Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Nafaka artırım davasında vekalet ücreti

Yanıt
Old 05-12-2012, 08:38   #1
Meral83

 
Varsayılan Nafaka artırım davasında vekalet ücreti

Sayın Meslektaşlarım;

Bir nafaka artış davasında davacı vekiliyim. Davamızda nihai karar verildi nafaka 180TL'den 210TL'ye arttırıldı, fakat davacı vekiline 400TL vekalet ücretine hükmedildi.

Yalnız AAÜT Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret
MADDE 9 – (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, vekalet ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz." demektedir, ona göre davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmez mi? Ben mahkeme hakimine bu konuyu sordum, kendisi bana ön inceleme duruşmasında nihai kararını verdiği için 400TL'ye hükmedildiğini söyledi, eğer daha fazla celse olsaymış o zaman tam vekalet ücretine hak kazanırmışım, ben pek anlamadım ama bu işi ? Bu konuda bilgisi olan Meslektaşlarımın cevaplarını bekliyorum. Saygılar...
Old 05-12-2012, 13:07   #2
sirya

 
Varsayılan

Ön inceleme duruşması HMK madde 137 ve devamında düzenlenmiş:

"DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Ön İnceleme
Ön incelemenin kapsamı
MADDE 137- (1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir.
(2) Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez.

Dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar
MADDE 138- (1) Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir.

Ön inceleme duruşmasına davet
MADDE 139- (1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir.

Ön inceleme duruşması
MADDE 140- (1) Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.
(2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder.
(3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.
(4) Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir.
(5) Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir.

İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi
MADDE 141- (1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.
(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.

Süreler hakkında karar
MADDE 142- (1) Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar."


Ben bu düzenlemelerden; ön inceleme duruşmasında esasa ilişkin hüküm verilemeyeceğini anlıyorum.
Eğer hakim dosyanın karar verilebilecek kadar teşmil ettiğine kanaat getirmişse ön inceleme duruşması yapmamalı doğrudan tahkikat duruşması yapmalıdır.
Sizin olayınızda hakim bence hatalı karar vermiş. Hem ön inceleme duruşmasında hüküm verdiği için(zira delillerin toplanması gerekirdi...acaba hepsi toplanmış olabilir mi??...ki öyle bile olsa tahkikat duruşması yapmalı..), hem de AAÜT'nin altında vekalet ücretine hükmettiği için.
Ancak temyiz etseniz dahi miktar temyiz sınırının altında.
Maalesef size bir öneri getiremiyorum
Ben de daha tecrübeli meslektaşlardan yanıt bekliyorum..
Old 05-12-2012, 14:03   #3
sirya

 
Varsayılan

İKİNCİ BÖLÜM
Hükmün Tashihi ve Tavzihi
Hükmün tashihi
MADDE 304- (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.
(2) Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir.


Bence, yukarıdaki hükme göre mahkemeye -gecikmeksizin- bir dilekçe vererek, hükmün avukatlık ücretine ilişkin kısmının AAÜT ne uygun olarak düzeltilmesini talep edebilirsiniz.
Old 05-12-2012, 18:13   #4
Meral83

 
Varsayılan

Teşekkürler,

O zaman ön inceleme duruşmasında davanın kabulüne karar verildiği için vekalet ücretinin yarısına yani 600TL'ye mi hükmedilmesi gerekirdi (
Old 06-12-2012, 10:22   #5
sirya

 
Varsayılan

"AAÜT 2012

Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret

MADDE 6 – (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulh nedenleriyle; delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce giderilirse, Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, karar gereğinin yerine getirilmesinden sonra giderilirse tamamına hükmolunur."


Hal böyle ise evet.
Old 06-12-2012, 11:10   #6
bilal_gedikci

 
Varsayılan

Ben de hakimin bu kararına bir yasl dayanak bulamadım.
Ancak hükmün tashihi yoluyla da bu yanlışlığın giderilebileceği kanaatinde değilim. Eğer zaman kaybını göze alabiliyorsanız kararı temyiz etmenizi öneriririm.
Ayrıca AAÜT'nin 6. md.sinde belirtilen kabul davalı tarafın davayı kabul etmesi ile davanın sonuçlanması durumudur. Hakimin davanın kabulü yönünde karar vermesi anlamına gelmez.
Saygılar.
Old 06-12-2012, 11:44   #7
sirya

 
Varsayılan

"Ayrıca AAÜT'nin 6. md.sinde belirtilen kabul davalı tarafın davayı kabul etmesi ile davanın sonuçlanması durumudur. Hakimin davanın kabulü yönünde karar vermesi anlamına gelmez. "

Kesinlikle katılıyorum.

Ancak karar miktar yönünden temyiz sınırının altında kalmıyor mu? Nafakalar için istisnası mı var??
Old 06-12-2012, 12:30   #8
Meral83

 
Varsayılan

Cevaplarınız için çok Teşekkürler,

Nafaka artış davalarında yıllık mevcut nafaka miktarının temyiz sınırının üzerinde olması halinde mahkemeler zaten temyiz yolu açık olarak karar veriyor. Bu davamızda da temyiz yolu açık karar verildi, ben bugün tashih dilekçemi verdim, kabul edileceğini düşünmüyorum, süresinde vekalet ücreti yönünden temyiz edeceğim, bu arada artış miktarı da düşük geldi biz 180TL artış istedik, mahkeme 30TL artış yaptı. Artık öyle yapacağım ne yapalım süreç uzun ve sabır gerektiriyor, bizim meslek böyle, kolay kazanç nerede görülmüş zaten


T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2005/3-169
Karar: 2005/235
Karar Tarihi: 06.04.2005

ÖZET : Somut olayda, davacı daha önce hükmedilen aylık 100.000.000 TL. nafakanın aylık 400.000.000 TL.ye çıkarılmasını istemiş, mahkeme aylık 300.000.000 TL. nafakaya hükmetmiş, kararı davalı temyiz etmiş olup, hükmedilen ve temyize konu olan nafakanın yıllık tutarı 1.200.000.000 TL. ( 1.200 YTL )olması karşısında 20.10.2004 tarihli direnme kararının temyizi olanaklı bir karar olduğu sonucuna varılarak, işin esasının incelenmesine geçilmesine oyçokluğu ile karar verildi. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

(1086 S. K. m. 427)

Dava: Taraflar arasındaki "iştirak nafakası" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Ankara Dördüncü Aile Mahkemesi )nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.11.2003 gün ve 2003/744-603 sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinin 29.3.2004 gün ve 2004/2461-2901 sayılı ilamı ile;

(...Davada, anlaşmalı boşanma ile hükmedilen aylık 100.000.000 lira iştirak nafakasının 400.000.000 liraya yükseltilmesi istenilmiş; mahkemece istemin kısmen kabulü ile aylık 300.000.000 lira iştirak nafakasına karar verilmiştir.

Ancak, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine ve özellikle küçüğün yaş, eğitim düzeyi ile davalının gelirindeki artışa göre yaklaşık bir yıl önce hükmedilen nafakada, yapılan iyileştirme miktarı fazla olup, TMK'nın 4. maddesinde vurgulanan "hakkaniyet" ilkesine uygun bulunmamıştır.

Ayrıca, davacı kendisini vekille temsil ettirmediği halde lehine ücreti vekalete hükmedilmesi de usul ve yasaya aykırı görülmüştür... )

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, katılım ( iştirak )nafakası istemine ilişkindir.

A- DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı, davalı ile 14.5.2002 tarihinde boşandıklarını müşterek çocukları Ebru'nun velayetinin kendisine verildiğini, öğretmen olduğunu, boşanma ilamı ile birlikte Ebru için aylık 100.000.000 TL. katılım ( iştirak )nafakasına 23.03.2002 tarihi itibarı ile hükmedildiğini, ancak çocuğun okula başladığını, astım hastası olduğunu, hükmedilen nafakanın ve kendisinin gelirinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini ileri sürerek, aylık nafakanın 400.000.000 TL.ye çıkarılmasını istemiştir.

B- DAVALININ CEVABININ ÖZETİ: Davalı mühendis olduğunu, aylık 1.250.577.099 TL. net maaş aldığını, oturduğu ev için aylık 190.000.000 TL kira ödediğini ileri sürerek, daha önce Ebru için hükmedilen 100.000.000 TL katılım ( iştirak )nafakasının yeterli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C- YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Yerel mahkemece, davalının davacıdan boşandıktan sonra başka birisi ile resmen evlenmediği, küçük Ebru'nun ilkokul 1. sınıf öğrencisi olduğu, günümüz koşulları ve ortak çocuğun paraya olan gereksinimi göz önüne alındığında aylık 300.000.000 TL. nafakanın yeterli olacağı sonucuna varılarak, daha önce hükmedilen aylık 100.000.000 TL. katılım nafakasının 300.000.000 TL.ye çıkarılarak bu şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D- TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME: Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; "Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine ve özellikle küçüğün yaş, eğitim düzeyi ile davalının gelirindeki artışa göre, yaklaşık bir yıl önce hükmedilen nafakada yapılan iyileştirme miktarı fazla olup, TMK'nın 4. maddesinde vurgulanan "hakkaniyet" ilkesine uygun bulunmadığı" gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuş, Yerel Mahkeme; "çocuğun eğitimi, bakımı ve korunması ile ilgili gelişen ihtiyaçları göz önüne alındığında hükmedilen nafakanın yeterli olacağı" görüşüyle ilk hükümde direnmiştir.

E- UYUŞMAZLIK: Tarafların ortak çocukları Ebru için hükmedilen iştirak nafakasının Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde yer alan "hakkaniyet" kuralına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

F- GEREKÇE: a- Temyiz edilebilirliğe ilişkin ön sorunun incelenip değerlendirilmesi; dosyada daha önce hükmedilen 100.000.000 TL. katılım nafakasının 400.000.000 TL.ye çıkarılması istenmiş, mahkemece aylık 300.000.000 TL.ye hükmedilmiş olması ve kararı davalının temyiz etmesi karşısında, dosyanın kesinlik ( temyiz edilebilirlik )sınırı altında kalıp kalmadığı, buradan giderek nafaka davalarında temyiz edilebilirlik ( kesinlik )sınırı belirlenirken aylık nafaka miktarının mı, yoksa yıllık nafaka miktarının mı esas alınması gerektiği hususunun ön sorun olarak incelenmesi gerekli görülmüştür.

Kural olarak, mahkemelerden verilen son ( nihai )kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Bununla birlikte kanun koyucu belirli düşüncelerle miktar ve değeri belirli bir miktarın altında kalan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin son kararların kesin olduğunu, dolayısıyla temyizinin olanaklı bulunmadığını hükme bağlamıştır ( HUMK'nın m. 427 ).

Bir kararın temyizinin olanaklı olup olmadığı, diğer bir söyleyişle, kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava konusu ( müddeabih )menkul ya da alacağın değeri esas alınır. Faiz, icra ( inkar )tazminatı ve giderler hesaba katılmaz ( YHGK. 13.1.1988 gün, 1988/13-586 E. ve 25 K. sy. ilamı ).

Bilindiği gibi, 14.7.2004 tarih ve 5219 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" 21.7.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış olup, bu tarih itibarı ile temyiz edilebilirlik ( kesinlik )sınırı 1.000.000.000 TL. ( 1.000 YTL. )olarak belirlenmiştir.

Öte yandan, 5219 sayılı Kanun'un Genel Gerekçesinde yer alan "...Kararların kesinlik sınırının çok düşük olması, davaların gereksiz yere uzamasına ve Yargıtay'ın iş yükünün artmasına neden olmaktadır" şeklindeki ifade de, Kanun koyucunun, günümüz ekonomik koşullarını ve paranın satın alma gücünü gözeterek miktar ve değeri belirli bir sınırın altında kalan uyuşmazlıklar hakkında yerel mahkemelerce verilen hükümleri Yargıtay denetimi dışında tutmayı amaçladığını göstermektedir.

Bu aşamada nafaka davalarında temyiz edilebilirlik ( kesinlik )sınırının saptanmasında aylık nafaka miktarının mı; yoksa yıllık nafaka miktarının mı esas alınması gerektiği sorunu gündeme gelmiş, bu yönün Hukuk Usulü Muhakemesi Kanunu ve diğer paralel düzenlemelerin genel yapısı, ruhu ve öngördüğü yargılama ilkeleri çerçevesinde, 5219 sayılı Kanun ve gerekçesi de dikkate alınarak, yargısal içtihatlarla açıklığa kavuşturulması gerektiği düşüncesi, Hukuk Genel Kurulu'ndaki ön sorunla ilgili görüşmeler sırasında benimsenmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nda ön sorun bakımından yapılan görüşmeler sırasında azınlıkta kalan bir kısım üyeler, kesinlik, ( temyiz edilebilirlik )sınırının belirlenmesinde aylık nafakanın esas alınması gerektiği konusunda Yargıtay Daireleri arasında bir uygulama birliği olduğu bundan ayrılmayı gerektirecek makul bir nedenin bulunmadığı yönünde görüş bildirmişlerdir.

Buna karşılık, çoğunlukça bu görüş benimsenmeyerek şu sonuca varılmıştır;

Temyiz edilebilirlik ( kesinlik )sınırı belirlenirken hüküm altına alınan nafakanın aylık veya yıllık tutarının dikkate alınması gerektiği yönünde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Sorunun çözümünde nafaka davalarında davanın değerinin ( müddeabihin )ne olduğunun saptanması önem arz eder. Bir davada müddeabihin bir tek değeri olur, bu tek değer mahkemenin görevli olup olmadığı, mahkemenin kararının temyiz edilip edilemeyeceği, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılıp yapılamayacağı, temyiz sonucunda verilecek Yargıtay kararına karşı karar düzeltme yoluna gidilip gidilemeyeceği, harç hesaplanması ve vekalet ücreti takdir edilirken ölçüt olarak alınır ( Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı 2001 Cilt 1 sayfa 179 ).

492 sayılı Harçlar Kanunu'nun, Harç Alma Ölçüleri kenar başlıklı 15. maddesine göre, "Yargı harçları ( 1 )sayılı tarifede yazılı işlemlerden "değer" ölçüsüne göre nispi esas üzerinden alınır" denmiş, 1 sayılı Tarife'nin Karar ve ilam Harcı kenar başlıklı III. bölümünün, Nispi Harç başlıklı 1. bendinin Nafaka davalarında alınacak harcın düzenlendiği ( d )fıkrasında; nafaka verilmesine dair hükümlerde bir senelik nafaka bedeli üzerinden harç alınacağı ifade edilmiştir.

1136 sayılı Avukatlık Kanununun 168. maddesine dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret kenar başlıklı 9. maddesinde; "Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden vekalet ücretinin hesaplanacağı" açıklanmıştır.

Nafaka ve nafakanın arttırılması davaları kanundan doğan bir alacağın tespiti ve tahsili davası niteliğindedir.

Yukarıda açıklandığı üzere nafaka davalarında gerek Harçlar Kanunundan, gerekse Avukatlık Kanunu ve buna dayalı olarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dava değerinin ( müddeabihin )yıllık nafaka miktarı olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Mahkeme harcı ve vekalet ücret hesaplanırken ayrı bir dava değeri, temyiz edilebilirlik sınırı belirlenirken ayrı bir dava değeri belirlenmesinin yasal bir dayanağı bulunmadığına göre; temyiz edilebilirlik ( kesinlik )sınırı yönünden de, nafakanın yıllık tutarını esas almak gerekecektir.

Sonuç olarak, yukarıda açıklanan nedenlerle nafaka davaları yönünden temyiz edilebilirlik ( kesinlik )sınırının belirlenmesinde yıllık nafaka tutarının esas alınması gerektiği benimsenmiştir.

Somut olayda, davacı daha önce hükmedilen aylık 100.000.000 TL. nafakanın aylık 400.000.000 TL.ye çıkarılmasını istemiş, mahkeme aylık 300.000.000 TL. nafakaya hükmetmiş, kararı davalı temyiz etmiş olup, hükmedilen ve temyize konu olan nafakanın yıllık tutarı 1.200.000.000 TL. ( 1.200 YTL )olması karşısında 20.10.2004 tarihli direnme kararının temyizi olanaklı bir karar olduğu sonucuna varılarak, işin esasının incelenmesine geçilmesine oyçokluğu ile karar verildi.

b- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nın 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 6.4.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programları
Old 06-12-2012, 12:46   #9
bilal_gedikci

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan sirya
Ancak karar miktar yönünden temyiz sınırının altında kalmıyor mu? Nafakalar için istisnası mı var??

Temyiz sınırı avukatlık ücretine göre belirlenmez. Bir yıllık nafaka miktarına bakılarak belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. 2012 Yılı Temyiz parasal sını 1690 TL'dir. Oysa sizin olayınızdaki bir yıllık nafaka miktarı temyiz sınırının üstündedir. Ancak davanız nafaka artırım davası olduğundan bu sınırın hükmedilen nafaka miktarının tamamına göre mi yoksa aradaki farka göremi belirleneceği konusunda fazla bir bilgim yok.
İyi çalışmalar.
Old 06-12-2012, 12:55   #10
bilal_gedikci

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Meral83
Somut olayda, davacı daha önce hükmedilen aylık 100.000.000 TL. nafakanın aylık 400.000.000 TL.ye çıkarılmasını istemiş, mahkeme aylık 300.000.000 TL. nafakaya hükmetmiş, kararı davalı temyiz etmiş olup, hükmedilen ve temyize konu olan nafakanın yıllık tutarı 1.200.000.000 TL. ( 1.200 YTL )olması karşısında 20.10.2004 tarihli direnme kararının temyizi olanaklı bir karar olduğu sonucuna varılarak, işin esasının incelenmesine geçilmesine oyçokluğu ile karar verildi.

Sayın meral83, kararı ben de inceledim ama bu kısmını anlayamadın.
Old 06-12-2012, 17:32   #11
Meral83

 
Varsayılan

Sayın Bilal gedikci;

Ben okudum sanırım anladım Mevcut nafakanın bir yıllık mikarına göre belirleniyormuş şeklinde anladım, yani o olayda 100TL olan mevcut nafaka artırılmak isteniyor, bir yıllık nafaka bedeli 1200TL o olay tarihine göre de temyiz sınırının üzerinde...
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Nafaka Davasında Karşı Vekalet Ücreti Kimden Tahsil Edilir? Konuk hemsire Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) 1 31-10-2012 11:53
Nafaka arttırımı davasında vekalet ücreti kesinleşmeden icraya konulur mu ? av aysen Meslektaşların Soruları 4 09-04-2012 22:46
nafaka artırım davasında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulabilir mi? kapbana Meslektaşların Soruları 2 23-11-2009 15:10


THS Sunucusu bu sayfayı 0,05157304 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.