Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aile Hukuku Yargılamalarında Usül/ HMK / Yargıtay Kararları

Yanıt
Old 02-09-2016, 15:56   #31
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/3769
K. 2016/12631
T. 27.6.2016

* MAHKEME KARARI USULÜNE UYGUN TEBLİĞ EDİLMEDEN TEMYİZDEN FERAGAT YAPILMASI ( Doğmamış Bir Haktan Peşin Feragatin Geçerli Olmadığı - Temyiz Hakkı Henüz Doğmadığından Temyiz Süresinin İşlemeye Başlamasının da Söz Konusu Olamayacağı/Temyizden Feragat Beyanları Sonuç Doğurmayacağından ve Temyiz İstemi Süresinde Olduğundan İnceleneceği )

* TEMYİZDEN FERAGAT ( Davalı Tarafa Yapılan Tebligatta Tebliğin Ne Zaman ve Nerede Yapıldığının Yazılmadığı Tebligatı Yapan Memurun Adı Soyadı ve Mahkeme Kaleminde Yapılması Halinde Sicil Numarasının Bulunmadığı/Yapılan Tebligatın Tebligat Kanununa Uygun Olmadığı - Temyiz Hakkı Henüz Doğmadığından Temyiz Süresinin İşlemeye Başlamayacağı/Temyizden Feragat Beyanlarının Sonuç Doğurmayacağı )

* GEREKÇELİ KARARIN KISA KARARA AYKIRI OLMASI ( Hüküm Sonucunda Sadece "Davanın Kabulüne" Denildiği - Gerekçeli Kararda İse Hüküm Sonucuna Ayrıntılı Olarak Yer Verilmek Suretiyle Çelişki Yaratıldığı/Sonradan Yazılan Gerekçeli Karar Tefhim Edilen Hüküm Sonucuna Aykırı Olduğundan Kararın Bozulacağı )

6100/m. 294, 297, 298, 307

ÖZET : Temyiz süreleri ilamın usulen taraflardan her birine tebliğ ile işlemeye başlar. Davalı tarafa yapılan tebligatta, tebliğin ne zaman ve nerede yapıldığının yazılmadığı, tebligatı yapan memurun adı soyadı ve mahkeme kaleminde yapılması halinde sicil numarasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yapılan tebligatın, tebligat kanununa uygun olmadığı gibi, taraflar karar gününde feragat dilekçesi vermiştir. Bu dilekçede mahkeme karar numarası bulunmamaktadır. Mahkeme kararı henüz usule uygun olarak tebliğ edilmeden, feragat yapılmıştır. Doğmamış bir haktan peşin feragat geçerli değildir. Temyiz hakkı henüz doğmadığından; temyiz süresinin işlemeye başlaması da söz konusu olamaz. Bu sebeple, temyizden feragat beyanları sonuç doğurmayacağından ve temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla incelenmesi gerekir.

Mahkemece duruşma tutanağına geçirilen hüküm sonucunda sadece "davanın kabulüne" denilmiş; gerekçeli kararda ise hüküm sonucuna ayrıntılı olarak, yer verilmek suretiyle çelişki yaratılmıştır. Bu haliyle sonradan yazılan gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırıdır.

Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sunucuna aykırı olamaz. Tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz/kanun yoluna başvurulması ve kararın bozulması halinde düzeltilebilir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Temyiz süreleri ilamın usulen taraflardan her birine tebliğ ile işlemeye başlar ( HUMK m. 432/1). Davalı tarafa yapılan tebligatta, tebliğin ne zaman ve nerede yapıldığının yazılmadığı, tebligatı yapan memurun adı soyadı ve mahkeme kaleminde yapılması halinde sicil numarasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yapılan tebligatın, tebligat kanununa uygun olmadığı gibi, taraflar karar günü olan 28.1.2005 tarihinde feragat dilekçesi vermiştir. Taraflarca verilen bu dilekçede mahkeme karar numarası bulunmamaktadır. Mahkeme kararı henüz usule uygun olarak tebliğ edilmeden, feragat belirtilen 28.1.2005 tarihli dilekçeyle yapılmıştır. Doğmamış bir haktan peşin feragat geçerli değildir. Temyiz hakkı henüz doğmadığından; temyiz süresinin işlemeye başlaması da söz konusu olamaz. Bu sebeple, temyizden feragat beyanları sonuç doğurmayacağından ve temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla incelenmesi gerekmiş olup, temyiz sebeplerine hasren yapılan incelemeye gelince

Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar hükümdür. Hüküm yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur ( HMK m. 294/1, 2, 3; HUMK m. 381). Mahkemece duruşma tutanağına geçirilen hüküm sonucunda ( kısa karar ) sadece " davanın kabulüne" denilmiş; gerekçeli kararda ise hüküm sonucuna ayrıntılı olarak, yer verilmek suretiyle çelişki yaratılmıştır. Bu haliyle sonradan yazılan gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırıdır.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294/3.maddesi uyarınca, hükmün tefhimi; her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur.

Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sunucuna aykırı olamaz, ( 6100 s. HMK m.298/2). Buna göre, tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz/kanun yoluna başvurulması ve kararın bozulması halinde düzeltilebilir. Tefhim edilen ve duruşma tutanağına geçirilen hüküm sonucu ile gerekçeli karar arasındaki aykırılık diğer yönler incelenmeden tek başına bozma sebebi olur. O halde mahkemece yapılacak iş, 10.4.1992 tarihli 7/4 Sayılı içtihadı birleştirme kararı gözetilerek yeniden karar oluşturmaktan ibarettir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


http://kazanci.com.tr/
123456789101112131415TÜMÜ
MAHKEME KARARI USULÜNE UYGUN TEBLİĞ EDİLMEDEN TEMYİZDEN FERAGAT YAPILMASI
MAHKEME KARARI USULÜNE UYGUN TEBLİĞ EDİLMEDEN TEMYİZDEN FERAGAT YAPILMASI
‹›
Old 06-05-2017, 18:04   #32
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/22214
K. 2017/1045
T. 6.2.2017

• BOŞANMA DAVASI (Kadının Erkeğin Reddedilen Zina Sebebine Dayalı Boşanma Davası Hakkında Temyizi Bulunmadığı - Erkeğin Katılma Yoluyla Kendisinin Zina Sebebine Dayalı Davasının Reddine Yönelik Temyiz İsteği İncelenemeyeceğinden Bu Yöne Dair Temyiz İtirazlarının İncelenmesine Yer Olmadığına Karar Vermek Gerektiği)

• KATILMA YOLUYLA TEMYİZ (Asıl Temyiz İstemine Sıkı Sıkıya Bağlı Olduğu - Kadının Erkeğin Reddedilen Zina Sebebine Dayalı Boşanma Davası Hakkında Temyizi Bulunmadığından Erkeğin Katılma Yoluyla Kendisinin Zina Sebebine Dayalı Davasının Reddine Yönelik Temyiz İsteğinin İncelenemeyeceği)

• TEMYİZ İNCELEMESİ (Katılma Yoluyla Temyiz İsteminin Asıl Temyiz İstemine Sıkı Sıkıya Bağlı Olduğu/Kadının Erkeğin Reddedilen Zina Sebebine Dayalı Boşanma Davası Hakkında Temyizi Bulunmadığı - Erkeğin Katılma Yoluyla Kendisinin Zina Sebebine Dayalı Davasının Reddine Yönelik Temyiz İsteğinin İncelenemeyeceği)

4721/m.161

ÖZET : Dava, boşanma istemine ilişkindir. Katılma yoluyla temyiz istemi asıl temyiz istemine sıkı sıkıya bağlıdır. Kadının, erkeğin reddedilen zina sebebine dayalı boşanma davası hakkında temyizi bulunmamaktadır. Bu durumda erkeğin katılma yoluyla kendisinin zina sebebine dayalı davasının reddine yönelik temyiz isteği incelenemeyeceğinden bu yöne dair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından; erkeğin kabul edilen davası, kusur belirlemesi, tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddi yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise, katılma yoluyla kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, kendisinin zina sebebine dayalı davasının reddi, tedbir nafakası ve kadın yararına hükmolunan vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-)Gerekçeli karar 06.08.2015 tarihinde davalı-karşı davacı erkek vekiline tebliğ edilmiştir. Davalı-karşı davacı erkek vekili temyiz dilekçesini yasal süresinden sonra 14.09.2015 günü verdiğine göre, davalı-karşı davacı erkeğin asıl temyizi süresinde değildir. Bu sebeple davalı- karşı davacı erkeğin asıl temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2-)Davacı-karşı davalı kadın hükmü erkeğin kabul edilen davası, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri yönünden; davalı-karşı davacı erkek ise ise katılma yolu ile kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, kendisinin zina sebebine dayalı davasının reddi, tedbir nafakası ve kadın yararına hükmolunan vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir. Katılma yoluyla temyiz istemi asıl temyiz istemine sıkı sıkıya bağlıdır. Davacı-karşı davalı kadının, erkeğin reddedilen zina sebebine dayalı boşanma davası hakkında temyizi bulunmamaktadır. Bu durumda davalı-karşı davacı erkeğin katılma yoluyla kendisinin zina sebebine dayalı davasının reddine yönelik temyiz isteği incelenemeyeceğinden bu yöne dair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

3-)Davalı-karşı davacı erkeğin diğer yönlere dair temyiz itirazları ile davacı-karşı davalı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda (3.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, davalı-karşı davacı erkeğin asıl temyiz talebinin ise yukarda (1.) bentte gösterilen sebeple REDDİNE, davalı-karşı davacı erkeğin katılma yoluyla kendisinin zina sebebine dayalı davasının reddine yönelik temyiz itirazlarının yukarda (2.) bentte gösterilen sebeple incelenmesine yer olmadığına, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 136.00'şar TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 06-05-2017, 18:06   #33
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/22195
K. 2017/1205
T. 8.2.2017

• BOŞANMA DAVASI ( Davalı Kadının Önceki Aşamalarda Yoksulluk Nafakası Talep Etmeyip Tahkikat Aşamasında Nafaka İstediği/Davacı Erkeğin Talep Sonucunun Genişletilmesine Açık Muvafakat Bildirmediği - Davalı Tarafından Bu Konuda Yapılmış Bir Islah İşlemi Bulunmadığı/Yoksulluk Nafakası Talebi Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Kararı Verilecek Yerde Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmesinin Hatalı Olduğu )

• YOKSULLUK NAFAKASI TALEBİ ( Boşanma Davası/Davalı Kadının Önceki Aşamalarda Talep Etmeyip Tahkikat Aşamasında Nafaka İstediği - Davacı Erkeğin Talep Sonucunun Genişletilmesine Açık Muvafakat Bildirmediği/Davalı Tarafından Bu Konuda Yapılmış Bir Islah İşlemi Bulunmadığı - Yoksulluk Nafakası Talebi Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Kararı Verilecek Yerde Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmesinin Hatalı Olduğu )

• DAVACI ERKEĞİN AÇIK MUVAFAKAT BİLDİRMEDİĞİ ( Davalı Kadının Önceki Aşamalarda Yoksulluk Nafakası Talep Etmeyip Tahkikat Aşamasında Nafaka İstediği - Davalı Tarafından Bu Konuda Yapılmış Bir Islah İşlemi Bulunmadığı/Yoksulluk Nafakası Talebi Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Kararı Verilecek Yerde Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmesinin Hatalı Olduğu )
• KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞI ( Davalı Kadının Önceki Aşamalarda Yoksulluk Nafakası Talep Etmeyip Tahkikat Aşamasında Nafaka İstediği/Davacı Erkeğin Talep Sonucunun Genişletilmesine Açık Muvafakat Bildirmediği - Davalı Tarafından Bu Konuda Yapılmış Bir Islah İşlemi Bulunmadığı/Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmesinin Hatalı Olduğu )
6100/m.141
4721/m.175
ÖZET : Davalı kadın önceki aşamalarda yoksulluk nafakası talep etmemiş; ancak tahkikat aşamasında nafaka istemiştir. Davacı erkek talep sonucunun genişletilmesine açık muvafakat bildirmediği gibi, davalı tarafından bu konuda yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır.Bu sebeple yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına kararı verilecek yerde yoksulluk nafakasına hükmedilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından, nafakalar yönünden, davalı kadın tarafından ise, tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-)Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre davalı kadının tüm, davacı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-)Dava, Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girdikten sonra 06.02.2013 tarihinde açılmış, davalı kadın usulüne uygun şekilde dava dilekçesi tebliğine rağmen cevap dilekçesi vermemiş, davet edildiği ön inceleme duruşmasına katılmamıştır. Davalı kadın, Dairemizin bozma ilamından sonra 17.03.2015 havale tarihli dilekçesiyle tazminat ve nafaka talebinde bulunmuştur.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 141. maddesinde "Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise, ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez; iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” hükmü bulunmaktadır.

Davalı kadın önceki aşamalarda yoksulluk nafakası talep etmemiş; ancak tahkikat aşamasında 500 TL nafaka istemiştir. Davacı erkek talep sonucunun genişletilmesine açık muvafakat bildirmediği gibi, davalı tarafından bu konuda yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır.(HMK m. 141). Bu sebeple yoksulluk nafakası talebi hakkında ”karar verilmesine yer olmadığına" kararı verilecek yerde yazılı şekilde yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 143.50 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatıran davacıya iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.02.2017 tarhinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 29-06-2018, 13:35   #34
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/15479
K. 2018/4893
T. 12.4.2018

• BOŞANMA İSTEMİ ( Şiddetli Geçimsizlik - Evlilik Birliği Ortak Hayatı Sürdürmeleri Kendilerinden Beklenmeyecek Derecede Temelinden Sarsılmış Olursa Eşlerden Her Birinin Boşanma Davası Açabileceği - Mahkemece Davalı Tarafa Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Yönelik Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmesi İçin 2 Haftalık Kesin Süre Verilmesine Bu Süreye Uyulmadığı Takdirde O Delile Dayanmaktan Vazgeçilmiş Sayılmasına Karar Verileceğinin İhtar Edildiği/Bu İhtarata Uyulmadığı Gerekçesiyle Davalının Tanık Dinletme Talebinden Vazgeçilmiş Sayılmasına Karar Verilmesinin Bozmayı Gerektirdiği )

• TANIK DİNLENMESİ ( Tarafların Dava Dilekçesi veya Cevap Dilekçesi İle Vakıalara ve Tanık Deliline Dayanmaları Halinde Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmemeleri Durumunda Her Bir Tanığın Dayanılan Bütün Vakıalar Hakkında Beyanda Bulunacağının Kabulü Gerektiği - Mahkemece Davalı Erkeğin Tanıklarının Davalı Erkek Tarafından Bildirilen Her Bir Vakıa Yönünden Dinlenerek Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

• HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI ( Boşanma İstemi - Davalının Tanık Deliline Dayandığı/Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmediği/Her Bir Tanığın Dayanılan Bütün Vakıalar Hakkında Beyanda Bulunacağının Kabulü Gerektiği - Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Yönelik Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmesi İçin Verilen 2 Haftalık Kesin Süreye Uymadığı Gerekçesiyle Tanık Dinletme Talebinden Vazgeçilmiş Sayılmasına Karar Verilmesinin Erkeğin Savunma Hakkının Kısıtlanması Niteliğinde Olduğu )
4721/m.166/1
6100/m.27, 119/1-f, 121 ve 129/2, 240
ÖZET : Dava, şiddetli geçimsizlik hukuksal sebebi uyarınca boşanma istemine ilişkindir.

Mahkemece davalı tarafa yer ve zaman göstermek suretiyle; her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya yönelik tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine bu süreye uyulmadığı takdirde o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verileceğinin ihtarı yapılmış olup, bu ihtarata uyulmadığı gerekçesiyle davalının tanık dinletme talebinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir.

Her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmemeleri durumunda her bir tanığın dayanılan bütün vakıalar hakkında beyanda bulunacağının kabulü gerekmekte olup, mahkemece davalı erkeğin tanıklarının davalı erkek tarafından bildirilen her bir vakıa yönünden dinlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması erkeğin savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı kadın tarafından şiddetli geçimsizlik ( 166/1. Maddesi ) hukuksal sebebi uyarınca açılan boşanma davasında dava dilekçesi davalı erkeğe tebliğ edilmiş ve davalı erkek süresinde cevap dilekçesi sunmuştur. Davalı erkek cevap dilekçesi ile davanın reddini istemiş buna ilişkin vakıalarını ve tanıklarını bildirmiştir. Mahkemece 10.12.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı tarafa, HMK 240. maddesi uyarınca; yer ve zaman göstermek suretiyle; her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya yönelik tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine bu süreye uyulmadığı takdirde o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verileceğinin ihtarı yapılmış, 09.02.2016 tarihli duruşmada bu ihtarata uyulmadığı gerekçesiyle davalının tanık dinletme talebinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-f hükmü uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin dava dilekçesinde belirtilmesi, ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanununun 121 ve 129/2. madde hükmü uyarınca hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur. Ancak, taraflar dava dilekçesi veya cevap dilekçesi ile vakıalara ve tanık deliline dayanmaları halinde her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmemeleri durumunda her bir tanığın dayanılan bütün vakıalar hakkında beyanda bulunacağının kabulü gerekir. Buna göre mahkemece davalı erkeğin tanıklarının davalı erkek tarafından bildirilen her bir vakıa yönünden dinlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması erkeğin savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir ( HMK m.27 ). Bu sebeple usul ve yasaya aykırı olan hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.04.2018 ( Prş. )

Kazancı
Old 29-06-2018, 13:39   #35
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/15582
K. 2018/4901
T. 12.4.2018
• BOŞANMA İSTEMİ ( Davalı Erkeğe Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranma Kusuru İzafe Edilemeyeceği Gibi Davalının Boşanmayı Gerektiren Başkaca Bir Kusurlu Davranışı da İspatlanmadığından Türk Medeni Kanununun 166/1. Maddesinde Belirtilen Temelinden Sarsılma Koşullarının Oluşmadığı Gerekçesiyle Davanın Reddi Gerekirken Kabulünün İsabetsiz Olduğu )
• DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ ( 6100 S.K. Md. 119/1-E Uyarınca Davacının Dava Dilekçesinde Davanın Dayanağı Olan Bütün Vakıaları Davalının da Aynı 129/1-D Gereğince Savunmasının Dayanağı Olan Bütün Vakıaları Sıra Numarası Altında ve Açık Özetleriyle Birlikte Cevap Dilekçesinde Göstermek Zorunda Olduğu )
• TARAFLARCA GETİRİLME İLKESİ ( Hâkimin İki Taraftan Birinin Söylemediği Şeyi veya Vakıaları Kendiliğinden Dikkate Alamayacağı ve Onları Hatırlatabilecek Davranışlarda Dahi Bulunamayacağı )
• KUSURLU DAVRANIŞ ( Mahkemece Ancak Tarafların Dilekçelerinde Dayandıkları Vakıalar Hakkında İnceleme ve Değerlendirme Yapılabileceği - Mahkemece Usulüne Uygun Şekilde İleri Sürülmeyen ve Dayanılmayan Vakıaların Davalı Erkeğe Kusur Olarak Yüklenemeyeceği - Davalı Erkeğe Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranma Kusuru İzafe Edilemeyeceği Gibi Davalının Boşanmayı Gerektiren Başkaca Bir Kusurlu Davranışının da İspatlanamadığı - 4721 S.K. Md. 166/1 Uyarınca Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılma Koşullarının Oluşmadığı Gerekçesiyle Davanın Reddi Gerekirken Kabulünün İsabetsiz Olduğu )
4721/m.119/1-e, 129/1-d, 184/3
6100/m.25/1
ÖZET : Dava, boşanma istemine ilişkindir.

Mahkemece, gerekçeli kararda davalı erkeğe sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle izafe edilen kusurlu davranışa, davacı kadın dava dilekçesinde vakıa olarak dayanmamıştır. Davalı erkeğe sadakat yükümlülüğüne aykırı davranma kusuru izafe edilemeyeceği gibi davalının boşanmayı gerektiren başkaca bir kusurlu davranışı da ispatlanmadığından, Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde belirtilen temelinden sarsılma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken kabulü isabetsizdir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-e maddesi uyarınca davacı, dava dilekçesinde davanın dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte, davalı da aynı Kanunun 129/1-d maddesi gereğince savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte cevap dilekçesinde göstermek zorundadırlar. Bunlar, dava ve cevap dilekçelerinde talep sonucunun dayananağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye yarayan vakıalardır. Kanunda öngörülmüş istisnalar dışında hakim, iki tarafın birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz ( HMK m. 25/1 ). O halde mahkemece ancak tarafların dilekçelerinde dayandıkları vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir.

Mahkemece, gerekçeli kararda davalı erkeğe sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle izafe edilen kusurlu davranışa, davacı kadın dava dilekçesinde vakıa olarak dayanmamıştır. Mahkemece, usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan vakıalar davalı erkeğe kusur olarak yüklenemez. Davalının davayı kabulü de hukuki sonuç doğurmaz ( TMK m. 184/3 ). Gerçekleşen bu duruma göre; davalı erkeğe sadakat yükümlülüğüne aykırı davranma kusuru izafe edilemeyeceği gibi davalının boşanmayı gerektiren başkaca bir kusurlu davranışı da ispatlanmamıştır. Bu nedenlerle Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde belirtilen temelinden sarsılma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken, kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.04.2018 ( Per. )

Kazancı
Old 29-06-2018, 13:41   #36
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/16118
K. 2018/4992
T. 12.4.2018
• BOŞANMA İSTEMİ ( Bütün Mahkemelerin Her Türlü Kararlarının Gerekçeli Olarak Yazılması Gerektiği - Taraflardan Hangisinin Kusurunun Bulunduğu ve Kusurlu Davranışlarının Neler Olduğunun Kararda Gösterilmediği/Gerekçesiz Şekilde Hüküm Kurulması Usul ve Kanuna Aykırı Olup Bozmayı Gerektirdiği )
• KARARLARIN GEREKÇELİ OLMASI ( Anayasanın 141/3. Maddesi Uyarınca Bütün Mahkemelerin Her Türlü Kararlarının Gerekçeli Olarak Yazılması Gerektiği - Taraflardan Hangisinin Kusurunun Bulunduğu ve Kusurlu Davranışlarının Neler Olduğunun Kararda Gösterilmediği - Gerekçesiz Şekilde Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )
• HÜKMÜN KAPSAMI ( Hükmün Tarafların İddia ve Savunmalarının Özetini Anlaştıkları ve Anlaşamadıkları Hususları Çekişmeli Vakıalar Hakkında Toplanan Delilleri Delillerin Tartışılması ve Değerlendirilmesini Sabit Görülen Vakıalarla Bunlardan Çıkarılan Sonuç ve Hukuki Sebepleri Kapsaması Gerektiği )
2709/m.141/3
6100/m.297/1-c
ÖZET : Dava, boşanma istemine ilişkindir.

Yerel mahkeme kararında toplanan deliller ve tüm dosya kapsamdan davacı ile davalı arasında kurulan evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, tarafların ayrı yaşadıkları, bundan sonra bir araya gelerek evlilik birliğini yürütemeyecekleri, evlilik birliğinin fiilen bittiği ayrıca kurulan evlilik birliğinin bundan sonra taraflara ve topluma bir fayda sağlamayacağı anlaşılmakla açılan davanın kabulüne karar vermek gerektiğini belirtmiş ancak "taraflardan hangisinin kusurunun bulunduğu ve kusurlu davranışlarının neler olduğu” kararda gösterilmemiştir. Bu nedenle gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Anayasanın 141/3. maddesi “ bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" buyurucu hükmünü içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 3. bendine göre, mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalar, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Yerel mahkeme kararında toplanan deliller ve tüm dosya kapsamdan davacı ile davalı arasında kurulan evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, tarafların ayrı yaşadıkları, bundan sonra bir araya gelerek evlilik birliğini yürütemeyecekleri, evlilik birliğinin fiilen bittiği ayrıca kurulan evlilik birliğinin bundan sonra taraflara ve topluma bir fayda sağlamayacağı anlaşılmakla açılan davanın kabulüne karar vermek gerektiğini belirtmiş ancak "taraflardan hangisinin kusurunun bulunduğu ve kusurlu davranışlarının neler olduğu” kararda gösterilmemiştir. Yerel mahkeme, dayanılan delillerde yer alan hangi vakıaları kusur olarak nitelendirdiğini Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde gerekçeli olarak açıklamak zorundadır. Bu nedenle gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.04.2018 ( Prş. )

Kazancı
Old 29-06-2018, 18:22   #37
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
10. HUKUK DAİRESİ


DOSYA NO : 2018/571 Esas
KARAR NO : 2018/759 Karar

....

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re’sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur ve mahkemenin, taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun amir hükmü gereğidir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında re’sen nazara alınması gerekir.
Davada, velayet sahibi anne ile küçük arasında menfaat çatışması vardır.
Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesinin 4 ve 9. maddeleri ve Türk Medeni Kanununun 426/2. maddesi gereğince küçüğü davada temsil etmek üzere kayyım atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulması, açılan davanın sonucunun beklenilmesi, çocuğu temsilen kayyımın davaya katılımının sağlanarak, gösterdiği takdirde delillerinin toplanıp sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, bu yön üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün buna hasren kaldırılması gerekmektedir.

Açıklanan nedenle davacının istinaf talebinin sırf bu nedenle kabulüne, ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, küçüğü davada temsil etmek üzere kayyım atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulması, açılan davanın sonucunun beklenilmesi, çocuğu temsilen kayyımın davaya katılımının sağlanarak, gösterdiği takdirde delillerinin toplanıp sonucu uyarınca karar verilmesi gereği için dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davacının istinaf talebinin KABULÜNE, ilk derece mahkeme kararının KALDIRILMASINA, küçüğü davada temsil etmek üzere kayyım atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulması, açılan davanın sonucunun beklenilmesi, çocuğu temsilen kayyımın davaya katılımının sağlanarak, gösterdiği takdirde delillerinin toplanıp sonucu uyarınca karar verilmesi gereği için dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

2-İstinaf peşin harcının talep halinde yatıran tarafa İADESİNE,

3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda tarafların yokluğunda oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 25/05/2018
Old 16-07-2018, 18:38   #38
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

Türk Borçlar Kanununun 74. maddesi gereğince, ceza mahkemelerinin beraat kararları hukuk hakimini bağlamaz.


T.C.
Y A R G I TA Y
2. Hukuk Dairesi

ESAS NO: KARAR NO:
2016/16231 -2018/5005
.....
3/b-Mahkemece; davalı-davacı erkeğin, davacı-davalı kadına fiziksel şiddet uyguladığı iddiasının, kesinleşen ceza dosyası dikkate alınarak davacı-davalı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği belirtilerek tarafların belirlenen diğer kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu oldukları kabul edilmiştir. Davacı-davalı kadın tarafından delil olarak dayanılan ceza davası dosyası incelendiğinde; kadının olay tarihinden üç gün sonra adli rapor alması sebebiyle kadına ait adli raporda belirlenen yaralanmanın erkek eş tarafından gerçekleştirildiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle davalı-davacı erkeğin beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun 74. maddesi gereğince, ceza mahkemelerinin beraat kararları hukuk hakimini bağlamaz. Yapılan yargılama ve toplanan deliller ve tanık beyanları ile de desteklendiği üzere, tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davalı-davacı erkeğin davacı-davalı kadına fiziksel şiddet uyguladığı da anlaşılmaktadır. O halde; boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı erkek davacı-davalı kadına nazaran ağır kusurludur. Bu husus gözetilmeden tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü doğru olmamıştır.

c-Yukarıda 3/b bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Boşanmaya sebep olan olaylar kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu gibi, davacı-davalı kadın boşanmakla en azından eşinin maddi desteğini yitireceğinden, kadın yararına TMK m.174/1-2 koşulları oluşmuştur. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m.4, TBK. 51) dikkate alınarak davacı- davalı yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün .... bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, 16.04.2018(Pzt.)
Old 07-08-2018, 19:30   #39
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/815
K. 2018/2272
T. 20.2.2018

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA ( Mahkemece Davalı Kadının Süresinde Sayılması Gereken Cevap Dilekçesi Duruşmada Hazır Bulunan Davacı Tarafa Tebliğ Edilmeyip Okunup Dosyasına Konulduğu Belirtilmekle Yetinilerek Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi Aşamasının Tamamlandığı - Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi Aşamasının Usulünce Tamamlandığından Bahsedilemeyeceği/Davacı Kadının Dilekçesi Usulüne Uygun tebliğ Edilerek İnceleme Tamamlanarak İşlem Yapılması Gerektiği )
• DİLEKÇELERİN KARŞILIKLI VERİLMESİ AŞAMASI ( Davalı Kadının Süresinde Sayılması Gereken Cevap Dilekçesi Duruşmada Hazır Bulunan Davacı Tarafa Tebliğ Edilmeyip Okunup Dosyasına Konulduğu Belirtilmekle Yetinilerek Aşamanın Tamamlandığı - Aşamanın Usulünce Tamamlandığından Bahsedilemeyeceği/Davacı Kadının Dilekçesi Usulüne Uygun tebliğ Edilerek İnceleme Tamamlanarak İşlem Yapılması Gerektiği )
• ÖN İNCELEME VE TAHKİKAT AŞAMASININ USULSÜZ OLMASI ( Davalı Kadının Süresinde Sayılması Gereken Cevap Dilekçesi Duruşmada Hazır Bulunan Davacı Tarafa Tebliğ Edilmeyip Okunup Dosyasına Konulduğu Belirtilmekle Yetinilerek Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi Aşamasının Tamamlandığı - Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi Aşamasının Usulünce Tamamlandığından Bahsedilemeyeceği/Davacı Kadının Dilekçesi Usulüne Uygun tebliğ Edilerek İnceleme Tamamlanarak İşlem Yapılması Gerektiği )
4721/m.166
6100/m.136, 137, 139, 140

ÖZET : Mahkemece davalı kadının süresinde sayılması gereken cevap dilekçesi duruşmada hazır bulunan davacı tarafa tebliğ edilmeyip, okunup dosyasına konulduğu belirtilmekle yetinilmiş, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlanmamıştır. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının usulünce tamamlandığından bahsedilemeyeceğinden, yapılan ön inceleme, tahkikat ve sözlü yargılama duruşmaları da usule aykırı hale gelmiştir. Mahkemece, davalı kadının cevap dilekçesinin davacı tarafa usulüne uygun şekilde tebliğinin sağlanması, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanmasından sonra ön inceleme duruşması için gün tayin edilerek, gerçekleşecek sonucu dairesinde işlem yapılması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından, kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen manevi tazminat, nafakalar ve velayet düzenlemesi yönünden, davalı kadın tarafından ise, tüm yönlerden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davası olup ( TMK m.166/1 ) Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra 26.06.2014 tarihinde ikame edilmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 136. maddesinde davacının, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesi; davalının da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebileceği, 137. maddesinde, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ön inceleme duruşmasına davet ve ön inceleme duruşmalarının usulü ve yapılacak işlemler ise Hukuk Muhakemeleri Kanununun 139. ve 140. maddelerinde düzenlenmiştir. Mahkemece Kanun'un bu amir hükümlerine riayet edilmeksizin, usulüne uygun şekilde dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlanıp yine usulüne uygun şekilde ön inceleme yapılmadan tahkikata geçilerek işin esası hakkında karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

Somut olayda davalı kadına tebliğe çıkarılan dava dilekçesi iade edilmiş, buna rağmen davalı kadın 01.10.2014 tarihli ön inceleme duruşmasında vekili aracılığıyla sunduğu dilekçesiyle davaya cevap vermiştir. Davalı kadın tarafından sunulan bu cevap dilekçesinin süresinde olduğu kabul edilmelidir. Ancak mahkemece davalı kadının süresinde sayılması gereken bu cevap dilekçesi duruşmada hazır bulunan davacı tarafa tebliğ edilmeyip, okunup dosyasına konulduğu belirtilmekle yetinilmiş, dilekçelerin karşılıklı verilmesi ( HMK m.126-136 ) aşaması tamamlanmamıştır. Şu hale göre, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının usulünce tamamlandığından bahsedilemeyeceğinden, yapılan ön inceleme, tahkikat ve sözlü yargılama duruşmaları da usule aykırı hale gelmiştir. O halde mahkemece yapılacak iş; davalı kadının cevap dilekçesinin davacı tarafa usulüne uygun şekilde tebliğinin sağlanması, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanmasından sonra ön inceleme duruşması için gün tayin edilerek, gerçekleşecek sonucu dairesinde işlem yapmaktan ibarettir. Açıklanan bu husus davacının savunma hakkını kısıtlayan ve adil yargılanma hakkını etkileyen önemli bir usul hatası olup, hükmün bu sebeple bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı
Old 15-09-2018, 15:00   #40
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/2-1577
K. 2018/468
T. 14.3.2018

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASINA İLİŞKİN BOŞANMA İSTEMİ ( Davalı Erkeğin Cevap Dilekçesinde Eşinin Fiziksel Şiddetine Maruz Kaldığı Savunmasına Dayanmadığı/ Davalı Tarafça İleri Sürülmeyen Bu Vakıanın Mahkemece Kendiliğinden Hükme Esas Alınmasına ve Davacı Kadına Kusur Olarak Yüklenmesine İmkân Bulunmadığı - Gösterilen Delillerden Davalı Erkeğin Eşine Fiziksel Şiddet Uyguladığı Buna Karşılık Davacı Kadının da Eşine Hakaret Ettiği/Eşit Kusur Durumu Bulunduğundan Tazminatın Reddi Gerektiği )

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT SİTEMİ ( Davalı Erkeğin Cevap Dilekçesinde Eşinin Fiziksel Şiddetine Maruz Kaldığı Savunmasına Dayanmadığı/ Davalı Tarafça İleri Sürülmeyen Bu Vakıanın Mahkemece Kendiliğinden Hükme Esas Alınmasına ve Davacı Kadına Kusur Olarak Yüklenmesine İmkân Bulunmadığı - Gösterilen Delillerden Davalı Erkeğin Eşine Fiziksel Şiddet Uyguladığı Buna Karşılık Davacı Kadının da Eşine Hakaret Ettiği/Eşit Kusur Durumu Bulunduğundan Tazminatın Reddi Gerektiği )

• TARAFLARIN EŞİT KUSURLU OLMASI ( Tanıkların Tarafların İleri Sürmediği Uyuşmazlık Konusu Olmayan Bir Vakıayı Doğrulamasının Hâkimi Bağlamayacağı/Gösterilen Delillerden Davalı Erkeğin Eşine Fiziksel Şiddet Uyguladığı Buna Karşılık Davacı Kadının da Eşine Hakaret Ettiği - Evlilik Birliğinin Sarsılmasına Neden Olan Olaylarda Tarafların Her İkisi De Kusurlu Olmakla Birlikte Davalı Erkeğin Kusuru Daha Ağır Olduğu/Davacı Kadının Maddi Ve Manevi Tazminat Taleplerinin Reddi Gerektiği )

4721/m.166, 174
6100/m.119, 129, 140

ÖZET : Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak açılan boşanma istemine ilişkindir. Davalı erkeğin cevap dilekçesinde "eşinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı" savunmasına dayanmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun bir şekilde ileri sürülmeyen ve davalı tarafça dayanılmayan bu vakıanın, mahkemece kendiliğinden hükme esas alınmasına ve davacı kadına kusur olarak yüklenmesine imkân bulunmamaktadır. Tanıkların, tarafların ileri sürmediği, uyuşmazlık konusu olmayan bir vakıayı doğrulaması da hâkimi bağlamayacaktır. Ancak, tarafların iddia ve savunmaları kapsamında gösterdiği delillerden davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, ailesinin müdahalesine sessiz kaldığı, buna karşılık davacı kadının da eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların her ikisi de kusurlu olmakla birlikte davalı erkeğin kusuru daha ağırdır. Belirlenen bu kusur durumuna göre de davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki "boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kayseri 1. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 06.05.2013 gün ve 2012/822 E., 2013/417 K. sayılı karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.12.2013 gün ve 2013/15445 E., 2013/28323 K. sayılı kararı ile:

"...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- )Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, mahkemece de sabit kabul edildiği üzere; davalı kocanın ailesinin evliliğe müdahalesine sessiz kaldığı ve eşine fiziksel şiddet uyguladığı; mahkemenin belirlediğinden ayrık olarak davacı kadının eşine fiziksel şiddetinin kanıtlanamadığı, ancak davacı kadının eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında; boşanmaya sebep olan olaylarda her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte, eşine göre davalı kocanın daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Durum böyleyken; mahkemece tarafların eşit kusurlu olarak belirlenmesi doğru olmadığı gibi; bu hatalı kusur belirlemesi gerekçe gösterilmek suretiyle davacının, maddi ( TMK madde 174/1 ) ve manevi ( TMK madde 174/2 ) tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi de doğru olmamış; bozmayı gerektirmiştir...."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı olarak açılan boşanma ( TMK m. 166/1 ) istemine ilişkindir.

Davacı kadın vekili, tarafların ayrı bir evleri olmasına rağmen davalının ailesi ile birlikte yaşadıklarını, davalı kocanın eşine karşı hakaret ve tehditlerde bulunduğunu, fiziksel şiddet uyguladığını, ailesinin hakaretlerine de sessiz kaldığını, bu olaylar nedeni ile üzülen davacının düşük yaptığını, ortak hayatın müvekkili açısından çekilmez bir hale geldiğini, davalı eşin kusurlu hareketlerinin aynı zamanda davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu ileri sürerek, tarafların boşanmalarına, herhangi bir işi ve geliri bulunmayan müvekkili için 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına ve ayrıca 50.000,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı erkek vekili, iddiaların doğru olmadığını, tarafların bağımsız bir evlerinin olduğunu, davacı ve ailesinin hakaretlerine maruz kalanın müvekkili olduğunu, taraflar arasında boşanmayı gerektirecek bir durumun bulunmadığını belirterek, haksız davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davalı erkeğin evliliğinin üçüncü gününde babasının eşine yönelik hareketine sessiz ve tepkisiz kaldığı, karısının boğazını sıktığı, kadının ise boğazını sıkan eşini tırmaladığı, sonunda baba evine gezmeye diye giden davacının bir daha müşterek konuta dönmediği, yaşanan bu durum karşısında evlilik birliğinin devamına imkan kalmadığı, yaşanan olaylarda eşlerin kusurlarının birbirlerine eşit seviyede olduğu gerekçesiyle boşanma isteminin kabulüne, davacı kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin ise reddine karar verilmiştir.

Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiş, Özel Dairece davalı erkek vekilinin temyiz itirazları reddedilmiş, davacı kadın vekilinin temyizi bakımından ise yukarda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle karar bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, gerek davalı tanık beyanları gerekse davacı kadın tanığı Gülşah Salih beyanına göre kocanın davacı kadına yumrukla vurduğu, kadının da onu itekleyip yüzünü tırmaladığı, olayların olağan akışına göre kadının sessiz ve tepkisiz kaldığının da kabul edilemeyeceği, tartışmanın çıkmasına sebebiyet veren olaylar da nazara alındığında eşlerin birbirlerine şiddet uyguladığının kabulü gerektiği ve eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.

Direnme kararı davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanmanın kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Ne var ki, boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biridir.

Öte yandan, boşanmanın dayandığı temel ilkelerden biri "kusur" ilkesidir. Kusur ilkesine göre genel sebeple ( TMK m. 166/1. ) boşanmaya karar verebilmek için eşlerden birinin mutlaka kusurlu olması gerekir. Boşanma davasını açmak hakkı kusursuz ya da az, eşit veya fazla kusurlu eşindir. Boşanma davasını tam kusurlu eş açamaz.

Kusur ilkesi, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ( TMK ) 174. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından da önemli bir role sahiptir.

Nitekim, 4721 Sayılı TMK'nın 174. maddesi;

"Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." düzenlemesini içermektedir.

Maddenin anlatımından da anlaşılacağı üzere, maddi tazminat istenebilmesi, tazminat isteyenin kusursuz veya daha az kusurlu olması, tazminat istenenin kusurlu olması yanında bir zarar ile nedensellik bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının gerçekleşmesine bağlıdır. Buna göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmiş olan eş, kusursuz veya az kusurlu ise maddi tazminata hükmedilebilir.

Maddi tazminat yanında manevi tazminat istenebilmesi için de kusura dair bir kısım koşulların varlığı gerekmektedir. Şöyle ki; kusurlu taraftan uygun bir manevi tazminat istenebilmesi için boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerektiği açıktır.

Somut olayda eşlerin eşit kusurlu olup olmadığının belirlenebilmesi için dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ( HMK ) ile getirilen yeni düzenlemelerin de incelenmesinde yarar vardır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, davaya konu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların ( olguların ) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir ( HMK m. 187/1 ).

Vakıa ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır ( 03.03.2017 gün ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK ).

Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca getirilen vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de, kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hakim olan ve HMK'nın 25. maddesinde düzenlenen "taraflarca getirilme ilkesi" uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.

Nitekim bu ilkeye uygun olarak 6100 Sayılı HMK'nın "dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinin 1/e bendinde, "Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri" nin gösterilmesi gerektiği düzenlendiği gibi "cevap dilekçesinin içeriği" başlıklı 129. maddisinin 1/d bendinde de, "Davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüleceği üzere, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları bizzat sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır.

Uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek amacıyla HMK'da yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin birinci fıkrasında "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar." hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir ( HMK m. 119/2 ).

Diğer taraftan, 6100 Sayılı HMK'da iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının başlangıcı, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinin verilmesine bağlanmıştır. Bu bakımdan cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri, önceki düzenlemeye göre daha önemli hâle gelmiştir. Bu dilekçeler ile taraflar birbirlerinin iddialarını ele alıp çürütmeye veya iddia ve savunmaların haklı bir temele dayanmadığını açıklamaya çalışırlar. Açıktır ki, davacı cevaba cevap dilekçesi ile iddiasını, davalı da ikinci cevap dilekçesi ile savunmasını dilediği gibi değiştirebilir ve genişletebilir. Ancak yazılı yargılama usulünün ilk aşamasını teşkil eden dilekçeler teatisi safhasının tamamlanması ile taraflar iddia ve savunma sebeplerini diğer bir deyişle davanın temelinin oluşturan maddi vakıaları sınırlamış ve teksif etmiş olur ( Postacıoğlu İ. E/ Altay S.: Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 2015, s.474 ).

İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının kapsamına iddia ve savunma sebebini oluşturan maddi vakıalar da girdiğinden, bu yasağın yargılamanın hangi aşamasında başladığına dair soruya cevap veren HMK'nın 141. maddesinde yer alan düzenlemeye de değinmek gerekmektedir. Hükme göre, "Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ise diğer tarafın açık muvafakati ve ıslah dışında iddia ve savunma genişletilemez yahut değiştirilemez ( HMK m. 141/1 ).

Görüldüğü üzere cevaba cevap dilekçesinin verilmesinden sonraki evrede dava ve cevap dilekçelerinde bildirilen maddi vakıaların hem genişletilmesi hem de değiştirilmesi ilke olarak yasaktır. Bu yasağın kapsamına, dava sebebi olarak vakıalar ve talep sonucu dâhildir. Ancak talepten başka bir şeye hüküm verilen hâller ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda davayı genişletme veya değiştirme yasağı uygulanmaz ( Pekcanıtez H.: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1250; Tanrıver S.:Medeni Usul Hukuku, C.I, Ankara 2016, s.681,682 ). Bu yasağın istisnaları yine HMK'nın 141. maddesinin son fıkrasında açıklanmış ve karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslah suretiyle iddia ve savunmanın genişletilip, değiştirilebileceği kabul edilmiştir.

Dilekçeler teatisinin tamamlanmasından sonra yargılamanın ikinci kesiti olan ön inceleme aşamasına geçilecek, ön inceleme safhasında da öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar incelenecek, uyuşmazlık konuları tam olarak belirlenecek, tarafların delillerinin sunulması ve delillerin toplanması için gereken işlemler yapılacak ve taraflar, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda sulhe teşvik edilerek, bu hususlar tutanağa geçirilecektir ( HMK m.137/1; 140/1 ). Madde metninde de yer alan "uyuşmazlık konularının tam olarak tespiti" ifadesi, yargılama bakımından büyük bir öneme sahiptir. Çünkü taraflar, yukarda belirtildiği şekilde gerek 119. maddenin birinci fıkrasının e ve f bentleri ile 129. maddenin birinci fıkrasının d ve e bentleri gerekse de 194. madde kapsamında somutlaştırma yüküne uygun olarak iddia ve savunmalarını ileri sürmemişse, hâkimin aydınlatma ödevi çerçevesinde tarafların iddia ve savunmalarını somutlaştırması, delilerle vakıalar arasındaki bağın kurulması, bu noktada soru sorup açık olmayan noktaları aydınlatması gerekir. Bunun ardından hâkim, uyuşmazlık konularını net ve açık şekilde, tam olarak tespit etmelidir. ( Pekcanıtez, Pekcanıtez Usul, s.1288 )

Sözü edilen Kanunun 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise "Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür" ( HMK m. 140/3 ) denilmektedir. Maddeden anlaşıldığı üzere, ön inceleme aşamasında tutulan tutanak özel bir öneme sahiptir. Zira, uyuşmazlık konuları çözümlenmişse bu tutanak bir sulh belgesi olarak kabul edilecek; uyuşmazlık devam edecekse tutanakta yer almayan hususlar tahkikatın konusunu oluşturmayacak, diğer bir ifadeyle hükme esas alınmayacaktır. Tahkikat aşamasında ise tarafların ileri sürdükleri vakıaların doğru olup olmadığı araştırılıp tespit edilerek uyuşmazlık konularının gerçekliği çerçevesinde hüküm oluşturulacaktır ( Pekcanıtez, Pekcanıtez Usul, s.1232,1233 ).

Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde: davalı erkeğin cevap dilekçesinde "eşinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı" savunmasına dayanmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ön inceleme aşaması tamamlanana kadar usulüne uygun bir şekilde ileri sürülmeyen ve davalı tarafça dayanılmayan bu vakıanın, mahkemece kendiliğinden hükme esas alınmasına ve davacı kadına kusur olarak yüklenmesine imkân bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, tanıkların, tarafların ileri sürmediği, uyuşmazlık konusu olmayan bir vakıayı doğrulaması da hâkimi bağlamayacaktır. Ancak, tarafların iddia ve savunmaları kapsamında gösterdiği delillerden davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, ailesinin müdahalesine sessiz kaldığı, buna karşılık davacı kadının da eşine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların her ikisi de kusurlu olmakla birlikte davalı erkeğin kusuru daha ağırdır. Belirlenen bu kusur durumuna göre de davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru değildir.

O hâlde direnme kararının yukarda açıklanan bu değişik gerekçe ve sebeple bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince değişik gerekçe ile BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının davacıya iadesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.03.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kazancı
Old 10-01-2019, 15:01   #41
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/2-1887
K. 2017/1196
T. 14.6.2017
• VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ (Bu Hususta Yargılamanın Her Aşamasında İleri Sürülen Hususların Nazara Alınabileceği - Tahkikat Duruşması Olarak Görülen Birinci Celseye Kadar Tanık İsimlerinin Bildirilmemesi ve Duruşmada da Hazır Edilmemesi Gerekçesiyle Davalının Tanık Dinletme Talebinin Reddine Karar Verilmesi Doğru Görülmediği)

• KAMU DÜZENİ (Velayetin Kamu Düzeni İle İlgili Olduğu - Mahkemece Tahkikat Duruşması Olarak Görülen Birinci Celseye Kadar Tanık İsimlerinin Bildirilmemesi ve Duruşmada da Hazır Edilmemesi Gerekçesiyle Davalının Tanık Dinletme Talebinin Reddinin Hatalı Olduğu)

• ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI (Kamu Düzeni İle İlgisi ve Çocuğun Üstün Yararı da Dikkate Alındığında Velayetin Değişen Şartlara Göre Her Zaman Yeniden Değerlendirilmesi ve Yargılamanın Her Aşamasında İleri Sürülen Hususların Nazara Alınmasının Mümkün Olduğu)

• TANIK DİNLETME TALEBİ (Velayetin Kamu Düzeniyle İlgili Olması ve Çocuğun Üstün Yararının Resen Nazara Alınması Zorunluluğu Karşısında Tahkikat Duruşması Olarak Görülen Birinci Celseye Kadar Tanık İsimlerinin Bildirilmemesi ve Duruşmada da Hazır Edilmemesi Gerekçesiyle Davalının Tanık Dinletme Talebinin Reddinin Doğru Olmadığı)

6100/m.385/2

ÖZET : Dava velayetin değiştirilmesi istemine ilişkindir. Velayetin kamu düzeni ile ilgili olması ve çocuğun üstün yararı da dikkate alındığında değişen şartlara göre her zaman yeniden değerlendirilmesi ve yargılamanın her aşamasında ileri sürülen hususların nazara alınması mümkündür. Bu durumda somut olayda, mahkemece tahkikat duruşması olarak görülen birinci celseye kadar tanık isimlerinin bildirilmemesi ve duruşmada da hazır edilmemesi gerekçesiyle davalının tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mersin 1. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.07.2013 gün ve 2012/827 E., 2013/549 K. sayılı kararının davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2014 gün ve 2013/19997 E., 2014/4696 K. sayılı kararı ile;

(… Davacı, boşanma kararı ile velayeti davalı anneye verilen müşterek çocuk 2003 doğumlu Damla'nın velayetinin davalıdan alınarak davacıya verilmesini istemiştir. Davalı cevap dilekçesinde davanın reddini talep etmiş, tanık deliline dayanmış ancak tanık ismi bildirmemiştir. Mahkemece dosya üzerinden ön inceleme yapılmış, tahkikata geçilmiş, davalının tanık dinletme talebinin tahkikat duruşması olarak görülen 1. celseye kadar isimleri bildirmediğinden ve duruşmada hazır da edilmediğinden bahisle reddine karar verilerek dava sonuçlandırılmıştır. Velayetin değiştirilmesi istemi bir "çekişmesiz yargı" işidir (HMK.md.382/2/b-13). Çekişmesiz yargı işlerinde aksine hüküm bulunmadıkça re'sen araştırma ilkesi geçerlidir (HMK.md.385/2). Bu sebeple mahkeme re'sen delile başvurulabileceği gibi, taraf da delil gösterebilir. Velayetin aynı zamanda kamu düzeniyle ilgili olması ve çocuğun üstün yararının hakim tarafından resen nazara alınması zorunluluğu karşısında; mahkemece davalı tarafa tanık isimlerini bildirmesi ve gerekli avansı yatırması için süre verilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca velayet düzenlemesi yapılması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir…),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava velayetin değiştirilmesi istemine ilişkindir.

Davacı baba davalı ile boşandıklarını ve velayetin anneye verildiğini, davalı annenin velayet görevini kötüye kullandığını, sosyal güvencesi bulunmadığını, evden sabah erken çıkıp akşamları geç gelmesi sebebiyle çocukla ilgilenmediğini, çocuğun tüm bakımını kendisinin yaptığını, çocuğun da baba yanında kalmak istediğini belirterek velayetin anneden alınıp babaya verilmesini istemiştir.

Davalı vekili velayet anneye verildikten sonraki aşamada davacının çocuğun gereksinimlerini karşılayamayacak durumda olması sebebiyle çocuğun baba yanında kalmaya başladığını, çocuğa karşı davacının eşi tarafından iyi davranılmaması ve davacının da çocuğu istememesi üzerine, okulların kapanmasından sonra Haziran 2012 ayı sonunda baba tarafından çocuğun teslim edildiğini, nafaka ödememek için bu davanın açıldığını, babanın çocuğu kışkırttığını belirterek gerçek dışı beyanlarla açılan bu davanın reddini istemiştir.

Mahkemece müşterek çocuğun resmi velayetinin davalı annede olmasına rağmen çocuğun taraflar arasındaki mutabakat uyarınca 22.10.2010 tarihinde annesi tarafından davacı babaya teslim edildiği, daha sonra 2012 yılı içerisinde çocuğun yeniden anne yanına alındığı, bir süre anne yanında kaldıktan sonra çocuğun yeniden baba yanına bırakıldığı ve halen çocuğun baba yanında kaldığı, uzman raporlarında çocuğun baba yanında mutlu olduğunun ve velayetinin anneden alınarak babasına verilmesinin uygun olduğunun belirtildiği, çocuğun mahkeme huzurunda da babası ile birlikte kalmak istediğini ifade ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 318. maddesindeki basit yargılamaya dair açık hüküm karşısında davalı vekilinin süresinde cevap dilekçesi ile birlikte ayrıntılı delil listesi ibraz etmediği ve ön inceleme tensip tutanağının tebliğinden sonraki aşamada da ilk celseye kadarki süre zarfında herhangi bir tanık ismi bildirmediği ve dinletmek üzere de herhangi bir tanığı hazır etmediği, dosya kapsamı itibariyle tanık beyanlarının dosyaya herhangi bir yenilik katmayacağı ve etkisi olmayacağı, resen de tanık dinlenmesine gerek olmadığına kanaat getirildiği belirtilerek önceki gerekçelerle davanın kabulüne dair hükümde direnilmiştir.

Direnme hükmü davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, velayetin değiştirilmesine konu davada cevap dilekçesinde tanık deliline dayanan davalının tanık isimlerini tahkikat duruşmasında bildirmesi üzerine tanık dinletme talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

HMK'nın 382. maddesinin birinci fıkrasında çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu önce genel çerçevesi belirlenerek, daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir. Velayetin değiştirilmesi istemi de Kanunun sözü edilen maddesinde bir "çekişmesiz yargı" işi olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 385. maddesinin ikinci fıkrasında ise “çekişmesiz yargı işlerinde aksine hüküm bulunmadıkça re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu” düzenlemesine yer verilmiştir.

Bu genel açıklamadan sonra bilindiği üzere, Türk Medeni Kanunu (TMK) uyarınca velayet çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına dair hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir.

Ana ve babanın çocukların kişiliklerine dair hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.

Öte yandan ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Velayet, kamu düzenine dair olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 23.5.2001 gün ve 2001/2-430 E., 2001/432 K sayılı kararında da velayetin düzenlenmesinin kamu düzenine dair olduğu, usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturduğu benimsenerek aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.

Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında velayetin kamu düzeni ile ilgili olması ve çocuğun üstün yararı da dikkate alındığında değişen şartlara göre her zaman yeniden değerlendirilmesi ve yargılamanın her aşamasında ileri sürülen hususların nazara alınması mümkündür. Bu durumda somut olayda, mahkemece tahkikat duruşması olarak görülen birinci celseye kadar tanık isimlerinin bildirilmemesi ve duruşmada da hazır edilmemesi gerekçesiyle davalının tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Özel Daire bozma kararında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz ilam harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kazancı
Old 10-01-2019, 15:18   #42
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/3-1018
K. 2017/1218
T. 25.10.2017
• YOKSULLUK VE İŞTİRAK NAFAKALARININ ARTIRILMASI İSTEMİ (Yerel Mahkeme Kararı Bozma Kararı İle Birlikte Ortadan Kalkıp Hukuki Geçerliliğini Yitirdiği - Bozulan Karar Sonraki Kararın Eki Niteliğinde de Olmadığı/Bozma Kararına Uyulduktan Sonra Kurulacak Yeni Hüküm 6100 S. HMK'nın 297. Md.sine Uygun Olarak Oluşturulması Gerektiği)


• YENİ HÜKÜM (Yoksulluk ve İştirak Nafakalarının Artırılması İstemi - Yerel Mahkeme Kararı Bozma Kararı İle Birlikte Ortadan Kalkıp Hukuki Geçerliliğini Yitirdiği - Bozulan Karar Sonraki Kararın Eki Niteliğinde de Olmadığı/Bozma Kararına Uyulduktan Sonra Kurulacak Yeni Hüküm 6100 S. HMK'nın 297. Md.sine Uygun Olarak Oluşturulması Gerektiği)

• BOZMAYA UYMA (Bozma Kararına Uyulduktan Sonra Kurulacak Yeni Hüküm 6100 S. HMK'nın 297. Md.sine Uygun Olarak Oluşturulması Gerektiği - Bu Sebeple Mahkemenin Direnme Kararı Verilmesi Sırasında Kararın Hüküm Fıkrasında Yer Alan ve Bozmaya Konu Yapılmayan Kısım Yönüyle de İlk Hükümdeki Gibi Karar Verilmesi Gerektiği)
6100/m.297

ÖZET : Dava, yoksulluk ve iştirak nafakalarının artırılması istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, iştirak nafakasının artırılması istemi kısmen kabul edilmiş, yoksulluk nafakasının artırılması isteminin ise reddine karar verilmiştir. Yerel mahkeme kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmektedir. Bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde de değildir. Bu sebeple bozma kararına uyulduktan sonra kurulacak yeni hüküm 6100 Sayılı HMK'nın 297. maddesine uygun olarak oluşturulmalıdır. Bu sebeple mahkemenin direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan kısım yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar verilmesi gerekmektedir. Yerel mahkeme kararı bu haliyle, az yukarda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır. O halde, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine uygun şekilde direnme hükmü kurulması için işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “yoksulluk ve iştirak nafakalarının artırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Afyonkarahisar Aile Mahkemesince iştirak nafakasının artırılması isteminin kısmen kabulüne, yoksulluk nafakasının artırılması isteminin reddine dair verilen 12.11.2013 gün ve 2012/525 E., 2013/846 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili ve davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 02.07.2014 gün ve 2014/3819 E., 2014/10823 K. sayılı kararı ile;

(... Davacı vekili dava dilekçesinde; aylık 100,00'er TL olan iştirak ve yoksulluk nafakasının yetersiz olduğunu belirterek, aylık 300,00'er TL'ye yükseltilmelerine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; yoksulluk nafakasının artırılması talebinin reddine, iştirak nafakasının aylık 200,00 TL'ye yükseltilmesine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının tüm, davacının iştirak nafakasının arttırılması talebine dair temyiz itirazları yerinde değildir.

Davacının yoksulluk nafakasının arttırılması talebine dair temyiz itirazlarına gelince;

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176/4. maddesi gereğince; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Bu bağlamda, iradın artırılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerekmektedir.

Her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir.

Buna göre, önceki artırım davasının açıldığı 09/07/2007 tarihi ile eldeki artırım davasının açıldığı 13/06/2012 tarihi arasında yaklaşık 5 yıl geçmiştir. Aradan geçen bu sürede davacının ihtiyaçları doğal olarak artmış, davalının gelirinde de en az ÜFE oranında iyileşme meydana gelmiştir.

Mahkemece; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, iki dava tarihi arasındaki endeks artış oranları ve TMK'nun 4. maddesinde vurgulanan "hakkaniyet" ilkesi de dikkate alınarak yoksulluk nafakasının en azından ÜFE endeksi artış oranında artırılmasına karar verilmesi gerekirken, tümden reddedilmiş olması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir...),

Gerekçesi ile hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, yoksulluk ve iştirak nafakalarının artırılması istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili ile tarafların ortak çocuğu lehine hükmedilen aylık nafaka miktarlarının günün ekonomik koşullarına göre ihtiyacı karşılamaktan yoksun hale geldiğini ileri sürerek yoksulluk ve iştirak nafakalarının artırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, maddi durumu sebebiyle daha fazla nafaka ödeyemeyeceğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, iştirak nafakasının artırılması istemi kısmen kabul edilmiş, yoksulluk nafakasının artırılması isteminin ise reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili ile davalının temyiz itirazları üzerine karar, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan gerekçelerle yoksulluk nafakası yönünden bozulmuş, mahkemece önceki hükümde direnilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda yoksulluk nafakasının artırılması koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

Ancak, Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce yerel mahkemenin direnme kararında, bozma kapsamı dışında kalan iştirak nafakası ile bozma öncesi kararda hüküm altına alınan harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti hakkında yeniden hüküm kurmayıp, sadece "... Mahkememiz kararı sair hususlarda kesinleştiğinden karar verilmesine yer olmadığına..." şeklinde verdiği kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.

Bu noktada, bozma kararı ile bozma kapsamı dışında kalan hususlar da dâhil olmak üzere bozmaya konu ilk hükmün tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı, buna göre direnme kararında bozma kapsamı dışında kalan konularda tekrar karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususuna değinmek gerekmektedir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesine göre; “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a-) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,

b-) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,

c-) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,

d-) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,

e-) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,

(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”

şeklinde düzenlenmiştir.

“Hükmün yazılması” başlıklı 298. maddesi ise:

“(1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.

(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.

(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.

(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.” hükmü yer almaktadır.

Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denilebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.

Yerel mahkeme kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmektedir. Bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde de değildir. Bu sebeple bozma kararına uyulduktan sonra kurulacak yeni hüküm 6100 Sayılı HMK'nın 297. maddesine uygun olarak oluşturulmalıdır.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2014 gün ve 2013/9-1989 E., 2014/657K., 29.03.2017 gün ve 2017/11-76 E., 2017/570 K. sayılı kararı ile 05.04.2017 gün ve 2017/19-909 E., 2017/622 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.

Bu sebeple mahkemenin direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan kısım yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar verilmesi gerekmektedir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, kesin hüküm oluşan hallerde yeniden hüküm kurulmasının gerekmediği, somut olayda iki ayrı dava bulunduğu ve iştirak nafakasına dair davanın bozma kapsamı dışında bırakılarak kesinleştiği, bu sebeple direnme kararında daha önce kesinleşen iştirak nafakası bakımından hüküm kurulmamış olmasının usule aykırı olmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarda belirtilen sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Yerel mahkeme kararı bu haliyle, az yukarda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır.

O halde, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine uygun şekilde direnme hükmü kurulması için işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle direnme kararının yukarda açıklanan usulü nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.10.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Kazancı
Old 21-01-2019, 17:07   #43
Av. Hatun Olguner

 
Varsayılan

2.HD Tanığın Önceki Duruşmalarda Duruşma Salonunda Dinleyici Olarak Bulunması, Tanıklıktan Çekinmesini Gerektirecek Bir Neden Değildir


Daire/Kurul 2. HUKUK DAİRESİ
Esas No 2015/22863
Karar No 2017/2090
Karar Tarihi 28 Şub 2017








Tanığın Önceki Duruşmalarda Duruşma Salonunda Dinleyici Olarak Bulunması, Tanıklıktan Çekinmesini Gerektirecek Bir Neden Olmayacağı Gibi, Tanıklık Yapılmasını Engelleyecek Bir Durum da Değildir

(YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ ESAS 2015/22863 KARAR 2017/2090)

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davalı cevap dilekçesi ile usulüne uygun şekilde ve süresinde vakıalarını bildirmiş ve tanık deliline dayanmıştır. Davalı 28/10/2014 tarihli delil listesinde tanıkların isim ve adreslerini göstermiştir. Davalının tanıkları İ.K.- Y.A.-, Y.M. dinlenilmemiştir.

Duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir [HMK m.28-(1)]. Tanıklar, hâkim tarafından ayrı ayrı dinlenir ve biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamazlar. Tanıklar gerektiğinde yüzleştirilirler [HMK m.261-(1)].

Somut olayda 10/03/2015 tarihli celsede tanık İ.K.’nın geçen celse duruşma salonunda tanıklık yapmayacağını bildirerek duruşmayı izlediğinden bahisle tanığın dinlenmediği görülmüştür. Oysa tanıklığa engel olan ve tanıklıktan çekilme halleri Hukuk Muhakemeleri Kanunu 248. maddesinde belirtilmiştir.

Özellikle birden fazla tanığın aynı celsede dinlendiği duruşmalarda, tanıkların birbirlerinden etkilenmemeleri için ayrı ayrı duruşma salonuna alınıp dinlenmesi emredici usul kuralıdır.

Ancak, daha önceki duruşmalarda tanığın dinleyici olarak duruşma salonunda bulunması tanıklıktan çekinmesini gerektirecek bir neden olamayacağı gibi, tanıklık yapmasını engelleyecek bir durum da değildir.

Davalının babası olduğu anlaşılan tanık İhsan Karakaya’nın, tanıklıktan çekilme hakkını kullanmadığı takdirde, bu tanığın dinlenmesi gerekir. Ayrıca mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. (HMK m.241) Somut olayda mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu 241. madde koşullarının oluşup oluşmadığı da tartışılmamıştır.

Davalı mahkemeye bildirmiş olduğu ve dinlenmeyen diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçmemiştir. Bu sebeple tanıklar, Y.A. ve Y. M.’in dinlenmemesi de doğru görülmemiştir.

O halde, davalının gösterdiği yukarıda isimleri belirtilen tüm tanıkların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240 ve devamı maddeleri uyarınca çağrılıp dinlenmesi ve toplanan diğer tüm delillerle birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 28.02.2017
Old 11-06-2021, 15:30   #44
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/2-2288
K. 2020/326
T. 3.6.2020


• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA İSTEMİ ( Davalı Vekilinin Temyizi Üzerine Verilen Yargıtay Bozma Kararı Üzerine Yerel Mahkemenin Bu Karara Uyması ile Davalı Yararına Usulü Kazanılmış Hak Oluştuğu - Usulü Kazanılmış Hakkın Gerçekleşmesine Engel Olacak İstisnai Bir Durum da Bulunmadığına Göre Artık Önceki Kararda Direnilmesinin Usulen Mümkün Olmadığı )

• USULÜ KAZANILMIŞ HAK ( Mahkemece Bozmaya Uyulmakla Gerçekleşen Usulü Kazanılmış Hak Nazara Alınarak Hükmüne Uyulan Bozma Gereklerinin Yerine Getirilmesi Gerektiği - Direnme Kararı Verilmiş Olmasının Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu )


• BOZMAYA UYMA ( Mahkemece Bozmaya Uyulmakla Gerçekleşen Usulü Kazanılmış Hak Nazara Alınarak Hükmüne Uyulan Bozma Gereklerinin Yerine Getirilmesi Gerektiği - Direnme Kararının Bozulması Gerektiği )

4721/m.166

ÖZET : Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma istemine ilişkindir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı üzerine yerel mahkemenin bu karara uyması ile davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Burada usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesi usulen mümkün değildir. Usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Mahkemece bozmaya uyulmakla gerçekleşen usulü kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir.


DAVA : 1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Şanlıurfa 1. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair karar davalının temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
KARAR : I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkiline fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, birlik görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin müvekkiline verilmesini, aylık 800,00TL tedbir-yoksulluk nafakası, 800,00TL tedbir-iştirak nafakası ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle 50.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı erkek cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaların doğru olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Şanlıurfa 1. Aile Mahkemesi'nin 10.12.2013 tarihli ve 2013/202 E., 2013/1153 K. sayılı kararı ile; davalının eşine hakaret ettiği, birkaç defa fiziksel şiddet uyguladığı, evlilik birliğinin yüklemiş olduğu sorumlulukları yerine getirmediği gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin davacı anneye verilmesine, davalı ile kişisel ilişki tesisine, aylık 300,00TL tedbir-yoksulluk nafakası, 250,00TL iştirak nafakası ile boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle 10.000,00TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminata karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 02.02.2015 tarihli ve 2015/190 E., 2015/751 K. sayılı kararı ile;
"…Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm ve "kararın temyiz edilmemiş sayılmasına" dair 12.02.2014 tarihli ek karar davalı tarafından ( hüküm, maddi ve manevi tazminat ve nafakalar yönünden ) temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1- )Hükmü temyiz eden davalıya, temyiz harç ve giderlerindeki eksikliği tamamlaması için çıkartılan muhtıra 08.01.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı yedi günlük kesin süre içinde 15.01.2014 tarihinde mahkeme veznesine yatırmıştır. Yapılan ödeme UYAP sisteminden kontrol edilmek suretiyle tespit edilebileceğine göre, buna ilişkin tahsilat makbuzunun dosyaya ibraz edilmemiş olması kararın temyiz edilmemiş sayılmasını gerektirmez. Sonuçta kesin süre zarfında masraf yatırılmış olup, eksikliğin tamamlanmamasına bağlanan sonuç hasıl olmamıştır. Bu bakımdan mahkemece, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 434/3. maddesi uyarınca tesis edilen "kararın temyiz edilmemiş sayılmasına" dair 12.02.2014 tarihli ek karar yasaya aykırı olmuştur. Bu sebeple ek kararın bozularak kaldırılmasına, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmesi gerekmiştir.
2- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
3- )Boşanmada manevi tazminatın amacı, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, bozulan ruhsal dengesini telafi etmek, manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Onun için, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir. Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır. Hâkim, tazminat miktarını saptarken, bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve boşanmada kusuru bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, fiilin ağırlığını; öbür yandan da, kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır. Açıklanan ilkeler gözetildiğinde davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı, ölçülülük ilkesine uygun olmayıp fazla bulunmuştur. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun miktarda tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Temyiz edilen 12.02.2014 tarihli ek kararın yukarıda ( 1. ) bentte gösterilen sebeple bozularak ortadan kaldırılmasına, temyiz edilen hükmün yukarıda ( 3. ) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda ( 2. ) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA,…" gerekçesiyle hükmün kısmen bozulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
8. Şanlıurfa 1. Aile Mahkemesi'nin 28.05.2015 tarihli ve 2015/287 E., 2015/455 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeye yer verildikten sonra; tarafların hâl ve hareketleri, psikolojik durumları, kusur durumları, davacının yaşadığı manevi çöküntü, hastalığa yakalanması ve özellikle davalının davacı hamile iken davacıya hakaret etmesi, tekme vurarak şiddet uygulaması nedeniyle hükmedilen manevi tazminatın miktarının yerinde olduğu, tazminatın hâkimin takdirinde olduğu ve yerel mahkemece değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
9. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.
II. GEREKÇE
10. Mahkemenin ilk kararının Özel Dairece kısmen bozulmasından sonra yapılan yargılamada 28.05.2015 tarihli celsede alınan ara karar uyarınca bozma kararına uyulmasına karar verilmiş, ancak uyma kararına rağmen kısa ve kısa karara uygun gerekçeli kararda direnme kararı verilmiştir.
11. Burada "usul hukuku" ile ilgili ortaya çıkan sorun bozma kararının taraflara tebliği ile duruşmada mahkemece “bozma ilamına uyulmasına” ilişkin ara kararı oluşturulmasına karşın, bu hukuki sonucun tam aksine bir karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
12. Bilindiği üzere bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka usulü kazanılmış hak denilir. Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar.
13. "Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir, meğer ki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir. Usul Kanunumuzda bu şekildeki Usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de Temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi; usul kanununun dayandığı ana esaslardandır ve amme intizamıyla da ilgilidir.
Gerçekten, mahkemenin doğru bularak uyduğu ve yahut kanun gereğince uymak zorunda olduğu bozma kararı ile dava, usul ve kanuna uygun bir çığıra sokulmuş demektir. Buna aykırı karar verilmesi, usul ve kanuna uygunluktan uzaklaşılması manasına gelir ki, böyle bir netice asla kabul edilemez. Bundan başka, mahkemenin bozma kararına uygun karar vermesine rağmen Temyiz Dairesinin ilk bozmasıyla benimsenmiş olan kanuna veya usule ait hükümlere aykırı şekilde ikinci bir bozma kararı vermesi, usul hükümleriyle hedef tutulan istikrarı zedeler ve hatta kararlara karşı umumi güveni dahi sarsar" ( 09.05.1960 tarihli ve 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ).
14. Aynı ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 tarihli ve 2003/8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 tarihli ve 2010/9-71 E., 2010/87 K.; 25.01.2017 tarihli ve 2015/9-463 E., 2017/137 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
15. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı ( 09.05.1960 tarihli ve 21/9 Sayılı YİBK ) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir ( HGK'nin 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. ).
16. Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez ( Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b İstanbul 2001, s 4738 vd ).
17. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
18. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda, davalı vekilinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı üzerine yerel mahkemenin bu karara uyması ile davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Burada usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesi usulen mümkün değildir. Usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
19. Hâl böyle olunca; mahkemece bozmaya uyulmakla gerçekleşen usulü kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekir.
III. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 03.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kazancı
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 
Konu Araçları Konu İçinde Arama
Konu İçinde Arama:

Detaylı Arama
Konuyu Değerlendirin
Konuyu Değerlendirin:

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Aile Konutu Yargıtay Kararları Av.Habibe YILMAZ KAYAR Aile Hukuku Çalışma Grubu 54 12-11-2019 21:55
Aile Hukuku Konusunda Yabancı Mahkeme Kararları Tanıma Tenfiz Yargıtay Kararları Av.Habibe YILMAZ KAYAR Aile Hukuku Çalışma Grubu 22 07-11-2015 12:29
Aile Hukuku Yargılamalarında Hukuka Aykırı Delil Kabul Edilemez. Av.Habibe YILMAZ KAYAR Hukuk Haberleri 10 19-10-2010 08:30
Aile İçi Şiddet ve Yargıtay Kararları Av.Habibe YILMAZ KAYAR Kadın Hakları Çalışma Grubu 2 13-04-2004 11:34


THS Sunucusu bu sayfayı 0,07277989 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.