|
|
|
|
|
|
Merhaba, Müvekkilin taşınmazında bulunan kiracıyı kira sözleşmesinin sona ermesi sebebiyle tahliye etmek için Örnek 14 Yazılı Sözleşme İle Kiralanan Taşınmazın Kira Süresi Bittiği Ahvalde Tahliye Emri ile takip başlattık. Tahliye emri gönderilmesini talep ettiğimizde ise icra dairesi tahliye taahhütnamesinin sunulmaması sebebiyle talebimizi reddediyor. Müvekkilin elinde de tahliye taahhüdü bulunmuyor. Yaptığım araştırmalarda Yargıtayın Örnek 14 için tahliye taahhüdünün olması gerektiği belirtiliyor. Ancak bu kararların tamamı konut ve çatılı iş yeri kiraları hakkında verilmiş. Karşıklığa yol açmamak ve icra dairesine yardımcı olmak için takip talebinde de taşınmazın üstü örtüsüz ve gayrimusakkaf niteliğinde olduğunu belirttim. İcra dairesiyle yaptığımız görüşmede de durumu anladıklarını ancak yapabilecekleri bir şey olmadığını tahliye taahhüdü olmadan tahliye emri göndermeyeceklerini belirttiler. Bu gibi durum başına gelen ya da yardımcı olabilecek meslektaş var mıdır? Aynı zamanda kaçırdığım bir nokta var mı? Bu konudaki Fikirlerinizi merak ediyorum. Umarım anlatım karışık olmamıştır. Teşekkür ederim.
|
|
 |
|
 |
|
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/24460 E. , 2014/26824 K:"
6098 sayılı Kanunda işyerleri için açıkça “çatılı işyeri kirası” kavramı kullanıldığından, musakkaf olma şartının Türk Borçlar Kanunu’nda da arandığı sonucuna varılacaktır.
İİK'nun 272-275. madde hükümleri konut ve çatılı iş yeri dışındaki kiralarda, taşınmazların tahliyesi için tam uygulanır. Konut ve çatılı iş yeri kiralarında ise kiracı belirli süreli işlemlerin süresinin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça sözleşme aynı koşullarda bir yıl için uzatılmış sayılır. Türk Borçlar Kanunu'nun 347/1. fıkrası hükmüne göre kiraya veren sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Bunun için anılan kanunun 339. vd. maddeleri uyarınca borçludan tahliye taahhüdü almış olması gerekir. Buna göre de kiraya veren yazılı tahliye taahhüdü olmadan yalnız kira sözleşmesine dayanarak İİK'nun 272-279. madde hükümlerine göre kira süresinin bitmesi nedenine dayalı olarak ilamsız tahliye takibi yapamaz. Yaparsa icra dairesinin takip talebini reddetmesi gerekir. İcra dairesi kiracıya tahliye emri gönderir ise kiracı takibin iptali için süresiz şikayet yoluna gidebileceği gibi tahliye emrine karşı icra dairesinde itiraz da edebilir(Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuk. El Kitabı, Ankara 2013 s. 870)."
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2012/12148 E. , 2012/14343 K.: "
Buna göre kiralananın niteliğinin gayri musakkaf olduğu ve Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda taraflar arasında bir uyuşmazlık da yoktur. Sözleşmenin onuncu maddesine göre kontratın sona ermesinden bir ay önce taraflar yazılı olarak ihtarda bulunmadıkları takdirde kontrat bir yıl daha uzamış ve yenilenmiş olur. Taraflarca sözleşmenin onuncu maddesine göre süresinde feshi ihbarda bulunulmadığından 1.1.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesi 1.1.2011 tarihine kadar uzamış ve bu tarihte de sonlandırılmadığından 1.1.2011 tarihinden itibaren Borçlar Kanunu'nun 263. maddesi hükmü gereğince süresiz hale gelmiştir. Davacı ise 15.11.2011 tarihinde keşide ettiği ihtarnamesinde sözleşmeyi fesih ettiğini, kiralanın tahliyesini bildirmiş, aynı amaçla 23.1.2012 tarihinde davalı hakkında İİK.'nun 272. maddesi gereğince icra takibi yapmıştır. Ne var ki anılan madde süresiz hale dönüşmüş kira sözleşmesi hakkında uygulanamaz. Bu durumda uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği gözetilerek itirazın kaldırılması isteminin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir."
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2011/1590 E. , 2011/5694 K.: "
Kiralayan kira sözleşmesinin sonunda sözleşmenin yenilenmesini istemiyorsa sürenin bitiminden itibaren bir ay içerisinde İcra İflas Kanunu'nun 272. maddesi uyarınca tahliye isteminde bulunabilir
Olayımıza gelince; Takibe ve davaya dayanak yapılan ve karara esas alınan 1.10.1999 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede kiralanan halı saha ve tantan saha olarak tanımlanmış ve Eğirdir Sulh Hukuk Mahkemesinin 5.4.2010 tarih 2009/289 Esas, 2010/146 sayılı kararı ile de kiralananın galip niteliğinin gayri musakkaf olduğu ve Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olduğu kesinleşmiştir. Kira sözleşmesi, 1.10.2000 tarihinden itibaren Borçlar Kanunu'nun 263. maddesi hükmü gereğince süresiz hale gelmiştir. Davacı ise 22.6.2009 tarihinde keşide ettiği ihtarnamesinde sözleşmeyi fesih ettiğini, kiralanın tahliyesini bildirmiş, aynı amaçla 23.10.2009 tarihinde davalı hakkında İİK.'nun 272. maddesi gereğince icra takibi yapmıştır. Ne var ki anılan madde süresiz hale dönüşmüş kira sözleşmesi hakkında uygulanamaz. Icra takibi de 1.10.2000 olan kira süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde yapılmamış olmakla süresinde değildir. Bu durumda itirazın kaldırılması isteminin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir."
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2011/2092 E. , 2011/3831 K.: "
...mecurun arsa olduğundan 6570 Sayılı Kanun hükümlerine tabi olmadığı, üzerine yapılacak prefabrik demontabl kulübe ve baraka gibi temelsiz yapıların arsanın gayrimusakkaf vasfını değiştirmeyeceği beyan edilmiştir. Bu durumda davalı kiracı tarafından kiralanan arsa üzerine masrafları kiracı tarafından karşılanarak yapılmış olan 700 m2'lik prefabrik kapalı düğün salonu, yazlık düğün salonu tesisleri ile çay ocağı olan üstü kapalı terasın varlığı, kiralananın arsa vasfını ve Borçlar Kanununa tabi olma vasfını değiştirmez.
Davacı vakıf tarafından davalı kiracıya kira dönemi sona ermeden sözleşmenin bitimi olan 31.12.2008 tarihinden sonra yenilenmeyeceği ve İİK.nun 272 ve 275.maddelerine göre tahliyenin istenebileceği ihbarını bildirir ihtarname dava açma süresi olan bir aylık yasal süre içerisinde ve 9.1.2009 tarihinde davalıya tebliğ edildiğinden ihtarnamenin süre kesici özelliği sebebiyle dönem bitiminden sonraki 17.3.2009 tarihinde davacının kiralananın tahliye edilmesi yönünde icra takibi yapmasında da bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi hatalı olmuştur."