Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Hukuk ve Felsefe Hukukun felsefi yönüne dair sohbetler. Hak, Hakkaniyet, Adalet, Eşitlik kavramlarına hukuk felsefesi gözüyle bakış

Adalet Duygusu Olmamalı

Yanıt
Old 03-08-2010, 12:44   #1
Armağan Konyalı

 
Varsayılan Adalet Duygusu Olmamalı

Adalet duygusu doğuştan varmış. Aşağıda bir gazete yazısından iki alıntı sunulmuştur:

1.Örnek
“Bebeklerin iyiyi kötüden ayırıp ayıramadığını ölçmek için şöyle bir deney yapıyorlar. 5-6 aylık bebeklere bir video seyrettiriyorlar. O videoda üç cisim kullanılıyor, biri mavi bir küp, biri kırmızı bir top, biri de sarı bir üçgen. Üçünün de üzerine insan yüzü çizilmiş. Güya bunlar birer insan. Kırmızı top bir yokuşa tırmanmaya çalışıyor, bir türlü tepeye ulaşamıyor. Bunun üzerine sarı üçgen gelip onu arkasından yokuş yukarı itiyor ve top yokuşun tepesine tırmanmayı başarıyor ama tepedeki mavi küp kırmızı topu itip aşağıya düşürüyor. Araştırmacılar bebeğe bunu birkaç kez seyrettirdikten sonra mavi küp ile sarı üçgeni bir tepsinin üzerine koyup bebeğe uzatıyorlar ve bütün bebekler, istisnasız hepsi muzır mavi küpü değil, yardımsever sarı üçgeni seçiyor.”

2.Örnek
“Bebeğe bir kukla gösterisi seyrettiriliyor. Üç kukla var, ortadaki kukla sağında oturan kuklaya bir top yuvarlıyor, o kukla da topu geri gönderiyor. Ortadaki kukla bu kez topu solundaki kuklaya yuvarlıyor, soldaki kukla topu geri yuvarlamıyor, alıp kaçıyor. Araştırmacılar daha sonra sağdaki cici kuklayla soldaki muzır kuklayı getirip bebeğin önüne koyuyorlar ve kuklaların önüne şeker yığıyorlar. Bebeği de o şekerlerden almaya çağırıyorlar. Bebek yaramaz kuklanın önündeki şekerlerden alıyor ve bununla da yetinmeyip uzanarak kuklaya bir tokat atıyor. Böylece hak yerini buluyor.”

Alıntı: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15472300.asp?yazarid=72


Yukarıdaki örnekler doğru değerlendirilmeli: Bu örneklere bakarak insanoğlunun doğuştan iyi olduğu sanılmamalı. Bebek melek gibi değildir. Adalet duygusu “iyi” olmaya yetmemekte. İnsanda adalet duygusunun var olması başkalarına haksızlık etmesine engel olmuyor. Herkes haksızlık yaptığının farkında ama psikolojideki savunma mekanizmaları sayesinde herkes kendi adalet duygusunu rahatlatıyor:

Katil “öldürdüm ama çalmadım” diye kendini üstün görüyor.
Hırsız “çaldım ama öldürmedim” diye kendi düzeyini koruyor.
Hayatı haksızlık üzerine kurulu bazı “baba”ların racon keserek adalet dağıtması da bir garipliktir.

İnsanlık geliştikçe bencilliğinden kurtulacak ve haksızlık azalarak yok olacak umudundayım. Adalet duygusunun insanlığın gelişmesine ön ayak olacağı düşüncesinin yanlışlığı ortada. Adalet duygusunun varlığına inat, on bin yıl önceki haksızlıklar bugün hala var. Sadece teknoloji değişti.

Günümüzün gelişmemişlik aşamasında adalet duygusu ağır bir yükten ibaret. Keşke olmasa.

Adalet duygusu yalnızca başkaları için değil, insanın kendisi için de var: İnsanın kendini yargılamasına vicdan denir. Gelişmemişlik aşamasında vicdan ağır bir yükten ibaret. Keşke olmasa.

Gelişmişlik ortamında ise haksızlık olmayacağından adalet duygusuna ihtiyaç kalmayacak. Keşke kalmasa.

Saygılarımla
Old 04-08-2010, 09:56   #2
a.zorba

 
Varsayılan

Sayın Konyalı,

Yazınız biraz havada kalmış hissi uyandırdı bende. Misal, bebeklerin neden iyi olmadıkları açıklanmamış. Yine insanlığın gelişmesinden kastınızın ne olduğu da pek anlaşılamıyor.

Adalet konusunda ise kanaatimce adalet, insani bir duygudan fazlasıdır, bir nevi devletlerin yaşam sıvısıdır. Ayrıca mevcut dünya üzerindeki hiçbir gelişmişlik ortamında haksızlık olmadan hayatın devamı mümkün değildir. Üstelik haksızlık illa ki kasti bir kötülükten meydana gelecek diye birşey yoktur, karışıklıktan da haksızlıklar oluşabilir ve bu durumlar için aklıselim bir adalete her zaman ihtiyaç vardır, diye düşünüyorum.


Esenlik,
Old 04-08-2010, 10:30   #3
halit pamuk

 
Varsayılan

Son yıllarda gözümüzün içine baka baka yapılan ithamlar, anlı şanlı hukuk profesörlerinin bu ithamları yorumlayışlarını görünce bir yerlerde sorun var diye düşünüyorum..

Belki de sorun "Büyük" olmakta.
Old 04-08-2010, 10:56   #4
Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan a.zorba
bebeklerin neden iyi olmadıkları açıklanmamış.
Bebekler, henüz üst ben (süper ego) kavramından habersiz olduklarından, kendi anlık isteklerinin doğrultusunda davrandıklarından "iyi" olamazlar. Durup dururken gelip yüzünüze tükürmeleri veya yüzünüze tokat atmaları onların kötü olduklarını göstermez ama iyi olduklarını da göstermez. Buradaki sorun, adalet duygusuna sahip olanların da haksızlık yapmalarıdır. Adalet duygusunun varlığı haksızlığı önlememektedir.
Alıntı:
Yine insanlığın gelişmesinden kastınızın ne olduğu da pek anlaşılamıyor.
İnsanlığın gelişmesinden kastım insanların birbirlerini öldürmekten vazgeçmeleridir. İnsanların birbirlerini öldürmelerinin tek nedeni birbirlerinin haklarına el uzatmalarıdır. İnsanlar kimi zaman haklarını savunmak için öldürmekte, kimi zaman hakkı olmayanı almak için öldürmektedir. İnsanlar haksızlık etmekten vazgeçtiklerinde öldürme eylemi ortadan kalkacaktır. İnsanlık aklını kullanarak kendini doğanın ilkelliğinden kurtarmalıdır. Gelişmek ilkellikten uzaklaşmaktır. Bilimsel ve teknolojik ilerleme insanları ilkellikten uzaklaştırmaya yetmemektedir. Bilimsel ve teknolojik ilerleme insanları haksızlık etmekten alıkoymamaktadır.
Alıntı:
mevcut dünya üzerindeki hiçbir gelişmişlik ortamında haksızlık olmadan hayatın devamı mümkün değildir.
Bu konuda anlaştığımıza seviniyorum. Mevcut dünya üzerindeki hiç bir ortam gelişmişlik düzeyinde olmadığından haksızlık olmadan hayatın devamı mümkün olmuyor. Ama insan aklını kullanarak haksızlık etmeden de hayatını sürdürebilmeli. Başkasının hakkına el atıldığı sürece doğal ölümlerin oranı düşük kalacaktır. Ölüm doğal bir olaydır ama başkasının şeridine geçenlerin neden oldukları trafik kazalarında binlerce insanın ölmesi doğal değildir.
Alıntı:

Üstelik haksızlık illa ki kasti bir kötülükten meydana gelecek diye birşey yoktur, karışıklıktan da haksızlıklar oluşabilir ve bu durumlar için aklıselim bir adalete her zaman ihtiyaç vardır, diye düşünüyorum.
Hele bir insanlar haksızlıktan vazgeçsinler de karışıklıktan doğan haksızlıklara ben razıyım. O zaman "Aklıselim bir adalet" ile "adalet duygusu" kavramlarını karşılıştırır ve doğrusunu buluruz.

Yazımın amacı adaleti ortadan kaldırmak değil elbette. Ama insanların adalete ihtiyaç duymayacağı bir gelişmişlik düzeyine ulaşmak mümkün diye düşünüyorum: Trafikte başkasının şeridine geçilmezse adalete gerek duyulur mu? Haksızlığın olmadığı yerde adalet kavramı da olmaz. Adalete çok ihtiyaç duyulan yerde haksızlık çok demektir. 21.yüzyılda dünyanın adalete ihtiyacı azalmamıştır. Bu örnek bile insanların gelişmediğini gösterir.
Alıntı:
Yazınız biraz havada kalmış hissi uyandırdı bende.
İnsanlar binlerce yıldır çocuklarını savaşa yolluyor. Aklıselim, gelişmişlik, haksızlık, adalet kavramlarını savaş kavramı ile karşılaştırmanızı istiyorum. O zaman yazının ayakları yere basacaktır.

Saygılarımla
Old 08-08-2010, 20:11   #5
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Konyalı
İnsanlık geliştikçe bencilliğinden kurtulacak ve haksızlık azalarak yok olacak umudundayım.
....
İnsanlığın gelişmesinden kastım insanların birbirlerini öldürmekten vazgeçmeleridir. İnsanların birbirlerini öldürmelerinin tek nedeni birbirlerinin haklarına el uzatmalarıdır. İnsanlar kimi zaman haklarını savunmak için öldürmekte, kimi zaman hakkı olmayanı almak için öldürmektedir. İnsanlar haksızlık etmekten vazgeçtiklerinde öldürme eylemi ortadan kalkacaktır. İnsanlık aklını kullanarak kendini doğanın ilkelliğinden kurtarmalıdır. Gelişmek ilkellikten uzaklaşmaktır. Bilimsel ve teknolojik ilerleme insanları ilkellikten uzaklaştırmaya yetmemektedir. Bilimsel ve teknolojik ilerleme insanları haksızlık etmekten alıkoymamaktadır.

Sayın Konyalı,

İnsanlığın daha gelişmemiş olduğunu, geliştikçe kötülüklerden arınacağını birkaç mesajınızda tekrarladınız.
İnsanlık geliştikçe bencilliğinden kurtulacak ve haksızlık azalarak yok olacak umudundayım. cümleniz bende bahsettiğiniz insanlık, daha olgunlaşmadığı için ekşi veya acı olan bu yüzden de yenmeye elverişli olmayan, olgunlaşınca tat verecek ve sindirilmesi kolaylaşabilecek bir meyve imiş türünden bir his uyandırıyor. Beklentiniz bir nevi his, istek, arzu, zevk ve düşünce evolüsyonu. Ben bu türen bir olgunlaşmanın, bir evolüsyonun olabileceğine şüphe ile bakıyorum.

İnsanoğlunun his yaşamı yarattığı teknolojik ve bilimsel gelişimin çok ama çok gerisinde. Ben bu geriliğe rağmen insanlığın kültürel alanda büyük bir gelişme kaydettiği düşüncesindeyim; Tek tek kişiler bu gelişimden paylarını alamamış olsalar bile.

Benim belirttiğim türden bir gelişmenin olup olmadığı konusu tartışılabilir. Ben herşeye rağmen insanlığın, eskiye kıyasla iyiye doğru bir gelişme göstermiş olduğu düşüncesindeyim. Ve vicdan ve adalet dediğimiz kavramların kültürel ve sosyolojik kavramlar olarak eskiye kıyasla ilerlemiş olduklarına inanıyorum.

Bu kavramları kültürel ve sosyolojik olarak değerlendirdiğimizde de, herbirimize(özellikle hukukçulara) düşen en önemli görevin bu kavramların içi boş kavramlar olarak kalmamasına çalışmak olduğunu düşünüyorum. Bilinmesi gereken tek nokta: İnsanlar insan oldukları sürece, hisleri, arzu ve istekleri, korkuları, kendilerini geliştirme arzuları, diğerlerinden geride kalma korkuları olduğu sürece kötülük te olacaktır. İyi ve kötünün, iyiliğin ve kötülüğün ne olduğu konusu daha değişik bir konu.

Gerçek ve kalıcı adalet, toplumun tüm fertleri tarafından kabullendiği ve savunulduğu zaman vardır. Tüm fertler tarafından savunulmayan veya paylaşılmayan bir adalet tepeden gelen veya bahşedilen özgürlüklere benzer, veren verdiği gibi geri de alabilir.

Saygılarımla
Old 29-09-2010, 23:52   #6
| Burak |

 
Varsayılan

Ben adalet kelimesini eşitlikten çok kanunlara kurallara uygunluk olarak değerlendiririm. Örnek olarak ben birinin parasını çalsam, parası çalınan bana dava açsa, hakimde kanunda yer alan para çalmak hırsızlık sayılmaz maddesine göre bana herhangi bir ceza vermezse toplum gözünde ne kadar yanlış olsada bu adaletli bir karar olur. Çünkü temelinindayandığı bir kanun, yasa maddesi vardır. Teoride böyle olsada insanın vicdanı yaptığı kötülüğü, suçu kabul edemez ve kendi vicdanını rahatlatmak için kendi içinde bir adalet duygusu oluşturur. Bu kişi benim hakkımı yemişti ondan ben ondan çaldım gibi.

Bende alıntı yapılan yazıda belirtildiği kadar olmasada yeni doğan bir bebeğin içinde kötülük, adaletsizlik yapma isteği olmadığını düşünüyorum. Bebeğin dünyaya geldiği ortam haksızlıklarla suçlarla adaletsizliklerle dolu bir ortam. Temiz bir bireyi kirli bir ortama bıraktıktan sonra oradan temiz bir şekilde çıkmasını beklemek hata olur bence.

Bebek veya çocuk büyürken içinde bulunduğu toplumun düşüncelerini değer yargılarını alarak gelişiyor. Çocuğun babası eve geliyor. annesine anlatıyor. işi yaptırmak için bu kadar rüşvet verdim. Çocuk bunu aklının bir köşesine yazıyor. demekki işleri hızlı yaptırmak için para vermemiz gerekiyor. Bir sonraki gün televizyonu açıyor. Karşısına dolandırdığı insanlardan kazandığı paralarla lüks tatil yapan adamları görüyor. Bunuda kaydediyor aklına. Böyle toplanan toplanan çocuklarda duyduklarına seyrettiklerine karşı bir meyil oluşuyor. Eğer bu meyil biraz fazla ise gördüklerini duyduklarını uygulamaya başlıyor.

Tamamen adaletli, insanların birbirine karşı sayısının olduğu bir dünya yaratmak bana göre imkansız.

Sonuç olarak kendi düşünceme göre ileriki nesillerde haksızlığın olmamasını istiyorsak şu andan ittibaren bütün haksızlıkları ortadan kaldırmalıyız. Yoksa şu an haksızlıklar içinde yüzen toplum, yeni bireyleri çok rahat içine alacaktır.
Old 30-09-2010, 10:59   #7
Buminhan

 
Varsayılan

Bence bir insanı iyi veya kötü yapan, büyük oranda büyüdüğü ve yaşadığı toplumsal ortamdır. Elbette insanlar doğuştan özelliklere sahiptirler, genetik kalıtımlara sahiptirler ancak insanı karakter olarak asıl şekillendiren, yaşadığı ortamdır.
Adalet duygusu; insanların haklıya hakkını vermesi, kimsenin hakkına tecavüz etmemesi, devletin zulmetmemesidir. Adalet mekanizması sadece güçlülere hizmet ediyorsa, sadece güçlüler haklı görülüyorsa orada adalet duygusu oluşamaz. İşte adalet mekanizmasının adaleti sağlayacak şekilde çalışması için de, o mekanizmayı oluşturan görevlilerin adaletli olması gerekir. Peki, birer insan olan o görevliler nasıl adaletli olabilirler? Yaşadıkları, içinden çıktıkları toplumun adaletli olması sayesinde... Peki bir toplum nasıl adaletli olabilir? Bu da hem devletin vereceği eğitim sayesinde hem de toplumun en küçük yapı taşı olan ailenin vereceği bilinç sayesinde mümkün olabilecektir. Eğer bir toplum, bir devlet adaletli, vicdanlı vatandaşlar yetiştirmeyi hedeflerse neden o toplumda adaletsizlikler en aza indirilmesin ki?
Şunu da kesinlikle unutmamak gerekir ki, insanın olduğu her yerde, ne olursa olsun kötülük de olacaktır.
Old 19-11-2010, 22:12   #8
fikirbay

 
Varsayılan yapmak ve yıkmak

Ben kötümserim.

Yapmak çok zor ve yıkmak (bozmak) çok kolay iken ve bu her nedense veya her nasılsa bir evrensel realite iken, gelişen teknoloji kötünün iyiye galebe çalmasına hizmet edecektir.

Bir bomba koyarak anında bir bina inşa edemezsiniz, ama bir bomba koyarak inşa edilmiş bir binayı anında yıkabilirsiniz. Bu tek yönlü bir çevrimdir ve kötüye yarar.

Teknoloji geliştikçe, bu gerçek değişmeyecek ve üstün teknoloji sayesinde, "iyi"nin anında yapma becerisi ve gücü artmazken, "kötü"nün anında yıkma becerisi ve gücü daha da artacaktır...
Old 06-01-2011, 18:05   #9
ömergünay

 
Varsayılan

Adalet duygusu olmalı, ancak insan duygularına göre hareket etmemeli. Adalet de sınıfsaldır. Kimin için adalet ? Zayıfın mı,kuvvetlinin mi? Adaletin kuralları zayıf tarafından kurulduğunda adalet olur diye düşünüyorum. Çünkü, adalet güçlünün gücünü arttırmak için değil; güçsüzü güçlendirmek içindir.
Roma hukukunda adalet ver mıdır?
Old 06-01-2011, 22:09   #10
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ömergünay
Adalet duygusu olmalı, ancak insan duygularına göre hareket etmemeli. Adalet de sınıfsaldır. Kimin için adalet ? Zayıfın mı,kuvvetlinin mi? Adaletin kuralları zayıf tarafından kurulduğunda adalet olur diye düşünüyorum. Çünkü, adalet güçlünün gücünü arttırmak için değil; güçsüzü güçlendirmek içindir.
Roma hukukunda adalet ver mıdır?


Sayın ömergünay,
adalet duygusu üzerine yazdıklarınızı okuyunca aklıma THS'de adalet üzerine yaptığımız sohbetleri yeniden gözden geçirmek geldi. Bir hayli kalem oynatmışız, pardon tuşlara basmışız. Okumanızı tavsiye ederim.

http://www.turkhukuksitesi.com/showt...?t=3247&page=2

Saygılarımla
Old 18-01-2011, 10:41   #11
Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan ömergünay
Roma hukukunda adalet var mıdır?
Roma başkasının hakkına el uzatmakla Roma olmuştur. Başkasının hakkına el uzatma temeline kurulmuş bir yerde adalet aramak boşunadır.

Roma hukukunun gelişmişliği Roma'daki haksızlığın gelişmişliği ile orantılıdır. Barbarlar haksızlık etmek için Romalılar gibi ince planlar yapmazdı. Bu nedenle barbarların adaleti kalın çizgilerle belirgindir. Uygarlığın adaleti ise bin bir istisna taşıyan sayısız kuraldan oluşur. Bugünün hukukunu hukukçular bile bilmemektedir. Bilenler ise birbiri ile anlaşamamaktadır. Bozma kararları veya kararlardaki ayrışık oylar bunun kanıtıdır. Bir içtihadı birleştirme kararında ayrışık oy bulunması hukukun çetrefilliğini gösterir. Hukukun çetrefilliği adaletin ne kadar uzak bir hedef olduğunu gösterir. Bu nedenlerle "Roma hukukunda adalet var" demek zordur.

Hukuk olan yerde adalet olur demek yanlış olur. Adalet bir hedeftir. Hukuk adalete ulaşmak için bir araçtır. Hukuk ne kadar elverişliyse adalete o kadar yaklaşılır. Haksızlıklar ne kadar saçak salmışsa hukuk o kadar çetrefilli olur.

Adalet marifet değildir. Marifet haksızlığın önlenmesidir.

Kirletmezsek temizlemeyiz.
Old 18-01-2011, 10:57   #12
fikirbay

 
Varsayılan

"Yapmak çok zor ve yıkmak (bozmak) çok kolay iken ve bu her nedense veya her nasılsa bir evrensel realite iken, gelişen teknoloji kötünün iyiye galebe çalmasına hizmet edecektir. Bir bomba koyarak anında bir bina inşa edemezsiniz, ama bir bomba koyarak inşa edilmiş bir binayı anında yıkabilirsiniz. Bu tek yönlü bir çevrimdir ve kötüye yarar." demiştim.

Şimdi de diyorum ki:

Yaratan, herhalde, yıkmak kadar yapmak gücüne sahip olandır. Bir patlamayla yıkılan gibi, bir patlamayla yapılan da mümkündür. Yeter ki o gücün sırrına erişilsin. Örneğin "Büyük Patlama" gibi... Türk Hukuku ise adalet yolunda ilerlemiyor. Zira, dürüstlük ve iyiniyet hukuki ilişkilerde esas olmak vasfını yitirmiştir... Adeta, hukuksal entrikada "Batı Roma ve Doğu Roma Hukuku"nu negatif yönde aşmaya çalışıyoruz diyebilirim. Uygulandıkça kanserli hücre sayısının daha da artmasına yol açan yanlış tedavi yöntemlerine benziyor ve adaletsizliğin dozu yükseliyor, bu manada... Kötü bir yemeğin kalaysız kaba konulmasıyla bakır çalması ve üstüne bir de masum insanları da zehirlemesi gibi...
Old 18-01-2011, 11:13   #13
uye8490

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan | Burak |
Ben adalet kelimesini eşitlikten çok kanunlara kurallara uygunluk olarak değerlendiririm. Örnek olarak ben birinin parasını çalsam, parası çalınan bana dava açsa, hakimde kanunda yer alan para çalmak hırsızlık sayılmaz maddesine göre bana herhangi bir ceza vermezse toplum gözünde ne kadar yanlış olsada bu adaletli bir karar olur. Çünkü temelinindayandığı bir kanun, yasa maddesi vardır. Teoride böyle olsada insanın vicdanı yaptığı kötülüğü, suçu kabul edemez ve kendi vicdanını rahatlatmak için kendi içinde bir adalet duygusu oluşturur. Bu kişi benim hakkımı yemişti ondan ben ondan çaldım gibi.


İnsanlık tarihi,insanı hedef alan yasalara çokça tanıklık etmiştir.Yasaya uygun her karar adalete hizmet eder demek,o yasaların adaleti gerçekleştirme yolunda sahip oldukları işlevi sorgulamayı baştan reddetmek demektir.

Yasa eşitir adalet önermesini çürütmek için tarihin tozlu tüneline girmeye gerek yok.Yarın yasama meclisi bir ceza yasası çıkarsa ve bu yasada "hastalara,engellilere,çocuklara ve yaşlılara karşı işlenen öldürme fiili cezalandırılmaz" hükmü yer alsa ve meclis bu maddeyi "bu kişilerin toplumsal hayata zaten bir katkıları yoktur" diyerek gerekçelendirse,mahkemelerin bu yasa maddesine dayanarak vereceği kararlar yasaya uygun olduğu için adil mi sayılacak?
Old 18-01-2011, 12:51   #14
fikirbay

 
Varsayılan

İnsan ufak bir et parçası içinde doğar, et parçası zamanla biraz büyüyüp genişlemiş olsa da, aynı et parçası içinde hapis yaşar ve o et parçası içinde ölür. Bu da insanı "doğal" olarak bencil yapar. Zira, güvensizlik söz konusudur. Ete kemiğe bürünmüş halde iken, ortalama 50 - 100 kiloluk o et topunun içinde, büyük bir güven sahibi olabilmek de imkansız olsa gerektir. Ben olarak var olma durumu, sanırım, adalet arayışının/duygusunun temelidir. Ben ne olacağım veya ben ne alacağım? Bu soru bizi adalet arayışına götürür. Adalet duygusunu bencil yaratılışımıza ve kaynaklarımızın kısıtlı olmasına borçluyuz. Şöyle garip bencileyin... Ama, buna da şükür. Ya bir bedende iki ruh olarak yaratılmış olsaydık ve kendisine tahsis edilmiş müstakil bir bedenden de yoksun olan ruhumuz hiç huzur bulamasaydı?
Old 18-01-2011, 14:45   #15
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan fikirbay
Zira, güvensizlik söz konusudur. Ete kemiğe bürünmüş halde iken, ortalama 50 - 100 kiloluk o et topunun büyük bir güven sahibi olabilmek de imkansız olsa gerektir.

Sayın fikirbay,

güven duygusu ve kilo arasındaki bağlantıyı tam olarak anlayamadım. Biraz açıklar mısınız? Kilonun az veya çok oluşu durumu ne ölçüde değiştirir?

SAYGILARIMLA
Old 18-01-2011, 18:35   #16
fikirbay

 
Varsayılan

Sayın Gemici, kastettiğim şudur: İnsanoğlu ortalama 50 ila 100 kilogram ağırlıkta bir et topunun içinde yaşamak zorundadır. Görünen ve bilinen realite budur. Bu bedenin dışına çıkılabilmesi mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla insanoğlunun bir kökü, ipi, sapı yoktur. Köksüz, ipsiz, sapsız olarak etten kemikten bir beden içinde yeryüzünde varolabilen bu canlı varlık, haliyle, güven duygusu içinde değildir. Kesinkes ölümlüdür ve yaralanmaya, sakatlanmaya müsaittir. Bu durum, onun psikolojisine de elbette yansımaktadır ve herşeyden önce kendi benliğini (varlığını, çıkarlarını) düşünmesi doğaldır. Tabii ki bu et topunun 100 kilo veya 1 ton olması hiçbir şeyi değiştirmez... Vurgulamak istediğim; aslında, adalet duygusu zannettiğimiz şeyin güvensizlik duygusuna dayalı bir zorunlu bencillikten kaynaklanan nefsani bir şey olduğudur. İki yaşındaki bir çocuğa dondurma aldığınızda, dondurma almadığınız diğer iki yaşındaki çocuğun ağlamaya ve hukuki anlamda "hak aramaya" başlaması aslında adalet duygusu ile ilgili değildir. İleri yaşlarda da bunun rafine bir şekilde gizlenmiş üst modellerini sergileriz...

NOT: Sayın Gemici, halen ikamet ettiğimiz Kuala Lumpur'dan bu yıl içinde Almanya'ya atanmamız ihtimali söz konusu ve bu ihtimal gerçeğe dönerse, orada, sizce de bir sakıncası yoksa, sizinle şahsen tanışmayı arzu ederim. Saygı, sevgi ve selamlarımla...
Old 14-07-2011, 18:04   #17
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan Adalet kavramı - Adalet duygusu

Sayın Konyalı'ya ve tüm katılımcılara "konu" ve "görüşler" için teşekkür ederim.

Uzunca bir ara verilmiş sohbete katılamama olur verilir umuduyla...

Sümerlerden günümüze...

Adalet ve düzen tanrıçası Themis (Ki Dünyamızı çoktaaan terk etiği söyleniyor... Ve ben de görmedim!).

Genel kabule göre,Adaletin sembolü:

“Kılıç” adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü,

“Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler.

“Kadın” ve “Bakire” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca kadının gözü bağlıdır. Bu da tarafsızlığını simgeler.

Kılıç - Terazi - Bakire...

“Adalet; insanı diğer canlılardan ayırt eden başlıca özelliklerden birisidir” tanımı doğru mudur?

“Adalet duygusu” bir ihtiyaç mıdır?

Görüşüm:

1.Adalet duygusu doğuştan gelen bir yetenek
veya özellik değildir.

2.Adalet duygusu, olsa olsa bir "içsel ses"tir.Kişinin oluş seviyesine göre, insanı huzurlu kılar ya da huzursuz eder.

3.Adalet mülkün....= Hukuk, devletin...

4.Adalet /Adliye sarayı...= Yargıevi / Yargılık

5.Adalet ... Bakanlığı = Hukuk işleri Bakanlığı

6.Konu bağlamında "adalet" kavramı hukuk literatüründen çıkarılmalıdır (20 yy.sonu itibariyle insanlığın Hukuk Müzesi'ne konulmalıdır)

7."Adalet duygusu olmamalı" yerine "..."Adalet kavramı hukukta olmamalı"

Ulaştığım kişisel sonuç:
Sümerlerden günümüze... Adalet duygusu...İnsani (hukuksal değil!) bir duygudur (Ben-Beden-Enerji).

Hepinize sevgiler.
Old 14-07-2011, 18:23   #18
fikirbay

 
Varsayılan

Bir kadın, yarısı erkeklerden oluşan toplumlarda caydırıcı şekilde kılıç sallayamaz ve gözleri bağlı iken de o terazide asla adil tartı yapamaz... Soyut yakıştırmaları ve anlam yüklemeleri bir kenara bırakıp somut gerçekleri esas alarak olaya testen bakınca da, o sembolün trajikomik durumda olduğunu görüyoruz...
Old 14-07-2011, 19:10   #19
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan fikirbay
Bir kadın, yarısı erkeklerden oluşan toplumlarda caydırıcı şekilde kılıç sallayamaz ve gözleri bağlı iken de o terazi de asla adil tartı yapamaz... Soyut yakıştırmaları ve anlam yüklemeleri bir kenara bırakıp somut gerçekleri esas alarak olaya testen bakınca da, o sembolün trajikomik durumda olduğunu görüyoruz...

Sayın fikirbay,

o kadının yerine, elinde makinalı tüfekle Terminator rolündeki Arnold Schwarzenegge'i mi yoksa elinde yalın kılıç, belden yukarısı çıplak kalın pazulu Herkül'ü mü tavsiye edersiniz?

Not: Benim düşünceme göre trajikomik olan adalet fikri veya adalet tanrıçası değil, ellerindeki güçle ve kaba kuvvetle adalet adına adaletin anasını ağlatanlardır.

Saygılarımla
Old 14-07-2011, 19:24   #20
fikirbay

 
Varsayılan

Bakınız ille de kılıç olacak işin içinde... Kılıçsız adaleti düşünemiyoruz bile. Neden ki acaba? Güç gerekli çünkü, adalet dağıtacak olanda veya en azından, bir gücü arkasına alması gerekiyor. Kim takar güçsüz bir hakimi? Komik değil mi bu durum? Güce veya kılıca bağlı ise bu iş, en güçlünün adalet dağıtması daha kolay olmaz mı? Güçlü olan niye adalet istemez?
Old 15-07-2011, 06:43   #21
Av. Hulusi Metin

 
Varsayılan

1.Adalet;yönetilenlerin yönetimi kabullenmelerinin bir “ödülü” gibi sunulmuştur.
2.Bu sunuş ve kabullenişin arkasında “Göksel buyruklar!” olduğunu yazılı tarih göstermektedir.
3.Adalet; bir “Güç” tarafından, birisine/birilerine, insanlığa “bu dünyada” dağıtılmak üzere verilmiş “soyut bir ödül”dür.
4.Bu ödülün dağıtımının somutlaştırılması;
4.1.Gücün (?) varlığını anımsatması için kılıçla,
4.2.Dengeli (!) olduğunun gösterilmesi için teraziyle
4.3.Bunun kutsallığı (?) da gözü bağlı bakireyle sembolize edilmiştir.
5.Bakirenin gözü bağlıdır,
5.1.Çünkü “göksel bir görevi” insan gözüyle yapamaz….
5.2.Bakiredir, çünkü göksel güce ancak “halk” edildiği haliyle bir adak verilebilir.
5.3.Dişidir, çünkü :
5.3.1.Adak verilecekse dişi olacaktır…(Erkek egemen…)
5.3.2.Yaratana ancak “yaratabilme özelliğinde” bir adak verilebilir.
Old 01-11-2011, 18:41   #23
Napoliten

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Adalet duygusu doğuştan varmış. Aşağıda bir gazete yazısından iki alıntı sunulmuştur:

1.Örnek
“Bebeklerin iyiyi kötüden ayırıp ayıramadığını ölçmek için şöyle bir deney yapıyorlar. 5-6 aylık bebeklere bir video seyrettiriyorlar. O videoda üç cisim kullanılıyor, biri mavi bir küp, biri kırmızı bir top, biri de sarı bir üçgen. Üçünün de üzerine insan yüzü çizilmiş. Güya bunlar birer insan. Kırmızı top bir yokuşa tırmanmaya çalışıyor, bir türlü tepeye ulaşamıyor. Bunun üzerine sarı üçgen gelip onu arkasından yokuş yukarı itiyor ve top yokuşun tepesine tırmanmayı başarıyor ama tepedeki mavi küp kırmızı topu itip aşağıya düşürüyor. Araştırmacılar bebeğe bunu birkaç kez seyrettirdikten sonra mavi küp ile sarı üçgeni bir tepsinin üzerine koyup bebeğe uzatıyorlar ve bütün bebekler, istisnasız hepsi muzır mavi küpü değil, yardımsever sarı üçgeni seçiyor.”

2.Örnek
“Bebeğe bir kukla gösterisi seyrettiriliyor. Üç kukla var, ortadaki kukla sağında oturan kuklaya bir top yuvarlıyor, o kukla da topu geri gönderiyor. Ortadaki kukla bu kez topu solundaki kuklaya yuvarlıyor, soldaki kukla topu geri yuvarlamıyor, alıp kaçıyor. Araştırmacılar daha sonra sağdaki cici kuklayla soldaki muzır kuklayı getirip bebeğin önüne koyuyorlar ve kuklaların önüne şeker yığıyorlar. Bebeği de o şekerlerden almaya çağırıyorlar. Bebek yaramaz kuklanın önündeki şekerlerden alıyor ve bununla da yetinmeyip uzanarak kuklaya bir tokat atıyor. Böylece hak yerini buluyor.”

Alıntı: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15472300.asp?yazarid=72


Yukarıdaki örnekler doğru değerlendirilmeli: Bu örneklere bakarak insanoğlunun doğuştan iyi olduğu sanılmamalı. Bebek melek gibi değildir. Adalet duygusu “iyi” olmaya yetmemekte. İnsanda adalet duygusunun var olması başkalarına haksızlık etmesine engel olmuyor. Herkes haksızlık yaptığının farkında ama psikolojideki savunma mekanizmaları sayesinde herkes kendi adalet duygusunu rahatlatıyor:

Katil “öldürdüm ama çalmadım” diye kendini üstün görüyor.
Hırsız “çaldım ama öldürmedim” diye kendi düzeyini koruyor.
Hayatı haksızlık üzerine kurulu bazı “baba”ların racon keserek adalet dağıtması da bir garipliktir.

İnsanlık geliştikçe bencilliğinden kurtulacak ve haksızlık azalarak yok olacak umudundayım. Adalet duygusunun insanlığın gelişmesine ön ayak olacağı düşüncesinin yanlışlığı ortada. Adalet duygusunun varlığına inat, on bin yıl önceki haksızlıklar bugün hala var. Sadece teknoloji değişti.

Günümüzün gelişmemişlik aşamasında adalet duygusu ağır bir yükten ibaret. Keşke olmasa.

Adalet duygusu yalnızca başkaları için değil, insanın kendisi için de var: İnsanın kendini yargılamasına vicdan denir. Gelişmemişlik aşamasında vicdan ağır bir yükten ibaret. Keşke olmasa.

Gelişmişlik ortamında ise haksızlık olmayacağından adalet duygusuna ihtiyaç kalmayacak. Keşke kalmasa.

Saygılarımla
Merhabalar konu yerine verilen örnekleri ele almak istedim ben. Birinci örnek bana pek bilimsel gelmedi açıkçası. Örnek nesnel.Ayrıca şunu da belirtmek gerekir bebekler anne karnında algılamaya başlıyor 5-6 aylık bebeği tabiri cazise sıfır kilometre kabul edemeyiz zaten. Örnekte bu verilen sonucu elde etmek için renklerin ve şekillerin değiştirilmesi gerekir ki bebeğin neye yöneldiğini tam olarak bilmek gerekir bebeğin sarı renge mi üçgen şekline mi yöneldiği belli değil. Şekilleri renkleri değiştirsek bile sürekli ittirme görevini yapan nesneyi seçse bile bunu yardımseverlik olarak niteleyemeyiz.

İkinci örnekte ise kötü olanı cezalandırmaktan çok bir davranış edinme vardır. Bebek kötü olan kuklanın yaptığı hareketi kopyalıyor muhtemelen kötü olanın önündeki şeker bittikten sonra diğerinin şekerlerini de alacaktır.

Bana göre insanlar sürekli çıkar çatışmasına girmekte adalet ise tarafsız olarak bu çatışmayı tarafsız bir şekilde çözmeye çalışmaktadır. Adalete duygu karıştırmamak gerek bence.
Old 03-11-2011, 15:50   #24
Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Bebek kötü olan kuklanın yaptığı hareketi kopyalıyor muhtemelen kötü olanın önündeki şeker bittikten sonra diğerinin şekerlerini de alacaktır.
Ne yazık ki bebek büyüdüğünde de aynı şeyi yapacaktır. Adalete ihtiyaç duymamızın nedeni de budur zaten.
Old 03-11-2011, 16:50   #25
Napoliten

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Ne yazık ki bebek büyüdüğünde de aynı şeyi yapacaktır. Adalete ihtiyaç duymamızın nedeni de budur zaten.

Merhabalar

Sayın Armağan Konyalı yazınız bir tez ve anti tez üzerine kurulu. Teziniz adalet duygusu olmamalı. Anti tezi açıklamak için ise iki örnek vermişsiniz. Ben bu örneklerin çok bilimsel olmadığını ve anti tezin destekleyici unsurları olamayacağını düşündüğüm için örnekleri eleştirdim. Tezinize katılmakla beraber anti teze haksızlık olduğunu düşünüyorum
Old 04-11-2011, 13:04   #26
Gemici

 
Varsayılan Adalet Bir Duygu Mudur?

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Adalet Duygusu Olmamalı

--------------------------------------------------------------------------------
Adalet duygusu doğuştan varmış. Aşağıda bir gazete yazısından iki alıntı sunulmuştur:
Sayın Av.Armağan Konyalı 03-08-2010 tarihinde adaletin bir duygu olduguna dair bir baslik atmis. Ben dahil cevap veren tüm katilimcilar hic sorgulamadan "ADALET DUYGUSU"
üzerinde kalem oynatmisiz.
Biraz gec te olsa sormak sormakta fayda var:
Duygu nedir?
Adalet bir duygu mudur?

SAYGILARIMLA
Old 04-11-2011, 13:35   #27
Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Gemici
Duygu nedir?
Tıklayınız: http://www.tdkterim.gov.tr/bts/


Alıntı:

Adalet bir duygu mudur?
Adalet bir duygu değildir. Adalet bir duygu olsaydı “adalet duygusu” diye bir isim tamlamasına da gerek olmazdı, sadece adalet demek yeterli olurdu.

Yukarıdaki mesajlarımda kullandığım anlamda adalet duygusu “haksızlığın (veya haksızlığın giderilmesinin) insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim” olarak tanımlanabilir.

Bu tanıma uygun olarak "eğer haksızlık olmazsa adalet duygusuna gerek kalmayacaktır." umudundayım. Adalet duygusunun varlığı haksızlığın varlığını kanıtlar. Umudum haksızlığın olmamasıdır.


Saygılarımla
Old 05-11-2011, 00:14   #28
Gemici

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Adalet bir duygu değildir. Adalet bir duygu olsaydı “adalet duygusu” diye bir isim tamlamasına da gerek olmazdı, sadece adalet demek yeterli olurdu.

Yukarıdaki mesajlarımda kullandığım anlamda adalet duygusu “haksızlığın (veya haksızlığın giderilmesinin) insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim” olarak tanımlanabilir.

Bu tanıma uygun olarak "eğer haksızlık olmazsa adalet duygusuna gerek kalmayacaktır." umudundayım. Adalet duygusunun varlığı haksızlığın varlığını kanıtlar. Umudum haksızlığın olmamasıdır.
Saygılarımla
Sayın Konyalı,
Olayı biraz daha çetrefilleştirelim isterseniz.
'Adalet' ve 'Adalet Duygusu' arasındaki ilişki nedir?
Adalet'in gerçekten adalet olduğuna kim karar verir?
Adalet duygusu olmasa adaletin gerçekleşmesi daha mı kolaylaşır?
'Adalet duygusu olamalı' başlığından benim çıkardığım sonuç bu son şık oluyor.
"eğer haksızlık olmazsa adalet duygusuna gerek kalmayacaktır."demişsiniz; doğru bir tepit bence. Bu tespite şunu da ekliyebiliriz hemen: 'Eğer adaletsizlik olmasa adalete gerek kalmıyacaktır' Ama hem haksızlık, hem de adaletsizlik var. Çünkü haksızlık ve adaletsizlik eşyanın tabiatındadır. Ve sadece insanlarda değil hayvanlar aleminde de rastlanır haksızlığa ve adaletsizliğie. Aradaki tek fark biz insanların tabiattaki ve hayvanlar alemindeki bu durumu 'tabiat kanunu' olarak nitelendirmemiz ve bir değer yargılamasında bulunmamamızdır. İnsanlarda haksız ve adaletsiz olan tabiatta ve hayvanlar aleminde tabiat kanunudur.

Haksızlığın haksızlık olduğuna ve adaletsizliğin adaletsizlik olduğuna inananlar ve karar verenler insanlardır. Bunun böyle olmasını insanlar düşünme ve konuşma yeteneklerine, etik değerlerine, sosyalizasyonlarına ve tarihsel gelişimlerine borçludurlar. 'Adalet' kavramının gelişmesi ve insanlarda bir adalet ve adaletsizlik mefhumunun oluşması da saydığım etmenler sonucudur. Kısaca belirtmek gerekirse objektif bir adalet kavramının oluşması sübjektif adalet duygusunun sonucudur. Adaletin ne olduğu konusunda bir fikir, bir duygu, bir his, bir yargı olmadan adalet olamaz.

Not: Alttaki alıntıda verdiğiniz örnekler benim düşünceme göre 'adalet duygusu' örnekleri değildir, olsa olsa söz konusu kişinin kendisini ve başkalarını kandırmak için uydurdukları bahanelerdir. Çünkü duygu insanın içinden gelir. Adalet duygusu haksızlığa ve eşitsizliğe karşı insanı ayaklandıran bir duygudur. Kendini üstün görmek, kendi düzeyini korumak adalet duygusu ile yakından uzaktan ilgisi olmayan duygulardır. Bir katilin, bir hırsızın, bir 'baba'nın kendi değer ölçülerine göre bir 'adalet duygusu' oluşturmaları söz konusu olabilir. Ama bu duygunun çağdaş bir toplumun ve bu toplumun sosyalizasyonundan geçmiş kişilerin 'adalet duygusunu' bastırmaları düşünülemez. Gerçek adaletle ilgisi olmayan sapık ve hasta ruhlu kişilerin adalet duygularınından etkilenen veya adalet sisteminde bu kişilerin duygularına yer ayıran bir toplum ADİL bir toplum değildir.
Alıntı:
Yazan Av.Armağan Konyalı
Yukarıdaki örnekler doğru değerlendirilmeli: Bu örneklere bakarak insanoğlunun doğuştan iyi olduğu sanılmamalı. Bebek melek gibi değildir. Adalet duygusu “iyi” olmaya yetmemekte. İnsanda adalet duygusunun var olması başkalarına haksızlık etmesine engel olmuyor. Herkes haksızlık yaptığının farkında ama psikolojideki savunma mekanizmaları sayesinde herkes kendi adalet duygusunu rahatlatıyor:

Katil “öldürdüm ama çalmadım” diye kendini üstün görüyor.
Hırsız “çaldım ama öldürmedim” diye kendi düzeyini koruyor.
Hayatı haksızlık üzerine kurulu bazı “baba”ların racon keserek adalet dağıtması da bir garipliktir.

Saygılarımla
Old 05-11-2011, 12:48   #29
Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Gemici
Sayın Konyalı,
Olayı biraz daha çetrefilleştirelim isterseniz.
Olayı çetrefilleştirmekten yana değilim. Çok kolay bir umudum var:
İnsanlık artık kendini geliştirmeli ve haksızlık yapmaktan artık vazgeçmeli.

Binlerce yıldan sonra kendini hayvandan üstün gören ve hatta doğadan da üstün gören insanlığın bu üstünlüğünü göstermesinin zamanı geldi diye düşünüyorum. İnsanlık da o övündüğü düşünce gücünü artık göstermeli.

Konu bu kadar kolay ve anlaşılır olmasına karşın ifade edemediğim için üzülüyorum.
Alıntı:
'Adalet' ve 'Adalet Duygusu' arasındaki ilişki nedir?
Adalet duygusu insanın adaletsizlik karşısındaki duygusudur. Adaletsizlik olumsuz olduğundan insanların adaletsizlik karşısındaki duygusu da insana rahatsızlık verir. Eğer adaletsizlik olmazsa insanlar adalet duygusunun rahatsızlığından kurtulur. Umudum budur.
Alıntı:
Adalet'in gerçekten adalet olduğuna kim karar verir?
Her insan kendi adalet duygusunu taşır. Genellikle insanlar arasında adalet duygusu paralel olsa da bu paralellik her zaman oluşmaz. Örneğin, mahkeme kararlarındaki ayrışık oylar adalet duygusunun aynı eğitimi görmüş, aynı düzeydeki hukukçular arasında bile paralel olmadığını gösterir. İçtihatı birleştirme kararında bile ayrışık oy bulunması daha iyi bir örnektir.

Konuyu hafifletmek için eski bir olayı nakletmek istiyorum:
''Tarlaların arasında uzanan karayolunda bir kamyonla bir araba çarpışır. Kazada araba sürücüsü yüzde 100 kusurludur. Tarlalardaki köylüler olay yerine toplanır. Kamyoncu haklı olmanın verdiği kızgınlıkla küfürlerle birlikte araba sürücüsünü dövmeye başlar. Ama köylüler araya girer ve direnen kamyoncuyu döver.

Orada bulunan biri olayı izleyen yaşlı köylüye sorar:
- Kamyoncu haklıydı. Neden kamyoncuyu dövüyorlar?
Yaşlı köylü adalet duygusunu ortaya koyar:
-Hakkının tadını kaçırdı.
Alıntı:

Adalet duygusu olmasa adaletin gerçekleşmesi daha mı kolaylaşır?
'Adalet duygusu olmamalı' başlığından benim çıkardığım sonuç bu son şık oluyor.
Adaletsizlik olduğu sürece adalet duygusunun rahatsızlığı da olacaktır. Bu sorunun çözümü adalet duygusunu yok etmek değildir. Bu sorunun çözümü adaletsizliği yok etmektir. Bir başka deyişle, önce adaletsizlik yok olacak böylelikle adalet duygusuna ihtiyaç duyulmayacaktır. Tersini düşünmek ters olur. Benim de böyle bir iddiam yoktur.
Alıntı:
"eğer haksızlık olmazsa adalet duygusuna gerek kalmayacaktır."demişsiniz; doğru bir tespit bence. Bu tespite şunu da ekliyebiliriz hemen: 'Eğer adaletsizlik olmasa adalete gerek kalmıyacaktır'
Eğer adaletsizlik yoksa adalet var demektir. 'Eğer adaletsizlik olmasa adalete gerek kalmayacaktır' sözü ''adaletin hali hazırda, zaten var olması nedeniyle adalete gerek kalmayacağı'' nedeniyle doğrudur.
Alıntı:
Ama hem haksızlık, hem de adaletsizlik var. Çünkü haksızlık ve adaletsizlik eşyanın tabiatındadır. Ve sadece insanlarda değil hayvanlar aleminde de rastlanır haksızlığa ve adaletsizliğie. Aradaki tek fark biz insanların tabiattaki ve hayvanlar alemindeki bu durumu 'tabiat kanunu' olarak nitelendirmemiz ve bir değer yargılamasında bulunmamamızdır. İnsanlarda haksız ve adaletsiz olan tabiatta ve hayvanlar aleminde tabiat kanunudur.
İnsanı hayvandan ayıran sorumluluğudur. Hayvanlar tabiat kanununa tabidir. Hayvanlar tabiata tabi olur ama insanlık doğaya başkaldırmıştır. İnsanlık doğaya hükmetme iddiasındadır. İnsanlık doğanın genlerine bile müdahale ederek doğanın kalıtım kurallarını bile çiğnemektedir. Bu müdahale günlük yaşamımıza girmiştir. Bu yaz karpuzda duyduğumuz kabak kokusu karpuza aşılanmış kabak geni nedeniyledir.

Fen bilimleri ve teknolojide kendini doğanın kurallarıyla bağlı hissetmeyen insanlık hukukta da doğanın kurallarını terketmelidir. Fen biliminde kuştan hızlı, hatta sesten hızlı uçabilen insanlar, sosyal bilimlerde sürüngenler düzeyindedir. Özellikle uluslararası hukuk kuralları ''tabiat kanunu'' dediğimiz ilkellikten daha da ilkeldir.

Umudum, fen bilimlerindeki gelişmeyi ekonomi, sosyoloji, psikoloji ve hukuk gibi sosyal bilimlerde de görebilmektir. Bu bilimlerde gelişme sağlamanın çok kolay bir yolu bulunmakfadır: İnsanlar haksızlık yapmaktan vazgeçmelidir.
Alıntı:
Yazan Gemici

Alıntı:
Yazan ben
Herkes haksızlık yaptığının farkında ama psikolojideki savunma mekanizmaları sayesinde herkes kendi adalet duygusunu rahatlatıyor:

Katil “öldürdüm ama çalmadım” diye kendini üstün görüyor.
Hırsız “çaldım ama öldürmedim” diye kendi düzeyini koruyor.
Not: Yukarıdaki alıntıda verdiğiniz örnekler benim düşünceme göre 'adalet duygusu' örnekleri değildir, olsa olsa söz konusu kişinin kendisini ve başkalarını kandırmak için uydurdukları bahanelerdir. Çünkü duygu insanın içinden gelir. Bir katilin, bir hırsızın, bir 'baba'nın kendi değer ölçülerine göre bir 'adalet duygusu' oluşturmaları söz konusu olabilir. Ama bu duygunun çağdaş bir toplumun ve bu toplumun sosyalizasyonundan geçmiş kişilerin 'adalet duygusunu' bastırmaları düşünülemez. Gerçek adaletle ilgisi olmayan sapık ve hasta ruhlu kişilerin adalet duygularınından etkilenen veya adalet sisteminde bu kişilerin duygularına yer ayıran bir toplum ADİL bir toplum değildir.
Eleştirdiğiniz örnekler şu cümlenin altında yer almaktaydı:
''Herkes haksızlık yaptığının farkında ama psikolojideki savunma mekanizmaları sayesinde herkes kendi adalet duygusunu rahatlatıyor.'' Yazdıklarımda kişilerin düşüncelerinin toplumu etkileyeceği iddiası bulunmamaktadır.

Sorularınızla konuyu bir kez daha ve daha doğru ifade etme şansını verdiğiniz için teşekkür ederim.

Saygılarımla
Old 06-11-2011, 02:38   #30
hakistanbul

 
Varsayılan Adaletsİz Davrananlar AdaletsİzlİĞe UĞrayanlardan Daha Mutsuzdurlar

Tüm arkadaşlara hayırlı bayramlar dileğimle yazılacak çok şey var,yazılacak hiç bir şey yok aslında ama şimdilik bir söz ekleyeyim dedim bu saatte;

ADALETSİZ DAVRANANLAR ADALETSİZLİĞE UĞRAYANLARDAN DAHA MUTSUZDURLAR.
(DEMOKRİTOS)
GENELLİKLE,MUTLU MUYUZ? MUTSUZ MUYUZ? DAHA MUTSUZ OLANLARDAN MIYIZ? DİYE EKLEYİP BAYRAMDAN SONRA GÖRÜŞÜP KONUŞMAK DİLEĞİYLE SAYGILAR İYİ BAYRAMLAR.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Felsefenin Adaleti İhmal Etmesi- Öc alma Duygusu- Katharsis Y£LİZ Hukuk Haberleri 2 04-05-2012 03:21
Adalet... Güldal Site Lokali 0 28-04-2008 14:38
Sözde adalet yetmez, gözde adalet de lazımdır... üye3578 Hukuk Sohbetleri 7 08-03-2008 11:47
"Zamanaşımı"olmalı mı ? olmamalı mı? Viyola Hukuk Sohbetleri 12 26-02-2008 23:46


THS Sunucusu bu sayfayı 0,09358191 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.