Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Meslektaşların Soruları Hukukçu meslektaşların hukuki nitelikte sorularını birbirlerine yöneltecekleri mesleki yardımlaşma forumu. SADECE hukuk fakültesi mezunları ile hukuk profesyonellerinin (bilirkişi, icra müdürü vb.) yazışmasına açıktır. [Yeni Soru Sorun]

Avukatın dilekçesini kopyalayan vatandaş

Yanıt
Konuyu Değerlendirin Konu İçinde Arama Konu Araçları  
Old 08-01-2026, 13:31   #1
canimeraba

 
Varsayılan Avukatın dilekçesini kopyalayan vatandaş

Meslektaşlar merhaba,

Devam eden bir ceza dosyasında, aynı dosyada sanık olan bir vatandaşın, müvekkilim adına tarafımdan hazırlanıp sunulan dilekçede yer alan dosyaya özgü hukuki değerlendirmeleri, karar yorumlarını ve cümle kurgularını aynen alarak kendi dilekçesine eklediği bir durumla karşılaştım.

Bu tür bir eylemin savcılık nezdinde şikâyet konusu edilip edilemeyeceği, edilmesi hâlinde hangi suç tipleri kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olabileceği ve uygulamada izlenmesi önerilen yol konusunda görüşlerinizi rica ederim. Devam eden davamızda hakimin birlikte çalıştığımızı düşünmesini istemiyorum.
Old 08-01-2026, 23:07   #2
av.murat kılıç

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan canimeraba
Meslektaşlar merhaba,

Devam eden bir ceza dosyasında, aynı dosyada sanık olan bir vatandaşın, müvekkilim adına tarafımdan hazırlanıp sunulan dilekçede yer alan dosyaya özgü hukuki değerlendirmeleri, karar yorumlarını ve cümle kurgularını aynen alarak kendi dilekçesine eklediği bir durumla karşılaştım.

Bu tür bir eylemin savcılık nezdinde şikâyet konusu edilip edilemeyeceği, edilmesi hâlinde hangi suç tipleri kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olabileceği ve uygulamada izlenmesi önerilen yol konusunda görüşlerinizi rica ederim. Devam eden davamızda hakimin birlikte çalıştığımızı düşünmesini istemiyorum.

Merhaba

Savcılığa şikayetinizde bir şey çıkacağını zannetmiyorum. Çünkü FSEK md. 71 vd. (telif suçları) şikayete tabi olsa da, savcılık büyük ihtimal takipsizlik verir. Suç unsuru oluşmaz çünkü "çoğaltma/dağıtma" mahkemeye sunmakla sınırlı kalmış. Dilekçeniz zaten aleni. Hukuki bilgiler zaten herkesin paylaşımına açık.

Ben olsam, aynı dosyaya bir dilekçe yazarak, sanığın müvekkilim için yazdığım dilekçemi aynen kopyaladığını buna rızamızın olmadığını ve bu sanıkla hiç bir şekilde birlikte çalışmadığımı beyan ederdim. En azından mahkeme heyetinin bu konuda bilgisi olurdu.
Old Dün, 23:29   #3
Muhsin KOÇAK

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan canimeraba
Meslektaşlar merhaba,

Devam eden bir ceza dosyasında, aynı dosyada sanık olan bir vatandaşın, müvekkilim adına tarafımdan hazırlanıp sunulan dilekçede yer alan dosyaya özgü hukuki değerlendirmeleri, karar yorumlarını ve cümle kurgularını aynen alarak kendi dilekçesine eklediği bir durumla karşılaştım.

Bu tür bir eylemin savcılık nezdinde şikâyet konusu edilip edilemeyeceği, edilmesi hâlinde hangi suç tipleri kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olabileceği ve uygulamada izlenmesi önerilen yol konusunda görüşlerinizi rica ederim. Devam eden davamızda hakimin birlikte çalıştığımızı düşünmesini istemiyorum.



HUKUKİ DİLEKÇELERİN FSEK KAPSAMINDA İLİM VE EDEBİYAT ESERİ VASFI VE HUSUSİYET KRİTERİ
FSEK Madde 2/1 Uyarınca Dil ve Yazı ile İfade Olunan Eserlerin Kapsamı

Fikir ve sanat eserlerinin korunması rejimi, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde şekillenmektedir. Bir fikri ürünün hukuken "eser" olarak kabul edilebilmesi ve bu korumadan yararlanabilmesi için kanunda öngörülen belirli şartları kümülatif olarak taşıması zorunludur. FSEK’in 1/B maddesi uyarınca eser; "Sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri" şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım, bir ürünün eser sayılabilmesi için iki temel unsura sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır: Bunlardan ilki subjektif unsur olan "sahibinin hususiyetini taşıma", ikincisi ise objektif unsur olan "kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olma" şartıdır.

Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2020/276 Esas ve 2021/394 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, 5846 sayılı Kanun'un "1/B maddesinde eser, “Sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tanımlanmıştır." Bu tanım doğrultusunda, bir metnin korunabilmesi için mutlaka yüksek bir edebi estetik taşıması gerekmemekte, ilmi bir çabanın ürünü olması ve sahibinin damgasını (hususiyetini) taşıması yeterli görülmektedir.

FSEK’in 2. maddesinin 1. fıkrası, "herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserleri" ilim ve edebiyat eserleri kategorisinde saymıştır. Hukuki dilekçeler, doğası gereği teknik metinler olmakla birlikte, sadece kanun maddelerinin alt alta sıralandığı mekanik belgeler değildir. Aksine, bir avukatın olay örgüsünü hukuki normlarla harmanladığı, yargı kararlarını somut olaya özgülediği ve kendine has bir muhakeme silsilesi ile sunduğu metinlerdir. Bu yönüyle dilekçeler, "dil ve yazı ile ifade olunan" fikri ürünler olarak doğrudan ilim ve edebiyat eserleri kapsamına girmektedir. Hukuki bir metnin ilmi niteliği, onun doktriner bir tartışma içermesinden ziyade, hukuki bir meseleyi belirli bir metodoloji ve ifade biçimiyle açıklamasından kaynaklanır. Dolayısıyla, bir avukatın fikri emeğiyle oluşturduğu, stratejik bir kurguya sahip savunma dilekçesi, FSEK Madde 2/1 anlamında koruma altındaki bir eserdir.

Dilekçedeki Karar Yorumları ve Cümle Kurgularında 'Hususiyet' Unsurunun Varlığı

Bir metnin eser olarak nitelendirilmesindeki en kritik eşik "hususiyet" kriteridir. Hususiyet, eserin sahibinin yaratıcı zekasının, üslubunun veya olayları ele alış biçiminin o ürüne yansımasıdır. İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2015/141 Esas ve 2020/39 Karar sayılı ilamında hususiyet kavramı şu şekilde detaylandırılmıştır: "Hususiyet, özellikle anlatılmak istenen olguların, düşüncelerin, sonuçların açıklanışı, yorumlanışı, sunuluşu, kısaca ifade ediliş biçiminde görülmektedir." Mahkeme aynı kararında hususiyetin "eşsiz veya orijinal olmayı değil; bir başka eserden kopya edilmemeyi; sahibine özgü bir anlatım biçimini taşımayı" ifade ettiğini belirtmiştir.

Somut olayda müvekkil tarafından hazırlanan dilekçede yer alan karar yorumları, Yargıtay veya Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının sadece tırnak içinde aktarılması değildir. Müvekkil, bu kararları ceza yargılamasındaki delillerle ilişkilendirmiş, kararın hangi kısmının neden somut olayda uygulanması gerektiğini özgün cümle kurgularıyla açıklamıştır. Bu açıklama ve yorumlama faaliyeti, dilekçeye "hususiyet" kazandırmaktadır. Bir hukukçunun, binlerce yargı kararı arasından stratejisine uygun olanı seçmesi, bu kararı belirli bir mantık silsilesi içinde sunması ve bu sunumu yaparken kullandığı kelime tercihleri ile cümle yapıları, o metni "sahibine özgü" kılar.

İntihal eylemini gerçekleştiren şüphelinin, müvekkilin dilekçesindeki bu özgün kurguyu, cümle yapılarını ve kararlara getirilen spesifik yorumları aynen kopyalaması, basit bir "fikirden yararlanma" değil, doğrudan "hususiyet arz eden ifadenin çalınması"dır. FSEK kapsamında korunan, salt fikirler değil, o fikirlerin somutlaştığı "ifade biçimi"dir. Müvekkilin dilekçesindeki cümlelerin dizilişi, vurgu yapılan noktalar ve hukuki argümanların inşa edilme tarzı, sahibinin hususiyetini yansıtan fikri bir çabanın ürünüdür. Bu nedenle, dilekçe metni üzerindeki hak sahipliği, metnin oluşturulduğu andan itibaren müvekkile aittir.

Yargı Kararları Işığında Özgün Hukuki Metinlerin Telif Korumasından Yararlanma Şartları

Yargı uygulaması, özgünlük taşıyan ve belirli bir sistematik içeren metinlerin, konusu ne olursa olsun ilim ve edebiyat eseri olarak korunacağını kabul etmektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi’nin 2022/230 Esas ve 2024/1546 Karar sayılı ilamında, seminer sunumlarının dahi "kendine özgü kolay anlaşılır bir üslup, kolay anlaşılır metin ve basit örneklerle dinleyenleri ve okuyanları sıkmadan hazırlanmış FSEK 2/1 maddesi anlamında “dil ile ifade olunan ilim ve edebiyat eseri”" olarak nitelendirildiği görülmektedir. Bu yaklaşım, hukuki metinlerin de belirli bir üslup ve anlatım tekniği içerdiği takdirde eser vasfını haiz olacağını teyit etmektedir.

Bir hukuki dilekçenin eser niteliği taşıyıp taşımadığı incelenirken, metnin bütününde sergilenen yaratıcı çabaya bakılmalıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2013/662 Esas ve 2013/2500 Karar sayılı onama ilamına konu olan olayda, bir sanat makalesinin aynen kopyalanması FSEK ihlali olarak kabul edilmiştir. Söz konusu kararda, "ceza dosyasındaki davacıya ait el yazısı notlar ile davalının yazdığı makalenin birbirinin aynı olduğu, sadece alıntı yapılmadığı, eserin büyük bir kısmının aynen kopyalandığı" tespiti yapılarak, bu eylemin mali ve manevi hakları ihlal ettiği hüküm altına alınmıştır. Bu emsal, hukuki metinlerin de -bilimsel yeterlilik ve özgün bir anlatım içermesi kaydıyla- aynı korumadan yararlanacağını göstermektedir.

Müvekkilin dilekçesi, bir ceza dosyasındaki karmaşık maddi vakıaları hukuki bir disiplinle analiz eden, emsal kararları bu analiz doğrultusunda yorumlayan ve yargılama makamını ikna etmeye yönelik özgün bir hitabet sanatı içeren yazılı bir metindir. Şüphelinin bu metni, kaynak göstermeksizin ve müvekkilin rızası hilafına kendi dilekçesiymiş gibi sunması, FSEK anlamında "iktibas serbestisi" sınırlarını aşan bir intihaldir. İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2017/448 Esas sayılı kararında belirtildiği üzere; "İktibas bir eserin oluşturulmasında, bir başka eserin parçalarının alıntı yapılarak eserde aynen ve belirli ölçülerde kullanılmasıdır. Esinlenme ise, bir eserin oluşturulmasında, kendisinden önceki eserlerde ortaya konulan düşüncelerden yararlanılmasıdır." Somut olayda şüpheli, müvekkilin düşüncelerinden esinlenmemiş; müvekkilin hususiyetini taşıyan cümle kurgularını ve özgün yorumlarını doğrudan "iktibas" etmiş, ancak bu iktibası yaparken eser sahibini belirtmeyerek hem mali hem de manevi haklara tecavüz etmiştir.

Sonuç olarak, hukuki dilekçeler, sahibinin hukuki bilgisini, olaylara yaklaşımını ve ifade yeteneğini yansıtan, FSEK Madde 2/1 anlamında "dil ve yazı ile ifade olunan ilim eserleri"dir. Müvekkilin dilekçesindeki özgün yapı, kelime seçimleri ve karar analizleri, sahibinin hususiyetini taşıyan birer fikri mahsul olup, izinsiz kopyalanması FSEK kapsamında cezai ve hukuki sorumluluğu gerektiren bir hak ihlalidir. Şüphelinin eylemi, müvekkilin fikri emeğini sömürmekle kalmayıp, aynı zamanda yargılama makamını da yanıltma potansiyeli taşımaktadır. Bu tür bir tecavüzün, fikri mülkiyet hukukunun temel ilkeleri gereğince yaptırımsız kalması mümkün değildir.

SOMUT OLAYDAKİ İNTİHAL EYLEMİNİN FİKRİ HAKLARA TECAVÜZ VE HAKSIZ İKTİBAS BAKIMINDAN NİTELENDİRİLMESİ
İktibas Serbestisi Sınırlarının Aşılması ve Kaynak Gösterme Yükümlülüğünün İhlali

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), toplumun kültürel ve bilimsel gelişimini desteklemek amacıyla belirli şartlar altında bir eserden yararlanılmasına "iktibas serbestisi" kapsamında izin vermiştir. Ancak bu serbesti, mutlak bir kullanım hakkı tanımayıp, FSEK Madde 35’te çok sıkı şartlara bağlanmıştır. Bir eserden yapılan alıntının hukuka uygun kabul edilebilmesi için; alıntının "belli olacak şekilde" yapılması, "müstakil bir eser oluşturma amacı" taşıması ve en önemlisi "kaynak gösterilmesi" zorunludur. Somut olayda şüpheli, müvekkilin hazırladığı savunma dilekçesindeki özgün tahlilleri ve hukuki kurguları alırken bu şartların hiçbirine riayet etmemiştir. Şüpheli, müvekkilin fikri emeğini kendi düşüncesiymiş gibi mahkemeye sunarak, iktibas serbestisini bir "fikri mülkiyet yağmasına" dönüştürmüştür.

Danıştay 1. Dairesi’nin 2008/140 E. ve 2008/257 K. sayılı ilamında bu husus şu şekilde vurgulanmıştır:

"5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35 inci maddesinde, alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınması iktibasın belli olacak şekilde yapılması ve iktibas hususunda kullanılan eserin ve eser sahibinin adından başka bir kısmın alındığı yerin de belirtilmesi koşuluyla caiz görüldüğü hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun şikayet tarihinde yürürlükte olan 71 inci maddesinin 4 üncü bendinde ise kaynak göstermeyen veya yanlış, yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak gösteren kişiler hakkında cezai yaptırımlar öngörülmüştür. ... bir eserin bazı cümle ve bölümlerinden alıntı yapılmasının, eser ve eser sahibinin adı ile eserden alıntı yapıldığı yerin gösterilmesi suretiyle mümkün olacağı belirtilerek, kaynak gösterilmemesi durumunda hapis veya ağır para cezası ile cezalandırılabileceği sonucuna ulaşılmıştır."

Danıştay’ın bu kararı, somut olaydaki ihlalin hukuki mahiyetini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Şüpheli, müvekkilin dilekçesindeki "karar yorumlarını ve cümle kurgularını" aynen alırken ne müvekkilin ismini ne de bu metnin asıl kaynağını belirtmiştir. Bilakis, bu metni kendi savunmasıymış gibi yargılama makamına sunarak "aldatıcı mahiyette" bir kullanım sergilemiştir. FSEK Madde 35’in aradığı "belli olacak şekilde alıntı yapma" kriteri, okuyucunun (somut olayda mahkemenin) hangi kısımların alıntı, hangi kısımların ise dilekçeyi sunan kişiye ait olduğunu ayırt edebilmesini gerektirir. Şüphelinin dilekçesinde ise müvekkilin özgün metni ile şüphelinin kendi beyanları iç içe geçmiş, müvekkilin fikri ürünü şüphelinin şahsına mal edilmiştir. Bu durum, sadece bir usul hatası değil, kanunun hapis cezası ile yaptırıma bağladığı açık bir hak tecavüzüdür.

Savunma Metinlerinin Ayniyet Derecesinde Benzerliği ve Fikri Emek Hırsızlığı

Hukuk pratiğinde savunma metinleri, sadece kanun maddelerinin alt alta sıralandığı teknik belgeler değildir. Avukatın dosyaya özgü kurduğu mantıksal silsile, emsal kararları somut vakıaya uygulama biçimi ve kullandığı retorik, o metne "hususiyet" kazandırır. Şüphelinin eylemi, bu hususiyeti taşıyan bölümlerin "ayniyet derecesinde" kopyalanmasıdır. Fikri mülkiyet hukukunda "esinlenme" ile "iktibas" arasındaki ince çizgi, somut olayda iktibas lehine fersah fersah aşılmıştır. Şüpheli, müvekkilin hukuki yaklaşımından ilham almamış, müvekkilin zihni çabasının ürünü olan cümleleri "kopyala-yapıştır" yöntemiyle gasp etmiştir.

İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2017/448 E. ve 2019/416 K. sayılı kararında, bu ayrım bilimsel bir titizlikle yapılmıştır:

"İktibas bir eserin oluşturulmasında, bir başka eserin parçalarının alıntı yapılarak eserde aynen ve belirli ölçülerde kullanılmasıdır. Esinlenme ise, bir eserin oluşturulmasında, kendisinden önceki eserlerde ortaya konulan düşüncelerden yararlanılmasıdır."

Şüphelinin dilekçesi incelendiğinde, müvekkilin dilekçesindeki özgün cümle kurgularının, noktalama işaretlerine kadar varan bir benzerlikle aktarıldığı görülecektir. Bu durum, bir "düşünceden yararlanma" (esinlenme) değil, "ifadenin aynen nakli" (iktibas) vakasıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2013/662 E. ve 2013/2500 K. sayılı ilamında da benzer bir durum "aynen kopyalama" olarak nitelendirilmiş ve yaptırıma tabi tutulmuştur:

"ceza dosyasındaki davacıya ait el yazısı notlar ile davalının yazdığı ... isimli makalenin birbirinin aynı olduğu, sadece alıntı yapılmadığı, eserin büyük bir kısmının aynen kopyalandığı ... davalının başkasına ait eseri kendi eseri gibi gösterdiği kabul edilmiştir."

Yargıtay’ın bu yaklaşımı, somut olayda müvekkilin dilekçesi ile şüphelinin dilekçesi arasındaki ilişkiyi tam olarak tarif etmektedir. Müvekkilin dilekçesi, dosyaya özgü hukuki değerlendirmeler içermesi hasebiyle "sahibinin hususiyetini taşıyan bir ilim eseri" niteliğindedir. Şüphelinin bu metni kendi imzasıyla sunması, müvekkilin yıllara dayalı hukuki birikimini ve o dosya özelinde harcadığı mesaiyi hiçe sayan bir "fikri emek hırsızlığı"dır. Bu tür bir ayniyet, rastlantısal bir benzerlik olarak açıklanamayacak kadar sistematik ve kapsamlıdır. Özellikle ceza yargılaması gibi her sanığın menfaatinin farklılaşabileceği bir süreçte, bir sanığın müdafisinin hazırladığı stratejik metnin diğer sanık tarafından izinsiz kullanımı, savunmanın bağımsızlığı ilkesini de zedelemektedir.

Mali ve Manevi Hakların İhlali: Çoğaltma ve Yayma Hakkına Tecavüz

FSEK, eser sahibine sadece manevi haklar (adın belirtilmesi, eserin değiştirilmesini men etme vb.) değil, aynı zamanda münhasır mali haklar da tanır. Bu mali hakların başında gelen "çoğaltma" (Madde 22) ve "yayma" (Madde 23) hakları, eser sahibinin izni olmaksızın kullanılamaz. Şüpheli, müvekkilin dilekçesini kendi dilekçesine dercederek aslında o eseri "çoğaltmış" ve mahkeme dosyasına sunarak "umuma arz/yayma" fiilini gerçekleştirmiştir. Dilekçenin mahkeme dosyasına girmesi, onun aleniyet kazanması ve yargılama süjesinin bir parçası haline gelmesi demektir. Bu süreçte müvekkilin rızasının bulunmaması, ihlalin temelini oluşturmaktadır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi’nin 2022/230 E. ve 2024/1546 K. sayılı kararında, yazılı metinlerin izinsiz kullanımının mali hakları nasıl ihlal ettiği şu şekilde ifade edilmiştir:

"belirli cümlelerin, ifadelerin iktibas kurallarına aykırı olarak yazarın ismi, alıntılanan eserin bilgileri ve iktibasın ölçüsü aşılarak belli bölümlerin kullanılması nedeniyle FSEK 22 ve 23. maddelerinde düzenlenen çoğaltma ve yayma hakkını ihlal ettiği ... FSEK m.68 uyarınca tazminat hükmedilmiştir."

Kararda da belirtildiği üzere, iktibasın ölçüsünün aşılması ve kaynak gösterilmemesi, doğrudan çoğaltma ve yayma hakkına tecavüz teşkil eder. Şüpheli, müvekkilin fikri emeği üzerinden haksız bir avantaj elde etmiştir. Bu avantaj, sadece maddi bir tasarruf değil, aynı zamanda nitelikli bir hukuki savunmanın bedelsiz ve izinsiz olarak iktisap edilmesidir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 2024/1721 E. ve 2024/1887 K. sayılı ilamında vurgulandığı üzere;

"eser sahibinin ismine yer verilmemek ve eserin bütünlüğünün bozulması suretiyle 5846 sayılı kanunun 15. ve 16. maddelerinde düzenlenen manevi hakların ihlal edildiği"

tespiti, somut olaydaki manevi hak ihlallerini de aydınlatmaktadır. Müvekkil, hazırladığı dilekçenin "eser sahibi" olarak tanınma hakkına (FSEK m.15) sahiptir. Şüphelinin bu metni kendi ismiyle sunması, müvekkilin eser sahipliği sıfatını inkar etmek ve kamuoyunu (veya yargılama makamını) yanıltmaktır. Ayrıca, müvekkilin dilekçesindeki bazı kısımların cımbızlanarak veya şüphelinin kendi metniyle harmanlanarak sunulması, eserin bütünlüğünü bozma (FSEK m.16) tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Müvekkilin kurduğu hukuki mantık örgüsü, şüphelinin yetersiz veya hatalı eklemeleriyle tahrif edilmiş olabilir ki bu durum, müvekkilin mesleki itibarına da zarar verebilecek niteliktedir.

Sonuç olarak şüphelinin eylemi; müvekkilin özgün cümlelerini, karar analizlerini ve hukuki kurgularını sistematik bir şekilde kopyalayarak, kaynak göstermeksizin ve kendi eseriymiş gibi mahkemeye sunması şeklinde tezahür etmiştir. Bu eylem, FSEK Madde 35’teki iktibas serbestisini aşan, Madde 15 ve 16’daki manevi hakları çiğneyen, Madde 22 ve 23’teki mali haklara tecavüz eden tipik bir intihal vakasıdır. Yargı kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, bu tür bir "ayniyet derecesindeki benzerlik", fikri mülkiyetin korunması ilkesine aykırıdır ve hem hukuki tazminat hem de cezai yaptırım gerektiren ağır bir ihlaldir. Şüphelinin, müvekkilin fikri emeğini sömürerek yargılama sürecinde haksız bir kolaylık sağlama çabası, hukuk düzeni tarafından korunamaz.

FSEK 71. MADDE VE TCK GENEL HÜKÜMLERİ KAPSAMINDA CEZAİ SORUMLULUK VE ŞİKÂYET STRATEJİSİ
Hukuki dilekçelerin, salt kanun metinlerinin aktarılmasından öteye geçerek, somut olaya özgü kurgular, yargı kararlarının özgün yorumları ve belirli bir sistematik dahilinde oluşturulmuş argümanlar içermesi, bu metinleri alelade birer yazı olmaktan çıkarıp "fikri emek ürünü" haline getirmektedir. Bu kapsamda, bir hukukçu tarafından hazırlanan ve sahibinin hususiyetini yansıtacak derecede özgünlük barındıran dilekçe metinlerinin izinsiz kullanımı, sadece hukuki tazminat sorumluluğunu değil, aynı zamanda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ve Türk Ceza Kanunu (TCK) çerçevesinde cezai sorumluluğu da gündeme getirmektedir. Somut olayda, müvekkil adına sunulan dilekçedeki özgün kurguların başka bir sanık tarafından aynen iktibas edilmesi, fikri mülkiyet hukukunun koruma altına aldığı manevi ve mali haklara doğrudan bir tecavüz niteliğindedir.

FSEK 71. Madde Uyarınca Eser Sahibi İznine Aykırı Kullanım Suçu

FSEK 71. maddesi, fikri haklara yönelik tecavüzlerin cezai yaptırımını düzenleyen temel hükümdür. Kanun koyucu, bu madde ile eser sahibinin haklarını sadece hukuki koruma altına almakla yetinmemiş, bu hakların kasten ihlal edilmesini hapis ve adli para cezası ile yaptırıma bağlamıştır. Özellikle dilekçe metninde yer alan ve müvekkilin savunma stratejisinin temelini oluşturan özgün değerlendirmelerin, kaynak gösterilmeksizin ve eser sahibinin izni olmaksızın kullanılması, FSEK m. 71/1 ve m. 71/3 kapsamında suç teşkil etmektedir. Danıştay Birinci Daire’nin 2006/464 E. ve 2006/578 K. sayılı ilamında vurgulandığı üzere;

"Bu Kanunun hükümlerine aykırı olarak kasten; 1. Alenileşmiş olsun veya olmasın, eser sahibi veya halefinin yazılı izni olmadan bir eseri umuma arz eden veya yayımlayan"

kişilerin cezai sorumluluğu açıkça belirtilmiştir. Somut olayda, müvekkilin dilekçesi mahkemeye sunulmakla aleniyet kazanmış olsa dahi, bu durum metnin herkes tarafından serbestçe ve kendi eseriymiş gibi kullanılabileceği anlamına gelmez. Şüphelinin, müvekkilin fikri çabasıyla oluşturulmuş "ilim ve edebiyat eseri" vasfındaki metni kendi dilekçesine aynen dercetmesi, eserin izinsiz olarak "yayımlanması" ve "umuma arz edilmesi" fiilini oluşturmaktadır. Zira mahkeme dosyasına sunulan her dilekçe, yargılama makamı ve taraflar nezdinde bir yayım hükmündedir.

Bunun yanı sıra, şüphelinin eylemi FSEK m. 71/5 uyarınca "kaynak gösterme" yükümlülüğünün ihlali bağlamında da değerlendirilmelidir. Bir hukukçu, başka bir meslektaşının veya tarafın sunduğu özgün bir görüşü ancak atıf yaparak kullanabilir. Atıf yapılmaksızın gerçekleştirilen aynen kopyalama eylemi, yargılama makamını yanıltmaya yönelik "aldatıcı mahiyette" bir kullanım teşkil eder. Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2019/31346 E. ve 2019/15869 K. sayılı kararında belirtildiği üzere;

"5846 sayılı Kanun'un 'Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz' başlıklı 71/5. maddesinin; 'Bir eserle ilgili olarak yetersiz, yanlış veya aldatıcı mahiyette kaynak gösteren kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'"

hükmü, fikri emeğin dürüstlük kuralına aykırı şekilde sömürülmesini engellemektedir. Şüphelinin, müvekkilin dilekçesindeki özgün cümleleri ve karar analizlerini kendi fikri ürünüymüş gibi sunması, mahkemeyi savunmanın kaynağı konusunda yanıltmakta ve eser sahibinin manevi haklarını (ismin belirtilmesi hakkı) ihlal etmektedir. Bu durum, sadece bir telif ihlali değil, aynı zamanda yargılama disiplinine ve dürüstlük kuralına aykırı bir "intihal" vakasıdır.

Şikâyet Süreci, Hak Düşürücü Süreler ve Delillerin (Tarihsel Öncelik) Tespiti

FSEK kapsamında düzenlenen suçların büyük bir çoğunluğu şikâyete bağlıdır. Bu noktada, şikâyet hakkının kullanılması ve sürecin yönetilmesi stratejik bir önem arz etmektedir. FSEK m. 75 uyarınca, 71. maddede sayılan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması, hak sahibinin şikâyetine bağlıdır. Şikâyetin geçerli kabul edilebilmesi için, hak sahipliğinin belgelenmesi ve tecavüzün somut delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017/478 E. ve 2020/129 K. sayılı ilamında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

"71 ve 72. maddelerde sayılan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması şikâyete bağlıdır. Yapılan şikâyetin geçerli kabul edilebilmesi için hak sahiplerinin veya üyesi oldukları meslek birliklerinin haklarını kanıtlayan belge ve sair delilleri Cumhuriyet Başsavcılığına vermeleri gerekir."

Somut olayda şikâyet stratejisi belirlenirken, öncelikle "tarihsel öncelik" ilkesi üzerinden hareket edilmelidir. Müvekkilin dilekçesinin UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) üzerinden sisteme kaydedildiği tarih ve saat, eserin oluşturulma ve alenileşme anını kesin olarak ispatlayan en güçlü delildir. Şüphelinin dilekçesinin ise bu tarihten sonra sisteme girilmiş olması, kopyalama eyleminin kronolojik ispatını sağlar. Şikâyet dilekçesine, her iki metnin yan yana getirilerek benzerliklerin vurgulandığı "karşılaştırmalı analiz tablosu" eklenmelidir. Bu tablo, sadece basit kelime benzerliklerini değil, kurgusal paralelliği, aynı yargı kararlarının aynı yorum hataları veya özgün vurgularla kullanılmasını da içermelidir.

Şikâyet süresi bakımından, TCK m. 73 uyarınca fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 6 aylık hak düşürücü süreye dikkat edilmelidir. Danıştay Birinci Daire’nin 2009/1352 E. ve 2009/1493 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, şikâyet hakkının etkin kullanılabilmesi için hak sahipliğinin kanıtlanması şarttır:

"hak sahiplerinin veya üyesi oldukları meslek birliklerinin haklarını kanıtlayan belge ve/veya nüshaları Cumhuriyet Savcılığına sunmaları halinde şikayetin geçerli kabul edileceği"

Bu bağlamda, dilekçeyi hazırlayan avukatın, metin üzerindeki fikri mülkiyetini ve "hususiyetini" ispatlayan çalışma notları, dilekçenin taslak halleri veya metnin özgünlüğüne dair bilirkişi mütalaaları süreci destekleyecektir. Cumhuriyet Savcılığı nezdinde yapılacak başvuruda, şüphelinin eyleminin sadece basit bir alıntı olmadığı, metnin sistematik yapısının ve hukuki kurgusunun bütüncül olarak devralındığı, bunun da FSEK m. 71 anlamında "çoğaltma" ve "yayma" haklarına tecavüz teşkil ettiği vurgulanmalıdır.

Meslek Etiği ve Avukatlık Kanunu Açısından Haksız Kullanımın Disiplin Hukuku Boyutu

Fikri haklara yönelik bu tecavüz, sadece ceza hukuku alanında değil, aynı zamanda meslek etiği ve disiplin hukuku bakımından da ağır bir ihlal niteliğindedir. Eğer şüphelinin dilekçesi bir başka meslektaş tarafından hazırlanmışsa (veya şüpheli bizzat avukat ise), durum Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları çerçevesinde "mesleki dayanışma ve dürüstlük" ilkelerinin ihlali anlamına gelir. Bir avukatın, meslektaşının fikri emeğini izinsiz kopyalayarak kendi savunmasıymış gibi sunması, mesleğin itibarını zedeleyen ve haksız rekabet teşkil eden bir eylemdir.

FSEK m. 84 hükmü, eser niteliği taşımasa dahi, bir kimsenin emeğiyle oluşturduğu işaret, resim ve seslerin izinsiz kullanımını "haksız rekabet" olarak nitelendirmektedir. Hukuki dilekçelerdeki özgün kurgular, sahibinin mesleki itibarının ve hukuki maharetinin bir yansımasıdır. Bu emeğin sömürülmesi, meslektaşlar arasındaki dürüstlük ve güven ilişkisini temelinden sarsmaktadır. Mahkemeye sunulacak beyan dilekçesinde, bu durumun sadece bir "telif ihlali" olmadığı, aynı zamanda savunmanın bağımsızlığına ve yargılama etiğine aykırı bir müdahale olduğu açıkça belirtilmelidir.

Şikâyet stratejisinin bir parçası olarak, ilgili Baro Başkanlığına yapılacak bildirimde, meslektaşın (varsa) veya şüphelinin bu eyleminin savunma hakkının kötüye kullanılması olduğu, müvekkilin özgün savunma stratejisinin deşifre edilerek sömürüldüğü vurgulanmalıdır. Yargılama makamının, sanıklar arasında bir "ortak savunma" veya "anlaşmalı beyan" olduğu yönündeki olası algısını kırmak için, intihal edilen kısımların rıza dışı alındığı ve bu durumun cezai/disipliner süreçlere konu edildiği mahkeme dosyasına ivedilikle bildirilmelidir. Bu bildirim, hem savunmanın özerkliğini koruyacak hem de şüphelinin haksız bir avantaj elde etmesinin önüne geçecektir. Fikri emeğin korunması, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır; bu nedenle, dilekçe intihali gibi eylemlerin cezasız kalması, hukuki yaratıcılığı ve profesyonel özeni cezalandırmak anlamına gelecektir.

DEVAM EDEN YARGILAMADA SAVUNMA BAĞIMSIZLIĞININ KORUNMASI VE USULİ MÜDAHALE YÖNTEMLERİ
Hukuk pratiğinde savunma, sadece kanun maddelerinin alt alta sıralanmasından ibaret teknik bir süreç değil; somut olayın özelliklerine göre şekillenen, özgün bir strateji ve fikri yaratıcılık gerektiren bir süreçtir. Müvekkil adına hazırlanan ve dosyaya sunulan dilekçeler, avukatın hukuki bilgisini, tecrübesini ve olaylara yaklaşım biçimini yansıtan birer "fikri ürün" niteliğindedir. Bu metinlerin, aynı dosyadaki diğer sanıklar tarafından izinsiz bir şekilde kopyalanarak kendi savunmalarıymış gibi sunulması, sadece bir telif ihlali değil, aynı zamanda yargılama sürecinin sıhhatini ve savunmanın özerkliğini tehdit eden ciddi bir usuli sorundur. Bu bölümde, devam eden yargılamada müvekkilin savunma stratejisinin korunması, mahkeme nezdinde oluşabilecek yanlış algıların bertaraf edilmesi ve bu haksız iktibas eylemine karşı geliştirilecek usuli müdahale yöntemleri üzerinde durulacaktır.

Mahkeme Nezdinde 'Organik Bağ' Algısının Kırılmasına Yönelik İvedi Beyan Sunulması

Ceza muhakemesinde hâkimin kanaati, tarafların sunduğu deliller ve beyanlar üzerine inşa edilir. Aynı dosyada yargılanan farklı sanıkların, kelimesi kelimesine aynı cümlelerle, aynı içtihat yorumlarıyla ve aynı kurguyla savunma yapmaları, yargılama makamında bu kişilerin "birlikte hareket ettikleri", "savunmalarını ortaklaştırdıkları" veya aralarında bir "organik bağ" bulunduğu yönünde bir karine oluşturabilir. Bu durum, suçun iştirak halinde işlendiği iddiasının bulunduğu dosyalarda müvekkil aleyhine telafisi güç zararlar doğurabilir. Bu nedenle, intihal eyleminin tespit edildiği andan itibaren mahkemeye sunulacak ivedi bir beyan dilekçesi ile bu durumun rıza dışı olduğu ve fikri bir hırsızlık teşkil ettiği açıkça belirtilmelidir.

Bir dilekçenin "eser" vasfı taşıyıp taşımadığı hususu, bu beyanın hukuki temelini oluşturur. Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2020/276 Esas ve 2021/394 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun "1/B maddesinde eser, “Sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tanımlanmıştır." Mahkemeye sunulacak beyanda, dilekçemizin sadece hukuki normlardan ibaret olmadığı, bu normların somut olaya uygulanış biçimi, kullanılan dilin özgünlüğü ve karar yorumlarının "sahibinin hususiyetini taşıdığı" vurgulanmalıdır. FSEK m. 2 kapsamında "herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler, ilim ve edebiyat eserleri arasında sayılmıştır." Bu tanım gereği, avukatın fikri emeğiyle oluşturduğu metin bir ilim eseri koruması altındadır. Diğer sanığın bu metni kopyalaması, mahkeme nezdinde bir "ortak savunma" değil, bir "fikri mülkiyet ihlali" olarak nitelendirilmelidir. Bu ayrımın yapılması, müvekkilin bağımsız savunma hakkının korunması ve yargılama makamının yanıltılmasının önlenmesi bakımından hayati önemdedir.

Savunmanın Özerkliği İlkesi Gereği İntihalin Duruşma Tutanağına Geçirilmesi

Savunma hakkı, her sanık için kişisel ve özerk bir haktır. Bir sanığın savunmasının, diğer sanık tarafından gasp edilmesi, savunma dokunulmazlığına ve avukatlık mesleğinin onuruna doğrudan bir saldırıdır. Yargılama makamı, dosyaya sunulan metinlerin orijinalliğini denetlemekle mükellef olmasa da, taraflardan birinin bu yöndeki itirazını dikkate almak ve dosyaya giren belgelerin sıhhatini değerlendirmek durumundadır. İntihal eyleminin duruşma tutanağına geçirilmesi, ileride açılacak tazminat veya ceza davaları için en güçlü delil başlangıcını oluşturacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/478 Esas ve 2020/129 Karar sayılı ilamında eser tanımı yapılırken; "5846 sayılı Kanun'un 1/B maddesinin (a) fıkrasında; 'sahibinin hususiyetlerini taşıyan ve ilim, edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri'" ifadesine vurgu yapılmıştır. Dilekçedeki özgün kurgu ve hukuki analizlerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği mahkemeye hatırlatılmalıdır. Duruşma esnasında yapılacak sözlü beyanlarda, intihal yapan sanığın kendi savunmasını oluşturma yetisinden yoksun olduğu veya müvekkilin savunma stratejisini sömürerek haksız bir avantaj elde etmeye çalıştığı belirtilmelidir. Bu durum, sanığın savunmasının inandırıcılığını (sorgu ve beyan aşamasında) zayıflatacak bir usuli hamledir. Zira kendi savunmasını dahi başkasının metni üzerinden kuran bir sanığın, maddi gerçeğe ulaşma konusundaki samimiyeti mahkemece sorgulanır hale gelecektir. Bu aşamada, FSEK m. 75 uyarınca hak sahipliğinin kanıtlanması süreci de önem arz eder. Şikâyet hakkının kullanılması ve bu durumun mahkemeye bildirilmesi, savunmanın "bağımsız ve özgün" olduğunu, kopyalanan metnin ise "hukuka aykırı bir taklit" olduğunu tescilleyecektir.

Hâkimin Yanıltılması Riskine Karşı Karşılaştırmalı Analiz ve Tespit Dilekçesi

İntihal eyleminin somutlaştırılması ve mahkemenin bu konudaki tereddütlerinin giderilmesi için "Karşılaştırmalı Analiz ve Tespit Dilekçesi" hazırlanması en etkili usuli yöntemdir. Bu dilekçede, müvekkil adına sunulan orijinal dilekçe ile diğer sanığın sunduğu dilekçe yan yana getirilerek; aynen kopyalanan kısımlar, değiştirilmeyen imla hataları, özgün içtihat yorumları ve hukuki kurgu benzerlikleri tablo halinde sunulmalıdır. Bu, sadece bir şikâyet değil, aynı zamanda mahkemenin dosyayı daha sağlıklı değerlendirmesini sağlayan bir "tespit" işlemidir.

İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2015/141 Esas ve 2020/39 Karar sayılı kararında, hususiyet kavramının "özellikle anlatılmak istenen olguların, düşüncelerin, sonuçların açıklanışı, yorumlanışı, sunuluşu, kısaca ifade ediliş biçiminde" görüldüğü belirtilmiştir. Kararda ayrıca; "izinsiz ve kaynak gösterilmeden yapılan bu denli geniş alıntı intihal olarak tanımlanmaktadır." denilerek, intihalin "başkalarının düşüncelerini veya çalışmalarını izinsiz alarak bilgi kaynağını bildirmeden ve atıfta bulunmadan kullanmak" olduğu vurgulanmıştır. Hazırlanacak karşılaştırmalı analizde, dilekçedeki cümle yapılarının ve hukuki çıkarımların nasıl bir "hususiyet" taşıdığı, bu metnin sıradan bir kanun aktarımı olmadığı, derinlemesine bir fikri mesainin ürünü olduğu gösterilmelidir.

Ayrıca, Danıştay 1. Dairesi'nin 2009/1352 Esas ve 2009/1493 Karar sayılı ilamında hatırlatıldığı üzere; 5846 sayılı Kanun'un 71. maddesinin 3. bendinde "bir eserden kaynak göstermeksizin iktibasta bulunan kişinin altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacağı" hükme bağlanmıştır. Mahkemeye sunulacak tespit dilekçesinde, bu cezai hükme de atıf yapılarak, diğer tarafın eyleminin bir suç teşkil ettiği ve bu durumun yargılama etiğiyle bağdaşmadığı belirtilmelidir. Bu hamle, hâkimin her iki sanığı "aynı kefeye koyma" riskini tamamen ortadan kaldıracaktır. Zira bir taraf "eser sahibi/mağdur" konumundayken, diğer taraf "fikri hak ihlalcisi/şüpheli" konumuna düşmektedir. Bu keskin ayrım, savunmanın özerkliğini koruduğu gibi, müvekkilin dosyada sunduğu hukuki argümanların ciddiyetini ve özgünlüğünü de mahkeme nezdinde teyit edecektir.

Netice itibarıyla, devam eden bir yargılamada dilekçe intihali ile karşılaşılması durumunda sessiz kalınması, mahkemenin bu durumu bir "savunma birliği" olarak algılamasına kapı aralayabilir. Bu nedenle, yukarıda belirtilen usuli yöntemlerle; durumun tutanağa geçirilmesi, karşılaştırmalı analizle ispatlanması ve fikri haklara tecavüz temelinde şikâyet süreçlerinin başlatılması, savunmanın bağımsızlığını korumanın yegâne yoludur.
Yanıt


Şu anda Bu Konuyu Okuyan Ziyaretçiler : 1 (0 Site Üyesi ve 1 konuk)
 

 
Forum Listesi

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Dava dilekçesini internette paylaşmak... av.cevat Meslektaşların Soruları 1 10-02-2020 18:38
çifte vatandaş anne-baba ile çifte vatandaş çocuk arasında Türkiye'de soybağı kurulması Av.gzmozk Meslektaşların Soruları 3 07-09-2019 15:15
Mazeret Dilekçesini Faks ile Göndermek tiryakim Meslektaşların Soruları 20 04-11-2011 09:36
Temyiz dilekçesini düzeltme nigar Meslektaşların Soruları 8 26-03-2007 22:06


THS Sunucusu bu sayfayı 0,10198212 saniyede 15 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.