| Kanallar : Lütfen
Seçiniz |
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Müvekkilin babası vefat etmiştir. Geriye müvekkilin iki kardeşi ve müvekkil mirasçı kalmıştır. Murisin üzerine kayıtlı ev hala kiradadır ve muris öldüğünden beri müvekkile kira parasından pay verilmemiştir. Bu nedenle kira payının tahsili için müvekkilin iki kardeşi davalı gösterilerek kısmi alacak davası açılmılş, tespit edilecek bedel için de vade tarihlerinden itibaren faiz istenmiştir.
Yapılan yargılamada ölüm ve dava tarihi arasından yapılan kira ödemeleri tespit edilmiştir. Ayrıca bu ödemelerin yalnızca müvekkilin kardeşlerinden birine ödendiği tespit edilmiştir. Banka kayıtları net olduğu için dosya bilirkişiye gönderilmemiş, tarafımıza ıslah için süre verilmiştir. Şimdi ıslah yapılacaktır.
1) Davamızı her iki davalı açısından da mı ıslah etmek gerekir. Yoksa ödemeler yalnızca birine yapılmış olduğundan o davalı özelinde mi ıslah yapmak gerekir?
2) Islah edilen miktar için dava tarihinden mi yoksa ödemelerin kardeşe yapıldığı tarihlerden itibaren mi faize hükmedilir?
3) Denkleştirici adalet ilkesi bu olayda uygulama alanı bulur mu?
Değerli yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Günaydın sayın meslektaşlarım. Müvekkil ağır kaldırarak çalıştığı iş yerinde disk hernisi(fıtık) sebebiyle meslek hastalığı raporu aldı ve efor kaybı tazminatı davası açtık.
11 yıldır devam ediyor. 6 tane bilirkişi raporu, yeni hastane raporları derken hakim bu kadar rapor kafamı karıştırdı diyerek ATK'dan rapor istedi. Atk raporunda disk hernisi iş yerinden olabileceği gibi toplumda ev hanimindan gündelik hayatta ağır kaldıran anı hareket edenlerin de karşılaştığı bir hastalıktır diyerek meslek hastalığı değil ama İŞLE İLİŞKİLİ HASTALIKTIR ancak iş yeri koşulları hastalığın seyrinde etkilidir şeklinde kanaat bildirdi. Bu durumda efor tazminatı verilir mi, meslek hastalığı değil diye dava düşer mi. İş kazası ve meslek hastalığı ile ilgili emsaller çok ama İŞLE ilişkili hastalıkla ilgili Yargıtay kararı ya da emsal karar bulamadım bi türlü. Tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
|
|
|
|
|
Yazan : ceko,
Tarih : 02-03-2026 13:23
|
|
merhaba meslektaşlarım bir sorum olacaktı. müvekkil alt kiracı asıl kiracı ile bir öğrenci evinde birlikte kalıyorlar. müvekkil asıl kiracının yanına taşınıyor. müvekkilin 10 ay sonra da evden çıkmasını istiyor haksız bir şekilde. müvekkilde yeni eve çıkıyor. depozito, emlakçı parası, nakliye ve kira farkını asıl kiracıdan almak istiyor. kira sözleşmesi asıl kiracı adına. müvekkilden gönderilen ödeme var ev sahibine. ama alt kira sözleşmesine yazılı rıza var mı bilinmiyor. ev sahibi müvekkilin evde kaldığını biliyor. şimdi bu durumda yazılı rıza olmaması sorun yaratır mı ve davayı neye dayandırmak gerekiyor. cevaplarsanız sevinirim
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Müteselsil sorumluluktan doğan rücu davası ve icra prosedürüne ilişkin, özellikle işleten-sürücü iç ilişkisi noktasında görüşlerinize ihtiyaç duymaktayım.
Olayın Özeti:
Müvekkilim X, araç işleteni sıfatıyla "kusursuz sorumlu" kabul edilerek, sürücü Y ile birlikte müteselsilen tazminata mahkum edilmiştir. Yerel mahkeme kararındaki sorumluluk gerekçesi şu şekildedir:
"Sayılı davada maddi tazminat talebinin KABULÜ ile;
a) Sürekli işgöremezlik tazminatı bakımından ...TL'nin %20 kusur oranına göre belirlenen bedel kapsamında tamamının davalı Y ve işleten davalı X'den müşterek ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,"
İcra dosyasında, faizler vekalet ücreti vb borcun tamamı müvekkil tarafından alacaklıyla yapılan protokol çerçevesinde haricen ödenmiştir. Protokolde; yapılan ödemelerin müteselsil borçlu Y borcuna mahsuben yapıldığı ve halefiyet ilkesinin geçerli olduğu (TBK m. 168) açıkça kayıt altına alınmıştır.
Sorularım:
Rücu Oranı (Tamamı mı, Yarısı mı?): Müvekkil "kusursuz sorumlu" olan araç işletenidir; sürücü Y ise kazada kusurlu bulunan taraftır. TBK m. 167 uyarınca iç ilişkide paylar aksi kararlaştırılmadıkça eşit kabul edilse de, işleten-sürücü ilişkisinde işletenin şahsi kusuru bulunmadığı hallerde ödenen bedelin tamamının sürücüye rücu edilebileceğine dair Yargıtay uygulamaları mevcut mudur?
- Protokolde de ödemenin sürücünün borcuna mahsuben yapıldığı belirtilmiştir. Sizce davayı ödenen tutarın tamamı üzerinden mi, yoksa müteselsil sorumluluk paylaşımı gereği yarısı üzerinden mi açmalıyız?
-Sürücüye Tebligat Çıkmış Olması ve Açık Dosya Durumu: Müvekkile henüz tebligat çıkmadığı için harç avantajı adına "feragat" ile dosyası kapatılacaktır. Ancak diğer borçlu Y tebligat çıkartılmıştır. Müvekkil yönünden dosya feragatle kapanırken, Müteselsil borçlu Y yönünden (tebligat çıktığı için) dosyanın açık kalması veya takibin devam etmesi, müvekkilin açacağı rücu davasında veya halefiyet hakkının kullanımında hukuki bir engel teşkil eder mi?
-İspat Vasıtaları: Elimizdeki açıklamalı IBAN hareketleri ve ödeme konusundaki anlaşma protokolü müvekkil yönünden icra dosyasının "infaz" yerine "feragat" ile kapatılmasına rağmen rücu hakkımızı korumada yeterli olur mu?
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba değerli meslektaşlarım, üzerinde çalıştığım bir iş hukuku dosyasında hem usul hem de esasa dair tecrübelerinize ihtiyacım var:
Olay Özeti:
Müvekkil, 2021-2022 arası A Şirketinde, 2022-2026 arası aynı gruptaki B Şirketinde çalışmıştır. 05.01.2026'da haklı fesih yapılmıştır. Arabuluculukta her iki şirketi de aynı vekil temsil etmiş, ancak anlaşma sağlanamamıştır.
Sorularım:
1. Husumet ve Red Vekalet Ücreti: Maaş borcu ve 4 yıllık kıdem sadece B şirketi döneminde doğmuştur. Ancak şirketler arasında organik bağ (aynı grup ismi, web sitesinde grup vurgusu, aynı mahallede yakın adresler, ortak vekil) mevcuttur. A ve B şirketini müştereken ve müteselsilen sorumlu tutarak dava açtığımızda; mahkeme 'maaş borcundan sadece son işveren sorumludur' diyerek A yönünden husumetten red verirse, aleyhimize nispi vekalet ücreti çıkar mı? Bu riski minimize etmek için A şirketine karşı talebi sadece 'kıdem tazminatı' ile mi sınırlamalıyım?
2. Belirsiz Alacak vs. Belirli Alacak: * Maaş alacağı (4 ay + bakiye) miktar olarak nettir. Bunu 'Belirsiz Alacak' olarak açıp sembolik rakam göstermem durumunda, HMK 107 uyarınca 'hukuki yarar yokluğundan usulden red riski nedir?
Maaş alacağını tam rakam üzerinden 'Belirli Alacak' olarak açıp; Kıdem, FM, UBGT ve Yıllık İzin gibi kalemleri 'Belirsiz Alacak' olarak açmak (aynı dilekçede karma dava) pratik bir çözüm müdür?
3. Yan Hakların Bedel Olarak Talebi: * Multinet ve Özel Sağlık Sigortası: Sözleşmeyle sağlanan bu hakların ödenmeyen kısımlarının bedel olarak tahsili noktasında Yargıtay'ın 'sosyal yardım' nitelendirmesi üzerinden dava yoluyla tahsili mümkün müdür?
BES ve Yönetici BES: Bordroda kesilen ancak fona aktarılmayan tutarları 'haksız kesinti' olarak iş mahkemesinde talep etmemde bir sakınca var mıdır?
4. Diğer Kalemler: Prim, AGİ ,Fazla Mesai (FM), UBGT, Hafta Tatili ve Yıllık İzin alacaklarını da belirsiz alacak altında talep edeceğim.
5. Grup Şirketi İspatı: Vergi numaraları farklı olsa da web sitesi görselleri ve arabuluculuktaki ortak vekil 'Organik Bağ'ın ispatı için kafi midir, yoksa Ticaret Sicil Gazetesi üzerinden ortaklık yapısını da dosyaya sunmak şart mıdır?
Tecrübeli meslektaşlarımın değerli yorumlarını bekliyorum.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba, bir ecrimisil davasında davacılar vekili; davalılar aleyhine hükmedilen rakamı ayrı ayrı icra takibine konu etmiş ve itiraz süresi geçirilmiş ve takip kesinleştirilmiş. Bu hususta ne yapılabilir?
|
|
|
|
|
|
|
Değerli meslektaşlarım hepinize merhabalar.
Müvekkil bir sahne sanatçısı. Müvekkilin eşi, 2026 yılbaşı gecesi programı için bir işletme ile şifahi olarak bir bedel üzerinden anlaşıyor ve yılbaşı gecesi sahne alınması konusunda karar kılınıyor.
Bunun üzerine işletmeci olarak bilinen şahıs organizasyonun yapılacağı yere ait sosyal medya hesapları üzerinden reklam, tanıtım ve afiş filmlerini yayınlıyor.
Devam eden süreçte yılbaşı programından 1 gün önce 30.12 tarihinde işletmeci olarak bilinen şahıs müvekkilin eşine gerekli ve yeterli rezervasyon yapılmadığından programın dernek yönetim kurulu tarafından iptal edildiğini bildiriyor. Müvekkil de bu kadar geç haber verilmesi sebebi ile haliyle yeni bir program ayarlayamıyor.
Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması sebebiyle eser sözleşmesinden kaynaklı menfi veya müspet zarar yoluna gitmeyi düşünüyorum. Miktarın senetle ispat sınırı üzerinde olması sebebi ile doğrudan bir icra takibi yapma veya açacağım dava tanık dinletme imkanım bulunmayacağından ilgili kuruluşlardan ücret tespiti talebinde bulunacağım. Sizlere sorum şu değerli meslektaşlarım;
1-Karşı taraf şahıs ile görüşmeleri müvekkilin eşi yapıyor ancak reklam yüzü olarak müvekkil yer alıyor bu durumda davayı hangisi adına açmalıyım,
2-İşletmeci olarak bilinen şahsın kullandığı yerin sahibi olan dernek ile görüşüldüğünde kendilerinin şahıs ile bir bağının olmadığı, bir başka kişi ile sözleşmelerinin olduğu ve onun işçisi olarak bildikleri bildiriliyor. Sözleşmeli kişiye çekmiş olduğumuz ihtar sonucu ise kendisinin çalışanı olmadığını bildiriyor.
3-Elimde yazılı bir sözleşme bulunmaması sebebi ile davayı menfi veya müspet hangisine dayanarak hangi mahkemede açmalıyım ?
Yardımcı olabilirseniz müteşekkir olurum. İyi çalışmalar dilerim.
|
|
|
|
|
|
|
Müvekkilin, işyerinde müdüre yönelik tehditte bulunduğu iddiasıyla iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilmiştir. İddiaya konu eylem bakımından savcılığa herhangi bir suç duyurusunda bulunulmamış, ceza soruşturması/kovuşturması başlatılmamıştır.
Yargıtay kararlarında, işçinin eyleminin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmesi halinde ceza yargılamasının sonucunun beklenmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelere rastlanmaktadır.
Somut olayda ceza soruşturması dahi bulunmaması karşısında, yalnızca işveren beyanına dayanılarak yapılan feshin haklı nedene dayandığının kabulü mümkün müdür? Ceza soruşturması/kovuşturması bulunmaması, haklı fesih iddiasının ispatı bakımından nasıl değerlendirilmektedir? Yargıtay’ın, suç teşkil ettiği ileri sürülen eylemler yönünden en azından suç duyurusunda bulunulmuş olmasını aradığına dair istikrar kazanmış içtihadı mevcut mudur?
|
|
|
|
|
|
|
|
sayın meslektaşlarım merhaba, 1995 yılında yapımı tamamlanmış bir binanın depremde yıkılması halinde, sorumlular bakımından zamanaşımı deprem ve dolayısıyla yıkım itibarıyla mı başlar yoksa zamanaşımı çoktan dolmuş mudur?
|
|
|
|
|
Yazan : EARSLAN,
Tarih : 18-02-2026 13:44
|
|
-
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar meslektaşlarım,
Müvekkil bir öğretmen. sınıf içindeki bir öerğncinin başka bir öğrenciyi yaralamasından kaynaklı . Müvekkile hakkında soruşturma izni verilerek, hakkında Asliye Ceza mahkemesinde dava açıldı. Dava basit yargılama usulü açıldı.tensip zaptı tebliğ edildi. savunma hazırlaaycapım. Soruşturması ve kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında basit yargılama usulü uygulanmaz şeklinde biliyorum. Bu durumda itiraz etmem gerekir mi. itiraz etmem lehe mi olur?
2- Dava TCK Mad. 257/2 uyarınca ihmal ile görevi kötü kullanmaktan dolayı açıldı. yaralamadan dolayı diğer öğrenciye dava açıldı. öğretmene karşı yaralamadan dolayı ayrıca açılan bir dava yok. Somut olayda öğretmen hakkında açılan davanın görevi kötüye kullanmaktan dolayı açılması yerinde midir sizce?
değerli görüşlerinizi paylaşabilirseniz memnun olurum.
iyi çalışmalar dilerim
|
|
|
|
|
|
|
Olay Özeti ve Hukuki Değerlendirme Talebi
Müvekkil: 22 yaşında, sabıkasız ve olayların iç yüzünden habersiz bir genç.
Olayın Gelişimi:
Satın Alım: Deprem bölgesindeki ağır hasarlı X aracı, 175.000 TL bedelle satın alınıyor.
Çenç (Change) İşlemi: X aracının şasi bilgileri, İzmir’den çalınan (hasarsız/sıfır ayarında) Y aracına aktarılıyor. (Müvekkilin bu işleme dahil olduğuna dair delil bulunmadığı gibi teknik kapasitesi ve fiziki imkanı da yoktur).
Vekalet ve Tescil: Sanık A (Öğretmen), müvekkile güven aşılayarak aracı onun üzerine tescil ettirmek istiyor. Sanık C’nin yönlendirmesiyle müvekkil, Maraş’taki tescil işlemleri için hiç tanımadığı bir şahsa vekalet çıkarıyor. Araç bedeli olan 175.000 TL banka üzerinden gönderiliyor, bu para bankadan gönderişmiş fakat müvekkil göndermemiş (Satıcı beyanıyla sabit).
Plaka Değişimi: Sanık D, müvekkili arayarak İstanbul’da "plaka kayıp" beyanıyla yeni plaka çıkarmasını istiyor. Müvekkil, hocasına (Sanık A) olan güveniyle bu işlemi yapıyor; tüm masraflar diğer sanıklarca karşılanıyor.
Satış: Sanık B, müşteki ile 1.2 Milyon TL üzerinden (200 bin peşin, kalan senetle) sözlü anlaşma sağlıyor. Satış noterden gerçekleşiyor.
Para Trafiği: Müştekinin müvekkile gönderdiği tüm paralar, bekletilmeksizin diğer sanıklara ve Sanık A’nın borçlu olduğu bir prodüktöre (tanık beyanıyla sabit) transfer ediliyor. Müvekkilin hiçbir ekonomik menfaati bulunmuyor.
Hukuki Tartışma:
Resmi Belgede Sahtecilik (RBS): Müvekkilin çenç işlemini yaptığına dair delil yoktur. Ayrıca işlemin yapıldığı tarihte müvekkilin başka bir şehirde olması sebebiyle "mekansal imkansızlık" mevcuttur. Maddi unsurun oluşmadığı kanaatindeyim.
Nitelikli Dolandırıcılık: Zarar unsuru her halükarda yerine gelmiş zarar giderilmemiştir, etkin pişmanlık uygulanması söz konusu değildir zarar karşılanmamıştır. Hile ve aldatma fiillerinin tamamı Sanık B tarafından gerçekleştirilmiştir. Müvekkilin suç işleme kastı yoktur; organizasyonda "piyon" olarak kullanılmıştır. Menfaat bakımından kendine menfaat sağlaması söz konusu değildir, fakat diğer sanıklara menfaat sağlamış olmaktadır. Bu durumda mahkemece zarar hile ve aldatma yönünden müvekkil sorumlu tutulursa, bu durumda beraatini sağlamak için kastın yokluğuna yüklenmek gerekecek.
Soru ve Taleplerim:
Müvekkilin suç işleme kastının bulunmadığı ve manevi unsurun oluşmadığı gerekçesiyle beraatine dair Yargıtay ilamı veya doktrin görüşü paylaşabilir misiniz?
Olayda TCK m. 30 (Hata) hükümlerinin uygulanabilirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Savunmayı güçlendirecek başkaca bir strateji öneriniz var mıdır?
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhabalar idare Kozak Bergama/İzmir bölgesini sit alanı ilan edilmiş. Bu durumda bölge halkının mağduriyetleri olacak iptal davası açsak kazanır mıyız?Bilgisi olan meslektaş var mıdır?
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba, herkese iyi çalışmalar dilerim.
Aşağıda kısaca özetlediğim süreç çerçevesinde, kesinleşmiş idari para cezasının iptali bakımından izlenebilecek yol hakkında meslektaşlarımın görüş ve önerilerine ihtiyaç duymaktayım.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun Ek 2/3-A maddesi uyarınca idari para cezası uygulanmış ve araç trafikten men edilmiştir.
Trafikten men işleminin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açılmış; mahkeme, somut olayın 2918 sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi kapsamında bir taşımacılık faaliyeti oluşturmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Söz konusu karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
İdari para cezası yönünden Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz edilmiş; ancak itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı itiraz merciine başvurulmuş olmasına rağmen sonuç değişmemiş ve karar kesinleşmiştir.
Bu aşamada, idari para cezasının iptali amacıyla yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurmayı düşünmekteyim. Meslektaşlarımın daha pratik, etkili ve uygulanabilir bir yol önerisi bulunması hâlinde paylaşırlarsa memnun olurum.
Şimdiden teşekkür ederim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba,
Müvekkilin açtığı boşanma davasından çok kısa bir süre sonra karşı taraf bir aracı ve bir taşınmazı üçüncü kişilere devrediyor. Devrin hemen ardından mal rejimi tasfiyesi davası açılmış ancak karşı taraf tasfiye davasından kısa bir süre sonra vefat ediyor. Dolayısıyla mal rejiminin tasfiyesinin boşanmayla değil, ölümle gerçekleştiği kabul ediliyor. Ancak az önce bahsettiğim devirler, aracın alış ve satış sürecinin 3 aylık bir süreci, taşınmazın ise satış sürecinin 10 aylık süreci kapsasığı, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastı bulunmadığı gerekçesiyle mahkemece karşılıksız kazandırma olarak kabul edilmiyor.
Bu durumda yapılabilecek bir şey var mıdır ?
Emsal bulmaya çalıştım ancak bulamadım. Bilgisi olan yardımcı olursa çok sevinirim.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım.
İş kazasına dayalı açmış olduğum tazminat davasında davalı tarafından 7 tane şirkete dava ihbar edildi. Bütün bu ihbar olunan şirketlere tebligatlar yapıldı. İhbar olunan şirketlerden birisi cevap dilekçesinde davanın ; iş kazasına karışan aracın sigorta ve kasko şirketine de ihbar edilmesini talep etmiş ancak şirket ismi , adresi gibi bilgiler vermemiş ve ihbar için masraf yatırmamıştır. Davalı taraf zaten aracın sigorta şirketini ihbar etmişti dosyaya , aracın kasko şirketine ihbarına ilişkin mahkeme tarafından işlem yapılmamış olması kararın Yargıtay 10 hukuk dairesi tarafından bozulmasına sebep olur mu? Davamız ilk derece mahkemesinde kabul edildi , istinafta aynı şekilde karar verdi.
|
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba değerli üyeler, kat karşılığı inşaat sözleşmesinde maddelerin çatışması söz konusu. İlgili sözleşmenin 12. maddesinde şu yazıyor; Belediyece hesaplanacak resmi harçlardan doğan zamlar ve farklar mal sahibince ödenecektir. 13. maddede; Müteahhit firma sözleşmenin akdini takiben gerek inşaat süresi içersinde gerekse herhangi bir nedenle uzayan süre içerisinde vergi, harç ve resimlerinin ve ücretlerinin artması veya yeni vergi ve harçların meydana gelmesi halinde bu hususları gerekçe göstererek arsa sahiplerinden bir talepte bulunamaz. 14. Maddede işbu sözleşmede sözleşmenin konusu işlerin ifası için ilgili makamlarca alınacak her türlü, vergi, harç ve giderler yüklenici firmaya ait olacaktır. ibaresi mevcut. Müteahhit firma otopark taahhüdü harcındaki oluşan farkı kat malikinden talep etmekte bu durumda hangi hükümler geçerli olmalıdır. Değerli bilgi ve tecrübelerinizi paylaşırsanız çok memnun olurum.
|
|
|
|
|
|
|
Merhaba meslektaşlarım,
Şahıs müvekkil adına sahte vekaletname düzenliyor. Ardından bu vekaletnamedeki tevkil yetkisini kullanarak ikinci bir kişiye daha vekalet veriyor. Bu kişi müvekkile ait taşınmazları satıyor. Açacağım tapu iptal tescil aksi halde tazminat davasında davalı olarak kimleri göstermeliyim?
1- Son kayıt maliki
2- Sahte vekil
3- Sahte vekilin vekili?
4- Noter(Kimliğin ve fotoğrafın sahte olduğu o kadar belli ki. Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık)
5- Maliye Hazinesi
|
|
|
|
|
Yazan : ozgzog,
Tarih : 06-02-2026 17:04
|
15/09/2025 tarihinde sigorta tahkim komisyonuna belirsiz alacağa ilişkin bir başvuru yaptım. Süresinde, 04/01/2026 tarihinde ıslah dilekçemi gönderdim ve sistemden yönlendirilen harcı yatırdım. Ancak yaklaşık 1 hafta sonra yatırmış olduğum harç iade edilmiş ve tarafıma 2 GÜNLÜK ıslah harcının 1560 tl ye tamamlanması için mail gönderilmiştir. Ardından 2 günün geçmesiyle, ıslah yapılmamış olarak, 100 TL üzerinden dosyada karar verilmiştir.
Öncelikle 2 sorum olacak;
1)Belirsiz alacak talebimden sonra, ıslah etmeidğim ve bilirkişi raporundaki tutarı ek dava açarak alacak davasına konu edebilir miyim? Okuduğum yargıtay kararlarında bunun ancak kısmi davada mümkün olduğunu gördüm.
2)Yargıtay kararlarında 3 günlük bilirkişi ücreti süresini makul bir süre olmadığı nedeniyle hakem kararını iptal etmiş. Bizim olayımızda da ıslah harcının tamalanması için verilen 2 günlük kesin süre makul bir süre değildir. Buradan giderek iptal davası açabilir myim? Bu iptal davasını nerede ve ne kadar süre içerisinde açmam gerekli?
Şimdiden çok teşekkür ederim
|
|
|
|
|
Yazan : yasminly,
Tarih : 04-02-2026 16:16
|
|
Merhabalar, iş davası 2018 yılında açılmış, ilk derece mahkemesince verilen kısmen kabul – kısmen ret kararı sonrasında davacı vekili tarafından ilamlı icra takibi başlatılmıştır. Davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine karar bozulmuş, dosya yeniden ilk derece mahkemesine dönmüştür. Birkaç duruşmaya girildikten sonra davacı vekili vefat etmiştir. Duruşmaya katılım sağlanamaması nedeniyle dosya karşı taraf talebiyle işlemden kaldırılmıştır. Daha sonra müvekkilin durumu fark etmesi üzerine yeni vekâletname alınarak yargılamaya devam edilmiş, yapılan yargılama neticesinde tekrar kısmen kabul – kısmen ret kararı verilmiş ve bu karar hakkında davalı tarafça yapılan istinaf başvurusu kesin olarak reddedilmiştir. Bu durumda vekalet ücreti açısından vefat eden meslektaşın kazanılmış hakkı bulunmakta mıdır?
|
|
|
|