Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

borca karşılık alınan bono veye çek, karşılık olarak alınan borcu ortadan kaldırır mı

Yanıt
Old 03-03-2009, 15:42   #1
Av.Serdar Ş

 
Varsayılan borca karşılık alınan bono veye çek, karşılık olarak alınan borcu ortadan kaldırır mı

İyi günler,
Pratikte birçok durumda borca karşılık olarak bono veya çek alınıyor.

Ör.İcra takibine karşılık olarak makbuz karşılığı müşteri evrakı alınması,
Ör.Taraflar arasındaki faturalı ilişkiye binaen makbuz karşılığı müşteri bonosu veya çeki alınması,
Ör.İşleme girmemiş bono veya çeke karşılık makbuz karşılığı yeni bono veya çek alınması gibi...

1-Sadece ilk borca karşılık olarak bono veya çek alındığı makbuzu ilk borcu ortadan kaldırır mı? (ödenmiş saydırır mı) ,
2-Alınan bono ve çekin ödenmemesi durumunda biz artık ilk borca binaen işlem yapabilir miyiz? Bu durumda ilk borç, sonradan alınan bono ve çekin icra takibi ile tahsil edilmeye mi çalışılmak zorundadır?

Bu hususu bildiğimi düşünüyordum ama bir olayla karşılaşmam sebebiyle terettüte düştüm.Yargıtay kararı varsa ve eklerseniz sevinirim
Old 03-03-2009, 16:19   #2
ISIL

 
Varsayılan

Eger borca teminat olarak verildi ise senette veya baska bir evrakta yeni verilen cek veya senedin teminat veya garanti amacıyla verildiği yazılı ise, asıl borc sebebi ortadan kalkmaz. Ama bir borca karsılık olarak alınıyor ise ve bu durum yazılı şekilde herhangi bir evrak uzerinde ifade edildi ise ilk borc ortadan kalkar, artık yerine alınan senet veya cek kullanılmak zorundadır. Aksi halin kabulünde zaten kişi iki sefer borclanmıs olur. Ve senedi veya ceki verirken amacı iki sefer borclanmak olamaz; ya borcu ödemek istemiştir, ya da temin etmek istemiştir. Sizin için Yargıtay kararı arastıracagım, su anda elimde yok.
Old 03-03-2009, 17:44   #3
ISIL

 
Varsayılan

Taraflar yeni bir borç meydana getirirlerken eskisini ortadan kaldırmak iradesine sahip bulunmalıdırlar. Aksi takdirde, ya ikinci ve bağımsız bir borcun daha kurulduğu, yada tarafların birinci borçta bazı değişiklikler yapılmasını istedikleri kabul edilir.
Taraflar arasında ikinci bir borç münasebetinin kurulması veya mevcut bir borcu değiştiren yeni bir işlemin yapılması yenileme için birer karine sayılmaz. Şüphe ve tereddüt halinde asıl borç ilişkisinin devam ettiği, tarafların buna son vermek istemedikleri kabul edilecektir. (Prof. Dr. S. S. T. ve arkadaşlarına ait B. Hukuku Genel Hükümleri Cilt; 2, birinci basım, Sf:1331)

Bu konuyu içeren bir karar ekliyorum.

Esas No: 2005 / 12-188 Karar No: 2005 / 204
Merci: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tarih: 30/03/2005 Yazdır
Seçili Olanı KopyalaSeçili Yazı Kopyalanmıştır
Arka Fonu Kapat(F9) Sözlük(F10)






Özü : BORCUN YENİLENMESİ DAR ANLAMDA BORCU SONA ERDİREN NEDENLERDEN BİRİSİDİR. KAMBİYO SENEDİNE BAĞLI BİR BORCUN SÜRESİ SALT YENİ BİR SENETLE UZATILIRSA BU YENİLEME DEĞİLDİR. NE VAR Kİ, ESKİ BONONUN İADESİ KARŞILIĞINDA DAHA UZUN SÜRELİ YENİ BİR KAMBİYO SENEDİ DÜZENLENİP VERİLMESİ, YENİLEME MAHİYETİNDEDİR. ZİRA, KAMBİYO HUKUKU KURALLARINA GÖRE, ESKİSİNİN YERİNE GEÇMEK ÜZERE YENİ BİR SENEDİN İMZALANMASI ESKİSİNDEN TAMAMEN BAĞIMSIZ YENİ BİR BORÇ DOĞURUR ( FEDERAL MAHKEME KARARI BGE 89 II 255 = JDT 19641241 ). KAMBİYO SENEDİNE BAĞLI BİR BORCUN SÜRESİ VE MİKTARI İLE BORÇLUSU YENİLENEREK YENİ BİR KAMBİYO TAAHHÜDÜNDE BULUNULMAKLA BİRLİKTE BU YENİ TAAHHÜTTE BULUNAN BORÇLUYA SONA ERDİRİLEN İLK BORCU ORTAYA KOYAN KAMBİYO SENEDİNİN İADESİ-TESLİMİ DE YAZILI ANLAŞMAYLA AÇIKÇA ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. DOLAYISIYLA, ESKİ BONONUN İADESİ KARŞILIĞINDA YENİ BİR KAMBİYO SENEDİ DÜZENLENİP VERİLMESİ, SÖZ KONUSU OLUP; BU AÇIKÇA YENİLEME İRADESİNİ GÖSTERMEKTEDİR VE YENİLEME ANLAŞMASI NİTELİĞİNDEDİR. YENİ DÜZENLENEN VE ALACAKLI ELİNDE BULUNDUĞU ALACAKLI TARAFIN KABULÜNDE OLAN KAMBİYO SENEDİ NEDENİYLE YAPILAN VE İMZASI TARAFLARCA İKRAR EDİLMİŞ YAZILI ANLAŞMADA AÇIKÇA ESKİ SENEDİN YENİ SENET BORÇLUSUNA TESLİMİNİ ÖNGÖREN ANLAŞMAYA KARŞIN ESKİ SENEDİN HALEN ALACAKLI ELİNDE TUTULMASI YENİLEME İRADESİNİN YOK SAYILMASI SONUCUNU DOĞURAMAZ.


DAVA : Taraflar arasındaki "borca itiraf" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 5. İcra Mahkemesince talebin kabulüne dair verilen 10.2.2004 gün ve 2004/56-55 sayılı kararın incelenmesi Davalı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 9.4.2004 gün ve 4175-8693 sayılı ilamı;
(...Alacaklı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
31.3.2003 vade tarihli ve 3 Milyar TL., bedelli senedin taraflarca geçersiz kılınıp. 31.6.2003 vade tarihli ve 3.500.000.000.- TL. meblağlı senet verildiğinden bahisle, borçlunun itirazı üzerine bu senet yönünden de mahkemece takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. Dairemizin süreklilik arzeden kararlarında açıklandığı üzere bonoya karşılık bono verilmesi B.K.nun 114/2. maddesi gereğince tecdidi tazammun etmez. (Dairemizin 22.2.1994 gün 2285/2488, 11.9.1995 gün 10632/10992 sayılı içtihatları) Takibin başlatıldığı 28.10.2003 tarihi itibariyle de borçlunun yeniden vermiş bulunduğu 3.500.000.000.- TL. lık senet bedelini ödediği yolunda iddiası bulunmadığı gibi ödemeye ilişkin herhangi bir belge de sunulmamıştır. O halde, bu bono yönünden itirazın reddi gerekirken, bunun içinde takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir...)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : İstek, kambiyo senedine dayalı takipte borca itiraza ilişkindir.
A- DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı/borçlu vekili 10.11.2003 tarihli dilekçesinde özetle: Takibe konu senetlerden 30.4.2003 vade tarihli ve 3.000.000.000.- TL. bedelli bononun bedelinin, alacaklı tarafından ciro edilen Keban Plastik A.Ş.ye tamamen ödendiğini, takibe konu 31.3.2003 tarihli ve 3.000.000.000.- TL. meblağlı bononun ise taraflarca geçersiz kılınarak bunun yerine tarafların karşılıklı anlaşmalarıyla işleyen faiz de ilave edilmek suretiyle 31.6.2003 vade tarihli ve 3.500.000.000.- TL. bedelli bono tanzim edilip alacaklı tarafa verildiğini, bu nedenle geçersiz 31.3.2003 tarih ve 3.000.000.000.- TL. bononun takibe konu edilmesinin yasal olmadığını, ifadeyle, takibin durdurulmasını ve iptaline karar verilmesini, karşı tarafın %40 tazminata mahkum edilmesini istemiştir.
Davacı vekili 26.10.2004 tarihli celsede imzalı beyanında; senetlerden herhangi birinin iadesi halinde diğerini ödemeye hazır olduklarını bildirmiştir.
B- DAVALI TARAFIN CEVABININ ÖZETİ:
Davalı/alacaklı cevap dilekçesinde aynen; "Tarafımızca takibe konulmuş bulunan 30.4.2003 vade tarihli ve 3.000.000.000.- TL. bedelli bono ciranta Keban Plastik A.Ş. tarafından ödenmiş ancak müvekkilim firma bu ödemeden bonoyu takibe koyduktan sonra haberdar olmuştur. Zira ciranta Keban Plastik, Elazığ 'da faaliyet gösteren bir firmadır ve bu sebeple müvekkil şirket ödemeden geç haberdar olmuştur. Bu sebeple 30.4.2003 tarihli senet açısından karşı tarafın davasını kısmen kabul ediyoruz.
31.3.2003 vade tarihli ve 3.000.000.000.- TL. meblağlı bononun taraflarca geçersiz kılındığı yönündeki iddiaları ise kabul etmiyoruz. 31.03.2003 vade tarihli bono, karşılıklı anlaşma ile geçersiz kılınmış değildir. Bu konudaki kanun hükmü çok açıktır. Buna göre, B. Kanunun 114/2 maddesi hükmü uyarınca, alacaklı ile borçlu arasında bir kambiyo senedi düzenlenmesi, eski borcun yenilendiğini göstermez. Sözleşmenin yenileme niteliğinde sayılabilmesinin belirgin koşulu, taraflar arasında B.K.nun 114. maddesindeki tecdit unsurlarını içeren ve yenileme amacını açık bir şekilde belirten bir sözleşme yapılmış olmasıdır. Davamızda bu nitelikte bir anlaşma yoktur. Bu sebeple 31.6.2003 vade tarihli bononun düzenlenmiş olması, borcun yenilenmesi değildir ve 31.3.2003 tarihli senedi geçersiz kılmaz. Kanun hükmüne göre tarafların sadece borç miktarını veya ifa şartlarını değiştirmeleri yenileme değildir, bu tür değişiklikler ancak bir borç ikrarından ibarettir. Alacaklı mevcut kambiyo senetlerinden herhangi birini takibe koymakta seçimlik hakka sahiptir. Kaldı ki 31.6.2003 vade tarihli bono vadesi geldiğinde ödenmemiştir. Borçlunun temerrüde düşmesi sebebiyle, 31.3.2003 vade tarihli bononun geri dönüşü söz konusudur. Müvekkil, her iki bonoyu birden tahsile koymuş değildir. Bu sebeple mükerrer yani çifte tahsilat söz konusu değildir. Ayrıca müvekkilin 31.6.2003 vade tarihli bono yerine 31.3.2003 vade tarihli bonoyu takibe koymuş olması, davalının haklarına halel getirmemekte, davalıyı bir zarara uğratmamaktadır. Davalı borçlunun- iddiaları yersizdir ve takibi uzatmak maksadı taşımaktadır..." ifadelerine yer vererek 30.4.2003 vade tarihli ve 3.000.000.000.- TL. bedelli bono bedelinin ödenmiş olması sebebiyle davanın bu bono bakımından kısmen kabulüne, davalının diğer hususlardaki iddialarının hukuki dayanağı olmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmesini, davalı aleyhine %40 'dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, savunmuştur.
Davalı vekilinden 31.6.2003 tarihli senet fotokopisi okunarak sorulmuş, kabul etmediklerini bildirmiş ise de bozma öncesi 10.2.2004 tarihli celsede "...diğer senetle ilgili yenileme beyanının ve bu sebeple itirazları kabule şayan değildir. Çünkü yeni senet üç milyar beşyüz milyon lira olup, ayrıca yenileme hususu sözleşilmiş olmadığından B. Kanunu 'nun 114/2. maddesine uygun bir tecdüt yoktur, tarafımızca bu iki senetten hatta karşı taraf lehine olan üç milyarlık senet takibe konmuştur ve üç milyar beşyüz milyon liralık senet takip edilmemiştir. 31.6.2003 tarihle üç milyar beşyüz milyon liralık senet fotokopisi üzerine yazılan el yazısı gerçektir. F. tecdit anlamına gelmez. Nihayet bu senet de ödenmediğinden diğer senedin geri dönüşümü söz konusudur." ve bozma sonrasında da 26.10.2004 tarihli celsede "müvekkilinin bahse konu iki senetten birisini icraya koyduğunu, diğerinin elinde olabileceğini, ancak o senedin zaten takip konusu olmadığını", bildirmiştir.
C- YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ:
İcra Mahkemesini takipte asıl alacak 3.000.000.000.- TL. meblağlı iki bonoya dayanmaktadır. Dava, süresindedir. Davacı taraf, yargılama aşamasında, bonolardan birinin ödendiğini beyanla iddiayı kısmen kabul etmiştir. Diğer bono için davacı tarafın ibraz ettiği, yeni bono fotokopisi üzerine açıklama ve taraf imzalarını havi belge davalı tarafça reddedilmemiştir. Bilakis bu belge kabul edilmiştir. Davalı taraf usulüne uygun bir tecdit bulunmadığını, bu sebeple senetlerden herhangi birini takibe koymada seçme hakkının olduğunu ileri sürmektedir. Ancak, takiple itiraz konusu olan senedin, karşılık senet alınmakla borçlusuna iade ve teslimi beyanı, sözleşen taraflar için bağlayıcıdır.Bu suretle takibe konmuş olan senedin, geçersiz olduğu ve nihayet kambiyo takibine konu edilemeyeceği düşünülmüştür." Gerekçesiyle "Dava ve itirazın kabulüne, kabul nedeni ile yukarıda yazılı icra takibinin iptaline; Davalının genel hükümlere göre dava açmakta muhtariyetine; Asıl alacak altı milyar liranın yüzde yirmisine isabet eden bir milyar ikiyüzmİlyon liranın icra inkar tazminatının İİK 'nun 169/a-6 maddesi uyarınca icra takibinde ağır kusurlu görülen davalıdan alınıp davacıya verilmesine..." karar vermiştir.
D- TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME:
Davalı/alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire yukarıda "bonoya karşılık bono verilmesi B.K.nun 114/2. maddesi gereğince tecdidi tazammun etmez. (Dairemizin 22.2.1994 gün 2285/2488, 11.9.1995 gün 10632/10992 sayılı içtihatları) Takibin başlatıldığı 28.10.2003 tarihi itibariyle de borçlunun yeniden vermiş bulunduğu 3.500.000.000. TL.lik senet bedelini ödediği yolunda iddiası bulunmadığı gibi ödemeye ilişkin herhangi bir belgede sunulmamıştır. O halde, bu bono yönünden itirazın reddi gerekirken, bunun içinde takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar vermiş; mahkemece "Davacı borçluyla alacaklının Otuzbir Mart 2003 tarihli senedin ödenmemesi konusunda sözleştikleri ve bu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığı İİK.nun 169/a maddesi tahtında kanıtlanmıştır. Davalı alacaklının biri ödenmiş diğeri yenilenmiş iki senedi takibe koymakta kötüniyetli olduğu kabul etmiştir. Alacaklının 31.6.2003 tarihli 3.500.000.000.- TL. senetle takipte muhtariyeti de açık olan bir keyfiyettir." Gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
E- GEREKÇE:
İstek, kambiyo senedine dayalı takipte borca itiraza ilişkindir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; fotokopisi üzerine elle yazılmış "31.3.2003 tarihli senede karşılık verilmiştir, Senet Ş. Özkan 'a teslim edilecektir." Şeklinde açıklama bulunan 31.6.2003 tarihli ve 3.500.000.000.- TL. meblağlı senedin verilmiş olmasının, yazılı açıklamada geçen 31.3.2003 tarihli 3.000.000.000.- TL. bedelli bonoya dayalı takibe etkisinin ne olacağı; eş söyleyişle, takibe konu bu bonoya karşılık üzerindeki yazılı açıklama ile yeni bir bono verilmesinin B.K.nun 114. maddesi anlamında yenileme olarak kabulünün olanaklı olup olmadığı, noktasındadır.
Öncelikle; 818 sayılı B. Kanunu 'nun "Tecdit" ana ve "umumiyet itibariyle" alt başlıklı 114. maddesini ve bu madde ile düzenleme altına alınan "tecdit-yenileme" kavramı ve şartları üzerinde durmakta yarar vardır.
818 sayılı B. Kanunu 'nun 114. maddesinde aynen;
"Borcun tecdidi akitten vazıh surette anlaşılmak lazımdır.
Hususiyle mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmek, tecdidi tazammun etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair akdolunan mukaveleler muteberdir,"
Hükmü yer almaktadır.
En basit anlamıyla yenileme (tecdit); "Yeni bir borcun ihdası suretiyle eski bir borcun ıskatıdır. Alacaklının kendisine yapılması lazım gelen bir eda yerine borçluya karşı yeni bir alacak elde etmesi; borçlunun da edayı yerine getirmeksizin alacaklıya karşı yeni bir borç taahhüt etmek suretiyle borcundan kurtulmasıdır. Alacağın eskisi yerine kaim olmasıdır. Tecditte borçlu kendisi borçlu kalır ancak borcu eski borç ilişkisine değil yenisine taalluk eder. Yeni alacağın eskisi yerine kaim olması önemli iki sonuç doğurur. Birisi, eski alacağı sakatlayan fesat sebeplerinin ve iş bu alacağa karşı ileri sürülebilen def 'ilerin yeni alacağa tesir etmemesi, diğeri de eski alacağa ilişkin teminatların eski alacakla birlikte sakıt olmasıdır. ...114/11 maddesinde (İBK 116/11) yer alan karineye göre bir tecdit iddiasında olan kimse tarafların bu husustaki anlaşmasını (animus novandi = tecdit kastı) ispat ile mükelleftir. Kural olarak açık bir anlaşma olmaksızın salt yeni bir senet düzenlenmesi tecdit anlamına gelmemektedir. Ancak, alacaklının eski senedi iadesi veya iade iradesini ortaya koyması veyahut ta eski borç için ödeme makbuzu düzenlemesi, zımni tecdidi gösterir. Yenilemenin (tecdidin) varlığını kabul için ; yeni bir alacak olmalı ve yenilemenin ıskat etmesi lazım gelen eski bir alacak da mevcut olmalıdır. Tecdit daima, aslında, akdin taraflarını teşkil eden kimseler arasında yapılmaz. Alacaklı ya da borçlunun değişmesi olanaklıdır. Her iki halde de tecdit alacağın temliki ve borcun naklinden ayrılır, zira eski alacak sükut etmiş yerine başka bir borçluya karşı veya diğer bir alacaklı lehine bulunan ve çoğunlukla mücerret olan yeni bir alacak kaim olmuştur" şeklinde açıklanmaktadır (Andreas Von Tuhr-Borçlar Hukuku 1-2 C. Edege çevirisi Ankara,1983 sh.653-660).
Kısacası yenileme (tecdit) ile yenilenen borç ilişkisi değil, bu ilişkiden doğmuş borç veya borçlardır. Objektif yani konuda değişiklik ya da sübjektif yani taraflarda değişiklik olarak da kendini gösterebilir. Yenilemede borç ilişkisi eski olmakla birlikte doğan yeni borç söz konusudur (Prof. Dr. K. T. Türk B. Hukuku, Cilt 1 Genel Hükümler, İstanbul, 1976, Sh.1183 vd.)
Kambiyo senedine bağlı bir borcun süresi salt yeni bir senetle uzatılırsa bu yenileme değildir. Ne var ki, eski bononun iadesi karşılığında daha uzun süreli yeni bir kambiyo senedi düzenlenip verilmesi, yenileme mahiyetindedir. Zira, kambiyo hukuku kurallarına göre, eskisinin yerine geçmek üzere yeni bir senedin imzalanması eskisinden tamamen bağımsız yeni bir borç doğurur (Federal Mahkeme kararı BGE 89 II 255 = JdT 19641241).
Yapılan açıklamalar ışığında görülmektedir ki, borcun yenilenmesi dar anlamda borcu sona erdiren nedenlerden birisidir. Bir borcun yerine yenisinin geçmesi suretiyle eski borcun sona erdirilmesi sözleşmesine yenileme (Neuerung = Novation) denir. Borç ilişkisinde değil dar anlamda borçta söz konusudur. Örneğin satım sözleşmesinde satım parası borcu yenilendiğinde satım sözleşmesi eskiden olduğu gibi geçerli şekilde varlığını devam ettirir. Yenilenen sadece satım parası borcudur. Borcun yenilenmesi alacaklı veya borçlu arasında yapılacak bir sözleşme ile- gerçekleşir. Buna yenileme sözleşmesi (neuerungsvertrag) denir. Bu sözleşme tarafların eski bir borç yerine yenisini geçirme iradelerinden oluşur. Yenilemenin varlığını kabul için öncelikle eski bir borç olmalı, yeni borç onun yerine geçmeli ve taraflar yenileme iradesine sahip olmalıdır. Eş söyleyişle, taraflar eski borç yerine geçecek yeni bir borç kurma iradesine sahip olmalıdır. Bu-irade yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcu ortadan kaldırma, onu sona erdirme iradesidir. Yenileme iradesi sözleşmeden açık bir şekilde anlaşılmalıdır. Tarafların açık iradesi yenileme yönünde birleşmelidir. Yenileme, sözleşmeye dayalı bir tasarruf işlemidir. Her tasarruf İşleminde olduğu gibi yenileme de hukuki bir nedene dayanır. Yenileme sebebe bağlı bir işlem olduğu için temeldeki hukuki sebebin geçerli olması gerekir. Yenileme eski borcu sona erdirir ve onun yerine geçecek bir borç doğar. Borç ilişkisi varlığını korur ama borç yenilenmiş olur. İki borç arasında bir fark olmalı, taraflar yenileme iradesiyle hareket etmeli, yeni bir borç meydana getirirken eskisini ortadan kaldırma iradesi ortaya konulmalı anlaşılmalıdır (Tekinay, B. Hukuku Genel Hükümler Cilt 2 İstanbul, 1985 sn. 1325)
Hemen belirtilmelidir ki, yukarıda açıklanan B. Kanunu 'nun 114. maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, mevcut bir borç için salt poliçe taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi düzenlemek tek başına yenileme anlamına gelmez. Yenilemenin varlığını kabul için bu konuda yenileme sözleşmesi yapılmış olmalıdır. Bu sözleşmenin varlığını ispat yükü ise bunu iddia edene aittir.
Somut olaya gelince;
Bursa 1. İcra Müdürlüğünün 2003/8679 sayılı dosyasında: Davalı/alacaklı Es-Pen Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti. davacı/borçlu Özkanca Yapı San ve Tic. Ltd. Şti aleyhine kambiyo senetleri üzerinden haciz yolu ile takibe girişerek 31.3.2003 vadeli 3.000.000.000.- TL. bedelli, 30.4.2003 vadeli ve 3.000.000.000.- TL. bedelli bonolara dayalı 6.000.000.000.- asıl alacak ve ferileri ile birlikte toplam 8.779.873.000.- TL. alacağın tahsilini istemiştir.
28.10.2003 günlü takip talepnamesi üzerine aynı tarihte borçluya gönderilen ve aynı bilgileri içeren 163 örnek ödeme emri borçluya 5.11.2003 tarihinde tebliğ edilmiş; 10.11.2003 tarihinde mal beyanında bulunan borçlu borca itiraza ilişkin eldeki davayı da aynı tarihte açmıştır.
Takip dayanağı senetlerin her ikisi de 31.12.2002 düzenleme tarihli ve her biri 3.000.000.000.- TL. bedelli olmak üzere borçlusu Özkanca Yapı San ve Tic. Ltd. Şti. (kaşe ve yetkili imzası ile) alacaklısı Espen Ltd. Şti. olan malen ahzolunduğu kaydı içeren 31.3.2003 ve 30.04.2003 ödeme günlü senetlerdir. Senetlerin arkasında Es-Pen kaşe ve imzası ile, G. Akpınar imzası ve en son Keban Plastik A.Ş kaşe ve imzası ile cirolar yer almaktadır.
Bu senetlerden 30.4.2003 vadeli olanın ödendiği borçlu tarafından belgelendiği gibi alacaklı yanın da kabulündedir. Bozma nedenine göre, uyuşmazlık konusu da değildir. Uyuşmazlık 31.3.2003 ödeme günlü senette toplanmaktadır.
Taraflarca ayrı ayrı ibraz olunan 31.6.2003 tarihli 3.500.000.000.- TL. bedelli senet fotokopisinde; alacaklı ESPEN LTD.ŞTİ., borçlu Ş. Özkan olup; ESPEN şirket kaşesi, imzalar ve altında "31.3.2003 tarihli senede karşılık verilmiştir. Senet Ş. Özkan 'a teslim edilecektir" şeklinde el yazısı ile yazılmış yazı bulunmaktadır.
Tarafların ayrı ayrı örneğini ibraz ettikleri bu senedin metni, altındaki yazı ve imzaların gerçek olduğu hususu her iki tarafın da açık kabulündedir. Davacı/Borçlu bu yazılı açıklamanın "yenileme" iradesini ortaya koyduğunu, Davalı/Alacaklı ise "yenileme anlamında olmadığını" savunmaktadır.
Şu durumda ortada salt yeni bir kambiyo taahhüdünde bulunulmuş olması hali değil tarafların imza ve kaşelerini de taşıyan el yazısı ile yazılmış bir açıklamanın varlığı da söz konusudur. O halde üzerinde durulacak husus; her iki tarafın imzalarını taşıyan bu yazılı açıklamanın yenileme sözleşmesi olarak kabulünün olanaklı olup olmadığıdır.
Tarafların kabulünde olan "31.3.2003 tarihli senede karşılık verilmiştir. Senet Ş. Özkan 'a teslim edilecektir" şeklinde el yazısı ile yazılmış açıklama irdelendiğinde takibe konu 31.3.2003 tarihli 3.000.000.000.- TL. bedelli senedin yeni senedi yani 31.6.2003 tarihli 3.500.000.000.- TL. bedelli senedi borçlu sıfatıyla imzalayan Ş. Özkan 'a iadesi (teslimi) açıkça belirtilmiş ve 31.3.2003 tarihli senede karşılık verildiği açıklanmıştır.
Görülmektedir ki, burada kambiyo senedine bağlı bir borcun süresi ve miktarı ile borçlusu yenilenerek yeni bir kambiyo taahhüdünde bulunulmakla birlikte bu yeni taahhütte bulunan borçluya sona erdirilen ilk borcu ortaya koyan kambiyo senedinin iadesi-teslimi de yazılı anlaşmayla açıkça öngörülmüştür. Dolayısıyla, eski bononun iadesi karşılığında yeni bir kambiyo senedi düzenlenip verilmesi, söz konusu olup; bu açıkça yenileme iradesini göstermektedir ve yenileme anlaşması niteliğindedir. Zira, kambiyo hukuku kurallarına göre eskisinin yerine geçmek üzere yeni bir senedin imzalanması eskisinden tamamen bağımsız yeni bir borç doğurur. Aradaki hukuki ilişki korunarak eski borcu ortadan kaldıran, açıkça onun yerine düzenlenen ve eski senedin yeni senet borçlusuna teslimini öngören yazılı anlaşma bir yenileme anlaşmasıdır. Bunu iddia eden davacı/borçlu iddiasını ispatlamıştır.
Yeni düzenlenen ve alacaklı elinde bulunduğu alacaklı tarafın kabulünde olan kambiyo senedi nedeniyle yapılan ve imzası taraflarca ikrar edilmiş yazılı anlaşmada açıkça eski senedin yeni senet borçlusuna teslimini öngören anlaşmaya karşın eski senedin halen alacaklı elinde tutulması yenileme iradesinin yok sayılması sonucunu doğuramaz. Zira yenileme iradesi açıkça ortaya konulmuş; alacaklı ise bu anlaşmanın tarafı olmasına karşın anlaşmaya aykırı hareketle iadesi-yeni senet borçlusuna teslimi-konusunda anlaştığı senedi elinde tutarak takibe girişmekle haksız tutum içerisine girmiştir. Kendi hukuka aykırı davranışından yarar sağlamasının kabulü olanaklı değildir.
Diğer taraftan, eski senet yerine düzenlenip, varlığı ve alacaklı elinde bulunduğu tarafların kabulünde olan 31.6.2003 tarihli 3.500.000.000.- TL. bedelli yeni senedin aslı, dosyaya alacaklı yanca ibraz edilmemiştir.
Şu durum karşısında; Karşı görüşçe ileri sürülen yenilemeye konu 31.6.2003 vadeli bu senedin kambiyo senedi vasfı taşıyıp taşımadığı olgusunun tespiti olanaklı olmadığı gibi, henüz takibe konulmayan bu senedin vasfının tartışılması eldeki borca itiraz konulu davanın konusunu da teşkil etmemektedir. Eldeki dava ile itiraza uğrayan, takibe ve uyuşmazlığa konu 31.3.2003 vade tarihli senedin ise kambiyo senedi vasfı taşıdığında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Çoğunluk bozma görüşüne yukarıda ayrıntısı açıklanan nedenlerle katılmamıştır.
Yerel Mahkemenin vardığı sonuç açıklanan gerekçeler karşısında yerindedir. Usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının bu gerekçelerle onanması gerekir.
SONUÇ : Davalı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oyçokluğu İle karar verildi.
KARŞI OY :
31.3.2003 ödeme tarihli alacaklısı ES-PEN YAPI SAN VE TİC LTD. ŞTİ., borçlusu ÖZKANCA YAPI SAN VE TİC. LTD. ŞTİ. olan kambiyo senedi takibe konu edilmiştir. Takipten önce borçlu şirket müdürü ile alacaklı şirket arasında tanzim edildiği anlaşılan alacaklısı ESPEN YAPI SAN TİC. LTD. ŞTİ., borçlusu ŞÜKRÜ ÖZKAN olan 31.6.2003 vadeli 3500. TL. miktarlı ve yukarıda belirtilen senede karşılık verilmiştir. Senet Ş. Özkan 'a teslim edilecektir ibaresini taşıyan bu senetle 31.3.2003 tarihli senetteki borcun sona erdirilip erdirilmediği mi, yoksa 31.3.2003 tarihli senetteki vadenin uzatıldığı mı taraflarca amaçlanmıştır.
BK.nun 114/1. maddesinde borcun yenilenmesi yasaca düzenlenmiştir. Yenileme eski borcun, yeni bir borç meydana getirilerek sona erdirilmesinden ibarettir. Borcun yenilenmesinin önemli unsurlarından biri yenileme iradesidir.
Doktrinde bilim adamlarınca bu konuda özetle şöyle açıklamalarda bulunulmaktadır.
Taraflar yeni bir borç meydana getirirlerken eskisini ortadan kaldırmak iradesine sahip bulunmalıdırlar. Aksi takdirde, ya ikinci ve bağımsız bir borcun daha kurulduğu, yada tarafların birinci borçta bazı değişiklikler yapılmasını istedikleri kabul edilir.
Taraflar arasında ikinci bir borç münasebetinin kurulması veya mevcut bir borcu değiştiren yeni bir işlemin yapılması yenileme için birer karine sayılmaz. Şüphe ve tereddüt halinde asıl borç ilişkisinin devam ettiği, tarafların buna son vermek istemedikleri kabul edilecektir. (Prof. Dr. S. S. T. ve arkadaşlarına ait B. Hukuku Genel Hükümleri Cilt; 2, birinci basım, Sf:1331)
BK. nun 18. maddesi uyarınca sözleşmelerin her bölümü daha önceki sözleşmede varsa tümü gözönüne alınarak yorumlanmalıdır.
Tarafların gerçek iradelerinin yorumlanmasından önce somut olaya uygun düşen bir federal mahkeme kararı ile Y. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2 kararını aktarmakta yarar bulunmaktadır.
Federal Mahkemenin iş bu kararında aynen;
"Kambiyo senedine bağlı bir borcun süresi yeni bir senetle uzatılırsa yenilenmeden söz açılamaz. (BGE-62 253 ıdT 1937 1- 234)" denilmektedir.
HGK.nun 27.3.1946 tarihlî kararında; elde alacağı saptayan ilk borç senedinden başka, yeni tarihli bir senet olmasına rağmen senedin yenilenmesi (değiştirilmesi) veya ipoteğin arttırılmasıyla borç yenilenmiş olmaz. Eski borçluluk halini ortadan kaldırır bir bağıt yapıldığı anlaşılmadığından eski borçluluk halinin devamı esastır denmektedir.
Yine Yargıtayın 23.10.1930 tarihli kararında ise; "senetteki bu değişikliklerin yanı sıra, eski senet tarafların arzusu ile yırtılmışsa veya iade edilmişse yenilemeden söz açılabilir. Yoksa iki senet birlikte geçerlidir." şeklindedir. (Dr, T. Koyuncuoğiu Türk ve İsviçre Hukukunda BORCUN YENİLENMESİ (NO VATIO) 1972 bas. Saf; 78-79)
Şimdi tarafların gerçek iradelerinin ne olduğu konusunu inceleyelim.
Yukarıda giriş bölümünde kısaca değinildiği üzere 31.3.2003 tarihli bonoda alacaklı "ESPEN YAPI SAN VE TİC LTD ŞTİ, borçlu ÖZKANCA YAPI SAN VE TİC LTD ŞTİ 'dir. 31.06.2003 tarihli senette ise alacaklı aynı şirket, borçlu İse ilk senedin borçlusu olan şirketin müdürüdür. İş bu senette tanzim yeri ve tanzim tarihi bulunmamakta ve senedin ön sağ alt köşesinde alacaklı şirketin kaşesi ve şirket yetkilisinin imzası bulunmaktadır. Bu hali ile bu senetin kambiyo senedi vasfında değildir. Senet aslı dosyaya ibraz edilmemiş ancak her iki tarafça fotokopiler sunulmuş olup, açıklanan durum fotokopilerin incelenmesi ile anlaşılmaktadır. Kural olarak senet aslının alacaklıda olduğu kabul edilmelidir.
Alacaklının, bu aşamalardan sonra ve senedin vadesi de göz önünde bulundurulduğunda bu senete tanzim yerini ve tanzim tarihini yazıp kambiyo senedine dönüştürme gibi bir işlem yapması da düşünülemez.
Alacaklının elinde bulunan 31.3.2003 vade tarihli kambiyo senetini iptal edip, yukarıda vasıfları açıklanan 3 aylık bir süre için adi bir senet alması hayatın olağan akışı ticari hayattaki teamül göz önüne alındığında mantıki görülemez ve iradesinin bu şekilde yorumlanması da uygun olamaz.
Diğer yandan, iş bu adi senette borçlu olan kişi daha önceki senetteki borçlu şirketin müdürüdür. Onun yönünden de kendini şahsi sorumluluk altına sokan böyle bir işlemi yapması da mantık kurallarına aykırılık teşkil etmektedir.
Ticari hayatta zaman zaman mahdut bir süre için tarafların uzatma poliçesi veya uzatma bonosu tanzim ettikleri tatbikattan bilinmektedir. Bu durum doktrinde de kabul edilmektedir. Nitekim Prof. Dr. F. Öztan Kıymetli Evrak Hukuku 2.baskılı eserinin sayfa:652 'de aynen; "uzatma poliçesi, ilk poliçeden dolayı borçlu bulunan meblağı ve buna ilaveten faiz ve masrafları içine alan miktar üzerinden daha sonraki bir vade tarihi ile düzenlenir. İlk poliçe meblağına yapılan bu ilaveler, alacaklıya peşin olarak ödenebilir. Uzatma senedi özellikle üç aylık vadeyle düzenlenmektedir." şeklinde ifade de bulunmaktadır.
İzah edilen bu nedenlerden dolayı iş bu 31.6.2003 tarihli senedin bir süre uzatma senedi , olduğunun kabulü gerekmektedir.
Yerel mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulması düşüncesinde bulunduğumdan dolayı Sayın "öğünlüğün onama yönündeki gerekçesine katılamıyorum.
Fazlı KADI
YARGITAY 12. H.D. ÜYESİ

( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2005/12-188, K. 2005/204, T. 30/03/2005 - www.hukukturk.com )
Old 03-03-2009, 20:49   #4
hukukdoktoru

 
Varsayılan

Kambiyo taahhüdünde bulunmak yani bir bono veya çek düzenlemek (imzalamak), örneğin satış sözleşmesi gibi bir alt/temel ilişki nedeniyle de yapılabilir.

Fakat kambiyo taahhüdü ile yüklenilen borç, bu alt ilişkiden ayrı ve soyut bir ilişkidir. Yani, kambiyo taahhüdünün bir alt borç ilişkisine dayanıyor olması yasal bir zorunluluk değil sadece bir olasılıktır.

Bu noktada, kambiyo taahhüdü soyut ve ayrı bir borç yüklenimi olduğuna göre, kambiyo taahhüdünün kurulması ile birlikte alt borç ilişkisinin ortadan kalkıp kalkmadığı; alt ilişkiden kaynaklanan temel borcun ödenmiş sayılıp sayılmayacağı; bir başka deyişle, burada bir "tecdit"den yani, alt borcun yenilenip kambiyo borcuna dönüşmesinden söz edilip edilemeyeceği sorunları ortaya çıkmaktadır.

Bir örnekle açıklayalım. B’nin L’ye 100 milyon TL borcu vardır. B, bu borcuna karşılık 120 milyon TL miktar üzerinden bir bono düzenleyerek L’ye veriyor. Şimdi soru şu: B’nin 120 milyon TL üzerinden bono düzenlemesi yani kambiyo taahhüdünde bulunması, L’ye olan 100 milyonluk borcunu sona erdirir mi?

Taraflar kambiyo taahhüdü ile borcun yenilendiğini ve temel borcun sona erdiğini ve yerine kambiyo borcunun geçtiğini kararlaştırmış olabilirler. Yani kambiyo taahhüdü, “ifa yerine” yüklenilmiş olabilir. Bu durumda, asıl borca bağlı (ayni ve şahsi) tüm teminatlar ortadan kalkar (BK.m.114/I). Ayrıca taahhüdün ifa yerine yapıldığını iddia eden bunu ispatla yükümlüdür. Fakat, normal bir kambiyo taahhüdü böyle bir yenilemeye (tecdit) karine teşkil etmez (BK.m.114/II).

Tarafların yenileme konusunda anlaştıkları kesin belli değilse ya da şüpheli bir durum varsa veya bu hususta herhangi bir anlaşma ya da iddia yoksa kambiyo taahhüdü "ifa yerine" değil "ifa uğruna" yapılmış demektir (BK.m.114/2).

Bunun anlamı, temel borç ilişkisinden kaynaklanan talep hakları ile kambiyo ilişkinden doğan haklar beraberce varlığını devam ettiriyorlar demektir.

Kambiyo senedi dolayısıyla borçluya başvurma mümkün olunca, adi alacağı (alt borcu) isteme hakkı da doğar. Alacaklı bu haklardan istediğini seçmekte serbesttir. Fakat adi alacağı isterse, kambiyo senedini de borçluya iade etmek zorundadır.

Eğer alacaklı kambiyo senedini ciro ederek tedavüle çıkarmış ve alacağını tahsil etmişse, ancak senet başvuru yoluyla tekrar kendisine gelirse, temel ilişkideki alacağını kullanabilir. Yoksa senet karşılığını tahsil ettiği halde alt ilişkideki alacağını da isteyemez.
Old 03-03-2009, 21:49   #5
Av.Mehmet Saim Dikici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan HUKUKDOKTORU
Kambiyo taahhüdünde bulunmak yani bir bono veya çek düzenlemek (imzalamak), örneğin satış sözleşmesi gibi bir alt/temel ilişki nedeniyle de yapılabilir.

Fakat kambiyo taahhüdü ile yüklenilen borç, bu alt ilişkiden ayrı ve soyut bir ilişkidir. Yani, kambiyo taahhüdünün bir alt borç ilişkisine dayanıyor olması yasal bir zorunluluk değil sadece bir olasılıktır.

Bu noktada, kambiyo taahhüdü soyut ve ayrı bir borç yüklenimi olduğuna göre, kambiyo taahhüdünün kurulması ile birlikte alt borç ilişkisinin ortadan kalkıp kalkmadığı; alt ilişkiden kaynaklanan temel borcun ödenmiş sayılıp sayılmayacağı; bir başka deyişle, burada bir "tecdit"den yani, alt borcun yenilenip kambiyo borcuna dönüşmesinden söz edilip edilemeyeceği sorunları ortaya çıkmaktadır.

Bir örnekle açıklayalım. B’nin L’ye 100 milyon TL borcu vardır. B, bu borcuna karşılık 120 milyon TL miktar üzerinden bir bono düzenleyerek L’ye veriyor. Şimdi soru şu: B’nin 120 milyon TL üzerinden bono düzenlemesi yani kambiyo taahhüdünde bulunması, L’ye olan 100 milyonluk borcunu sona erdirir mi?

Taraflar kambiyo taahhüdü ile borcun yenilendiğini ve temel borcun sona erdiğini ve yerine kambiyo borcunun geçtiğini kararlaştırmış olabilirler. Yani kambiyo taahhüdü, “ifa yerine” yüklenilmiş olabilir. Bu durumda, asıl borca bağlı (ayni ve şahsi) tüm teminatlar ortadan kalkar (BK.m.114/I). Ayrıca taahhüdün ifa yerine yapıldığını iddia eden bunu ispatla yükümlüdür. Fakat, normal bir kambiyo taahhüdü böyle bir yenilemeye (tecdit) karine teşkil etmez (BK.m.114/II).

Tarafların yenileme konusunda anlaştıkları kesin belli değilse ya da şüpheli bir durum varsa veya bu hususta herhangi bir anlaşma ya da iddia yoksa kambiyo taahhüdü "ifa yerine" değil "ifa uğruna" yapılmış demektir (BK.m.114/2).

Bunun anlamı, temel borç ilişkisinden kaynaklanan talep hakları ile kambiyo ilişkinden doğan haklar beraberce varlığını devam ettiriyorlar demektir.

Kambiyo senedi dolayısıyla borçluya başvurma mümkün olunca, adi alacağı (alt borcu) isteme hakkı da doğar. Alacaklı bu haklardan istediğini seçmekte serbesttir. Fakat adi alacağı isterse, kambiyo senedini de borçluya iade etmek zorundadır.

Eğer alacaklı kambiyo senedini ciro ederek tedavüle çıkarmış ve alacağını tahsil etmişse, ancak senet başvuru yoluyla tekrar kendisine gelirse, temel ilişkideki alacağını kullanabilir. Yoksa senet karşılığını tahsil ettiği halde alt ilişkideki alacağını da isteyemez.

Açıklamalarınıza katılıyorum. İzin verirseniz bu açıklamalarınıza birkaç cümlelik ilave yapmak isterim.

Bu açıklamaların, verilen kambiyo senedinin daha önce taraflar arasında mevcut temel alacak-borç ilişkisi dairesinde verildiğinin alacaklı tarafından kabul edilmesi yahut işin mahiyeti icabı veyahut yapılan ek bir sözleşmedeki hüküm nedeniyle bu durumun tartışmasız olması halinde geçerli olacağını belirtmekte fayda görüyorum.

Çünkü bilindiği üzere kambiyo senetleri sebepten mücerrettir. Borçlunun, hem sözleşme temelinde hem de bu sözleşme ilişkisinden tamamen bağımsız biçimde kambiyo senedi temelinde ayrı ayrı borçları olabilir. Aslolan bu borçların bağımsız olmasıdır. Yani normal koşullarda böyle bir durumda iki ayrı borçtan bahsedilebileceği açıktır.

Hal böyle olmasına rağmen, bir başka sözleşmedeki açık hüküm nedeniyle yahut alacaklının bu konudaki açık kabulü nedeniyle verilen kambiyo senedinin, temel borç ilişkisi dairesinde verildiği sabit ise; bu durumda sözleşmede aksine bir hüküm yoksa kambiyo senedinin ifa uğruna -mevcut borcu ödemek amacıyla- verildiğinin kabul edilmesi gerekeceği açıktır.
Old 04-03-2009, 11:24   #6
Av.Serdar Ş

 
Varsayılan Daha net sormak gerekirse

Cevaplarınız için çok teşekkürler.Benim tereddüte düştüğüm husus aşağıdaki ifadelerin yenileme niteliğine olup olmadığı.
Çünkü Yargıtay kararlarında " Kural olarak açık bir anlaşma olmaksızın salt yeni bir senet düzenlenmesi tecdit anlamına gelmemektedir. Ancak, alacaklının eski senedi iadesi veya iade iradesini ortaya koyması veyahut da eski borç için ödeme makbuzu düzenlemesi, zımni tecdidi gösterir. " şeklinde ifadeler belirtilmiş.

Bu yazılanlar zımni yenileme midir? bu yazıları doğrudan içeren Yargıtay kararları var mıdır?

1-" İstanbul .. İcra Müd.2009/.. Esas nolu dosyasına İLİŞKİN OLARAK ..... 'nun borçlu olduğu ... miktarlı ... tarihli bir adet çek (müşteri çeki) alınmıştır. "

2-" .... faturaya İLİŞKİN OLARAK ... 'nun borçlu olduğu ... miktarlı ... tarihli bir adet çek alınmıştır." (ancak bu metin müvekkil tarafından matbu nitelikte ödeme makbuzunun içine ve "çek ödeme" kısmına yazılmış)

Fikir vermesi amacıyla bende bulunan Yargıtay Kararları:






T.C.
YARGITAY
12.Hukuk Dairesi

Esas:2007/553
Karar:2007/2856
Karar Tarihi:20,02,2007


ÖZET: Yenileme (tecdit) ile yenilenen borç ilişkisi değil, bu ilişkiden doğmuş borç veya borçlardır. Objektif yani konuda değişiklik ya da sübjektif yani taraflarda değişiklik olarak da kendini gösterebilir. Yenilemede borç ilişkisi eski olmakla birlikte doğan yeni borç söz konusudur. Mahkemece hükme esas alınan taahhütname başlığını taşıyan belge borcun yenilendiği anlamını taşımamaktadır. O halde, işin esasının incelenmesi gerekir.

(818 S. K. m. 114, 116)

Dava: Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 114. maddesinde aynen; <Borcun tecdidi akitten vazıh surette anlaşılmak lazımdır.

Hususiyle mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmek, tecdidi tazammun etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair akdolunan mukaveleler muteberdir>

Hükmü yer almaktadır. HGK’ nun 30.03.2005 tarih 2005/188 E., 2005/204 K. sayılı kararında açıklandığı üzere;

En basit anlamıyla yenileme (tecdit); Yeni bir borcun ihdası suretiyle eski bir borcun ıskatıdır. Alacaklının kendisine yapılması lazım gelen bir eda yerine borçluya karşı yeni bir alacak elde etmesi; borçlunun da edayı yerine getirmeksizin alacaklıya karşı yeni bir borç taahhüt etmek suretiyle borcundan kurtulmasıdır. Alacağın eskisi yerine kaim olmasıdır. Tecditte borçlu kendisi borçlu kalır; ancak borcu eski borç ilişkisine değil, yenisine taalluk eder. Yeni alacağın eskisi yerine kaim olması önemli iki sonuç doğurur. Birisi, eski alacağı sakatlayan fesat sebeplerinin ve işbu alacağa karşı ileri sürülebilen def'ilerin yeni alacağa tesir etmemesi, diğeri de eski alacağa ilişkin teminatların eski alacakla birlikte sakıt olmasıdır. BK'nın 114/II. maddesinde (İBK 116/II) yer alan karineye göre, bir tecdit iddiasında olan kimse tarafların bu husustaki anlaşmasını (animus novandi=Tecdit kastı) ispat ile mükelleftir. Kural olarak açık bir anlaşma olmaksızın salt yeni bir senet düzenlenmesi tecdit anlamına gelmemektedir. Ancak, alacaklının eski senedi iadesi veya iade iradesini ortaya koyması veyahut da eski borç için ödeme makbuzu düzenlemesi, zımni tecdidi gösterir. Yenilemenin (tecididin) varlığını kabul için; yeni bir alacak olmalı ve yenilemenin ıskat etmesi lazım gelen eski bir alacak da mevcut olmalıdır. Tecdit daima, aslında, akdin taraflarını teşkil eden kimseler arasında yapılmaz. Alacaklı ya da borçlunun değişmesi olanaklıdır. Her iki halde de tecdit alacağın temliki ve borcun naklinden ayrılır. Zira, <eski alacak sükut etmiş, yerine başka bir borçluya karşı veya diğer bir alacaklı lehine bulunan ve çoğunlukla mücerret olan yeni bir alacak kaim olmuştur> şeklinde açıklanmaktadır (Andreas Von Tuhrlar Hukuku 1-2 Cevat Edege çevirisi Ankara, 1983 sh. 653-660).

Kısacası yenileme (tecdit) ile yenilenen borç ilişkisi değil, bu ilişkiden doğmuş borç veya borçlardır. Objektif yani konuda değişiklik ya da sübjektif yani taraflarda değişiklik olarak da kendini gösterebilir. Yenilemede borç ilişkisi eski olmakla birlikte doğan yeni borç söz konusudur (Prof. Dr. Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, Cilt i Genel Hükümler, İstanbul, 1976, sh.1 183 vd).

Mahkemece hükme esas alınan taahhütname başlığını taşıyan belge yukarıda açıklanan Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında borcun yenilendiği anlamını taşımamaktadır. O halde, işin esasının incelenmesi gerekirken takibin iptali yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 20.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)


T.C.
YARGITAY
15.Hukuk Dairesi

Esas:2006/3500
Karar:2007/164
Karar Tarihi:18,01,2007

ÖZET: Mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması, yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmenin tecdidi tazammum etmez. Dava konusu olayda senet düzenlenmesi sebebiyle borcun tecdit olunduğuna dair bir mukavele de ibraz olunmamıştır. Bu durumda davanın esasına girilerek sonuçlandırılması yerine reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

(818 S. K. m. 114) (2004 S. K. m. 67)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davalı borçlu, aleyhinde yapılan icra takibi üzerine 25.12.2002 vade tarihli bono düzenlemiş ancak bono bedelini de ödememiştir. İtirazın iptali davası ise, bononun vade tarihinden sonra açılmıştır. BK.nun 114. maddesinde mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması, yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmenin tecdidi tazammum etmeyeceği belirtilmiştir. Dava konusu olayda senet düzenlenmesi sebebiyle borcun tecdit olunduğuna dair bir mukavele de ibraz olunmamıştır. Bu durumda davanın esasına girilerek sonuçlandırılması yerine reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 18.01.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)


T.C.
YARGITAY
13.Hukuk Dairesi

Esas:2005/7437
Karar:2005/14365
Karar Tarihi:03,10,2005


ÖZET : Borçlar Kanununun 114. maddesinin son cümlesi gereğince kambiyo taahhüdünde bulunmakla, asıl borç ilişkisinin düşmesi ancak bu hususun senette açıkça yazılması ile mümkündür. Taraflar arasında düzenlenen 21.7.2000 tarihli yazılı sözleşmede böyle bir açıklama yapılmamıştır. Bu durumda davacı ve davalı arasında biri kira sözleşmesine ilişkin asıl borç, diğeri de ticari senet olmak üzere iki hukuki ilişki kurulmuştur. Burada hakların yarışması söz konusu olup, alacaklı birbirlerinden ayrı olan bu haklardan birini kullanmakta serbesttir.


(818 S. K. m. 114)

Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı, davalı kiralayanın ödenmeyen kira bedellerinin tahsili için başlatmış olduğu icra takibi üzerine davalı ile imzalamış oldukları 21.7.2000 tarihli anlaşma gereğince kira sözleşmesini 1.4.2001 tarihine kadar uzattıklarını, bu tarihe kadar olan kira bedelleri için de beş adet toplam 23.500 DM değerindeki senetleri davalıya verdiğini, buna rağmen davalının icra dosyasından feragat etmeyerek takibi devam ettirdiğini ileri sürerek, kira sözleşmesinin uzatıldığının ve ibraname gereğince borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, yapılan protokolde icra dosyasından feragat edileceğine dair bir hüküm bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, sözleşmenin 1.4.2001 tarihine kadar uzatıldığının ve bu tarihe kadar olan işlemiş ve işleyecek kira bedellerinin 23500 DM toplam bedelli beş adet bono ile ödendiğinin, davacının dava tarihi itibariyle tahsil edilmemiş olan bono bedellerinden başka davalıya borçlu bulunmadığının tesbitine, inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir

Davacı kiracının kira bedellerini ödememesi nedeniyle davalı tarafından 1.4.1999-1.4.2000 dönemine ilişkin kira bedellerinin tahsili için icra takibi başlatıldığı, takipten sonra 21.7.2000 tarihinde tarafların bir araya gelerek kira sözleşmesini 1.4.2001 tarihine kadar uzattıkları ve bu tarihe kadarki kira bedellerinin karşılığı olarak da davacı tarafından davalıya 23500 DM değerinde beş adet senet verildiği taraflar arasında anlaşmazlık konusu değildir. Davacı, davalının bu durumda icra takibine devam edemeyeceğini, ancak ödenmeyen bonolar nedeniyle takip yapabileceğini iddia ederken davalı ise, bono bedellerinin ödenmemesi nedeniyle takibe devam etme hakkı bulunduğunu, zaten sözleşmede de bunun aksinin öngörülmediğini savunmuştur. Borçlar Kanununun 114. maddesinde düzenlenen borcun yenilenmesi, var olan bir borcu sona erdirip sözleşme ile yerine yeni bir borç ikame etmektir. Borcun yenilenmesi (tecdit) ile eski borç düşmekte yerine yeni borç doğmaktadır. Aynı maddenin 2. fıkrası gereğince, var olan bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak, borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz. Dava konusu olayda da anılan bu hüküm gereğince takip konusu olan dönemlere ilişkin borçlu tarafından bono verilmiş olması, kira borcunu ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla bonoya bağlı borç, kira borcundan bağımsız ve yeni bir borç sayılmaz. Bono verilmesi, yalnızca ödemelerin ne şekilde yapılacağının belirlenmesi anlamını taşır. Bono bedelleri ödenmediğine göre, kira borcu da ödenmemiş sayılır.

Borçlar Kanununun 114. maddesinin son cümlesi gereğince kambiyo taahhüdünde bulunmakla, asıl borç ilişkisinin düşmesi ancak bu hususun senette açıkça yazılması ile mümkündür. Taraflar arasında düzenlenen 21.7.2000 tarihli yazılı sözleşmede böyle bir açıklama yapılmamıştır. Bu durumda davacı ve davalı arasında biri kira sözleşmesine ilişkin asıl borç, diğeri de ticari senet olmak üzere iki hukuki ilişki kurulmuştur. Burada hakların yarışması söz konusu olup, alacaklı birbirlerinden ayrı olan bu haklardan birini kullanmakta serbesttir.

Bu nedenle dava konusu olayda, takipten sonra kira borçları için davacı tarafından bonoların düzenlenmiş olması, borcun yenilenmesi anlamını taşımadığından, davalının bono bedellerinin ödenmemesi üzerine kira bedellerinin tahsili için daha önceden başlatmış olduğu icra takibine devam etmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. O halde Mahkemece davacının, icra takibi nedeniyle borçlu bulunmadığının tesbitine ilişkin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, az yukarda açıklanan yasa maddeleri gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sonuç: Davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 03.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)





T.C.
YARGITAY
19.Hukuk Dairesi

Esas:2001/5089
Karar:2002/1341
Karar Tarihi:04,03,2002

ÖZET : Tarafların evvelce mevcut borcu sona erdirip yeni bir borç meydana getirme konusunda anlaşılmış olmaları halinde, tecditten söz edilebilir. Tarafların mevcut borcun yeni borçla sona erdirme hususundaki iradeleri sözleşmeden açıkça anlaşılmalıdır
Somut olayda mevcut borçla ilgili olarak üçüncü şahsa ait çekler verilirken, önceki senet ve çeklerin alacaklı M. U.'un elinde bırakılması tarafların yenileme iradesi ile hareket etmediklerini göstermektedir. Mahkemece, bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde davanın kabulünde isabet görülmemiştir.

(818 S. K. m. 114) (2004 S. K. m. 72)

Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, icra takibine konu 30.6.2000 tarihli 2.000.000.000.- TL. ve 31.5.2000 tarihli 1.000.000.000.- TL. miktarlı çeklerin hamiline yazılı olarak keşide edildiği bu çeklerin ilk ciranta olan A. T. tarafından davalıya ciro yoluyla teslim edildiğini, çeklerin hatır çeki olması nedeniyle karşılıklarının ödenmediğini, A. T. ile M. U.'un aralarındaki borç-alacak ilişkisini yenilemek amacıyla anlaşma yaptıklarını, aslında müvekkili tarafından düzenlenen çekler hatır çeki olduğundan, dava dışı A. T.'ın bu çekler yerine M. U.'a başka çekler verdiğini ve bu nedenle takip konusu çeklerin karşılıksız kaldığını iddia ederek, takip dayanağı çeklerle ilgi olarak borçlu olmadıklarının tespitine, çeklerin iadesine ve % 40 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, vadeli olarak keşide edilen çeklerin karşılığının çıkmaması nedeniyle protokol hükümlerini yok sayarak seçim haklarını kullandıklarını, davacıya ait çekleri takibe koyduklarını, hatır çekinin söz konusu olmadığını, borcun zamanında ödenmediğini beyan ederek, davanın reddini ve % 40 tazminatın davacıdan tahsilini istemiştir.

Mahkemece davalının, dava dışı ciranta A. T. ile sözleşme yaparak borcun yenilenmesi hususunda anlaştıkları BK.nun 114. maddesine göre, tecdit sözleşmesinin geçerli olduğu, takip konusu çeklerin yenilenmek suretiyle bedelsiz kaldıkları, davalının icra takibinde kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle, davacının icra takip dosyasındaki çeklerden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine mahal olmadığına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Tarafların evvelce mevcut borcu sona erdirip yeni bir borç meydana getirme konusunda anlaşılmış olmaları halinde, tecditten söz edilebilir. Tarafların mevcut borcun yeni borçla sona erdirme hususundaki iradeleri sözleşmeden açıkça anlaşılmalıdır (BK.114/1)

Somut olayda mevcut borçla ilgili olarak üçüncü şahsa ait çekler verilirken, önceki senet ve çeklerin alacaklı M. U.'un elinde bırakılması tarafların yenileme iradesi ile hareket etmediklerini göstermektedir. Mahkemece, bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde davanın kabulünde isabet görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 4.3.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



T.C.
YARGITAY
12.Hukuk Dairesi

Esas:1999/9633
Karar:1999/12307
Karar Tarihi:15,10,1999

ÖZET: Bono, kiracının borçlu olduğu miktarı kanıtlayan bir belge olup alacaklı elinde bulunduğuna göre borcun ödenmediği açıktır. Nitekim borcun otuz günlük süreden sonra ödendiği icra zaptı içeriği ile sabit bulunmaktadır. Davanın kabulü ile tahliyeye karar verilmesi gerekir.

(818 S. K. m. 114, 260) (2004 S. K. m. 269)

Dava: Mahalli mahkemesinden verilen kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 5.7.1999 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Borçlu kiracılar tarafından alacaklı yararına düzenlenen 15.000 DM bedelli bononun kira parasına karşılık düzenlendiği hususu sözleşmenin özel şartlar 4 ve 5. maddelerinde yazılı olup uyuşmazlık konusu değildir. Alacaklı tarafından kira karşılığı bononun ödenmemesi nedeniyle borçlu hakkında tahliye istemli takip yapılmış, memurlukça BK.nun 260. maddesinde yazılı ihtarı da içeren 51 örnek ihtarlı ödeme emri her iki borçluya tebliğ edilmiştir. Borçluların 30 günlük ihtar süresi dolduktan sonra 9.3.1999 tarihinde kira borcunun ödendiği icra zaptının incelenmesiyle anlaşılmış, böylece temerrüdün oluştuğu sonucuna varılmıştır. Kira bedeline karşılık olarak kiracı tarafından alacaklı lehine bono düzenlenmiş olması, kendiliğinden ödeme (eda) olarak kabul edilmez. Ayrıca taraflar arasında açık bir anlaşma da mevcut olmadığından BK.nun 114. maddesi hükmüne göre borcun yenilendiğinden de söz edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bono, kiracının borçlu olduğu miktarı kanıtlayan bir belge olup alacaklı elinde bulunduğuna göre borcun ödenmediği açıktır. Nitekim borcun 30 günlük süreden sonra ödendiği 9.03.1999 tarihli icra zaptı içeriği ile sabit bulunmaktadır. HGK. nun 10.7.1971 günlü ve 1297/452 sayılı kararı ile de benimsenen yukarıdaki ilkeler gereğince davanın kabulü ile tahliyeye karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile merci kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK. 366 ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 15.10.1999 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Old 23-08-2009, 10:55   #7
Akademiker

 
Varsayılan

Merhaba,

Ali ile Basri arasında mal alım satımı gerçekleşiyor ve Basri Ali'ye bir adet çek keşide edip veriyor. Borç vadesinde ödenmeyince Ali bir vesileyle bu alım satıma aracılık eden (komisyon ücreti anlaşması yok) somut olaydan tamamen bağımsız Cemil'e bir vesileyle çeke imza alıyor. Bu arada Basri kısmi ödemelerde bulunuyorsa da borcun büyük çoğunluğu hala ödenmemiş. Basri ile Ali bir araya gelerek bir A4 kağıdına bir iki cümleyle "falanca tarihte Basri tarafından verilen çeklere istinaden ....tarihli bonolar düzenlenip Ali'ye verilmiştir" şeklinde bir mutabakata varıyorlar.

Bu anlaşmadan bir kaç ay sonra Ali çeklerin cirantası olan Cemil'e karşı icra takibine girişiyor. Tebligatlar henüz Cemil'e ulaşmış ve yasal şikayet süresi başlamış değil! Bu bağlamda aşağıdaki sorularım olacak:

1) Ali ile Basri arasındaki oldukça kısa olan bu sözleşmeyi bir "yenileme" sayabilir miyiz? Bu arada yeni bonolar verildiyse de çekler Basri'ye iade edilmemiş!

2) Ali ile Basri arasında bir yenilemenin varlığı kabul edilecek olursa Cemil kendisine karşı girişilen takipte yasal şikayet süresi içerisinde bu yenilemeden faydalanarak şikayette bulunsa şansları nasıl olacaktır?

3) Ali ile Basri arasında yukarıda bahsedilen mal alım satımından kaynaklanan faturalar bulunduğu ve Cemil'in alım satımdan kaynaklanan bir borcu bulunmadığı gözetilecek olursa açılacak bir menfi tespit davasında şanslar nasıl olacaktır?

Yanıtlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
Old 08-11-2009, 19:27   #8
enderkc

 
Varsayılan

yukarıdaki cevapları okudum, ancak yine de emin olamadım; müvekkil 20,000 bedelli keşidecisi ltd şirket olan çek alıyor,bankaya ibraz ediyor ancak karşılıksız çıkıyor,sonrasında taraflar arasında üzerinde protokol yazılı bir belge düzenleniyor, belgede çek e istinaden protokolün yapıldığı,10 adet bono alacaklıya verildiği (bonoları şirket müdürü kendi ismi ile tanzim ediyor),, ilk iki bononun ödenmesi halinde çekin iade edileceği, tüm bonoların ödenmesi halinde ise protokolün geçersiz olacağı belirtilip imzalanıyor. İlk iki bono bedeli ödeniyor ancak müvekkil çeki iade etmiyor,diğer bonolar ise ödenmiyor,, şimdi elimizde bir çek, 8 bono ve bir protokol var. Ben karşılıksız çekten dolayı şikayette bulunmayı ve çeki icraya koymayı düşünüyorum ancak borçlunun menfi tespit davası ve tecdit savunmasından çekiniyorum,,(açıkca borcun yenilendiği ve çek borcunun ıskat edildiği protokolden anlaşılıyor mu?? , ilk iki bononun ödenmesinden sonra çek iade edilecektir ,ibaresi hukuken ne manaya gelmaktedir) bu konuda tavsiyede bulunacak,bilgisini paylaşacak arkadaşlara,şimdiden teşekkür ederim
Old 09-11-2009, 00:04   #9
korayoz

 
Varsayılan

Sayın Ender bence sizin olayınız sözleşme özgürlüğü ve çekin devir yolları çerçevesinde değerlendirilmeli. Öncelikle biliyorsunuz ki çekin devredilmesi için ciro artı temlik gereklidir. Çek devredilmeden önce çekin devrini konu alan sözleşmeler yapılabilir ancak bu sözleşmelerle çekin devrine zorlama şeklinde bir talepte bulunulamaz. Bu sebeble çeki takibe koyabilirsiniz ve karşılıksız çekten dolayı şikayette bulunabilirsiniz. Ancak ilgili sözleşme geçerliliğini korur ve tazminat sorumluluğuna yol açabilir.
Old 09-11-2009, 09:05   #10
Av.Serdar Ş

 
Varsayılan

İyi günler Karayoz, Ben bu konuyu forumda sorduktan sonra iyice inceledim ve önümden benzer birçok dava geçti.

"İki çekin ödenmesi durumunda çeklerin iade edileceği" ifadesi tecdit iradesini gösterir.Artık çeklere ilişkin borç kalmamıştır ve kalan 8 adet bonoya ilişkin borç devam etmektedir.Yani çeki kullanamazsınız.
Aşağıdaki yargıtay kararları da "asıl senedin iadesinin kararlaştırılmasının" tecdit iradesini göstereceğine ilişkindir.


T.C.
YARGITAY
12.Hukuk Dairesi

Esas:2007/553
Karar:2007/2856
Karar Tarihi:20,02,2007


ÖZET: Yenileme (tecdit) ile yenilenen borç ilişkisi değil, bu ilişkiden doğmuş borç veya borçlardır. Objektif yani konuda değişiklik ya da sübjektif yani taraflarda değişiklik olarak da kendini gösterebilir. Yenilemede borç ilişkisi eski olmakla birlikte doğan yeni borç söz konusudur. Mahkemece hükme esas alınan taahhütname başlığını taşıyan belge borcun yenilendiği anlamını taşımamaktadır. O halde, işin esasının incelenmesi gerekir.

(818 S. K. m. 114, 116)

Dava: Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 114. maddesinde aynen; <Borcun tecdidi akitten vazıh surette anlaşılmak lazımdır.

Hususiyle mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmek, tecdidi tazammun etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair akdolunan mukaveleler muteberdir>

Hükmü yer almaktadır. HGK’ nun 30.03.2005 tarih 2005/188 E., 2005/204 K. sayılı kararında açıklandığı üzere;

En basit anlamıyla yenileme (tecdit); Yeni bir borcun ihdası suretiyle eski bir borcun ıskatıdır. Alacaklının kendisine yapılması lazım gelen bir eda yerine borçluya karşı yeni bir alacak elde etmesi; borçlunun da edayı yerine getirmeksizin alacaklıya karşı yeni bir borç taahhüt etmek suretiyle borcundan kurtulmasıdır. Alacağın eskisi yerine kaim olmasıdır. Tecditte borçlu kendisi borçlu kalır; ancak borcu eski borç ilişkisine değil, yenisine taalluk eder. Yeni alacağın eskisi yerine kaim olması önemli iki sonuç doğurur. Birisi, eski alacağı sakatlayan fesat sebeplerinin ve işbu alacağa karşı ileri sürülebilen def'ilerin yeni alacağa tesir etmemesi, diğeri de eski alacağa ilişkin teminatların eski alacakla birlikte sakıt olmasıdır. BK'nın 114/II. maddesinde (İBK 116/II) yer alan karineye göre, bir tecdit iddiasında olan kimse tarafların bu husustaki anlaşmasını (animus novandi=Tecdit kastı) ispat ile mükelleftir. Kural olarak açık bir anlaşma olmaksızın salt yeni bir senet düzenlenmesi tecdit anlamına gelmemektedir. Ancak, alacaklının eski senedi iadesi veya iade iradesini ortaya koyması veyahut da eski borç için ödeme makbuzu düzenlemesi, zımni tecdidi gösterir. Yenilemenin (tecididin) varlığını kabul için; yeni bir alacak olmalı ve yenilemenin ıskat etmesi lazım gelen eski bir alacak da mevcut olmalıdır. Tecdit daima, aslında, akdin taraflarını teşkil eden kimseler arasında yapılmaz. Alacaklı ya da borçlunun değişmesi olanaklıdır. Her iki halde de tecdit alacağın temliki ve borcun naklinden ayrılır. Zira, <eski alacak sükut etmiş, yerine başka bir borçluya karşı veya diğer bir alacaklı lehine bulunan ve çoğunlukla mücerret olan yeni bir alacak kaim olmuştur> şeklinde açıklanmaktadır (Andreas Von Tuhrlar Hukuku 1-2 Cevat Edege çevirisi Ankara, 1983 sh. 653-660).

Kısacası yenileme (tecdit) ile yenilenen borç ilişkisi değil, bu ilişkiden doğmuş borç veya borçlardır. Objektif yani konuda değişiklik ya da sübjektif yani taraflarda değişiklik olarak da kendini gösterebilir. Yenilemede borç ilişkisi eski olmakla birlikte doğan yeni borç söz konusudur (Prof. Dr. Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, Cilt i Genel Hükümler, İstanbul, 1976, sh.1 183 vd).

Mahkemece hükme esas alınan taahhütname başlığını taşıyan belge yukarıda açıklanan Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında borcun yenilendiği anlamını taşımamaktadır. O halde, işin esasının incelenmesi gerekirken takibin iptali yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 20.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)



T.C.
YARGITAY
19.Hukuk Dairesi

Esas:2001/5089
Karar:2002/1341
Karar Tarihi:04,03,2002

ÖZET : Tarafların evvelce mevcut borcu sona erdirip yeni bir borç meydana getirme konusunda anlaşılmış olmaları halinde, tecditten söz edilebilir. Tarafların mevcut borcun yeni borçla sona erdirme hususundaki iradeleri sözleşmeden açıkça anlaşılmalıdır
Somut olayda mevcut borçla ilgili olarak üçüncü şahsa ait çekler verilirken, önceki senet ve çeklerin alacaklı M. U.'un elinde bırakılması tarafların yenileme iradesi ile hareket etmediklerini göstermektedir. Mahkemece, bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde davanın kabulünde isabet görülmemiştir.

(818 S. K. m. 114) (2004 S. K. m. 72)

Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, icra takibine konu 30.6.2000 tarihli 2.000.000.000.- TL. ve 31.5.2000 tarihli 1.000.000.000.- TL. miktarlı çeklerin hamiline yazılı olarak keşide edildiği bu çeklerin ilk ciranta olan A. T. tarafından davalıya ciro yoluyla teslim edildiğini, çeklerin hatır çeki olması nedeniyle karşılıklarının ödenmediğini, A. T. ile M. U.'un aralarındaki borç-alacak ilişkisini yenilemek amacıyla anlaşma yaptıklarını, aslında müvekkili tarafından düzenlenen çekler hatır çeki olduğundan, dava dışı A. T.'ın bu çekler yerine M. U.'a başka çekler verdiğini ve bu nedenle takip konusu çeklerin karşılıksız kaldığını iddia ederek, takip dayanağı çeklerle ilgi olarak borçlu olmadıklarının tespitine, çeklerin iadesine ve % 40 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, vadeli olarak keşide edilen çeklerin karşılığının çıkmaması nedeniyle protokol hükümlerini yok sayarak seçim haklarını kullandıklarını, davacıya ait çekleri takibe koyduklarını, hatır çekinin söz konusu olmadığını, borcun zamanında ödenmediğini beyan ederek, davanın reddini ve % 40 tazminatın davacıdan tahsilini istemiştir.

Mahkemece davalının, dava dışı ciranta A. T. ile sözleşme yaparak borcun yenilenmesi hususunda anlaştıkları BK.nun 114. maddesine göre, tecdit sözleşmesinin geçerli olduğu, takip konusu çeklerin yenilenmek suretiyle bedelsiz kaldıkları, davalının icra takibinde kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle, davacının icra takip dosyasındaki çeklerden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine mahal olmadığına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Tarafların evvelce mevcut borcu sona erdirip yeni bir borç meydana getirme konusunda anlaşılmış olmaları halinde, tecditten söz edilebilir. Tarafların mevcut borcun yeni borçla sona erdirme hususundaki iradeleri sözleşmeden açıkça anlaşılmalıdır (BK.114/1)

Somut olayda mevcut borçla ilgili olarak üçüncü şahsa ait çekler verilirken, önceki senet ve çeklerin alacaklı M. U.'un elinde bırakılması tarafların yenileme iradesi ile hareket etmediklerini göstermektedir. Mahkemece, bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde davanın kabulünde isabet görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 4.3.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Boşanmada karşılık dava!!! av.knel Aile Hukuku Çalışma Grubu 9 28-10-2011 12:47
kira alacağına teminat olarak alınan senet mnokay Meslektaşların Soruları 11 09-04-2010 23:30
ikrazatçıdan alınan borca ilişkin sözleşmede yer alan temerrüd faizinin fahiş olması Av. Eser Bozkurt Meslektaşların Soruları 1 28-01-2008 14:13
Ev satışında alınan bir miktar paranın pey akçesi olarak ödenmemesi avturgay Meslektaşların Soruları 1 16-03-2007 16:30
Lise Öğrencisinin Nişanlanması Eğitim Hakkını Ortadan Kaldırır Mı? Av.Habibe YILMAZ KAYAR Çocuk Hakları Çalışma Grubu 2 06-11-2006 19:06


THS Sunucusu bu sayfayı 0,21603608 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.