Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Bayilik sözleşmesinde müspet zarar nasıl hesaplanır ve müspet zarara neler girer?

Yanıt
Old 26-12-2008, 11:41   #1
serdarserdar

 
Varsayılan Bayilik sözleşmesinde müspet zarar nasıl hesaplanır ve müspet zarara neler girer?

İyi günler, bir bayilik sözleşmesi, bizim müvekkil bayilik veren, karşı taraf ise bir bayi, arada 2000-2011 tarihleri arasında geçerli bir sözleşme var, bayinin her ay alması gerekli miktar sözleşme sonuna kadar belirlenmiş.Bayi aylık alması gerekli malları almıyor.Bayiyi temerrüde düşürüyoruz.

1-Sözleşmenin başlangıcı (2000) + Dava tarihi (2008) tarihleri arası:
Bu tarihler arasındaki bayinin almadığı malların karının müspet zarar olarak alınabileceğini düşünüyoruz.
2-Dava tarihi (2008) – Sözleşmenin sonu (2011) tarihleri arası:
Dava tarihinde ifadan vazgeçerek bayinin 2011 yılına kadar (geleceğe yönelik) bizden alması gerekli tüm malların kar oranı istenebilir mi?
Müvekkil ifadan vazgeçip müspet zararı talep ettiği için başka bir şahsa da bayilik verebilir.Bu durumda dava tarihinden sonra hem başkasına bayilik verecek, hem de önceki bayiden mal satmış gibi karını alacak.Bu durum pek mantıklı görünmüyor.

Belki şöyle düşünülebilir, müvekkilin başka bir bayi bulabilmesi için makul bir süre aylık kar oranının tamamı istenebilir, makul süreden sonra farazi hesap yapılır veya yeni bayi ile sözleşme yapılmışsa, bu sözleşmedeki aleyhe olan durumlar müspet zarar olarak eski bayiden talep edilebilir.Biz de bayilik sözleşmesinde geleceğe yönelik nasıl müspet zarar istenebileceğini tam netleştiremedik.
Yargıtay kararı ekleyebilirseniz memnun oluruz.
Old 22-03-2010, 23:37   #2
av.özgekaya

 
Varsayılan

Soru çok güzel ama cevap veren kimse olmamış. Acaba soruyu soran arkadaşımız sorusuna bir cevap bulduysa bizimle paylaşabilir mi ?
Old 26-03-2010, 17:19   #3
serdarserdar

 
Varsayılan Geleceği ilişkin farazi müspet zarar hesabı

İyi günler Sayın Özge Kaya, Sorunuzu şimdi gördüğüm için biraz geç cevap veriyorum.

1-Sözleşme tarihinden dava tarihine kadar geçen sürede herşey belirlenebilir olduğu için müspet zarar hesabı net olarak yapılabiliyor.

2-Dava tarihinden (2008) sözleşme sonuna (2011) kadar geçecek sürede ise;
a) Dava karara çıkmadan davacı yeni bir bayi ile sözleşme yapmışsa bu sözleşmedeki davacı aleyhine olan durumlar müspet zarar olarak istenebilir.
b) Böyle bir somut durum yoksa farazi hesap yapılarak davacının aynı şartlarda başka bir bayi bulabilmesi için makul bir süre aylık kar oranı istenebilir.

Bu hesap yönteminin sebebi ise “davacının zararın artmasını önlemesi zorunluluğu (BK.44) ve tasarruf ettiği hakların zarardan düşülmesi (Bk.325) hükümleridir.İstikrar bulmuş Yargıtay kararlarına göre “davacı nasıl olsa sözleşmem var ve 2011 yılına kadar başka bayi araştırmasam ve çalışmasam dahi net karımı davalıdan çıkartırım” diyemez.

Bu konu ile ilgili Yargıtay kararlarını aşağıda ekliyorum.Yargıtay kararlarında konu net olarak kanun maddeleriyle birlikte açıklanmış zaten.Umarım faydalı olmuştur.İyi çalışmalar






T.C.
YARGITAY
13.Hukuk Dairesi

Esas:2002/13127
Karar:2003/2488
Karar Tarihi:10.03.2003

ÖZET : Davacının, dükkanın yıkıldığı tarihten itibaren kendisine yeniden aynı nitelikte dükkan bulabilme gayreti içine girmesi ve böylece BK.nun 98 maddesi delaletiyle, aynı kanunun 44. maddesi uyarınca zararın artmasını önlemesi gerekir. Şu halde davacının kar mahrumiyetini hesaplarken, davacının aynı şartlarla yeni bir dükkanı ne kadar sürede bulabileceği konusunda, uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve bu süre ile sınırlı olarak kar mahrumiyetine hükmedilmelidir.
Davacı yeni kiraladığı dükkanın kira bedelini ispatlayamamıştır. Dava konusu dükkanın aylık kirasının 5.000.000 lira olduğu taraflar arasında ihtilafsızdır. Davacının uğradığı müspet zarardan kar mahrumiyetine uğradığı sürede dava konusu dükkan için ödemesi gereken kira bedeli düşülerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

(818 S. K. m. 44, 98)

Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

Karar: Davacı, davalılardan Kartal Belediye Başkanlığından dükkan kiraladığını, bu dükkanın mülkiyetinin diğer davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait olduğunu, her iki davalının sebepsiz olarak dükkanın tahliyesini istediğini ve sonunda dükkanı yıktıklarını öne sürerek yıkım nedeniyle dükkandaki malzemelerde meydana gelen hasar ile yeni dükkan kiralamak için uğradığı zarar ve kar mahrumiyeti toplamı olan 17.527.000.000 lira maddi tazminat ile 7.000.000.000 lira manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, her iki davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı 6.9.1993 başlangıç tarihli kira sözleşmesiyle dava konusu dükkanı, davalı Kartal Belediyesinden kiralamıştır. Davalılar tarafından davacının mecuru boşaltması istenmiş ve 20.11.2000 tarihinde dükkan her iki davalı tarafından yıkılmıştır. Davacı dükkanın yıkılması nedeniyle uğradığı zararı bu dava ile istemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda kira sözleşmesinin bitimine dokuz ay kala dükkanın yıkıldığı nazara alınarak, davacının dokuz aylık kar mahrumiyetinin 900.000.000 lira olacağı belirtilmiştir.

Davacının, dükkanın yıkıldığı tarihten itibaren kendisine yeniden aynı nitelikte dükkan bulabilme gayreti içine girmesi ve böylece BK.nun 98 maddesi delaletiyle, aynı kanunun 44. maddesi uyarınca zararın artmasını önlemesi gerekir. Şu halde davacının kar mahrumiyetini hesaplarken, davacının aynı şartlarla yeni bir dükkanı ne kadar sürede bulabileceği konusunda, uzman bilirkişiden rapor alınmalı ve bu süre ile sınırlı olarak kar mahrumiyetine hükmedilmelidir.

3-Davacı yeni kiraladığı dükkanın kira bedelini ispatlayamamıştır. Dava konusu dükkanın aylık kirasının 5.000.000 lira olduğu taraflar arasında ihtilafsızdır. Davacının uğradığı müspet zarardan kar mahrumiyetine uğradığı sürede dava konusu dükkan için ödemesi gereken kira bedeli düşülerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemece, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Sonuç: Birinci bentte açıklanan nedenlerle, davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 10.3.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.



T.C.
YARGITAY
14.Hukuk Dairesi

Esas:2006/78
Karar:2006/3066
Karar Tarihi:17.03.2006

ÖZET: Dava, kiralanandan haksız tahliye sebebiyle uğranılan zararın giderilmesi istemi ile açılmıştır. Davacı kiracının talepte haklı olduğu kar kaybı zararı kiralanan işletmenin net karı olmalıdır. Zararı ispat etmek bunu iddia eden tarafa düşer. Ortada bir zarar varsa ve fakat bunun gerçek miktarı ispat edilemiyorsa hakimin duruma müdahale etmesi halin mutad cereyanına ve zarar gören tarafın aldığı tedbirlere nazaran zararı adalete uygun tayin etmesi gerekir.

(2886 S. K. m. 75) (818 S. K. m. 42, 325)

Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 6.1.2000 tarihinde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen 8.7.2004 tarihli hükmün Yargıtay'ca tetkiki davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Karar: Dava, kiralanandan haksız tahliye sebebiyle uğranılan zararın giderilmesi istemi ile açılmıştır.

Mahkemece istek kısmen hüküm altına alınmış, kararı davalı temyiz etmiştir.

Gerçekten hükmüne uyulan Yargıtay ilamında vurgulandığı üzere; 2886 s. Devlet İhale Yasasının 75. maddesi uyarınca mülki amirin işgal edilen taşınmazlardan tahliye yetkisi devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlar içindir. Bu hükümden belediyelerin yararlanma olanağı bulunmadığından tahliye konusunda bir mahkeme kararı olmadan davalının mecurdan çıkarılması haksız tahliye olup, davacı tazminat talebinde bulunabilir.

Eldeki davada bütün sorun, müsbet zarar kapsamındaki kar kaybı zararı bulunurken izlenmesi gereken yolun ne olacağı noktasında toplanmaktadır. Belirtilmelidir ki, kar kaybı, kardan yoksun kalma karşılığı meydana gelen zarardır. Burada davalı kiralayanın kusuru ile davacının mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmaya engel olunmuştur. Mal varlığındaki çoğalmanın gelecekteki durumu somut delillerle kanıtlanamayacağından kar kaybı zararı ancak varsayımlara dayalı olarak yapılabilir. Somut olayda da hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda davacıya ilişkin işletme hasılatı (aktifi) bulunmuş, ancak bulunan işletme hasılatından Borçlar Kanununun 325. madde hükmü kıyasen uygulanarak davacının çalışmadığı dönemdeki yapması gerektiği durumda yapmayarak tasarruf ettiği (işçilik, elektrik, su personel giderleri vs.) ve boş kaldığı süre içinde başka işten sağlayarak veya sağlamaktan kasten kaçındığı değerlerin ne olabileceği hesaplanıp düşülmemiştir. Mahkemenin hukuki olan bu konuda bilirkişi raporuna bağlı kalması doğru değildir. Çünkü davacı kiracının talepte haklı olduğu kar kaybı zararı kiralanan işletmenin net karı olmalıdır. Sair yandan Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca zararı isbat etmek bunu iddia eden tarafa düşer Ortada bir zarar varsa ve fakat bunun gerçek miktarı isbat edilemiyorsa hakimin duruma müdahale etmesi halin mutad cereyanına ve zarar gören tarafın aldığı tedbirlere nazaran zararı adalete uygun tayin etmesi gerekir. Mahkemenin anılan kanun hükmünden yararlanarak zararın adalete uygun saptanıp saptanmadığını denetlememesi de doğru olmamıştır. Bu halde mahkemece yapılması gereken iş bilirkişiden ek rapor alınarak yukarda söylendiği üzere davacı zararını kesinti yöntemi ile hesaplatmak, raporda anlatılanlara bakılarak olaya Borçlar Yasası 42. madde hükmünün uygulanıp uygulanmayacağını düşünmek, hasıl olacak sonuca ve adalete uygun bir hükme varmak olmalıdır. Kararın açıklanan sebeplerle bozulması gerekmiştir.

Sonuç. Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan nedenlerle, BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istem halinde yatırana iadesine, 17.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)



T.C.
YARGITAY
15.Hukuk Dairesi

Esas:2006/4955
Karar:2007/2372
Karar Tarihi:11.04.2007

ÖZET: Bilirkişilerden ek rapor alınarak, iş bedelinden davacı yüklenicinin sağlayacağı kar hesaplandıktan sonra, işin yaptırılmaması nedeniyle davacı yüklenicinin sağladığı tasarruf ile bu süre içerisinde başka bir iş bulup çalışmışsa elde ettiği veya başka bir iş bulmaktan kasten kaçınmışsa elde edebileceği kar düşülmek suretiyle davacı yüklenici şirketin kar kaybının hesaplattırılması gerekir. Davacının nakliye gideri ve KDV'ye ilişkin isteminin ise reddedilmesi gerekir.

(818 S. K. m. 325, 356)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Taraflar arasındaki 26.11.1999 tarihli eser sözleşmesine göre işin bedeli 96.420,25 USD + KDV'dir. Davalı iş sahibi iş bedeline mahsuben davacı yükleniciye 30.000 USD ödemede bulunmuştur. Davalı iş sahibinin kusurlu olarak sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle eser davalıya teslim edilememiştir. Bu durumda davacı yüklenici müsbet zarar kapsamında olan kar kaybını istemekte haklıdır. Bunun dışındaki mahkemece karar altına alınan nakliye gideri ile KDV taraflar arasındaki sözleşme içeriği ve bu sözleşmenin davalı tarafından feshedilmesi sonucu eserin davalıya teslim edilememesi nedeniyle ayrıca istenemez.

Eser sözleşmesine dayanan ilişkilerde kar kaybının Borçlar Kanunu'nun 356/1. maddesinin yollamasıyla aynı Kanunun 325. maddesi dikkate alınarak kesinti yöntemi ile belirlenmesi gerekir. Bilirkişiler tarafından bu şekilde bir kar kaybı hesabı da yapılmamıştır. Mahkemece nakliye ve KDV'ye ilişkin istemlerin ve kesinti yöntemine uygun şekilde belirlenmeyen kar kaybının kabulü ile yazılı şekilde karar oluşturulması doğru olmamıştır.

Davacının BK.nun 98 maddesi delaletiyle, aynı kanunun 44. maddesi uyarınca zararın artmasını önlemesi gerekir.Yapılacak iş, bilirkişilerden ek rapor alınarak, Borçlar Kanunu'nun 356/I. maddesindeki yollama ile aynı Kanunun 325. maddesi uyarınca kesinti yöntemi ile yani iş bedelinden davacı yüklenicinin sağlayacağı kar hesaplandıktan sonra, işin yaptırılmaması nedeniyle davacı yüklenicinin sağladığı tasarruf ile bu süre içerisinde başka bir iş bulup çalışmışsa elde ettiği veya başka bir iş bulmaktan kasten kaçınmışsa elde edebileceği kar düşülmek suretiyle davacı yüklenici şirketin kar kaybının hesaplattırılmasından, sonucuna göre değerlendirme yapılıp karar verilmesinden, davacının nakliye gideri ve KDV'ye ilişkin isteminin ise reddedilmesinden ibarettir.

Kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 11.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)



T.C.
YARGITAY
15.Hukuk Dairesi

Esas:2005/2361
Karar:2006/224
Karar Tarihi:24.01.2006

ÖZET : Söz konusu dava anılan tarihteki televizyon programı yapım sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Bu durumda iş sahibinin diğer fesih nedenleri yerinde değil ise de mahkemece Ali Sürmeli' nin tanık olarak dinlenmesi, başrol oyunculuğundan vazgeçtiğine dair elinde yazılı bir belgesi varsa HUMK.nun ilgili maddesi uyarınca kendisinden ibrazının istenmesi ve bu şekilde delillerin ikmalinden sonra fesihte hangi tarafın kusurlu olduğunun belirlenmesi gerekir.

(1086 S. K. m. 334) (818 S. K. m. 325)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı-k.davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı-k.davalı vekili avukat Leyla Doğan ile davalı-k.davacı vekili avukat Çiğdem Çokgezer geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Taraflar arasındaki uyuşmazlık 17.10.2003 tarihli televizyon programı yapım sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Akdin davalı tarafından 2.7.2002 tarihinde feshedilmesi üzerine asıl ve birleşen davalarda akdin haksız feshi nedeniyle uğranılan kar kaybı ve cezai şartın tahsili istenmiş, mahkemece asıl davaların kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen karar, davalı Mepaş Medya Paz. A.Ş. tarafından temyiz edilmiştir.

17.5.2002 tarihli sözleşmede, yapımı üstlenilen dizinin başrolünü Ali Sürmeli'nin oynayacağı kabul edilmiştir. Fesih Ali Sürmeli'nin başrol oyunculuğundan vazgeçmesi ve oyunun istenilen nitelikte olmaması nedenine dayandırılmıştır. Ne var ki davalı Mepaş A.Ş. Ali Sürmeli'nin oynamaktan vazgeçtiğine dair yazılı bir belge ibraz etmemiştir. Birinci bölümün çekimi ise sözleşmede kararlaştırılan vadede tamamlanmıştır. Ancak feshe dayanak alınan Ali Sürmeli davalının delil listesinde tanık olarak gösterildiği halde dinlenmemiştir. Bu durumda iş sahibinin diğer fesih nedenleri yerinde değil ise de mahkemece Ali Sürmeli'nin tanık olarak dinlenmesi, başrol oyunculuğundan vazgeçtiğine dair elinde yazılı bir belgesi varsa HUMK.nun 334. maddesi uyarınca kendisinden ibrazının istenmesi ve bu şekilde delillerin ikmalinden sonra fesihte hangi tarafın kusurlu olduğunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile feshin haksız kabul edilmesi doğru olmamıştır. Öte yandan davacı yüklenicinin fesih nedeniyle uğradığı kar kaybının hesabında, BK.nun 325. maddesinde yazılı bulunan "fesih nedeniyle yüklenicinin kalan işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği, yahut diğer bir işle kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği" meblağın belirlenip mahrum kalınan kardan mahsup edilmemiş olması da kabul şekli itibariyle yerinde olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davalı ve karşı davacı Mepaş Medya Pazarlama A.Ş. lehine BOZULMASINA, 450,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davacı-k.davalı yükleniciden alınarak vekille temsil olunan Mepaş Medya Pazarlama A.Ş.ye verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı-k.davacıya geri verilmesine, 24.1.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)



T.C.
YARGITAY
15.Hukuk Dairesi

Esas:1998/1559
Karar:1998/5274
Karar Tarihi:15.06.1998

ÖZET: Davacının işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut doğru bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin mahsubu yapılmalıdır. Mahkemece bu doğrultuda bilirkişilerden kar kaybının hesaplatılması için ek rapor alınmalı, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartta ifaya bağlı olduğundan bu miktarın dahi talep edilemeyeceği dikkate alınarak dava sonuçlandırılmalıdır.

(818 S. K. m. 44, 98, 325, 369)

Dava: Mahalli mahkemesinden verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar vekili tarafından istenmiş olmakla temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle Yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle sözleşmenin esaslı unsurları ve paylaşım oranı 4.3.1991 tarihli sözleşmede kararlaştırılmış olup esaslı unsurlarında tarafların iradelerinin birleşmiş olması nedeniyle akdin geçersizliğinden sözedilemeyeceğine ve davalı arsa sahiplerinin eski binada bulunan kiracıyı zamanında tahliye ettirmeden ve arsayı boş halde davalıya teslim etmeden akdi feshetmekte kusurlu olduklarının kabulünün gerekmesine göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davalılar akdi 8.9.1993 tarihinde çektikleri ihtarname ile feshetmişler ve davacı taraf ta bu davayı açmak suretiyle fesih konusundaki tara firadeleri birleşmiştir. Ne var ki davacı taraf fesih iradesi kendisine bildirildikten 15 ay kadar sonra davayı geç açarak zararın artmasına neden olmuş bulunmakla, olayda BK. nun 98. md. delaletiyle aynı Yasanın 44. maddesi doğrultusunda oluşan kâr kaybının 1993 yılı rayiçleri nazara alınarak hesaplanması uygun olmadığı gibi olayda BK. nunu 369 değil 325. maddesinin uygulanarak alacağın tespiti gerektiğinden, 325. maddesinde de belirtilen yönteme göre yani "davacının işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut doğru bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin mahsubu" yapılmalıdır. Mahkemece bu doğrultuda "bilirkişilerden" kâr kaybının hesaplatılması için ek rapor alınmalı, sözleşmede kararlaştırılan 150.000.000.-TL. cezai şartta ifaya bağlı olduğundan bu miktarın dahi talep edilemeyeceği dikkate alınarak dava sonuçlandırılmalıdır. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda 1. bendde yazılı nedenlerle sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince hükmün temyiz eden davalılar yararına (BOZULMASINA), 750.000 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, 15.6.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.


T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:1996/11-372
K:1996/485
T:12.06.1996

KAR YOKSUNLUĞU ZARARI
SÖZLEŞMENİN HAKSIZ FESHİ
ZARARI HAKİMİN BELİRLEMESİ

Sözleşmenin tek taraflı ve haklı nedene dayanmaksızın feshi halinde, hakim, mal varlığının artmasına engel olan kar yoksunluğu hesabını doğrudan araştırmak ve tespit etmek zorunda olduğundan, halin mutad cereyanı yanında, zarar görenin, zararın azaltılması ve çoğalmasının önlenmesi için aldığı ve alması gereken tedbirleri gözönünde bulunduracak, sözleşmenin niteliğine göre iş kurup kurmadığı, kurmuş ise işe başlama tarihi, resmi kürumlardan izin ve ruhsat almak gerekiyorsa bunlar için gerekli süreleri gözönüne alacak, keşif dahil bütün delilleri değerlendirerek, makul olan kar yoksunluğu süresini saptayacaktır.

743 s. MK m. 4
818 s. BK m. 42/2, 43, 44, 98/son

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye Altıncı Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 8.12.1994 gün ve 1993/903, 1994/905 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesinin 25.4.1995 gün ve 1995/2767-3802 sayılı ilamı ile (...Taraflar arasındaki 12.5.1 989 tarihli ve 5 yıl süreli sözleşmeyi davalı süre dolmadan 31.3.1993 tarihinde feshetmiştir. Davalı sözleşmeyi tek tarafı olarak ve sebep göstermeden feshettiğine göre, davacı geri kalan süre için oluşacak kar mahrumiyetini davalıdan isteyebilir. Kaldı ki davalı taraf, davacının aynı yerde bir başka petrol istasyonu açabileceği ve zararın daha az olacağı yolunda açık bir savunmada bulunmadığına göre, mahkemece bu hususta inceleme yaptırılarak kar mahrumiyetinde indirim yapılarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 0 halde, mahkemece, davacının sözleşmenin feshi tarihinden sözleşme süresinin sonuna kadar yoksun kaldığı karın 1.7.1994 günlü bilirkişi raporundaki hesaplandığı şekliyle kabulü gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz eden: Davacı vekili.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Bilindiği gibi, bazı zararlar malvarlığının net, (safi) miktarını azaltır, bazıları da bu varlığın artmasına engel olurlar. Bunlardan birinci tür zarara fiili zarar, ikincisine yoksun kalınan kar (Lucrum Cessans) adı verilir. Kar yoksunluğu zararlarında, mamelekin zarar verici olaydan önceki durumu ile sonraki durumu arasında bir değişiklik yoktur. Ancak zarar verici olay meydana gelmeseydi genelde mamelekte bir çoğalma oluşacağı da kuşkusuz olmak gerekir. Belirtmek gerekir ki kar yoksunluğu farazi bir hesaba istinad etmektedir. Burada zarar, mamelekin olaydan sonraki vaziyeti ile çoğalma ihtimali tahakkuk etseydi arzedeceği farazi vaziyet arasındaki farkı teşkil eder (Türk Mesuliyet Hukuku, 1961, Prof. Dr. Haluk Tandoğan, sh: 64 vd.). Somut olayda, davalının süresinden 13 ay 20 gun önce tek taraflı irade acıklamasıyla ve haklı nedene dayanmaksızın sözleşmeyi fesh ettiği uyusmazlık konusu bulunmadığından, kural olarak davacıya tazminat ödemesi gerekir. Ne var ki alacaklının mamelekindeki artmanın engellenmesı anlamında olan bu tazminatı belirlemek hakime ait bir görevdir. BK.nun 98/son fırkası yolu ile sözleşmelerde de uygulanması gereken BK.nun 42. maddesi uyarınca, hakim zararın tutar ve kapsamını doğrudan doğruya (resen) araştırmak ve tesbit etmek zorundadır. Bu zararı tesbit ederken de halin mutad cereyanı yanında, zarar görenin zararın azaltılması ve çoğalmasının önlenmesi için aldığı veya alması gereken tedbirleri de gözönünde bulunduracak ve gerektiğinde BK.nun 44. maddesini uygulayacaktır. Mahkemece açıklanan bu ilkeler doğrultusunda hiçbir araştırma yapılmadan bilirkişinin gerekçesiz raporuna dayanarak davacının kar yoksunluğunun 3 ay ile sınırlı tutulması doğru değildir. O itibarla uyuşmazlığın niteliğine göre olayda hukuksal ve sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için mahkemece yapılacak iş öncelikle akdin feshinden sonra davacının aynı mıntıkada bayilik kurup kurmadığı, kurmuş ise bu bayiliğin satışa başladığı tarih ile akdin feshi tarihi arasında geçen sürenin belirlenmesi, şayet fiilen bayilik kurmamış ise, iptal edilen bayiliğin İstanbul, Şişli, Gayrettepe gibi şehrin merkezi yerinde bulunduğu da dikkate alınarak, bu mıntıkada akaryakıt istasyonu kurulacak bir yerin belediye imar planlarına gore tefrik edilip edilmediği, imar planlarında akaryakıt istasyonu olarak tefrik edilmiş bir yer varsa, bu yerlere yeni kurulması muhtemel akaryakıt istasyonu için İl Trafik Komisyonu veya benzer kuruluşlar tarafından akaryakıt istasyonu olarak kurulmasına izin verilmesinin olası bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Bütün bu gelişmelerin olumlu sonuçlanması halinde akaryakıt istasyonunun işletmeye açılması için işletme ruhsatının ne kadar sürede alınabileceği hususları dikkate alınarak, davacının bu şartları yerine getirmesi halinde ne kadar sürede yeni bir bayilik kurabileceğinin tesbiti icap eder, bu hususların tahkik ve tesbiti için gerektiğinde mahallin de talimat yolu ile keşif yapılması da gerçekleştirilerek, makul sürenin saptanması ve tüm delillerin değerlendirilmesi suretiyle hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesinden ibarettir. Bu hususlar gözetilmeksizin önceki kararda direnilmesi doğru değildir. 0 halde, usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.

S o n u ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 12.6.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.




T.C.
YARGITAY
15.Hukuk Dairesi

Esas:1989/899
Karar:1989/4803
Karar Tarihi:16,11,1989

ÖZET: Projesi usulen onanmamış ve inşaat ruhsatı alınmamış eserin, kamu düzeni ile ilgili bulunan imar mevzuatına aykırı olarak süresinde tamamlanması istenemeyeceğine ve ayrıca yüklenici tarafından proje bedelinin tahsili, gerçekleştirdiği imalat bedeli ile ilgili açtığı davalarda haklı çıkması nedeniyle, davalı kooperatifin, yapılan işlerin bedelini süresinde ödemediği ve arsa tapusunun tesisinden sonra davacının çizdiği proje bedelini de vermediği, edimini, öncelikle yerine getirmediği; böylece akti feshetmekte kooperatifin haksız olduğun belirlenmiştir. Olayımızda, akitten keyfi cayma halinde inşaat maliyetinin % 10'unun zarar ve ziyan olarak karşı tarafa ödenmesi gerekeceği hükme bağlanmıştır. Bu durumda; artık olayımızda, yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile bu zarar ziyanı belirleyerek ve istekle bağlı kalınarak bir karar vermek gerekir. Davacının, fenni sorumluluk ücreti istemeye hakkı bulunmaktadır. Ancak bu ücretin, 16.12.1985 sözleşme tarihi ile fesih tarihi olan 11.4.1986 tarihleri arasında, davacının bir hizmeti geçmiş ise ve eserin yapımını yüklenen yüklenicinin görevi ve kontrollük görevinin bir kişide birleşip birleşmeyeceği hususu gözönünde tutularak, fenni sorumluluk hizmetini başkalarına yaptırdığını kanıtlaması halinde, bunun bilirkişilere hesap ettirilip ödetilmesi ile yetinilmesi gerekmektedir.

(818 S. K. m. 325)

Dava: Taraflar arasındaki davanın, (Konya Üçüncü Asliye Hukuk Hakimliği)nce görülerek reddine dair verilen 13.12.1988 tarih ve 646-963 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin, 17.6.1983 tarihli sözleşme ile, 1983 yılı birim fiyatlarıyla ve fiyat farkı da ödenmesi koşuluyla davalıya ait 80 dairenin yapımının ve ayrıca 16.12.1985 tarihli sözleşme ile inşaatların kontrol görevini yüklendiğini, 17.6.1983 tarihli sözleşmenin 16. maddesine göre, haksız olarak fesheden tarafın inşaat maliyetinin % 10'u tutarında tazminat ödemesinin hüküm altına alındığını, davalı kooperatifin haksız olarak sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle 2.400.000.000 lira kontrollük ücreti ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 30.000.000 lira tazminatın tahsiline karar verilmesine istemiştir.

Davalı vekili, yapılan sözeşmenin 3. maddesine göre, davacının 54 dairenin inşaatını 1983 yılı Kasım ayına kadar bitirmesi geretiğini, oysa; inşaata Mart 1984 tarihinde başladığını, proje çiziminin tamamlanmadığını, ayrıca Birinci Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/682 esas sayılı dava dosyasında, davacı vekilinin ibraz ettiği ibraname ile bağlı bulunduğunu, davacı firmanın kontorllük görevinden ötürü bir alacağı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddi gerekeceğini savunmuştur.

Mahkemece, davacının, proje onanması ve ruhsat alımını beklemeden inşaata başlıyarak 1983 yılı Kasım ayının sonuna kadar inşaatı bitirmeyi yükümlendiğini, kooperatifçe arsanın tapularının 19.8.1985 tarihinde alınabildiğini, ancak, Temmuz 1983 tarihinden itibaren verilen ödemeleri kabul ettiğini, inşaatın 1986 yılında subasmanı seviyesine getirilebildiğini, sözleşmenin 5. maddesine göre inşaatın subasmanı kısmından sonraki bölümünün kooperatifçe yapılması kararı alındığını, davacının imalat bedeline ait isteminin, kesinleşen Konya Birinci Asliye Hukuk Mahkeme'sinin 1986/682 sayılı dosyası ile karar bağlandığını, bu davada cezai şart talebi saklı tutmadığından artık bunu istiyemiyeceğini, fenni mesullük ücretinin de yine daha önceki davada hükme bağlanması nedeniyle, davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

1 - Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delilerle gerektirici sebeplere ve delillerin tadirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2 - Projesi usulen onanmamış ve inşaat ruhsatı alınmamış eserin, kamu düzeni ile ilgili bulunan imar mevzuatına aykırı olarak süresinde tamamlanması istenemeyeceğine ve ayrıca yüklenici tarafından Konya İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne 1986/404 esas sayılı dosya ile proje bedelinin tahsili, Konya Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne 1986/682 esas sayılı dava dosyası ile gerçekleştirdiği imalat bedeli ile ilgili açtığı davalarda haklı çıkması nedeniyle, davalı kooperatifin, yapılan işlerin bedelini süresinde ödemediği ve arsa tapusunun tesisinden sonra davacının çizdiği proje bedelini de vermediği, edimini, öncelikle yerine getirmediği; böylece akti feshetmekte kooperatifin haksız olduğun belirlenmiştir.

3 - Sözleşmenin 5. maddesinin yorumunda, mahkemenin yanılgıya düştüğü, subasmanından sonra inşaatın davacı tarafından tamamlanmasını önleyecek bir hükmün sözleşmede yer almamış olduğu anlaşılmıştır.

4 - Sözleşmenin karşı tarafca haksız feshedildiği hallerde; BK.nun 106 ve 108. maddeleri hükümleri gereğince yüklenici tarafından müsbet zararın istenebileceği, bu zararın saptanmasında, BK.nun 325. madde hükmünden kaynaklanan, kesinti yönteminin uygulanacağı belirgindir. Bu sistemde, eserin bedeli saptandıktan sonra, yüklenicinin işi tamamlamaması nedeniyle sağladığı, yani tasarruf ettiği haklar, bu süre içerisinde başka işten sağladığı veya kasten sağlamaktan kaçındığı miktar, bundan indirilerek olumlu zararla hesaplanıp buna karsız gerçek giderler de eklenmek suretiyle zarar miktarının saptandığı açıktır.

Ancak olayımızda, sözleşmenin 16. maddesinde, akitten keyfi cayma halinde inşaat maliyetinin % 10'unun zarar ve ziyan olarak karşı tarafa ödenmesi gerekeceği hükme bağlanmıştır. Bu durumda mahkemece yapılması gereken şey; artık olayımızda sözleşmenin bu maddesinin uygulanarak, yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile bu zarar ziyanı belirleyerek ve istekle bağlı kalınarak bir karar vermek olmalıdır.

5 - Öte yandan, 16.12.1985 tarihli sözleşme gereğince, davacının, fenni sorumluluk ücreti istemeye hakkı bulunmaktadır. Ancak bu ücretin, 16.12.1985 sözleşme tarihi ile fesih tarihi olan 11.4.1986 tarihleri arasında, davacının bir hizmeti geçmiş ise ve eserin yapımını yüklenen yüklenicinin görevi ve kontrollük görevinin bir kişide birleşip birleşmeyeceği hususu gözönünde tutularak, fenni sorumluluk hizmetini başkalarına yaptırdığını kanıtlaması halinde, bunun bilirkişilere hesap ettirilip ödetilmesi ile yetinilmesi gerekmektedir.

Sonuç: Yukarda 1. bentde açıklanan nedenle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2,3,4, ve 5. bentlerde gösterilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına (BOZULMASINA), 24.800 lira duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, istek halinde ödediği temyiz peşin harcının temyiz edene geri verilmesine, 16.11.1989 gününde oybirliği ile karar verildi.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Cezai şart ile müspet zarar aynı anda istenebilir mi? serdarserdar Meslektaşların Soruları 3 24-12-2008 21:27
MÜspet Zararla İlgİlİ Makale Seher Meslektaşların Soruları 1 21-03-2007 13:50


THS Sunucusu bu sayfayı 0,06033301 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.