meslektaşlarım,
Müvekkil Türkiye' de taşınmaz satın almıştır. Kendisi yurt dışında ikamet etmektedir. Taşınmazın bulunduğu ilde ikamet eden bir arkadaşı(şüpheli) ile evin kiralaması, kiracı bulunması noktasında anlaşmışlardır.(müvekkil ile şüpheli arasında bu hususla ilgili yazılı bir sözleşme veya noter onaylı vekalet yok ,tamamen sözlü ve güvene dayalı bir durum )Müvekkil, ilgili taşınmazın kiraya verilmesi durumunda kendisine ait Banka hesabına işbu kiraların yollanmasını şüpheliden talep etmiştir. Ancak şüpheli, müvekkile, ''hesabına yurt dışında erişemeyeceğini, bu nedenle de kiraların şüphelinin kullandığı banka hesabına yatırılmasının daha iyi olacağını, akabinde işbu biriken kiraların müvekkil Türkiye'ye geldiğinde kendisine topluca yatıracağını'' söylemiş, müvekkil de şüpheliye güvenerek bu durumu kabul etmiştir. Müvekkil sahibi olduğu taşınmazı kiralaması, kiraların müvekkile ödenmesi noktasında şüpheliye güvenmiş ancak şüpheli ne evi kiraladığı noktasında müvekkili bilgilendirmiş ne de kiracılar tarafından şüphelinin banka hesabına yatırılan kira bedellerini müvekkile iade etmiştir.(Ev kiraya verilmiş) Bu durumla ilgili suç duyurusunda bulunacağız. Sizce bu durum güveni kötüye kullanma suçuna girer mi? yoksa uyuşmazlık hukuki nitelikte mi kalmaktadır. Bu konuya uygun Yargıtay kararı mevcut mudur acaba ?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1060, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Carsambali.av, Tarih : 06-04-2026 11:15
Merhabalar Meslektaşlarım,

Müvekkilerim 3 kişi,6 Anneleri Vefat Ediyor ve ondan miras olarak bazı taşınmazlar kalıyor. Bunlar El birliği mülkiyetle mirasçıları 6 kardeş ve babanın üzerine geçiyor.

3 taşınmaz var ve bunların kira sözleşmeleri kayıp bulunamıyor kiracılar 10.000 TL benim kiram diyor ve o kadar ödüyor aralarındaki sözleşmeyi de vermiyor ne yapabiliriz bu durumda normal değeri oranın 50 60 bin TL

İyi çalışmalar
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1077, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Özgü, Tarih : 06-04-2026 10:37
Meslektaşlarım merhabalar.

Tenkis davalarında sabit tenkis oranıyla bölünebildiği sürece davalıya seçim hakkı tanınmıyor bildiğiniz üzere. Ancak bu bölünebilirlik neye göre değerlendiriliyor?

Dava konusu taşınmaz tarım arazisi ve aktif tarım yapılıyor. Tarım arazilerinin küçük parsellere bölünmesi vs devlet tarafından uygun bulunmuyor ancak son söz aslında yine de keşif yapan bilirkişilere kalıyor maalesef.

Yargıtay’ın ya da mahkemelerin tarım arazilerindeki son yaklaşımları nasıl acaba? Tenkis oranında bedelini mi ödetiyor yoksa taşınmazı bölüyor mu? Müvekkilin tek geçim kaynağı bu tarla çünkü ve bölünmesi durumunda çok sıkıntı yaşayacak. Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1069, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukatt Kevser, Tarih : 04-04-2026 13:30
Değerli Meslektaşlarım,

Tüketici Mahkemesinde müteahhide karşı açacağım "ifa imkânsızlığı nedeniyle güncel rayiç bedelin (müspet zarar) tahsili" konulu belirsiz alacak davasını UYAP üzerinden tevzi ederken pratik bir sorunla karşılaştım.

TKHK m. 73/2 gereği müvekkilim tüketici olduğu için harçtan muafız. Ancak;

Dava türünü "Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)" veya "Tazminat" seçtiğimde sistem benden dava değeri girmemi istiyor ve başvurma/peşin harç tahakkuk ettiriyor.

Dava türünü "Tüketicinin Açtığı Sözleşmenin Uyarlanması" seçtiğimde sistem harç istemiyor ve sıfırlıyor. Ancak davamızın esası uyarlama değil, ifa yerine geçen müspet zararın tazmini olduğu için tensipte hakimi yanlış yönlendirmekten çekiniyorum.
Güncel UYAP pratiğine dair yönlendirmeleriniz için şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1404, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : measfuyu, Tarih : 02-04-2026 12:39
Merhaba meslektaşlarım, bir konuda görüşlerinize ihtiyacım var.

Müvekkil ile karşı taraf 2017’de sevgili olarak birlikte yaşamaya başlamıştır. Aynı yıl kredi ile ortak bir konut satın alınmıştır. Konutun satın alma bedeli 187.500 TL olup, bunun 132.000 TL’lik kısmı karşı taraf adına çekilen banka kredisi ile finanse edilmiştir. Kalan kısım (55.500 TL) müvekkil tarafından müteahhide elden ödenmiştir. Müvekkil, 2017–2021 yılları arasında: konut kredisin 1.850 TL taksitlerini, her ödeme döneminde annesinin banka hesabından karşı tarafa göndermiştir. Ayrıca bu konutta ortak giderlere ve karşı tarafın şahsi giderlerine de katkı sağlamıştır.
Taşınmaz yakın bir tarihte, kredinin kalan kısmı kapatılarak karşı tarafça satılmış ve müvekkile bir pay verilmemiştir.

Müvekkil, satış bedelinin yarısının kendisine ait olduğundan bahisle hukuki sebep yazmadan ve dayanak belge koymadan ilamsız icra takibi başlatmış, takip kesinleşmiş ancak usulsüz tebligattan şikayet davası ve ayrıca menfi tensip davası açılarak tedbir kararı verilmiş. Akabinde tarafıma müracaat etti.

Sebepsiz zenginleşme ya da adi ortaklık hükümlerine dayanmayı değerlendiriyorum. Sorum şu ki:

1-Usulsüz tebligat şikayetinin sonucu beklenip, itirazın geçerli sayılması halinde itirazın iptali davası açılması mı, yoksa icra dosyasından bağımsız olarak doğrudan ayrı bir alacak davası açılması mı daha doğru olacaktır?

2-Menfi tespit davasında ve olası sair davada delil durumu yönünden önerileriniz nelerdir.

Şimdiden çok teşekkür ederim. Saygılarımla
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1825, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : avukatt.01, Tarih : 02-04-2026 12:31
Merhabalar herkese, Müvekkilin taşınmazı hakkında daha evvel kamulaştırma kararı alınmış lakin bedel ödenmemiş, daha sonra kamulaştırma kararından dönülmüş. şimdi tekrar kamulaştırma kararı alınmış durumda. idare tarafından bedeli ödenmemiş. Müvekkil ise ilk kamulaştırma kararı sırasında bedeli ödeselerdi bir daire alabiliyorken şuanda alamıyorum. Kamulaştırmasız el atma davasıyla birlikte ne yapabiliriz? yalnızca taşınmazın rayiç bedelini mi alabiliriz
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1825, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Hayel Özenç, Tarih : 02-04-2026 08:04
Merhabalar, Anlaşmalı boşanma protokolü gereğince, şirket hisse devri davasında görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olacağı yönünde Yargıtay kararları olduğu gibi Ticaret Mahkemesi olduğu yönünde de kararlar var. Uygulamada bu davayı açan ve görev konusunda bilgi verebilecek olan meslektaşlarım var mıdır? Şimdiden çok teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :1890, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Yılmazakçur, Tarih : 01-04-2026 14:42
Merhaba Meslektaşlarım,

Müvekkilim bir kazaya karışıyor ve kazada kusursuz bulunuyor. Ancak kazaya karışan ve kusurlu olan karşı araç yabancı plakalı olduğu için müvekkilin aracında meydana gelen değer kaybını Türkiye Motorlu Taşıtlar Bürosu'ndan talep ettim. Türkiye Motorlu Taşıt Bürosu da bu başvurumuzu kusurlu olan aracın sigortasının Türkiye'de bulunan irtibat bürosuna iletmiş ve bize söz konusu bürodan müvekkilin aracında değer kaybı oluşmayacağına dair yazı geldi.

Dava olarak ilerlemek istediğimde; davaya Türkiye Motorlu Taşıt Bürosu'nu mu yoksa karşı araç sigorta şirketinin Türkiye'de bulunan irtibat bürosunu mu dahil etmeliyim hususu kafamı karıştırmaktadır. Zira söz konusu büro ".. İstanbul Sigorta Aracılık Hiz.Ltd.Ştié" olarak geçmektedir. Bu hususta değerli yardımlarınızı beklemekteyim. Yanıtlarınız için şimdiden teşekkürler meslektaşlarım.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2077, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av.Gnyl, Tarih : 31-03-2026 21:31
Merhabalar değerli meslektaşlarım. Bir konuda bilginize ve tecrübenize ihtiyacım var.

Müvekkilim, ....LTD Şirketine ait özel bir hastanede tedavi sonucu durumu daha da kötüleşti ve malpraktis nedeniyle şirkete karşı dava açtık. Dava devam ederken bu şirket hastane ruhsatını devir ediyor ve devir alan başka bir şirket aynı ruhsat ile özel hastane açıp işletiyor.
Bu durumda ruhsatı devir alan şirketi de malpraktis davasına dahil etmek mümkün mü? Veya devir alan şirketin sorumluluğu konusunda tatmin edici bir bilgiye ulaşamadım.

Değerli görüşlerinize ihtiyacım var. Şimdiden teşekkür ederim.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2235, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : gbahsi, Tarih : 31-03-2026 12:34
Meslektaşlarım merhabalar. Müvekkilin taşınmazına belediye tarafından fiili şekilde el atıldığından dolayı 2025 yılı kasım ayında kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açtık. Dava açmadan önce ekim ayında yaptığımız başvuruda ecrimisil de istemiştik. Gelinen aşamada açtığımız tazminat dosyasında keşif yapıldı, bilirkişi raporu da düzenlendi. Ancak biz davayı sadece tazminat olarak açmıştık, ayrıca ecrimisil olarak belirtmemiştik. Şimdi birleştirme talebi ile ecrimisil davası açsak, yeniden keşif yapılır mı acaba? Bu durumda nelere dikkat etmeliyiz? Ekim ayından itibaren mi ecrimisil hesabı yapılır? Şimdiden teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2313, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Gülsüm Özdemir, Tarih : 30-03-2026 19:32
Meslektaşlarım merhabalar, meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasında kusur tespitinde önem arz ettiği için sulh hukuk mahkemesinden mobese görüntülerinin alınması talepli delil tespiti istedik. Geçen hafta cuma günü açmıştım davayı, ancak bugün baktığımda karara çıkmış görünüyor. Dosyada herhangi bir işlem yapılmadan -UYAP üzerinden kontrol ettiğimizde bir gelişme yoktu- bu şekilde bu kadar kısa sürede karara çıkması talebimizin reddedildiğini mi gösteriyor?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2517, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Av. Nahide Demir, Tarih : 30-03-2026 16:08
Sayın meslektaşlarım merhabalar, tahsil zamanaşımına uğramış olmasına rağmen e-Devlet’te görünmeye devam eden vergi borçlarının silinmesi amacıyla, idareye yapılan başvuru (İYUK m.10 kapsamında) sonrasında vergi borcunun silinmesi için vergi mahkemesinde açılan davalarda olumlu sonuç alan meslektaşım var mı? Özellikle son dönemde bu yönde verilmiş emsal Danıştay veya BİM kararlarına sahip olan meslektaşların paylaşımını rica ederim 🙏🏻
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2573, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : fadimugrlu, Tarih : 30-03-2026 10:36
Merhabalar meslektaşlarım,
Aihm başvurusu yapacağım ilk defa, daha önce başvuran meslektaşlarıma bir kaç sorum olacaktı. Araştırdığım kadarıyla yargılamanın başından itibaren eksik hiçbir belge olmayacak şekilde ,her duruşma evrakı da dahil, ek olarak eklemem gerekiyormuş sanırım. Bu evrakları eklersem 130 sayfa yapıyor.
Bu evrakları Ek olarak eklediğimde evrakların üstüne EK-1 , EK-30 vs yazacak mıyım?
Ek-1 mesela 4 sayfa diyelim sayfaların altına 1,2.. yazarak belirtecek miyim?
bu yazıların bilgisayar yazısı olması şart mı yoksa el yazısı ile yazabilir miyim? Böyle teknik soruların cevabına ihtiyacım var. Şimdiden teşekkür ediyorum.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2624, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : Avukatt2121, Tarih : 29-03-2026 19:53
Selamlar meslektaşlarım,
Müvekkil (işleten), haksız fiil tazminat ilamından doğan borcun tamamını icra dosyasına ödeyip kapattı. İç ilişkideki pay için sürücüye karşı başlattığımız ilamsız takibe (Örnek 7) tazminata konu haksız fiilden ceza davası açılan ve ceza alan borçlu; 'olayla alakam yok,'diyerek borca itiraz etti.
Bu durumda itirazın iptali davası için;
Görevli mahkeme Asliye Hukuk mudur? (İcra Hukuk'un dar yetkili incelemesi bu 'olayla alakam yok' savunmasını aşar mı?)Görüşleriniz için teşekkür ederim
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2760, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : lawyer233538, Tarih : 28-03-2026 20:59
Meslektaşlarım merhaba, bir uyuşturucu dosyasında görüşünüzü almak isterim.

Müvekkil aracıyla seyir halindeyken yunus polisleri tarafından durduruluyor arama kararı yok, kimlik tespiti için aşağı davet ediliyor. Kimlik tespitinden sonra aranan şahıslardan olmadığı anlaşılıyor, kendisine üzerinde suç unsuru olup olmadığı soruluyor ve arabanın arka koltuğundaki poşet içinde bulunan 12 tablet (156 adet) Galara hapı ile 0.7 gram esrarı teslim ediyor. Müvekkilin ifadesi bu şekilde. Kolluğun tuttuğu tutanak ise yine aynı şekilde ancak fark şu: Üzerinde suç unsuru olup olmadığı sorulduğunda, cebinden çıkarıp teslim ettiğini yazıyorlar.

İlk sorum şu: Müvekkil maddelerin arka koltukta olduğunu ve üstünün tişörtle örtülü olduğunu söylüyor. 12 adet tablet hapı cebine sığdırması imkansız kolluğun bu tutanağını bu tezle çürütebilir miyiz?

İkinci olarak: Yukarıda belirttiğim gibi adli arama ve önleme araması yok, PVSK 4/A kapsamında durdurma var. Müvekkil hakkında da hiçbir ihbar yok. Kolluk kuvvetleri suç unsuru olduğunu bilmeden önce müvekkil maddeleri rızası ile teslim ediyor. Dışarıdan bakıldığında üstü kapalı olduğu için maddeler görülemez. Bu durumda TCK 192/2’nin uygulanması gerektiği kanaatindeyim. Buna ilişkin bildiğiniz bir Yargıtay içtihatı var mı? Av. Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız hocamız seminerlerinde bu durumlarda TCK 192/2’nin uygulandığı kararlar olduğunu söylemişti ancak ben hep 192/3’ün uygulandığı kararlar buldum.

Son sorum ise şu: Dosyada müvekkilin uyuşturucu sattığına ilişkin ne bir ihbar, ne HTS kaydı ne de tanık beyanı var. Bunu destekleyen , yasak maddeyi sattığına ilişkin ihbar, görüşme kayıtları, mesajlar veya sosyal medya paylaşımları gibi deliller de yok. Bu durumda dosyada beraat alma ihtimalini görüyor musunuz?
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :2975, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : AV.MERT ERYILMAZ, Tarih : 26-03-2026 11:34
Alacaklı bono metnindeki ihtilaf durumunda hangi yer mahkemelerinin yetkili olduğu kısma daha önce "Ankara" yazıldığı halde Ankara yazısını üzerini çizmeden "Kırıkkale" şeklinde yazıyor ve Kírıkkale icra dairesinde takibi başlatıyor. Zira borçlu da Kırıkkale'de ikamet ediyor.Ödeme emri de borçluya Kırıkkale'de tebliğ edilmiş.Ticaret mahkemesinde görülen menfi tespit davasinda davalı/alacaklı senet duzenlenirken ihtilaf durumunda hangi yer mahkemelerinin yetkili olacağı hususunun yazılı olduğu kısma Ankara yazildigi halde borçlu Kırıkkale'de ikamet ettiginden ben daha sonra Ankara yazısını çizmeden başka bir kalemle altına Kırıkkale yazdim şeklinde yazılı beyanda bulunmuş.Davalı/alacaklının daha sonra Kirikkale şeklinde yazdım derken, senet duzenlendikten sonra yazdım diye bir beyanı yok.Yani alacaklı/davalı "daha sonra yazdim derken borclunun huzurunda Ankara yazıldıktan sonra yine borçlunun huzurunda ama Ankara yazildiktan daha sonra başka bir kalemle Kırıkkale yazdim şeklinde bir beyanda bulunsa geçerli olur mu? Borclu tacir, alacaklı ise tacir değil.Somut olayda; takip dayanağı bonoda keşideci ve lehtar gerçek kişi olup borçlu/davacı tacir, davalı/alacaklı ise tacir olmadigindana göre bonodaki yetki sozlesmesi, İcra Dairelerinin yetkili kılındığına dair yetki kaydı geçersiz mıdır? Bu durum
davalı/alacaklının ticaret mahkemesindeki menfi tespit davasını kaybetmesine neden olabilir mi, bu durum senedin ve takibin geçerliliğine olumsuz bir etkisi olur mu? Teşekkürler
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :3825, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av.aleyna, Tarih : 24-03-2026 13:50
bir şirketin düzenlediği çek karşılıksız çıktığı için icra takibine koyduk. aynı zamanda icra ceza mahkemesinde karşılık çeke sebebiyet verme suçundan şikayetçi olduk. Şikayet dilekçemizde şikayet edilen kişi olarak ''.....Şirket yetkilisi : A**.... '' dedik. çünkü keşide tarihinde şirket yetkilisi A**** görünüyordu.
şirket vekili imzaya itiraz etti.imza itiraz davası , icra ceza davasında bekletici mesele yapıldı.

imza itiraz davasında bilirkişi raporu tanzim edilirken şirketin eski yetkilisinin imzası da karşılaştırılmış.(hakim her iki yetkilinin de ismini vererek rapor talep etmiş) ve imza şirketin eski yetkilisine ait çıktı.

bizim icra ceza şikayetimiz .... şirket yetkilisi : A** olarak yapılmıştı. ama dediğim gibi imza keşide tarihindeki yetkiliye değil, önceki yetkiliye ait çıktı.

son olarak her ne kadar keşide tarihinde imzası ait çıkan kişi yetkili görünmese de, çek ileri tarihli olarak keşide edilmişti. yani asıl çek tanzim tarihinde imzası ait çıkan kişi de yetkiliydi. ama çekin ileri tarihli keşide edildiğini ispatlamamız da mümkün görünmüyor.

bizi nasıl bir durum bekliyor

Daha az göster
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :4364, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]

Yazan : av. aee, Tarih : 24-03-2026 13:50
İyi günler dilerim. Müvekkil 2020 yılında müteahhidden bir daire alıyor. Ancak daire alındıktan sonra bina ruhsatı iptal ediliyor. Davacı yan parsel sahibi. Davalı ilçe belediyesi. Davalı belediye ile yan parsel sahibi arasında görülen idari davada idare mahkemesi ruhsatı iptal ediyor, yıkım kararı veriliyor ve bu karar BİM in kesin kararıyla onanıyor. Bu durumda kat maliklerinin zararlarının giderilmesi için başvurulabileceği yollar var mıdır, varsa bu yollar nelerdir? Teşekkürler.
[Konunun Forumdaki Yeri]  Okuyucu :4218, Yanıtlar : 0   [Yanıtlayın]


THS Sunucusu bu sayfayı 0,06298304 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.