Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

YARGITAY İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Esas: 1939/37 Karar: 1944/9 İçtihat

Üyemizin Özeti
Özü itibariyle TTK.4. madde kapsamına girmediği için ticari mahiyette olmayan ve ticaret kanununda da düzenlenmemiş bulunan haksız fiil tazminat alacağının Ticaret kanununda düzenlenmiş bir husus olan (sigorta sözleşmesi) vasıtasıyla Kanuni halefiyet yolu ile bir ticaret şirketine intikal etmiş bulunması, özünde ticari niteliği bulunmayan (haksız fiilden kaynaklanan) hakkı, ticari hak ve/veya ticari dava haline getirmez. İntikal eden hak, mevcut hukuki durumu ile kanuni halefine geçer ve normal hukuk davası olarak genel mahkemelerde takip edilir.
(Karar Tarihi : 22.3.1944)
Sigorta şirketi, hukuk mahkemesine müracaatla Elektirk Şirketinin sigorta ettiği amelesinden birinin ölümüne sebebiyet veren otomobil şoförünü istihdam eden müddeaaleyhten sigorta bedeli olarak ödenen paranın rücuan tahsilini istemiş ve mahkeme vazifesizlik karariyle davayı reddetmiş, bu kararı Temyiz Dördüncü Hukuk Dairesi 9/2/939 tarih ve 61/260 sayılı karariyle tasdik ettiğinden davacı ticaret mahkemesine ayni davayı- açmış ve ticaret mahkemesi de vazifesi haricinde gördüğü bu davayı reddeylemiş, Temyiz Mahkemesi ticaret Dairesinin 22/9/939 tarih ve 162 sayılı yazısiyle istenilmesine mebni ihtilâfın mevzuunu teşkil eden ilâmlar teksir edilerek Umumî Heyet azasına tevzi olunmuştu.

Müzakere için tayin olunan 15/3/944 tarihine rastlayan çarşamba günü saat 9.30 da toplanan Umumi Heyet birinci Reis Halil Özyörük'ün başkanlığı altında müzakereye başlayarak ihtilâfın esasını teşkil eden noktalar hulâsaten Birinci reis tarafındanizah edildikten sonra söz alan:

F. Hulûsi Demirelli : Bir haksız fiil vukubulmuş ve sigortadan tazminat alınmış, sigortacı ödediği zarar üzerine haksız olana karşı dava açıyor. Mutazarrıra halef olmak suretiyle dava açıyor. Halef ile asıl arasında bir fark yoktur. Sigortacının hakkı rücuunun Ticaret Kanununda yazılı olması sebebiyle ticaret mahkemesine halefiyet iddiasiyle gidilemez.

Ş. Temizer: Ticaret davaları mutlaka bir akitten doğması lâzım gelmez. Bu kanun haksız fiilden ve haksız rekabetten bahseder (21 ve 23 üncü maddelerini okudular).

Sigorta muamelesi dendimi bu ticarîdir şirketin bütün muameleleri ticaridir. Bu şirketi yaptığı bu işlerden bir kısmında âdi şahıs gibi telâkki etmeğe imkân yoktur.

Ticarî muamelede mutlaka aktin lüzumunu ileri sürenlere karşı böyle itayı cevap ederek akit olmadan da bir muamelenin ticarî olabileceğini ve bilhassa sigortacı noktai nazarını teyit ettiğini. 965 inci maddede böyledir.

F. Hulûsi Demirelli : Ş. Temizer'in söyledikleri doğrudur. Fakat hadisemize şümulü yoktur. Haksız fiilden mağdur olan adamı tazmin ettirmektir. Haksız fiilden mütevellit bir şahsın hukukunu şirket temellük etmiştir. Bu muamele ticari değildir.

Şefkati Özkutlu:Ticaret Kanununun faslı mahsusunda söylenen işlerden değildir. Ticaret Kanunu hususî bir kanun olmak itibariyle sarahat lâzımdır.

Memduh Ülkü : Şemsettin Temizer'in söylediklerine bir şey ilâve etmemekle beraber diğer taraf bu sigorta doğru değildir diye bir iddia yapsa mukaveleyi tenki edeceğine göre ticaret mahkemesine gider.

F. Hulûsi Demirelli: Bu defidermeyan edilemez. Çünkü o akit kazaya uğrayan arasındadır. Buna haksız fiil faili karışamaz. Halefiyet ödemekle mütehakkaktır, demeleriyle vaktin müsaadesizliğine binaen müzakeresine devam olunmak üzere gelecek toplantıya bırakıldı.

- 15/3/944 -

Memduh Ülkü : Mesele tafsile muhtaçtır. Ticaret Kanunumuzun projesinin muamelâtı ticariye faslında şöyle bir madde vardı: (Bir tacirin akit, şibih akit, cürüm, şibih cürümlerinden mütevellit borçları bu kanun hükümlerine tabidir) Borçlar Kanunumuz İsviçre borçlar Kanunundan tercüme ve iktibas olununca arzettiğim proje maddesindeki tabirler bu kanunda görülmediğinden bu madde Mecliste tay olundu. Fakat yerine (Tacirin haksız fiillerinden haksız mal iktisabından mütevellit borçları da bu kanun hükümlerine tabidir) şeklinde bir madde vaz olunmadı. Bunun neticesi olarak Ticaret Kanunumuzun yirmi ikinci maddesiyle sair bazı maddelerinde görülen (tacirin borçları) tabirinden yalnız ticarî akitlerden ve bir de Ticaret Kanununda musarraf olan haksız fiillerden doğan borçlar anlaşılmak lazım gelir. Tüccarın bunlar haricindeki haksız fiillerinden veya haksız mal iktisabından doğan borçları ile tüccar aleyhine yapılmış haksız fiillerden veya haksız mal iktisabından mütevellit borçlar Ticaret Kanunumuzun şümulü haricinde kalır. Fakat bu kaide mutlak olmamak lazım gelir. Bununla beraber bazı haksız fiiller vardır ki, mahiyet ve hususiyetleri itibariyle yine Ticaret Kanunu hükümlerine tabi tutulmaları icap eder. Bunlardan birisi bir geminin sahilde bir kimsenin menkul veya gayrimenkul malına bir zarar vermesidir. Böyle bir hadise abordage yani gemilerin çatışması değildir. Fakat tam manasiyle bir haksız fiildir. Bu gibi davalara ticaret mahkemelerimiz bakıyor. Sebebi işin hususiyeti ve gemi saheplerinin deniz servetleriyle mesul olmaları ve bu kaidenin deniz ticaret hukku hükümlerinden bulunmasıdır.

İkincisi sigorta muamelâtıdır. Sigrtacı malına zarar verilmiş bir sigortalı mağdura tazminatı öder. Makbuzunu alır ve kanunî halefiyeti sebebiyle haksız fiilden malenmesul olana müracaat ederse bu iki şahıs yani sigortacı ile malen mesul olan kimseyi karşı karşıya getiren ve mahkemeye intikali halinde yekdiğerine hasım yapan şüphesiz ki, birinci derecede sigorta mukavelesi ile Ticaret kanunnu 965 inci maddesidir. Yani ticarî bir muameledir. Haksız fiil ikinci derecede bir sebeptir. Malen mesul olanın sigorta mukavelesine karşı sübjektif ve objektif bir çok defileleri olabilir ve bunların daha ihtisaslı ticaret mahkemelerinde halledilmesi muvafık olur.

Netice : 1- Haksız fiillerden ve haksız mal iktisabından doğan bütün davalar aşağıdaki istisnalar hariç hukuk mahkemelerinde görülmelidir.

2- Ticaret Kanununumuzda musarrah olan haksız fiillerden doğan davaların ticaret mahkemelerinde görülmesi icap eder.

3- Gemilerin seyrü seferiyle münasebetli olan haksız fiillerden doğan davların da ticaret mahkemelerinde görülmesi zarurîdir.

4- Mal sigortalarında halefiyet tarikıyle sigortacının malen mesul olanlara karşı ikame edeceği davalar da ticaret mahkemelerinde hal ve fasledilmelidir.

Şemsettin Temizer: Tevhidi içtihada mevzu olan hadise, Ankara elektrik Şirketi müstahdemininden birinin vazifesini görürken otomobil şoförünün çarpmasiyle vefatına sebebiyet vermiş, vefat eden şahsı elektrik şirketi kazaya karşı sigorta ettirmiş bulunduğundan Anadolu Sigorta Şirketine müracaatla sigorta bedeli olan 1080 lirayı tahsil etmiş. Sigortacı sigorta ettiren makamına kaim olduğundan Ankara Hukuk Mahkemesinde muhtîyi istihdam eden Şık taksi şoföründen ödediği paranın tahsilini dava eylemiştir.

Hukuk mahkemesi, müddei şirket sıfatı ticariyeyi haiz olup bir akti ticarî zımnında ödemiş ve ticari bir zararmahiyeti ihraz etmiş olan paranın şahsı mesulden tahsili talebinden ibaret olan davanın ticarî mahiyeti haiz olduğundan vazifesizlik karariyle evrakın ticaret mahkemesine tevdiine karar verilmiş, temyiz olunması üzerine Dördüncü Hukuk Dairesi de esbabı mucibesine göre hükmü tasdir eylemiştir (9/2/939).

Ankara Ticaret Mahkemesi ise iki taraf arasında mukaveleye bağlı değildir. Müddeaaleyhin haksız fiilinden neşet etmektedir. Elektrik Şirketi ile sigortacı arasındaki sigorta mukavelesi müddeaaleyhi alâkadar etmez ve onu ilzam da etmez. Ticaret mahkemesinin vazifesinden hariçtir, diye karar vermiş.

Bu karar da Ticaret Dairesince bir akit münasebeti yoktur. Ticaret Kanununun 968. maddesi dava hakkının intikalini göstermektedir. Sigortacı ancak tazmin ettiği bedel nisbetinde bu haktan istifade eder. Sigorta ettiren ancak hukuk mahkemesinde dava açabileceğine ve sigortacı işin istisnaî bir kaide kabul olunduğu takdirde ayni hadise dolayısiyle ticaret mahkemsine müracaat etmeleri gibi garip bir netice çıkacağından ve tedbirsizlikle ölüme sebebiyet vermek fiili haksız fiilden madud olup Ticaret Kanununun hakkı dava vermesi Borçlar Kanunu mucibince haksız fiil olduğuna ve vazifeyi tayinde hakkı dava değil, davanın mahiyeti nazara alınacağından hükmün tasdikına ekseriyetle karar verilmiştir. (29/9/939)

İki dairenin içtihadı arasında husule gelen mübayenetin halli için evvellemirde Ticaret Kanununa umumi bir nazar atfetmek icap eder.

Ticaret Dairesinin bu karariyle tebarüz ettirdiği prensibe göre bir muamelenin, bir vakıanın ticarî olması için mutlaka akdî bir rabıtadan doğması lâzımmış. İşte yanlışlık buradan başlamaktadır. Meselenin düğüm noktası da burasıdır. Ticaret Kanunumuz böyle prensibi kabul etmiş değildir. Böyle prensibin ileri sürülmesi Ticaret Kanununa bir bühtanı hukukidir. Bir kerre Ticaret Kanununun yirminci maddesinin on dördüncü bendi sigortacılık muamelâtını alelıtlak muamelâtı ticariyeden addediyor. Davanın ise sigortacılık muamelesinden doğduğuna şüphe yoktur.

Mezkûr kanunun yirmi ikinci maddesinde bir tacirin akit ve borçlarında sıfatı asliye ticarettir. Binaenaleyh bir tacirin muamelâtı âdliyesine taallûku sabit olmıyan akit ve borçları muamelâtı ticariyeden maduttur, deniliyor. Bu maddedeki akit kelimesinden sonra zikr ve tasrih edilen (Borç) tabirine ehemmiyetle nazarı dikkatinizi celbeylerim. Burada borç mutlak olarak irad edilmiştir. Mutlak borç tabiri ise bir ıstılahı kanunîdir. Bunun manasını ve şümulünü Borçlar Kanunu tayin eyler. Borçlar Kanununa göre borç akitten, haksız fiilden, haksız mal iktisabından ve kanundan doğar. İmdi mutlak olrak borç denildiği zaman bu dört mefhumu ihtiva eden mana anlaşılmak zarurîdir. Şu halde bir tacirinakti malûm olduğu için onu bir tarafa bırakıyorum. Eğer Ticaret Dairesinin kabul ettiği manada ticari mevat ve muamelatın akitlere hasrını kanun kastetmiş olsaydı bu maddede (akit) tabirini zikretmekle iktifa ederdi. Ve o zaman Ticaret Dairesinin prensibine belki doğru olabilir, demek için münakaşa mevzuu olurdu. Halbuki tacirin borçlarından da madde bahseylediğine göre borç tabirine âm ve şamil olan yukarda söylediğim manasiyle kabul etmek zarureti hasıl olmaktadır ki, tacirin haksız fiilinden, haksız mal iktisabından ve kanundan doğan borçlarını Ticaret Kaunnunun havzai şümulüne almak ve onlara da mevat ve mesaili ticariye ünvanını vermek icap etmektedir. Bu maddeye göre tacirin söylediğimiz dört manadaki borcunun âdi muameleden doğduğu ispat edilmedikçe ticari muamele olduğunu kabul zarureti hasıl olmaktadır. Tacir ya şahsı hakikidir veya şahsı hükmidir. Şahsı hakiki olan tacir için iki sıfat tasavvur ve kabul olunur. Tacir evine öteberi alır, bir adamı yaralar, birine âdiyen kefalet ederse bu kabil ahvalde fiil ve borç tacirin şahsından sâdır olmakla beraber muamelâtı âdiyeye taallûku aşikâr olduğundan bunlar ticari değildirler.

Fakat şahsiyeti hükmiyeyi haiz olan mesela bir kollektif veya bir anonim şirketin eşhası hakikiye gibi iki sıfatı olduğunu kabul etmeğe maddeten ve hukuken imkân yoktur. Anonim şirketin uzuvları vasıtasiyle herhangi borç teşkil eden bir fiili ancak o şirkete muzaf oldukça ticari olmaktan başka veche gösteremez ve olamaz. Bir akitten doğmasa bile anonim şirketin borcu bizim Ticaret Kanunumuzca ticaridir. Her bir borç bir alacak tevlit ettiğine göre anonim şirketin haksız fiilden ve saireden tevellüt etse dahi alacakları da ulâ bittarık ticari olur.

Sizlere kanundan misaller getireyim. Ünvanı ticarinin tescili bahsinde bir tacir yanlış zehaba sebebiyet veren tescillerden üçüncü şahsa karşı tazminatla mesuldür. ünvanı ticaret hakkındaki ahkamı kanuniyeye muhalefet cezayı müstelzim olmasına ve tacirin bu üçüncü şahıslarla akti bir rabıtası bulunmamasına rağmen tacirin bu mesuliyeti ticarîdir.

Diğer bir misal, Ticaret Kanununun haksız rekabet ve isim ve alâmet iltibaslarında da hüküm böyledir. Bir tacirin bihakkın kullanıldığı isim ve alâmeti diğer tacirin iltibasa mahal verecek derecede kullanılması halinde haksahibi tacirin tazminat talebine salâhiyeti vardır. Burada da akti bir rabıta yoktur. Bu da haksız bir fiil ve hatta cezayı da müstelzim olmakla beraber ticarî mevattandır.

Buna benzer daha bir çok şeyler vardır. İşte bu mütûnu kanuniye karşısında Ticaret Dairesinin ticarî meseleler içinmutlaka aktî münasebetin vücudu lâzım olduğu hakkındaki prensibinin hiç bir mesnedi ve ilmî bir kıymeti olmadığı zahirdir. Bu bakımdan sigortacının yukarda mahiyeti izah olunan davasının akte mülâbis bulunmadığından bahsile ticari olmadığı hakkındaki noktai nazra iltifat edilmemesi lâzım gelir.

Burada suali mukaddere cevap olarak arzedilmeğe lâyık bir cihet kalıyor. Ticaret Dairesi bir meselenin ticarî olması için akti rabıtanın vücudu lâzım olduğu hakkındaki prensibinden rücu etmek mecburiyetinde kalarak, evet, doğru amma haksız fiillerin ticari addolunması için bu zikrettiğim maddelerde olduğu gibi Ticaret Kanununda sarahat olmak lazımdır. Olmazsa ticari addedilemez, derlerse ben de derim ki, bu madede zikri geçen (Borç) tabiri o zaman mutlak olarak zikredilmezdi. (Bu kanunda yazılı Borçları) denilmek lazım gelirdi. Çünkü vazııkanunun selikası böyledir. Bunun Medeni ve Borçlar Kanununda bir çok misalleri vardır.

Gene sual ve itirazı mukadderi doğru farzetsek dahi halline çalıştığımız ihtilafın mevcuu olan borç hakkında Ticaret Kanununun 965. maddesinde hüküm bulunması itibariyle de bunu da Ticaret Dairesinin ticari mevattan addetmesi icap eder.

Ticaret Kanununun diğer maddelerine nazaran dahi davanın mahiyetini ticari olarak kabul etmek mecburiyeti hasıl olmaktadır.

Ticaret Kanununun yirmi beşinci maddesinde bu fasılda tadad olunan muamelata murtabit olan veya bunların icrasını teshil eden bilcümle muamelat dahi muamelatı ticariyeden maduttur, deniliyor.

Sigorta muamelesinin tarafların sıfatlarına bakılmaksızın muamelei ticariyeden olduğuna Ticaret Dairesini teşkil edenve bu kararı ekseriyetle ittihaz buyuran zevatı kiram inkâr edemezler, zannederim. Sigortacı sigorta ettiği bedeli ödeyince 965 inci madde mucibince hukukan sigorta ettiren makamına kaim olarak onun hakkı tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal edeceğine göre sigortacının hasara sebebiyet veren kimsedenbu bedeli talep etmesi sigorta muamelesinden doğmuyor mu ve bu muameleye murtabit değil mi?

Ve bu itibarla yirmi beşinci madde mucibince bu da mevaddı ticariyeden olmaz mı? Ticaret Dairesinin 965. maddesinin rolünü, sigortacıya hakkı dava vermekten ibarettir. Vazifeyi tayinde hakkı dava değil, mahiyeti dava nazara alınır. Dava ise haksız fiilden neşet ediyor. Binaenaleyh dava ticari değildir, diye ileri sürdüğü mucip sebepdeki kaziyye mantık tabirince bir kaziyyei fasidedir. Çünkü sugrası ile kübrası arasında istilzam yoktur. bu kaziyyei mantıkiyenin doğru olduğunu kabuletsek dahi Dairenin noktai nazarının hilafını müstelzim bulunmaktadır. Çünkü, alelıtlak bir hukuki kaide olarak şöyle denilebilir. Dava hakkını Ticaret Dairesi ilâmında mahiyeti dava diye tabir olunan vakıalar meydana çıkarır (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 179).

Şu halde evvelâ kanun lisanınca vakıa denilen şey nedir? Davacının davasına sebep ve bâdi olan ve kanunda haklarında bir hükmü mahsus bulunan yapılmış iş demektir. Şu halde her yapılan iş ve fiil ve mutlaka bir dava mevzuu değildir. Mesela şu elimdeki kalemi kırmam bir vakıadır amma davaya mevzu olan, dava hakkı doğuran bir vakıa değildir. Fakat Şefkati Özkutlu'nun kalemini kırarsam gerçi aramızdaki samimiyete binaen aleyhimde dava açmasa bile bu vakıa ona her halde bir dava hakkı verir. Bu izahata göre vakıalar hangi kanunun hangi maddesine temas ediyorsa ticari, hukuki, cezai gibi vasfı hukukisini temas ettiği kanundan alır. İşte vazifeyi tayinde bu esa prensibin gözönünde tutulması lazımdır.

İçtihadın tevhidine mevzu olan ve yekdiğerine mübayin bulunan ilamlardaki vakıaları şekli kanunide tesbit etmek lazım gelince,

1- Sigortacının sigortalı ile yaptığı mukavelenamesi mucibince sigorta bedelini sigortalıya ödemesi,

2- Bu sigorta mucibince hayatı sigorta edilen şahsın vefatına kaza neticesi olarak sebebiyet verilmiş olmasıdır.

İşte davayı doğuran, dava hakkı veren vakıalar yani olanlar bunlardır. bu iki vakıayı birden ihtiva edecek bir şekil ve kisvei hukukiye sokmak ve bunun kanuni mevkiini bulmak lazım gelir. Bunu bulduktan sonradır ki hukuki, ticari vasfı verilir. Meselemizde ise bu iki vakıadan dolayı müddei sigorta şirketinin müddeaaleyhe karşı dava hakkı hangi kanundan doğuyor? Bunları tesbit edersek mesele bu bakımdan dahi halledilmiş olacaktır.

Bir şoförün tedbirsizlikle bir şahsın ölümüne sebebiyet vermesi vakıasının hakuki hükümlerini Borçlar Kanunu tayin eder, bunda şüphe yoktur. Bu vakıa mücerret oldukça hüküm böyledir. Fakat kaza kurbanı olan şahıs sigortalı ise vak'anın mahiyeti mücerretlikten çıkarak araya bir de sigorta hukuku girmek suretiyle muhtelit bir şekli hukuki almış olmuyor mu? Borçlar Kanununda sigortacının işe karışması halinde ne yapılacağına dair bir madde ve hüküm bulamıyoruz. Ve bulamayız, çünkü bizim Borçlar Kanunumuzun ticaret hukuku ile alakasını kesmiş ve bu alakayı Ticaret Kanunu üzerine almıştır.

Yukarda tebarüz ettirdiğim birleşik iki vakıaya temas eden kanuni hükümleri ise Ticaret Kaunununun 965. maddesinde buluyoruz. Bu vakıalar Ticaret Kanununun bu maddesi hükmüne girdiği içindir ki, sigortacı kazadan meşul olana karşı dava hakkını haizdir. Ticaret Kanununda yazılı her hükmün mevaddı ticariyeden olduğu da mütearife kabilindendir.

İşte Ticaret Dairesininin ekseriyetle ittihaz ettiği kararın esbabı mucibesinde zikrettiği hakkı dava ve mahiyeti dava noktai nazarından dahi meselenin mevaddı ticariyeden olduğu anlaşılmış oluyor.

Maahaza Ticaret Dairesinin 939 senesindeki tebarüz eden bu içtihadını 942 senesinde değiştirdiği ve kanunun ruh ve maksadına doğru içtihadın tecellî ettiği anlaşılıyor. Tam benzeri değil ise tarafları yani müddeiyi müddeaaleyhe ve müddeaaleyhi de müddei mevkiinde olmak üzere şebihi olarak açılan bir davada bu tebdili efkâr tezahür eylemektedir. Şöyleki, kasap Ruşen namında bir zat sigortalı bulunan Marsel'in otomobili ile yaralanıyor. Kasap Marsel hakkında hukuk mahkemesine müracaatla hüküm alıyor. Mahkûmun bihi Marsel'in sigortalı olduğu Ünyon sigorta şirketinden tahsili hakkında ticaret mahkemesinde dava açıyor.

Davayı ticaret mahkemesi vazifeli görüp rüyet edip sigorta faslındaki müruruzamandan dolayı reddediyor. Ticaret Dairesi de bunun tetkikini vazife dairesinde görüp yalnız müruruzaman olmadığından nakzetmiş, sırra üzerine de iş Heyeti Umumiyeye intikal eylemiş, Heyeti Umumiyece de ekseriyeti azime ile ısrar kararı tasdik kılınmıştır.

İşte bu ilâmda yaralı ile sigortalı arasında hukuki rabıta olmadığı halde kazazedenin sigorta şirketi aleyhine açtığı dava ticari olduğu kabul edilmiştir. Binaenaleyh herhangi cihetten tetkik edilirse edilsin dördüncü Hukuk Dairesinin ittihaz ettiği kararlar kanunun sarahatına ve Ticaret Kanunu hükümlerine uygun ve Ticaret Dairesinin kararı ise gene kendilerinin son içtihadiyle de bozuktur.

O.Nuri Köni: Ticaret Kanununun yirmi ikinci maddesindeki aktin manası malûmdur. Bu maddedeki borçlar nedir? Bundan evvelki Ticaret Kanununda müddeaaleyhin sıfatı vazifeyi tayinde esas idi. Şimdiki kanun akti esas ittihaz etmiştir.

Ticaret Kanununda yazılı haksız fiillere taallûk eden kısım istisnai kısmıdır. Akit mutlaktır. Objektif bir kanundur. Hem akte ve hem gayri akte mahmûldür. Mesela muamele tabiri sahile yapılan çatma muamelatı bahriyedendir. Halefi aslın tabi olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gönderemeyiz. Davanın menşei haksız fiildir. Bu fiilden dolayı mağdur nasıl hukuk mahkemesine gidecekse halefi olan sigorta şirketinin hukuka gitmesi lazımdır.

Ş. Temizer : Bendeniz metinlere istinat ediyorum. Nitekim Ticaret Kanununun birinci maddesini okudular. Muamele iki taraflı olanşeylerdir. Çok munsif olansayın Nuri Köni niçin akte sarıldılar, anlayamadım. Bir sigorta şirketi binasındaki masanın kırılması hali ticari midir?

Y.K. Arslansan:Sigorta bedelini ödedikten sonra hukukan sigorta ettirenin yerine kaim olan sigortacının kazaya sebebiyet veren veya anın fiilinden malen mesul olanlara karşı rücu davası, bunlar arasında bir hukuki rabıta bulunmaması itibariyle âdi bir hukuk işidir. Sigortacı rücu davasını hukukan yerine kaim olduğu sigorta ettiren gibi hukuk mahkemesinde açması zaruridir.

İhtiyaç olunan Hukuk Umum Heyetinin 12/10/942 tarihli kararı, sigortacı ile sigorta mukavelesinde intifaı meşrut olan şahıs arasında sigorta mukavelesinden münbais ve Ticaret Kanununun 1012. maddesi mucibince müruruzaman noktasından reddine dair ısrar kararının tasdikine mütedair olup işbu hadise ile bir gûna alaka ve irtibatı yoktur.

Bir gemi kaptanının sevk ve idare eylediği gemiyi karada rıhtıma ve binaya çarptırarak hasar ika eylemesi gerçi haksız bir fiildir. Ancak deniz serveti ile yani gemi ve navlunu ile mahdut bir surette mesul olan gemi sahibi ile kaptan hakkında Deniz Ticaret Kanunu hükümleri ve bahri kaideler tatbik olunmak icap etmesinden ötürü ticaret mahkemelerinde görülmektedir. Burada illet başkadır, müşterek değildir.

Binaenaleyh sigortacının sigorta ettirenin makamına kaim olarak açtığı dava, umumi hükümlere tevfikan rüyeti gerekli bulunan, âdi bir hukuk işidir. Mücerret Ticaret Kanununun 935. madesinde sigortacıya rücu hakkının tanınmış olması ve sigortacının bir anonim şirket bulunması bu âdi hukuk işine bir suretle ticari mahiyet izafe edemez.

O.Nuri Köni: Bizim için hakikatı ilmiye kanunun maddeleridir. Sigorta akti burada sigortacıya bir halefiyet bahşeder. Tediye miktarınca sigorta ettirenler yerine kaim olur ve o şirkete kefil gibi rücu hakkını haizdir. Bu mukavelenin haksız fiil ile irtibatı yoktur ve kanunen mutasavver değildir. Sigorta akti Ticaret Kanununun 965. maddesi mucibince sigortacıya dava hakkı veren bir mukaveledir ve haksız fiilin faili ve mesulün bilmal noktai nazarından vazifeli mahkemeyi tayine müessir olamaz.

Şefkati Özkutlu : Ticaret Kanunundaki borç kelimesini bu kadar tevsie mesağ bulunmadığını, gemilerin karadaki hasarını Deniz ticaret Kaunununa istinaden ticari saydıklarını ve Borçlar Kanununun elli birinci maddesi sarih olup hadisenin tamamen hukuki olduğunu ve ona halef olan sigortacı da hukuka da gidecektir. Varis murisden fazla bir hukuku haiz olamıyacağına göre haksız fiilden dolayı zarar görenin yerine kaim olan sigortacı da hukuk mahkemesine gider. Mevaddı ticariye bu kanunda yazılı olanlardır.

Abdullah Aytemiz : Sigorta şirketi, hukuk mahkemesine müracaatla Elektrik Şirketinin sigorta ettiği amelesinden birinin ölümüne sebebiyet veren otomobil şoförünün istihdam eden müddeaaleyhten sigorta bedeli olarak ödenen paranın rücuan tahsilini istemiş, mahkeme vazifesizlik karariyle davayı reddetmiş, bu kararı Temyiz Dördüncü Hukuk Dairesi esbabı mucibeye müstenit olduğundan bahsile tasdik ettiğinden davacı ticaret mahkemesinde ayni davayı açmış, ticaret mahkemesi de vazifesi haricinde gördüğü bu davayı açmış, ticaret mahkemesi de vazifesi haricinde gördüğü bu davayı reddeylemiş. Temyiz Mahkemesi Ticaret Dairesince bu karar mucip sebeplerle tasdik olunmuştur.

Temyiz Mahkemesi Ticaret Dairesinin mucip sebepleri meyanında Ticaret Kanununun 965 inci maddesindenbahsile sigorta ettirenin dava hakkının sigorta şirketine intikal ettiği beyan olunmuştur. Müsaadenizle bu mühim sebebi tenkit edeceğim. Netice itibariyle tenkidim müdafaa yerine geçecektir.

Hadisemizde mevzuubahis olan sigorta mal sigortası olmayıp kazaya karşı sigortadır. Mal sigortası hükümleri kısmında olan 965 inci maddenin hadiseye asla taallûku yoktur. Filhakika bu maddeye göre sigortacı ödediği para nisbetinde sigorta ettiren kimse makamına hukukan kaim olduğundanhakkı dava şirkete intikal eder ve sigorta ettiren ancak ödenen paradan mütebakisi için üçüncü şahıs aleyline dava açmak hakkını haizdir. Halbuki bu işte tatbiki lazım gelen ve kazaya karşı sigorta hükümleri meyanında bulunan 1006. maddede ise sigorta ettirenin sigortacıdantazminat alması hatasiyle zarara sebebiyet veren üçüncü şahıs hakkındaki dava hakkını iskat etmez. Ve üçüncü şahıs sigorta edilmiş olması nazara alınmaksızın zarardide sigorta ettirenin bütün zararlarını tazminle mükelleftir. Bu maddeden açıkça anlaşılıyor ki, kazaya karşı sigortalarda sigorta şirketinin rücu ve daha hakkı yoktur. Dava hakkı münhasıran sigorta ettirene racidir. Kazaya karşı sigorta kısmında böyle birmadde bulunmamış olsaydı bile hadisede 965 inci maddenin kıyas tarikiyle tatbikine yine imkan yoktur. Çünkü mezkur 1006. maddenin sonunda müstakil bir fıkra vardır ki, bu fıkrada mütebaki hususatta hayat sigortası ahkamı caridir, denilmektedir.

Binaenaleyh bu fıkra başlı başına 965. maddenin kıyas yoliyle tatbikine mani teşkil etmektedir. Nerde kaldı ki, 965. madde hilafına 1006. madde ile bir hüküm mevzudur. Dava hakkı, husumet keyfiyeti işe vaziyet ettikten sonra düşünülebilir. Böyle iken daire husumet meselesini de kendiliğinden ve fakat yanlış bir maddeye dayanarak hatalı bu surette hal ve adeta bir emrivaki ihdas etmiş oldu.

Şu izaha göre hadisede sigorta şirketinin dava hakkı yoktur. Dava hakkı olmıyan bir kimse üçüncü şahsın sebebiyet verdiği zararın tazminini isterse ticaret mahkemesi ceffelkalem vazifesizlik kararı verir. Ve dava hakkı olup olmadığını araştırmaz. Çünkü dava hakkı olup olmadığının tetkiki işin vazife dahilinde olduğunu tazammun eder.

965. madde veçhile şirketin dava hakkı bir faraziye kabilinden kabul edilse bile meselenin halli yine ticaret mahkemesinin vazifesi dışında kalır. Çünkü böyle bir nizaın halli için aranılacak hükmü Ticaret Kanununda bulamayız. Borçlar Kanununun haksız muamelelerden doğan borçlar faslında aramak lazım gelir.

Burada Ticaret Dairesinin dava hakkını kabul ettiği davacı şirket rücuan tahsil davasında sigorta ettirenin makamına kaim olduğundan bu sıfatla dava edecektir. Bir kimsenin, makamına kaim olduğu şahsın haiz olduğu hak ve imtiyazlardan fazla bir hakka malik olmasını kabule mevzuat ve nazariyatı hukukiyemiz asla müsait değildir. Sigorta ettiren hangi mahkemeye gidebilecekse onun yerine geçen sigorta şirketi de o mahkemeye gidebilir. Aksini kabul edersek Ticaret Dairesinin dediği gibi bir garibe karşısında kalmış oluruz. Sigorta ettiren hukuka, onun makamına kaim olan da Ticaret Mahkemesine müracaat edecekse ayni hadise hakkında ayrı ayrı mahkemelere müracaat edilmiş olur ki, hakikaten böyle bir vaziyeti garibe olarak tavsif yerinde olur.

1006. maddenin sigorta şirketinin dava hakkını selbetmediği mütalaasına gelince, bu madde açık ibaresiyle tanzim hakkını münhasıran sigorta ettirene 965. maddede tazmin ettiği miktar nisbetinde sigorta şirketine vermektedir. Aksini kabul edersek kaza sigortalarında hatası hasara sebebiyet veren üçüncü şahsa karşı hem sigorta ettirenin hem de sigorta şirketinin tazmin hakkını kabul etmiş oluruz ki, hukuk kaideleri ve hakkaniyet düsturları böyle bir şeyi faraziye halinde bile kabul edemez.

Sigorta şirketi ile amelenin ölümüne sebebiyet veren şahsın mesulünbilmali arasında akti, hukuki bir münasebet bulunmadığı yolundaki mütalaaya karşı gayri kanuni rekabetler misal gösterilerek taraflar arasında akti bir münasebet mevcut olmadığı halde Ticaret Kanununda yer alan hükümlerle ihtacaç olunmak istenildi. Filhakike bu gibi rekabetlerde akti bir münasebet yoksa da Ticaret Kanununda münderiç bilumum mevat ve muamelatın ticaret mahkemelerince hal ve faslı pek tabiidir. Bu kanunda tasrih olunmıyan ve Borçlar Kaununu ile kabili hal olan hususlar bahse mevzu teşkil etmektedir.Ayni zamanda bu gayri kanuni rekabet faslını gözden geçirirsek görürüz ki, gayri kanuni rekabette bulunan kimsenin tacir olması şarttır. Şu halde iki tacir arasında vukua geldiğinden ve Ticaret Kanununda yazılı olduğundan ticaret mahkemelerine aidiyeti pek tabiidir. Binaenaleyh tacir olmıyan bir kimse bir tacirin müşterilerini azaltacak veya hiçe indirecek bir harekette bulunursa mutazarrır olan tacir böyle bir kimsenin haksız fiillerine hitam vermek için faili aleyhinde dava ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet verdiği zararın tazminini talep edebilir. Böyle bir davanın hukuk mahkemesinde açılması lazımdır. Çünkü tacir ile müteaddi şahıs arasında hukuki bir mücnasebet ve irtibat mevcut değildir. Zarar ika eden şahıs tacir olmadığı için olmadığı için Ticaret Kanununun gayri kanuni rekabet faslına da girmez.

Şemsettin Temizer: Abdullah Aytemiz'in istinat ettiği 1006 ıncı maddeyi okudular.

Fevzi Bozer: Bendeniz de 1006. maddeyi Abdullah Aytemiz'in anladığı gibi anlıyorum. Ancak bu hadisenin mevzuubahis edilmesine göre evvela vazife cihetinin halli lazımdır. Bu hadise âdidir.

Mehmet Gönenli: Ticaret Dairesi ötedenberi bu işleri âdi demiştir. Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra zarar gören şahsın ücüncü bir şahsa rücu edebileceği hallerde sigortacı onun yerine kaim olur (933. maddeyi okudular. 965. maddeyi okudular.) ve işin âdi olduğu mücerret Ticaret Kanununda halefiyetin kabul edilmiş olması muamelenin ticari addini istilzam etmez.

Şemsettin Temizer: Mehmet Gönenli 965 inci maddedeki "hukukan" kelimesine istinat etmiş iseler de bu kelime sigorta hukukuna mütealliktir. Ticaret Kanununda yazılı her mesele ticaridir.

Birinci Reis: Hadisemiz haksız fiilden doğan tazminat meselesidir. Sigortacının zarardide olanın yerine kaim olması kanunun cevazına müstenittir. Binaenaleyh halefiyet meselesidir. Kasten yapılan bir yangın ağır ceza mahkemesinde rüyet edilirken sigortacı bu davada müdahil sıfatiyle dahil olabileceğine göre umumi mahkemelerde görülmesi lazım gelir, demeleriyle reye müracaat olunarak neticede:

Haksız bir fiil neticesinde zarar gören şahıs zararını o fiilin failine tazmin ettirebilir. Bu hususta açacağı davanın rüyet mercii asliye mahkemesidir.

Mutazarrırın istikbali derpiş suretiyle haksız fiilin vukuundan önce bir sigorta şirketi ile uğraması melhuz zararların karşılanmasını temin edecek olan bir sigorta mukavelenamesi imza etmiş olmasiyle haksız fiil arasındaki münasebet sadece fiilin vukuu ile şirket için bir tediye vecibesinin ortaya çıkmış olmasından ibarettir.

Ticaret Kanununun 965. maddesiyle konulmuş bulunan esasa göre sigortacı poliçede yazılı olup da sigortalısına ödediği sigorta bedeli nisbetinde sigortalının yerine geçer. Bu birkanuni halefiyettir. Binaenaleyh sigortacının haksız fiil failinin karşısına çıkması mutazarrır olan şahsa ödemiş olduğu miktar nispetinde dava külfetinden kurtarmış olduğu içinder. Hatta zararının tamamını sigortadan temin edememiş olan mutazarrırın şirketten aldığı bedelden fazlası için haksız fiil faili aleyhine dava ikame etmiş olması dahi mümkündür. Bu takdirde ayni menbadan çıkan bir tek borcun bir kısmı hukuk mahkemesinde talep edilmiş olacaktır.

İmdi, sigortacının, sigortacılık mutlak bir ticari muameledir diye kanuni halefiyetine istinaden açacağı rücu davası için ticaret mahkemesinde dava ikame etmesi icap eder, denecek olursa, menşei, mahiyeti ve illeti ayni olan ve haksız fiil faili için tecezzisi mümkün bulunmıyan bir borç için iki ayrı kaza merciinde birden dava açılabileceği kabul edilmiş olur. bu ise, kanuna ve hukuka uygun düşmez.

KARAR : Bu itibarla, sigortacının, sigorta poliçesinden münbais olmayıp kanundan aldığı bir salahiyete istinaden ve haksız fiil sebebiyle alacaklı yerine kaim olarak hareket ettiği davada hukuk mahkemesine başvurması lazım geleceğine reylerin üçte ikisini geçen çoğunluğiyle 22/3/944 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Kararın esasa taallûk eden iki noktasına muhalifim.

Aza

O. Nuri Köni
Üye Notu : İçtihadın özeti tarafımızdan yazılmış olup, karar metni Kazancı Yayınlarından alınmıştır..
İlgili Mevzuat Hükmü : Türk Ticaret Kanunu MADDE 4 :IV - TİCARİ DAVALAR VE DELİLLERİ:

       1. UMUMİ OLARAK:

       21 inci maddenin birinci fıkrası gereğince her iki taraf için ticari sayılan hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın:
1. Bu kanunda;

       2. Medeni Kanunun, rehin mukabilinde ikraz ile meşgul olanlar hakkındaki 876 ila 883 üncü maddelerinde;

       3. Borçlar Kanununun, bir işletmenin satılması veya diğeriyle birleştirilmesi hakkındaki 179 ve 180, rekabet memnuiyetine dair 348 ve 352, neşir mukavelesi hakkındaki 372 ila 385, itibar mektubu ve itibar emri hakkındaki 399 ila 403, komisyona dair 416 ila 429, ticari mümessiller ve diğer ticari vekiller hakkındaki 449 ila 456, havale hakkındaki 457 ila 462, vedia hakkındaki 463 ila 482 nci maddelerinde;

       4. Alameti farika, ihtira beratı ve telif hakkına mütaallik mevzuatta;

       5. Bu kanunun 135 inci maddesinde yazılı ticarete mahsus yerler hakkındaki hususi hükümlerde;

       6. Bankalar ve ödünç para verme işleri kanunlarında; tanzim olunan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Şu kadar ki; her hangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyen havale, vedia ve telif hakkından doğan davalar bundan müstesnadır.

       Ticari davalarda dahi deliller ve bunların ikamesi Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine tabidir.

       (Ek fıkra: 20/04/2004-5136 S.K. 1.mad) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca, bu Kanunun Dördüncü Kitabında yer alan deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara bakmak ve asliye derecesinde olmak üzere Denizcilik İhtisas Mahkemeleri kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Mehmet Saim DİKİCİ
Hukukçu
Şerh Son Güncelleme: 18-10-2009

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02762008 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.